RSS

AVOKADOYA MEKRUH DEMİŞLER 250 SENE SONRA GELMİŞ

14.06.2024- Gülümse

300 Yıl Önce Osmanlı’da Yetiştirilirken Günah Sayıldığı İçin Ağaçları Yakılan Avokado Meyvesinin Hikâyesi;

Avokado’nun anavatanı Meksika’dır ve tarihi MÖ. 10 bin yıllarına kadar dayanır. Timsah armudu da denen bu meyve oval şeklindedir ve armuta benzer. Oldukça da besleyici bir meyvedir. Tropikal iklimde yetişen avokado bugün Türkiye’nin Akdeniz bölgesinde de yetiştirilir. Peki ya çok önceden de yetişiyordu desek?

Evet, yaklaşık 300 yıl önce Osmanlı’da da avokado yetiştiriliyordu. Osmanlı döneminde yaşayan 1688 doğumlu Molla Kamil Efendi, din alimi olmasına rağmen pozitif ilimlerle de ilgilenen bir beyefendi. Hatta ailesinin buna itiraz etmesine rağmen eğitim almak için Roma ve Paris’e kadar gitmiş biridir kendisi.

Molla Kamil Efendi, buralarda özellikle nebatiye ve ziraat ilimlerinde eğitim almış ve İstanbul’a geri dönmüş. Ağabeyinin aracılığıyla da sarayda bostancıbaşının yanında çalışmaya başlamış. Çalışkan ve azimli Kamil Efendi’nin dikkatleri üstüne çekmesi 1720 yılında yaşanan bir olaya dayanıyor.

Bu tarihte İstanbul’daki lale bahçelerinde nedeni anlaşılamayan bir hastalık tüm laleleri mahvetmiş. Dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa da bu meseleyi çözmesi için Kamil Efendi’yi görevlendirmiş. O da öğrendiği bilimsel yöntemlerle hastalığı tedavi etmiş ve “Halaskaran-ı lalezar” lakabı ile sarayın takdirini kazanmıştır.

Ayrıca Kamil Efendi’ye müfakat olarak da Yalova’da ziraat çalışmalarını yapması için bir arazi tahsis edilmiştir. Kamil Efendi’nin burada yaptığı en ilginç çalışma ise Fransa’da görüp çok beğendiği avokadoyu Anadolu şartlarında yetiştirmeye çalışması olmuştur.

Uzun uğraşlar sonucunda avokadoyu Yalova’da yetiştirmeyi başarmış ve mahsulünü saraya takdim etmiştir. Kamil Efendi bunu yaparken avokadonun faydalı olduğunu, leziz bir tada sahip olduğunu söylemiş.

Meyvenin tadını beğenen Damat İbrahim Paşa verdiği davetlerde insanlara avokadoyu ikram etmeye başlamış ve moda haline gelen bu egzotik yiyecek kısa zamanda İstanbul seçkinleri tarafından benimsenerek sofralardaki yerini almıştır. Ancak Kamil Efendi halkın da istifade etmesini istese de bu meyve halka inememiş, sadece yüksek zümredekiler arasında tüketilmiştir.

Ancak “avokado modası” çok uzun sürmemiştir. Tarih 1730 yılını gösterdiğinde Osmanlı Devleti’nde Patrona Halil ayaklanması çıkar ve isyancılar Damat İbrahim Paşa ve Kamil Efendi’ye zulmederek öldürür.

Ayaklanmaya katılan bir grup, avokadonun timsah ile ağacın birlikteliğinden olduğu söylentisini yaymıştır. Avokadonun mekruh olduğu, Müslüman memlekette üretilmesinin ve yenilmesinin caiz olmadığı fetvası verilince de Yalova’daki bütün avokado ağaçları yakılarak tahrip edilmiştir.

Türk tarihinde modern bir anlayışla çalışan bu bilim adamının yaptıkları böylelikle bir grup yobaz tarafından engellenmiştir. Avokadonun faydalı bir meyve olduğunu tekrar keşfetmemiz ve ülkemize geri gelmesi de 250 seneyi bulmuştur.🙏🙏💖💖

BİLKE YORUM: Yıllar yıllar önce nelere günah denilmedi ki. Matbaaya, müziğe, arabaya, TV’ye ve daha birçok yeniliğe. Elektrik bile kafir icadıydı, masada yemek yemek günah denirdi. O fikri savunanlar, şimdi lüks arabalarda geziyor ve lüks içinde yaşıyorlar. AVOKADO bile onların azizliğine uğramış.

Çin Seddi yapılmış yapılmasına da, düşman casuslar, set bekçilerine para verip rahatça içeri girmişler. İradesinin ve vicdanının bekçisi olamazsa insan, kendine yasaklardan duvarlar örse de, İBLİS içinde beslenip büyüyorsa kar etmez.

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Haziran 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

7 NOKTALI UĞUR BÖCEĞİ BİLİR MİSİNİZ?

13.06.2024- Maraş Haber

KAHRAMANMARAŞIN EŞSIZ GUZELLLIKLERINDEN BIR YER ULUDAZ TEPESI DUNYADA NADIR UGUR BOCEKLERININ OLDUGU EN GUZEL YERDIR ULUDAZ TEPESI..

Kahramanmaraş’ın güneyinde, şehir merkezine 65 km. uzaklıkta olan 2.259 m. rakımlı Uludaz Tepesi, bulutlarla kaplı zirvesi ve sürü halinde görülen uğur böcekleri ile doğa turizmi açısından dikkatleri üzerine çekmektedir.

Zirvede bulunan uğur böceği türü, halk arasında “gelin böceği”,“uğur böceği” veya “uç uç böceği” olarak bilinen Coccinellidae familyasına ait türlerin en önemlisi ve en çok bilineni Coccinella septempunctata, diğer bir tanımla “yedi noktalı uğur böceği”dir. Mevsimsel olarak göç eden çok hareketli bir türdür.

Kışın metabolizmalarını dondurup kış uykusuna yatan uğur böcekleri yaz aylarında yeniden uyanarak bölgeye canlı ve renkli bir görüntü kazandırmaktadır. Yazın yaprakların arasında uçuşan ve tarım zararlısı olarak bilinen yaprak bitleri, beyaz sinek ve trips ile beslenir. Taş altında, gevşek bir ağaç kabuğunun altında, kuytu yerlerde 50-100 uğur böceğine rastlanabilmektedir.

trips böceği

BİLKE YORUM: Doğanın şaşırtıcı dengesi, nedense insanın hor kullanmasına engel olamıyor. Her bir canlı ve cansız varlık, sorumluluğunun bilincinde görev yaparken; insan kazanma hırsı ile doğaya kıyıyor da kıyıyor. Uğur böceği adına ne anlamlar yükler insanoğlu. Duygusallık, aşk habercisi, kısmet müjdecisi, bolluk bereket sunucusu…

Varlıkların görevlerini, yerlerini ve inanın ki bilincinin farkında olamamaktan geliyor bütün olumsuzluklar. EGO’LAR SAVAŞI hiç bir işe yaramıyor oysa…

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Haziran 2024 in Bilim

 

Etiketler: , , , , , ,

YAKÇAL: BİNLERCE YIL ÖNCESİNİNİN DEVASA BUZDOLAPLARI

12.06.2024- Arkeoloji Dünyası

Persler zamanında inşa edilen ve bugüne kadar ayakta kalabilmiş olan Yakçal(Yakhchāl) isimli yapılar da bu bilgi birikiminin bıraktığı miraslardır.

M.Ö. 400 civarında yapıldıkları düşünülen bu mühendislik harikası yapılar, elektriğin keşfedilmesi ve sağlıklı şekilde kullanılmasından binlerce yıl öncesinde, kavurucu Pers çöllerinde buzların erimesini ve yiyeceklerin korunmasını sağlıyorlardı.

Yerden yaklaşık 18 – 20 metre yüksekliğe erişebilen yakçalların görüntüsü, devasa birer kubbeyi andırmaktadır. Tamamen özel bir karışımla elde edilen çamurkullanılarak yapılan yakçalların duvarları da yine aynı maddeden üretilen, oldukça kalın tuğlalarda örülüdür.

Yapıların ayrıca yerin altında da yaklaşık 5.000 metreküplük bir alanları bulunmaktadır ve yer altındaki alanların duvarları, yer üstünde kalan kısımlara göre daha fazla kalınlık gösterir. Çamur duvarların bu kalınlıkları, yakçalların tabanında 2 metreye kadar ulaşabilmektedir.

Yakçallar inşa edilirken kullanılan bu özel karışımlı çamura sarooj adı verilmektedir. Perslere özgü bir harç olan saroojun içeriğinde kum, kil, yumurta akı, kireç, keçi tüyü ve kül bulunduğu bilinmektedir. Bu maddelerin karışımı ile elde edilen sarooj, içi ile dışı arasında ısı transferini engellediği gibi su geçirmezözelliğe de sahiptir. Yakçal gibi devasa buzdolapları için daha iyisi düşünülemezdi..

Yakçalların çölün kavurucu sıcağına karşı son derece etkili bir çözüm sunmaları, karmaşık bir yapıları olduğu algısını yaratabilir. Fakat işin aslında çalışma prensipleri oldukça basittir. Yakçalların soğutma işlevinde en önemli rolü buzlaroynamaktadır. Buz, kışın dağlardan toplanarak yakçallara yığılabildiği gibi yakçalın içerisine bağlanan Kehriz ya da Qanat olarak adlandırılan yer altı tünellerinden gelen suyun geceleri dondurulması ile de elde edilebilmektedir.

Perslere özgü bir yapı olan rüzgar tutucu örnekleri.

Yakçalın soğutma işlevini yerine getirmesinde bir diğer önemli etken de yapı içerisindeki hava sirkülasyonununsağlanmasıdır. Yakçalların içindeki hava döngüsü, yine Perslere özgü bir yapı olan rüzgar tutucularda (günümüzün klimaları diyebiliriz) kullanılan sisteme benzer şekilde sağlanmıştır.

Temelinde, bina içinde ısınan havanın dışarıya verilerek sirkülasyonu sağlama ve içeriyi düşük sıcaklıkta tutma mantığı yatmaktadır.

Binlerce yıl önce inşa edilmiş olan bu yapılardan bazıları bugün bile el değmemiş halleriyle durmaktadır. Geçmiş dönemde Pers İmparatorluğu‘nun hükmettiği toprakların bugünkü sakinlerinden olan İran, Afganistan ve Tacikistan‘da bugün hala modern buzdolapları için ‘yakchal’ kelimesinin kullanıldığını görebilirsiniz.

BİLKE YORUM: Eski çağ keşifleri, günümüz insanlarını hayrete düşürüyor. İlerlediğimizi sanıyoruz, geçmişe bir bakıyoruz neler, neler icat edilmiş. Mutluluk ölçer olsaydı, o gün mü insanlar mutluydu, bu gün mü?

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Haziran 2024 in Bilim

 

Etiketler: , , , , ,

CAMSAP VE ŞAHMARAN

11.06. 2024-Hazırlayan: Bilhan Akkaya

Köyün birinde odunculuk yaparak geçimini sağlayan adı Camsap olan fakir bir genç yaşarmış. Bir gün arkadaşları ile bir bal mağarası keşfeder. Balı çıkarmak için onu mağaraya indirirler. Çıkarılan baldan daha fazla pay alabilmek için arkadaşları onu mağarada bırakıp kaçar. Camsap bir çıkış yolu ararken bir delikten ışık sızdığını farkeder. Bu deliği elindeki bıçak ile büyütür. Karşısına şimdiye kadar görmediği güzellikte bir bahçe çıkar. Bu bahçede bir havuz etrafında pek çok yılan bulunmaktadır. Etrafta ise birbirinden güzel, eşi benzeri olmayan çiçek yer almaktadır. Havuzun başında; süt beyazı vücudu ile güzel mi güzel bir yılan oturmaktadır. İnsan başlıdır bu yılanlar Maran veya Meran olarak bilinmektedir.

Tarihe bakacak olursak buna benzer ilk tasviri Hitit kaynaklarında İlluyanka Efsanesi’nde görmekteyiz. İlluyanka; Fırtına Tanrısı Teşup ile savaşmıştır.

Camsap kendini tanıtır ve başına gelenleri anlatır. Bu gizli yaşayan topluluk; sırlarının açık edilmemesi için Camsap’ı serbest bırakamayacaktır. Bunu yılanların şahı, havuz başındaki tahtında oturan Şahmaran ifade edecektir. Camsap orada kalıp bahçede yaşayacaktır. Zaman içinde Şahmaran’ın güvenini de kazanır. Şahmaran O’na tıp biliminin bilinmediklerini öğretir.

Yıllar sonra ailesini çok özlediğini söyleyerek gitmek için yalvarır ve Şahmaran’dan izin ister. Şahmaran; O’na gitmesi için izin verir ama yerlerini söylememesi için de söz verdirir. Söz verip oradan ayrılan Camsap ailesine kavuşur ve bu sırrı yıllarca saklar.

Bir gün ülkenin padişahı hastalanır. Vezir; padişahın Şahmaran’ın etini yermesiyle iyileşeceğini söylemektedir. Her yere haber salınır Şahmaran’ın bulunması için. Herkes hamamlara sokulmaya başlanır. Camsap da bundan payını alacaktır. Camsap hamama alınınca derisinde pullar görünmüştür ve O’nun Şahmaran’ın yerini bildiği düşünülmeye başlanmıştır. Camsap zorla konuşturulur. Şamaran’ın yeri belli olmuştur. Bulunduğu kuyuya gelinir, Şahmaran oradan çıkarılır. Şahmaran yakalanınca; Camsap’a şöyle der: “ Benim başımı kaynatıp padişaha içir, padişah kurtulsun, gövdemi de vezire içir, ölsün, kuyruğumu da kaynatıp sen iç, böylece Lokman Hekim ol”. Şahmaran’ın eti kaynatılarak suyu padişah ve vezire içirilir. Camsap da Şahmaran’ın dediği gibi kuyruk suyunu içer. Padişah iyileşir, vezir ölür ve Camsap Lokman Hekim olur.

Yılanlar o günden beri Şahmaran’ın öldürüldüğünü bilmemektedir. Öğrendikleri gün; Tarsus’un yılanlar tarafından işgal edileceğine dair bir inanış hâlâ halk arasında yaşamaktadır. (Tarsus; İçel ilimizin bir ilçesidir.)

BİLKE YORUM: Kil tabletlerde, söylencelerde, destanlarda ve semavi kaynaklarda rastladığımız benzeri efsaneler; insanlara hayat dersi veren özellikler taşımaktadır. Nedense, anlatılanın özünü kavramak yerine, hikaye kahramanlarını efsaneleştirmek benimsenmiştir.

OLMAK ya da OLMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU…

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Haziran 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

AFGANİSTAN’DA KADIN OLMAK

10.06.2024-Mustafa AFŞAR -ALINTI

11 Eylül’den önce , Amerikalı bir bayan gazeteci, kadınlarla erkeklerin toplumdaki yeri hakkında bir yazı dizisi hazırlamak üzere Afganistan’a gitmiş…
Gözlemleri sırasında ilk dikkatini çeken, kadınların kocalarının 5 adım gerisinden yürüdükleriymiş.. Amerika’nın bu ülkeye de demokrasi getirmesinden sonra, aynı gazeteci tekrar bir yazı dizisi için Afganistan’a gittiğinde, bu sefer bir de bakmış kadınlar önden gidiyor, kocaları ise 5 adım arkalarından geliyor..

Gazeteci bu işe çok şaşırmış, hemen bir kadına yaklaşıp sormuş: “Bu gördüğüm inanılmaz bir gelişme. Peki ama bu değişikliğin sebebi nedir?” Afgan kadın cevap vermiş: “Mayınlar…”😔😔😔

***

Farkındalık yaratmak için çaba sarf eden grafiti sanatçısının eserlerinden bazıları:

Afganistanlı grafiti sanatçısı Shamsia Hassani, İngiliz sanatçı CHU tarafından verilen bir atölye çalışmasına katıldıktan sonra 2010 yılında grafitiye çekildi. Afgan Shamsia Hassani, 1988 yılında İran’da Afgan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Afganistan’ın ilk kadın sokak sanatçısı Shamsia Hassani’dir. Hassani’nin besteleri hem erkek egemen bir kültürdeki kadınlara ait hem de aydınlık ve karanlık arasındaki çatışma izlenimini yaratıyor. Ancak, kültürel ve sosyal meselelerin yanı sıra grafiti yapılabilecek alan eksikliğiyle de uğraşmak zorunda kaldı.

BİLKE YORUM: Sömürgeci devletler, işgal ettikleri topraklarda yaşayan insanları kendi güdümlerine alırlar. En etkili yöntemleri dindir. Bu konuda tecrübeleri çoktur. İşgalin soğuk yüzünü örtmek için YARDIMA GELDİK diye inandırırlar. Devletler, kendi yerel kaynaklarını doğru kullansalardı, kimseye ihtiyacı kalmazdı. Kaynaklarını sömürgeci devletlere teslim edenler, Afganistan örneğini yaşarlar.

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Haziran 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

EKMEK PULUNDAN SÜMERBANK FIRININA YOLCULUK.

09.06.2024-İlhan ÖDEN

1975 ve daha önceki yıllarda ekmeklerin altına hangi fırında pişirildiğini belirten pullar yapıştırılması zorunluydu. Bunun zannedildiği gibi reklamla falan alakası yoktu. O zamanlar özellikle ekmekte belediyelerin sıkı denetimi vardı. Sağlık şartlarına uygun pişirilmiş mi? İçinde yabancı madde var mı? En önemlisi belediye tarafından belirlenen ağırlıkta mı olduğu, zabıta memurları tarafından sık sık fırınlara baskın yapıp, kontrol edilirdi.

Bakkallarda farklı fırınlardan gelip satılan ekmeklerde herhangi bir kusur görülür, vatandaşlardan şikayet gelirse ekmeğin arkasındaki pullardan hatalı fırın tespit edilir, hakkında işlem yapılırdı. Hala önemli ama o zamanlar en önemli gıda maddesi ekmekti.


Çoğunuz hatırlamazsınız ama Ramazan ayı geldiğinde ekmeklerin üzerine susam eklenirdi. Zamanla yapıştırılan pulların arkasındaki ekmeğin yenilmediği, ekmek israfına sebep olduğu, bazen de kağıtların yanlışlıkla yenildiği öne sürülerek, bu uygulamadan vazgeçildi.
Bence yararlı bir uygulamaydı, sanki şimdi ekmek israfı önlendi mi? Ekmek kalitesi o kadar düştü ki artık imkanı olanlar normal ekmek yemiyorlar. Fırınlardan mısır ekmeği, tam buğday, sarı buğday, ekşi maya, Çavdar ekmeği, Kara kılçık ekmekleri gibi özel unlardan yapılıp 30 lira civarında satılan ekmeklerden alıyor birkaç gün bayatlamadan kalan bu ekmeklerden alıp yiyorlar. Ben de bu ekmeklerden alıyorum ama birkaç kere alınca bıkıp, başka çeşidi deniyorum.
Ben Sümerbank çocuğuyum, Nazilli Sümerbank lojmanlarında doğdum, Sümerbank ekmeğiyle büyüdüm. Aslında tam aradığım şey çocukluğumdaki, fabrika fırından yeni çıkmış, fırından alp eve getirinceye kadar farkına varmadan yarısını yediğim sıcak ekmeğin burnumdaki kokusu ve tadı. Acaba sizler de benim gibi mi düşünüyorsunuz? Sümerbank çocukları. Sağlıcakla kalın. İLHAN ÖDEN- NAZİLLİ SÜMERBANK 

BİLKE YORUM: İlerliyor muyuz yoksa geriliyor muyuz düşündürüyor insanı. Ekmeğin üzerine üreten fırının markası neden yapıştırılmıştır? Fırıncıyı zengin etmek, kodamanların rant elde etmesini sağlamak için değil. Ekmeğin hazırlanışı ve pişene kadar geçirdiği adımların halka zarar vermesini önlemek için denetim ve kontrol amaçlı yapılmıştır. Devlette atılan tüm adımlar, halka ve yerel zenginliklerimize değer katma amaçlı olmalıdır.

TL’nin ABD doları karşısındaki değeri (Dolar kuru), 1923-38 yılları arasında, en düşük 1.28, en yüksek 2.12 TL olarak belirlenmiştir.  Savaştan çıkmış bir ülke, dünya devleri ile yarışmıştır. Her ayrıntı, bize bu memleketi ne kadar hor kullandığımızı vurguluyor. Sorumluluk bilinciyle hareket edecek toplum olalım.

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Haziran 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ELVİS’İN KONSERİNDEKİ KÖR KIZ

08.06.2024- Elvis PRESLEY’İN ANILARINDAN

Bu anı Norfolk Scope, 20 Temmuz 1975 konserinde yaşanmıştır. Gerçekten Elvis’in insani yanını, çocuklara sevgisini, merhametli oluşunu ve mükemmel bir kişilikte oluşunu gösterir niteliktedir. 

20 Temmuz 1975’te bir konser sırasında şarkılar arasında Elvis şakalaşıyor ve atkı dağıtıyordu, sahnenin sol ucunda duran küçük bir kızı fark etti. Yaklaştı ve önünde diz çöktü.

Kör olduğunu anlayan Elvis ellerini tuttu ve birkaç dakika onunla konuştu. Seyirciler küçük kıza söylediklerini duyamıyordu çünkü mikrofonu ağzından uzak tuttu. Sonra eşarbını öptü ve onunla iki gözüne de dokundu. İşi bittiğinde atkıyı aldı ve kızın yüzüne yaklaştırdı. Kız orada kaldı Elvis’in yaptığına güvenerek. Çocuk doğduğundan beri kördü.

Elvis konserden sonra kızın annesiyle konuştu ve görme yeteneğini geri kazanmak için ameliyat parasını ödedi.

O kız Bu gün grafik sanatçısı …..

BİLKE YORUM: Sanatçılar topluma örnektirler. Eserlerinin, insanlardaki etkileri çok büyüktür. Erişmek isteyip erişemedikleri yerlere ulaşanları gördüklerinde, aynada kendilerini gördüklerini düşünürler ve onları yüceltirler.

İnsan, bilim adamı, müzisyen, şarkıcı, tiyatrocu, şair, yazar, karikatürist, ressam…….vb. daha çok meslek sahibi olabilir. Halkın içine girmek, halkın yanında durmak, halk ile halk olmak kolay değildir. Halk böyle sanatçıları yüreğinin içinde yaşatır, onlara öykünür. Siyaset ARENASI, iktidar ve muhalefet kanadında küreselleşen dünyanın paralelinde durum alırken, sanatçıların görünmez gücü olumlu etkileşimler yaratmalıdır.

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Haziran 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Fransa’dan gönüllü iade alınan pişmiş toprak figürü

05.06.2024-KÜLTÜR VARLIKLARI VE MÜZELER GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

Ülkemize gönüllü olarak Dinçer Denis ERKE tarafından iade edilen 1 adet pişmiş toprak kadın figürini ile 1 adet erkek figürin başı Fransa’dan Türkiye’ye getirilerek 07.06.2021 tarihinde Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde muhafaza altına alınmıştır.


Paris’te faaliyet gösteren bir Müzayede evinden 2016 yılında satın alınan pişmiş toprak kadın figürini ile erkek figürin başı, Orta Tunç Çağı II (M.Ö. 1800-1600) dönemine tarihlendirilmektedir. Adı geçen kişi, eserleri ülkemize gönüllü olarak iade etmek için 22.04.2021 tarihinde Paris Büyükelçiliğimiz kanalıyla başvuruda bulunmuş ve aynı gün Paris Kültür ve Tanıtma Müşavirliğimize teslim etmiştir.
Elleri göğsünde ve ayakta duran yassı formlu özellikleri ile pişmiş toprak kadın figürinin, Anadolu’da, Doğu Kilikya, Amik Ovası ve Güneydoğu Anadolu (Fırat Nehri’nin batısı) Bölgesinde yayılım gösterdiği bilinmektedir. Çıplak kadın figürinlerinin bereketi ve doğurganlığı temsil eden tanrıça kültü ile ilgili faaliyetlerde kullanılan dini bir nesne olma olasılığı yüksektir.
Kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesi ve yurt dışında bulunan ülkemiz kökenli eserlerin geri kazanılması amacıyla Bakanlığımızın ilgili kurumlarla koordinasyon halinde yürüttüğü faaliyetler konuya duyarlılığı artırmaktadır. Bu doğrultuda, gönüllü iadeler memnuniyetle karşılanmakta ve yapılan çalışmalara katkı sağlamaktadır.

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Haziran 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , ,

ÇOCUK HİKAYELERİNİN DEĞERLER EĞİTİMİ AÇISINDAN İŞLEVİ VEÖNEMİ

04.06.2024- Prof. Dr. Emine ALTUNAY ŞAM- Yakup OĞUR

Eğitim kurumlarının en önemli birimi olan okulların en önemli hedeflerinden biri, öğrencilere bu bünyede temel değerleri kazandırarak, hayata hazırlayarak, bilinçli ve sorumluluğunun farkında bir yurttaş gibi hazırlamaktır.
Öğrencileri bu hedefe yetiştirmede, temel özellikleri edindirmek gayesiyle, ilkokulda değerler eğitimi birçok derste örtük bir şekilde yer almıştır. Tüm bu hedeflere ulaşılabilmesi için öğretim programlarının düzenlenmesi ve ihtiyaç oldukça güncellenmesi büyük önem arz etmiştir.
Okullar, öğrencilere bilgi vermenin yanında erdemli bir vatandaş gibi yetiştirme ve şahsiyet biçimlerini kazandırma vazifesi olan kurumlardır. Bu bağlamda okullarda en az öğretim gibi eğitime de kıymet atfedilmelidir.

İnsanın kıymeti değerleri mesabesinde şekil bulur. Eğitim yuvaları davranış edindirme veya davranışı istenilen tarafa evirme vazifesi görür. Bunu öğrencilerin benliğini var eden değerlerle yapabilmelidir. Değerler eğitimi, öğrenciye verilmesi gereken değerli olan davranış ve rol modellerine itibar etmesiyle eğitilmesini barındırır. Bundan dolayı okulun bütün çevresiyle her şeyiyle öğrencilere örnek oluşturacak biçimde ayarlanması gerekir.
Bu çalışmada, ilkokulda değerler eğitiminin verilişinde hikayelerin önemi üzerinde durularak, değerler eğitimine yönelik çıkarımlara ve bazı önermelere yer verilmiştir. Araştırma, tarama modeli şeklindedir. Verileri toplanmasında doküman incelemesi yapılarak betimsel analiz yapılmıştır.
Öğrencinin zihin dünyasındaki değerleri somutlaştırmalarına gerçek hayata yansıtmaları için hikayeler, örnek olay, drama vb. teknikler işlenebilir. Bilinçli bir değerler eğitimiyle eğitim yuvaları; sorumluluk, çalışkanlık, doğruluk, saygı, sevgi, aldatmama, nezaket gibi değerlerin bulunduğu bir alan olmalıdır.

KAYNAK: Ogur, Y. & Altunay ŞAM, E. (2021). Çocuk hikayelerinin değerler eğitimi açısından işlevi ve önemi.
Journal of Social and Humanities Sciences Research, 8(67), 672-682.
http://dx.doi.org/10.26450/jshsr.2333

BİLKE YORUM: Eğitimde, olması gereken yöntemlerin uygulanmasını beklemek vatandaş olarak hepimizin beklentisi olmalıdır. Çocuklar ve gençler geleceğimizdir. Makalenin önsözü, bize bilinçli bireyler yetiştirmenin anahtarını veriyor. Eğitim kadrolarımız, sadakat yerine liyakat sahibi insanlardan oluşmalı ve Köy Enstitülerinin ışığı sönmemelidir.

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Haziran 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

OLAYLAR, GÖSTERİŞ VE GERÇEK YÜZ

02.06.2024-Bahire ANIL- ALINTI 

ODTÜ İşletme’nin deli ama çok bilge, hem en sevilen hem en çekinilen profesörü Muhan Hocanın Strateji Yönetimi dersinin ilk saati öğretim üyelerinin bile katılımıyla geçer ki her senesi ayrı ilginçtir. Derslerinden birinden bir anekdot:

Muhan Soysal tepegöze bir Picasso resmi koyar. Herkes bakar bakar ama tarzı zaten kübik olan sürrealist resimde sanatla fazla ilgilenmeyenlerin anlayabileceği çok az şey vardır. Bozuk perspektifli bir oda, sarı uzun saçlı yaratığa benzeyen bir şey. Etrafında başka yaratıklar, yerde yine bir yaratık ve arkadaki şekli bozuk içi parlak dikdörtgenin içinde başka bir şeyler daha.

5-10 dakka hiçbişey söylemeden sınıfı izleyen hoca, birazdan Picasso’nun resmini alıp Meninas’in bir resmini koyar. Bu resimde sandalyenin üzerinde oturan sarı uzun saçlı bir aristokrat kızının etrafındaki dadıları onun saçını tararken yerde köpeği yatmaktadır. Ve babası arkasından ışık sızan kapıdan kızını izlemektedir.

Ancak ikinci resmi görünce Picasso’nun resmindeki öğelerin ne olduğunu ve bu resmin Meninas’in tablosuna gönderme olarak yapılmış olduğunu farkeder tüm sınıf.

Ve Muhan Soysal hiç unutamayacağımız dersini verir:

Hayatta hiçbir şey Meninas’in resmi kadar belirgin ve net değildir. İş hayatı gerçekleri size Picasso’nun resmindeki gibi şekil değiştirmiş olarak gösterir. Picasso’nun resmine bakıp, Meninas’in resmini görebilenleriniz başarılı olacak, diğerleri kübik şekillere bakıp yanlış anlamlar çıkarmaktan gerçekleri hiç göremeyecek. “

Günaydınlar olsun canım arkadaşlarım .

BİLKE YORUM: Dünya, pazarlama tekniklerinin zirve yaptığı dönemleri yaşıyor. Topluma gösterişli, renkli, jan janlı(!) alış veriş sarhoşluğu dayatılarak benimsetiliyor. Gösteriş zenginliği, insanların gözünü büyülüyor ve ürünlerin albenisini artırıyor. Üretmemek dayatılıyor. Ürünün sadece mal mülk olduğunu düşünmüyoruz. Müzik alt yapıları, alış veriş çılgınlığını artıracak özellikte yapılıyor. Sinemalar, görsel ve yazılı medya, çarpıcı puntolu başlıklarla, gösterişli fotoğraflarla, 15- 16 yaşındaki gençlerin bedenlerini pazarlıyor. Bu gidişe de insanlar alıştırılıyor. Öğrenilmiş çaresizliği, her sektörde, alanda, mahallede, sokakta görebiliyoruz. Muhan Hoca derste öğrencilerine hayat dersi vermiş. Örnek alacak öğretilerimiz çok. Bu gidişe direnenlere SELAM olsun.

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Haziran 2024 in Bilim

 

Etiketler: , , , , , , ,