RSS

Kategori arşivi: Eğitim

GÜNEŞ GÖZLÜKLÜ ADAM

15.02.2025- Ramazan YILMAZ- Öğretmen Yazar

İzmir Kestelli Yurdu’nda kalırken başımıza yeni müdür olarak atanan adamı hiç sevmiyordum; kırmızı kravatı, hep yeni takım elbisesi ve gece bile takındığı güneş gözlüğü ile çok sevimsizdi. Sırf bu yüzden sevmiyordum adamı.

İnanın, üç ay sonra ilk karşılaştığımız ana kadar bana karşı bir kusur işlemedi, bana karşı yüksek sesle konuşmadı, azarlamadı, bir uyarıda bile bulunmadı. Arada bir müdür odasının kapısının önünde durup dikilirken, bir eliyle o ünlü güneş gözlüğünü çıkarır, yatakhanelere doğru:

“Susun, gürültü etmeyin!” “Uyku vakti geldi, ışıkları söndürmeyi unutmayın!” derdi.

Diğer öğrenciler gibi ben de o sözlerinden payıma düşeni alırdım. Niçin sevemedim adamı, niçin sevmiyorum anlayamadım? Sana ne adamın kırmızı kravatından, güneş gözlüğünden? (Tabii ki kendime diyorum bunu.)

O sene Kurban Bayramı tatiline girdik. Üç gün önce başladı bayram tatili, dokuz gün sürecekti. Yurttaki 200 öğrenciden bayram tatilinde evlerine, memleketine uçamayan kuşlar gibi gidemeyen 5 kişi kaldık yurtta. Bizim için bayram tatilinde yemek çıkmayacaktı, bu nedenle mutfakta 5 kişilik kumanya hazırlanıyordu. Yurt Müdürü, bu bayramda evine ve memleketine gidemeyen biz o beş kişiyi tek tek makamına çağırdı; beşimizle de ayrı ayrı görüştü. En son beni çağırmıştı:

“Nerelisin sen?” dedi.

“Ispartalıyım, efendim.”

“Hım, baya uzak İzmir’e!”

“Evet efendim.”

“Bayramda niçin gitmiyorsun memleketine?”

“Annemle kız kardeşim köyde yalnız kalıyorlar. Kurban kesemeyeceğiz. Gitsem bile annem benim vardığıma sevinemeyecek, kurban kesemediğimiz için daha çok üzülecek.”

“Baban ne iş yapıyor?”

“Babamı bir trafik kazasında kaybettik, babamın ölümüyle okul hayatım da sona ermiş görünüyordu ama beni bu yurda ücretsiz aldılar, böylece tahsilime devam etme şansı yakaladım.”

“Günlük yol parasıyla cep harçlığını kim veriyor?”

“Sizden önceki müdür ayda 30 TL veriyordu.”

“Uf, canım yandı, üzdün beni, bana niçin söylemedin?”

“Yurtta tek parasız öğrenci benim, bir yanlış adım atmaktan korkuyorum, bu yurt tek şansım benim.” “Kurban kesemediğine üzülse bile annen seni görünce çok mutlu olur. Sana yol parası versem bayramda köyünde olmak ister misin?”

“Annem bana dönüş biletini alamaz, dönüş bileti parası da verirseniz giderim.”

Kırmızı kravatlı güneş gözlüklü yurt müdürü, kollarını sıvadı, telefonla İzmir Basmane Otogarı’ından Isparta bileti temin etti. Gidiş dönüş bilet parasından başkaca 50 TL de bayram harçlığı verdi, beni ta otogardan uğurladı. Otobüs kalkana kadar bekledi, otobüs otogardan çıkarken o da o ünlü gözlüğünü çıkarıp bana el salladı. Köyüme vardığımda ilkokul ikiye giden kız kardeşim boğmaca olmuş. Durmadan öksürüyordu. Annem doğru dürüst yürüyemiyor, belini tutarak oturup kalkıyordu, acı çektiği suratından belliydi:

“Sana ne oldu anne, beline bir bakayım, yaralı mısın?”

“Değil oğlum, yaralı değilim; belim, bacaklarım ağrıyınca zift eritip belime sardım. Zift kendini salınca ağrım sızım kalmayacakmış.”

“Hay annem, canım annem, derdine dert eklemişsin, ziftten insana ne fayda gelir! Zift insanın etini bırakana kadar cildini çürütür, yara eder de öyle bırakır, kim verdi bu aklı sana?”

“Sorma oğlum, sorma, sen niye geldin, paran pulun var mıydı, nasıl geldin?”

Evde çay, zeytin, peynir, kahvaltılık namına bir şey yokmuş. Arife günü annem o haliyle un çorbası yapmaya kalktı. Erkeğim ya, bu manzara karşısında ağlamıyordum:

“Sen otur anne, ben kahvaltılık bir şeyler alıp geleyim.” Kız kardeşime de, “Bakkaldan bir şey ister misin?” diye sordum. Kızın ciğerleri sökülüyor, ne istesin? Annem söyledi kız kardeşimin ihtiyacını:

“Oğlum, Karaoğlanların Bakkal dükkânında ‘Dover’ diye bir öksürük hapı varmış, ondan alıver kız kardeşine. O pahalıysa ‘Opon’ al gel.”

“Peki anne.”

Köyde biraz temiz, biraz düzenli kıyafetimle beni görünce köylüler:

“Hoş geldin delikanlı, hoş geldin, maşallah, maşallah!” diyor benimle kocaman adammışım gibi saygılı konuşuyorlardı.

Dover diye bir öksürük hapı varmış bakkalda, 6 TL, almaz mıyım? İki somun ekmeği, yarım kilo zeytin, yarım kilo peynir, 100 gramlık bir paket çay ve 1 Kilo da toz şeker satın aldım. Dönüş bilet param cüzdanımda saklı, o adamın harçlık olarak verdiği 50 TL’den 35 TL kaldı. Kahvaltıdan sonra annem, kız kardeşime Dover’den bir tane yutturdu, biraz sonra kız kardeşimin öksürüğü kesildi, mindere bir uzandı kızcağız, sızdı kaldı. Sabahtan ikindiye kadar uyudu. Arada bir tek tabanca gibi öksürüyordu ama boğulmuyordu. O adamın harçlık olarak verdiği 50 TL’den kalan 35 TL’nin 30 TL’sini anneme bıraktım, üçüncü bayram gününe anca bulabildiğim otobüs biletiyle İzmir’e, yurduma döndüm. Beni mi bekliyordun be adam, gece yarısı varıp yurdun kapısını çaldığımda, kapıyı kırmızı kravatlı güneş gözlüklü o iyi yürekli yeni müdür açtı:

“Hoş geldin yavru, hoş geldin! Gel, gel, gir içeri!”

Bavulumu elimden alıp taşımasına bittim adamın. Müdür odasına aldı beni. Sohbet ettik erkek erkeğe ama benim erkekliğim, delikanlılığım eridi, yok oldu. Hıçkıra hıçkıra ağladım müdür odasında. Güneş gözlüğünü çıkardı o da gözyaşlarını siliyordu.

Ramazan Yılmaz

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Şubat 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

ANANI ÖPEN KADI

12.02.2025-Hayat ve Farkındalık

Osmanlı döneminde, yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken, burnuna güzel bir koku gelmiş. Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış, sahibini bekleyen nefis bir ördek duruyor. Karakuşi Kadı, fırıncıya,

‘Ben bunu aldım’ demiş.

Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş. Az sonra ördeğin sahibi gelmiş:

‘Hani bizim ördek?’ diye sormuş. Fırıncı boynunu büküp,

‘Uçtu’ deyince, iş kavgaya dönüşmüş. Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarmış; korkusundan kaçmaya başlamış. Gayrimüslim vatandaş da peşinde koşuyor. Duvardan atlarken, öteki taraftaki hamile bir kadının üstüne düşmez mi! Kadın oracıkta düşük yapmış; kocası da fırıncının peşine düşmüş. Fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış…

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler, hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar. Ördeğin sahibi,

‘Bu adam ördeğimi hiç etti’ diye şikayet etmiş. Kadı, fırıncıya sormuş:

‘Ne yaptın bu adamın ördeğini?’ Fırıncı

“Uçtu” demiş.

