RSS

Kategori arşivi: KONUK YAZARLAR

KAYBOLAN ÇOCUKLUK

12.02.2026- Ayşe EKŞİ ELMACI

GÜNAYDINNNNNNN…!!

Bu sabahta heybemden altmışlı yıllar çıktı. Gel de gitme çocukluğa, mutlaka anımsatacak bişey çıkıyor karşına sonra dalıveriyorsun o günlere.

Köyde hemen hemen herkes akrabaydı , çocuklarda kuzen . Aslında annemin kuzenleriydi ama yaşlarımız yakın olduğu için isimlerimizle seslenirdik birbirimize. En çok tahta arabalarla oynardık .

Annemin amcasının oğlu Yaşar(benden bir yada iki yaş büyük)yine annemin dayısının oğlu diğer Yaşar(Nurlar içinde uyusun) tahta araba yapmada ve sürmede ustaydılar yaşlarına göre,biz kızlar peşlerinden arabaya binmek için dolanıyoruz. İşler bitip akşama bütün çocuklar caminin orada toplanır herkes arabasını yarıştırırdı.

Biz kızlar arkada sırayla tahta arabalara binerdik.Kah tepenin oradan yokuş aşağı caminin önüne yada caminin önünden kurnanın oraya kadar baş aşağı kayardık. Arada da çamurluktan kurnaya kayardık yokuş aşağı . Çamurluk biraz uzak ve çok yokuş olduğu için dönüşü zor oluyordu çekmek zorunda kalıyorduk. Arabaya bindirdikleri için kızlara çektiriyorlardı arabaları yokuş yukarı. Kuzen Hamide mızmızlanırdı yine annemin amcazade kuzeni Yaşar’la (bu Yaşar kız)beraber. Daha isimlerini unuttuğum arkadaşlar . Yorgunluktan daha sofrada uyuklar , zor yatağa geçerdim. Ertesi günün hayaliyle…

Altmışlarda çocuk olmak güzeldi…#

#@ayseceeeee#

#Altmışlarda çocuk olmak#

BİLKE YORUM:

Köklere Dönüş, sanatsal pratiklerinde kırsalı inceleyen sanatçılar, eserlerini Anadolu kırsal kültürünün göbeğindeki büyükşehirlerde; dünyadaki sanat galerinde sergiliyorlar.

Himayeci ve seçkinci avangart sanat stratejilerini reddeden “güncel halk sanatı”, rustik sanat üretimi için yeni bir yol geliştirmeye girişiyor. Artık, sanatçılar kırsalın pastoral imgeleri yerine, kırsalı modernize etmenin yarattığı gerçek sorunlarla ilgileniyorlar.(saltonline.org)

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Şubat 2026 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

İnsan Neden Eskiye Özlem Duyar?

18.12.2025-Ayşe EKŞİ ELMACI

İnsan geçmişe özlem duyduğunu sanır.

Oysa bu özlem, zamanla ilgili değil,

insanın bugüne duyduğu yabancılıkla ilgilidir.

Bugün her şey var.

Bilgi sınırsız, iletişim anlık, seçenekler sonsuz.

Ama insan yok.

Daha doğrusu, orada değil.

Ekranların içinde çoğaldıkça

hayatın içinde azaldık.

Teknoloji ilerledi,

ama toplum olgunlaşmadı.

Hız arttı,

derinlik kayboldu.

Herkes konuşuyor,

kimse dinlemiyor.

Herkes görünür olmak istiyor,

kimse gerçekten anlaşılmayı talep etmiyor.

Eskiden insanlar daha iyi değildi,

sadece daha mecburdu.

Birbirine, zamana, beklemeye mecburdu.

Şimdi kimse kimseye mecbur değil.

Bir tuşla silinen ilişkiler,

bir kaydırmayla değişen insanlar var.

Bu özgürlük değil,

bu, bağ kurmaktan kaçan bir toplumun konforudur.

Eskiye duyulan özlem,

nostalji değil,

bu yüzeyselliğe karşı içten gelen bir itirazdır.

İnsan, sürekli meşgul edilip

hiçbir şeye gerçekten dokunamadığı bir hayata

sessizce isyan eder.

Ama geçmişe dönmek mümkün değil.

Zaten mesele de o değil.

Mesele, bugünü sorgulayabilme cesaretini göstermek.

Teknolojiyi kullanırken

ona teslim olmamayı başarabilmek.

Kolay olanı değil,

anlamlı olanı seçmek.

Bugün toplum,

hızlı tüketen ama geç doyan,

çok bilen ama az düşünen,

her şeye erişen ama kendine ulaşamayan

bir hâle geldi.

İnsan eskiyi özlemez.

İnsan,

insan olduğu zamanları özler.

#@ayseceeeee#

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Aralık 2025 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

BENİM GÖZÜMLE CUMHURİYET

26.10.2025-Ayşe EKŞİ ELMACI

Cumhuriyet Benim Gözümle, Cumhuriyete günler kala kalemimden…

Cumhuriyet benim için sadece tarih kitaplarının satırlarında duran bir kelime değil…

O, çocukluğumun bayraklarla süslü sokaklarında, okul bahçelerinde yankılanan marşlarda, kalbime kazınan o tarifsiz coşkuda saklı bir değer.

Yıllar geçti, mevsimler değişti ama o ilk heyecanın yeri hiç değişmedi.

Benim kuşağım Cumhuriyet’i, bir tören gününden çok daha fazlası olarak gördü.

Biz onu büyüklerimizin gözlerindeki ışıkta, anlatırken seslerine karışan gururda tanıdık.

Cumhuriyet, bizim elimizde büyüyen bir emanetti — bazen sessizce, bazen coşkuyla ama hep kalbimizin tam ortasında taşıdık onu.

Zaman akıp gitti. Çocuklukta anlamını bilmeden sevdiğimiz o kelimenin ağırlığını, yıllar geçtikçe yüreğimizde hissettik.

Ben büyüdüm, Cumhuriyet de benimle birlikte büyüdü…

Artık o, sadece bir rejim değil; bir duruş, bir irade, bir nefes kadar yakın bir değer.

Hatırlıyorum…

İlk 29 Ekim törenine beyaz çoraplar, kırmızı kurdeleyle katılmıştım.

Elimde küçük bir bayrak vardı, yüreğimde ise kocaman bir heyecan.

O gün farkında değildim belki ama, o bayrak sadece elimde değil, kalbimde de dalgalanıyordu.

Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki, Cumhuriyet bir günde kutlanacak bir miras değil;

her sabah özgürce uyanabilmenin, düşüncelerini korkmadan söyleyebilmenin, eşitçe var olabilmenin adıdır.

Ve ben, bu topraklarda doğmuş bir kadın olarak, Cumhuriyet’in bana kattığı her değerin farkındayım.

Ne mutlu bize ki bu emaneti,

geçmişin fedakârlıklarıyla yoğrulmuş,

geleceğe umutla taşınan bir sevda olarak yüreğimizde yaşatıyoruz.

Yaşasın Cumhuriyet!

Nice 29 Ekimler gururla, coşkuyla, umutla…

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Ekim 2025 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

SİNOP’UN YAĞMUR TAŞI

24.07.2025- Mustafa GENÇ

RADARIN TEL ÖRGÜSÜ İÇİNDE BULUNAN YAĞMUR TAŞI

Kurak geçen mevsimlerde veya aylarda yağmurun yağması için çoğunlukla “yağmur duası” yapılır. Bu yağmur duası genellikle kalabalık bir cemaat ve din görevlilerinin katılımıyla gerçekleştirilir.

Eskiden şehrimizde de sık sık yağmur duası yapılırdı. İlimizdeki yağmur duası, Ada yöremizdeki Çelik Bahçesi Pınarı’nın üst tarafında bulunan “Yağmur Taşı” etrafında olurdu. Ancak daha sonraki yıllarda bu yağmur taşı Amerikan Radarının tel örgüsünün içinde kaldığından, taşın etrafında yağmur duası yapılamadı.

Şehrimizdeki yağmur taşı yüksek ve kalın bir taş olup, üst tarafı insan kafasını andırıyordu. Ben bu taşın fotoğrafını çekmek için birkaç kez gittim, ancak yoldan yağmur taşı görünmüyor. Belki de Amerikalılar bu taşı kırmış olabilir, bilemiyorum. Ben bu yağmur duasına inananlardanım. Sebebini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

İlimizin Saraydüzü İlçesinde ilgililer, bir ay öncesinden yağmur duası töreni düzenlemişlerdi. Bu törene beni de davet ettiler. Günlerden pazar… Saraydüzü yöresi, İstanbul’dan, Boyabat’tan, Durağan’dan gelen davetlilerle dolup taştı. Tam öğle saatlerinde toplanan insanlar birlikte yürüyerek Saraydüzü’nün en yüksek tepesine tırmandılar. Daha sonra törene katılanlar bir daire şeklinde yere oturup, hocaların Kur’an-ı Kerim okumasını dinlediler. Ardından yağmur duası yapıldı. Törenin son bulmasıyla birlikte havanın kararması ve kısa bir süre sonra yağmurun çiselemeye başlaması herkesi heyecanlandırdı.

Her neyse, kalabalık tepeden Saraydüzü Köy Konağı’na hızlı adımlarla geri döndü. Burada hazırlanan yemek bölümüne oturuldu. Henüz yemek tam anlamıyla bitmeden aniden öyle bir yağmur bastırdı ki, yaklaşık iki saat içerisinde her yer sel ve göl haline geldi. Ben bu olayı yaşayan birçok davetliden yalnızca biriyim. Törende gazeteci olarak bulunduğum için yağmur duasını tertipleyen ilgililerle birebir konuştum. Bana şunları söylediler:

“Biz bu törenin gününü bir ay önce belirledik. Bugünkü durumu da hep birlikte yaşadık. İki ay öncesinden bu yana bu yöreye hiç yağmur yağmamıştı. Bu nedenle yağmur duası tertipledik. Daha önceki yıllarda da aynı tepe üzerinde birçok kez yağmur duası yaptık. Her törenimizin ardından yağmur yağdı.

”Gerçekten o gün, hayatımda en fazla etkilendiğim günlerden biriydi. Saraydüzü’nden akşama doğru ayrıldığımda yolda rastladığım bir kurbağanın su birikintisi kenarında yıkandığını ve su içtiğini görünce çok duygulandım. O yıllarda Sinop’ta su kıtlığı hüküm sürüyordu, çünkü Erfelek Barajı henüz devreye girmemişti. Birkaç arkadaşımla konuştum ve şöyle dedim: “Şu Saraydüzü hocalarını biz de Sinop’a davet etsek de, buraya yağmur yağdırıp Sinop’un içme ve kullanma suyuna katkı yapsalar, fena mı olur?”

Mustafa Genç Sinop Gazeteciler Cemiyeti eski Başkanı

 
Yorum yapın

Yazan: 24 Temmuz 2025 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

LODOS İSMAİL

20.02.2025- Ayşe EKŞİ ELMACI/ [ayşe’ce]

BİR SİNOPLUGİL

Yıllar sonra öğrendim lakabının Lodos İsmail olduğunu. O benim için hergün sokağımızdan sabah akşam geçen İSMAİL abiydi, kapıda annemle konuşur “gelin” diye hitap ederdi anneme. koltuğunun altında kirli çuvalı elinden düşmeyen sigarası kimseye zararı olmayan şahsına münhasır biriydi.

Hayatın ona çok ,hatta hiç iyi davranmadığı belliydi.Hiç kimsesi hem var hem yoktu. Zeytinlikte derme çatma kulübesinde yaşardı. Hergün arka denize gider denizin kıyıya kustuklarını toplardı. Hatta yıllar önce denizde yakuttan gözleri olan altın bir yılan bulmuştu, hayat İsmail abiye de gülmüştü kirli çuvalı altınla dolmuştu hayat işte gülmeyecek ya, o da elinden alındı. O zamanın kuyumcularından Faik kuyumcuya götürüyor, kuyumcu altın yılanın değersiz olduğunu söylüyor ve ona hergün ekmeğini ve sigarasını cebine de üç-beş kuruş koyacağını söylüyor.

Anneme anlatırken hikayesini, bir kitabın içinden çıkıp gelmiş gibi gelirdi bana. Senede bir de olsa mektubu bizim adrese gelirdi, asla mektuplarını almazdı.

Nedenini sorduğumuzda postadan gelen bir evrakı imzaladığı için yuvasının yıkıldığını söylerdi. Düzgün bir Türkçesi vardı akıcı konuşurdu. O da bizim gibi mübadildi yaşamın ona sundukları kolay değildi çocuk halimle bile bunu anlayabiliyordum. Mavi gözleri göz yuvalarının içine kaçmış ,omuzları çökmüş belki de uzun boyluydu ama eğik duruyordu, Bu a onu kısa yapıyordu. öldüğünü duyduğumda çocukluğumdan bir yaprak daha kopmuştu .Nurlar içinde uyusun.

Dışarıda lapa lapa kar yağıyor böyle zamanlarda anılar kar taneleri gibi döne döne usumda dans ediyor. Fonda bir şarkı ”kahpe felek sana nettim neyledim… [ayşe’ce]

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Şubat 2025 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

ACIK AKILLI OL SİNOP

10.09.2024- Seyfullah ÇALIŞKAN

Hiçbir şey söylemeden anlarım seni ben. Yüzüne bakıp, gözlerinden bakışlarından anlarım. Kavaklar kaldırımlara yapraklarını savuralı yirmi günü geçti. Akasyalar tüy döken tavuklar gibi azıcık yeşil, azıcık sarı, gölgelerinde geniş açıklıklar. Eylül’e akıyor mevsim. Tezgâhlar tıka basa palamut, mezgit, istavrit, çinakop. Gümüş işlemeli gergefler gibi ışıl ışıl. Bıldırcın sesleri yankılanıyor, yağmur yüklü bulutlarda. Eylül her yıl bu şarkıyı söyler. Oturup denizde oynaşan ışıkların karşısında azıcık yüksekte bir yere. Dinlemek lazım. Zeytin kokar mutlaka gece, zakkum kokar. Deli gibi çiçek açmışlar. Kırmızı, beyaz, sarı… Azıcık acı, birazcık baygın. Karayel, yıldıza döner, yıldız gündoğusuna. Samyeli vurduysa tenimize çoktan vurmuştur zaten. İş işten geçtikten sonra havlulara sarınsak ne çare?

Hep aynı geyik muhabbete döner sahilde.

Deniz anaları erken geldi bu sene.

Geldi ama kaybolup gittiler.

Bütün ömrüm burda geçti. Bu hayvanlar nereden gelir? Nereye gider? Hangi akıntıyla dolaşırlar bütün Karadeniz’i? Hiç anlamam. Sır gibi bir şey. O yüzme hızıyla olacak şey değil.

Canımızı yakmasalar. Üstelik çok da güzeller bence.

Çanağının altındaki mor dantel şeritlere bayılıyorum. İnsanın tutup sevesi geliyor.

Deniz çantasıyla yeni gelen hemen soruyor. Bu gün denizanası var mı?

Yok galiba, kıyılarda görünmüyor.

Biz de yeni geldik. Açıklarda varsa bilmem.

Bir tarafımız deniz, su , havlu terlik… Öteki taraf çarşı, pazar. Okul başlayacak;

Çarşıya gittik mecburen. Okul için bir şeyler lazımdı çocuğa. Ufak tefek şeyler. Birkaç kalem, birkaç çift çorap, termos, birkaç ince defter… Sırada ayakkabı, hırka, bot falan var. Yardımcı kitaplar, çanta, çizme. Onlar da baş edebilirsek önümüzdeki ay. Geçen yıl okulun hırkasından almıştık ama artık küçük geliyor. Üstelik renkleri uçtu, şekli, şakulü kaydı. Fermuarları da hiç dayanmıyor nedense. Çocuk iki tane olurca bir başka bela… Birine alıyorsun ötekine almasan olmaz. Küstürmeyelim diye hiç yoktan…

Akıllı ol Sinop. Her sevdalının çekeceği naz aynı olmaz. Dişbudakların, atkestanelerin, elmaların biraz daha beklesin. Palamut tavanın üzerine her zaman helva yenmez. Patlıcan İnciri de iyi gider. Bulutlarına söyle sonbaharı azıcık ağırdan alsınlar. Biraz geciksin güz yağmurların. Bıldırcınlar Karadeniz’i kuru havalarda geçsinler. Azıcık akıllı ol be Sinop. Akıllı ol da canımı ye…

Kumkapı surlarına oturmuşuz. Şaire özenmişiz ama bir türkü tutturmamışız. Dalgalar kadife kumları bir kedi yavrusunu okşar gibi yalayıp geri gidiyor. Denizdekilerin çoğu tası tarağı toplayıp gitmiş. Her zamanki gibi üşümek, suya doymak bilmeyen bir kaç çocuk inatla direniyor. Dalgalara koşup atlıyorlar. Dipten kum çıkarıyorlar. Daha ne oyunlar ne gülüşmeler… Dışardakiler yalvar yakar. Dudakların morarmış, çık artık. Tir tir titredikleri halde dalgaların şakalarına uzak kalamıyorlar. Güneş usul usul sulara doğru alçalıyor. Kumlar, deniz ve akşam birden aynı renge dönüşüyor. Koyu turuncudan alevlenmeye başlayan bir ateş bütün Akliman’ı kaplıyor. Çizgi çizgi beyaz bulutlar Sinop üzerine doğru uzanıyor. Gün batarken kızıllığın içinden koyu bulutlardan bir duvar ortaya çıkıyor. Güneş çam ormanlarına inemeden paravanın arkasında kayboluyor. Büyülenmiş gibi tutulup kalıyoruz. Birimiz birkaç laf etsek. Büyü bozulacak ve bitecek. Susuyoruz.

Akıllı telefonlar yarın yağmur yağacağını söylüyorlar. Keşke doğru çıkmasa… Ama biliyorum, laf dinlemez bu Sinop. Kafasının estiğini yapar, delibozuktur. Bir şemsiye uydururum ben de. Şehir Kulübü’ne inerim. Havanın öfkesi, gök gürültüsü, şimşeği geçip gittikten sonra… İnce bir yağmur iner manolya ağaçlarına. Gezi teknelerine, limanın durulmuş sularına. Bir çay getirir Mükremin. Yüzünde hiç solmayan bir gülümseme… Kendimi yağmura, aklımı boşa bırakırım. Sen bize hep güzelsin be Sinop. Mutlu olup olmadığımıza aldırma. Sen kendi Eylülüne akıp git. Ben de kendi sonbaharımda demleneyim.

Eylül 2014 Seyfullah- Sinop

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Eylül 2024 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , ,

KARADENİZ ÜÇLEMESİ

11.05.2024- Tufan BİLGİLİ-AMAZON rüyası SİNOPE

….

Pontos (Karadeniz) yirmi iki yüzyıl sonra yöresel denizcilerin kendisi için söylenceye dönüşecek;

“Yanoz’da9 eserim,

Yason’da10 keserim,

Adabaşı’nda (Kapri) kaptan seçerim,

Kerempe’de11 tahta atıp ananı bellerim” değişini doğrulayacak şekilde çılgınlaşmıştı. Amiral Aspion Helenlerin tecrübeli ve usta kaptanıydı. Ege’de, Akdeniz’de hatta Atlantik’te yelken açmış dümen tutmuş denizciydi. Nice fırtınalar görmüş, okyanusun dev dalgalarıyla boğuşmuştu. Ancak denizcilerin korkulu rüyası olarak bilinen Karadeniz üçlemeleri duymuş ama hiç karşılaşmamıştı. İşte şimdi yüzleşiyordu! Yılların biriktirdiği denizcilik tecrübelerinin hemen hiçbiri yaşamakta olduğu sıkıntılara çare olmuyordu. Teknesine muntazaman vuran dalgalardan sonra birbiri peşine aralıksız ve düzensiz triremeye çarpan dalgalar teknenin dengesini bozuyor, tekneyi rotasından çıkarıyor, her defasında batma tehlikesi yaşatıyordu.

Bu arada yelken direği de yay gibi eğilmiş kırılmaya ramak kalmıştı. Kaptanın “Camadan vurun”1 komutu ağızdan ağıza süvariye, süvariden de gemicilere ulaştı. İskele ve sancak çarmıhlarından 2 camadan atmak için ana direğe tırmanan gemicilerden biri rüzgârın tesiriyle savrulup güverteye düşer düşmez öldü. Yerine tırmanan gemiciyle dört gemici yelkenin bir kısmını katlayıp, yelkeni küçülttüler.

….

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Mayıs 2024 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SİNOPLU

01.05.2024-NAPİSİN TV

SINOP’LU

.. Biz sinop’lular hiç dönmek istemeyiz, ama çok kalmayacağımızı ,kalamayacağımızı bilir Sinoplu.

O yüzdendir görenlerin ilk olarak “Ne zaman geldin,ne zaman gidisin?” Sorusu.

Gider geliriz … Deniz Çocuğu”yuz biz.

Denizde doğar, denizde ölürüz.

Serbest stil yüzer, ama öncesinde mutlaka bir hedef belirleriz.

Büyük İskele…Küçük İskele…Mantarlar…

Millet girmeye deniz bulamaz. Bizde iki tane var.

Rüzgar nereden eserse, kafamıza göre…

İster ön denizde yüz ister arka denizde.

Yani anlayacağınız ıslanmayı severiz.

Tabi “Islama”yı da…

Hele ki “Cevizli Mantı” yiyince kendimizden geçeriz.

Dışarıda “Nokul” deyince ilk seferde anlayabilen görmedim ama bir oturuşa bir tepsi nokul yiyeni bilirim.

Barınak’ta bir pizza yaparlar sanırsın ki Napoli’desin.

Piknik bizde ata sporudur.

Ayıptır söylemesi ama “atıcılık”ta olimpiyat şampiyonuyuzdur.

Atiś : îçmektir biZde Gece “Mendirek Serbest Vuruş”la başlar.

Bitiş düdüğü çorbacıda çalar. Starbucks bilmeyiz, “Yalı Kahvesi”ne gideriz.

Sokaklar “ızgara hamsi” ,kahvehanelerse “yanık” kokar.

“Eşli İhale”ye girilir ,”Pis 7’li” atılır, ”King” te kağıt saymazsan hesap sana kalır..Bir de herkese lakap takılır.Hangi Mustafa? Çoban Mustafa…

Değişik tabirlerimiz vardır.

“Otogar”a “Garaj” deriz.

“Yengeç” “Küflü”dür mesela.

‘’Deminden’’e ‘’Demizden’’ dediğimiz de çoktur.

“Midye”ye dalar, ”bıldırcın”a gideriz.

Balıkta at-çek yaparız.

Bildiğin keyifçiyiz.

Düşünün ki hastanemiz de, mezarlığımız da deniz manzaralı.

Yalandan dolandan haz etmeyiz ama biraz abartıyı severiz.

Bir araya geldik mi gülmekten gebeririz.

Güzeliz, yakışıklıyız, centilmeniz, tabi hafiften de artistiz..

Hooooop!’’

Kırmızıda durmana gerek yok!

Çünkü memlekette trafik ışığı yok. Deniz soğuğu” var desem millet vurgun yemiş balık gibi bakar suratıma.

Hamsilos’u, Akliman’ı, Tersanesi, Karakum’u…

Gündoğrusu genelde 3 gün sürer ; Sinop sevdamız ömûr boyu.

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Mayıs 2024 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , ,

1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK

12.04.2024- Tufan BİLGİLİ

Önündeki iki inek bir buzağıyı Zeytinlik Sokak’tan Helvacı Sokağa sürerken, Ada’lı Kadınların yeni süpürülmüş evlerinin önünün henüz taze pislemiş hayvan pislikleriyle kirlendiğini gördü.

Sabah serinliğine rağmen, sağa sola sapan hayvanları yolda tutma çabası, Helvacı Sokağı geçtikten sonra Kayalık sokağın dik yamacı ile birleşince yavaştan terlemeye de başlamıştı. Sağdan, soldan birer ikişer hayvanla kendisi gibi hayvan sürenlerin yönü hep Seyit Bilal’a dönüktü.

Kayalık Sokakla Okullar Caddesinin birleştiği meydana vardığında yaklaşık kırk elli hayvanı bir arada tutma çabasındaki eşek üzerinde sağa sola koşturan Süleyman ile Göynük Salih’i gördü. Sürüdeki hayvanların bazıları evlerine dönmek için çaba gösteriyor, bazıları birbirleriyle boynuzlaşıyor, bazıları birlikte geldiği yavrularını kaybetmenin telaşı ise sağa, sola saldırıyorlardı.

Hayvanlarını götürenler sürüye kattıkları hayvanlarını bırakıp evlerine dönüyordu. Sonunda saat yedi buçuk gibi sürüye katılmak için getirilen hayvanlar nihayete erince hayvanların önünü tutan Göynük Salih önü açtı. Sürünün az önceki hengamesi azalmış, Süleyman’ın harekete geçmeyen bir, iki hayvanı da kovalamasıyla sürü Seyit Bilal’dan Radar Yoluyla adaya doğru akıp gözden yitti.

Hengame bitince çocuk yönünü aşağıya çevirdi. Elindeki sopayı bacaklarının arasına alıp at yaptı. Mustafa Amcası’nın aldığı mantar tabancasını cebinden çıkardı. Son mantarını namlunun ucuna taktı. Çok zor çekilen horozunu kalırdı. Tetiği çekti. Tetik yavaşça düştü. Mantar patlamadı. Tekrar horozu kalırdı. Bu sefer gözünü kapadı, tetiği daha hızlı çekti. Mantar ‘fıst’ diye patladı. Daha seri atan ‘şeritli tabancadan’ olsaydı! Ecza kokusu gene de çocuğu mutlu etti. Atına ‘dehhh’ dedi. Başka eğlenceye gideceği düşüncesiyle dört nala eve doğru koştu.

Bugün Savraklar’ın Kemal’in iki gündür kağnısı ile çekip harmanda yığın yapılan üç yığından buğday olan iki yığını dövülecekti.

Bulutsuz, rüzgârsız, açık, sakin ve güneşli bir günün kuşluk vaktiydi.

Evde telaş ile yaptığı kahvaltıdan sonra harman yerine indiğinde bir yığının harman yerine serildiğini, Kemal Amcanın boyunduruklayıp dövene koştuğu öküzlerin ağızlarına sepet takma telaşında olduğunu gördü.

Harman yerinden beş yüz metre aşağıda görülen atlas gibi serili duran denizin maviliği güneşin ışınlarını yansıtırken manzara gözleri kamaştırıyordu.

Kemal Amca öküzlerin kafalarına harmandaki ekinleri yememeleri için sepet takmaya çalışırken Aslan isimli öküz, harmanda serili ekinleri yemek için boynu yerde giderken aniden kaldırdığı kafası Kemal Amca’nın çenesine çarptı. Canı yanan Kemal Amca hırsla üvendireyi öküze dürttü. Nodulun öküzün kalçasına değdiği yer kanayınca Kemal Amca’nın hırsı biraz gider gibi oldu. Bu arada mahallenin çocukları harman yerinde eşinip, yatıp yuvarlanıyorlardı. Öküzler üvendirenin korkusuyla harmanda hızla dönmeye başlayınca bağırarak çocukların dışarıya çıkmasını sağladı.

Biraz sonra öküzler sakinleşmiş, ortalık yatışmıştı. Kemal Amca son olarak döveni kaldırıp taşlarını kontrol etti. Tekrar harmana dalan çocuklara bağırarak kenara çekilmelerini söyledi. Büyük ağabeyinin oğlu Komiser Süleyman’ın tatil için Sinop’a gelen çocuklarından yeğenleri Hasan ile Müjgan’ı ve yanlarına da oğlu Ahmet’i dövene bindirdi. Müjğan’ın kucağına da henüz bebek olan en küçük kuzen Yakup’u tutuşturdu. Diğer çocuklara onları da sırayla bindireceğini söyledikten sonra, kendisi boyunduruğun önüne geçip ‘hast’ diyerek döveni çevirmeye başladı. Öküzlerin önünde iki tur attıktan sonra elindeki yuları boyunduruğa attı. Artık öküzlerin kumandası dövenin üzerideki Hasan’da idi. Döven üzerindekiler keyifle dönerken kenardaki çocuklar özlemle onları izliyorlardı.

***

Harman ile ilgili bir başka şenlik daha bekliyordu çocukları.

Zeytinlik Sokağı Okulak Sokağa bağlayan köşedeki taş dibekte keşkek dövülmesi de bir başka farklılıktı.

Artık pek sık olmasa da yaz sonuna doğru, harman dövüldükten sonra buğday sahipleri kışlık ‘keşkek’ dövmek için yakın çevredeki tek dibek olan mahallenin dibeğinden yararlanırlardı.

Önce kadınlar su dolu kovalarla dibeğin başına gelir, dibek bu su ile güzelce yıkanırdı. Daha sonra dibek dövülürken tokaç’tan sıçrayabilecek ekinlerin zayi olmaması için dibeğin etrafına geniş bezler serilirdi. Sonra dibeğin hemen yanındaki Tüfekçiler’in evinde saklanılan sokular (tokaçlar) dibeğin yanına getirilir. Önceden kaynatılıp kurutulmuş, buğday tavını alması için hafifçe ıslatılır, dibeğe yeterince dolduruldu. Sonra etraftaki gençler sıra ile tokacı omuzlarının üzerinden şarkı, türkü söyleyerek dibekteki buğdaya vurarak, buğdayı kabuğundan ayırırlardı.

Harmandan sonraki bu etkinlik mahallenin başka bir ritüeliydi ve sıra ondaydı.

Sinop/Tufan BİLGİLİ

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Nisan 2024 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

AY- NUR ve EKMEK VERMECE-1960’LAR SİNOP VE ÇOCUK

30.03.2024- Tufan BİLGİLİ

Yıl 1969… Sinop her zamanki dingin yazını yaşıyor…

Haziran ayıyla birlikte Sinop’ta pek de keyifli yaşanmayan ilkbahar bitmiş, Sinop’un –gerçek- yazı başlamıştı. Sinoplu gündüz; takalarla taşındığı Bahçeler, Yuvam, Öztürkler, Mobil, Karakum’ plajlarında ; akşam üzerlerinde, iskelede, parkta, aşıklar caddesinde; akşamları da çay bahçeleri ve yazlık sinema bahçelerinde yazın tadını çıkarıyordu.

Sinopludan farklı olarak çocukları da Denizden ve futboldan artakalan zamanlarda popüler oyunlarına / belki de kentteki –radarda görevli- Amerikalıların da etkisiyle ‘ekmek vermece’ oyunu da katmışlardı.

Oyun Amerikalıların beyzbol oyununun yerli versiyonuydu. Yalnızca atıcının elinde sopa, karşılayıcıların elinde eldivenleri yoktu. Oyun için bir sokak, yumruk büyüklüğünde lastik top ile iki iri taş yetiyordu. Çocuklar en az üçer kişilik iki guruba ayrılıyor, ebe olan gurup bir kişiyi ,kale denilen ortasında irice bir taş olan çemberin yanında bırakıyor. Diğerleri kaleden on beş, yirmi metre uzağa konulan iki taşın arasında yer tutuyorlar. Böylece kale ve taşlar bir üçgen oluşturuyor. Ebe elindeki lastik topu havaya atıyor. Rakip oyunculardan sırada olan havaya atılan topu yumruğu ile vurarak ebelerin/taşların olduğu yöne doğru savuruyor. En Çok üç kez vurma hakkı var. Vuruşu yaptıktan sonra mevcut taşlara koşarak ulaşma çabasına girişiyor. Ebe oyuncuları ise rakip taşlara ulaşmadan topu kısa sürede kaledeki arkadaşlarına ulaştırıp kalenin taşına değdirerek taşlara veya kaleye ulaşmadan rakibi elemeye dayalı bir oyundu.

