RSS

Etiket arşivi: bilke sözcükler

ZEYBEK SÖZÜNÜN KÖKENİ

05.03.2021-BİLKE

Sesli harflerin, haykırma ve durum ifade etme gibi hallerde ilk insandan beri kullanıldığını düşünürsek yalan söylememiş oluruz. Sözcüklerin de insanlarla birlikte, binlerce yıldır yolculuk yaptığını fark etmemizi sağlar. Sinop adındaki SİN hecesinin tarihler boyu yaşadığı gibi.

Tüm toplumlarda ortak görünen bir enfantil simge-sesten, çeşitli dillere “yaşlı ve saygın erkek, baba” anlamına gelen sözcükler türetilmiştir. Farsça baba/babū < Sanskritçe baba (baba, muhterem kişi, derviş), Çince baba, Yeni Yunanca papá, Fransızca papa vb.

Sümercedebaba, Kas dilinde: baba, Uygurcada: baba, Türkiye Türkçesindeki gibi “büyük şeyh, dede” anlamlarıyla da kullanılır. Sümercedeki Ur-baba, za-baba gibi. -BİLKE-

Halkoyunlarımızda “zeybek” kategorisinde yer alan Ege Yöresi Halkoyunlarını zevkle izleriz. Peki ZEYBEK kelimesinin kökeni nedir?

Zeybek Sözü ve Kökeni:

Zeybek sözcüğünün kökeni hakkında bugüne kadar çok çeşitli ve birbirinden farklı görüşler ortaya atılmıştır. Halikarnas Balıkçısı Zeybek Sözcüğünü Mitolojiye şu şekilde dayandırıyor;
‘Homeros bu sözü ”olaks” diye Omeqa ile yazar. Omeqa ise, ona tanrıçanın ilkbaharda doğurduğu yumurtasının, ilkbaharda bölünerek iki ayrı “o” olmasıdır. Ayrılan bu yumurtalardan tüm yaratıklar ve bitkiler çıkmıştır. Böylece de ”Obekkos”, ”Tobekkos” ve ”İbakki” sözleri ”Zeybek” olmuştur.

Mahmut Ragıp Gazimihal, sözün Grekler tarafından kullanıldığını da belirtiyor. ”Yunanca’da ”b” sesi olmadığı için, onların dilinde Sayvakikos , Zaypapikos şeklinde Rodos ‘ta ise Turkikos’un aynı anlamda kullanıldığı ve kelimelerin aslının Saybak olup bizde kelimenin incelenip ve özleşerek Zeybek haline geldiği de açıklanır.

Divanı Lügatı Türk, Cilt I, sayfa 333 de Bekneg kelimesindeki Bek sözünün sağlam olduğu yazılmaktadır. Yine Divanı Lügatı Türk, cilt III. Sayfa 154 de Sağ sözünün Zeybeklik, anlayışlılık anlamında olduğu kaydedilmektedir. Divanı Lügatı Türk, Cilt I. S. 80’de s harfinin bazen Türk dilinde z okunduğu söylenmektedir. Zeybek sözünde sağlam anlamında bir (Bek) sözünün bulunması anlamı olan sağlam sözünü doğrulayacak ek ad olması şarttır.

Bek sözcüğü bir insan için kullanıldığına göre ek sözü, insanın niteliğini iyi yönünden anlatan söz, olması gerekir. Yani Bek sözü ile ancak anlayışlılık ve akıllılık anlatan Zag sözü ile birleşik ad olabilir ve şeklini alır. Bunu Türk dilinin yapısı zorunlu kılmaktadır. Türkçemiz ses uyumu kuralı burada da, karşımıza çıkmaktadır. Başta gelen kalın fakat hafif sesli hece, sonda gelen ince fakat sert heceye uydurularak okunur, kuralına göre Zag hecesi kendisinden sonra gelen sert, ince Bek hecesine uydurulmuş, Zeg olmuş Bek ile beraber anlayışlı, akıllı, sağlam, zeybek olarak Avrupa tarih kitaplarına geçmiş ve çağımıza değil Bozdağ, Dalgalı dağ köylerinde yaşamıştır.

Efe Sözü ve Kökeni
Efe sözü Rumca ‘dan alınan “Efendi” sözünün kısaltılması sonucu geldiğini savunanlar olmakla birlikte “Efe” kelimesi efendinin tam karşılığı değildir. Efe genç, diğer anlamda delikanlı demektir. Örnegin; Efendimiz Sultan Alayhi Vesselam denir, Efemiz denmez.