Kadı, kara kaplı defterini açmış: Ördeğin karşısında ‘Tayyar’ yazılı.

“Tayyar ‘Uçar’ anlamına gelir. O halde ördeğin uçması suç değil” diyerek fırıncının beraatına karar vermiş. Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşın şikayetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş:

“Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o Müslüman’ın tek gözü çıkarıla.” Karakuşi Kadı, “Şimdi” demiş, “Fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.”

Tabii gayrimüslim şikayetinden hemen vazgeçmiş. Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Karakuşi Kadı, “Karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk koyacak” diye hüküm kesmiş. Böyle olunca adam da şikayetini anında geri almış. Kadı, Yahudi’ye sormuş:

“Senin şikayetin ne?” Yahudi ellerini açmış,

‘Ne diyeyim kadı efendi’ demiş, “Adaletinle bin yaşa sen, e mi!”

* Merhum Süleyman DEMİREL : fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek; “Ananı öpen, kadı ise; kime şikayet edeceksin? Bugün ülkedeki durum bu! Anladınız mı?” demişti. #Hayatvefarkındalık

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Şubat 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

İNSANLIK HALA ÖLMEMİŞ!

10.02.2025- BİLGE

.. Soğuk bir Balıkesir gecesinde eve dönerken, sarhoşa benzeyen bir adam gördüm. Bir sağa bir sola yalpalıyordu. Ve yanındaki direğe sarılmıştı. Bir vitrine bakıyormuş gibi yaparak göz ucuyla onu seyrettim. Otuz yaşın üstünde olmalıydı. Kendisine biraz daha sokuldum.

Üstü başı son derece temizdi. Yanından geçen bazı kişiler, yüksek sesle konuşarak içki içmenin kötülüğünden bahsediyor, bazıları da alay edip gülüyorlardı….. Yavaşça yanına gidip:

– İyi misiniz? diye sordum. Bir ihtiyacınız var mı?

Dudaklarından, iniltiye benzeyen tek bir kelime çıktı:

– Hastayım!…

Düşmemesi için, bir kolumu beline dolayarak taksi beklemeye koyuldum. Akşam vakitlerinde kesilen kar yağışı tekrar başlamış ve yavaş yavaş buzlanmaya başlayan yollarda, birbiriyle yarışan sokak köpeklerinin dışında bir hayat emaresi kalmamıştı. Araba bulmaktan ümidimi kestiğim sırada, yanımda bir taksi duruverdi. Şoföre durumu anlatarak acele etmemiz gerektiğini söyledim. Hastamızı arka koltuğa yatırarak Balıkesir Şehir Hastanesine götürdük hemen gerekenler yapıldı, serum verdiler verilen serum tamamlanana kadar başucunda bekledik.

Nöbetçi doktor, hastayı en azından donmaktan kurtardığımızı ifade ediyor, genç adam ise, henüz konuşamadığı için, bize bakıp gülümsemekle yetiniyordu. Şoför de yanımdaydı… Hastamız bir süre sonra kendine geldi. Onu tekrar arabaya bindirip evine götürdük. Hastamızın eşi, onun sık sık şeker komasına girdiğini bildiğinden müthiş bir paniğe kapılmış ve oğlunu da alarak sokağa fırlamıştı.

Bizi görünce koşarak yanımıza geldiler ve büyük bir sevinç içinde kucaklaştılar. Saatlerce süren yorgunluğumuzdan eser bile kalmamış, bize nasıl teşekkür edeceğini şaşıran o ailenin mutluluğu karşısında gözlerimiz dolmuştu. Ellerimize sarılarak bizi uğurladıklarında, şoföre borcumu sordum. Başını sallayarak:

– Borçlu değil, alacaklısın dostum!.. dedi. Çünkü böyle bir iyiliğe beni de ortak ettin. Ama belki de yirmi yıldır ağlamayı unutan bir adama bu güzel duyguyu hatırlattığın için, alacaklı duruma düştün.

O mert adamla kucaklaşıp ayrılırken, gecenin ayazını hissetmiyor ve evime yürüyerek dönmek istiyordum. Kim bilir? Belki de yolumun üzerinde, yardımımı bekleyen bir insan daha bulabilir miyim diye? İnsanlık hala ölmemiş. İnsan olmaya devam….. Alıntıdır #Sevgimle Bilge

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Şubat 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

ÇÜRÜK TOHUM

08.02.2025- Suat ÖZGE

Eşi öldükten sonra, çeşit çeşit hastalığıyla uğraşamadığı ve sürekli “çürük tohum” diyerek hor gördüğü oğlunu çocuk esirgeme kurumuna veren baba tam on sene sonra bir okulun kapısında karşılaşır oğluyla.

O an tanımıştır evladını. Delikanlı olmuştur artık. Ne yatalaklığı kalmıştır, ne de başka bir hastalığı…

Adam asla iyileşemeyeceğini düşündüğü oğluna dehşetle bakmaktadır o an. Işıl ışıl gözleri, ay gibi parlak yüzünü pişmanlıkla seyreder.

-“Ben senden adam olmaz diye düşünürdüm hep. Nasıl bu hale gelebildin? Zıpkın gibi delikanlı olmuşsun” diye sorar oğluna..

O an nemli gözlerle bir zamanlar kendini hor gören adama bakar delikanlı. Ve az ileride kendisine doğru gülümseyerek yaklaşan onu evlatlık edinen yaşlı kadını işaret eder. Ve şöyle der onun için artık hiçbir anlam ifade etmeyen adama:

-” Hani sen, beni kuruma verirken çürük tohum yeşermez deyip beni istemedin ya. O kadın senden sonra beni evlat edindi…Ve şefkatli ellerini başımdan hiç eksik etmeden, sevgiyle sulanan her tohum yeşerir dedi.”

#Yazar#Suat#Özge

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Şubat 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

BANKAYI SOYAN MI YOKSA MÜDÜR MÜ HIRSIZ?

29.01.2025Hayat Hikayeleri

Amerika’nın NewYork şehrinde bir soygun sırasında hırsız banka içindeki çalışanlara bağırmış; Kıpırdamayın! Para devletin, hayatınız da sizindir. Yani herkes sessizce uzansın..

“Buna anlık akılla ikna denir “
Hırsızlar çalmayı bitirince üniversite mezunu olan en genç hırsız, ilkokul mezunu en yaşlı olan hırsıza dedi ki; “Abi kaç para aldık sayalım.”
Liderleri olan yaşlı hırsız bozuldu ve ona dedi ki; Aptal mısın? Bu çok para ve saymamız uzun sürer, bu gece ne kadar para çaldığımızı haberlerden öğreneceğiz!

“Bunun adı tecrübe”
Hırsızlar bankadan çıktıktan sonra banka müdürü şube müdürüne polisi çabuk ara demiş. Ama şube müdürü ona bekle 10 milyon dolar alıp kendimize saklayalım daha önce zimmetimize geçirdiğimiz 70 milyon doları da ekleyelim.

“Buna akışına yüzmek ve durumu lehine çevirmek denir”
Banka müdürü demiş ki; yani her ay soygun olsa çok iyi olur…

“ve buna çok ileri gitmek denir”
Ertesi gün haber ajansları bankadan 100 milyon dolar çalındığını duyurur!
Hırsızlar parayı tekrar tekrar sayarlar. Her seferinde miktar 20 milyon dolar çıkar. Hırsızlar çok sinirlenir. 20 milyon dolar için hayatlarını riske attıklarını söylerler. Banka müdürü suya sabuna dokunmadan 80 milyon dolar çalar.
Bu hikâyenin özeti Maskeli hırsız ile kravatlı hırsız arasındaki farklı bilgiydi.

“Bunun da adı bilgi altına eşittir ”
Banka müdürü milyoner olduğu için gülümsüyordu. Borsadaki tüm kayıplarını bu soygunla telafi etmişti. “Bunun adı da risk almaktır ”
Gerçek hırsızlar çoğunlukla yüksek rütbeli olanlardır. Ama “hırsız” olarak tanınanlar hep ev ve cüzdan hırsızları olacaktır.”

 
1 Yorum

Yazan: 29 Ocak 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

PİŞKİNLİĞİN MASKESİNİ DÜŞÜRMEK

26.01.2025-Doç. Dr. Şafak Nakajima

Güzel bir atasözümüz vardır:

“Yavuz hırsız ev sahibini bastırır.”

Bu söz, bir kişinin yaptığı hatayı veya yanlışı örtbas etmek için sesini daha gür çıkarıp, haksız olduğu halde karşısındakini suçlamasını anlatır. Buradaki “hırsız” yanlış yapanı, “ev sahibi” ise mağduru temsil eder. Yani ortada suçlu bir taraf vardır, ama pişkinlikle kendini haklı göstermek için mağdura yüklenir. Bu davranış, psikolojide sıkça gözlemlenen, suçluluğun oldukça tanıdık bir savunma mekanizmasıdır. Kendi hatasını örtmek için dikkatleri başka yöne çekmek ve mağduru haksız duruma düşürmeye çalışmak…

Bu tür durumlara karşı dikkatli ve uyanık olmak gerekir. Suçlunun pişkin tavırlarına aldanıp mağdurun sesini bastırmasına izin vermemek, insanca bir yaşamın temel koşullarından biridir. Adaletin sağlanması, hırsızın yaptığı yanlışın ortaya çıkarılmasını ve ev sahibinin hakkını korkusuzca savunabilmesini gerektirir. Çünkü insanca yaşamak, haksızlıklara cesurca karşı çıkabilmekle mümkündür.

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Ocak 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , ,

ÖMER SEYFETTİN ALİM – İLİM- İRFAN

20.01.2025- Güülrengi

Ömer Seyfettin çalıştığı okulda, öğretmen arkadaşlarıyla tartışırken;

“ilim başka, irfan başka; âlim başka, arif başka” diyor.

Arkadaşları bu görüşe katılmıyorlar. Bir gün bu öğretmen arkadaşlarına,

“Avusturya’dan vagonlar dolusu şeker geliyor, şeker çok ucuzlayacak” diyor. Arkadaşları haberin doğruluğundan şüphe bile etmiyorlar. Herkes şeker kıtlığı bitecek diye çok seviniyor.

O sırada öğretmenler odasına temizliğe gelen bir hademeye de aynı haberi veriyor Ömer Seyfettin. Hademe;

“İnanma beyim, Avusturya bu savaş zamanı şekeri bulsa kendi yer, bize niye yollasın?” deyince; Ömer Seyfettin öğretmen arkadaşlarına dönüp:

“Gördünüz mü cancağazım? Siz bütün ilminize rağmen habere inandınız. O irfanı sayesinde yutmadı. Demek ki arif başka, alim başka; irfan başka, ilim başkaymış, gördünüz mü” diyor.

#ÖmerSeyfettin #İlim #İrfan #Öğretmen #Gülrengi

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ocak 2025 in Eğitim, Uncategorized

 

Etiketler: , , , , , , , ,

KIZINI BULMA ÜMİİDİNİ HİÇ YİTİRMEMİŞTİ

18.01.2025- Suat ÖZGE

~PAYLAŞMAK~

Eski eşiyle ayrılmasının üzerinden tam otuz yıl geçmiş olsada kızını bulma ümidinden hiç vazgeçmemişti.Bir garip çiftçi kadın olan Sara, fakirliğin verdiği güvensizlikle eski eşinin kızını kaçırdığı o uzak ülkeye gitmeyi bile hayal edemez ve sürekli kızına kavuşmak arzusuyla elinde olan tek adrese mektuplar gönderirdi…Gitmeyi hayal etse, bu hayali gerçekleştirmeye parası yetmezdiki zaten.

Haftanın her pazartesi günü yoldan geçen postacıyı saatlerce bekler, yarım yamalak yazabildiği mektubunu postaladığında ise inanılmaz bir huzur dolardı içine.O zamana kadar kızından hiç cevap gelmesede bir kez olsun mektup göndermekten vazgeçmemişti…

Ve bir gün postacı tam otuz yıl sonra ilk defa çaldı kapısını.Ve bir mektup bıraktı yaşlı kadına.Mektubun kızı Julia’dan olduğunu görünce belki on dakika elleri titrediği için açamamış,mektubu göğsüne bastırarak ağlamıştı… Kızı mektubunda babasının uzun yıllar önce öldüğünü ve ozamana kadar kendisinden sakladığı mektupları ancak bulabildiğini yazmıştı.Artık daha fazla annesinden ayrı kalmak istemediğini ve ilk trenle yola çıkacağını yazmıştı…

Yüreğini kor alevler yakmıştı adeta yaşlı kadının.Postacıdan öğrendiğinde göre Almanyadan trenin gelmesi üç gün sürecekti.Tam üç gün üç gece gözüne bir damla uyku girmedi.Evladına kavuşacağı anı iple çekti adeta…

Ve üçüncü günün sonunda tren istasyonunda otuz yıllık bir anne kız kavuşması yaşanıyordu.Sara, kızını mektubunda yazdığı üzerindeki elbiselerinden tanımış ve koşup sarılmıştı ona.Sarılırken elini ensesine götürdüğünde ise biranda buz kesti.Ama bozuntuya vermedi…

Birlikte yaşlı Sara’nın yaşadığı eski çiftlik evine gittiler.Tıpkı annesinin mektuplarda bahsettiği yemyeşil köy ruhunu ferahlatmıştı Julia’nın.

Bir gece kızının üzerini örtmek için odasına girdiğinde ise bir süre uzaktan izledi onu. Uyuya kaldığı için elinden düşürdüğü günlüğü masaya koymak isterken birkaç satır takıldı gözüne. Satırlarda şöyle yazıyordu:-“Almanyada Bermingam sokaktaki eve taşındığımda ev sahipleri olan bir baba ve kızının trafik kazasında öldüğünü öğrendim. Ölen kızın adının Julia olması büyük bir tesadüftür belki de. Hayatta hiç anne baba sevgi görmemiş biri olduğum için. Yaşlı Sara’nın her hafta o adrese gönderdiği mektuplarındaki yakarışlarına içtenliğine kayıtsız kalamadım. Böyle bir anne şefkati istemiştim her zaman. Acısı çok büyüktü. Ve mektubuna karşılık verip, kendimi de kızının yerine koyarak acısını biraz olsun azaltmak istedim. Tabi kendi acılarımı da… Aradan büyük bir zaman geçmiş ve yanına gittiğimde beni tanıyamayacağı için çok fazla cesaretlendirmiştim kendimi bu işe kalkışırken. Suçluluk duymuyorum. Işıl ışıl gözlerine bakınca ve ona sarılınca ilk defa burnumda anne kokusunu hissettim…Fakat o yaşlı kadının bilmediği birşey daha var. O da benim acılarımı paylaştı. Amansız hastalığından bana kalan zaman sadece bir hafta… Ve ben yaşlı anneme çok alıştım… -“

Yaşlı Sara okuduğu satırlardan sonra bu oyunu hiç bozmadı. Gerçek kızının uzun yıllar önce öldüğünü duymak yüreğini dağlamıştı ama bu genç kızın varlığı yaralarına merhem olmuştu adeta. Ve tıpkı günlükte okuduğu gibi anne kız birlikte dolu dolu bir hafta geçirdiler. Julia tüm acılarını yüreğinden alıp götürmüştü. Bir haftanın sonunda ise yatağa düşecek kadar rahatsızlanmış, Sara doktor çağırsa da artık yapılacak hiçbir şeyin kalmadığını oda anlamıştı. Kesik kesik nefes alan genç kızın yanına gidip ellerini tuttu ve gözyaşlarıyla seslendi ona… – “Tren istasyonunda sana sarıldığımda beri benim kızım olmadığını biliyorum. Çünki benim Juliamın ensesinde çok derin bir yaranın çukurluğu vardı. Bu oyuna devam ettim. Çünki öyle güzel oynadın ki.Tıpkı kızım gibi hissettirdin bana. İkimizin de çok ama çok ihtiyacı vardı bu oyuna… Güzel kız sen haklıydın. Acılar paylaştıkça azalıyormuş. Acılarımı paylaştığın için sana minnettarım… -“

#Yazar#Suat#Özge

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ocak 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

CEVİZİ KARGA EKER KÖYLÜ AĞAÇ İÇİN KAVGA EDER

15.01.2025- Alıntı

Ağzında ceviz taşıyan karganın biri havada uçup giderken, ağzındaki cevizi sulak bir alana düşürüyor. Düştüğü yere yağmur yağıyor, kar yağıyor ceviz bir ileri bir geri hareket ederken üzeri toprakla kapanıyor. Mevsim sonbahardan kışa, kıştan ilkbahara dönerken bizim ceviz karı, kışı, yağmuru atlatıyor ve filizlenip gün yüzüne çıkıyor.

Önce filiz, sonra fidan, sonra da meyve veren muhteşem bir ağaç. Ağaç büyüdükçe serpiliyor, serpildikçe kollarını dallarını etrafa salarak her tarafa sahip çıkıyor adeta. Tabi her büyüyüp serpildiğinde de verdiği meyveler artıyor çoğalıyor…

Ağaç meyve vermeye başlar da meyvesini toplayan olmaz mı? İlk meyve vermeye başladığında çocuklar keşfediyor ağacı. Bu yıl üç, sonraki yıl beş, on, yüz… Derken çocuğun ailesi geliyor cevizi toplamaya. Ama ağacın olduğu yere yakın tarlası olan köylü de takip ediyor ceviz ağacını ve ağacın aslında kendisine ait olması gerektiğini düşünüyor. Bu köylü bir sonraki yıl cevizler yetişince erken davranıp cevizleri kendisi toplamaya başlıyor.

Bu sırada ağacın meyvesini önceden beri toplayan köylü geliyor ve aralarında tartışma başlıyor. Ağaç senindi, benimdi, kendi yetişti, benim tarlama yakındı, sana uzaktı vs.. Tartışma kavgaya dönüyor. Çoluk, çocuk, emmi dayı, iki taraftan da kavgaya katılanlar artıyor. Ortalık kan gölü. Sonuç? Beş ölü onlarca sakat ve yaralı….

Şimdi burada suçlu kim? Ağzındaki cevizi sulak yere düşüren karga mı????? Yoksa ağzındaki cevizi düşüren aptal bir karga kadar olamayan, senelerce boş duran o yere ceviz fidanı dikmekten aciz olan, karganın diktiği ceviz için. birbirini öldüren köylüler mi.

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Ocak 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

BİR GECELİĞİNE 200 DOLAR MI?.. ÇOK PARA!..

13.01.2025-Alıntı

” Bir üniversitenin kütüphanesinde oğlan kızın masasına yaklaşarak yavaşça sorar “Yanınıza oturabilir miyim “

Kız, yüksek sesle yanıt verir:

“GECEMİ SİZİNLE BERBAT ETMEK İSTEMEM!..”

Kızın sözlerini herkes duymuş, başlarını kaldırmış, dik dik ayaktaki oğlana bakmaktadırlar… Oğlan çok utanır ve hiçbir şey diyemeden, şaşkın şaşkın kendi masasına geri döner…

Birkaç dakika sonra kız yerinden sessizce kalkar, oğlanın masasına yaklaşır ve ona yavaşça şöyle der:

“Ben psikoloji öğrencisiyim; demin, şaşıran bir erkeğin nasıl tepki vereceğini öğrenmek istemiştim; bu arada sizi de herkesin önünde biraz utandırdım sanırım, özür dilerim!”

Bu kez oğlan onu yüksek sesle yanıtlar:

“BİR GECELİĞİNE 200 DOLAR MI?.. ÇOK PARA!..”

Oğlanın dediklerini de yine herkes duymuştur ve bu kez ayaktaki kıza dik dik bakmaktadırlar ki, oğlan şoka girmek üzere olan kızın kulağına yaklaşıp şöyle fısıldar:

“Ben de hukuk öğrencisiyim: çevreye birini suçluymuş gibi nasıl gösterebilirim öğrenmek istemiştim, özür dilerim!”

Alıntı

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Ocak 2025 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,