RSS

Yazar arşivleri: sinopbilke

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

sinopbilke hakkında

Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği Temmuz 2008'de kuruldu.

PARİS’İ GEZELİM Mİ?

Paris Esintileri-Şafak SARIKAYA- 06.01.2021

Paris’e bir toplantı için gitmiştim, havaalanından otele geçmek için metroyu kullandım. Metro çıkışında taksiye bindiğimde, şoför otelin çok yakın olduğunu belirtti. Gerçekten 500 metre kadar yürüdüm. Yürürken sanki Paris’te değil de; sırası ile Çin, Hindistan ve Arap ülkelerinden geçiyor gibiydim. Paris’in göbeğinde farklı kültürler kendi mahallerinde yaşamlarını sürdürüyorlardı.

Elimdeki haritaya bakıp otelin yerini tam arıyordum ki, bir Fransız nereye aradığımı, yardımcı olmak istediğini sordu, bereket az Fransızcam sorusunu anlayıp cevaplandırmaya yetiyordu. Takım elbise ile elimde harita tutan bir turist gibi miydim bilmiyorum, otelin yerini gösterdi ve hemen şurada dedi. Otelin yakını sanki zamanda yolculuk yapmış havası veriyordu, küçük bir pazar yeri kurulmuş çoğu Araplardan oluşan kişiler yaprak tütün, baharat satıyorlardı. Biraz daha ileride Afrikalılar vardı, onlarda tezgah açmıştı. Fransa’da, olaya Fransız kalmıştım.

Otele yerleştikten ve toplantı bittikten sonra en yakın yer olarak Montmarre’de bulunan Paris’in sembolü sayılan Sacre Coeur Bazilikası vardı.16 Haziran 1875 tarihinde başlayan inşaat, maliyetinin tamamına yakın Fransız halkı üstlenmiştir. Yapımı 1914 yılında biten Basilique du Sacré-Cœur, sadece I. Dünya Savaşından sonra açılmıştır. Burası, şehrin en yüksek 2. Yeri, (Ressamlar Tepesi olarak ta bilinir)manzara sevenler için çok uygun bir yer, merdiven basamaklarını çıkmak zorundasınız mutlaka.

Kesinlikle görülmesi gereken başka bir yer elbette ki Louvre Müzesi. Brası dünyanın en büyük sanat müzesi. Louvre Sarayı’nda kurulmuş bu müze şehrin içinden geçen Sen Nehri’nin kıyısında yer alıyorr. Tarih öncesi çağlardan, 21. yüzyıla kadar uzanan, oldukça geniş bir koleksiyon yelpazesi var. Yaklaşık 35.000 kadar tarihi sanat eseri, 72.735 metrekarelik bir alanda sergilenmekte. Paris Metrosu 1. hatla kolayca ulaşılabilirsiniz.

Sadece içeriğiyle değil, içine kurulmuş olduğu tarihi yapıyla da oldukça önem taşıyan müzenin binası; 12. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başları arasında dönemin kralı II. Philippe tarafından kale olarak yaptırılmış, fakat şehrin hızla gelişip kale sınırlarını aşması sonucunda yapı savunma özelliğini kaybettiği için 1546 yılında I. François’in emriyle Fransız krallarının resmî konutu olarak kullanılması adına saraya çevrilmiştir.

Bugün müzenin bodrum katında hala kalenin kalıntılarından izler görülebilir. Defalarca genişletme çalışmaları geçirdikten sonra nihayetinde 1682 yılında XIV. Louis’nin Versay Sarayı’na taşınma kararı vermesiyle beraber Louvre, aralarından Yunan ve Roma medeniyetlerinden kalma önemli eserlerin de bulunduğu kraliyet koleksiyonun sergilenmeye başladığı müze olmayan ama aynı işlevi gören bir yer haline gelmiştir. Yaklaşık 10 yıl kadar kullanıldıktan sonra 1692 yılında kraliyet adına kurulmuş olan edebiyat ve heykeltıraşlık okulları buraya taşınmış ve 100 yıl boyunca burada eğitime devam etmişlerdir.

Fransız Devrimi sırasında kurulan meclis, Louvre’un Fransız sanatının eserlerinin sergilendiği bir müze olarak kullanılması gerekliliğine karar verdiği için tekrar müzeye çevrilmiştir. Yine de, XVIII. Louis, X. Charles ve İkinci Fransız İmparatorluğu devirlerinde büyümesini sürdüren müzenin koleksiyonuna 20.000 yeni eser ilave edilmiştir. Bugün müzenin sahip olduğu tüm sanat koleksiyonu sekiz ayrı başlığa göre ayrılmış durumdadır ve bu düzene göre sergilenmeye devam etmektedir. (1)Müze içindeki önemli eserler olarak Marsysas Heykeli, Üç Güzeller Mozaiği, Mevsimler Mozaiği, Auxxere Kadını, Rampin Binicisi, Heracles Heykeli, Milo Venüsü, Büyük Sfenks hemen akla gelebilir.Ama en dikkat çeken elbette Mona Lisa ve etrafında bir fotoğraf çekecek fırsat bulabilirseniz ne ala, inanılmaz kalabalıktı.

Notre Dame Katedrali: Türkçede bizim hanımımız, hanımımız veya hanımefendimiz gibi anlamlara gelir. Anlatılmak istenen kişi Meryem Ana’dır. Paris’e gittiğim yıl 2016’ydı. 2019 yangının da 3 yıl önceydi ve 2 ay önce yapılan metro saldırısı nedeniyle her yer elleri silahlı polisle doluydu. Temeli 1163’te dönemin papası tarafından atılan yapı, Seine Nehri’nin kıyısındaki Ille de la Cite Adası’nda bulunuyor.

Victor Hugo’nun 1831 tarihli “Notre Dame’ın Kamburu” eseriyle ünü ölümsüzleştirilen katedral, özellikle Fransız Devrimi döneminde ciddi zarar gördü ve tarih boyunca birçok kez restore edildi. Vatikan’ın da “Hristiyanlığın Fransa’daki sembolü” olarak tanımladığı yapı, Paris Başpiskoposluğuna ev sahipliği yapıyor. Paris’te görülmesi gereken bir diğer yer, yapımına 1661 yılında başlanan Versay Sarayı’dır. Paris’in biraz dışında ama tarihi bir Fransız şatosu gibi. Ancak gittiğimde tadilatı ve onarımı devam ettiği için göremeden geri geldim. RER C hattını ve treni kullanmalısınız.

Elbette Paris’in ve Fransa’nın sembolü nedir derseniz akla önce Eyfel Kulesi gelir. Gitmek için yine metrodan yararlandım. Aslında Şanzelize’den (Champ Elysee) uzaktaki kuleyi seçebiliyorsunuz. Şanzeli’den yürüyerek Eyfel Kulesi’ne geçtim. Bir yazıda dolandırıcı olduklarını öğrendiğim bir kadın yere bir şey düşürdüğümü söyledi bak ne buldum gibi bir şeyler söylüyordu, ama ona hiç aldırmadım. (Bu numarayı çok yapıyorlarmış.) Kule yılda 6 milyon turist çekmekteymiş.

Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel’in firması tarafından, Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde düzenlenen Expo 1889 Paris fuarının giriş kapısı olarak inşa edilmiştir. Aslında kulenin mimarı Gustave Eiffel değil, İsviçreli Maurice Koechlin ‘in siparişi üzerine tasarlayan Stephen Sauvestre’dir. Fotoğraf çekmesini istediğim kişilerin Türk çıkması da tesadüftü.Paris’te Şanzelize (Champ Elysee) Caddesi ve cadde sonundaki Zafer Takı (Arc de triomphe), Disneyland, Orsay Müzesi, Pantheon, Lüksemburg Bahçeleri, Moulin Rouge, Rodin Müzesi diğer görülebilecek yerler arasında, aslında daha çok yer var.Sadece Louvre Müzesi’ni uzun uzun gezmek bile saatlerinizi biraz zorlarsanız 1 gününüzü alabilir. Bu güzel şehre ayrı zaman ayırmak lazım. Belki onları görürsem ve tekrar gidebilirsem başka bir yazıda anlatırım.Sağlıcakla Kalın!

1- https://tr.wikipedia.org/…/fransanin-sembolu…/1803968

 
 

Etiketler: , , ,

KIYIDA KÖŞEDE UNUTULAN İNSANLAR

05.01.2021-BİLKE

Kaybolan kültürleri araştırırken, köylerimizde ders niteliğinde insan manzaraları gördük. Gördüklerimiz, bizi kıyıda köşede herkesin unuttuğu insanlarla tanıştırdı. Yokluk içinde olan ve yok demeyen, kimseye el açmayan, eğilmeyen onurlu insanlar ile yolumuz kesişti.

Siyasi ve dini terör yapılarından korkuyorlar, o nedenle yardım için hiç bir yere başvurmuyorlardı. Kız çocuklarının okutulması için kurucu başkanımızın önderliğinde EĞİTİM PROJESİ yolculuğumuz başladı.

başarılı gençlerimize gelen LENOVA BİLGİSAYAR paketleri açılırken

İlk olarak, eğitim öğretim yılı başlamadan önce Yatılı İlköğretim Bölge Okulları ile görüştük. Oradan mezun olup Sinop merkezde Anadolu Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi ve Fen Lisesi kazanan ihtiyacı olan öğrencilerin listesini istedik. Eğitim Projesi serüvenimiz böyle başladı.

Bu projeden faydalanan ve şimdi Türkçe Öğretmeni olarak görev yapan arkadaşımız, öğrencilik yılarını kendi kalemiyle yazıya döktü. Dernek olarak, toplumdaki adaletsiz dağılım mağdurlarının yanında olmaya devam edeceğiz. Yanımızda olan herkese teşekkür ederiz. Öğretmenimizin gözünde öğrencilik:

Sobasının üzerinde her daim ıhlamur çayı kaynayan bir öğretmenin, tüm imkansızlıklara rağmen güzelleştirmeye, yuva yapmaya çalıştığı, on iki öğrencili bir birleştirilmiş sınıfta başladı ilkokul hayatım.   O zamanlar en büyük zorluğun birleştirilmiş sınıfta okumak, çok sevdiğim öğretmenimi başka sınıflarla paylaşmak olduğunu zannederdim.

Ama öyle değilmiş. En büyük zorluk insanın henüz kendi saçlarını bile tarayamayacak kadar küçükken ailesinden uzak kalmasıymış. Bunu henüz on iki yaşımda yatılı bir okula verildiğim gün tecrübe ettim.  Önceleri yatılı okulun bir çeşit cezalandırma yöntemi olduğunu düşünürdüm. Acaba nasıl bir suç işlemiştim de ailem bana böyle bir cezayı uygun görmüştü?  İlk haftalar hep yola bakmakla, ağlamakla, deftere anne- baba yazmakla geçti. Önce bitlenmeyelim diye saçlarımız kesildi. Hem de öyle bir kesildi ki kim erkek kim kız ayırt edebilmek için adını sormak gerekirdi. Nevresim değiştirme ve banyo günlerinden nefret ederdim. Çünkü ne nevresimin içine battaniye sokacak kadar gücüm vardı ne de banyo suyunu ayarlayabilecek aklım. Sonraları diğer çocuklar gibi ben de alıştım. Tabi bana kattıkları da çok fazlaydı yatılı bir okulda kalmanın. İnsan orada azla yetinmeyi, paylaşmayı da öğreniyor. Önce bir dilim ekmeği paylaşıyorsun, sonra bir odayı, bir masayı, sevgini, derdini, özlemini… Ve yavaş yavaş artıyor paylaştığın şeyler.

Lise hayatımın da ortaokul hayatımdan pek farklı geçtiği söylenemez. Sadece zaman, mekân ve kişiler değişti. Yine yatılı bir okul, sekiz kişilik bir yurt odası, sabah yedi akşam yedi etütleri, makarna ve mercimek çorbası…

Yurttaki hayatım bir önceki yıllarımın aynısıydı ancak okulda daha önce içine girmediğim ve alışık olmadığım yabancı bir ortam vardı. Yatılı olanlar ve olmayanlar arasında hemen hemen gözle görülür bir çizgi çizilmişti. Onlar arabalarla okula bırakılırlardı. Hatta birçoğunun kendi arabası bile vardı. Ancak yatılı olanlar bir servisin içine tıklım tıklım doldurulur adeta okulun kapısından içeri atılırlardı. Aslında üniformalarımıza bakmak bile yeterliydi kimin yatılı olup olmadığını anlamak için. Çünkü biz yatılı olanların üniforması solmuşken onlarınki pırıl pırıl parlardı. Belki bu yazıyı okurken kaldı mı 21. yüzyılda böyle bir ayrım diyeceksiniz. Evet bizzat yaşadım ayrım bizim en büyük kahrımızdı.

Sonra öğrenciler arasındaki bu ayrımı kaldırmaya gönül vermiş, hayatla olan zorlu mücadelemi desteklemek isteyen bir dernekle karşılaştım. Bilim Kültür Eğitim Derneği. Henüz lise ikinci sınıftaydım. Kendisini hep şükranla andığım okul müdür yardımcımız beni yanına çağırarak bu dernekle tanışmama vesile oldu.  Hani bazen insan kendini dünyanın en şanslı kişisiymiş gibi hisseder ya o çocuk yaşımda kendimi bana öyle şanslı, öyle değerli hissettirdi ki BİLKE.

Üniversite yıllarımda da benden desteğini esirgemedi BİLKE. O yıllarda da kurduğumuz aile ilişkisini sürdürmeyi başardık. Her geçen yıl daha da büyüyen, genişleyen ve etrafına umut veren bir aileydik.  Attığım her adımda onların desteği benimleydi. Bu yüzden lise ve ortaokul yıllarımda yaşadığım o ayrımı, dışlanmışlığı üniversite yıllarımda hiç yaşamadım. Çünkü bir telefon uzağımda olan “alo” dediğimde bana cevap verecek birçok gönüllü annem vardı.

Bu yıl BİLKE ile tanışıklığımızın sekizinci yılı. Sekiz yıl önce ürkek bir öğrenciyken ellerimi tutan ve benim en büyük şansım olan BİLKE, öğretmen olduğum bu yılda ve gelecekteki hayatımda bana bir rehber ve sıcak bir yuva olmaya devam edecek.”

2016-Seyhan ÖĞRETMEN

Öğretmenim duygularına ve kalemine teşekkürler. BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Ocak 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , ,

YAVRU KÖPEĞİN KESİK KUYRUĞU

04.01.2021- Yaşar SARIKAYA

Yavru köpeğin kuyruğunu kökünden kesen el, bu nasıl insanlıktır? Bu eylemi hangi kafa ile yaptın, bir de haz mı aldın? Sonra güzel güzel yaşadın mı aramızda, hiçbir şey olmamış gibi?

Canavar ruhlu bu tip insanlarla birlikte yaşamak ve aynı havayı teneffüs etmek bize ağır geliyor. Sonra, yaptıkları gayet normalmiş gibi yüzümüze bakıyor ve aramızda dolaşıyorlar.

Bu olayı yaşayan yavru köpek ile ilk babam tanıştı. 1982- 83 yıllarıydı. Rahmetli babam, şişe cam fabrikası arkasında, denize 100m uzaklıkta 6 dönüm arazi almıştı. Köyden çocuk yaşta kaçtığı için, hep köy ve toprak özlemi vardı. Emekli olunca her gün oraya gider, evin yemek, ekmek artıklarını bir kaba koyar hayvanlara götürürdü. Akşama kadar toprakla oyalanır, akşam eve dönerdi.

Bir akşam, orada bir yavru köpek gördüğünü anlattı. Köyün çocukları yavrunun kuyruğunu kökünden kesmişler dedi. Köpek yiyecekleri babamın elinden yemiyormuş. Uzakta bekliyor, babam yiyecekleri bırakınca değil bir metre, 30- 40 metre kadar uzağa gitmedikçe yemiyormuş.

Sonra alışmış babama, her geldiğinde onun yemek vereceğini bildiği için bekliyormuş, ama yine uzakta. İnsan varlığından o kadar korkmuş ki, insan gördüğünde asla yaklaşmıyormuş. İnsanlardan hayat dersi alanlar da mesafeli olur, yaklaşamazlar..

Babam yavruyu her anlattığında gözleri dolardı. Ben de dayanamaz ağlardım. Yavrunun kuyruğunu kökünden kesmek olayı, beni aylarca sarstı. Hala aklıma geldikçe içimin sızısı tazelenir. Yüreğime bir hançer saplanır, acısı bütün vücuduma yayılır. Yakınlarda benzer olay, yine haberlerde yer aldı. Bu nasıl bir iç kinidir, bu nasıl bir canavarlıktır, bu neyin dışa vuru mudur? Kendine her şeyi yapmayı hak gören bu tip insanlar, toplum içinde değer bulacak gruplar da bulurlar.  

TV’ de izlediğim bir haberi, mutlaka benim gibi izleyenler olmuştur. Yabancı bir ülkede, adamın biri her gün sokak hayvanlarını besliyormuş. Herkesin hayırsever iyi bir insan diye saygı duyduğu bu kişi, daha sonra çocuk istismarcısı çıkmış. Bu tip insan modelleri, içimizde gayet normal dolaşıyorlar. Hırsızı, arsızı, canavarı, hak yiyeni eh bir de parası ve arkası da varsa; o zaman her şey mubah.(!)

Hayvana, canlıya, doğaya zarar verme eyleminin insan denen varlığa HAZ vermesi, normal aklın kabul edeceği bir şey değil. Kendi gibi düşünmeyenlere, kin ve nefret duyguları beslemek ve bu olumsuzluktan beslenmek de çok acı. Daha da acısı, bu eylemden HAZ alma duygusunun toplumda gittikçe artmış olması. Kötülük eylemi, bir insana nasıl- neden- niçin HAZ verir? Siyasetin, bürokrasinin, sosyal medyanın, TV dizilerinin ve filmlerin dili de işin tuzu biberi.

Karısını öldürenler, sevgilisini hiç acımadan parça parça doğrayanlar, küçücük çocuklara işkence edip öldürenler ve bu yaptığından HAZ alanlar ….. Dünya, nereye doğru gidiyor? Önlemek için ne yapıyoruz? Yönetim sistemi, eğitim sistemi, hukuk sistemi, siyaset sistemi oturmak zorunda. Seçilenlerden beklentimiz çok. Bu sorunların öncelikli çözüme ihtiyacı var.

Eğitim ailede başlar. Psikolojik sorunların temeli herkesin bildiği gibi çocuklukta yatar. Uzmanlar, çocukluğunda dayak yiyen, horlanan çocukların suç oranının yüksek olduğunu söylüyorlar. Üretme, çalışma yerine sadece tartışmak, yenmek, haklı çıkmak, galip gelmek duyguları hakim olmaya başladı. Suç oranının azalması için, siyaset üstü modellerin çoğalmasına ihtiyaç var.

Toplumu ayrıştıran dil, ayrıştıran kıyafet, ayrıştıran sloganlar ile kin ve nefret duyguları artıyor. Ucuz tartışmalar arttı, herkes her şey hakkında uzman gibi davranmaya başladı. Halk, acil sorunlara çözüm istiyor ve bekliyor. Sorunların çözümüne seçim yatırımı gözüyle bakılıp ihmal edilmemeli. İnsanın beden ve ruh sağlığı öncelikli olarak yerini almak zorunda.

Toplumda, ortak bir İNSANLIK dili olmasını umut ediyoruz kendimizce.

bu yavruları babam bodrumda bulmuştu büyütüp sahiplendirmiştik
 
Yorum yapın

Yazan: 04 Ocak 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , ,

VİYANA İZLENİMLERİM

03.01.2021-Şafak SARIKAYA

2021’nin ilk günlerinde 2015 yılında iş için gittiğim Viyana’da gördüğüm birkaç yerle ilgili gözlemlerimi paylaşacağım. Viyana’da aslında görülecek çok yer var ama ben öncelikle Umberto Eco’nun meşhur “Gülün Adı” romanına esin kaynağı olmuş dünyanın en ünlü barok manastırı San Benedict’ten bahsedeceğim.

San Benedict, Viyana’dan önceki Avusturya’nın başşehri olan Melk’te bulunuyor, Viyana’ya 70 km. uzaklıkta, trenle 70 dakikada gidebilirsiniz. Melk tarihi o kadar eski ki; şehir 1089’da Benedict Rahipleri’ne hediye edilmiş.Manastıra geniş ve güzel bir bahçeden devam ediyorsunuz, ön avlu girişinde tepede bir çocuk heykeli ve fıskiyesi olan bir havuz sizi karşılıyor.

Manastır günümüzde ortaokul ve lise olarak hizmet vermekte. İçine girdiğinizde bir tarafında Habsburg Ailesi’ne mensup önemli kişilerin resimlerinin asılı olduğu 200 metre uzunluğundaki koridor var.Benedict Manastırı adını 6 yy’da burada üç yıl yaşayan Papa Benedict’ten almış. Benedict aynı zamanda bir şifalı bitki çayının adı. Eski manastırlarda keşişler 30 çeşit bitkiden yapabiliyorlarmış.Maria Theresia Habsurg Hanedanlığı’nın devletini bizzat yöneten tek imparatoriçe. İmparatoriçe Fransız İhtilali’nde idam edilen Marie Antoinette’in annesi. (1)Manastırda 497 oda ve 1365 pencerenin olduğu ve yapımında tam 1 milyon adet tuğla kullanıldığı söylenmekte. Emperyal salonlarda teşhir edilen eserlerin zenginliği karşısında şaşırmamak elde değil. Binanın görkemine paralel altın kaplı kutsal emanetler, kupalar, giysiler, el yazması kitaplar özel cam bölmelerde teşhir ediliyor. 500-600 yıllık eserleri gördükten sonra bir odadan çıkınca hemen Orta Çağ’dan kalma kıymetli mücevherlerin saklandığı büyük bir sandık görülüyor. Bu kasadaki kilit sistemi çok ilginç, 12 adet ayrı kilit sistemi birbiri ile bağlantılı. Bir iddiaya göre 2. Viyana Kuşatması çok korkuttu da derler; ne kadar doğrudur bilmiyorum.

Manastırın kütüphanesi Avrupa’nın en zengin kütüphanesi sayılabilir. Arşivinde 100 bin cilt kitap var. İlk bölümde 16 bin kitap yer alıyor. El yazmaları önemli yer tutuyor. Kütüphanedeki kitaplıkta bilim adamlarının isimlerinin yazılı olduğu metal silindirler var ve orada (bir Türk olarak ismini görmek gurur verici)Murat Vural ismi de yer alıyor, Son bölüm Barok Kilise’ye geçmeden önce terasta kalıp kenti kuş bakışı seyredebilirsiniz.

Viyana’daki önemli yapılardan birisi de Schönbrunn Sarayı. Schönbrunn Sarayı’nın ve bahçesinin yapımı ancak 1744-1749 yılları arasında imparatoriçe Maria Theresia tarafından tamamlatılmıştır. 1683’deki II. Viyana Kuşatması’nda, çevredeki binaların yok edildiği bilgisi de var.1569’da, Kutsal Roma İmparatoru II. Maximilian, bir tepenin altında Viyana nehrinde büyük bir su ovasını satın almış. II. Maximilian günümüzde sarayın bulunduğu bölgede kaynayan bir su görüp, sudan biraz içmiş ve tadını beğenerek, suyun üstününe bir çeşme yapılmasını emretmiş. Çeşmeye de, güzel çeşme yani “Schönbrunn” adı verilmiş.Schönbrunn Sarayı ve Bahçesi 1996 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak ilan edildi.

(2)Schönbrunn Sarayı dışında, Belvedere Sarayı, Hofburg İmparatorluk Sarayı, Viyana Opera Balosu, Avusturya Milli Kütüphanesi de görülecek yerler arasında.Sanata özellikle Barok Döneme ilgi duyanların görmesi gereken bir şehir Viyana.Rahat gezebileceğimiz günler geldiğinde, görmek dileğiyle,Sağlıcakla kalın!ŞGSKaynaklar:1-https://www.hurriyet.com.tr/dunyanin-en-unlu-barok…2-https://tr.wikipedia.org/wiki/Sch%C3%B6nbrunn_Saray%C4%B1

 
 

Etiketler: , ,

AÇ TAVUK VE BUĞDAY ÇECİ

02.01.2021-BİLKE

Anadolu kültüründe yaygın olarak kullanılan “AÇ TAVUK KENDİNİ BUĞDAY AMBARINDA SANIR” atasözü, Sinop’un bazı köylerinde “AÇ TAVUK KENDİNİ BUĞDAY ÇECİNDE GÖRÜR” biçiminde kullanılır. Sinop- Gerze-Dikmen yöresi köylerine gider ve yaşı 80 üstü olanlarla konuşursanız, bu atasözünü mutlaka duyarsınız.

Çec kelimesi sözlükte, “henüz samanla karışık, kalburdan geçirilmemiş tahıl yığını” olarak geçer. Bu atasözü, etkisini kaybetmeden günümüze kadar ulaşabilen atasözleri arasında en çok kullanılanıdır. Derin anlam içerir ve bazı durumları özetlemek için oldukça etkili bir cevap olarak kullanılır.

Corona günlerinde, koruma tedbirleriyle hepimiz sıkıldık. Evlerde kapalı kaldık, eski günlere özlem duyuyoruz. Eski günlerin açlığı ile gelecek için hayal kurmaktan da geri kalmıyoruz. Dünya Sağlık Örgütü kararlarını takip ediyor, aşıyı bekleyip duyuyoruz. Aşı karşıtı olanlar olsa da, salgının kesinlikle aşısız önlenemediği geçmişteki tecrübelerle sabittir. Devletlerin sağlık politikaları, insan hayatını ve geleceğini en iyi şekilde düşünür umudu ile, insanlar bu dönemde güzel günlerin hayalini kuruyor.

Gelelim atasözümüze ve halkın bu söze yüklediği anlamlara:

-Varlık sahibi olmayan kişiler sürekli bir hayal aleminde dolanırlar. Yoksulluk çeken kimseler sürekli olarak ihtiyaç duydukları şeyleri elde etme hayali kurar. Olmayacak düşlerin hayalini kurarlar.

-Yoksulluk çeken insanlar ihtiyaç duydukları şeylere karşı duydukları hasrete bağlı olarak olmayacak hayaller kurarlar. Onları elde ettiği anların hayalini yaşar.

2021 yılı, sağlıklı bir yıl olur umuduyla…

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Ocak 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , ,

DOKUZ KÖYÜ DONSUZ DOLAŞMAK

30.12.2020-BİLKE-

ATASÖZLERİMİZ

Bu gün, okurlarımızla dokuz ile ilgili atasözlerini paylaşmak istiyoruz. Bizim insanımız, nüktedandır. Bir sözcük ile çok şey anlatır. Ezberlediğini dillendirdiği gibi, anında doğaçlama üreterek de söyler.

Sinop’un Gerze ve Dikmen köylerinde yaşlıların kullandığı bir atasözü ilgi çekicidir.

DOKUZ KÖYÜ DONSUZ DOLAŞTIM YIKILMADIM

Yaşları 80-90 arasında olanlar, bu sözü çok bunaldıklarında, yoksulluk çektiklerinde, emek edip emekleri çalındığında, haksızlığa uğradıklarında kullanırlar. Söyleyiş tarzları ile söz öyle güzel oturur ki. Bu değerlerimizi saklayamadık. Bilke olarak bu nedenle arşivlemeye çalışıyoruz. Bir gün bir tiyatro, skeç ve türküde karşımıza çıkıverir belki.

Bu gün dokuz köyü donsuz dolaşanlar, yerini telefon, iphone, bilgisayar, TV ekranlarında dolaşanlara bıraktı. (Y.SARIKAYA derleme)

Dokuz köy deyiminin, Anadolu coğrafyasında örnekleri çoktur. Bunlardan bazıları:

Dokuz ayın çarşambası bir araya gelmek(deyiminin anlamı) Bir çok iş üst üste yığılıp sıkışık bir durum oluşturmak.

Dokuz babalı: Kimden olduğu, babasının kim olduğu belli olmayan.

Dokuz canlı: Yapısı çok sağlam, kolay kolay ölmez.

Dokuz doğurmak: Bir şey ha oldu ha olacak diye tasalanmak ya da çok sabırsızlanmak.

Dokuz körün bir değneği: Bir çok kimsenin tek yardımcısı, tek dayanağı.

Dokuz köyden kovulmuş: Geçimsizliği, hoş olmayan davranışları yüzünden bir çok yerlerden atılmış.

Dokuz yorgan eskitmek (paralamak): Çok uzun yaşamak.

Dokuz at bir kazığa bağlanmaz(atasözünün anlamı)

  1. Bir işin başına, tanınmış kişiliği bulunan bir çok kimse birden getirilmemelidir; çünkü anlaşamazlar, birbirlerine saldırırlar.
  2. Bir çok azılı, zayıf bir güvenlik önlemiyle bir arada zapt edilemez.

Dokuz ölç, bir biç (İki ölç, bir biç): Önce iyi düşünüp taşınmalı, sonra karara varmalı.
_____________________________________________________
© Kaynak: https://www.lafsozluk.com/2011/03/dokuz-ile-ilgili-atasozleri-deyimler-ve.html

BİLKE-BİLKE-BİLKE


 
Yorum yapın

Yazan: 30 Aralık 2020 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , ,

KONUŞAN KUŞ EFSANESİ

23.12.2020-BİLKE

Aşklar, sevdalar üzerine yazılan eski hikayeler ve yaşanmışlıklardan geriye neler kaldı diye başlayalım mı söze? Gerçekten bir düşünelim, türkülere konu olan ve yazarı şairliğinden utandıran dizeler gitti, yerini günlük veya anlık diyeceğimiz hazlara bıraktı.

Eski yazarların romanları, bu gün yeni yeni senaryolarla TV ekranlarını dolduruyor. Kaybettiklerimiz, insani tarafımızı örseledi ve yok etmeye doğru sürüklüyor. Tutunduklarımız, kaybettiklerimizin yerini de dolduramıyor. Vicdani, insani olarak çok şey kaybediyor ve kaybetme yolunda da egoistçe ilerliyoruz.

Bu gün, eski bir yaşanmışlığın hikayeleşerek kent belleğinde nasıl yer aldığına değiniyoruz. Okuyalım:

Boyabat Folkloru, sayfa: 28

Dış dünyadaki o kadar çok uyarıcı etken arasında, iç dünyamızı beslemek ve dinlemek gittikçe zorlaşıyor. Bu gidişe ayak uydurmak üzücü ama çok kolay oldu. Doğanın uyumunu bozduk, kendi dengemizi de bozduk, anlamak ve dinlemekten uzaklaşıyoruz. Temiz bir dünya için, gelecek için önce kendimizden başlamalıyız ki çevreye yararlı olabilelim.

BİLKE- BİLKE- BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Aralık 2020 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: ,

SİNOP YÖRESEL MUTFAĞI

22.12.2020- BİLKE

Bu gün, Sinop yemek kültürü hakkında yapılan akademik bir araştırmayı paylaşmak istiyoruz. Et kebap ile meşhur olan iller yanında, Sinop ili mutfağının zayıf olduğunu düşünenler olduğunu görüyoruz. Kültür değerlerimizi korumazsak, bu düşüncenin doğruluğuna katkıda bulunmuş oluruz. Sinop’ta yaşayanlar, bu coğrafyanın dağında, tepesinde, ovasında, merkezinde zengin mutfak kültürüne sahiptir. Bu çeşitliliği ortaya koymak, korumak ve geliştirmeye ihtiyaç vardır. Bu alanda yapılan çalışmalardan bir akademik araştırmaya göz atalım:

Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi

Volume: 44, Winter-2019, p. (302-319)

ISSN: 1308-6200 DOI Number: 10.17498/kdeniz.647742

Research Article

Received: July 17, 2019 | Accepted: November 26, 2019

This article was checked by intihal.net.

SİNOP YÖRESEL MUTFAĞININ UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ TATLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

EVALUATION OF THE TASTES WHICH HAVE FACE TO BE FORGOTTEN IN SINOP’S LOCAL CUISINE

ОЦЕНКА ЗАБЫТЫХ ВКУСОВ РЕГИОНАЛЬНОЙ КУХНИ ПРОВИНЦИИ СИНОП

Nadide Afra GENÇ*

Yılmaz SEÇİM**

ÖZ

Türk mutfağı sahip olduğu kültürel değerleri ve çeşitliliği ile gastronomi turizminde önemli bir yere sahiptir. Türk mutfağında önemli bir yere sahip olan Karadeniz mutfağı geçmişten günümüze fazla değişiklik göstermeden gelmiş mutfaklar arasındadır. Karadeniz’de yaşayan halk tarafından geçmişten yapılan, halen üretimi ve tüketimi devam eden birçok ürün sofralarda tercih edilmeye devam etmektedir. Sinop mutfağı da Karadeniz bölgesini temsil eden önemli bir mutfak konumundadır. Sinop mutfağında ağırlıklı olarak et yemeklerinin tüketildiği, denize kıyısı olmasından dolayı balıkçılık faaliyetlerinin geliştiği, mantarların ormandan taze olarak toplandığı ve tahıllarla yapılan yemeklerin tüketildiği bilinmektedir. Sinop mutfağında, kış sebzelerinin yanı sıra ayva ve kestane gibi meyvelerin de yemeklerde kullanılmaktadır. Çalışma 2019 ağustos ve eylül ayları arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma sırasında konunun temeline inebilmek amacıyla mülakat tekniği kullanılmıştır. Sinop mutfağı hakkında bilgisi olan gönüllü 30 kişiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşme yapılacak kişilerin Sinoplu olmasına ve Sinop’ta ikamet etmesine dikkat edilmiştir. Sonuç olarak Sinop mutfağında olan ve tüketimi geçmişte evlerde sıklıkla yapılan yemekler (Sinop mantısı, ıslama, etli nohut, nohutlu tavuk, keşkek, tuzlu balık, balık yahnisi, ördek dolması, sirkeli patlıcan, soğan aşı, katlama, Boyabat pidesi, unlu basma vb.) tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda tespit edilen lezzetlerin reçeteleri çıkartılarak kayıt altına alınmıştır. Unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemeklere dikkat çekilerek bölgenin gastronomi turizminde farkındalık yaratabileceği düşünülmektedir.

—————————————————————————————————————–

* ORCID: 0000-0001-9758-226X YL. Öğr. Necmettin Erbakan Üniversitesi, Turizm Fakültesi, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, afra.57@hotmail.com

** ORCID: 0000-0002-9112-7650 Dr. Öğr. Üyesi Necmettin Erbakan Üniversitesi, Turizm Fakültesi, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, yilmazsecim@gmail.com


GİRİŞ BÖLÜMÜ(304-305-306)

305. SAYFADAN BÖLÜM:

Türklerin zengin bir kültüre sahip olma nedenleri tarihsel geçmişleridir. Orta Asya’dan Anadolu’ya göç eden Türkler, Orta Asya’dan et ve mayalanmış süt ürünleri, Mezopotamya’dan tahıllar, Akdeniz çevresinden sebze ve meyve, Güney Asya’dan baharat alarak zengin mutfak kültürünün oluşmasında etkili olmuştur (Güler, 2010, s. 25). Genel özellikleri incelendiğinde Türk mutfağı genellikle hayvansal ve tarımsal yiyeceklere dayanan özel gün ve törenlere, coğrafi bölgelere ve sosyal yapıya göre değişiklik gösteren ve İslamiyet’in de etkilerinin görüldüğü bir mutfaktır. Türklerin yeme-içme alışkanlıklarına bakıldığında temel gıda maddeleri olarak süt ürünleri ve koyun eti gelmektedir. Sebze yemeklerinin de Türk mutfağında önemli bir yeri vardır. Etli, soğanlı, salçalı, domatesli pişirilmesi yaygın olan sebzeler genellikle su konmadan önce kavrulması yaygındır (Albayrak, 2013, s. 5052). Türk mutfağı Çin ve Fransız mutfağı ile beraber dünyanın en önemli mutfağını oluşturmaktadır (Şanlıer, 2005, s. 214).

Karadeniz mutfağı geçmişten günümüze fazla değişikliğe uğramamış mutfaklar arasında gösterilmektedir. Karadeniz halkının sofralarında yöreye has birçok yiyecek ve içecek hala yer almaktadır. Sağlıklı beslenme kurallarına uygun mutfak bulunmasında yiyeceklerin bölge ürünleri ile şekillendirilmesi etkilidir (Şengül ve Türkay, 2015, s. 601). Karadeniz bölgesinde balık, mısır, mısır unu, karalahana, pirinç, patates, taze ve kuru fasulye en çok tüketilen yiyeceklerdir (Demirel ve Ayyıldız, 2017, s. 281).

Sinop, kalkolitik çağdan günümüze kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, Anadolu’nun eski yerleşim yerlerinden biridir. Türkiye’nin en kuzeyinde Karadeniz bölgesinin ortasında yer alan bir şehirdir. Berzah (iki yanı su, dar kara parçası) üzerine kurulmuş tek il olan Sinop yeşili ile olduğu deniziyle de ünlüdür. Coğrafi özellikleri göz önüne alındığında doğal bir liman olma özelliği taşımaktadır (Sinop İl Özel İdaresi, 2013, s. 3). Beraberinde birçok farklı kültürün yaşaması sebebiyle beslenme yapısının da etkilendiği Sinop’ta beslenme temel olarak tahıl ürünlerine dayanmaktadır. Sinop mutfağında, kış sebzelerinin yanında ayva ve kestane gibi meyvelerde yemeklerde kullanılmaktadır. Sinop Mutfağının başlıca yemekleri; nokul (cevizli, kıymalı ve üzümlü), mısır pastası, pilaki, mamalika (kaşık çıkartması), keşkek, kulak hamuru (içi etli hamur), ıslama, mısır çorbası, mısır tarhanası, hamursuz tatlısı, katlama, kabak mille’si gibi yöresel yemekleri bulunmaktadır (Karaçar, Doğancili ve Ak, 2018, s. 439). Sinop’ta her türlü balıkçılık faaliyeti gerçekleştiğinden ve çok çeşitli sebzeler yetiştiğinden yemeklerin çoğunluğunu balık ve sebze çeşitleri oluşturmaktadır (İl Kültür Müdürlüğü, 1992, s. 19). Taze olarak dağdan toplanmış mantarlardan yapılan mantar kavurma, kurutulmuş taze fasulye ile kışın yapılan kabuklu bakla, satır kullanılarak kıyma yapılan etten hazırlanan kıymalı tarhana çorbası, tavuk suyu ile ıslatılarak üzerine tavuk konularak yenilen ıslama gibi yöreye özgü yemekler mevcuttur. Sinop mutfağında bu yemeklere ek olarak sırık kebabı, incir uyuşturması, çerkez pastası, hamursuz tatlısı, kestaneli iç pilav, cizleme, balık bileke, keşkek, mısır pastası, oğmaç çorbası, höbelenli pilav gibi pek çok yemek çeşidi de bulunmaktadır (Karaçar, Doğancili ve Ak, 2018, s. 439).

Tablo 1: Sinop ilinde yapılan et yemekleri ve bazı özellikleri

Yemeğin İsmi

Kullanılan malzemeler

Hangi günlerde yapıldığı

Yapıldığı yöre

Kaynak kişi

Etli Nohut Et, nohut, yağ, salça, soğan, karabiber, tuz

Özellikle düğün yemeği olarak yapılır. Sinop/Boyabat Sinop/Boyabat Yürük, 1946 Genç, 1972

Tavuk Dolması

Soğan, karabiber, bütün tavuk, tuz

Rutin her zaman yapılabilir

Sinop/Boyabat

Gören, 1969 Silor Yufka, tavuk, sarımsak, yoğurt, tereyağı, tuz, pul biber Rutin her zaman yapılabilir Sinop/Durağan Yurdagül,1963

Nohutlu Tavuk

Tavuk, salça, yağ, soğan, tuz, karabiber

Rutin her zaman yapılabilir

Sinop/Boyabat

Gökçeoğlu, 1961 Islama Köy tavuğu, yufka, ceviz, soğan, tuz Kalabalık misafir geldiğinde yapılır. Sinop/Boyabat Kayaboğazı Köyü Sinop/Kabalı Köyü Kılıç, 1963 Oğuzgiray, 1952 Bal, 1984

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Aralık 2020 in sinop mutfak kültürü

 

Etiketler: , ,

SİNOP ÇOCUK OYUNLARI

17.12.2020-BİLKE

EMBEK ZÜMBEK OYUNU

Önce ebe seçilir. Üç çizgi belirlenir. Birinci çizgi ebenin yeri, 2. Çizgi oyuncuların yeri, 3. Çizgi ise başlama noktasıdır.

1. EBE————————yananlar

2. KALE———————-

3. OYUNA BAŞLAMA —–

Ebe 1. Çizgide arkası dönük durur. “ZEMBEK ZÜMBEK DAVUL ZURNA 1, 2, 3” der önüne döner. Bu arada 3.  Çizgide duran oyuncular ebeye doğru yürürler. Ebenin sözleri bitene ve dönene kadar yürüyebilirler. Ebe dönüp söz bitince dururlar. Eğer ebe, hareket halinde birini görür ise, o kişi yanmış sayılır ve 1.çizgiye alınır. Birinci çizgide bekler.

Birinci çizgi muhakkak duvar gibi olmalı, yakalananların bir ayağı duvarda olmalıdır.  Ebe, sözlerini tekrarlar ve oyun devam eder. Yakalanan çıkar, yakalanmayanlar ebenin arkasına gelirler. Ebe, “embek zümbek davul zurna 1, 2, 3” derken oyuncular ebenin arkasına vurup yananlarla birlikte kale duvarına doğru koşarlar. 2. Çizgiye kadar yakalanan ebe olur. Kimse yakalanmazsa aynı kişinin ebeliği devam eder.  

Çağımızda çocuklar telefon, bilgisayar kullanma alışkanlığı kazandılar. Her şeyi kolay elde etmek istiyorlar. Sokakta oyun oynayarak büyüyen çocuklar ise özgür ve sosyaldiler. Oyun kurmak, oyuna insan almak, sayıyı oluşturmak için çaba sarf ediyorlardı. Birbirleri ile iletişim kurarak yaparak yaşayarak öğreniyorlardı. Oyunlar unutulmasın diyor ve SİNOP çocuk oyunlarını kültür arşivimizde saklıyoruz. Okuyucularımızla paylaşmaya devam edeceğiz.

BİLKE- BİLKE- BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Aralık 2020 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , , ,

SİNOP’TA HIZIR İLYAS TAPINAĞI

15.12.2020- Yaşar SARIKAYA

SİNOP’TA BİLİNMEYEN GERÇEKLİK

Sinop doğal güzelliği ile Karadeniz’in içinde BİR İNCİ gibidir. Bu betimlemenin etkisiyle ilk kitabıma “BİR İNCİ MEMLEKETİM” adını vermiştim.

Bu gün, Sinop hakkında yüzlerce yıl öncesine dayanan ve belgelerle de ispatlanan bir gerçeğe kapı aralamak istiyorum. İbn-i Batuta seyahatnamesinde, Sinop’ta Hızır ve İlyas Peygamberlerden kaldığı söylenen tapınaktan bahseder. Bu tapınak hakkında yazılanlar ve görgü tanıklarının anlattıklarını paylaşmak istiyorum.

Seyit Bilal Camii tepede, en tepede de görünen yapı şapel olabilir mi? Fotonun tarihi yoktu

Seyyah, 1304-1369 yıları arasında yaşamıştır. 14. yüzyılda Sinop adasına yaptığı geziyi seyahatnamesinde şöyle yazmış:

Dağ hem çok sarp, hem de yüksek olduğu için doruğuna çıkılamaz. Dağ eteklerindeki on bir köyün tümünde Hristiyanlar oturur. Hızır ve İlyas Peygamberlerden kaldığı söylenen dağ eteğindeki tapınak çok ziyaretçi çeker. Bu tapınağın yakınındaki çeşme üstünde dua edenlerin arzu ve isteklerine ulaşacaklarına inanılır. Yine dağ eteğinde Veli Salih Seyit Bilal’in türbeleri vardır.”

Minas Bıjıkyan 1817- 19 yılarında Sinop’ta araştırma yapıyor ve Pontus Tarihi kitabında diyor ki:

Dilin üzerinde Seyit Bilal Tekkesi denilen meşhur bir ziyaretgah ve mezarlık gördük. Orada iyi bir su dahi vardı. Yakınında bir köşesi Ağ lımana, biri kaleye, diğeri de limana bakan üçgen şeklinde bir harabe vardır ki, bunun bir şapele ait olması muhtemeldir. Romalılara ait mezarlar aynen kalmış olup burada çok defa eski taş ve sikkeler çıkarılır. Orada bulunduğumuz günlerde toprak kazılıp Mihridates’e ait bir kaç altın sikke çıkarıldı.”

Saltuk Gazi Destanı, Prof.Dr. Necati DEMİR tarafından el yazmalarından çevrilmiştir. Sinop doğumlu Sarı SALTUK’UN ölüm tarihi 1297 olarak veriliyor.

Saltukname’nin tanıtımı için valilik salonunda toplantı düzenlendi. Prof. Dr Necati DEMİR Destanda sıkça HIZIR ve İLYAS peygamberlerin buluştuğu bir tepeden bahsediliyor dedi”.

Rahmetli babam Amerikan radarında çalışırken, 1970’li yıllardı sanırım, Amerikalı papazlar ile birlikte ŞAPEL olduğu düşünülen yeri ziyaret ettiklerini anlatmıştı.

Deniz ve kara sırrının birleştiği HIDIRELLEZ de, Hızır İlyas kültürünün yaşatılmasıdır. Bu kültürü SİNOP kaybetmemeliydi. Hazine avcılarının talan ettiği şapel artık dümdüz olmuş, hiç bir kalıntı kalmamıştır. Doğru, bir kaç doğru ile desteklendiği için söylence olmadığı açıktır. Farklı tarihlerde, farklı kaynaklar şapel olduğunu doğrulamaktadır.

Tarihi, hazine avcılığı için kullananlar, hiç bir dönemde boş durmuyorlar. Devlet koruması gerekmektedir. Kalelerimiz ve diğer tarihi dokular için de durum aynıdır. Hem turizm yatırımları olmalı diyoruz hem de bu alanda elimizdeki değerleri yok ediyoruz.

Kale surları korunmalı, kentin kale tarafından çevrili olan zengin görünümü ortaya çıkmalıdır. Doğal liman Sinop doğallığını korumalıdır.

 
2 Yorum

Yazan: 15 Aralık 2020 in eski sinop

 

Etiketler: , , ,