RSS

Kategori arşivi: Genel Kültür

ÇOBAN DEDE EFSANESİ

21.02.2021-BİLKE

Atasözlerimiz, efsanelerimiz, halk hikayelerimiz, zamanda süzülerek su gibi akmış ve günümüze ulaşmışlardır. İçlerinde güzel önermeler vardır. Zevkle okumak bir yana, onlar ibret vericidirler. İnsanın hem aklına, hem de yüreğine kazınırlar.

Kent ve Köy kültürleri konusunda yaptığımız çalışmaları sizlerle sık sık paylaşıyoruz. Anlamaya ve anlatmaya çalıştıkça, en ücralara ulaştıkça, hep yeni gerçeklerle yüz yüze geliyoruz. Yeni ve eski, köy ve kent, büyük ve küçük, üstün ve alçak kavramlarının tam yerini bulduğu bir efsaneyi paylaşacağız bu gün. Var sayımlarla tanımladığımız BEN ile, gerçek BEN arasındaki farkı anlatan.

Deneyimler, insan hayatında önemlidir. Yaparak yaşayarak öğrenme biçimidir. Toplum içinde farklı kültür ve değerler arasında kendi yerimizi görmemizi sağlar. Bize, aklımızı ve yüreğimizi birlikte kullanmayı, mukayese yapmayı ve mantıklı olmayı öğretir. Dar açılı bakarak, kendi baktığı açıdan kendini bir yere konumlamak yerine, mukayese ve muhakeme yaparak hayatı kavramak hepimiz için olumlu olacaktır.

Gelelim efsanemize:

Ali Dede Adana’da yaşar, geçimini ayakkabı imalatı ile sağlarmış. Kardeşi Çoban Dede ise dağda yaşar, geçimini hayvancılıktan sağlarmış.

Bir gün Çoban Dede koyunlarını sağmış, sonra sütü bir mendilin içine koyup kardeşi Ali Dede’nin ziyaretine gitmiş. Çoban Dede kardeşinin yanına varınca, içinde süt olan mendili bir çiviye asmış. Süt mendilin içinde, hiç akmadan duruyormuş. Kardeşi ayakkabıcı olduğu için, o sırada bir kadının ayakkabı ölçüsünü alıyormuş. Çoban Dede kadının çıplak topuklarına bakınca kerameti sona ermiş ve mendildeki sürt akmaya başlamış.

Bu durumu gören Ali, Dede kardeşine “sen git dağda çobanlık etmeye devam et. Dağda koyunların içinde keramet sahibi olmak kolay, zor olan insanların içinde olmaktır “demiş.

Spor, Tiyatro, müzik, güzel sanat etkinlikleri, insanın eğitim hayatında sosyalleşmesi ve kendini tanıması açısından ne kadar önemlidir. Her birimiz kafamızda bir BEN kurarız. Toplumda karşılaştığımız olaylar, insanlar ve farklı fikirler arasında o ben aynı olur mu bilinmez. Ama her an öğrenme sürecimiz devam eder.

Toplumda bilinç seviyesinin yükselmesi umuduyla… BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Şubat 2021 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , ,

HATALARDAN DERS ÇIKARMAK

20.02.2021-BİLKE

DİN KİSVESİ ALTINDA YAPILAN YANLIŞLAR

Tarih, bu yanlışları örneklerle gözümüzün önüne sermektedir. Halife padişahlar, çocuklarını boğazlatıp, dinen caiz fetvasını din adına vermişlerdir. Bilim adamları, her an padişahın “BOYNU VURULA” emri ile muhatap olmuş, matbaa, sümme haşa günahtır diye fetva verilmiş, matbaayı savunanlar ise kafir ilan edilmişlerdir.

Padişahın, çıkardığı kanun, ferman veya kanunnameleri İslam hukukuna uygunmuş gibi göstermek için devlet içinde en nüfuzlu kişi olan Şeyhülislam’dan şeriata uygundur diye fetva alınmıştır.

Fatih sultan Mehmet, kendi adına yaptırttığı Fatih Camiini görünce dehşete kapılmış ve camiin mimarı Sinaüddin Yusuf Bin Abdullah’ın (Atik Sinan) Cami Ayasofya’dan daha alçak olduğu için, ellerini kestirerek cezalandırmıştır.  Örneklerin ne kadar çok olduğunu hepimiz biliyoruz.

Bu günkü yazımıza esas olan konu “yanlış uygulamalara DİN KILIFI giydirilmesidir. Halkın bu uygulamaları sorgulamadan kabullenmesi insanlık ayıbıdır. Bir insanın her dediğini Allah demiş gibi kabullenmek, dinen şirktir. Din adına kafa kesmek, din adına kan dökmek, terör örgütü kurmak, kan dökmekten zevk almak insanlık dışı davranışlardır. Geçmişten ders çıkarmak zorundayız.

1930 yılının son günlerinde, Derviş Mehmed, ben mehdiyim diyerek etrafına topladığı insanlarla birlikte Menemen’e gelerek halkı kışkırttı.

Meydanda toplanan ahaliyle birlikte, her geçen dakika kargaşa büyüdü. 43. Piyade Alay Komutanlığı emrindeki Asteğmen Kubilay, olaya müdahale için emrindeki askerlerle bölgeye ulaştı. Fakat çatışma sırasında yaralanan Kubilay Asteğmen, güçlükle sığındığı Gazez Camiinin bahçesinde isyancılar tarafından yakalandı ve başı kesilerek şehit edildi.

Tarihte yaşanan bu örnekler bir daha yaşanmasın. Halk olarak dikkatli olmak, doğruyu görmek zorundayız. Herkes, attığı adımlardan sorumludur. Yurdumuz, olumsuzlukların yaşanmadığı bir ülke olsun, geleceğimiz aydın olsun. BİLKE

 
1 Yorum

Yazan: 20 Şubat 2021 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , ,

BIÇAK SAPLI DURUR GÖĞSÜNDE

06.02.2021-BİLKE

Ahmet Muhip Dranaz’ın şiiri ile yazımıza girelim dedik. Hayatın içinde her gün, belki de her an yaşadığımız gerçekleri şiirle ne güzel betimlemiş şair.

Bilmediğimiz için mi, yoksa çok bildiğimiz için mi yanlışlar ayyuka çıkıyor dersiniz? Yoksa herkesin çok iyi bildiği gerçekleri birbirimize tekrar edip duruyor muyuz? Aslında “bile bile lades” deyimi ile iç içe yaşadıklarımız.

BİTMEZ TÜKENMEZ CAN SIKINTISI

Bir bıçak saplı durur göğsünde,

Hangi su tasına uzansan boş;

Hangi pencereye koşarsan koş

Aynı siyah güneş gökyüzünde.

Aynı siyah güneş, aynı siyah,

Aynı susayış, aynı koşuş, aynı…

Of… Hep aynı şey, aynı şey, aynı şey,

Aynı, aynı, aynı, aynı, aynı…[Ahmet Muhip Dıranas]

Sorunlar, her dönemde aynı olmuş. Şair, bu gün yaşadıklarımıza da ayna tutuyor. Boşuna Ahmet Muhip Dranaz olunmuyor. Düğümlerin karmakarış olduğu noktaya parmak basıyor. Gerçek olan, bu noktayı aşmada ortak toplum bilinci geliştirebilmemiz.

Ama toplum bilinci konusunda hep sınıfta kalıyoruz. Güne birlik ve kısa vadeli çözümlere seviniyoruz. Seçtiklerimizden fabrika talep edip onu yaptırana kadar ısrar etmek yerine, 6 aylık geçici işe yerleşince seviniyoruz. Topraklarımız boş kalınca üzülmüyor, dışarıdan ithal edilen mallara seviniyoruz.

Uzun vadeli planlar yapmak konusunda çok değerli bilim adamlarımız ve iş adamlarımız var. Onları dinlemek yerine, yetki sahibi olanları yüceltmenin, kraldan çok kralcı olmanın yaygın olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Ata sözlerimiz eksiklerimizi bize bir bir anlatıyor.

Bal tutan parmağını yalar,

Çok söyleme arsız, aç bırakma hırsız edersin,

Tutulmayan hırsız beyden büyüktür,

 Rağbet güzel ile zenginedir

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır,

Adamakla mal tükenmez.

Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur,

Zengin arabasını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır

Ağlayanın malından gülene hayır gelmez.

Zengin kesesini döver, züğürt dizini

Akılsızın şaşkını beyaz giyer kış günü.

Adamak kolay, ödemek güçtür.

Yaşadığımız toprağa borçluyuz, havaya ve suya… Kim yanlış yaparsa, görmek erdemine erişebilmeli ve yurdumuzu düşünmeliyiz.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Şubat 2021 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

PAPAZIN BAĞI’NIN HİKAYESİ

28.01.2021- BİLKE

Edebiyat Yağmuru Grubu’nun paylaşımı güzel bir yazıyı sunuyoruz bu gün. İyi okumalar dileriz.

Ahmet Efendi’nin eşi Şaziye Hanım bağ evinde çamaşır yıkamaktadır. Her çamaşır gününde bağ evinde, çamaşırların kaynatıldığı açık ateşte gözleme yapılır ve çay demlenir, camaşır gününün yorgunluğu atılmaya çalışılırmış.

İşte böylesi bir günde meraklı bir ODTÜ’lü öğrenci ‘(ki bilirsiniz genellikle hep meraklıdırlar) çamaşır yıkayan Şaziye Hanım’ı görür ve bağ evini görmek için izin ister. Şaziye Hanım öğrenciye izin verir ve ardından da yaptığı gözleme ve çayı ikram eder. Öğrenci ısrarla ücret ödemek ister. Şaziye Hanım da ısrarla reddeder.

Sonunda öğrenci gelecek hafta sonu arkadaşlarıyla buraya gelmek istediğini söyler. Tek koşul ise Şaziye Hanım’ın bu kez ikramlar karşısında ücret almasıdır. Nitekim öyle de olur… Giderek artan yoksulluk içinde misafir grubunun bıraktığı para oldukça işe yarar niteliktedir. Böylece Şaziye Hanım bu işi sürekli yaparak aileye ekonomik destek sunmaya karar verir.

Bağ evinin bugünkü işlevine kavuşmasının öyküsü de, işte böylesi ilginç bir öyküdür. Yıl 1963’tür. Papazınbağı adı sonradan çıkar… Bu bölgede geçmişte Hıristiyan nüfus yaşadığı ve alanın çok yakınında kilise olduğu için, bag işletmeye açıldıktan ve çok rağbet görmeye başladıktan sonra, bazı rakipleri, “oraya gitmeyin orası papazınbağı” diye bir söylenti yaymaya başlarlar. Bu söylenti amacına ulaşmaz.

Halk burayı çok sever ve vazgeçmez. Ama adı halk arasında Papazınbağı olarak bilinmeye ve bu adla sevilmeye başlanır. Aile bağ evini satmamakta direnir… Zamanla bağevi kentin rantı en yüksek alanında, adeta yalıtılmış, dokunulmamış, gizli bir cennet bahçesi olarak kalır. Beton cehennemi içinde doğal bir cennet… İşte o zaman beton ve para ile doğa ve insan sevgisi, karşılıklı sert bir mücadeleye girer. Papazın bağına çok güçlü talipler çıkar.

Aileye büyük paralar teklif edildiği gibi sıklıkla aba altından sopa da gösterilir. Ama aile direnir. Bu güzel cennet bahçesini betona teslim etmek istemez. 1994 yılında ise “Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu”na başvurarak Papazınbağı’nı 1. dereceden doğal sit alanı ilan edilmesini sağlarlar. Papazınbağı kurtulmuştur. Ankara için çok teşekkürler Kuloğlu ailesi…Girişte kuş sesleri, horoz sesleri ve küçük bir derenin huzur veren şırıltısı karşılar sizi. Papazınbağı’nda doğa sesinden başka hiç bir mekanik ses duyamazsınız. Yalnızca doğanın o eşsiz melodisi. Asırlık çam, çınar, dut, Ankara armudu, Ankara ayvası, üvez, ceviz ve muşmula ağaçlarıyla süslenmiş 14 bin m2’lik küçük bir cennet adacığı burası… Üstelik de tam şehrin göbeğinde…

Alıntı

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Ocak 2021 in Genel Kültür

 

Etiketler: , ,

DOKUZ KÖYÜ DONSUZ DOLAŞMAK

30.12.2020-BİLKE-

ATASÖZLERİMİZ

Bu gün, okurlarımızla dokuz ile ilgili atasözlerini paylaşmak istiyoruz. Bizim insanımız, nüktedandır. Bir sözcük ile çok şey anlatır. Ezberlediğini dillendirdiği gibi, anında doğaçlama üreterek de söyler.

Sinop’un Gerze ve Dikmen köylerinde yaşlıların kullandığı bir atasözü ilgi çekicidir.

DOKUZ KÖYÜ DONSUZ DOLAŞTIM YIKILMADIM

Yaşları 80-90 arasında olanlar, bu sözü çok bunaldıklarında, yoksulluk çektiklerinde, emek edip emekleri çalındığında, haksızlığa uğradıklarında kullanırlar. Söyleyiş tarzları ile söz öyle güzel oturur ki. Bu değerlerimizi saklayamadık. Bilke olarak bu nedenle arşivlemeye çalışıyoruz. Bir gün bir tiyatro, skeç ve türküde karşımıza çıkıverir belki.

Bu gün dokuz köyü donsuz dolaşanlar, yerini telefon, iphone, bilgisayar, TV ekranlarında dolaşanlara bıraktı. (Y.SARIKAYA derleme)

Dokuz köy deyiminin, Anadolu coğrafyasında örnekleri çoktur. Bunlardan bazıları:

Dokuz ayın çarşambası bir araya gelmek(deyiminin anlamı) Bir çok iş üst üste yığılıp sıkışık bir durum oluşturmak.

Dokuz babalı: Kimden olduğu, babasının kim olduğu belli olmayan.

Dokuz canlı: Yapısı çok sağlam, kolay kolay ölmez.

Dokuz doğurmak: Bir şey ha oldu ha olacak diye tasalanmak ya da çok sabırsızlanmak.

Dokuz körün bir değneği: Bir çok kimsenin tek yardımcısı, tek dayanağı.

Dokuz köyden kovulmuş: Geçimsizliği, hoş olmayan davranışları yüzünden bir çok yerlerden atılmış.

Dokuz yorgan eskitmek (paralamak): Çok uzun yaşamak.

Dokuz at bir kazığa bağlanmaz(atasözünün anlamı)

  1. Bir işin başına, tanınmış kişiliği bulunan bir çok kimse birden getirilmemelidir; çünkü anlaşamazlar, birbirlerine saldırırlar.
  2. Bir çok azılı, zayıf bir güvenlik önlemiyle bir arada zapt edilemez.

Dokuz ölç, bir biç (İki ölç, bir biç): Önce iyi düşünüp taşınmalı, sonra karara varmalı.
_____________________________________________________
© Kaynak: https://www.lafsozluk.com/2011/03/dokuz-ile-ilgili-atasozleri-deyimler-ve.html

BİLKE-BİLKE-BİLKE


 
Yorum yapın

Yazan: 30 Aralık 2020 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , ,

MEMLEKETİM TİLKİLİK-ÖNSÖZ

20.08.2020- Ayşe Yaşar SARIKAYA

2006 baskı tarihli “MEMLEKETİM TİLKİLİK” kitabımın ön sözünü okurlarımızla paylaşmak istiyorum. Her köyün, böyle bir araştırma yapması ve değerlerine sahip çıkması için örnek olmasını umuyorum.  İlk kitabım 2010 yılında basıldıktan sonra, tam 6 yıl kadar ikinci kitabıma zaman ayırdım. Annem ve rahmetli babam sorularıma cevap vermekten yorulmuştu. Telefon görüşmeleri, BOA araştırmaları, kaynaklar arasında yaptığım arşiv araştırmaları da beni fazlaca yormuştu. Sonunda kitabım basıldı.

1944 Tilkilik köyü Köy Enstitüsü Mezunu Rasim ALCAN öğrencileri ile

Kitabımın önsözü:

ÖNSÖZ

Zaman ve hayat, yaşamın başlangıcından beri iç içe deveran ederler. Her canlı, ana zamanda kendi süresini yaşamaktadır. Bilim dünyasına göre, evrenin maddesel yapısı milyarlarca yılın izlerini taşır. Canlılar ve cansızlar aleminin oluşturduğu evrende, insan canlı türlerinin en gelişmişi olarak tanımlanır. Beden yapısı evrenin madde yapısının,  genetik yapısı da sülalesinin mirasını taşır. İç dünyasının duygusal ve ruhsal zenginliği ise işin en derin boyutudur. İnsanı özel kılan, bu değerler içinde bilinçsel yolculuk yapabilmesidir.

Eski tarihlerden bu güne, insanın bilinçsel kazanımları artmış ve yeni buluşlar zamanın koşullarını oluşturmuştur. Daha iyi yaşamak için daha çok kazanmak hedeflenmiş ve bu gidiş kıran kırana yarış ortamı yaratmıştır. Ekonomide, siyasette, ticarette ve sosyal yaşam gibi akla gelecek her alanda; dünya güç odaklarının yarış arenası olmuştur. Bu yarışta Anadolu göç yolcularının payına ise yalnızca hayatta kalma mücadelesi düşmüştür.

Göçerlerin, ekonomik yapı içinde varlık gösteremedikleri bilinen bir gerçektir. Yaylak ve kışlaklarda dilediğince özgür yaşayan göçerler, bu alışkanlıklarını sürdürmek için yurt olarak uzak bölgeleri tercih etmişlerdir. Tilkilik bu köylerden sadece bir tanesidir. Yüksek köylerde yerleşik hayata uyum sağlamaya başlayan göçerler, değişen hayat koşulları sebebiyle zorunlu olarak yeni bir göç olayı ile karşı karşıya kalırlar. Sanayi ve teknolojinin geliştiği, istihdam alanlarının oluştuğu büyük şehirler artık onlar için cazibe merkezidir. Büyük şehirlerde var olma mücadelesi içinde geleneksel kültür, soy kütüğü ve köy tarihi konusuna sıra gelmemiştir. Konuya ışık tutabilmek amacıyla, birçok kaynaktan faydalanarak bu kitabı hazırlamaya çalıştım. Hemşehrilerime hayırlı olmasını diliyorum.

Ayşe Yaşar SARIKAYA

bilinçsel: bilişsel olarak kullanımı yaygındır

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ağustos 2020 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , ,

SANATIN BOYUTLARI

SANATIN GÜLEN YÜZLERİ- 27 AĞUSTOS-2019- BİLKE

Sinop Karakum yolunda sıcak güneşin altında, fırçalar renklerle  dans ediyordu. Zemin dokusu sert ve pürüzlü, yüksekliği ve büyüklüğü de zaman alıcıydı. Onlar sanat aşkı ile zevkle çalışıyordu. Günün akşam saatleri olmasına rağmen, gözlerindeki ışık ve samimiyeti görmüştük. Her kesimden insan, yolda bir mola veriyor, çalışmaya bakıyor ve sanatla kucaklaşıyordu. Karakum yolunun yoğun yaz trafiği işliyor, gelen giden insanlar da ilgi ile duvardaki çalışmayı izliyordu.

Sinop’ta görmeyi istediğimiz bu çalışmalar, şehrin geçmişine ve kültürüne çok yakışıyor. Çalışmayı destekleyen kurum ve kuruluşlara emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz.

 

Sanatın soyut ve somut üretimlerini farklı alanlarda görmekteyiz. Emek isteyen bir çalışmada sanatçının uğraşısı gözler önünde. Sanatçılarımızın ellerine, emeklerine sağlık. Üretenler var olsun.

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ağustos 2019 in Genel Kültür

 

Etiketler: , ,

1900 YILLAR SİNOP’TA HALK TEDAVİ UYGULAMALARI

HALK KÜLTÜRÜ ARAŞTIRMASI- 19 Ağustos 2019 BİLKE

Eskiden hastalıklara çeşitli tedavi yöntemleri uygulanmıştır. Bunların arasında, batıl inançlarla dolu birçok hurafe olduğu gibi, bu gün de kullanılan doğal uygulamalar da vardır. İçinde yaşadığımız zamanın getirilerini ve kayıplarını görmek adına, kültür arşivimizde bulunan eski tarihli belgeleri, yeri geldikçe okurlarımızla paylaşmaktayız.Bilgi  niteliğindedir,bu gün tedavilerimiz için kesinlikle doktora baş vurmalıyız. 

1900’lü yıllarda Sinop’ta tespit edilen sağlık ve sıhhat hakkında uygulamalar, hepimizin ilgisini çekecektir. Günümüzde ilaçların bile yan etkileri olduğu bilinmektedir. Yayınlayacağımız belgeler, halk kültürü araştırması niteliği taşıdığından uygulanmamalıdır. Sağlık sorunlarımızda kesinlikle uzman doktora muayene olmak ve doktorun tavsiyesine uymak gerekir.

Eskiden uygulanan batıl inançlardan birini anlatan belge:

bu gün filmlere bile konu olan batıl inançlardan biri olan kurşun dökme geleneğinin anlatıldığı bölüm

 

M.Şakir Ülkütaşır 1920’li yıllarda, Sinop’ta memur olarak görev yaparken halk kültürü araştırma ve derleme çalışmalarını da yapmış ve 15 Eylül 1928 günü Atatürk’ün dikkatini çekmiştir. Atatürk Ülkütaşır’ın çalışmalarını çok takdir ederek,  1932 yılında Ankara Türk Dil Tarih Kurumunda göreve getirmiştir.

Sinop ve köylerini karış karış tarayan Ülkütaşır, bu gün neleri kaybettiğimizi gözler önüne seriyor. Sinop’ta zeytin üretimi yapıldığını, zeytinyağı çıkarıldığını ve tedavide kullanıldığını görüyoruz. Adada yok olan zeytinlik alanları bu gün binalarla dolmuştur. Doğal yapı bozulmuş, bozulma tüm bitkilerin ve diğer canlıların yapısını da olumsuz etkilemiştir.  Bu araştırmalarda, yaban kavunu çiçeği, Hindistan cevizi, hünnap meyvesi gibi bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok bitki adına rastlıyoruz.

3 hastalık hakkındaki açıklamalar:

“Sarılık hastalığında, yaban kavunu çiçekleri toplanarak güzelce dövülür, sıkılır. Husule gelen mayi bir tülbentten süzülür. Bu su hastanın avucuna dökülerek, hasta suyu vakit vakit burnuna çeker.”

“Kırnapçık(dahame-i levzetan): 7 tane hünnap kaynatılır,meyve kısmı yedirilir. Çekirdekleri de 7 tane zeytin ile birlikte döğülür, bir melhem yapılır.bu melhem hançere kısmı hariç boyunun yan taraflarına sürülür.”

“Çocuk karın ağrıları: sancılar tekrarlanınca çocuk çeyreklenir. Çeyraklamak: çocuğun sağ kolunu sol kolu,sol kolunu da sağ kolu üzerine üç defa getirmek,getirmek. Sonra yüz üstü yatırılarak üç deya sağ elini sol ayağı, sol elini sağ ayağı uçlarına dokundurmaktan ibarettir. Daha sonra toprak bir tavanın veya çanağın dış taraf dibinde Hindistan cevizi ezilip mama halinde çocuğa azar azar yedirilir. Karın ağrısı olmadan da uygulanır, ağrı ve sancıların önüne geçilmek gözetilir.”

 

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Ağustos 2019 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , ,

Erkan TURAN BİLKE’DE

HOŞ GELDİNİZ              17 AĞUSTOS 2019-BİLKE

Köy- kent kültürü konusunda, bir hayli yaşam birikimi olan Erkan Turan, deneyimlerini STK alanında ve yerel gazetede haber ve makale yazarak kullanıyor. Sinop için önemli olan tüm ortamlarda görebileceğimiz Erkan Hoca bu gün BİLKE ‘de idi.

Erkan TURAN, şimdi mahalle olan eski Osmaniye Köyü için STK çalışmasına öncülük ediyor. Dernek başkanımızın kitaplarını yeni kurulacak STK’lara tavsiye eden ve almak için derneğimize gelen hocamıza, Sinop için yaptığı çalışmalara ve önderliğine teşekkür ediyoruz. Yeni STK Sinop için hayırlı olsun dileklerimizle. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Ağustos 2019 in Genel Kültür

 

Etiketler: ,

BİLKE VE KÜLTÜR BAKANLIĞI DERLEME ÇALIŞMALARI

19. 07. 2019- BİLKE- Y.SARIKAYA

Bilmiyorum ne haldayım

Gidiyorum gündüz gece …..

Her yaşta insan, söyler Veysel’in bu güzel türküsünü. Akıcı ve anlaşılır üslubu, anlam derinliği, hepimizi ozana hayran bırakır. Veysel bu dünyadan göçüp gitse de, eserleri ile aramızda yaşıyor. Bizim insanımız ve Anadolu coğrafyası bu konuda dopdolu bir hazinedir. Masallar, türküler, ninniler, bilmeceler, ata sözleri zenginliklerimizdir. İnsanın bam teline, hayır hayır öz teline, can teline dokunur ve hayranlıkla iç sesinde melodilere dönüşür. Kültür Bakanlığı Araştırma ve Derleme Ekibi bu gün BİLKE’DE masal derlemesi yaptı.

Kültür Bakanlığı Folklor Araştırmacısı Ozan ÖZDEMİR kamerayı hazırlıyor

Derneğimizin üyesi ve dernek binamızın sahibi Kezban SARIKAYA, “neydim, ne oldum, hiç” masalını anlattı. 88 yaşındaki SARIKAYA,bu masalı köyündeki KÖR DURSUN lakaplı amcadan dinlediğini söyledi. Masal, önermesi ile tüm zamanlara hitap ediyordu.

“Verem hastası olan kızına çare bulmak için her yolu deneyen fakat çözüm bulamayan anne baba, kızlarını kır bir dağa bırakır.  Kızcağızı oradan   geçen bir çoban görür ve acır. Hayvanları ile gider gelirken kızın yüzünü sıvazlar. Daha sonra kız iyileşir ve çobanla evlenir. Zaman sonra 3 çocukları olur. İsimlerine NEYDİM, NE OLDUM, HİÇ koyarlar. Gel zaman git zaman, ailesi ile karşılaşırlar. Çocuklarının adı her şeyi özetlemektedir. Her masalda olduğu gibi mutlu kavuşma ile masal son bulur”

Folklor Araştırmacısı, yaka mikrofonunu  hazırlıyor

Zaman, geçip gidiyor. Bilim adamları küresel ısınma yüzünden dünyanın daha hızlı döndüğünü açıklıyorlar. Dönüş hızının artmasına bağlantılı olarak da gelecekte gün ve gecenin kısalacağını söylüyorlar. Biz değerler arasında yaşarken, nedense kulaklarımız duymuyor, gözlerimiz görmüyor, yüreğimiz hissetmiyor. Kapılarımızı,gerçekten daha çok sanal mutluluğa açık tutuyor gibi görünüyoruz. Yaşananlar ve yaşayacaklarımız ozanın türküsünde, şairin dizesinde, pamuk ninenin masalında, ak dedenin hikayesinde yer bulsa da onlara arkamızı dönüyoruz. Köyden göçler, değerlerini kaybeden insanlar yaratıyor. Çünkü, çıkar grupları ekonomi çarkını döndürmek için insanları birbirine bağlayan bağları özellikle koparıyor. Kentli ve köylü görgüsü değişiyor. Rahmetli Cevdet GÜNDOĞDU, babasının” bu mağazaya köylü girmezse bereketimiz gider oğlum” dediğini anlattı.

Birbirimize elimizi uzatmalı, kültürel bağlarımızı koparmamalıyız. Bu konuda büyük şehre göç edenler, kültürlerini unutmasınlar. Kezban SARIKAYA, Sinop’a 1956 yılında gelmesine rağmen doğduğu köyün değerlerini unutmadı.Anlattığı her konu, söylediği her türkü “ÖNERME” bombardımanı yapıyordu.

Masallar anlatıldı çekim bitti, 2 masal- 2 hikaye ve yorgun K. SARIKAYA 

Kendimizden uzaklaştıkça, başkalarının güdümüne girmek zorunda kalırız. Özgürce kendimizi ifade edebilmek, kazanımların en güzelidir. Yalandan, dolandan, kötülüklerden uzak.

XSENTIUS M.Ö. IX.YY’da tapınak yazısında, bu günden çok farklı düşünmediğini anlatıyor. Bu tapınak yazısını hepimiz okumalıyız. Özgür düşüncelerimiz, özgür ürettiklerimiz hiç bir zaman kaybolmaz. İnsan bağımlı olduğu zaman, kendi yoktur. Bağlı olduğu grubun, liderin, gücün kontrolü ve emri altındadır. Toplumda biz de varız diyelim. Üretelim ve katkıda bulunalım.

Derleme çalışmalarımız devam edecek. Bizim insanımız özgürlüğüne düşkündür. Topluma katkıda bulunmayı sever. Hazırcı değildir. Çalışan, üreten herkese selam ve sevgiler.  BİLKE

 

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Temmuz 2019 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , ,