RSS

Kategori arşivi: Uncategorized

NASIRLI ELLERDEN İNCE İŞLER

24.02.2026- A.Yaşar SARIKAYA

Dağ köylerinde araştırma yaparken, gördüğüm el sanatları örneklerinden çok etkilenmişimdir. Kadınlarımız, renkleri ve motifleri, eğitim almışçasına işlemişlerdir dokuma bezine. Her desenin bir matematiği vardır. Yaratıcı örneklerde, doğa canlılığıyla yansır.

Bu işleri, hayvan güderken yapmaları onlara hayranlığımızı artırır. Dokuma bezinin, tel tel ipliklerini sayarak şaşırmadan özenle işlemişlerdir.

Evde oturan, yalnız kasnak ya da gergef işleyen yardımcıları olan kadınlar değildir onlar. Ahır onları bekler, hayvanlar onları bekler, tarla da onları bekler. Eşeği alıp, dağa oduna da giden onlardır. Ekimi onlar yapar, hasadı onlar alır tarladan.

Yüksek köylerde, kış zorlu geçer. Yokluk ve sıkıntıların güçlendirdiği kadınlardır onlar. Geçmişimizin kahramanları olan kadınlarımızın yerini yeni nesil koruyabiliyor mu?

Güçlü, başarılı, çalışkan kadınlarımızın torunları da güçlü olabiliyor mu?. Toplum standartlarının değişime uğraması, sosyal medya etkisi, insanları bağımlı hale getirdi. Üreten yerine tüketen toplum olduk. ÜRETEN KADINLARIMIZI UNUTMUYORUZ.

 

Etiketler: , , , , ,

VEFA ÖRNEĞİ

21.09.2025- A. Yaşar SARIKAYA

15 Eylül Atatürk Sinop’ta Programı, Doç.Dr. Cenk DEMİR’İN sunumuyla Lamer Sahne’de gerçekleşti. Program başlamadan, telefonumu sessize alırken tanımadığım bir numara aradı:

“Hocam ben ……… ‘in annesiyim” dedi.
Öğrencimiz mezun olmuş, ise başlamıs, annesine de köyde ev yaptırmıştı.

“Hayırdır, iyi misiniz önemli bir sey yoktur” dedim.
“Hocam, iyiyiz her şey yolunda, tel, …..’den aldım ben emekli oldum, yine öğrencileriniz var mı? Bize derneğiniz çok destek oldu, ben de cocuklara destek olmak isterim” demez mi?
Cok duygulandım. Bir yemek sırketinde mutfak işçisi olarak 8 aylık dönemlerle çalışıyordu. Ayakta kalmaktan dizlerinden rahatsızlık geçirdi, ameliyat oldu. İse devam edemedi, oğlu sigortasını ödemiş olmalı ki emekli oldu.

“Emekliliğin hayırlı olsun, güle güle ye. Sen kendi ihtiyaçlarını gör. Sağ ol var ol. Asil davranısına teşekkür ederım” dedim. Ama cok etkilendim. Israrla köyüne davet etti.
Iyi insanların varlığı da yüreğimı ısıttı.

Öğrencimiz, 2008 yılı kuruluş tarihinde lise öğrencisiydi. O tarihte tanişmıstık. Üniversiteden mezun oldu KPSS’de 95 puan almıs henen atanmîştı. Yabancı dıl mükemmeldi, DHİM Kule Gòrevlisi sınavıni kazandı. Orada çalışıyor. Sinop’a geldiğinde derneğimizi ziyaret eder.

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Eylül 2025 in Uncategorized

 

SAKALTUTAN KÖYÜ

31.07.2025-İNGİLİZ ANTROPOLOG PAUL STİRLİNG ‘IN (POL AMCA) OBJEKTİFİNDEN- Ali PEKER

SAKALTUTAN KÖYÜ (1949)

İngiliz antropoloğ Paul Stirling ,1949’da Sakaltutan ve Elbaşı köylerinde bir süre yerleşip ,antropolojik araştırmalar yapmış, doktora tezini de bu konuda yazmıştır.

1965’te çıkardığı “Türkish Village “isimli kitabında Sakaltutan ve Elbaşı köylerini sosyal ,kültürel ve ekonomik olarak derinlemesine incelemiştir. Bu köyleri 1971 ve 1985’te tekrar ziyaret etmiş ve bilgi toplamıştır.

Pol amca ,konusunda; Atabey Kılıç hocam ;” Bu köylerin ahalisi Stirling’e “Pol Amca ” diye hitap ederdi ” demişlerdi. Stirling’in ismini İlk kez bundan birkaç sene önce, Mustafa Ünal hocam’dan duymuştum.

Bir de anısını anlatmıştı;

“Doksanlı yıllar olmalı, Paul Stirling Erciyes Üniversitesi’nde bir konferans vermişti, konferansın bitiminde soru -cevap bölümüne geçildi. İçimizde bir arkadaş hocaya şunu sordu ,”Türkiye ile Batının bir kıyaslamasını yapar mısınız ?”

“Batı , galiba Türkiye’den 75 yıl kadar ileride ” diye cevapladı. Nazik adamdı, siz geridesiniz, dememişti. O zamanlar genç bir akademisyendim, bu cevap üzerine, gayri ihtiyari ,

“oha ” demişim, duymuştu ve ne anlama geldiğini de biliyordu .Şöyle dedi ,”Bak delikanlı, ben bu konuya elli yılımı verdim, daha gençsiniz hele bir çalışın, sonra anlarsınız. “.

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Temmuz 2025 in Eğitim, Uncategorized

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

CENK DEMİR VE SERKAN YAZICI’NIN ESERİ ” SİNOP’UN TARİHİ ŞAHSİYETLERİ KİTABI” DERNEĞİMİZDE

15.04.2025- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Üç yüz metre eninde ince bir kıstakta kurulan kadim kent, denize uzanarak her karesinden tarih saçıyor. Güneş, doğumundan batımına kadar her an bu antik kenti ışığıyla aydınlatıyor. Sinop doyumsuz bir kent güzelliğiyle, her yönden esen rüzgarıyla, dört bir yanı saran dalgalarıyla. Doğanın, canlıları sımsıkı saran özelliği, özgürlüğü sunuyor herkese. Kent imar planı, antik yapıyı korumuş olaydı, bu gün önemli turizm merkezlerinden biri olacaktı Sinop.

Güzel kentimiz için çaba gösterenler, başımızın tacı ve değerlilerimizdir. Kentimiz için yazılmış, değerli her eser yüzümüzü güldürmektedir. 14. Nisan 2025 günü Doç. Dr. Cenk DEMİR ve Sinop Üniversitesi Tarih Bölümü lisans öğrencileri ve tez çalışanları derneğimizin konuğu oldular. Ders saati, derneğimizde SİNOP konuşularak işlendi. Dernek projelerimizi, etkinliklerimizi, hedeflerimizi konuklarımızla paylaştık. Araştırmalarımızı, eski evraklara ulaşma maceramızı, tarihçilerle paylaşmak apayrı bir zevkti. Cenk Hoca, akademik bakışıyla, konuları toparladı ve son çalışmaları olan eseri, derneğimize hediye etti.

“SİNOP’UN TARİHİ ŞAHSİYETLERİ” kitabını derneğimize armağan eden Cenk Bey’e sonsuz teşekkür ediyoruz. Bu eseri Sinop’a kazandıran iki akademisyenimiz ” Doç. Dr. Sayın Cenk DEMİR( Sinop Ünv. Tarih B. Dekan Yrd.) ve Prof. Dr. Sayın Serkan YAZICI ( Sinop Ünv. Tarih B. Dekanı) sizleri yürekten kutluyoruz. Sinoplular, tarihi şahsiyetlerimizi isim olarak biliyorlar. Detaylarıyla okumak isteyenler, int. satışı yapılan bu kitapları edinebilirler. Kitap Sinop’a hayırlı olsun.

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ASLI HU, NESLİ HU, BİR BAHÇIVAN HİKAYESİ

23-01-2025- Alıntı

Bir gün sultan saraydaki bahçıvanının yanına uğrayıp kendisine hediye edilen tayı sorar;

“Bahçıvan efendi, nasıl bizim tay?”. Bahçıvan cevap verir;

“Asluhu nesluhu sultanım.”

“Nesi var ki ?” diye sorar sultan.

“Sultanım, asil bir tayın sırtına sinek böcek konduğunda bunları kuyruğu ile kovalar. Bizim tay adeta bir inek gibi kafasını çevirip ağzıyla sinekleri kovalıyor.”

Sultan bunun nedenini öğrenmek için tayı hediye eden adamı çağırtır. Tayın bu davranışının sebebi hakkında bilgi ister. Tayı hediye eden adam der ki;

“ Sultanım, bizim tay doğduktan hemen sonra annesi öldüğü için onu ineğe emzirttik.”

Böylece meselenin sırrı çözülmüş olur. Sultan adamlarına emreder;

” Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek!”.

Başka bir zaman sultana güzel görünüşlü, iri bir hindi hediye edilir. Bir müddet sonra sultan bahçıvanın yanına varır ve hindiyi sorar.

“Asluhu nesluhu sultanım.” der bahçıvan.

”Bahçıvan efendi bunun neyi var?” diye sorar sultan.

“ Sultanım asil olan bir hindi öteceği zaman kabarır, ibiği masmavi olunca ötmeye başlar. Bizim hindi iyice kabarıyor, ibiği masmavi olup tam öteceği zaman kafasını suya daldırıyor.

Sultan işin aslını öğrenmek için hindiyi hediye eden kişiyi çağırtır. O kişi, hindinin yumurtasını ördeğin altına koyduklarını ve hindinin ördek yavruları ile birlikte büyüdüğünü anlatır. Bu meselenin sırrı da çözülmüş olur. Padişah emreder;”

Verin bahçıvana fazladan bir kap yemek.” Sultan güzel bir günün sabahında bahçede yalnız başına dolaşırken bahçıvan gözüne ilişir ve ona doğru yaklaşarak;

“ Bahçıvan efendi, bende de bir sıkıntı var mı?” der. Bahçıvan

“Asluhu nesluhu efendim” deyince, sultan

“ bende de mi?” diyerek son demlerini yaşayan annesine koşar.

“Anacığım, inan sana kırılıp küsmem, kızmam da. Bende bir sıkıntı var mı?” diye sorar.

Annesi durur, sıkıla sıkıla başlar anlatmaya; “Oğul babanla evlendiğimizde baban çok yaşlıydı, ben daha 15-16 yaşlarında genç, güzel bir kızdım. Gençliğimin duygularına kapılıp bir hata ettim. Sen bizim sarayın aşçısının oğlusun.”

Hakikati öğrenen sultan bahçıvana seslenir;

“ Ey olayların perde arkasından bizlere sırlar sunan değerli insan; Tay ve hindinin durumlarına vakıf oldun. Anladık da, benim durumumu nasıl anladın? Bu nasıl bilgeliktir? Söyle bakalım bana.” deyince;

Bahçıvan;

” Ey yüce sultan, Bunu anlamaktan daha kolay ne var? Benim bildiğim sultanlar ödül verirken “Verin bir kese altın” derler. Siz ise “Verin fazladan bir kap yemek” diyorsunuz.”

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

ÖMER SEYFETTİN ALİM – İLİM- İRFAN

20.01.2025- Güülrengi

Ömer Seyfettin çalıştığı okulda, öğretmen arkadaşlarıyla tartışırken;

“ilim başka, irfan başka; âlim başka, arif başka” diyor.

Arkadaşları bu görüşe katılmıyorlar. Bir gün bu öğretmen arkadaşlarına,

“Avusturya’dan vagonlar dolusu şeker geliyor, şeker çok ucuzlayacak” diyor. Arkadaşları haberin doğruluğundan şüphe bile etmiyorlar. Herkes şeker kıtlığı bitecek diye çok seviniyor.

O sırada öğretmenler odasına temizliğe gelen bir hademeye de aynı haberi veriyor Ömer Seyfettin. Hademe;

“İnanma beyim, Avusturya bu savaş zamanı şekeri bulsa kendi yer, bize niye yollasın?” deyince; Ömer Seyfettin öğretmen arkadaşlarına dönüp:

“Gördünüz mü cancağazım? Siz bütün ilminize rağmen habere inandınız. O irfanı sayesinde yutmadı. Demek ki arif başka, alim başka; irfan başka, ilim başkaymış, gördünüz mü” diyor.

#ÖmerSeyfettin #İlim #İrfan #Öğretmen #Gülrengi

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ocak 2025 in Eğitim, Uncategorized

 

Etiketler: , , , , , , , ,

“TAHTALI KÖYÜ BOYLAMAK” NEREDEN GELİYOR?

21.10.2024- Ünal Akkemik- Hakan Çelik

Tokat-Niksar-Büyükyurt Köyü’nde halen aktif olarak kullanılan mezarlıkta yaklaşık 20 tane, ahşap çantı tekniği ile yapılmış, bazıları oldukça iyi durumda bazıları da dağılmaya başlamış mezar bulunmaktadır. Bu mezarların hangi döneme ve kimlere ait oldukları bilinmemektedir. Örnek alınan mezarlara birer numara verilmiş ve arazideki yaklaşık yerleri bir krokide belirtilmiştir. Bu mezarlarda kullanılan ahşaplardan çevresi yontulmamış ya da en dış halkasına benzeyen kısımların olduğu ahşaplardan, her mezardan 2 adet olmak üzere tekerlek şeklinde örnekler alınmıştır .
Toplamda 11 tanesinden motorlu testere ile 22 ahşap örneği alınmıştır.
Mezarlara ek olarak, yapım yılının 1935 olduğu belirtilen ahşap camiden de 4 örnek alınarak ahşapların kesim dönemleri incelenmiştir. Alınan 26 örnek üzerindeki tüm tanı ve tarihlendirme çalışmaları İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Orman Mühendisliği Bölümü Orman Botaniği Anabilim Dalı’nda bulunan Odun Anatomisi ve Yıllık Halka Araştırmaları Laboratuvarında gerçekleştirilmiştir.

Yıllık halka analizlerinden önce alınan örnekler üzerinde cins/tür tanıma işlemi yapılmış ve hepsinin
Akmeşe grubuna ait olduğu belirlenmiştir. Bu grupta yer alan örneklerde yıllık halka sınırı belirgin, odunu halkalı traheli, ilkbahar odunundan yaz odununa geçiş ani olup yaz odunu traheleri sık ve alev dili şeklindedir. Öz ışınları ise 1-2 ve çok sıralıdır (Akkemik ve Yaman, 2012). Bu özelliklerin tamamı tarihlendirme yapılan tüm örneklerde görülmüştür. Mezarlık alanı, sapsız meşe (Quercus
petraea (Matt.) Liebl) ormanından kalan ağaçlık bir alandır (Şekil 2). O nedenle, mezar yapımında kullanılan Akmeşe ağaçlarının, sapsız meşe olma olasılığı çok yüksektir. Yıllık halka analizleri için öncelikle örneklerin enine yüzeyleri düzeltilmiş ve yıllık halkalar belirgin hale getirilmiştir. Özden çevreye doğru 10 yıllık seksiyonlara ayrıldıktan sonra LINTAB-TSAP Ölçüm Sistemi yardımıyla yıllık halka genişlikleri her bir örnek için iki yönlü olarak ölçülmüş ve her bir örnekten karşılıklı iki adet yıllık halka serisi elde edilmiştir.

Yıllık halka serilerinin karşılaştırılması için TSAP Programında kendi içlerinde tarihlendirme yapılmış ve yüksek uyumlar elde edilmiştir. Akmeşe ağaçlarından, Akkemik ve Köse (2010) tarafından oluşturulan ve 1684-2005 yıllarını kaplayan referans kronoloji üzerinde her bir mezar tek tek tarihlendirilmiştir. Referans kronoloji, Tokat ili Almus ilçesi ormanlarından oluşturulmuş ve Tokat’taki tarihi ahşap yapıların tarihlendirilmesiyle güçlendirilmiş bir Akmeşe kronolojidir ve oluşturulan tüm bireysel kronolojiler ana kronoloji ile başarılı bir şekilde tarihlendirilmiştir.

Kaynak:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1994199

İHA bu konuda haber yapıyor, haber: Tokat’ın Büyükyurt köyünde, Orta Asya kökenli tahta mezar geleneği günümüze kadar ulaşarak, “Tahtalıköyü boyladı” deyiminin kaynağını oluşturuyor. Aşağıdaki linkte görüntülerle tahta mezarlar yer alıyor.

https://www.facebook.com/watch?v=841988737750910

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Ekim 2024 in Uncategorized

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

DÜNYA’DAKİ CEHENNEM: SERRA MADENİ

29.08.2024-Hazırlayan: Bilhan Akkaya

Her şey ocak, 1979’da başladı. Serra Pelada, Brezilya’da, Amazon Nehri ağzının 430 kilometre güneyinde yer alan küçük bir kasabadır. 1970’lerin sonlarında yerli bir çocuk nehirde gizlenmiş altı gramlık küçük bir altın parçası buldu. Kısa bir süre içinde bu keşif; insanlık tarihinin en kötü ve vahşi açık hava altın madencilik süreçlerinden birini başlattı.

Çocuğun parça ile buluşmasından birkaç hafta sonra; Brezilya’nın Pará’da göl kenarında kırsal bir alanda altın olduğu ve sitenin madencilik için halka açık olacağı söylentisi yayıldı. Ve sonra gerisi çorap söküğü gibi geldi. Bir hafta sonra bölgeyi; keşiften faydalanmayı ve aileleri için daha iyi bir gelecek inşa etmeyi uman onbinlerce potansiyel madenci doldurdu. İnsanlar; iş bulma umuduyla Brezilya’nın dört bir yanından geldiler. Günde 2-3 dolar kazanan işçiler, elle kazı yapılan alanların başladığı bölgeye ulaşmak için yüzlerce metre merdiven ve halat kullanmaları gereken bir sözleşme imzaladı.

Ancak kendilerini; gerçek dipsiz bir kuyuda buldular. Giderek uzun ve yorucu çalışma günleri içinde; çamur ve ter ile yüz kiloluk tortuları ve toprağı incelemek için yarı yıkık merdivenlerden taşıyıp durdular. Yeniden ve biraz şansla tekrar bir altın parçası keşfetmek zorlu bir süreci gerektiriyordu. Başlangıçta bu uzak bölgeye ulaşmanın tek yolu uçak veya yaya olarak gelmekti. Madenciler genellikle taksilerin onları en yakın şehirden toprak yolun sonuna kadar götürmesi için yüksek fiyatlar ödedi. Oradan kalan mesafeyi; yaklaşık 20 kilometreyi, yürümeleri gerekiyordu. İlk başlarda; büyük altın külçeleri keşfedildi, mesela 7 kilogram ağırlığında bir parça.

1980’lerin başında piyasa fiyatı yaklaşık 100.000 dolardı bu parçanın. Tabii ki maden; aynı zamanda korkunç koşulları ,şiddeti, onunla birlikte büyüyen şehrin yıkımı ve sakinlerinin öldürülmesiyle tanınmaya da başladı. Madene giren herkes; geri dönüş yolunu bulamadı. Köyü bir kaos sarmıştı ve yerel halkı öldürülme kaygısı sarmıştı. Ünlü Brezilyalı fotoğrafçı Sebastiao Salgado orada neler döndüğünü öğrenince; Serra Pelada madenlerine gitti. Salgado; çok az kişinin bulabildiği altını ararken, deliliğin ve kaosun eşiğinde çalışan işçilerinen rahatsız ve şok edici fotoğraflarından bazılarını çekti. Bölgeye ulaştığında fotoğrafçı medyaya şöyle dedi:

“Tüylerim diken diken oldu. Birçok yere seyahat ettim, hiçbiri bunun gibi değildi. Talihin imalarını taşıyan rüzgarlara kapılan adamlar, altın madenine geliyordu. Kimse zorla içeri alınmadı ama geldiklerinde herkes altın hayalinin ve hayatta kalma ihtiyacının kölesi haline geldi. İçeri girdikten sonra da ayrılmak imkansız hale geldi. ”

Fısıltılar, sessiz çığlıklar, insan eli tarafından yönlendirilen küreklerin sürtmesi duyuluyordu sadece. Makine asla kullanılmıyordu. Bu sesler;kazıcıların ruhlarında yankılanan altının sesiydi. Pek çok kişi için böyle bir kaos ; yılgınlık getirdi, özellikle de hiçbir şey bulamayanlar, en iyi seçimlerinin daha derin kazmak olduğunu düşünenler vb. Sorun şu ki, çukurları ne kadar derinse; çalışma alanı o kadar tehlikeli hale geliyordu, çünkü komşu parseller arasında oluşan zayıf kil duvarlar genellikle kazıcıların üzerine çöküyor ve onları altınlarıyla gömüyordu. Madenciler bu altın arayışı içindeyken; alkol ve kadın ile ayakta kalabiliyordu ve her ay çözülemeyen 60 ile 80 arasında ölüm gerçekleşiyordu. Altının keşfinden birkaç ay sonra Brezilya ordusu; işçilerin sömürülmesini ve madenciler ile ev sahipleri arasındaki çatışmayı önlemek için operasyon başlattı. Hükümet; bulunan tüm altınları alma kararı aldı. Resmi olarak 45 tondan biraz daha az altın bulunmuştu ancak bulunan altının; %90’ının kaçak olarak çıkarıldığı tahmin ediliyor. Bölgede hala 20 ila 50 ton altın kaldığı düşünülmektedir.

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Ağustos 2024 in Uncategorized

 

SEVGİDE CÖMERT, SEVDİKLERİMİZİ KIRMADA CİMRİ OLALIM

16.08.2024- Edebiyat Sevgisi

Mahkeme salonunda, Seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözlerini ve bitkin bakışlarını süzüyordu. Hakim tok sesiyle, yaşlı kadına:

“Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?” dedi.

Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı.

“Bu herif yetti gayri, 50 yıldır bezdirdi hayattan…”

Sonra uzunca bir sessizlik hakim oldu, mahkeme salonunda . Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin flaşıyla bozuldu. Kim bilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış 50 yılın ardından? Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı. Kadın neler diyecekti ? Herkes, onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu ve devam etti:

“-Bizim bir sedef çiçeği vardı çok sevdiğim. O bilmez 50 yıl önceydi. O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yaprağı tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı, onları yavrum bildim. Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım. Her gece güneş açmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye . İyi gelirmiş derlerdi. 50 yıl oldu, bu herif bir gece kalkıp bir kerede bu çiçeği ben sulayayım demedi. Taa ki geçen geceye kadar. O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım. Ben, böyle bir adamla 50 yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi verdim. Ondan hiçbir şey görmedim. Bir kerecik olsun, benim bildiğim görevlerden birisini yapmasını bekledim. Onsuz daha iyiyim, yemin ederim.”

Hakim yaşlı adama dönerek;

“-Diyeceğin bir şey var mı, baba?” dedi. Yaşlı adam bastonla zor yürüdüğü kürsüye, o ana kadar suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle, hakime yöneldi. Tane tane konuştu:

“-Askerliğimi Reisicumhur köşkünde bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin, görkemli görünümüyle büyümesi için emeklerimi verdim. Fadime’mi de orada tanıdım. Sedefleri de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim. İlk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle, onu hekime götürdüm. Hekim çok uzun süre uyanmadan yatarsa; boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu bölüp uyansın, gezinsin dedi. Hekimi pek dinlemedi bizim hatun . Lafım geçmedi. O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz tuttu. Ben ona: “-Gece çiçeği sularsan geçer dedim. Adak dilettim. Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim. Sevdiğim kadını, yavrusu bildiği çiçekleri sularken seyrettim. Her gece, o çiçek ben oldum sanki” dedi adam.

O yaştaki bir adamdan beklenmeyecek ifadelerle.

“-Her gece, o yattıktan sonra kalktım. Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez, hakim bey. Geçen gece de yaşlılık ben de uyanamadım. Uyandıramadım… Çiçek susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi. Suçlandım… Sesimi çıkartamadım.” O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu….

“SEVGİDE CÖMERT AMA SEVDİKLERİMİZİ KIRMADA OLDUKÇA CİMRİ OLALIM…” Edebiyat Sevgisi Alıntı.

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Ağustos 2024 in Eğitim, Uncategorized

 

Etiketler: , , ,

TİRİT YARIŞMASINDA 1. OLANIN REÇETESİ

29.05.2024-BİLKE

1O öğrenci, büyük emek vererek tabaklarını sergilediler. ikişerli olarak 5 grup yarıştı. Birinci sınıftan 2 öğrenci birinciliği aldı. 5 grubun ürünleri de değerliydi. Her bir yarışma tabağı jüriyi ve izleyenleri etkiledi. Katılımcıların tümünü tebrik ediyoruz.

 

Etiketler: , , , ,