Bu yazımızda, Hacettepe Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Programı Mezunu Diyetisyen Sayın Birgül AYDIN’IN akademik çalışmasına yer veriyoruz. Birgül Hanım’ın 1985- HACETTEPE/ ANKARA mezuniyet tezini derneğimizin kültür arşivinde özenle saklıyoruz.
Önce hepimizin çok iyi bildiği Sinop yemeklerinin besin değerlerine bakalım:
Listede içi etli yoğurtlu hamur dikkatimizi çeker. 1990’lı yılarda Sinop Kültürel Mirası Koruma Konulu toplantılarda bu isim hep gündemde tutulmuştur. SİNOPLULAR, mantı kelimesini kullanmazlar. Etli hamur, içi etli hamur veya sadece hamur derler. Çünkü Sinop’ta içi naneli süzme yoğurtlu olarak yapılan ve muska şeklinde katlanan olduğu gibi, içi boş olarak katlanan çeşidi de vardır. Hamur, etli hamur, içi etli hamur, kulak hamuru, kulak aşı en yaygın kullanılan biçimleridir.
Diyetisyen Birgül AYDIN’IN değerli çalışmasından SİNOP’TA AYVA VE KESTANE YEMEĞİ:
ÇALIŞMANIN İLK SAYFASI:
Çalışmanın tamamı elimizde word olarak olmadığı için fotoğrafladık. İlgilenenlere iyi okumalar.
Sinop Mutfağı hakkında bilgi edinmek isteyenler için PDF dosyası:
-“İstanbul’dan yoruldum, bu telaş, keşmekeş, kalabalıktan sıkıldım. Daha sakin bir yaşam istiyorum. İnsanların bitmek bilmeyen hırsları hepimizi yordu, iş hayatının yoğunluğu da üzerine tuz biber oldu” dedi.. Arkadaşı ise gülümsedi:
-“Hayrola? “ diye soran gözlerle baktı ona.
-“Ben aslında öyle bir şey istiyorum ki dostum:
Ortasındayım denizin,
Tam ortasında
Ellerim başımın altında
Öyle uzanmışım suya
Başımın üstünde uçuşan martılar
Hep telaş içindeler
Kanat çırpıyorlar mutlulukla
Oh ne rahat
Ne şehrin gürültüsü var
Ne keşmekeşi
Ne bir yere yetişmeye çalışanlar,
Ne de hava kirliliği.
Aklıma hiçbir şey gelmiyor.
Tam ortasındayım denizin
Dalgaların sesi kulağımda,
Ruhuma işliyor melodisi
Ne klakson sesi ne de insanların acelesi,
Hiç biri yok.
Oh ne rahat!
Tam ortasındayım denizin
Tam ortasında
Tam da istediğim bu.”
Arkadaşı:
– “Bugünlerde nefes alabilmemiz bile mucize. Abartmıyor musun, biraz dinlensen iyi gelir, herkes bundan etkileniyor” diye karşılık verdi.
“Abartmak mı, çocukluğun memleketimde geçmiş olsa böyle demezdin. Çocuktum, her yaz günü Kadınlar Denizinde yüzerdik. İnanır mısın bilmem, denizin altını ezbere bilirdik. Nerede kaya, nerede kuytu, nerede midye var adımız gibi ezberlemiştik. Sanki haritasını çıkarmıştık”
-“Nerede, güneyde mi? “
-“Hayır, arkadaşım kuzeyde, hatta en kuzeyde Sinop’ta. “
Sonra heyecanla arkadaşına anlatmaya devam etti:
-“O yıllar bilgisayar, cep telefonu yoktu, ama daha mutluyduk. Hayat daha rafine, basit, saf ama güzeldi. Biliyorsun yürümeyi çok severim, Sinop’ta eski Rum evlerinin olduğu tarihi sokaktan yürümeye başlar, Tarzan Kemal’in evinin önünden devam eder ve bir merdivenden zeytin ağaçları ile dolu Zeytinlik mahallesine çıkardım. Bir gün yol üstünde iki çocuğa rastladım. Biri bizim komşumuz diğeri de onun arkadaşıydı. Kahkahaları havada uçuşuyordu. Yanlarında da iki köpek vardı. Gezintiye çıkacağını anlayan yavru köpekler çok heyecanlıydı. Tasmaları, bir ritüel yerine getiriliyormuş gibi törenle takıldı. Çocuklara da sıkı sıkıya tembih edildi. Sakın ha, iplerini bırakmayın!
ESKİ ZEYTİNLİKTEN KALAN “ASIRLIK ZEYTİN AĞACI”
Yürürken yanımdan rüzgar gibi geçtiler. Çocuklardan biri, “bunlar tazı gibi koşuyor” diye bağırıyordu. Diğeri “gibisi fazla, bunlar tazı zaten” diyordu.
Kahkahalar havada uçuşuyor, havaya öyle bir mutluluk yayılıyordu ki, bundan etraftaki herkes etkileniyordu. Dostum o zamanlar böyle küçük olaylardan bile mutlu oluyorduk. Mutluluk havada bir virüs gibi yayılıyordu. Ben ve çevredekilerin saf ve bozulmamış bu mutluluktan etkilenmemesi mümkün müydü?
Sinop zaten mutluluk şehri değil mi? Şehir o zaman dikine mimariden etkilenmemişti. İçtiğimiz su, yediğimiz meyve sebze daha temizdi. Yüzdüğümüz deniz daha berraktı, insanlar cana yakındı. Şimdi maskesiz dolaşamıyoruz, aramızda da mesafeler var.
Zeytinlik o zaman zeytin doluydu, sevgi doluydu. Yılların bize bıraktığı tarihi mirası koruyamadık; o ağaçların yok olmasını da, engelleyemedik. Zeytinliğe çocukluğumuzu gömdük, masum hayallerimizi sakladık.”
Arkadaşı sıkıldı, itiraz etti:
“Boş ver bunları köpeklerden bahset, ne oldu?”
“Tazılar önde, çocuklar arkada nefes nefese yürekleri ağza gelmiş bir biçimde koşuyorlardı. Papatyalar arasında uzaktan hala kahkahaları işitiliyor, yanlarından geçenler, uçurtma uçuran çocuklar da onların haline gülümsüyordu. Sinop’ta yer inciri denen kaynanadili, Zeytinlik’ te zeytin ağaçlarının arasına sanki özenle serpiştirilmiş gibiydi. Çocuklar nefes almak için mola verdiler. Romalılar döneminden kalan zeytinyağı imalathanesinin tarihi kalıntıları üzerine oturdular. Bu arada Sinop, eskiden dünyaya deniz yoluyla zeytinyağı ticaretini yapan bir şehirdi. Zamanla zeytin ağaçları yok oldu, kültür kayboldu.
Çocuklar tarihi kalıntıların içinde dolandılar ve bir müddet gözden kayboldular. Ben de Kadınlar Denizi’ne doğru yol aldım.”
İki arkadaş bir müddet daha konuştular sonra vedalaşıp ayrıldılar. Aslında her iİkisi de büyük şehir yorgunuydu…
Doğal gıdaların kıymeti, gün geçtikçe daha çok anlaşılıyor. Artık insanlar, katkısız sebze ve meyve tüketmek için yarışıyor. Ne dersiniz, varken değerini bilmediklerimiz, elimizden kayıp gidince nasıl da kıymetli oluyor. Söz uçuyor, zaman geçiyor, ömür bitiyor ne çare…
Kaybettiğimiz değerlerle ilgili yaptığım araştırmaları yazarak, görüntüleyerek sizlerle paylaşıyorum. Bizden sonra yaşatacak olanlara kaynak olsun diye.
Bu gün “Sinop Erik Pestiline” dikkatinizi çekmek istiyorum. % 100 katkısız olan bu pestil, Türkiye’de nişasta katkılı olarak yapılıyor ve pazarlanıyor. O nedenle Sinop pestili değerli.
Sinop ve diğer illerimizde kahve mekanları için ideal bir sunum. Doğal erik pestili ve yanında kavrulmuş undan hazırlanmış minik top helvalar. Biliyoruz ki, üretimde tasarlama ve planlama önemli yer tutmaktadır. Hepimiz konuyu bilmiş olsak bile, tasarım yapmadan adım atmanın iyi sonuç vermediği açıktır.
Konuyu 2000’li yılardan beri gündemde tutmaya çalışıyorum. Kaybolan değerlerimiz bir değil iki değil. Araştırmacı olarak, elimden geldiğince arşivlemeye çalışıyorum. Yerel STK’lar, ticaretle uğraşanlar ve siyasiler kültürün değerlendirilmesine katkıda bulunur umudu ile karşılık beklemeden çalışmaya devam ediyorum.
SİNOP MANTISI, bu güne kolay gelmedi. Önce 1990 yılında Teyze’nin Yeri küçük bir işletme olarak halka hizmet verdi. Parmaklıklar Ardında Filmi 2007 yılında Sinop’ta çekilirken, oyuncular ya Örnek Mantı’da ya da Teyzenin Yerinde mantı yerlerdi. Film içinde de Sinop Mantısı yerini aldı ve tanıtıma çok katkısı oldu. Zamanın Sinop Valisi, kurumlardan 20 kişilik grupları organize etti ve salonlarda mantı yendi. İşletmeciler desteklendi. Sinop halkı benimsedi İstanbul’da, Türkiye’nin çeşitli illerinde SİNOP MANTI adı ile salonlar açıldı. Fuar tanıtımlarında kadın işletmecilerimizin çok emeği geçti. TV programlarında tanıtımlar yapıldı, bu konuda emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Sinop pestili de bir gün CEZERYE gibi paketlenir ve SİNOP PESTİLİ markası ile halkımıza gelir kapısı olur beklentisi içindeyim. Tekrar hatırlatmak istiyorum, Sinop Pestili hiç katkısı olmayan bir üründür. Her meyveden yapılabilir. Pestil yapımının anlatımının görüntüleri 2006- 2007 köy araştırmaları videolarının içinde bulunuyor.
Sinop Mantısı gibi pestilimiz de tanınır bir gün umuduyla…
1973-74 Eğitim Öğretim yılı, son sınıflar merkez ve köy okullarında staj yapıyoruz. Teftiş Kurulu Başkanı Müfettiş Sayın Mustafa CANİPEK de Eğitim ve Öğretim Uygulamaları dersimize giriyordu. Öyle güzel ders işlerdik ki. Ondan dinlediğim ve hiç unutmadığım bir olay ile yazıma başlamak istiyorum.
Mustafa Bey, bize köy öğretmenlerinden örnekler verirdi. Çocuklar şu öğretmen gibi olun, asla bu örnekteki gibi olmayın diye öğütler verirdi. Bir gün tahtaya geçti, eline bir tebeşir aldı ve tiyatro sanatçısı gibi bize olayı yaşatarak sergiledi.
“Aha buna dirler C, porçiği de oldu mu eder Ç”.
“Sakın böyle öğretmen olmayın, kılığınız kıyafetiniz, düzgün konuşmanız ile herkese örnek olun” diye dersimiz devam etti.
Öğretmenimiz Mustafa CANİPEK ve Mualla ATAKAN – Hülya ÇİLİNGİR MEZUNİYET GÜNÜ 1974 Haziran
Hepimiz verdiği örneğe katıla katıla gülmüştük. Merkez Gazi İlk Okulunda staj ayarlaması yapılıyordu. Mustafa Bey, Özel Alt Sınıfı kimse almak istemedi, alan var mı diye sordu? Ben istedim, zor olacaktı biliyorum. Ama önemli olan zor işleri başarmak diye düşünüyordum. Staj gününe kadar çok heyecanlıydım.
3. sınıf ders Hayat Bilgisi. Sınıf öğretmeni ve Mustafa Bey dersi izliyordu. Kış mevsimi ünitesinde o günün konusunu anlatmaya başladım. Çocuklardan biri “KAR NE” diye sordu? “Çocuklar yüksek olan yerlere çok kar yağar, ayaklar tam dize kadar karın içine gömülür” dedim. Kış mevsimi ile ilgili diğer özellikleri anlattım. Mevsim şeridi, fotoğraflar gösterdim.
Çocukların dikkatini toplamıştım. Zevkle derse katıldılar ve zil çaldı. Dersin eleştirisi için Mustafa Bey ne diyecek diye bekliyorum. Hayatımda hiç unutmayacağım bir ders verdi bana.
” 3. sınıf öğrencileri ve de özel alt sınıf için KAR soyut kavram”. Sinop’a kar yağmıyor, yağsa da tutmuyor. Fotoğraflar ve mevsim şeridi ile örnekledin, güzeldi ve dersin akıcı idi. Ama “dize kadar kar yağar” dedin. Bu anlatım çocuklar için soyut kaldı. Buna dikkat et” dedi.
Bu gün bile hatırladığım bu anı, itirazlar ve kabuller dünyasına bakışımı aydınlatır. Öğretmenlerime saygı ve sevgiyle.
Bir zamanlar herkesin evinde olan özel dikim yorganlar, artık yerini fabrikasyon yorganlara bırakmaya başladı. Yorgancılık mesleği, gün geçtikçe yok olmaya yüz tutuyor dense de, mesleğin önemini kaybetmediği anlaşılıyor.
Boyabat’ta bu mesleği uzun yıllardır Nazmi ÖZBEK Ustadevam ettirmektedir. Halen yorgancılık yapmaya devam etmektedir ve iki oğlunu da yorgancı olarak yetiştirmiş.
Kendisine mesleği ile ilgili sorular sordum; o da cevapladı:
“Aslen Ayancıklıyım. Bu mesleğe ilkokulu bitirince babam sanat öğrensin diye yorgancının yanına verdi Daha 13 yaşındaydım. Elli yıldır bu mesleğime devam etmekteyim. İki oğlumda bu meslekte yetişti. Bu gün fabrikasyon ve elyaf yorganlar pek tercih edilmiyor el dikimi yorganlara talep var. Yorganlarda çok çeşitli ve isimlerde modeller olup müşterinin isteğine göre dikilir yorgan iğnesi ve yüksüğü de farklıdır. Yüksük üstü kabartmalıdır.
” dedi
Yorgan ölçü almada kullanılan malzemeler şunlardır: Mezur, metre,kalem, kağıt.
Yorganla ilgili ildiğimiz birçok atasözleri ve deyimler olduğunu biliyoruz .Bu deyimler ve ata sözleri:
Dikilen yorgan çeşitleri Gelin yorganı. Beşik yorganı. Çocuk yorganı gibi değişik amaçlarla dikilen yorganlardır. Her dönem el yapımı yorganlara ihtiyaç duyulmuş ve değerli bir meslek olarak devam etmektedir..
Yorgan Türkçe bir isimdir. Eski Türklerin “yoğurkan” sözü yorgan şekline girmiş yatarken üste örtülen örtü anlamını kazanmıştır.
Yorgan kelimesi Kıpçak dillerinde “yogurgan” nogayda’da da”yuvurgan” Altayca’‘da “yurkan” Kırgız Türkçesin de “çurkan” Türkmen türkçesinde “yorgan” Uygur Türkçesinde “yodkan” olarak kullanılmaktadır. Kaşkarlı mahmur u kelimeyi “yoğurkan” şeklinde kullanmış. Eski Türkçe de bu kelimenin anlamının “üstlük örtünülen örtü” manasını taşındığını biliyoruz.
İlimize yapılan Türkmen ve Yörük göçü ile ilgili yazılı kaynak bulmak çok zordur. Anadolu Türkmen ve yörükleri hakkındaki kaynakları araştırdım. Bozulus Türkmenlerinin 1540- 1640 yılları arasındaki Anadolu göçlerinde Sinop’a gelen gruplar olduğunu belgeleyen kaynaklara ulaştım.
60 000’e yakın bir grubun Sinop, Erzincan ve Ayıntab’a yayıldıkları belirtiliyordu. Bu önemli bilgi, 1530 haritasında bulunmayan köylere sonradan yerleşen bazı göçerlerin, Bozulus’a mensup olduğunu göstermektedir. Y. SARIKAYA
Prof. Dr. Tufan GÜNDÜZ KİTABINDAN BİR BÖLÜM:
“Moğol istilasının etkisini göstermeye başlaması ile birlikte Azerbaycan ve Horasan’dan Anadolu’ya ikinci büyük göç dalgası başladı. Moğolların Mugan’a gelmesiyle(1225) geniş çayırlıkları ve münbit toprakları bırakan Türkmenler Anadolu’ya kaydılar. Eleşkirt çevresinde bulunan 60 000 hanelik bir grup güneydeki Ahlat’a doğru çekilirken, yine aynı miktara yakın bir başka Türkmen kütlesi de eski yurtları İspir, Bayburt ve Pasinler’i terk ederek Erzincan, Sinop ve Ayıntab’a kadar yayıldılar. Karıncalar ve çekirgeler gibi kalabalık yığınlar oluşturan bu Türkmenler, Selçuklu Sultanı tarafından uclara sevk edildiler. Batı Karadeniz’e gönderilen Çepniler doğuya hareket ederek, Karadeniz kıyılarının Türkleşmesini sağladılar.
Moğolların tazyikinden dehşet ve korku içinde kaçan Türkmenler, Rumlara karşı daha cesur davranarak, Kastamonu ve Çankırı’dan Bizans sınırlarına giriyorlardı.”[1]
[1] Prof.Dr. Tufan Gündüz- Anadolu’da Türkmen Aşiretleri, Bozulus Türkmenleri 1540- 1640, s, 27
GDO zararlıları yaşamımıza gireli, organik sebze, organik meyve artık hepimizin gündeminde. İnsan elindekinin kıymetini bilmez derler ya. Yaptığımız da aynen bu. KRAL ÇIPLAK demiyoruz ve yanlışlara göz göre göre göz yumuyoruz, yumduğumuzla kalmayıp hayatımızın içine de kabul ediyoruz. Geliyoruz bu günlere. Su bozuldu, hava bozuldu demek doğru olur mu? Sanırım BOZDUK demek daha doğru olacak. Doğanın bize sunduklarının kıymetini bilemedik.
Kültür konusuna değer vermemiz bu yüzden. Kolaylıkla yaşamdan çıkarıverdiğimiz unutulan değerler, bizi bu günlere getirdi. İnsan sanayi devrimiyle giysisini, kullandığı eşyaları, yaşadığı evi geliştirdi de; akıl ve duygusal zekası yarar anlamında ne kadar yol aldı düşündürüyor gerçekten.
Bu gün kaybolan kültürlerimizden eski değirmenlere yer vermek istiyorum. Boyabat’tan Hasan MUSLU hazırlamış ve göndermiş. Yazıyı gönderdiği gibi aynen yayınlıyorum.
Hasan MUSLU
Araştırma-Derleme
SU DEĞİRMENLERİ
Boyabat ve çevre köylerinde su ile çalışan değirmenler teknolojik yenilikler nedeniyle güncelliğini yitirmiş olduğundan kullanım dışı kalmıştır. Değirmenin kurulu olduğu binalar da bakımsızlıktan çürümüş ve çökmüş halde. Bulunmaktalar.
Az sayıda olan su değirmenlerinden hiç çalışanı olmadığı öğrenildi. Boyabatın bir çok köyünde değirmenler vardı. Gazidere ve Gazidere tabaklı çok bilinenlerden olup dağ köylerinde olanlar tamamen yılıp kaybolmuşlardır. Geçmişte Boyabat merkezde Su ile çalışan iki değirmen bulunduğu bilinmektedir. Birisi Şamlılar değirmeni panayır yolunda diğeri de bu gün yeni mahallede Şamlılar çeltik fabrikası olarak işletin yer.
Burası ilk defa Dink olarak keşkek, bulgur dövme yeri, sonra un değirmeni, daha sonra çeltik dövme yeri olarak faaliyetini sürdürmektedir. Geçmişte İlk sahibinin kuyumcu Esat diye bilenen şahsa olduğu aktarılmaktadır. Panayır yolundaki değirmeni tamamen dağılmış.
Değirmenciliğin tarihi
Muhtemelen göçebe yaşam biçiminden yerleşik hayata geçiş ile birlikte yaygınlaşmaya ve gelişmeye başlayan değirmenlerin ilk defa nerede ve kimler tarafından kullanıldığı tam olarak bilinmemektedir.
İlk çağlardan MÖ. 1 yüzyıllarda orta Asya’da icat edildiği ve oradan yayıldığını, bazı tarihçiler de su ile işleyen her türlü makinenin dolaysıyla değirmenlerin ilk olarak Çin’de icat edilip kullanıldığı belirtilmekte.
Türkçe bir kelime olan değirmen kahve buğday nohut gibi taneleri öğüten araç veya alet. İçinde öğütme işlemi yapılan yer.Değirmeni işleten kişiye de değirmenci denilmektedir.
Buğday mısır gibi hububatların una dönüştürülmesinde kullanılan değirmenlerin kullandıkları enerji kaynaklarına göre çeşitleri vardır. El değirmeni, Ayak değirmeni, Su değirmeni, Yel değirmeni, Gelgit değirmeni.
Değirmenler sadece tahıl öğütmek için kullanılmamış zamanla dokumacılık zeytin ve şeker kamışı ezme ve şarap endüstrisi gibi farklı alanlarda da değirmenlerden yararlanılmıştır.
Genelde taştan bir ya da iki katlı olarak yapılan su değirmenleri 5×10 m boyutlarında,2.5 m yüksekliğinde yapılardır.
Değirmenler Anadolu da şahıslar. vakıflar yada imece usulü ile işletilmişlerdir. Değirmenciler öğütülen üründen miktarına göre belli bir oranda hak alırlar. Boyabat köylerinde alınan bu hakka değirmenci hakkı derler.
Gençlerimizin yanında olmak, onlara ve ailelerine dokunmak amacıyla yürüttüğümüz çalışmalar devam ediyor. Toplumda ne çok farklı yaşam örnekleri var. Tanık oluyor ve her anı başlı başına bir roman veya sinema filmi olan yaşamların içinde gerçekten kendimizi unutuyoruz.
İşten çıkarılanlar, parasal hiç bir geliri olmayanlar ve sağlık sorunları yaşayan aileler ve öğrencileri için 2008 ‘den beri yardımlarımız devam ediyor.
Her ay yaptığımız burs ödemeleri dışında, bu gün okul kitapları ve aileler için bize gönderilen yardımlar hesaplarına “HAVALE” yapıldı. Dekontlar, ilgililere whats App ortamından gönderiyoruz.
Öyle ilginç örnekler yaşıyoruz ki. Sağlık sorunları nedeniyle hesap açamayanlar ile karşılaşıyoruz. Zor da olsa kendilerine ulaşıyor, gider makbuzu karşılığında ellerine teslim ediyoruz. Çalışma sistemimiz hakkında sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.
Kitap okumak, özel bir tutkudur. Kitap kokusunu tadanlar, BU alışkanlıktan vaz geçemezler. Sanatçılar, tiyatro için sahne tozu yutmak derler ya, kitap kokusu da işte aynen onun gibidir.
Akıl farklı yaşamlar, coğrafyalar, sevinçler, hüzünler ve mutluluklar arasında seyyah gibi gezer. İnsan, farkındalığını ve bilinç potansiyelini artırır.
Bu gün derneğe gönderilen masal, hikaye, roman ve diğer kaynak ders kitaplarını SEVGİ EVLERİ öğretmenimize teslim ettik.
Öğretmenimiz, Sevgi Evlerinde kütüphane oluşturmayı hedefliyordu. Biz de Sinoplu iş adamı Emre GÜNDOĞDU’NUN özenle sakladığı çocukluk ve gençlik kitaplarını, uyun ellere teslim etmek istiyorduk. Kitaplar yerini buldu, çocuklar ve gençlerimize İYİ OKUMALAR diliyoruz….
Bu gün yeşillenen çelikleri toprakla buluşturduk. 2019- Ağustos ayından beri özenle yürütülen çalışma, bu aşamada Sinop Belediyesi’nin hazırladığı fidanlık alanına dikildi.
Belediye Başkanı, başkan yardımcıları, Prof.Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU, Bilim Kültür Eğitim Derneği başkanı ve yönetim kurulu üyeleri, Park ve Bahçeler Müdürü FİDAN DİKİMİNDE
Şubat ayından beri, çeliklerin serada filizlenmesini bekledik. Her aşamayı gözlemledik, Park ve Bahçeler Müdürlüğü çalışanları ile irtibatımızı sürdürdük. Paketler içinde, filizlenen çelikleri başkanımız dikiyor.
Prof.Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU eşi ve oğlu, M. SARIKAYA
Dikilen fidanlar, orijinal SİNOP zeytinleridir. Dileğimiz bu fidanların büyümesi ve Sinop’un eski zeytinlerine kavuşması.
Belediye Başkan Yardımcısı ve Park ve Bahçeler Müdürü fidan dikiyor
2020 MAYIS’ta, Belediye Zeytin Aşılama Alanı içinde bulunan Gemlik zeytinleri, Sinop zeytinlerinden göz alınarak aşılaması yapıldı. Aşamalar, bilimsel olarak başladı ve bilimsel devam etti.
Dernek Başkanı fidan dikiyor
Adım adım izlediğimiz ve her adımda haberleştirdiğimiz proje için COĞRAFİ İŞARET ön çalışması başlatıldı. Başkanımız bilgilendiriyor.
Her adımda olumlu sonuçlar alıyoruz, diliyoruz kısa zamanda coğrafi işaret prosedürleri gerçekleştirilir ve Sinop zeytinine coğrafi işaret alınır.
BİLKE Yönetim Kurulu Sabriye TOP, Mehmet SARIKAYA
Sinop zeytini ağaçlarının dikili olduğu alanlar, bundan sonra bakım istiyor.
BİLKE Yönetim Kurulu- Ayfer SALCIER fidan dikiyor
Zeytin fidanları büyüsün ağaç olsunlar. Coğrafi işaret alınsın ve Sinop halkı bu işin ticaretini yapsın. SİNOP VE SİNOPLUYA HAYIRLI OLSUN.