RSS

Etiket arşivi: ingiltere

740 POLONYALI ÇOCUK

07.01.2026- Hayat ve Farkındalık

740 çocuk denizde ölmek üzereyken ve her ülke birer birer “hayır” derken, sessiz kalmak için her türlü gerekçesi olan bir adam “evet” dedi.

Yıl 1942’ydi. Gemi, Arap Denizi’nde yüzen bir tabut gibi sürükleniyordu. İçinde 740 Polonyalı çocuk vardı. Yetimlerdi. Anne babaları, Sovyet çalışma kamplarında gripten ya da açlıktan ölmüştü. İran üzerinden kaçmayı başarmışlardı ama onları daha da acımasız bir sınav bekliyordu. Kimse onları istemiyordu. Zamanın en büyük gücü olan Britanya İmparatorluğu, Hindistan kıyıları boyunca limanları bir bir kapattı. “Bu bizim sorumluluğumuz değil. Bildirin.”

Hayat tükeniyordu. İlaç yoktu. Zaman kalmamıştı. On iki yaşındaki Maria, altı yaşındaki kardeşinin elini sıkı sıkı tutuyordu. Ölmek üzere olan annesine onu koruyacağına söz vermişti. Ama bütün dünya sırtını dönmüşken birini nasıl koruyabilirdin?

Sonra haber, Gujarat’taki küçük bir saraya ulaştı. Nawanagar Maharajası Jam Sahib Digvijay Singhji’ye… İmparatorluk düzeninde o, yalnızca “küçük” bir prensti. Limanları, ticareti, orduyu İngilizler kontrol ediyordu. Boyun eğmek için her türlü nedeni vardı. Ve susmak için de… Danışmanları, İngilizlerin çocukları hiçbir Hint limanına kabul etmediğini, 740 çocuğun denizde mahsur kaldığını anlattığında tek bir soru sordu:

— “Kaç çocuk?”

— “Yedi yüz kırk, Majesteleri.”

Bir an durdu. Sonra sakin ama kesin bir sesle konuştu:

— “Limanlarımı İngilizler kontrol edebilir. Ama vicdanımı asla. Bu çocuklar Nawanagar’a inecek.” Danışmanlar uyardı:

— “İngilizlere meydan okursanız—”

— “O hâlde burada dururum.” Gemiye mesaj gönderildi:

“Gelin.” İngiliz yetkililer protesto ettiğinde Maharaja geri adım atmadı: “Güçlü olan çocukları kurtarmayı reddediyorsa,” dedi, “ben, zayıf olan, senin yapamadığını yaparım.” Ağustos 1942’de gemi, kavurucu güneşin altında Nawanagar limanına ağır ağır yanaştı. Çocuklar hayalet gibiydi. Bitkin, gözleri boş, yürümekte zorlanıyorlardı. Umut etmeyi bırakmışlardı; çünkü umut, çoktan tehlikeli bir şeye dönüşmüştü. Maharaja limanda onları bekliyordu. Beyazlar içindeydi. Onlarla aynı hizaya gelebilmek için diz çöktü. Tercümanlar aracılığıyla, anne babaları öldüğünden beri ilk kez duydukları sözleri söyledi:

“Artık yetim değilsiniz. Artık benim çocuklarımsınız. Ben sizin Bapu’nuzum — babanız.”

Maria, kardeşinin elini tuttuğunu hissetti. Aylar süren reddedilmeden sonra bu sözler gerçek dışı geliyordu. Ama Maharaja ciddiydi. Bir mülteci kampı kurmadı. Bir yuva kurdu. Balachadi’de olağanüstü bir yer inşa etti: Hindistan’da küçük bir Polonya. Polonyalı öğretmenler ders verdi. Polonya yemekleri pişti. Hint bahçelerinde Polonya şarkıları yankılandı. Tropik gökyüzünün altında Noel ağaçları süslendi.

“Acı sizi yok etmeye çalışır,” dedi. “Ama diliniz, kültürünüz, gelenekleriniz kutsaldır. Onları burada yaşatalım.” “Dünyada yeriniz yok” denilen çocuklar sonunda bir eve kavuştu. Yeniden gülmeye başladılar. Yeniden yaşamaya… Okula döndüler. Maria, kardeşinin saray bahçesinde bir tavuskuşunun peşinden koşmasını izlerken, bedeni ilk kez güvenin ne demek olduğunu hatırladı. Maharaja onları sık sık ziyaret etti. İsimlerini ezberledi. Doğum günlerini kutladı. Okul gösterilerine katıldı. Bir daha geri dönmeyecek anne babaların yasını tutan çocukları teselli etti.

Doktorlara, öğretmenlere, kıyafetlere ve yiyeceğe kendi servetinden ödedi. Dört yıl boyunca, dünya savaşla parçalanırken, 740 çocuk mülteci olarak değil; bir aile olarak yaşadı. Savaş bittiğinde ayrılma vakti geldi. Çoğu ağladı. Balachadi, bildikleri tek gerçek ev olmuştu. Bu çocuklar büyüdü. Dünyanın dört bir yanına dağıldılar: doktor oldular, öğretmen, mühendis, anne, baba, büyükanne, büyükbaba… Ve asla unutmadılar. Varşova’da bir meydana onun adı verildi. Okullar ona adandı. Polonya’nın en yüksek nişanıyla onurlandırıldı. Ama asıl anıt taş değildi. Asıl anıt, kurtarılan 740 hayattı. Aradan 80 yıl geçti. Bugün yeniden bir araya geldiler. Torunlarına, merhameti siyasi hesaba dönüştürmeyi reddeden Hintli bir kralın hikâyesini anlatıyorlar. 1942’de krallıklar kapılarını kapattığında, bir adam

—mecburiyeti olmadığı hâlde, susmak için her türlü sebebi varken— acıya baktı ve dedi ki:

“Onlar artık benim çocuklarım.” Ve dünya böyle değişti: sessizce, sonsuza dek ve geri dönülmez biçimde. #Hayatvefarkındalık —

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Ocak 2026 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

İPTEN ADAM ALMAK

31.10.2025- Hukuk Sitesi

İyi avukat adamı ipten alırmış” derler. Bu lafın nerden çıktığına dair bir hikayeyi (belki de”rivayeti”) geçenlerde bir yerlerde okudum. Buyrun bakalım…

Yer İngiltere. Birkaç yüzyıl öncesi. Adamın biri cinayetten içeri atılır. Bir avukat bulunur adama. İlk
görüşmelerinde avukat “Merak etme seni kurtaracağım” der. Adam da avukata güvenir ve mahkemeye çıkar.
Karar: İdam.

Adam avukata kızar, köpürür. “Hani beni kurtaracaktın?” der. Avukat da “Sen merak etme. Bu
daha birşey degil. Temyiz var. Seni kurtaracağım” der.Dava temyize gider. Karar: İdam.

Adam yine avukata döner ve sorar. “Hani temyizde beni kurtaracaktın?”. Avukat gayet sakindir. “Dur daha, bukarar Avam Kamarası’nda oylanacak. Seni kurtaracağım.”
Dava Avam Kamarası’na gider. Karar: İdam.

Efendim lafı uzatmayalım. Daha sonra Lordlar Kamarası ve Kraliçe’nin onayları vardır sırasıyla. Bu süreçte
olanlar malum. Kraliçenin de idamı onaylaması ile darağacı kurulur. Adamı sandalyeye çıkarırlar.
Avukatla göz göze gelen adamın tüm öfkesi bakışlarına yansımıştır. Avukat ise hala son derece sakindir.
Gözleriyle işaret ederek merak etmemesini, onu kurtaracağını anlatmaktadır adama. Adamın ise artık
umudu kalmamıştır.

Cellat gelir, sandalyeyi iter ve talihsiz adam boynunda iple sallanmaya baslar. O
sırada avukat kalabalığı yararak darağacına doğru koşmaya baslar, merakla ne yapacağını anlamaya çalışan cellatı bir hamlede geçer, ipi keserek adamı kurtarır.

Tabii ortalık ayaga kalkar, bu sefer hem idam mahkumu adam, hem de avukat yakalanır. Avukata bunu neden yaptığı sorulunca cevabı şöyle olur: “Bu adam idam mahkumuydu. Siz de onu idam ettiniz. Adamın olup ölmemesi sizi ilgilendirmez, kanunda “idam edilir” yazıyor, “idam edilerek öldürülür” yazmıyor. İdam
gerçekleşmiştir.”

Bunun üzerine kimse adamı tekrar asmaya cesaret edemiyor, adam belki de haklıdır diye.
Olay karar için yeniden Kraliçe’nin önüne geliyor. Kraliçe, zekasından dolayı avukatın iddiasını doğru
buluyor ve adamı affediyor. Bu olaydan sonra, ilgili kanun maddesi değiştirilerek “idam edilerek öldürülür”
seklinde yeniden düzenleniyor.

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Ekim 2025 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,