RSS

Kategori arşivi: Genel Kültür

FALARİS BOĞASI- İŞKENCE HEYKELİ

08.09.2024- Orhan MANSUROĞLU Araştırma

MÖ 570 – 560 yılları arasında Sicilya Tiranı Zalim Falaris’in emriyle heykeltraş Perilaos’a yaptırılmıştır.

İçine tam bir insanın sığabileceği bir pirinç boğadır bu. Boğanın altında ateş yakıldığında içindeki diri diri kavrulurken; çıkan seslerin boğanın bağırması şeklinde algılanması için heykeltraş içine bir mekanizma yapmış.

Perilaos, icadını Sicilya’nın tiranına ilk sunduğunda, Tiran; onu yapan Perilaos’un boğanın içine sokulmasını emretmiş ve boğa ilk kurbanını böyle vermiştir. Böyle şeytani bir makineyi icat eden için uygun bir son olmuş.

Bu boğa Belçika’nın Bruges Kenti’nde ki işkence müzesinde sergilenmektedir.

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Eylül 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , ,

AVRUPA’YA İHRAÇ ETTİĞİMİZ NOEL KAPI SÜSLEMELERİ

04.09.2024-hasathaber.com

Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Kocaaliler köyünde 20 yıldan beri ev hanımlarının doğal bitkiler ile yaptığı Melli kapı süslemeleri Hollanda ve Almanya’ya ihraç ediliyor. 4 ay boyunca yaklaşık 500 bin adet çelenk üreten kadınlar hem ev ekonomilerine hem de ülke ekonomisine büyük katkı sağlıyor. Melli kapı süslemeleri üretim sorumlusu Ulaş Aktürk, “Bu yılki hedefimiz 550 bin çelenk üretip 4 milyon 500 bin euro ciro elde etmek” dedi.

Hristiyanların 25 Aralık’ta kutladıkları Christmas olarak bilinen Noel gününde kapılarına astıkları süslerin yüzde 50’den fazlası Burdur’un Bucak ilçesine bağlı Kocaaliler köyünde ev hanımı kadınlar tarafından üretiliyor. Ağustos ayının sonunda başlayıp Aralık ayının başına kadar olan sürede neredeyse köydeki bütün evlerde kadınların özveriyle yaptığı “Melli kapı süsleri” Avrupa’ya ihraç edilerek Noel’den önce evlerdeki yerlerini alıyor.

25 yıl önce Antalya’da yaşayan Alman bir kadının çelenk yapımında kullanılacak doğal bitkileri toplamak için köye gelerek bu süslemeleri köylülere öğretmesiyle başlayan bu serüven o günden itibaren hızla devam ediyor. Yulaf, pirinç, mersin gibi bitkilerin saplarıyla örülen çelenkler yine bu bölgede yetişen dağ çileği, çam kozalağı, sandal, mersin meyvesi, kızılcık, kuşburnu, biber ve kırmızı patlıcan gibi meyvelerle süslenerek hazırlanıyor. Bir kadının günde ortalama 25-30 tane ürettiği bu çelenkler daha sonra kamyonetler ile toplanarak paketlenip soğuk hava depolarında muhafaza altına alınıyor. Buradan da Hollanda ve Almanya’ya ihraç edilen Melli kapı süslemeleri oradan tüm dünyaya yayılıyor.

“20 yıldır bu süslemeleri evimizde yapıyoruz”

Bucak’ın Kocaaliler köyünde yaşayan ve 20 yıldır bu süslemeleri yaptığını söyleyen Fatma Ünal, “Bu yaptığımız çelenkler yurt dışına gönderiliyor ve orada kapı süslemesi olarak kullanılıyor. Pirinç, yulaf gibi bitkilerden yaptığımız çelenkleri yaban mersini ile sarıyoruz. Daha sonra üzerine dağ, çileği, patlıcan, çam kozalağı gibi orman meyveleriyle süsleyerek hazır hale getiriyoruz. Ev hanımları olarak hem vakit geçiriyoruz hem de ev ekonomimize katkı sağlıyoruz. Biz bunları yaptıktan sonra akşamüzeri çavuşumuz geliyor alıp gidiyor oradan da yurt dışına gönderiliyor. Her sabah süslemelerde kullandığımız malzemeler gelir biz süslemeyi yaptıktan sonra akşamüzeri gelip alırlar. Günde 100 tane de yapan var 60 tane de yapan var ama ben 15 tane falan yapabiliyorum” dedi.

“Ev ekonomimize büyük katkı sağlıyor”

Evlerinin önünde komşularıyla birlikte otururken bir yanda da çelenk dedikleri Melli kapı süslemeleri için orman meyvelerini hazırlayan Hanife Bolat ise, “Bu meyveleri toplayıp bize getiriyorlar, biz de böyle sohbet ederken bir yandan da onları birleştiriyoruz. 20 yıldır yapıyorum ben bunu. Ev ekonomimize büyük katkı sağlıyor bu iş. Burada hazırladığımız kapı süslemeleri yurt dışına gönderiliyor” ifadelerini kullandı.

“3-4 ay boyunca bu süslemeleri yapıyoruz”

Evinde annesi Dudu Duran ile birlikte bir yandan Ekim ayında olacak düğünü için hazırlık yapan bir yandan da Melli kapı süslemesi yapan Dilek Duran, “Biz bu süslemelerde kuşburnu, biber, patlıcan, mersin gibi bitkileri kullanıyoruz. Günde yaklaşık 30-35 kadar süsleme hazırlıyoruz. Psikolojimize göre değişiyor. Bir gün önceden ertesi günün hazırlığını yaptıysak daha hızlı oluyor ama sıfırdan sabah başlayınca biraz zor oluyor. Her gün saat 16.00’ya kadar yapıyoruz böyle. Bu süslemeler 3-4 ay boyunca yapılıyor böyle. Ağustos’un 20’si gibi başlayıp 20 Aralık gibi bitiriyoruz” şeklinde konuştu.

“Günde 2 bin 500 adet topluyoruz”

Sabahları ev ev dolaşarak süs malzemesi bırakıp akşamüzeri ise yine bu evlerde yapılan süslemeleri toplayan çavuş Esma Tokgöz, “Biz çelenk sektöründe çalışıyoruz. Sabah ev ev gezip bıraktığımız meyvelerden yapılan süslemeleri akşamüzeri tekrar gezip çelenk olarak topluyoruz. Günde ortalama 2 bin 500 adet çelenk topluyoruz. Daha sonra depoya götürerek paketleyip soğuk hava deposuna koyuyoruz. Oradan da tırlarla Avrupa’ya gönderiliyor. Bu süslemelere çok fazla bir ilgi var. Köyümüze gelen turistler de çok ilgi duyuyorlar bu süslemelere. Bu yüzden bu işin hem köyümüze hem de kadınlarımıza büyük ekonomik katkısı oluyor” dedi.

“Bu yılki hedefimiz 550 bin çelenk üretip 4 milyon 500 bin euro ciro elde etmek”

Melli kapı süslemeleri üretim sorumlusu Ulaş Aktürk, “Her sezon olduğu gibi 20 Ağustos’ta çelenk üretimine başladık. Sabah 8-9 gibi meyveleri 10 civarı eve tek tek dağıtıyoruz. Öğleden sonra da çelenk olarak topluyoruz. Bu çelenkleri depoya getirip burada paketliyoruz. Sonra tır geliyor direkt Hollanda ve Almanya’ya ihraç ediyoruz. Dışarıya gönderdiğimiz çelenkleri genelde kapı süsü olarak birbirlerine hediye götürüyorlar veya mezarlıklara koyuyorlar. 2023 yılında 450-500 bin civarı çelenk gönderdik. Bundan da 2 milyon 500 bin euro civarında bir ciro elde ettik. Bu yıl yine 500 ile 550 bin civarında çelenk göndermeyi hedefliyoruz. Bundan da 4 milyon 500 bin euro civarında bir ciro elde etmeyi planlıyoruz. Kadınlarımızı genelde günde kişi başı 25-30 tane yaparlar. Halkımız için iyi bir gelir kaynağı. Çelenkte kullanılan süs biberi ve süs patlıcanını diktiriyoruz oradan alıyoruz. Dağ çileği ve tespih dediğimiz meyveleri vatandaşlar ormandan toplayıp getiriyorlar. Antalya civarından gelen meyveler var. Yani köyümüzde eşleri dışarıda çalışırken ev hanımları da evinde böyle bir gelir kaynağı elde ediyor” ifadelerine yer verdi.

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Eylül 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , ,

NEDEN DEDELER HAVA SOĞUK DA OLSA PARKLARDA OTURUR BİLİR MİSİNİZ?

14.08.2024-Karabüklü Gurbetçiler

Bir çoğunun eşi ölmüştür. Tek başına yemeğini yapacak, çayını demleyecek durumda değildir. Gelininin ya da damadının yanına sığınmıştır. Bedeni ve ruhu artık gerilemeye başlamıştır. Uzuvları görevini yapamaz hale gelmiştir. Dermansız, çaresiz, mahzundur.

Yürekleri yumuşamış, gözyaşı gözünün kenarında hazır bekler, gurbetten geleni görse o yaşı akıtır hemen! Yemeğini üzerine döker, takma dişi ağzından çıkar, dişi gıcırdar. Damadın, gelinin, oğlunun, kızının, torunların küçük bir sözü gücüne gider. Üzülür, gözleri dolar, yutkunur!

İçine atar acısını, çaresizliğini! Sessizce, ezilerek sofradan çekilir, usulca. Baba niye kalktın, doymadın ki der, kızı, oğlu! Doydum yavrum doydum, siz devam edin der. Der demesini de yüreği hüzünle dolmuştur dedenin! Allah’ım beni niye görmüyon, benimde canımı al! der.

“Canının alınmasını Allah’tan istemek, yalvarmak” duaların en son noktası değil midir? Ve o dede yine usulca kendini kapıdan dışarı atmanın hesabını yapar, inceden inceye, iç çeke çeke! Ne desin! Yavrum ezan vakti geliyor, ben yavaş yavaş dışarı çıkayım der, ve çıkar. O dışarı çıkış yanan yüreğine soğuk su gibi gelir. Ya Alipaşa Cami avlusuna ya da Yeraltı Çarşısı üzerine ya da Taşhan üstü parka gider, oturur. Tanımasa da selam verip oturur diğer yaşlının yanına. Gündüzleri camidir, onların sığınacağı ısınacağı yer. Yüreğine ferahlık bulacağı yer.

Emeklilik maaşı olan bir nebze iyidir ötekilerden. Gelininin, damadının ihtiyacı da varsa, maaş hatırına ilgilenirler yine. Ya yoksa? Yeryüzünün en sevimsizi, en istenmeyeni siz olursunuz. Gençler! Varacağımız yer İhtiyarlık Durağı. Aman ha, parkta oturan yaşlıya, otobüsteki yaşlıya siz siz olun yer verin! Eleştirmeyin! O yaşlara gelecek bizlerde sınanacağız! Hep beraber imtihan halindeyiz, son nefese kadar! Tanıdığınız yaşlı varsa bir selam verin, sohbet edin, durumuna göre bir çay, bir çorba ikram edin… Saygı, sevgiyle ve kırmadan…

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Ağustos 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , ,

9 DİL BİLEN EFSANE KADIN KLEOPATRA

13.08.2024- Özden Naciye EKİCİ- DÜNYA UYGARLIKLARI

Kleopatra 17 yaşında tahta çıktı ve 39 yaşında öldü. 9 dil biliyordu. Eski Mısır’ın dilini biliyordu ve hanedanlığında benzersiz bir durum olan hiyeroglifleri okumayı öğrenmişti. Bunun dışında Yunanca ve Partlar, İbraniler, Medler, Troglodytes, Suriyeliler, Etiyopyalılar ve Arapların dillerini biliyordu. Bu bilgiyle, dünyadaki herhangi bir kitap ona açıktı.

Dillere ek olarak coğrafya, tarih, astronomi, uluslararası diplomasi, matematik, simya, tıp, zooloji, ekonomi ve diğer disiplinleri okudu. Zamanının tüm bilgisine erişmeye çalıştı. Kleopatra bir tür eski laboratuvarda çok zaman geçirdi. Otlar ve kozmetiklerle ilgili bazı eserler yazdı. Ne yazık ki, tüm kitapları MS 391’de İskenderiye Kütüphanesi’nde çıkan yangında yok oldu. C. Ünlü fizikçi Galen onun çalışmalarını inceledi ve Kleopatra tarafından geliştirilen bazı tariflerin yazıya dökülmesini başardı.

Galen’in hastalarına da tavsiye ettiği bu ilaçlardan biri, kel erkeklerin saçlarını yeniden kazanmalarına yardımcı olabilecek özel bir kremdi. Kleopatra’nın kitaplarında güzellik ipuçları da yer aldı ama hiçbiri bize ulaşmadı. Mısır kraliçesi de bitkisel şifa ile ilgilendi ve dil bilgisi sayesinde bugün kaybolan sayısız papirüslere erişim sağladı. Bilimler ve tıp üzerindeki etkisi, ilk yüzyıllarında iyi biliniyordu. O, şüphesiz, insanlık tarihinde eşsiz bir şahsiyetti.

KLEOPATRA (İÖ 69-30) HAZİN SON-Kaynak: Temek BRİTANNİCA

Antik dünyanın en meşhur kadını. Mısır’da hüküm süren Büyük İskender’in ardılı olan komutanlarından,Ptolamaios hanedanlığının son kraliçesi.

Kleopatra, ANTİK Mısır’ın son kraliçesiydi. Ölümünden sonra Mısır, Roma İmparatorluğunun egemenliği altına girdi.

Güzelliği ve çekiciliği ile ünlü bir Mısır Kraliçesi’dir. Üç büyük Romalı yönetici olan Jül Sezar, Marcus Antonius, ve Agustus Cesar adıyla bilinen Octavianus’un yaşamlarında önemli bir rol oynamıştır.

Babası 12. Ptolemaios İÖ 51’de öldüğünde Kleopatra 17 yaşındaydı. Erkek kardeşi 13. Ptolemaios ile birlikte tahta çıktıysa da kısa bir süre sonra aralarındaki anlaşmazlık yüzünden ülkede iç savaş başladı ve Kleopatra tahttan uzaklaştırıldı. Tahtı ele geçirmek için Roma’nın desteğinin gerekli olduğu düşüncesiyle jül Sezar’ın dostluğunu kazanmaya girişti. Kleopatra İlk firavunların gücüne sahip olmak ve ve Mısır’ın kaybettiği toprakları geri almak istiyordu. Kleopatra ya aşık olan Sezar, onun yeniden tahta çıkmasını sağladı. Kleopatra daha sonra Roma’ya giderek, Sezar’ın İÖ.44’te öldürülmesine kadar Roma’da kaldı. Bu tarihten sonra Romalılar’ca sevilmediğini anlayınca Mısır’a geri döndü.

Üç yıl sonra Roma’yı Octavianus’la birlikte yöneten Marcus Antonius ile karşılaştı.Kleopatra’nın büyüsüne kapılan Marcus Antonius, Octavianus’un kız kardeşi olan karısı Octavia’yı bırakarak Mısır’da Kleopatea ile birlikte yaşamaya başladı. Octavianus’ta Kleopatra ve Marcus Antonius’a savaş açarak İÖ. 31’de Aktium Deniz Savaşın’da onları yenilgiye uğrattı. Kleopatra savaşın önemli bir anında Marcus Antonius’u yalnız bırakarak donanmasını geri çekti. Yenilgiye uğrayan Marcus Antonius, İskenderiye,’ye kaçan Kleopatra’nın ardından gitti.

Oysa Kleopatra artık Antonius’tan kurtulmayı ve güçlü Octavianus’un desteğini kazanmayı istiyordu. Bu yüzden kendisi için yaptırdığı anıt mezara çekildi ve ulaklar öldüğü haberini yaydı. Bunu duyan Antonius kederinden göğsüne hançerini sapladı.Kleopatra Octavianus’u etkilemeye çalıştıysa da başaramayınca, Mısır Krallığının simgesi olan kobra yılanı’na kendini sokturarak yaşamına son verdi.

Kleopatra’nın ölümüyle Mısır’da Ptolemaios hanedanlığı sona erdi ve ülke ROMA imparatorluğunun bir vilayeti durumuna geldi.

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Ağustos 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , ,

DÜŞÜNME

10.08. 2024- Hatice Şirin, Eski Türk Yazıtları Söz Varlığı İncelemesi. Türk Dil Kurumu. 2016

DÜŞÜN, tr. düşünmek (ürün, yemiş, ödül anlamlarını içeren düş/tüş kökünden)–ten düş-ü-n/düşün (anlıkta üretilen bilgisel izlenim.). Düş kökünden türeyen düşmek’le düşünmek eşkökenlidir (bk. Düşünmek), ancak düşün sözcüğünün ün’ü ektir.
Ür-ün/ürün (üretilen, türetilen nesne), öğ-ün/öğün, düğ-ün/düğün (es. tr. toy–kün (toy günü, şölen günü)den ağız değişikliğine uğrayarak, özellikle k sesinin düşmesiyle, kün sözcüğü ün biçimine girerek bir ek durumuna gelmiştir, gerçekte ek değildir. Toy-kün sözcüğü yine Asya Türkçesinde, toyun biçimine girerek kün un’a dönüşük ek niteliği kazanmıştır. Anadolu ahlak ağzında bugün sözcüğü de değişikliğe uğrayarak böğün biçimine girmiştir.), tür-ün/türün, (türemekten gelir yavru, döl, özellikle deve yavrusu demektir, başka bir dilden gelerek değişikliğe uğradığı sanılmasın)…

DÜŞÜNCE, tr. düş/tüş (bk. Düşmek)ten düş-ü-n-mek – düşünmek/düş-ü-n-ce… (bk. Düşünmek)…

Tr. de sona gelen ce takısıyla eylemden ad türetme süreklidir. Eğlenmek’ten eğl-en-ce/eğlence, bilmek’ten bil-me-ce/bilmece, öğrenmek’ten öğren-ce/öğrence (ar. ders anlamında), ılımak’tan ılı-ca/ılıca (kaplıca), dönmek’ten döner-ce/dönerce (tek demirli pulluk), bile-ce/bilece (birlikte) bg…

Düşünsel, düşünceleme, düşünceli, düşüncellik, düşüncesiz, düşüncesizlik…

DÜŞÜNMEK, tr. düş/tüş’ten düş-mek/düşmek – düş-ü-n-mek/düşünmek…

Kök anlamı: kendi kendine düşürmek, kendi kendine düşürmek, kendi kendine düşmek, bir nesneyi kendi belleğinde ortaya çıkarmak, doğurtmak, belleğe indirmek, üretmek…

Tüş/düş kökünün içerdiği bütün anlamlar, düşünmek eyleminde vardır. Köke gelen n ortaekiyle kökten özneye yönelik eylem türetmek Türk dilinde başlangıçtan beri süregelen bir olaydır. Kökü oluşturan sözcüğe gelen, kökün ses uyumuna bağlıdır. Bundan dolayı tüş/düş kökünden türeyen özneye yönelik eylemlerde ün ortaeki doğaldır, sözcüğün yapısı, kuruluşu gereğidir.

Gör-ü-n-mek/görünmek (görmek’ten, kendi kendine görelen duruma gelmek, göze sunulmak), sür-ü-n-mek/sürünmek (sürme işlemini kendine uygulamak), ög-ü-n-mek/ögünmek – öğünmek – övünmek (öğmek işlemini kendine yöneltmek, kendi kendine övmek, öğmek), bür-ü-n-mek/bürünmek (kendi kendine bürümek), ört-ü-n-mek/örtünmek (kendini bir nesneye, bir yere sürtmek) bg. düş-ü-n-mek/-düşünmek (bir nesneyi, bir konuyu kendi özüne yöneltip düşürmek)…

Düşün (üremek’ten ür-ü-n/ürün gibi), düşündürmek, düşünücü, düşünülmek, düşünür…

Yazının tamamı:

https://leventagaoglu.blogspot.com/2018/05/dusunmek-fiilinin-etimolojisi.html

Roma ve Almanya Frankfurt çekimleriyle

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Ağustos 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , ,

MAĞUSA LİMANI

22.07.2024- Türkü hikayeleri

“Mağusa Limanı” ya da diğer adıyla “Arap Ali Ağıtı” bir Türk halk destanıdır. Bir çok sanatçımız tarafından seslendirilen Mağusa Limanı’nın aslı Arap Ali Ağıtı’dır. 1943’te meyhanede dayak attığı İngiliz askerleri tarafından süngülenerek öldürülen Arap Ali’nin hikâyesini anlatır.

Bu türkünün hikâyesi o dönem İngiliz baskısı altında olan insanların çektiği zulmün de bir temsilcisidir. Arap Ali, aslen Limasollu olup babası Arap kökenli zenci Mahmut efendi ile beyaz Hatice hanımın dört çocuğunun en büyüğüdür. Kendinden başka bir erkek ve iki kız kardeşi vardır. Arap Ali olayın geçtiği gün Mağusa Limanında çalıştığı gümrükte işini bitirerek biraz eğlenmek için meyhaneye uğramıştır. Meyhane’de bulunan İngiliz askerleri Arap Ali’ye sözlü tacizde bulunarak kışkırtmış ve kavga çıkmasına sebep olmuşlardır. Kavgada Arap Ali İngiliz askerlerinden aldığı süngü darbeleri ile oracıkta vefat etmiş ve daha sonra cenazesi memleketi Limasol’da Türk kabristanına defnedilmiştir.

Çevresinde çok sevilen Arap Ali ile ilgili olarak bu ağıt 4 farklı versiyon ile halk arasında söylenegelmiştir. Mağusa limanı limandır liman aman aman…

Mağusa limanı limandır liman..

Beni öldürende yoktur din iman..

Beni öldürende yoktur din iman..

Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun..

Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun..

Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun..

Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun..

İskeleden çıktım yan basa basa aman aman..

İskeleden çıktım yan basa basa…

Mağusaya vardım kan kusa kusa.. Mağusaya vardım kan kusa kusa..

Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun..

Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun…

Uyan Alim uyan, uyanmaz oldun..

Yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun…..

YORUM: Bitmiyor doymayanlar… Hırsları bitmiyor, gözleri doymuyor. Ne işin var Kıbrıs’ta, İngiltere nere Kıbrıs nere. Barış için gelen insan öldürür mü?

Yıl ne olursa olsun, nerede zayıf var çöküyorlar tepelerine. Dünya siyaseti güçlünün yanında. Ülke siyaseti milletin yanında olmalıdır.

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Temmuz 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , ,

ERİK DALI TÜRKÜSÜ VE GERÇEK SAHİBİ

19.06.2024- Fethiye TV HABER

Orİjinal “Erik Dalı” Türküsü ve Gerçek Sahibi Kadir Türen VİDEOSU:

Türkiye’de olduğu gibi dünyaya nam salan ‘Ankara oyun havası’ olarak milyonlarca kez izlenen, düğünlerin vazgeçilmez şarkısı olan ‘Erik Dalı’ türküsünün gerçek sahibi Burdur Altınyaylalı (Dirmilli) Kadir Türen’in kendi sesinden orijinal “Erik Dalı” türküsü…

TRT Repertuar Kurulu 2019 yılında, Burdur türküsü olan ‘Erik Dalı’nın Kadir Türen’e ait olduğunu tescilledi. Kadir Türen 1919 yılında Dirmil’de dünyaya gözlerini açmış, 28 Haziran 1998 yılında yine Dirmil’de vefat etmiştir.

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Haziran 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , ,

HIDIRELLEZ DUASI

04.05.2024- Yol- The Way

Eski Bir Şaman Duası:

Sevdiğim ve sevebileceğim kim varsa, kendim dahil sağlığı iyi olsun..

Teni sıcak kalsın, enerjisi dışarı taşsın…

Sevdikleriyle bir arada olsun…

Kolu koluna değsin, gözü gözlerinin içine baksın, lafları birbiriyle başlasın…

Nesi varsa bölüşecek birisi olsun, nesi yoksa bulup getirecek biri olsun…

Bu birileri az ama öz olsun, bazıları dünyada tek olsun…

Sevgisinin tamamını ona harcasın…

Sevmekten bıkıp usanmayacağı biri olsun…

Onun yeri ayrı olsun, ama yalan söylemesin…

O her şeyine, her haline tek tanık olsun; bir hareketiyle güldüren, bir hareketiyle ağlatan olsun…

Duyguların hepsi onda olsun, kalbi buna teslim olsun…

Bütün şarkılar ona olsun, aşık olsun…

Yapmaktan bıkıp usanmayacağı bir işi olsun…

İbadet eder gibi, kutlama yapar gibi, her gün bu işini yapıp dursun…

Yaptıkça daha iyi yaptığını görsün, daha iyi yaptıkça bunu başkaları da görsün…

Neşesi bol olsun, mutlu olsun, mutlu etsin; neşelenmek nedir bilsin, bildirsin…

İçindeki heyecan hep sürsün…

Duydukları, gördükleri ona kahkahalar attırsın…

Gürültü yapsın, saçma şeyler söylesin…

Çocuklukta en şımardığı ana gitsin-gelsin ama nereye gidip-geldiği bilinmesin…

Değiştirmek istedikleri değişsin, eskileri atsın, ruhunu havalandırsın…

Kapıda hep kamyonu dursun; istediği yere taşınsın…

Kendinden taşınmak isterse, içindeki güç ve dışındaki sevgi ona yardımcı olsun…

Her gün bir sürprizi ve mucizesi olsun…

Öyle tahmin edilmeyen şeyler olsun ki, bu hayatın zekasını anlatsın…

Bir hayali gerçek olunca; bir hayale gözünü yumsun…

Hayalini kendinden saklamasın, korkmasın…

Her anında sevgiyle olsun, sevgi versin…

BİLKE YORUM: Kültürler, geçmişten günümüze insan iradesinin işleyiş mantığını da taşır. Her coğrafya, kültüre kendinden ekler yapar. Hıdırellez, dünyanın her yerinde kutlanır. Hızır ve İlyas ritüeli, farklı yansımalarla yaşatılır.

Hepsinin özünde, insanlığa güzel duygular kazandırmak, doğa ile uyumlanmak yatar. Şekil ve renklerden önce, özünü kaybetmemek konusunu yaşatabilseydik.

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Mayıs 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

Ah bir ataş ver türküsünün yürek dağlayan hikayesi

01.04.2024- Tarihi Olaylar

O kahreden olay 4 Nisan 1953 yılında yaşanmıştı. Çanakkale Boğazı açıklarında Lara bunu açıklarında Türk donanmasına ait Dumlupınar denizaltısı, uzun ve yorucu bir görevden sonra donanmasıyla birlikte istirahata çekilmek üzere limana yanaşıyordu.

Hava şartları çok kötüydü, sis vardı, yağmur vardı… İstirahati hayal eden donanma limana yaklaşırken çok büyük bir gürültüyle sarsıldılar. Denizaltı İsveç donanmasına ait bir şileple çarpışmıştı. O sırada 8 kişi güvertedeydi ve bunlardan 2’si pervaneye takılarak öldü, 1’i boğularak öldü, 5 kişi ise kurtarılabildi. Geminin içerisinde ise 81 mürettebat vardı ve sadece 22 kişi torpidoya saklanarak kurtulmayı başarmışlardı, tabi ki kendilerini bekleyen daha kötü bir sondan habersizce.

Denizaltı denizin dibini boylamıştı. Topridodaki 22 kişi yüzeye bir şamandıra fırlatarak içerisindeki telefon kablosu aracılığıyla merkezle iletişime geçtiler. Olayı anlata mürettebatta merkezden cevap gelmişti “Gerekmedikçe konuşmayın, türkü söylemeyin ve sigara içmeyin”

Kahraman askerler olacaklardan habersiz bir şekilde ülkelerinin kendilerini kurtarmalarını bekliyordu. Fakat kendileri dışındaki herkes durumu biliyordu o zamanın teknolojisiyle o askerleri oradan çıkarmanın mümkünatı yoktu. 

O sırada O anda askerlere bir anons geldi ” rahatça konuşabilirsiniz, türkü söyleyebilirsiniz, sigara içebilirsiniz”

Umutlar tükenmişti askerler artık ölümü bekliyordu. 22 kahraman askerin son sözleri “herşey buraya kadarmış kumandan, birer cigara yakalım mı?” oldu.

Tüm ülke seferber olmuştu ama sonuç belliydi kurtulamayacaklardı. Kurtaran gemisi olaydan 12 saat sonra ancak oraya gelebilmişti. 25 saat sonra ise anca sabitlenebilmişti. O sırada şamandıra ile torpido arasındaki kablo kesildi ve iletişim koptu. Dalgıçlar 100 m’ye yakın derinlikteki Dumlupınar batığına erişmeye çalışyorlardı ama nafile. Hava çok kötüydü su altı dalgaları dalgıçları savuruyordu. Kurtaranın yanlışlıkla kestiği kablo olmayınca dalgıçların kabloyu takip etmesi de olanaksızlaşmıştı. On bir dalış yapıldı ama hiçbiri başarılı olamadı. Yine de Yılmaz Süsen adlı bir dalgıç 80 m dalmayı başarmış hedefine 11 m kalmıştı. İşte o anda basınca dayanamayıp şuurunu kaybetti. Vurgun yemenin kıyısından dönmüştü. 15 saat sonra ancak şuurunu açabildiler. Kurtarma çalışmalarına katılan Amerikalılar dalgıç için şu cümleyi kullanmışlardı “Ölümle arasında hiçbir şey kalmamıştı” 7 Nisan’da 3 gün süren çalışmalar sonucunda Milli Savunma Bakanlığı artık kurtarma çalışmalarını durdurduğunu ve umutların kesildiğini bildirdi.

22 asker ölüme terkedilmişti. Türkiye’nin en karar günlerinden birisi 4 Nisan 1953 olarak tarihe geçti. “Ah bir ataş ver” türküsü ise buradan gelmektedir. Hikayesini bilen herkes her duyduğundan gözyaşlarına bu nedenle boğulur… tarihi olaylar.com

BİLKE YORUM: Yaşadığımız toprakların derinlerine indikçe, hafızadan gerçek fışkırıyor. Attıkça sırtımızdan gereksiz yükleri, karanlıklar aydınlanıyor. Bir türkü, kalın bir kitap gibidir; oku oku bitmeyen. Bu yurdun geçmişi, dolu doludur; Anadolu’dur sönmeyen.

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Nisan 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

FOTOĞRAFINI ALAMADI ŞEHİT OLDU FOTO VİTRİNDE KALDI

31.03.2024- Can TEOMAN

2010’lu yılların başıydı yanılmıyorsam , donanma kenti Gölcük’te sıradan, sakin, sisli puslu bir ilkbahar sabahında oltacı dükkanı bakıyorum, bazen büyük şehirlerde bulunmayan işe yarar basit bir ürün küçük yerlerde çıkabiliyor karşınıza ,

Ulu Önder Atatürk’ün naaşını Sarayburnu’ndan Kocaeli petrol iskelesine nakleden efsanevi drednot Yavuz Zırhlısı’nın pirinç pervanesinin sokak başını tuttuğu anayoldan sahile kadar uzanan Donanma Caddesi’nde sağa sola bakarak yürürken üç beş dükandan ibaret küçük bir pasajın caddeye bakan köşesinde kendi halinde bir fotoğrafçı dükkanının vitrinindeki büyütülmüş vesikalık fotoğraf dikkatimi çekti.

Denizci üniformalı genç bir bahriye subayının görselleştirildiği , sararmamış lakin solgun ,o günün imkanlarıyla olsa gerek , ince bir rötuş görmüş ,oymalı ağaç kalin çerçeve içinde , epeyce eski görüntülenmesine rağmen iyi korunmuş ,1953 tarihli fotoğrafa takıldım kaldım.

Merak işte ! şeytan dürttü derler ya ,sormakla sormamak arasında gidip gelirken , karşılaşabileceğim olası bir tepkiyi de peşinen kabullenerek karartttım gözümü daldım dükkandan içeri.

70-80 yaş aralığında tahmin ettiğim bir amca gazetesini okuyor , görmüş geçirmiş bir ihtiyar gibi geldi bana , rahatladım biraz, yanılmamışım buyur etti , amca dedim , eğer mümkünse bir şey öğrenmek istiyorum , vitrinde bir fotoğraf gördüm , kimdir fotograftaki bahriyeli ? tanıdık mı ? Bir yakınınız mı ? Var mı bir hatırası ?

Gazetesini katladı , kenara koydu , hafifçe tebessüm ederek şaşkın bir edayla başını kaldırdı , kalın çerçeveli gözlüklerinin üzerinden bakarken gözlerinin nemlendiğini hissetmedim desem yalan olur , pişman oldum sorduğuma ama yapacak bir şey yok , çıktı ağızdan , sormus bulundum bir kere.

Niye merak ettin ? dedi , merak işte amca dedim ,anlam veremediğim bir güç çekti beni , istemiyorsan seni üzecekse anlatma dedim , otur dedi , bir tabure uzattı , vaktin varsa anlatayım ,anlatayım da hayretler içinde bıraktın beni be evlat , bu fotoğraf neredeyse benimle yaşıt ve bugüne kadar da senden başka hiç kimse merak edip sormadı hikayesini.

Diyafon’dan çay ocağına seslendi ” Oğlum bize iki çay gönder ” benimki mümkünse ıhlamur olsun amca dedim , derin bir iç çekişten sonra başladı anlatmaya biraz da titrek ses tonuyla:

” Atalarımız Kafkasya’dan göç etmişler buralara , Tatarköy’e yerleşmişiz şimdiki ismi İhsaniye’dir , aslen Çerkes’iz , ben o zamanlar küçüğüm , Gölcük’teki tek fotografçı dükkanı bizimdi o tarihte , okul ziliyle beraber öğleden sonraları babama yardım ediyorum , getir götür işleri iste , dün gibi gözümün önünde , bir gün sırmaları pırıl pırıl apoletleriyle üzerinde Denizci Üniformali bir bahriye subayı geldi dükkana fotoğraf çektirmek istediğini söyledi , heyecan içindeydi , acelesi vardı , Babam Ne bu telaş kumandan nereye yetişeceksin ? diye sorduğunda , bir kaç saat içinde tatbikat icin palamar çözeceğiz , yeni mezunum bu da ilk görevim acelem ondandır dedi , bir kaç poz fotoğrafını çektik ,ödemesini yaptı ,üç gün sonra dönüyorum , döndükten sonra alırım dedi ve çıktı gitti , bir daha hiç gelmedi O bahriyeli her gün sorar dururdu babam geldi mi ? diye ama ne gelen vardı ne giden , biz fotografı büyütüp vitrine koyduk , belki unutmuştur dükkanın önünden geçerse hatırlar diye düşündük , hep vitrindeydi , hiç kaldırmadık , epeyce bir zaman geçti , günlerden bir gün dükkan kapısının önünde biri içeri eğilerek ,fotoğraftaki subay aileden mi ? diye sordu , değil diye yanıtladı babam , bir süre önce çektirdi üç gün sonra gelip alacaktı hayli zaman oldu almadı , tanıdıksa siz verirmisiniz ? diyecek oldu , hiç gelmeyecek , cevabını alınca kısa bir şaşkınlık yaşadık babamla , göz göze geldik , akabinde aydınlığa kavuştu alınmayan fotografin sırrı , işte o zaman öğrendik ki bu genç deniz subayı , TCG DUMLUPINAR DENİZALTI’sinda şehit olan stajyer subay Güverte Teğmen BÜLENT ORKUNT ‘muş , soran da sınıf arkadaşı imiş , bizim için değeri daha da arttı daha bir anlam kazandı sahibini bulmayan o fotoğraf , işte o gün bu gündür bu dükkanın esas sahibi bu solgun fotograftır , bizim bir parçamızdır , dükkanın koruyucu azizi gibidir , herşey değişir , o fotoğraf daima aynı yerinde durur , çok gelip gittiler fotoğraf için doğrusunu istersen , donanmaya vermek gelmedi içimizden , bir baskısını sınıf arkadaşı eliyle ailesine ulaştırdık , daha ne kadar yaşarım bu işi yaparim bilmiyorum lakin nefes aldığım sürece bu fotoğraf benim diğer yarımdır , bende derin iz birakan çocukluğumun trajedisidir diyerek tamamladı anlatmasını.

Soğumaya yüz tutmus çayından bir yudum aldı , ayağa kalktı döndü arkasını , sol eliyle gözlüğünü kaldırdı alnına dayadı , sağ elinin tersiyle yanaklarından süzülen iki damla gözyaşını silerek sözde saklamaya çalıştı hüznünü benden ama nafile ben çoktan funda etmiştim sol yanimdaki iskele demirini.

Oysa 01 Nisan 1953 günü saatler 16h00’yi gösterdiğinde , Gölcük Ana Deniz Üs Komutanligi’ndan Komodor Forsunu çekip avara olurken içlerinden sadece beşinin geri dönebileceğini akıllarına bile getirmemişlerdi.

” VATAN SAĞOLSUN ” diyerek metanetle kocaman yürekleriyle veda ettiler , dillerinde Ege’nin o güzel türküsüyle ” Ah bir ataş ver cigaramı yakayım “

Ebedi seyirlerinizde pruvanız neta , rotanızda selametler olsun , cennet rüzgarlari kolayınıza gelsin ,

VATAN SİZLERE MİNNETTARDIR !

Can Teoman’dan ALINTIDIR.
İsa Safter Gözler

KÜLTÜR MERAK GRUBU-Saadet DAL

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Mart 2024 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , ,