RSS

Etiket arşivi: sinema

MÜNİR ÖZKUL’UN “SEN DEĞİL BEN BÜYÜĞÜM BEN “TİRADI

03.01.2024- Ali Agah ÇÖMEK

Adile NAŞİT anlatıyor:

“‘Bizim Aile’ filminin çekimlerindeydik…

Halit AKÇATEPE ile Münir ÖZKUL, Aralarında konuşup gülüşüyorlardı.

Tarık AKAN da;

Oturmuş bir köşeye,

Dalıp dalıp gidiyordu…

Yanına gittim…

Çorba içme saatiydi,

Çorba içtik ve

-Hayırdır… dedim.

-Neyin var?

-Yok bir şeyim, dedi.

Üsteledim…

Zor da olsa anlatmaya başladı:

“Mühendislik fakültesindeyken;

Okula yakın bir yerde,

Bir matbaacı arkadaşım vardı…

Cebinden kitaplar basar,

İnsanlar okusun diye uğraşırdı…

Bugün gelirken ona rastladım,

İşleri bozulmuş.

Kapatmak zorunda kalacakmış dükkânı” dedi…

Çekimler iyi gidiyordu,

Münir’in yanına gittim.

Durumu anlattım…

Yevmiye usulü çalışıyorduk.

Münir, bunu epey dert edindi.

Hani o can alıcı sahne var ya:

Münir’in o güzel tiradı.

Saim Bey’ in kapısından içeri girer,

“Sen değil, ben büyüğüm, ben…” diye noktalar…

İşte o sahnede,

Herkesin eli ayağı buz kesti.

Yarım saat bir sessizlik oldu…

Gün bitti, yevmiyeler dağıtıldı.

O gün ne olduysa,

Hepimiz 3’er yevmiye aldık.

Münir 10 yevmiye almıştı…

Herkes aldıklarını bir araya getirdi topladık

ve Tarık AKAN’a uzattık…

Kabul etmedi…

Zorla kabul ettirdik…

Matbaadaki işler düzelene kadar,

Her gün biraz daha destek olduk…

Bugün,

Tarık’ın vesilesi ile o matbaa halen çalışıyor

ve geçtiğimiz gün,

20 bin adet kitap basıp,

Tüm ülkedeki okul kütüphanelerine yolladı…”

Adile NAŞİT – 21.06.1985

Kitabın adı ne miydi?

NUTUK…..

“Dostum dostum,

Güzel dostum.

Bu ne beter çizgidir bu?

Bu ne çıldırtan denge?

Yaprak döker bir yanımız,

Bir yanımız bahar bahçe…”

O güzel insanlar mı?

O güzel atlara binip gittiler…

Ruhları şâd olsun…

Saygı, özlem ve minnetle…

Alıntıdır.

Okurken gözlerim doldu ve sizlerle de paylaşmak istedim. Gerçekten eski dediğimiz, o eski kuşakların insanları, Yeşilçamın sanatçıları, o günler deki, dostluklar, insanlık herşey bir başka güzelmiş… Şimdi okurken bile insanın içi, o güzellikleri, iyilikleri özlüyor.

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Ekim 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

SATRANÇ VE TAVLANIN BULUNUŞU

30.09.2024-https://www.halkbankkobi.com.tr/

Esnaf oyunu tavlanın dünden bugüne hikayesi

Perslere uzanan bir geçmiş

Kökeni İtalyanca olan tavla kelimesi “tahta” anlamına geliyor. Oyunun geçmişi ise Pers İmparatorluğu’na dayanıyor. Yapılan tarihi kazılarda Pers İmparatorluğu’na ait Shahr-e Sokhteh (Yanmış Şehir) adlı bölgede tavlaya ait kalıntılara rastlandı. Ayrıca yine imparatorluğa ait bölgelerden olan Ur’da, üzerinde yılan resmi bulunan ve tavlaya ait olduğu düşünülen oyun tahtaları bulundu. Bunların yanı sıra M.Ö. 3000’li yıllarda yine Ur bölgesinde tavlaya benzer; 2 zar ve 60 taş ile oynanan bir oyunun izleri ortaya çıktı.

İran şahına mektup

Rivayete göre o dönem Hint İmparatoru, Perslerin başında olan İran Şahı Nevşiyan’a hiçbir açıklama yapmadan satranç oyununu gönderir. Hint İmparatoru oyunla birlikte gönderdiği mektupta sadece “Kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa; o kazanır. İşte hayat budur.” mesajına yer verir. Daha önce bu oyunu hiç oynamamış olan Nevşiyan, durumu şaşkınlıkla karşılar.

“Hayat biraz da şanstır.” 

Pers İmparatoru olan İran Şahı Nevşiyan, en akıllı veziri Buzur Mehir’den bu oyunu çözmesini ister. Ayrıca şah, vezirine Hint İmparatoru’na hediye etmek için yeni bir oyun icat etmesini de emreder. Vezir, uzun bir çalışmanın ardından satrancın her taş hareketini ve oyunun tamamını çözer. Ardından 10 gün içinde tavlayı icat ederek imparatora sunar. İmparator Nevşiyan ise tavlayı “Evet, kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa; o kazanır. Ama biraz da şanstır. İşte hayat budur.” mesajıyla Hint İmparatoru’na hediye olarak gönderir.

Zamanla iç içe bir oyun 

Tavla, zaman kavramından ilham alan bir oyun. Senenin birliğine temsilen tavla 1 tanedir. Oyunun 4 köşesi 4 mevsimi, içindeki karşılıklı 6 hane ise 12 ayı temsil eder. Ayrıca tavlanın iki farklı renge sahip 15 pulu bir aydaki 15 gece ve 15 gündüzü, karşılıklı 12 hane de günün 24 saatini simgeliyor. Tüm bu detaylar, tavlanın ne kadar ince düşünülmüş ve tasarlanmış bir oyun olduğunu bizlere gösteriyor.

Kraliçenin strateji oyunu

Tarih boyunca çok sayıda medeniyetin yolu tavla ile kesişti. Romalılar, 480 ile 1000 yılları arasında “12 yollu oyun” adını verdikleri, tavlanın bir başka versiyonu olan oldukça popüler bir oyun oynarken, tavla uzun bir süre boyunca Japonya’da illegal olarak oynandı. İngilizler ise Haçlı Seferleri neticesinde tavla ile tanıştı ve 15. yüzyıldan itibaren satranca nazaran bu oyunu tercih etmeye başladılar. Hatta ülkede Kraliçe I. Elizabeth’in tahta çıkışına kadar illegal olan tavlanın, kraliçenin geliştirdiği stratejilerde çok etkili olduğu söylenir. 

Osmanlı’dan gelen bir gelenek

Tavla, Birinci Dünya Savaşı döneminde popülaritesini kaybetse de 1970’lerle birlikte tekrar ilgi gören oyunlardan biri haline geldi. Oyun, Osmanlı Devleti’nde ise 1400’lü yıllardan itibaren yaygınlaşmaya başladı. Özellikle oyunun Osmanlı’nın yükseliş döneminde çok değerli hale gelmesi, ülkemizdeki tavla geleneğinin ilk adımları oldu. Bugün hala Türkiye’deki usta tavla oyuncuları, bir gelenek şeklinde oyunun Farsça’dan Türkçe’ye geçen isimlerini kullanırlar: Yek (1), Dü (2), Se (3), Cehar (4), Penç (5), Şeş (6).

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Eylül 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , ,