RSS

Kategori arşivi: Eğitim

ORHAN VELİ’Yİ KIZ KARDEŞİ ANLATIYOR

16.11.2024- Edebiyat Sevgisi

Orhan Veli’nin kız kardeşi Füruzan Yolyapan bir röportajında anlatıyor:

“Orhan Veli, futbolu çok severdi. Koyu Galatasaraylıydı. Formaları ve bir sürü sarı-kırmızı çorapları vardı. Sokakta ayağına taş ya da başka bir şey gelmesin, hemen vururdu. Bu yüzden ayakkabılarının uçları hep aşınmıştır.”

“Şişli’ye yeni taşınmıştık. Bir gün misafirler de vardı, oturuyorduk. Birden kayboldu ortalıktan. Ben balkona sigara içmeye gittiğini tahmin ettim. Yanına gittim. Üzerinde beyaz çizgili bir gömleği vardı. Babam sigara içtiğini biliyordu.

‘Ağabey, buna bir son vermelisin, gel içeride iç, babam biliyor’ dedim.

Bana bir sarıldı,

‘Fırfırcığım, babamın 3 günlük ömrü kaldı, onu kırmaya değer mi?’ dedi.

3 gün sonra da kendisi öldü. “

Ne acıdır ki bazen evlatlar babalarından önce göçer, öyle olacağını tahmin bile etmeden.

“Biliyorum, kolay değil yaşamak, ama işte,

bir ölünün hâlâ yatağı sıcak, birinin saati işliyor kolunda.

Yaşamak kolay değil kardeşler.

Ölmek de değil.

Kolay değil bu dünyadan ayrılmak. ”

Orhan Veli KANIK Ölüm Yıldönümünü

Anısına Saygıyla ( 14-Kasım-1950)

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Kasım 2024 in Eğitim

 

LİMON SATTIM BİSİKLET ALDIM

12.11.2024-Ahmet Şerif İzgören

BANA BİR BİSİKLET ALIR MISINIZ ?

Ortaokul son sınıftayım. Babam Çankırı’da görevli, subay lojmanlarında oturuyoruz. Bütün arkadaşlarımın bisikleti var, bir benim yok. Sınıfı da geçtik… Babama gittim.

“Bana bir bisiklet alır mısınız?” dedim.

“Çalış kendin al.” cevabını aldım.

“Nasıl?”

Beni aldı, Çankırı’nın göbeğinde herkesin gülüşüyle tanıdığı ‘Neşeli’ diye bir manav vardı, ona götürdü. Bir kasa limon aldı, bana verdi

“Borcun şu kadar, bir ay sonra ödersin.” dedi.

Kişiliğe bak; biz bisiklet istiyoruz, babamız limon kasası alıp veriyor. Çok hırslandım ve sinirlendim. Ertesi gün çarşamba sabahı erkenden Çankırı pazarına gidip limon kasamı koydum ve satışa başladım. Lojmandan tanıdığım teyzeler geçiyor, arkadaşlarımın anneleri, kıpkırmızı oluyorum. Bir süre sonra olayı duyan arkadaşlarım tezgâhın başına doluştular.

Ayaklarda Nike’lar, Adidas ayakkabılar, havalı kotlar… Ben güneş altında limon satıyorum, karizma falan kalmadı.

“Oğlum çok zevkli.”

“Hadi yaa?”

Sonraki hafta arkadaşlarım ellerinde benim limonlardan onar tane alıp pazarda dolaşmaya başladılar. Bu arada ben rüyalarımda ve gündüzlerimde babama karakter atıyorum. İki ay sonra biriktirdiğim paralarla babamın kitap okuduğu odaya girdim, parayı babamın masasının üzerine bıraktım.

“Git bana bisiklet al!” dedim ve çıktım.

Türk filmlerinden çalışılmış bir sahne. Nasıl gurur, nasıl gurur!.. Babam bana bal renkli, vitesli Polo marka harika bir bisiklet aldı. Yıllar sonra benim babamın önüne koyduğum parayla bırakın bisikleti, o bisikletin pedalını alamayacağımı fark ettim. Bana belli etmeden paranın ve çabanın değerini öğretmişti. Babasından aldığı harçlıklarla büyüyen bir çocuk olsaydım bugün sahip olduğum mücadele ruhunun çok ufak bir bölümüne bile ulaşamayacaktım. O günden sonra bir daha babamdan para istemedim.

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

ÖLÜ EVINDE NEDEN IRMIK HELVASI YAPILIR?

11.11.2024- sabah.com

3 bin yıllık gelenek! Cenazelerde neden helva kavrulur?

Birinin kaybı ardından herkesin bir araya toplandığı anlarda helva yapılması Anadolu’nun en yaygın geleneklerinden biri. Neden yapıldığı konusu ise çok sorgulanmasa da ölünün ardından yapılan bu helva ile ölenin anısı yaşatmaya çalışıyor.

Cenazede helva kavurma geleneği, binlerce yıl öncesine dayanan bir gelenek. İşte aslında nerede ortaya çıktığı ve nasıl günlük yaşamımıza dahil olduğu ile ilgili merak ettikleriniz…

3000 YIL ÖNCE VAN’DA

Arkeoloji alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Oktay Belli, Anadolu’nun dünyanın en zengin mutfak kültürlerinden birine sahip olduğunu belirtirken aynı zamanda ölüm geleneklerinden de bahsetti. Van’da 3000 yıl öncesine dayanan mezarlarda bulunan çanak ve çömlekler, ölenin ruhu anısına sevdiği yemeklerin yapıldığını ortaya koyduğunu belirtti. Anadolu’da binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan ölenin arkasından yemek yapmak, dayanışma ruhunun da bir parçası.

ACIYA ORTAK OLMA

Can helvası veya can aşı olarak da bilinen helva kavurma işlemi, cenazenin ilk gününden itibaren yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gününde de yapılabiliyor. Verilen bu helva sayesinde edilen dualarla ölen kişinin mezardaki çektiği acıların azaldığına ve hatta kaybolduğuna inanılıyor. Üstelik helvanın yapımına yardım ederek, malzemelerine katkıda bulunarak acıya ortak olma hali paylaşılıyor.

KOKU

Bazı kaynaklarda ise Eski Türk geleneklerine göre kavrulan helvanın kokusunun ölünün ruhunu doyurduğu, helvanın kendisinin ise ölüyü ziyarete gelenleri doyurduğuna inanıldığı belirtiliyor. Birçok sebep ile yapılan bu helva, en yaygın anlamı ile birinin kaybı ardından çekilen acının hep birlikte çekilmesini temsil ediyor. Herkesin helvayı kavurmak için başına geçmesi ise Anadolu’nun yardımlaşma ve paylaşma kültürünün en önemli simgeleri arasında bulunuyor.

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

ERKEKSEN KÖTÜYÜM DE BAKALIM!

08.11.2024- Murat ÖZ

Bir kamyonun Çarpmasıyla yaralanmış olan çiftçi Mehmet amca kazadan sorumlu tuttuğu taşıma şirketine dava açıyor. Mahkeme salonunda şirketin avukatı ile Mehmet Amca karşı karşıyalar, ve Avukat soruyor :

– Ama siz kazadan sonra gelen polis memuruna “ben çok iyiyim” demediniz mi?”

– Anlatayım ağam; Ben bizim eşeği gasabada satışa götürmek üzere gamyonetime bindirmiştim ki…

– Bırakın ayrıntıları Memet Bey, siz sadece soruma yanıt verin: Siz, kazadan hemen sonra gelen Polis memuruna “ben çok iyiyim” dediniz mi, demediniz mi?

– İşte anlatıyom ya Avukat bey; eşeği gamyonete yüklemiş, yola çıkmıştım ki…

Avukat tekrar adamın sözünü kesti ve Hakime dönerek:

– Sayın hakim, size olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini davacının kendi ifadesi ile almaya çalışıyorum ama, soruma yanıt vermiyor. Bu bey, kazadan hemen sonra olay yerine ulaşan polis memuruna ifadesinde “çok iyi” olduğunu söylemiş. Kayıtlara geçmiş. Şimdi, aradan kaç hafta sonra müvekkilime dava açıyor. Ben bu davada, bu şahsın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığına inanıyorum. Lütfen, sadece soruya yanıt vermesini söyler misiniz? Hakim çiftçinin hikayesiyle ilgilenir gibiydi:

– Eşek hakkında söyleyeceklerini merak ettim aslında; Bırakalım da anlatsın….

Memet amca Hakime teşekkür ederek devam etti:

– İşte dediğim gibi, sayın Hakimim, tam eşeğimi gamyonetime bindirmiş şehre doğru gidiyodum ki, bu şirkete ait gucuman bi kamyon, “DUR” tabelasına aldırmadan üzerime sürdü ve bize çarptı. Ben yolun bi yanına fırladım, Garagaçan bi yana… Nasıl kötüyüm, nasıl kötü, anlatamam… Gıpırdanamıyom sancıdan… öte yanda Garagaçan bir anırıyo, bir anırıyokine, ortalık inliyo. Derkene bi pulis memuru geliveedi, Garagaçanın sesini duymasile önce ona dooru getti, eğildi, bahtı, tabancasına davrandı, alnının göbeenden Garagaçanımı urmasın mı??? Soonacııma, yolun garşı tarafına geçti, bana dooru geldi, dedikine:

– Eşeğin hali berbattı, vurmak zorunda galdım, “sen nassın ?” dedi…hadi erkeğisen kötüyüm de…

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

ÇOK COCUK DEĞİL İYİ YETİŞTİRİLMİŞ ÇOCUKLAR İSTİKBALDİR

07.11.2024- Bekir ÇOŞKUN

Manavgat’ta 3-4 yaşlarındaki turist kız zabıta memuru Himmet Tan’ı görünce gitti parmağına yapıştı…

Sorunca ismini söyledi, annesinin-babasının ismini söyledi, kaldıkları otelin adını bilmiyordu…

Hiç beklenmeyen bir davranışla memurun telefonunu istedi… Memur “Numarayı ver ben arayayım” dedi, minik kız başını iki yana sallayarak kabul etmedi…

Tabii ki Türkçe bilmiyordu, memurdan telefonun dilini İngilizce’ye çevirmelerini istedi, İngilizce’ye çevirip eline verdiler… Küçük kız memurdan Facebook’u kapatmasını istedi, kapattılar…

Küçük parmaklarıyla telefonla biraz oynayıp kendi Facebook sayfasını basit bir şifreyle açtı…

Memurlar hayretle izliyorlardı…

Şöyle bir mesaj yazdı:

“Ailem, ben kayboldum… Şu anda polis karakolundayım… Gelip beni almanızı bekliyorum…”

Bir de konum attı…

Küçük kız telefonu iade edip teşekkür etti…

Bir sandalyeye ilişti, beklemeye başladı…

Mesajında “polis” demişti, zabıtalar “Biz zabıtayız” dediler… “Hayır polissiniz” diye itiraz etti, memurlar İngilizce sözlüğü açıp baktılar; hakikaten zabıta polis demekti…

On dakika sonra ailesi geldi, annesi-babası tatile çıkmadan önce çocuklarına kaybolması halinde yapması gerekenleri öğrettiklerini söylediler…

Teşekkür edip, kızlarını alarak gittiler…

Bu mesajı yazan, örnek kamu görevlisi, Manavgat Belediyesi zabıta memuru Himmet Tan, notunun sonunda şöyle diyor:

“Anneler, babalar… Çocuklarınızı eğitin, emin olun sizden daha çabuk öğreneceklerdir… Daha çok canımız yanmasın…”

Yıllardır durmadan “Çok çocuk değil, iyi yetiştirilmiş çocuklar istikbaldir” diyoruz…

Anlamıyorlar…”

Bekir Coşkun…..

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

EZBERLEME YERİNE YAŞAMIN DOĞAL AKIŞINDA ÖĞRENME

01.11.2024-Prof.Dr: Üstün DÖKMEN

“Toplum olarak, bildiklerimizi uygulayabiliyor muyuz? Bile bile yaptığımız yanlışlarla, geleceğimiz olan çocukları ezber ağırlıklı yetiştiriyoruz. Eğitim sistemimiz de ezbere dayalı. Bilim dünyasında, yeni buluşlar yaparak, kendi adını bir buluşa veren bilim insanlarımız da var kuşkusuz. Arkadan gitmek yerine öncü olmak, taklit etmek yerine keşfetmek hedefimiz olmalı. “BİLKE

Young family playing and running with two young children, focus on the father

Üstün Dökmen diyor ki:

Küçük bir çocuğa şeker verseniz, çocuğun sağ arkasında veya sol arkasında duran annesi hemen ” Ne diyecektik, ‘teşekkür ederim teyzeciğim’ diyecektik di mi canım” der. Bu davranış, bence bir suflörlüktür. Çocuğunuz teşekkür etmesi gerektiğini, sizi ve başkalarını gözleyerek, yetişkinleri model olarak da öğrenebilir, suflörlük ederek onu zorlamanız sonucunda da öğrenebilir. Sonuçta her ikisi de toplumsallaşmadır; ancak birinci teşekkür, yaşamın doğal akışı içinde çocuğun keşfettiği bir teşekkürdür, ikinci teşekkür ise keşfetmesine izin vermeden ezberlettiğimiz bir teşekkürdür.

Çocuğunuza en uygun olacak mesleği düşünüp, “şu bölüme girsen iyi olur” dediğiniz zaman yine suflörlük etmiş olursunuz. Çocuğunuzun yeteneğine ve ilgisine/ hevesine uygun meslek seçmesine izin verirseniz suflörlük etmemiş olursunuz.

Prof.Dr: Üstün DÖKMEN

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

GÖK YÜZÜ GÖZLÜ GAZİ

31.10.2024-Alper Akçam

Öyle ateş / öyle sıcak / öyle kan / öyle yalın / öyle çırılçıplak bir tarih

Canını toprağına siper etmiş koca bir ülke

Yediden yetmişe yan yana dizili cepheye

Harbiye / seyfiye / bir sınıfı tümden şehit düşmüş tıbbiye

Yarı aç / yarı çıplak / siperde kan içinde

Günün tayını / şekersiz üzüm hoşafı / bir dilim kuru ekmek

Son canına kadar el ele / yerlere düşe düşe

Kardeş demiş subayı Payitahtın / Balkanların

On yıllardır şaşkın saltanatlar elinde

Karpatlarda / Zağros dağlarında / Yemen çöllerinde

Gök ekinler gibi kırdırılmış o garip köylüye

Geriye dönüşü yok gayrı / düşe kalka varılacak yepyeni bir ülküye

Emperyalizmin üstlerine sürdüğü Anzak analarına da selam olsun

Dökmesinler gayrı gözyaşını

Emanettir oğulları / barışı baş tacı etmiş / gökyüzü gözlü bu gaziye

Ey Çanakkale / ey bir yanı emperyalizme dur denilmiş kanlı ve koca bir tarih

Bir yanı umutlu ve aydınlık bir gelecek

Seddülbahir / Arıburnu / Anafartalar’da Miralay Mustafa Kemal

Kerevizdere’da Binbaşı Saffet Arıkan

Eğitmen kurslarında Baba Tonguç’la / kavruk köylü çocuklarıyla omuz omuza

Duvardaki yazı: “Suyu dua bulmaz fen bulur”

Çanakkale’deki köylü / efendisi olacak milletin

Selam olsun Kurtuluş’a can katacak Ekim Devrimi’ne

Ne zaman yeniden öğrenebilirse seni bu ülke

Ancak o zaman bir daha tökezlemeyecek

Ne zaman yeniden öğrenebilirse seni

Ancak o zaman kırabilecek bezirgânlar zincirini

Ancak o zaman

Bu kadersiz ülke / özgürlüğe / adalete / yas yalın kardeşliğe yükselecek…

Alper Akçam

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Ekim 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SAKIN GEÇ KALMA ERKEN GEL

30.10.2024- Osman Tanburacı Anıları

Yine bir İstanbul akşamı, gün batarken üç ahbap çavuş demlenecek yer arıyorlar. Tanburacı Osman, Ahmet Rasim ve Neyzen Tevfik.

Bunlar sacayağın üç bacağı! Biri olmazsa olmuyor. Sanki üçüzler… Biri tambura çalıyor, öteki ney üflüyor, Ahmet Rasim de bol bol güfte yazıyor. Her gittikleri yerde meşk var. Sohbet gırla, o eski İstanbul”un asude mekanları bunların ritmiyle coşuyor.

Neyzen Tevfik’in sabahtan akşama kafa dumanlı…

Neyzen’in sözünü ve neyini dinle, yaptığını yapma!…

Tanburacı Osman Pehlivan zamanın en iyi tambura çalanı…

İşi gücü çalıp söylemek. Türküler onun dilinde ve yüreğinde…

O zamanlar daha elektro saz yok ama, Tanburacı’nın sazında ekonun kralı var.

Ahmet Rasim bir mazbut adam… Beyefendi mi beyefendi, bir İstanbul’lu…

Bilge bir adam ve eşine sevdalı. Akşam çökerken her daim evinde ama, Rasim de bayılıyor Türk müziğine…

Güfte onda, beste onda, meşk onda…

Eşi hanımefendi her zaman onu bırakmıyor. Rasim de kırmıyor karısını.

O zaman da üçlü sohbet, yara alıyor. Sacayak sallanıyor.

Hanımı Ahmet’i bırakmıyor ki gitsin! Bizimkiler de hep Ahmet Rasim’in hanımını kandırma planı yapıyor.

Yine bir akşam üçü gidecek ama, Ahmet Bey’e hanımı izin vermez.

Derhal komplo kurulur…

Tanburacı Osman Pehlivan Rasim’in kapısını çalar. Her zamanki gibi kapıyı karısı açar.

Tanburacı pehlivan üzgün bir yüz ifadesiyle…

“Yenge Neyzen yine çok içti ve komaya girdi. Haydarpaşa Numune’ye kaldırdık” der.

”Müsaade etseniz de Rasim”le bir gitsek…”

Kadıncağız yana yakıla Ahmet Rasim’ e seslenir:

“Ahmet Bey, Ahmet Bey koş!… Neyzen komaya girmiş, Tanburacı seni çağırıyor. Ziyarete gidecekmişsiniz…”

Ahmet Rasim pabuçlarını alel acele giyip Tanburacı”yla gözden kaybolurken, karısı arkalarından seslenir:

”Ahmet Bey, sakın geç kalma erken gel…”

Üç ahbap çavuş doğru Kumkapı’ya giderler.

Sofra kurulur, Tanburacı çalar, Neyzen üfler, Ahmet Rasim de mermer masaya, diline değdirdiği sabit kalemle başlar yazmaya…

****

Bu akşam gün batarken gel,

Sakın geç kalma erken gel,

Tahammül kalmadı artık,

Sakın geç kalma erken gel,

Cefa etme bana mahım,

Sonra tutar seni ahım,

Üzme beni şivekarım,

Sakın geç kalma erken gel.

Dünya Gözüme Kaçtı

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Ekim 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

BİR AVUÇ TÜRK DÜNYAYA MEYDAN OKUDU-NEW YORK TİMES OCAK 1923

29.10.2024- CUMHURİYETE VEFA BORCU OLANLARIN SESİ

Başkan olabilirdi, yerine birini bırakabilirdi, babadan oğula geçen bir sistem kurabilirdi. Bunları yapmadı. Baş olmak değildi niyeti, BAŞTACI oldu. Halk onu yüreğine koydu, baş tacı yaptı.

Bile bile Ata’ya ve Cumhuriyete dil uzatma modası çıktı ortaya. Eğer annelerine, dedelerine KURTULUŞ SAVAŞINI sorsalardı, NUTUK okusalardı, kulaktan dolma bilgilere itibar etmezlerdi. Cephelerde savaşanlar, gazi ve şehit olanlar, nutuk atan siyasilerle bir olur mu hiç? Karşıtlıktan beslenenler, karşı argüman üretmeyi neden görev edinirler ki.1900 doğumlulardan Cumhuriyeti dinleyenler, bu karşıtlığı anlayamıyor. Onlar, köyde kentte de yaşasalar, yurdu düşman işgalinden kurtaranlara minnet besliyordu. Çünkü vatan ve bayrak, ülkede yaşayan her ferdi temsil ediyordu. Bir kişinin, bir partinin, bir kuruluşun asla değildi.

Dış basın ne diyordu:

CUMHURİYET 101. yılın kutlu olsun.

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Ekim 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

HADDİNİ BİLMEK KENDİNİ BİLMEKTİR

27.10.2024- Edebiyat Sevgisi- Sadi ŞİRAZİ

Haddini bilmek…

Çok iddialı bir söylem.

Peki, ne demek haddini bilmek?

•Başka insanların da hassasiyetini fark edebilmek,

•Empatiyle ve anlayarak dinlemek,

•Nerede durması gerektiğine karar verebilmek,

•Bir başkasının fikirlerine, hislerine ve tercihlerine saygı duyabilmek. Kısacası; olgun ve medeni bir insana yakışan sınırlar çizebilmek demektir…

Eski bir söz bunu çok güzel özetler; “Senin özgürlüğün, bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter”

Her nekadar bilirsen bil;

Haddini bilmiyorsan, “HİÇBİRŞEY'” sin”!

Sadi Şirazi

—HADDİNİ BİLMEK, KENDİNİ BİLMEKTİR…

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ekim 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,