RSS

Kategori arşivi: BİLİMSEL MAKALELER VE YAZILAR

BİLKE bilimsel çalışmalara değer veriyor. Bu kategoride yayınlanan yazı ve makaleler, toplumsal kalkınmada baş vurulacak akademik verilerdir. Kurum ve kuruluşların, gerçek ve tüzel kişilerin faydalanacağı kaynak niteliği taşımaktadır.

BİLKE 2018 HALKBİLİM ÖDÜLÜ ve Prof.Dr İBRAHİM BAŞAĞAOĞLU

BİLKE, her iki yılda bir 18 MAYIS 1919 Atatürk’ün Sinop’a gelişi anısına HALKBİLİM ÖDÜLLERİ veriyor. BİLKE 4. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ  bu yıl da sahiplerine verildi.

Sinop kentinin gururu, uluslar arası düzeyde  büyük işlere imza atan Sayın Prof. Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU, “Uluslararası Tanıtım” ödülüne layık görüldü. Eserleri Sinop için büyük önem taşıyor. Biz de hocamızın eserlerini tanıtmak istiyoruz.

Dünyada 8 nüshası bulunan kitap:

 

 

 

 

 

 
 

Etiketler: , ,

Dr.ALPAY TIRIL ve 2016 HALKBİLİM ÖDÜLÜ

HALK KÜLTÜRÜ BAĞLAMINDA KIRSAL PEYZAJ OKUMALARI- SİNOP ÖRNEĞİ

Dr. Alpay TIRIL-Sinop Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Yüksek Okulu

ÖZET- “Kırsal peyzajlar ile kırsal kültürler arasında tarih boyunca bir etkileşim vardı. Doğal peyzaj, kültürel kodların üretiminde etkili olduğu gibi, kırsal kültür de peyzajın dönüşümünde etkiydi.   Kırsal peyzajların ve kültürlerin küresel entegrasyonuna kadar devam eden bu ilişki, kırın dönüşümünden sonra bozuldu; özgün yapı ve ürünler bağlamında gelişen tarihsel ilişkiler dizgesi kesintiye uğradı. Anadolu kırsalının bütününde olduğu gibi, Sinop ilinin kırsal peyzajları da dışsal etkilere bağlı kültürel kopuşla birlikte hızlı bir dönüşüm sürecine girdi.  Bildiride, buradan hareketle 2014- 2015 yıllarında Sinop kırsalında yaptığımız halk kültürü araştırmalarında edindiğimiz bilgiler ve gözlemlerimiz temelinde, kırsal peyzajların kültürel kodları ve dönüşümü, kültürel değişimle ilişkilendirerek ele alınmaya ve koruma önerileri geliştirilmeye çalışılacaktır.”

Bilimsel çalışmalar, başvurulacak değerli kaynaklardır. Toplum kalkınmasında, katkıları olacak verilerdir. Sinop için önemli olan bu çalışmayı, okurlarımız ve üyelerimizle paylaşmak  istiyoruz. Tamamı ekteki PDF dosyasındadır.

Aşağıdaki linki tıklayın.

PDF ALPY TRL

Alpay TIRIL, 2016 3. HALKBİLİM ödülünü alıyor

2018 BİLKE 4.HALKBİLİM ÖDÜL TÖRENİ konuşmacı: Alpay TIRIL

 

Etiketler: , ,

İNSAN VE KÜLTÜR

Söyleşi konuğumuz Arkeolog Mehmet Sarıkaya.

BİLKE: Derneğimiz, halk kültürlerinin tarih boyu geçirdiği aşamaların, toplumun psikolojisi- siyaseti- ekonomisi-sosyolojisi ve diğer alanlar üzerindeki etkisi konusunda farkındalık yaratmaya çalışmaktadır. Bir arkeolog olarak bu konu hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Mehmet SARIKAYA:  İlk ve orta öğrenim yıllarında, tarih kitaplarımızda olan şu tanımı hatırlayalım. “Tarih yazının icadı ile başlar”. Artık günümüzde, bu tanıma eksik gözüyle bakıyoruz. Çünkü bilimin yeni gelişme ve icatları ile değişen çok şeyler oldu. En basit örneği, “karbon 14 metodu” ortaya atıldı. Bu metoda göre her canlı öldüğü zaman, sahip olduğu karbonu kaybetmektedir. Metot, ölen canlının kaybettiği karbon miktarı ile yaşını tespit etme esası üzerinedir. İşte bu metot ile önceki bilgilerimizin çoğu devre dışı bırakıldı ve eksikler düzeltildi. Yazının icadı ile tarih başlar bilgisi, çok daha gerilere çekildi. Bu bilgiye göre,  milyonlarca yıldan bahsediyoruz.

BİLKE: insanların, ilkel dönemlerden bu güne aklını kullanarak yeni şeyler öğrenen, keşfeden ve kendini geliştiren bir süreç izlediğini görüyoruz. Bu süreç nasıl başlamıştır?

Mehmet SARIKAYA: En eski insan kafatası örnekleri yaklaşık iki milyon yıl evvelini vermektedir. Bu örnekler birkaç tanedir. İleride daha kapsamlı araştırmalar yapıldığında örnekler çoğalabilir. Her ne kadar örnekler az olsa da, bu örnekler zamanımızdan üç yüz bin yıl öncesine tarihlenir ve gittikçe örnekler çoğalmaktadır.  Verdiğimiz bilgiler C-14 metodu ile sağlanmıştır ve haliyle bu insanların kullanmış oldukları alet edevat da bu sayede tarihlenme şansı bulmuştur. Ancak henüz bazı konularda bilgilerimiz yetersizdir.

BİLKE: İnsanın kültür başlangıcı ve kültürel gelişimi hakkında neler söylersiniz?

Mehmet SARIKAYA: İnsanın alet kullanması ile kültür başlar ve tarihle iç içe birliktelik gösterir. İnsan dediğimiz canlı bilimsel bulgulara göre, yeryüzünde farklı görüntülerle tespit edilmiştir. İnsan en önce insana benzeyen primatlar şeklinde, daha sonra bugünün insanına benzer biçimde karşımıza çıkar. Bu formatlar halinde uzun yıllar avcı ve toplayıcı bir anlayış taşıdıklarından, kültür kavramına dair pek bir iz bulunamamıştır. İnsana benzer nesilden sonra, bugünün modern insanını andıran ve adına düşünen insan tanımı konan Homo sapiens türü ile kültürleşme hızla ivme kazanmıştır. Çünkü düşünen insan, alet kullanmaya alet yapmaya başlamış, keşiflerle yeni gelişmeler ortaya koymuştur.

BİLKE: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Konu önemli ve bir o kadar da zengin. O nedenle bu konular hakkında sizden yeni yazılar bekliyoruz.

 

Etiketler: , ,

KÜLTÜR NEDEN ÖNEMLİ?

Toplumsal konularda, siyaset ile ilgilenenler, neden sonuç alamaz? Toplumun kültürünü tanımadan, insana ulaşmak mümkün olabilir mi?  Külltürün insan ve toplum üzerindeki etkileri, ilkel çağlardan bu güne aşamalar kaydeder. Bilim dünyasında kültür konusunun ele alınışı aslında her birimizi ilgilendiriyor.

 

Yöre kültürümüz ÇEMBER

Kültür
Kültür; sosyal antropoloji, sosyal psikoloji, tarih, sosyoloji ve etnoloji gibi sosyal bilimlerin ortak olarak ele aldıkları bir konudur. Tabii ki, bu bilimlerin her biri kültürü,kendilerini ilgilendiren yönleriyle ele almaktadırlar.Kültür, ilk Amerikan sosyologları tarafından çabucak benimsenmesine karşılık,Fransa’da böyle olmamıştır. Fransa’da sosyoloji, Durkheim’in kullandığı terminolojiye sadıktır. Sosyolojinin kurucuları (Comte, Durkheim, Marx, Weber, Tönnies) bu kelimeyi kullanmamışlardır. Ayrıca iki dünya savaşı arasında sosyoloji Fransa’da sönükleşmiştir.

Kültür kavramı da işte bu sıralarda ortaya çıkmıştır. Onun için kültür; Fransa’da sosyoloji ve antropoloji lugatlarında yer almaz. Buna karşılık İngilizce lugatların hemen hepsinde kültürün sosyolojik ve antropolojik manası bulunur (Meriç,1986:42).
Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Ziya Gökalp kültür sözünü kullanmak istemedi. Buna karşılık İrfan kelimesini de kullanmadı. Bunu niçin yaptı? Bilmiyoruz, kültürle aynı anlama gelen Arapça Hars’ı ele aldı ve bunu kullanmaya başladı. 1915’ten beri bu kelime kültürü karşılamaktadır. 1930’dan sonra bu kelime ile birlikte kültür kelimesi de kullanılmaya başlandı (Fındıkoğlu,1956:572).
Cemil Meriç (1986:9)’a göre kültür, kaypak bir kavramdır. Tahlil edemezsiniz, çünkü unsurları sonsuz. Tasvir edemezsiniz çünkü bir yerde durmaz. Manasını kelimelerle belirtmeye kalktınız mı, elinizde havayı tutmuş gibi olursunuz. Bakarsınız ki, her yerde hava var, ama avuçlarınız bomboş. Kültürün tarımdan idmana, balıkçılıktan medeniyete kadar akla gelen ve gelmeyen
düzinelerce manası vardır(a.g.E:9). Latince bir kelime olan kültür, toprağı tarıma hazır hale getirmek anlamına gelir.
Nitekim Cumhuriyet döneminde bir süre kültürü ifade etmek için ekin kelimesi kullanılmıştır.Fakat bu kelime yaygın kabul görmediği için daha sonra terkedilmiştir.
Kültür, insanı hayvandan ayıran, sadece insana has olan bir özelliktir. Kültür, insanlar tarafından paylaşılan ve gelecek kuşaklara intikal ettirilen bir semboller sistemidir(Erdentuğ,l981:35). Hayvanların kültürü yoktur, bunun için ilkçağda kuş yuvasını,
arı bal ve peteğini nasıl yapıyorsa bugün de aynı şekilde yapmaktadır. Oysa insan ilkçağda mağaralarda ve ağaç kovuklarında yaşarken bugün modern ve sağlıklı meskenler yapmakta ve oralarda barınmakta ve her geçen gün bunu geliştirmektedir. İşte kültür bu olsa gerektir.
Kültür kelimesinin bizi ilgilendiren iki anlamı vardır. Kültür önce yetişme yahut büyüme manasına gelir. Kültürlü adam yetişmiş bir adamdır. Sonra bir kült olmadan kültür olmaz. Kült kelimesi ayin, tören yahut dram şeklindeki hareketler için de kullanılabilir. Törenden yalnız dinsel tören kastedilmemelidir. Törensiz hayat anlamsız bir hayattır. Gelişmiş bir kültür; doğum, ölüm, delikanlılık ve evlenme gibi hayatın önemli olayları için törenler yapar. Bunlar için bir şey yapmazsak onlar boş ve manasız kalır. Tören yapmak ruhsal bir ihtiyaçtır. Tören sadece önemli olaylar için değil küçük günlük olaylar için de yapılır. Örneğin toplu
olarak yenilen yemek veya ziyafet, tören haline sokulmuş demektir. Bu şekilde yalnızca bedenler değil, ruhlar da doyurulmuş olur(Tomlin,1959:32).
Kültür, sadece tabiatın insan eliyle işlenmesi değil, bizzat insanın ahlâki, sosyal, entellektüel, teknik istidat ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi demektir (Abadan,1956:174). Burada ifade edilmek istenen insanın eğitimidir. İnsan, doğuştan potansiyel olarak pek çok yeteneği getirmekle birlikte uygun ortam bulamazsa, bunları ortaya çıkarmak mümkün olamaz. Şu halde kültürle eğitim arasında da çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Kültür; dili, mûsıkiyi, mimâriyi, dağı, taşı her şeyden önce insanı işlemek, bunları
ulaşabilecekleri en yüksek, en güzel, en ince noktaya kadar ulaştırmaktır(Kaplan,1976:67). sosyal ilişkilerle, sosyal kurumların yapısı ve işleyişini etkilemesi bakımından sosyoloji, kültürle ilgilenmektedir. Kültürün muhtevası, daha çok tarih, sosyal antropoloji, sosyal psikoloji ve etnoloji bilimlerinin konusudur.
Nerede bir toplum hayatı varsa, orada bir kültür doğmuştur(Topçuoğlu,1975:52-1 12). Kültürle toplum ikiz kardeş gibidir, birisi varsa mutlaka öteki de vardır. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Çünkü kültür, mutlaka bir nüfusta yaşar, onu yaşatacak bir nüfus yoksa kültür ölüdür ve eğer korunabilirse, belgelerde ve kalıntılarda yaşar. Kültür, bir toplumu diğerinden ayırmaya yarayan, onun özelliğini temsil eden bir işâret gibidir. Onun için kültür birliği, ırk birliğinden, hudut birliğinden daha önemli bir özellik taşır(Topçuoğlu,1975:88). Bir milletin kültürü varsa o millet vardır, eğer kültür yoksa veya özünü yitirmişse o toplum kimlik değiştirir.
Kültür, bir milletin ruhudur, hayâtının iksiridir; kurtuluş ve yükselişin en büyük bir âmilidir. Ruhsuz bir vücut nasıl yaşayamazsa, kültürü akim kalan bir millet de pâyidar olamaz(Saffet,1933 :3 51 ). Tylor’a göre kültür, bilgileri, inançları, sanatı, hukuku, morali, töreleri, kişinin toplumdan edindiği bütün istidat ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür(Soysal,1985:236) Tylor, kültür sözcüğü ile maddi kültürden çok manevi kültürü kastetmektedir.
Krober’e göre kültür, öğrenilmiş ve aktarılmış hareki reaksiyonlar ve alışkanlıklar, teknikler, fikirler, değerler ve teşvik edilen davranışların tümüdür(Başaran,1975:20). E.W.F. Tomlin’e göre kültür, insan hayatına mâna veren, insanı yükselten kısacası, “hayatı yaşanmaya değer kılan” bir şeydir(Tomlin,l959:31). 1990’lı yıllarda Bulgar Hükümeti’nin uyguladığı etnik temizlik sonunda Türkiye’ye gelen bir Türk kadınının söyledikleri bu görüşü desteklemektedir. TRT spikerinin:”Niçin Türkiye’ye geldiniz?” sorusuna kadın, şöyle cevap vermişti:” Türkçe ad taşıyamadıktan, erkek çocuğumu sünnet ettiremedikten, ramazan ve
kurban bayramını kutlayamadıktan sonra öleyim daha iyi.” T. S.Eliot’a göre kültür, aslında herhangi bir toplumun dininin vücut bulmuş bir şeklidir. Din kültüre muhtaç olduğu çerçeveyi temin eder ve bütün insanlığı bunalım ve
ümitsizlikten kurtarır(Eliot,1981:20-27). Eliot’un sözlerinde gerçek payı olmakla birlikte bunun tamamen doğru olduğunu
söyleyemeyiz. Her ne kadar din, kültürün oluşmasında etkili oluyorsa da din eşittir kültür diyemeyiz. Eğer böyle olsaydı, bütün Müslüman ülkelerin bir millet sayılması gerektiği gibi, aynı dine mensup batılı toplumların hepsi de bir millet kabul edilebilirdi. Ayrıca kültür farklılıkları sebebiyle her milletin dini anlaması ve yorumlaması farklıdır. Başka bir ifadeyle toplumun kültürü, o toplumun din anlayışını etkilediği gibi, din de kültürü etkilemektedir. Bunun için Türk’ün Müslümanlığı ile Arap ve Fars’ın Müslümanlık anlayışları da birbirinden farklıdır. Yukarıda konu edildiği gibi, din her ne kadar kültürün temel unsurlarından sayılmasa da, kültürün şekillenmesini etkilediği gibi, kültür de toplumların, dini anlayış ve yorumlamalarını etkilemektedir.
Sosyal Psikolog Prof Erol Göngör, (1986:15), sosyolojinin maddi ve manevi kültür ayrımına bağlı kalarak kültürü şöyle tanımlar: “Kültür, bir inançlar, bilgiler, hisler ve heyecanlar bütünüdür. Yâni maddî değildir. Manevî olan kültür, uygulama halinde maddî
formlara bürünür. Meselâ, dinî inançlar; câmi, namazdaki beden hareketleri dinî kıyafetler v.s. şeklinde görünür. Yılmaz Öztuna (1977:6), ise kültürü, bir milletin hayatının maddî olmayan taraflarının toplamıdır, diyediye târif eder. Bir milletin sanatı, örf ve âdetlerinin, düşünce ve inançlarının, anlayış ve davranışlarının toplamı o milletin kültürüdür. Öztuna bu tanımı ile Gökâlp’in
kültür ve medeniyet ayrımını kabul etmiş olmaktadır.
Hilmi Ziya Ülken(1948:7)’e göre kültür, milletin içinde bulunduğu medeniyet şartlarına göre yarattığı bütün dil, ilim, sanat, felsefe, örf ve âdetler ve bunların toplamıdır. Sadi Irmak (1982:1)’a göre kültür, toplumların ortak eseridir. Halk ruhunun yaşattıklarının
bilinçaltına yerleşmiş izlerinin toplamıdır. Irmak kültür sözüyle daha çok manevi kültürü anlamaktadır.

Büyük düşünürümüz Cemil Meriç kültürle ilgili şöyle düşünmektedir: “Batının kültürü var bizim ise irfanımız. İrfan, insanoğlunun has bahçesi, ayırmaz, birleştirir. Bu bahçede kinler susar, duvarlar yıkılır, anlaşmazlıklar sona erer. İrfan kendini tanımakla başlar. Kendini tanımak için ön yargıların köleliğinden kurtulmak gerekir. İrfan, nefis terbiyesi, olgunluğa açılan kapı, amelle taçlanan ilim. Kültür, irfana göre katı ve fakir. İrfan insanı insan yapan vasıfların bütünü, yani hem ilim, hem iman ve hem de edep. Batı kültürün vatanı, doğu irfanın. Ne batıyı tanıyoruz ne doğuyu en az tanıdığımız ise kendimiz. Eserlerimin kültür cildi
tamamlandı bundan sonra irfanla uğraşmak istiyorum.”(Meriç,1986:1 1 ).
Kültür, insan davranışlarını yönlendirir, kültür istikrarlıdır, fakat ayrıca dinamik olduğu için sürekli ve daimi bir değişim halindedir (Erdentuğ,1986:230).
Kültürün özü aynı kalmak şartıyla,başka kültürlerle ilişki kurma ve teknolojinin gelişmesi gibi sebeplerle muhtevası değişebilmektedir. Kültür değişmezse~ değişen koşullara göre toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelir.
Bütün bu açıklamalardan sonra diyebiliriz ki; sosyolojik anlamda bir toplumun kültürü, en başta o toplumun konuşma ve yazı dili, edebiyatı, sanatı, bilimi, felsefesi, örf ve adetleri, gelenekleri, töreleri, halk inançları, alışkanlıkları, ahlak ve hukuku, değerleri, sembolleri,ekonomik anlayışı, ayin ve törenleri, müzik, resim, oyun, heykel ve mimari tarzıdır.

Doç.Dr. İbrahim Arslanoğlu

KÜLTÜR VE MEDENİYET KAVRAMLARI
G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

makalenin tamamı aşağıdaki linktedir

kulturvemedeniyet.pdf erişimi için tıklayın

 

Etiketler: ,

YAŞAYAN SÖZLÜ EDEBİYAT ÜRÜNLERİ: SİNOP ÖRNEĞİ

BİLKE 4. HALKBİLİM ÖDÜLÜ ALAN ESERİ TANIYALIM

Sinop, yeni bir kitap kazandı. Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Pegem Akademi Yay. Eğt. Dan. Hizm. Tic. AŞ’ye aittir.Bu çalışma, Sinop ili merkezi ve çevresinde yaşamakta olan sözlü edebiyat ürünlerinin neler olduğunu tespit etmeyi ve bunları halkbilim kuram ve yöntemleriyle değerlendirmeyi amaçlamıştır. Tespit çalışmaları sahada derleme metotlarıyla sürdürülmüş olup proje için belirlenen takvim gereği Sinop’a bağlı ilçe ve köyler ziyaret edilmiş, yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgiler Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) çalışmalarına katkı sağlayacak şekilde bir araya getirilmiştir.
Çalışma, Sinop Üniversitesi Proje Yönetim Ofisi Başkanlığınca desteklenen FEF-1901.14-03 (2018) no’lu proje çerçevesinde oluşturulmuştur. “Sinop İli Sözlü Edebiyat Ürünleri Üzerine Bir Değerlendirme” adlı projenin yürütücüsü Dr. Öğr.
Üyesi Songül Çek, araştırmacıları ise Dr. Öğr. Üyesi Alpay Tırıl ve Folklor Araştırmacısı M. Ozan Özdemir’dir.

Kitabın GİRİŞ bölümünden bir paragraf:

Halk kültürünün, modern toplumla ve bu toplum içinde-çağdaş kentin kültürel aktarım alanlarında-üretilen, yaratılan, yaşatılan kültürel formlarla yakından ilişkili olduğu, moderniteyi ve günümüzde küresel dünyanın kültürel kodlarını anlama çabasına dönüştüğü görülmektedir (Kutlu, 2009). Bu nedenle geleneksel kültür unsurlarının sürdürülebilirliği ve farkındalık yaratma açısından gösterdiği gelişme Sinop ili özeline de taşınarak bir ucuyla geçmişe bir ucuyla geleceğe bağlı gelenek ve davranış kalıplarını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Somut olmayan kültürel miras, kuşaktan kuşağa aktarılır ve bu yolla bireylere ve toplumlara kimlik ve devamlılık duygusu verir. Kuşaktan kuşağa aktarılma geleneksel bir bilgi birikimini, deneyimini imler.

Bu kitap hakkında bilgi edinmek isteyenler aşağıdaki linkten tanıtım olarak hazırlanan PDF dosyasını indirebilir.

https://www.pegem.net/dosyalar/dokuman/2542018111325pdf%201%20-%20TANITIM.pdf”

BİLKE, HALKBİLİM ÖDÜLLERİ, 2 yılda bir verilmeye devam edecek. Katkısı olanlara teşekkür ediyoruz.

 

Etiketler: ,

KÜLTÜR

İnsanın var oluşu ile birlikte kültürlerin zamanda yolcuğu başlar. Hayatta kalma  mücadelesini sürdüren insan, bilinçsel düzeyine göre yaşam koşulları kazanır. Toplum kendi norm ve değerlerini, geleneksel ve bilinçsel birikimleri ile oluşturur. Kültürlerin doğal olarak kazanılması, insanın psikolojik dengesi açısından önemlidir. Sanayileşmenin, toplumun kültür yönetimini de bereberinde getirdiği görülür. Toplumlar kontrol ve komuta edilme riski ile karşı karşıyadır. Bilişim dünyasındaki gelişme, insanın psikolojik yapısına ve toplumsal dengeye olumsuz yansımaktadır. BİLKE, kişinin kendini tanımasını, aile ve çevresinin kültürel yapısını bilmesini önemsemektedir. Bu nedenle kült ve kültür konusunda  yapılan akademik  çalışmalara değer vermektedir.

Akademik çalışmalardan örnekler:

Giriş
Kültür kavramına yönelik iç içe girmiş çok sayıda tanımın bulunmasının temel nedenlerinden birisi de onu, maddi-manevi, maddimoral, açık-kapalı, görünen-görünmeyen, öznel-nesnel, soyut-somut şeklinde ikiye ayıran yaklaşımlardır Kültür görünen (maddi) ve görünmeyen (değer, inanç, norm gibi manevi) unsurların karşılıklı etkileşiminden oluşmaktadır (Morris, 2002:629). Aristo’dan Marks’a uzanan bazı düşünürler, maddi kültürün diğer kültür unsurlarını da belirlediğini iddia etmektedir. Platon’dan Weber’e uzatılabilecek idealistler çizgisi ise, belirleyiciliğin görünmeyen (düşünsel ve duygusal) kültürde olduğunu ifade etmektedir. Marks, ekonomik determinizmi; Platon ise, idealar dünyasını temel almakla birlikte, her iki düşünce geleneğinin savunucuları bir etkileşimin olabileceğini de kabul etmektedirler (Bostancı, 2002:134-135).
Bu kapsamda bu çalışmanın amacı, değerlerle kültür ögeleri/unsurları arasında karşılıklı bir etkileşimin olduğu kabul edilmekle
birlikte, öncelin veya tetikleyen mekanizmanın değer merkezli görünmeyen kültür unsurlarında olduğunu varsayan bir model geliştirmektir. Değerler ile ekonomi, eğitim, bilim, sanat gibi kültür ögeleri arasındaki ilişkiyi gösteren bu modelin bütünsel olarak kültürü daha iyi anlamamıza imkân sağlayacak bir temel sunabileceği değerlendirilmektedir.

Kültür Kavramının İncelenmesi

Kültür sözcüğü Latince ekip biçmek anlamına gelen colere fiilinden türetilmiş ve 17. yüzyıla kadar, Fransa’da bu anlamıyla kullanılmıştır.
Voltaire tarafından ilk kez insan zekâsının (esprit) oluşumu, geliştirilmesi ve yüceltilmesi anlamında kullanılan sözcük; bu anlamıyla Almancaya geçip, 1793’te Alman Dili Sözlüğü’ne yerleşmiştir. Yine aynı tarihlerde Etnolog G.Klemm “İnsanın Genel Kültür Tarihi” adlı eserinde “cultur” kelimesini uygarlık ve kültürel evrimin karşılığı olarak kullanmıştır. Kelimenin bu kaynaklardan İngiliz, İspanyol ve Slav dillerine aktarıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzde kullanılan Tylor’un (1871) ilk bilimsel kültür
tarifinin de Klemm’den esinlendiği kabul edilmektedir (Emiroğlu ve Aydın, 2003:523-524; Güvenç, 1984: 96; Özlem, 2000:141-142). Smith (2005) ve Çukur (2007)’a göre kültür kavramı, hayvan ve bitkilerin yetiştirilmesi gibi görsel ve somut anlamının yanı sıra “dinsel tapınma”, “dinî tutum” gibi soyut bir anlamda da kullanılmıştır. Nitekim  Savunma Bilimleri Dergisi, Mayıs 2013, 12 (1), 147-172. 149 bu soyut anlam; 16. yüzyıldan itibaren kültür kavramına, “ekme”, “yetiştirme” veya “geliştirilme” fikrinin zamanla uyarlanmasıyla zihinsel, sanatsal ve görgü kurallarının gelişimi veya gelişim düzeyi şekline dönüşmüştür. 19. yüzyılda gelişen toplumsal ve siyasal dönüşümlerle birlikte kültür; halk kültürü, millî kültür, yerel kültür gibi daha çok bir toplumun veya milletin aktarılan örf, âdet, gelenekleri veya yaşam biçimi anlamında kullanılmıştır (Smith, 2005: 13-14; Çukur, 2007:36).
Bugün herkesin üzerinde anlaştığı ve herkesi tatmin eden bir kültür kavramı ve dolayısıyla kültür tanımı yoktur. Emiroğlu ve Aydın (2003), Haviland (2002), Kottak (2001), Bock (2001), Hofstede (2001), Kağıtçıbaşı (2000), Turhan (1997) ve Güvenç (1984) gibi pek çok araştırmacı kültürün yüzlerce farklı tanımı olduğu konusunda mutabıktırlar. Krober ve
Kluckhohn, daha 1952 yılında, kültürün farklı disiplinlerde 160’tan fazla tanımını yapmıştır. (akt. Kağıtçıbaşı, 2000: 36; 004:344). Smith (2005: 15- 16) ve Çukur (2007: 37)’un aktarımına göre bu tanımları altı ana temada toplamak mümkündür: Tüm sosyal hayatta bilgi, inanç, sanat gibi ögeleri içeren betimleyici tanımlar; kültürü kuşaklar arası aktarılan bir miras olarak gören tarihsel tanımlamalar; kültürü bir topluluğun “yaşam tarzı” ya da davranış ve eylemlerini biçimlendiren ortak kurallar veya değerler
bütünü olarak kabul eden normatif tanımlamalar; çeşitli toplumsal ögeler ve kurumlar arasındaki güç, üretim yöntemleri, otorite ve hiyerarşi gibi niteliklerin dinamik ilişkisine odaklanan yapısal tanımlamalar; kültürü, bireylerin veya bir grup insanın karşılaştıkları sosyal ya da fiziksel sorunları çözmede ortaya koydukları araçlar olarak ele alan psikolojik tanımlamalar
ve son olarak kültürel süreçlerin oluşma ve değişime uğrama nitelikleri üzerinde duran genetik tanımlamalar.

Kültür konusunda görülen çok sayıda tanımlamanın yanı sıra kuramsal ve yöntemsel çeşitliliğin bir diğer nedeni de kültürün farklı
düzeylerde kavramsallaştırılmasıdır (Çukur, 2007: 37). Parsons ve Shils (1962[1951])’e göre çeşitli toplumsal birimlerde yaşayan insanın günlük davranış veya eylemini belirleyen veya etkileyen birbiriyle bağlantılı üç sistem vardır: Toplumsal sistem, kültürel sistem ve kişilik sistemi. Bu üç sistem ya da üç farklı düzey, aynı zamanda sosyoloji, antropoloji ve psikoloji disiplinlerinin temel aldığı yapılardır. Dolayısıyla kültür kavramının anlamı da bu düzey veya ilişkili olduğu disipline göre farklılaşabilmektedir.

KAYNAK:Savunma Bilimleri Dergisi
The Journal of Defense Sciences
Mayıs/May 2013, Cilt/Volume 12, Sayı/Issue 1, 147-172.
ISSN: 1303-6831

Toplumsal Kültür Araştırmaları İçin Değer Merkezli
Bütünleşik Bir Kültür Modeli Önerisi

Yazının tamamı PDF dosyası olarak aşağıdaki linktedir.

http://kho.edu.tr/akademik/enstitu/savben_dergi/mayis2013/belgeler_pdf/7_erkenekli.pdf

 

Etiketler: , ,

KÖÇEK KÜLTÜRÜ

Sinop, Kastamonu, Bolu ve çevresinde  yaşatılan KÖÇEKLİK geleneği hakkında yapılan bilimsel bir çalışmayı paylaşıyoruz. Yüksek Lisans Tezi olan bu çalışma, konu hakkında herkesin kafasında oluşan bir çok soruya cevap olacak niteliktedir.

Tez, detaylı ve uzun bir çalışmadır. Aşağıda bu tezin bazı bölümlerine yer verdik. Tezin tamamı PDF dosyasıdır. Tamamını okumak isteyen “köçek” linkini tıklayabilir.

köçek

T.C.
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ANTROPOLOJİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
MESLEKİ ROLLERİN SEÇİMİNDE KÜLTÜREL ETKENLER: KÖÇEK ÖRNEĞİ
BÜLENT TAŞKIN
2501090144

TEZ DANIŞMANI
PROF. DR. TAYLAN AKKAYAN
İSTANBUL 2012

Köçekler, geçmişte belirli yörelerdeki düğünlerin ayrılmaz bir parçası olup; genel olarak kırsal ve geleneksel toplum yapısına ait bir unsurdu. Günümüzde ise köyden kente göç edenlerin, kültürlerini de beraberlerinde getirmeleri sayesinde kente taşındılar. Köçekler yalnız düğünlerde değil, televizyon kanallarındaki eğlence programlarında görünür oldular ve az da olsa çeşitli belgeseller ile akademik çalışmaların da konusu haline geldiler.

………………………………

Çalışmada köçeklik yapan kişilerle birebir görüşülerek elde edilen bilgiler, istatistiki analizler sonucunda tablo ve grafik haline getirilmiş ve çekilen fotoğraflarla da çalışmanın görsel yönü desteklenmiştir. Elde edilen sayısal ve sözel saptamalar dikkatlice incelendiği takdirde, günlük hayata dair pek çok potansiyel sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır.

……………………………….
1.5 Köçek Geleneğinin Tanımı ve Tarihsel Gelişimi

Etek (fistan) giyen erkek dansçılar olarak tanımlayabileceğimiz köçeklerin kökeni, kesin olarak bilinmese de; Türklerin Anadolu’ya gelerek, yerleşik hayata geçmesinden sonra ortaya çıktığı düşünülmektedir. Günümüzde ağırlıklı olarak Kastamonu ve Sinop illerinde (Foto: A1-A2) bulunmakla birlikte; Ankara, Samsun, Zonguldak, Bolu ve Bartın gibi illerde de köçeklere rastlamak mümkündür.
Halkbilimci Yaşar Sarıkaya’ya göre ise; Türkler Anadolu’ya gelerek, yerleşik hayata geçtiklerinde çevredeki Ermeni, Rum ve Yahudi topluluklarıyla etkileşime geçerek, birçok kültür öğesiyle birlikte dans kültürünü de almışlar, ancak Müslüman olmaları sebebiyle dans eden kadın figürünün yerine erkek figürünü koymuşlardır. Köçeklerin fistanlarına bakıldığında da, özellikle Rum kültüründen esintiler görülmekle birlikte; fistanların üzerindeki pırıltılar ile kullanılan zillerde Arap kültüründen izler bulunmaktadır. Ayrıca; köçeklerin sıklıkla sergiledikleri “geriye doğru eğilerek içi dolu rakı bardağını alma” gösterileri, Rum kültüründe de sıkıca görülen bir eğlence biçimidir. Sonuçta hangi kültürün, hangi kültürden ne derece etkilenmiş olduğunu kesin olarak söyleyebilme şansımız olmasa da; hem Müslim, hem de gayrimüslim kültürlere ait unsurların yer aldığını belirtebiliriz.

Farsça küçük, genç anlamını taşıyan “kuchak” kelimesinden gelmekte olan “köçek”; hem yapılan dansa, hem de bu dansı icra edenlere denilmektedir

“(http://www.facebook.com/pages/KOCEK/112401400132?ref=search&v=wall#!/pages/KOCEK/112401400132?v=info&ref=search Çevrimiçi Ekim 2010).”

Osmanlı toplum yapısında kadının içkili eğlence ortamlarda dans etmesine sıcak bakılmamasının, köçeklerin yaygınlaşmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Zira o dönemlerde kadın dansçıların sadece kadınların katıldığı kına gecelerinde, loğusaların “kırk hamamları” gibi eğlencelerde; yani kadınlara ayrılmış bulunan özel alanlarda sahneye çıktıkları bilinmektedir (Kurt, 2007: 51).

Özellikle Rumlar, Romanlar ve Yahudilerden seçilen güzel yüzlü erkek çocukları İstanbul’un belirli semtlerinde eğitilirler ve bu çocuklar güzelliklerini kaybedene veya sakalları çıkana değin dans etmeye devam ederlerdi. Bu çocukların etek yerine şalvar giyerek dans edenlerine ise “tavşan” denilmekteydi (Özen, 2000: 88-96).

Günümüzde “Tavşan” denilen dansçılara artık rastlanılmadığı gibi, bunlarla ilgili yeterli yazılı kaynağa ulaşabilmek de mümkün değildir.

Osmanlı döneminde İstanbul’da çok sayıda köçek kolu (ekibi) bulunduğu rivayet edilmekte olup; Yahudi, Rum ve Ermenilerin kendilerine özgü kolları olduğundan bahsedilmektedir.

……………………………

Sinop ve Kastamonu’da yapılan gözlemler sırasında Sinop’ta ki köçek geleneğinin, Kastamonu’ya nazaran azaldığı gözlenmiştir. Burada hem köçek sayısı, hem de köçeklik yapılan düğün sayısı daha azdır. Bun sebepten ötürü; Sinop köçek ekiplerinde genelde tek köçek olurken, Kastamonu ekiplerinde ortalama köçek sayısı 2’dir (Tablo: C-39). Bazı ekiplerde tek köçek bulunmasının nedeni, ekip sayısı arttığı takdirde kişi başına düşecek olan para miktarının da düşecek olmasıdır. Ayrıca, günümüzde köçek sayısının az oluşu da ekipte 2. bir köçek daha bulunmasını güçleştirmektedir. Yine de düğün sahipleri 2 köçekte ısrar ediyorsa ve verilen ücret de yeterliyse ekibe 2. bir köçek daha katılabilmektedir.

 

Etiketler: , ,

GELENEKSELLİK VE MODERNLİK

GELENEKSELLİK VE MODERNLİK

 

Madde- zaman boyutunun bilincine varmak, modernlik ve geleneksellik kavramlarının farkında olmamızı sağlar

                    

l                        

üstteki foto Geleneksel Erfelek kadın giysisi   – Alttaki foto Modern bir defile

Modernlik ve geleneksellik, birbirine zıt kavramlar mıdır? Teknoloji ve sanayi, küresel ekonomi ile birlikte hareket ederken, acaba modernlik ve geleneksellik bu oluşumların neresindedir?

Modernlik lüks yaşamak, eğlencenin doruklarında gezmek midir? Yoksa insanların birbirini incitmediği, güçlünün zayıfı ezmediği, doğanın ve canlının değer bulduğu gerçek bir bilinçsel aydınlanma sistemi midir?

Aydınlanma hareketine dayalı olan “modern” kelimesi, Latince “modernus” kelimesinden türetilmiştir. Modernus ise latince “Modo” dan türetilmiştir ki bu kelimenin anlamı “hemen şimdi” demektir[1].

İçi modern dekore edilmiş eski bir yapı

Modern mimari örneklerinden biri

Yenilik denince aklımıza matbaa, pusula, uçak, araba ve elektrik gibi insan yaşamı için çok önemli olan buluşlar gelir. Tıp alanındaki gelişmeler, asla göz ardı edilemez. Dünyadaki bilim ve teknoloji yapısını tam anlamıyla ‘kökünden’ değiştirebilecek birçok ‘kullanılan ve kullanılmayan’ deneye/buluşa imza atan Tesla, kesinlikle unutulmayacaktır.

Yenilikler bu örneklerde olduğu gibi hep olumlu olsaydı keşke. Doğal ürünler varken, GDO yaşamı kirletmese, teknoloji doğayı yok etmeseydi. % 100 keten ve pamuklu dokuma giysiler varken, polyester yenilik olarak kabul görmeseydi. İnsana, canlıya, doğaya ve vicdan varlığına rağmen, kısa yoldan çok verim alma hedefi yakıp yıkmasaydı. Bilişim alanında kazanılan hız,  tüm insanlığı küresel kontrole sürüklemeseydi keşke.

Modernlik- geleneksellik buluşması

Şimdilerin toplamıdır geçmiş

Latince MODO kelimesi, hemen şimdi anlamındadır. Unutulmamalı ki tüm geçmiş, şimdilerin toplamıdır. Geçmişin kazanımları, geleceğin deneysel basamakları ve temelleridir. İnsan, şimdiki zaman bilincini bu deneyimlerle kazanır. Bireyin gelecek tohumları, çocukluk yılarında atılır. Binlerce yıl önceki bilimsel buluşlar, yeni bilim alanlarında kullanılır. Madde ve zaman boyutunun bilincine varmak, modernlik ve geleneksellik kavramlarının farkında olmamızı sağlar. Alışkanlıkları, özgün çalışmaları, kültür ve sanat değerlerini ve tabuları birbirinden ayırt ederiz o zaman.

    

Geleneksel tiyatro                                                              Modern tiyatro

 

Bilke, 2008 yılında “GELECEĞE ÜRETELİM” sloganı ile yola çıkmıştır. Unutulan değerlerimizin günün koşullarında değerlendirilmesini ve sürdürülebilir olmasını hedeflemektedir. Geleneksel değerler, modern çağ ile buluşmalı, topluma fayda sağlamalıdır.

PROJE HAZIRLIKLARIMIZ DEVAM EDİYOR.

Köy kahvaltısının vaz geçilmez olduğu bu günlerde, bahçeden sebze toplamak, dalından meyve yemek hepimizin idealidir. Çocukluk fotoğrafları, eşyaları ve mekanları, burnumuzun ucunda kokladığımız UZAK YAKINIDIR ZAMANIN.

Projeye destek olmak katılmak isteyenler yorumlarınızı bekliyoruz. Y.SARIKAYA

[1] C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 2, Sayı 2- Modernizme bir başkaldırı projesi olarak postmodernizm

 

 

Etiketler: , , ,

SİNOPLU PROF.DR. GÜL BALTACI’YA TEŞEKKÜRLER

KUZEY YILDIZI

Eğitim Projemiz “KUZEY YILDIZI”, eğitim gönüllülerimizin desteğiyle 2008 tarihinden beri devam etmektedir. Projenin önceliği YİBO mezunu kız öğrencilerinin üniversite eğitimini tamamlaması ve meslek sahibi olmasıdır.

Mesleğinde başarıları ile kendini dünyaya tanıtan Profesör Doktor Gül BALTACI, projemize 6 yıldır katkı sağlamaktadır.

DSCF2356

 

YİBO mezunu 2 kız öğrencimiz, hocamızın katkısı ile öğretmen olarak meslek hayatına atılmıştır. Fotoğrafta, Dernek Başkanımız, Gül Baltacı’ya  plaket takdim ediyor. Mesleki başarıları ve projemize yardımları için Gül Hocamıza teşekkürler.

DSCF2358

Eğitim, toplumun bilinçlenmesinde en gerekli etkendir.  KUZEY YILDIZI PROJESİ için katkı sağlayan herkese teşekkür ediyoruz.

GÜL BALTACI’YI TANIYALIM

1986 yılında Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulundan Lisans, 1990 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümünde Egzersiz Fizyolojisi Bilim Dalından Yüksek Lisans, 1994 yılında ise Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalından Doktora derecesini aldı. 1986-1988 yılları arasında Ankara Üniversitesi İbn-i Sina Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalında fizyoterapist, 1988-1990 yılları arasında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümünde Araştırma Görevlisi, 1990-1991 arasında Salzburg-Avusturya “Institute für Sportsmedizine” de egzersiz fizyoloğu ve doktora öğrencisi, döndükten sonra 1991-1994 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yüksekokulu Sporcu Sağlığı Ünitesinde araştırma görevlisi olarak çalıştı. 1995 yılında Yardımcı Doçent, 1997 yılında Doçent oldu. Doçentlik sonrası 6 ay süre ile Baylor Sports Medicine Institute Houston-Texas’ta araştırmalar yapmak üzere “Fellow” olarak çalıştı. 1999 yılında ACSM International Award bursu ile 2 ay süre ile aynı yerde çalışmıştır. 2003 yılında “Profesör” ünvanını aldı. 2008 yılından beri Kinesiotaping Institute “Eğitmen”i olarak Türkiye’de Spor fizyoterapistleri için Temel ve İleri Kinesiotaping kursları vermektedir.

Türkiye Fizyoterapistler Derneği, American College of Sports Medicine “Fellow”, International Federation of Sports Physiotherapy “Yönetim Kurulu” ve “Kurucu” üyesi, International Association of Physical Education and Sport for Girls and Women, Association of American Shoulder and Elbow Therapists (ASSET), Osteoarthritis Research Society International (OARSI) “Professional Member”, Türk Spor Yaralanmaları Artroskopi ve Diz Cerrahisi Derneği, Spor Fizyoterapistleri Derneği kurucu üyesi ve “Genel Sekreteri”dir.

Sporcu Sağlığı ve Spor Fizyoterapistliği konularında bilimsel çalışmalarını devam ettirmektedir. Evli ve bir çocuk annesidir.

KİTAPLARI

Spor Yaralanmalarında Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Prensipleri

Spor Yaralanmalarında Egzersiz Tedavi

Belinizin Anahtarı: Egzersiz

Çene Ekleminiz ve Siz

Nasıl Egzersiz Yapalım:Diziniz ve Siz

 

 

Etiketler: ,

BİLKE PROFESÖR DOKTOR SAYIN MEHMET ALİ ÜNAL’I ÖDÜLLENDİRDİ

18 MAYIS 2014 BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ AKADEMİK DAL ÖDÜLÜ

  • AKADEMİK ÖDÜL
  • “OSMANLI DEVRİNDE SİNOP” isimli kitabın yazarı, Sayın Profesör Doktor Mehmet Ali ÜNAL, Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanıdır.Kitap 496 sayfadır. Sayın ÜNAL, Osmanlı Arşiv Belgeleri üzerinde çalışarak, Sinop tarihine önemli bir kaynak hazırlamıştır. Eser halkbilimi  için çok değerlidir. 1487 yılında Sinop’un hangi köylerinde keten ve diğer tarım ürünleri yapılmış, ne kadar vergi alınmış hepsi detaylı olarak yer alıyor..

Hocamızı bu önemli çalışması için kutluyor, Sinop halkının, kurumlarımızın ve ilgili olanların bu kitabı temin etmelerini tavsiye ediyoruz.Kitaptan bazı sayfalar:

nfs-3nüfus2 DSCF1780

Sinop severler elinizde bu kitap yoksa hemen temin etmelisiniz. BİLKE bu tür çalışmaların artmasından yana.