Efendi Bizans dilinde sahip, okuma-yazma bilir demektir. Hoca Efendi, Kalem Efendisi, Hoca Efe, Kalem Efesi denmez. Fakat Efelerin Efesi denir (silah taşır yiğit).
“Efe” sözcüğü “EFEB” den gelir. Efeb; genç delikanlı yani silah taşıyan yiğit demektir. Efeb teşkilatı Yunanistan’dan önce Anadolu da kurulmuştur. Bunlar tıpkı Zeybekler gibi dağ başında talim ederler ve daha sonra kente gelerek tiyatroda silah oyunları yaparlardı. Tiyatro yuvarlak olduğu için dansları da daireseldi. Bu dans aynı zamanda dinseldi.
Celal Esad Arseven tarafından düzenlenen Sanat Ansiklopedisinde ”Eskiden asayişin korunmasına memur hafif silahlı bir sınıf askere verilen addır.” Selçuklular zamanında Aydın ve Teke taraflarında böyle bir askeri sınıf oluşturulmuştu ki bunlara Efe denirdi.
Efe-Zeybek ve Kızan Arasındaki Bağıntı

Efe, Zeybek gruplarının başıdır. Zeybekler arasında kahramanlık yapmış cesur ve mert kişiler arasından seçilir. Efe olmak için Zeybekler arasında yaşça büyük olmak önemli değildir.
Zeybek, Kızanlara göre daha çok kahramanlık yapmış cesur kişilerdir. Zeybekler efenin Emriyle kızanları yetiştirirler. Zeybekler, efelerin yanında birer kol beyi görevi görürlerdi. Zeybekler iyi silah kullanan cesur kişilerdir.
Zeybeklerin maiyetindeki gençlere ”Kızan” denilir. Kızan çocuk anlamına gelse gerek. Çünkü Anadolu’da kimi oyunlarda kızlar delikanlı, delikanlılar da kız giysilerini giyerler. Kızan belki de önceleri başka anlam taşırdı.
Günümüzde akıllarda kalan bazı Efeler ve Zeybekler şunlardır;
Çakıcı Mehmet Efe, Yörük Ali Efe, Çakırcalı Efe, Saçlı Efe, Mestan Efe, Gökçen Efe, Sarı Zeybek, Kamalı Zeybek, Pepe Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe, Demirci Mehmet Efe.
Zeybek Oyunlarının Tarihte Ortaya Çıkışı-Cumhur Sevinç- Kaynak http://www.türküler. com

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Mart 2021 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , , , ,

SÖZCÜKLERİN YOLCULUĞU

30 Mart 2017. A.Yaşar SARIKAYA

 

Sözcükler de yolculuk yapar mı demeyin. Onlar, hem zamanda hem de coğrafyalarda yolculuk yaparlar. İlk insandan beri devam eden süreklilik, etkileşimlerle söz varlığına zenginlik kazandırır. Her uygarlığın yerel kültürü oluşur ve her dil kendine özel söz varlığına sahip olur.

İnsanlar birbirleri ile sözcüklerle iletişim kurarlar. Hepimiz,  kendimizi konuşarak anlatır ve konuşarak anlaşırız. İçsel doğamızın duygusallığını, dışsal etkileşimlerimizi yaygın olarak sözlerle yansıtırız. Binlerce yıl belki de daha uzun zamanı kapsayan yolculuktur bu. Doğum anındaki aaaaaaa, eeeeeee, ıngaaaa gibi içgüdüsel sesler,  ilk insandan beri yaşayan bir gerçek değil midir?

Kültürlerin farklı coğrafyalara taşınmasında, göçlerin etkisi büyüktür.  Anadolu yurdu, bu konuda zengin bir belleğe sahiptir.[1]

Büyük Orta Asya göçü, Sibirya’dan Avrupa’ya, Karadeniz Bölgesinden Anadolu ve Balkanlara, İran, Irak ve Suriye üzerinden Anadolu içlerine yapılmıştır. Obasını, koyununu, keçisini, kilimini, çoluğunu çocuğunu yaylak ve kışlaklarda konup göçerek taşıyanlar, sözcükleri de dağarcıklarında getirmiştir. Kondukları her yerde, kullanılan yerel sözcüklerden etkilenerek, kendi dil yapılarını bozmadan yeni sözcükler türetmişlerdir. Anadolu, M.Ö. 10. 000 bulgularına sahip olan ve bu konuda dünya bilim insanlarının dikkatini çeken bir coğrafyadır.  Dil, söz ve diğer tüm kültürel varlığı inanılmaz zengindir.

Yolumuz Sinop kırsallarına düştüğünde, yerel dilin köklü bir yapıya sahip olduğunu görürüz. Onlar, çok çabuk yeni sözcükler türetirler. Kalın, kaba kişiliklere KABAT, eğrilik, dolandırıcılık yapanlara YABUÇ, kavrayışı az olanlara UZ, her işe burnunu sokan hareketli kişilere CIBIRTMA derler. Bu sözcüklerin kök yapısını incelediğimizde, bir mantık örgüsüne sahip olduğunu görürüz. “CÜCÜK” sözcüğü [2], bu gün soğan cücüğü olarak da kullanılır ve küçük anlamı taşır. Bu sözcük bazı köylerimizde yaptığı işi küçültme anlamında takma isim olarak da kullanılmıştır. CÜCÜ, CÜCE, CİCE, ECE, CİCİ, CÜK sözcükleri küçük çocuk veya kız çocuk anlamındadır ve Anadolu’da yaygındır. Bu sözcüklerin, anlam bakımından GERÇEK ANLAM taşıdığı görülür.

Anadolu’da yaygın olarak kullanılan toprak küpler vardır. Turşu, pekmez gibi yiyecekler bu küplerde saklanır. Durağan’da derleme çalışmaları yaparken, KÜP sözcüğünün CAP olarak kullanıldığına tanık olmuştum. Durağan’lı Hatice Teyze ile yaşadığım anıyı unutamıyorum. Yıl 2007, kamera ile Durağan yöresine has bir giysi olan kadın elbisesini çekiyordum. Elbisenin ön ve arka kısmı el nakışı ile bezenmişti. Hatice Teyze entariyi giydi, başına da yörede kullanılan fes ve Durağan çemberini bağladı. Çekime başladık, ben de giysi hakkında sorular soruyordum. Sıra fesin yapılmasına gelmişti. Hatice Teyze anlatıyor ben anlamıyorum, o tekrar ediyor ben yine anlamıyorum.  “Kızım hani pekmez capları va ya, pekmez capı işte” dedi ve detaylandırdı:

250 gr şeker adası yapıp taçları bu adaya koyarız. Toprak pekmez caplarının üstüne adalı taçları geçirip kuruturuz. O zaman, başta sert, yüksek ve kalıplı modalı durur.”  Taç ve terlik sözcükleri, fes altına konulan başlığı anlatıyordu. CAP ise bildiğimiz toprak küptü.

Hatice DALKILIÇ ve anlattığı başlık

 İngilizcede fincan CUP yazılır, kap okunur.  Kap- cap, keten- coton, cap- cup, newrose – nevruz  sözcükleri ve sayamadığım daha birçok örnekler, kültürler arasında yaşanan doğal geçişlerin açık örneğidir.

Sinop’ta ÇAKATUZ diye isimlendirdiğimiz yeşil zeytin, Rumcada aynı anlamda ÇAKASİS biçiminde kullanılır.  Çocukluğumda, Tarzan Kemal’in evinin bulunduğu sokakta “SAAT KAÇ” oynardık. Oyunda, EN- DES- TUR- BES sözcüklerini kullandığımızı hatırlıyorum. Anlamadığım bu kelimelerin ne ifade ettiğini araştırmaya çalıştım. Yunanca 1- 2- 3- 4 sayıları karşıma çıktı. Sinop sokaklarında, Rum çocuklarının oynadığı oyunlardan kalma sözcükler olmalıydı.

 1  ένα                   (ena)

2  δύο                   (dio)

3  τρία                  (tria)

4  τέσσερα           (tessera)

Boyabat ilçemizde  “GADINIM ALLAHIM” deyimi vardır. Bu deyimi ilk defa Sayın Şevket Maviş’ten duydum.  Şevket MAVİŞ, Kültür ve Turizm Müdürlüğünün Sinop tanıtım afiş, broşür ve rehberlerini hazırlayıp basan bir Sinop severdir. Sinop’ta görüştük, bize İstanbul’da çıkardığı SİNOPİST gazetesini tanıttı.  Birbirimize kitaplarımızı imzalayıp sunduk ve halk kültürleri hakkında konuştuk. Sayın Maviş, Boyabat’ın Çukurhan köyünde doğduğunu, köylerinde “GADINIM ALLAHIM” deyiminin “hoşa giden şeyler” için kullanıldığını anlattı. Anadolu’da yaygın olarak kullanılan “GADAN ALAM” deyimi geldi aklıma hemen. Deyim göç ile değişip, KADINIM ALLAHIM biçimine dönüşmüş olabilirdi. Gerçekten Orta Anadolu’da GADAN ALİM, GADAN ALAM olarak hem aynı anlamda hem de dert sıkıntı anlamında kullanılmaktadır.  Gada sözcüğü, Gerze köylerinde GADA SAVMAK biçiminde kullanılır. Öğün savmak, karın doyurmak anlamındadır. Bu gün kullandığımız gıda,  aynı kökten gelmektedir

GAGA [3], Gerze’nin yüksek köylerinde erkek kardeş anlamındadır.  GAGA başka bir anlamda, kuşların başında bulunan bir organdır. Her iki sözcük de anlam bakımından erildir. Anadolu köylüsünün sözleri ağacın kökleri gibidir, sağlam temele dayanmaktadır.

                İstanbul Üniversitesi “ESKİ ÖN ASYA DİLLERİ VE ARKEOLOJİSİ bölümü mezunu Arkeolog Mehmet SARIKAYA ile “Ölü dillerden ve eski uygarlıklardan bu gün yaşayan sözcükler ve sözcüklerin yolculuğu” hakkında görüştük. Bize şu bilgileri verdi:

“Anadolu, M.Ö. 2. 000 yıllarında çeşitli ve birbirini devamlı etkileyen dillerin konuşulduğu çok dilli bir ülke olarak karşımıza çıkar. Bu dillerin içinde,  güçlü bir siyasi varlığın dili olması bakımından büyük önem taşıyan Hitit dili ve ona akraba olan LUWCA, PALACA dilleri dikkat çeker. Kendi aralarında benzerlik olduğu gibi, bu gün de aynı kelimeler hala canlılığını devam ettirmektedir. Örneğin bu gün kullandığımız anne kelimesi, LUWCA dilinde ANNİ, PALACA dilinde ANNA, HİTİTÇE dilinde ANNA olarak kullanılmıştır. Baba kelimesi ise Hititçede TATA’dır. Sümercede TUĞDU Türkçede düğüm, NİGİN yığın, NURUM aydınlık demektir. Bu gün Anadolu’da, hala yaşayan çok Sümerce kelime vardır.

Boyabat yöresinde kullanılan GADINIM ALLAHIM deyimi, Alacahöyük ve Çatalhöyük bulgularındaki kadın tanrıça inancını akla getirebilir. Alacahöyük, Çatalhöyük çevresinde bu deyimin yaşayıp yaşamadığını araştırmak gerekir. Araştırmacılar, farklı dillerde aynı anlam ve benzer sese sahip olan ‘akraba’ olan sözcükleri incelemektedirler.”

Kültürler,  yaşlı bir çınar gibi köklerinden kuvvet alarak yaşarlar.  Geleneksellik ve modernlik, değerler ve normlar geniş perspektifle ele alınmalıdır.

Yaşar SARIKAYA

[1] “Bir dilin söz varlığı, o dilin tarihine geniş ölçüde ışık tutmakta, yüzyıllar boyunca ortaya çıkan ses, biçim, söz dizimi ve anlam değişikliklerini yansıtmakta, hangi dillerin etkisiyle, ne türden değişimlerin gerçekleştiğini göstermektedir.” (Aksan, 1996, s.11)

[2]  Çöcük “enfant, fils”(Balkan ağz.) (Kakuk 1972: 204; Hazai 1960: 187, 218); AAğ. çüçük “meyve ve sebzelerin en küçüğü” (DS: 1024).6-“YENİDEN TÜRKÇE ÇOCUK SÖZCÜĞÜNÜN KÖKENİ ÜZERİNE Marek STACHOWSKI*

[3] Azerbaycan Türkçesinde gağa kelimesi “ağabey” anlamındadır. Ayrıca hürmet ve saygı için amcaya, dayıya ve genelde yakın akraba olanlara“. (İlhan, 1994 : 441 ) hitap olarak söylenir. Türkiye Türkçesi ağızlarında da, kaka / kako / kakko: 1)- Büyük kardeş (Kırıkla-Dinar / Af.; Gerze / Sin. Harput / Elz.) 2)- Erkek kardeş (SaldaYeşilova / Brd.; Siverek / Urfa, İç.) 3)- Süt kardeş (Ba. )”( Derleme Sözlüğü VIII, : 2599) .; keki : Büyük kardeş (Fener- Silivri / İstanbul)” ( Derleme Sözlüğü VIII : 2723 ) keke / keko : Kardeş, ağabey, amca vb (Bingöl, Elazığ, Diyarbakır yöresi .) Ayrıca; “gağa, gaga, gacı, gada, gıcı, gığa, gıÊa, gocu, guccÔ şekilleri de “küçük kardeş, ağabey ve erkek” anlamlarında, Afyon, Uşak, Isparta, Burdur, Denizli, Çanakkale, Eskişehir, Bolu, Samsun, Erzincan, Sivas, Konya, Antalya, Balıkesir, Giresun, Bayburt, Van, Diyarbakır, Sinop gibi illerin çeşitli ilçe ve köylerinden tespit edilmiştir . (Derleme Sözlüğü VI : 1291).- Prof.Dr.Ahmet BURAN”

 

 

Etiketler: , , ,