….

Çocuklar mahalle aralarında Amerikan oyunu oynarken Amerikalılar da dünya insanını hayrete düşürecek bir başka oyunu oynuyordu…

Sinemadan sonra Sinop halkının en popüler kültürlenme, haber alma ve eğlence aracı radyolar:16 Temmuz günü Florida’nın Merritt Island kasabasında bulunan Kennedy Uzay Merkezi’nden Saturn V tarafından fırlatılan Apollo 11, NASA’nın Apollo projesinin beşinci insanlı uçuşuyla önce Ay çevresinde uçtuğunu; biri Dünya yörüngesinde olmak üzere Ay’a iniş manevralarını gerçekleştirdiğini : Ayın 21’inde de uzay aracındaki üç astronottan ikisinin Armstrong ve Aldrin’in Ay’ın Dünya’ya bakan tarafında Ay’a ineceklerini duyuruyordu.

Bilim çevrelerinde çok önemli sayılan heyecanla takip edilen bu olay Sinoplunun kendisini çok da ilgilendirmeyen sinema filmi izler gibi izlediği bir olaydı.

Çocuğun çevresinde de ortalama Sinoplunun yaşadığı gibi izleniyordu olay. Çocuk, radyodan izlediği bu durumu arkadaşlarıyla çok tartışmasa da ciddiye alıyordu.

Da… Tekelde muhasebecilik yapan amcasının arkadaşlarıyla konuyu tartışma biçimi ona tuhaf geliyordu. Kısa boylu, şişmanca, her zaman kısa kesili saçları yarı dökük, sempatik, zamanının okumuşlarından sayılan -orta okulu bitirmiş- Mustafa Amcası: Amerikalıların Ay’a gitmelerinin senaryodan ibaret olduğunu, Aya gidilmesinin mümkün olmadığını, çünkü Ay’ın bir nesne değil, bir nur,ışık olduğunu; Kuran’ın bunu böyle yazdığını iddia ediyordu. Bu iddiasını yine de çok yüksek sesle seslendirmiyordu. Yakın çalışma arkadaşları Müdür’ü Orhan (Tokça), Ambar Memuru Hakkı (Sönmez) Mübaya memuru Hasan (Özyürük) de konu ile ilgili net tavırlarını belli etmiyorlar, idare-i maslahat bir politika izliyorlardı. Böyle bir iklimde Mustafa Amca pek taraftar bulmamakla birlikte yine de keskin bir muhalefet ile karşılaşmamasının da rahatını yaşıyordu. Bir istisnası satışa bakan Öcal(Karabey) net tavır koyarak yaşananın insanlığın geldiği bilimsel gelişme olduğunu söylüyordu.

Ancak Artık orta okulda okuyan Çocuk, işittiklerinin doğruluğundan şüphe duymamakla birlikte bu düşüncelerini muhafazakar aile büyükleriyle paylaşmaya cesaret edemiyordu.

Nihayet Apollo’nun astronotları Neil Armstrong ve Buzz Aldrin’in 20 Temmuz 1969 günü saat 20:18’de (EEZ) Ay yüzeyine inmeleri; İnişten altı saat sonra 21 Temmuz günü 01:56’da (EEZ) Armstrong ay yüzeyine adım atamaları radyodan naklen yayımlandı. Ay’a ayak basarken, Armstrong “[bir] insan için küçük, insanlık için büyük bir adım” ifadesini anında Türkçeye çevrildi.

Bilim dünyasında fırlatılan yaratan, insanlığa yeni bir dünyanın yolunu açan bu olay Çocuk’un çevresinde de farklı insanlarda farklı heyecanlar uyandırmıştı. Ancak Mustafa Amca’nın itikadında bir sarsıntı söz konusu değildi. ‘Ay, nurdu ve üzerine inilip, basılamazdı. Tüm bunlar Amerikalıların oyunuydu.

Amerikalılar oyun oynarlar da bizimkiler boş dururlar mı? Parktaki teypte dönen; Hakkı Bulut’un o yıl moda olmuş ‘İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız’ şarkısıyla da bizimkiler oynayıp duruyordu…

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Mart 2024 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , ,