RSS

KOCA BİR ÇINAR GÖÇTÜ

Rasim ALCAN, 1944 yılında Köy Enstitüsünden mezun oldu. Kendi köyümde öğretmenlik yapmak istiyorum dedi ve Gerze-Tilkilik köyünde okul açıldı ve köyde göreve başladı. Başarılı öğretmenlik hayatını çeşitli köyler ve illerde sürdürdü. Değerli öğretmenimiz 08.10.2018 günü ebediyete göçtü, koca çınara Allah’tan rahmet yakınlarına ve tüm köylülerimize sabır diliyoruz.

 

Onu, 1944- 45 öğretim yılında okul öğrencileri ile   birlikte çektirdiği fotoğrafta görüyoruz.  

Rasim Alcan, 1934 yılında okumak için Gerze’ye gider. 5 yıl Gerze’de, 5 yıl da Kastamonu Göl Köy Enstitüsünde okur ve öğretmen olarak Tilkilik köyüne geri döner. 1944 yılında köyde ilkokul açılır ve göreve başlar. Rasim ALCAN, köylüye ve öğrencilere çalışma, meslek sahibi olma kapılarını aralar. Ektiği tohumlar, daha sonraki yıllarda filizlenir.Yüksek bir dağ köyü olan Tilkilik’te, okul açıldıktan sonra değişim başlar.

Bu fotoğrafta olan öğrencilerden biri de babam Cafer Sarıkaya’dır. Babam okuma yazmayı çabuk öğrenir ve kente gidip iyi okullarda öğrenim görmek ister. Hayatına yön veren okul, bizim de geleceğimize yön verecektir.

“1940-1944 yılları arasında, Fillah’ın Osman Olgunsoy Tilkilik’ten küçük yaşta Sinop’a gelir. Adada çobanlık yapmaya başlar. Osman Olgunsoy, Korucuoğullarının yanında çobanlık yaparken köye mektup yazar. Bu mektubu okutmak için annesi Cafer’in evine gelir ve Cafer mektubu okur. Mektupta yazılı olan Osman Olgunsoy’un adresini bir kenara not eder ve henüz 13 yaşında iken köyden kaçmayı planlar.

Babam Cafer Sarıkaya, okula gitmek ve tahsil yapmak istemektedir. Bunun için şehre gitmeyi kafasına koymuştur. Arkadaşı, Gofgof Ali’nin oğlu Osman’ı da beraber kaçmaya ikna eder. Osman, köyde ilkokula gitmek istemez, babam da okula gitmek ister. İkisi farklı amaçlarla birlikte köyden Sinop’a kaçarlar. Köyden yürüyerek Sinop’a yolculuk başlar. Akşam olur, Sinop yakınlarındaki Çiftlik köyünde bir ailenin samanlığında geceyi geçirirler. Samanlığın sahibi de onların köyünden gelen Emin’in Ahmet’tir. Onlara “oğlum sakın ateş yakmayın “ diye tembih eder. Ertesi günü sabah olunca, tekrar yürümeye başlarlar ve Sinop’a ulaşırlar. Adada çobanlık yapan arkadaşları Osman Olgunsoy’u bulurlar.

Babamın ilk Sinop’a geliş hikayesi 1944- 45 yıllarına rastlar. Gofgof Ali, birkaç gün içinde oğlunu almaya gelir ve köye geri götürür. Babam ise adada Hacı Asmakaya Hasan Ağanın yanında çobanlık yapar.6 ay sonra dedem Mekkenin Şuayıp oğlu Cafer’i almaya gelir ve babamı köye götürür. Babam köyde 2 sene okula gider. Daha sonra, babamın 2. Sinop macerası 1953 yılında askerden terhis olunca tekrar başlar. O zaman adaya Amerikan Radar Üssü kurulmaktadır. Babam Radar Üssünde çalışmaya başlar. 1956 yılında ailesini de yanına alır.”(*)

Dünya hayatı bir ömür. Doğanın maddesel yapısı değişir ve sonlanır. Değişim ve sonlanma bütün canlıların hayat akışının gerçeğidir. Gezegenler zamanı dolunca söner, nehirler dolar taşar ve sonra kurur. İnsan da bir var, bir yok olur.

Rasim ALCAN, iz bırakarak göçenlerdendir. Nur içinde yat babamın öğretmeni. Seni unutmayacağız.

              Ayşe Yaşar SARIKAYA

 

(*)-Memleketim Tilkilik, sayfa:72-73, Y.Sarıkaya

 

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Ekim 2018 in Eğitim

 

Etiketler: , ,

KÖYLERDEN BİLMECELER

“1972 1973 yıllarında, Gerze ve Dikmen köylerinde derlediğim bilmecelerdir. “İsmail ERSOY

Dikmen Çorak Köyü ÖZCÜ ailesinin keçileri 

Sinop toprağı, Sinop kili, köylerdeki arkeolojik değerler, yerel fiiller gibi bir çok alanda çalışmaları olan Sayın İsmail Ersoy ile BİLKE iyi ki tanıştı. Lavanta, kekik tarımı ve ihracatı ile ilgili söyleşimiz okurlarımızın çok ilgisini çekti. Bu uygulamaların Sinop köylerinde yapılması için, Tarım İl müdürlüğü ve diğer ilgili kurumların dikkatini çekmek istedik. Faydalı olmasını umuyoruz.

Yeni yazımız, İsmail Ersoy’un Sinop köylerinde mesleki çalışmalar yaparken derlediği bilmeceler. Okurlarımız için önce bilmeceleri yazdık. Cevabını, yazının sonunda CEVAPLAR bölümünde bulabilirsiniz.

Bilke, kaybolan kültürlerle ilgili, ZAMAN VE BİLİNÇ konusuna dikkat çekiyor. Bu gün, toplumun eskiye göre daha kaliteli ve insanca yaşayıp yaşamadığını kültürlerin zaman yolculuğunu izleyerek anlayabiliriz. BİLKE, bu nedenle konuyu HİKAYE etmek yerine, bu hikayedelerdeki BİLİNÇ yolculuğunun anlaşılmasını önemli buluyor. Kendini tekrar eden siyaset anlayışının, toplumsal bilince etkisinin neler olduğunu görmemizi istiyor. Eğitim- ekonomi- sağlık- kültür ve daha bir çok alanda, toplum için doğru aşamalar kaydedecek projeler ve sonuç odaklı çalışmalar yapılmasını sağlıklı buluyor. Köydeki kazanımlarımız da değerli, kentteki de. BİZ HEP BİRLİKTE BİZİZ.

İŞTE BİLMECELER:

1-

Gidiyorum heyimden

İzin aldım beyimden

Bu kuşlar ne kuşudur

Yem yiyor göbeğinden.

2-

Bizim evde Ali var

Tepesinde gülü var.

3-

Kadayıf ,kadayıf

Bizin hanım çok zayıf

Zayıflığına yanmıyorum

Gözünün teki kayıp.

4-

Alçacık dallı

Yemesi ballı

5-

Dağdan gelir tatarina

Ben onu tutarina

Ayakları lisa lisa

Kendisi tombalisa.

6-

Altı mermer,üstü mermer

İçinde bir gelin oynar.

7-

O yanı kaya,

Bu yanı kaya

İçinde ,sarı maya

8-

Şu kayada kıvrım bağcık yuvası.

9-

Otuziki gözlü,

Miskin yüzlü.

10-

Ak leylek,kara leylek

Tek ayak üstünde duran leylek.

11

O yana pat,

Bu yana pat

Git ,

Kapı dibine yat.

12-

Gece harman gibi

Gündüz orman gibi

13-

Dağa gider uzalır

Eve gelir büzelir.

14-

Dağdan gelir,dak gibi

Kolları,Budak gibi

Eğilir su içmeye

Bağırır Oğalak gibi

15-

Buradan attım hızınan

Yedibin yıldızınan.

16-

Benim bir oglum var

Biri bana bakar

İkisi biribirine

17

Bahçede biter,makina büker

Akşam sabah ,el yüz öper

18-

Bizim eve kadın geldi

Siz kimsiniz dedi

Beni bilmeyen

İçinden çıkanı yesin dedi.

19-

Çıt çıtan ağacı

Çıta pıtan ağacı

Kırmızı değnek

Trabuzon ağacı

20-

Benim bir atım var

Her şeye konar

CEVAPLARI:

1- DEĞİRMEN

2-KANDİL-LAMBA

3-DİKİŞ İĞİNESİ

4-ÇİLEK

5-KAPLUMBAĞA

6-DİL

7-YUMURTA

8-KULAK

9-ÇARIK

10-KAPI

11-SÜPÜRGE

12-YATAK

13-ZİNCİR

14-GEYİK

15-TÜFEK

16-OCAK

17-HAVLU

18-TENCERE

19-KİBRİT

20-İSİM

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler: , , ,

KONUĞUMUZ VAR, BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

 

BİLKE– Konuğumuz “KUYUMCULUK KİMYASI” kitabı yazarı İsmail ERSOY. Sinop toprağı ile ilgili araştırmalarımızı sitemizden takip eden Ersoy ile 2015 Mayısında tanıştık. Derneğimizi ziyaret etti ve konu hakkındaki bilgilerini bizimle paylaştı. Farklı alanlarda memleketimiz için önemli çalışmalara imza atmıştı.  Bu çalışmaları okurlarımız ve üyelerimizle paylaşmak istiyoruz. Sayın İsmail Ersoy, bize kendinizi tanıtır mısınız?

İsmail ERSOY– Ben Gerze doğumluyum, sülalemize Eski Ömerler derler, eşim Kırşehirli olduğundan yaşamımızın çoğu Kırşehir’de geçti. Dedem Atatürk’ün postacısıydı.

Yıllarca köylerimizin kalkınması ve istihdamın artması ile ilgili çalışmalarda ihracatçı firma temsilciliği yaptım. Çoğunluğu uzun yıllar getirisi olan sanayi bitkileri ve onlardan üretilecek tıbbi ve aromatik (hoş kokulu) yağlardı.

BİLKE- Bu bitkiler nedir, hangi illerde bu üretimi yaptınız?

İsmail ERSOY- Bitkiler arasında kekik, lavanta, defne ve mersin yaprağını sayabilirim. Kekik ekim alanımız, Kırşehir ve Konya oldu. Konya’daki Köylüler ilaveten lavanta da diktiler. Denizli Gözler kasabasını da ekim alanı olarak tavsiye ettik. Üreticiye üretim yeri ve satışı konusunda, ihracatçı firma temsilcisi olarak yardımcı oldum.

BİLKE- Böyle bir çalışmaya danışmanlık yapmanız çok önemli. Sürdürülebilirliği konusunda bize bilgi verebilir misiniz?

İsmail ERSOY– Üretim devam ediyor. Kırşehir’de alanlar genişlemezken, Konya’da çeşitli yerlerde 3000 dönümü geçti. Kekiğin merkezi olan Denizli Gözler Kasabası üretimi de yıllık 7-8 bin ton oldu; Konya’nın ise 2000 tonun üzerinde. Konya’da da distile ve küçük ambalajlama tesisi de kurdular. Tamamı ihracata dönüktür. Dünya ihracatının % 80 i Türkiye’den yapılıyor. Dünyada tüketim devamlı artıyor Bu sene de talebi karşılayamadılar bir yıl önceki fiyatlar neredeyse % 50 arttı.

BİLKE- Peki lavanta üretimi ne durumda?

İsmail ERSOY– Lavantaya gelince, üretici 6 yıldan bu yana her yıl iyi para kazanıyor ve üretim alanları da hemen hemen 2 katını geçmiş durumda. Türkiye’nin bu alanda Bulgaristan’a yetişmesi mümkün değil. Türkiye’de üretim buharlaşmanın çok olduğu Isparta ve İzmir gibi bölgelerde yapılıyor. O da damıtma ürünü yağın reçinesi çok yüksek olması sebebiyle ihracatı olmuyor. Ordu, Samsun Belediye parklarından alıp işlediğimiz numunelerde reçine oranı düşüktü ve daha iyi kokuluydu. Yağı da güney illerimiz ve Konya’ya göre daha yüksek olduğundan ihracat yapılmasına uygundur.

Kokulu lavanta fidelerini ise Bulgaristan bağlantılı Türk firmasından aldılar ( Bursa) Şu an da ben de Ufak ta olsa küçük aile işletmeleri kurup çıkan yağlarını pazarlıyorum.

BİLKE– Bu çalışmalarda ihracatçı firma temsilcisi olarak danışmanlık yapmışsınız. Şimdi Gerze’de ikamet ediyorsunuz, bu çalışmalar keşke ilimizde de yapılsa. Sinop ve Gerze için bu çalışmaları yapmayı düşünür müsünüz?

İsmail ERSOY, derneğimizi ziyaretinde Sinop çamur banyosu ile ilgili toprak numunelerini incelerken

İsmail ERSOY– Bu konuda biraz doluyum. Çünkü bu çalışmalara başlamadan önce, Sinop’ta yapmak istiyordum. Valiye gittim ve projeyi anlattım. Valinin tavsiyesi ile gittiğim müdürlükte, projelerimi anlattım eğlencelik oldum. O hırsla Orta Anadolu’da Tarım müdürlüğüne uğramadan işimi Ziraat Odasıyla hallettim. 1100 dönümde Kekik ve 300 dönümde yağ üretimine geçiyoruz.  Şimdilik hedefimiz küçük işletmeler olmaları içindir. Düşünün Bir defne yağına dahi Distilasyon kuramayan veya kurduramayan Bir vilayet, 1 Tl ye satılan yaprak 2.5 – 4 dolar arasında ihraç ediliyor ve ben de üzülerek seyrediyorum.

BİLKE- Sizin gibi üretken insanlar her dönemde aynı zorlukları yaşıyor. Bürokrasinin çarkının, ayrı bir döngüsü var. Orada, koşulsuz emirlere itaat önde geliyor. Yaratıcı zekaların ürettiği yeni projelerle ilgilenen bulunmuyor. Sizin anlattıklarınızı dinlediğim zaman, bu memleketin evladı olarak çok üzülüyorum. Resmi kurumlar, çalışkan, üretken ve yaratıcı zekaları neden değerlendirmiyor ki? Var sayalım ben kurum yetkilisiyim ve bu kuruluşlardan neler bekliyorsunuz, tavsiyeleriniz nelerdir diye soruyorum?

 

İsmail ERSOY- Köylerde Boş arazilerde gilaburu kekik, lavanta, kızılçam yaprağı esansı; ormanlarımızda da mantar, yabani ginseng yetiştirilebilir. Yanında kooperatiflerle, kuru gıdalar tabii meyve suları örnekleri ile de çoğaltılabilir.

Bu konular bilinçli üretimle, çevrede istihdam yaratabilir. Tabi ki bu projelerin gerçekleşmesi için, bazı devlet birimleri idarecilerinin kaprislerini de bırakmaları gerekir. Önce PAZAR geliştirme, sonra dürüst üretim prensibiyle çalışılmalıdır. Ayrıca, süt ürünleri imalatında yeni teknikler ve konservasyon, aynı durumda da zeytin değerlendirilebilir.

BİLKE- Sizin Sinop ve köylerinde yaptığınız araştırmalar olduğunu öğrendik. Söz dağarcığı alanında Sinop köylerinden derlediğiniz filler, bilmeceler, batıl inanışları, site okurlarımızla paylaşırsanız seviniriz.

İsmail ERSOY– Arşivimde, bu araştırmalarımdan birçok doküman bulunuyor. Dosyalarıma bakmam gerekiyor, kitap olarak bastırmak istiyordum. Kuyumculuk Kimyası kitabım basıldı, diğer işlerim de yoğundu, araştırmalarım dosyalarda kaldı. Yeniden gözden geçirip, sitenizde paylaşırım.

BİLKE– Verdiğiniz bilgiler örnek alınacak niteliktedir. Umarım bu bilgiler, faydalanmak isteyen kuruluş ve kişilere ışık tutacaktır. Sinop için yeni bir üretim ve istihdam alanı doğması dileğiyle size çok teşekkür ederiz.

 

Etiketler: , , , , ,

BURS BAŞVURUSU İÇİN EVRAKLAR

Kuruluşumuzdan bu güne kırsal bölgelerdeki YBO mezunlarından başarı gösteren öğrencilere burs vermekteyiz. Öğretmen, bilgisayar mühendisi, doktor, hemşire, avukat, savcı olarak Anadolunun birçok yerinde görev alan öğrencilerimizle gurur duyuyoruz.

Derneğimizin aradığı özelliklere sahip olan öğrencilerle buluşmamızı sağlayan gizli kahramanlarımız var. Onlar, okulundaki öğrencilerin aile yapısını, gelir durumunu, sıkıntılarını yakından bilen değerli öğretmenlerimiz.Öğrencileriyle ana- evlat, baba- çocuk gibiler.  Dikmen bölgesinde bir memur, evladı gibi öğrencilerin geleceğini düşünüyor. Onlara matematik dersleri veriyor gönüllü, çocukların başarısını da yakından biliyor böylelikle.

Burs verecek öğrencilerde aradığımız kriterlere sahip olanlar konusunda, derneğimizle iletişim halinde olan bu eğitim gönüllülerine çok teşekkür ediyoruz.

2018-2019 Eğitim Öğretim Yılında tüm öğrenci ve öğretmenlerimize başarılar diliyoruz.

BİLKE BURS BAŞVURUSU İÇİN GEREKLİ BELGELER

1- ÖSYM PUAN CETVELİ FOTOKOPİSİ

2-BAŞVURU FORMU FOTOĞRAFLI

3- ÖĞRENCİ BELGESİ

4- NÜFUS CÜZDANI ARKALI ÖNLÜ FOTOKOPİSİ

5-ANNE VE BABA ÇALIŞMA BELGELERİ

NOT: Köy kökenli, aile geliri sıfır, çiftçi çocuğu, YBO mezunu olanlar öncelikli olacaktır.

Formun çıktısı alınıp doldurulacak, elden derneğe teslim edilecektir.

burs-aday-bilgi-formu-2018-2019

 
1 Yorum

Yazan: 15 Eylül 2018 in Burs Başvuruları

 

Etiketler:

“SÜTLEK GÜNÜMÜZ”

               Çorak köyündeki öğrencimizin çalışkan annesi keçileriyle

       Bugün yine yolumuz köylere düştü. 4K Projesi kapsamında Dikmen ilçemize doğru yol alıyoruz. 1981 yılında Dikmen Küplüce köyünde öğretmenlik yapan biri olarak, tekrar aynı köye gelmek beni çok farklı etkiliyor. O zaman okul vardı, köy nüfusu daha fazlaydı ve köyler daha canlıydı.

Öğrencilerimizi ve ailelerini ziyaret etmek ve hediyeleşmek amacıyla önce Küplüce köyüne geldik. Dağlı ailesi ile mısır tarlasından “SÜTLEK GÜNÜ” için mısır kırdık.

Köyde her aile, ev yapmak için kemerleri sıkma yolunda çok tecrübelenmiş görünüyordu. Kullandıkları evler çok eskiydi. Köylerimizdeki yaşam ile şehir yaşamı arasında köprü kurma yolunda, birbirimizin farkında olmalıydık. Köy evlerinden kareler:

Eli öpülesi analarımızdan biri. Hızarı elinde odun biçiyor. Selam verdik, hemen yola çıktı bizi karşıladı, halimizi hatırımızı sordu.

SÜTLEK GÜNÜ, Çorak köyünde de devam etti. Yine bir öğrenci evindeydik. Hediyelerimizi verdik.

Mısır tarlasından kırılan mısırlar közlenmek için hazırlandı.

Güzel bir günde, güzel insanlarla beraber vakit geçirdik. Beni en çok etkileyen tarafı, aracı ile hediyelerimizi götürmeye yardımcı olan eski öğrencimin içtenliği ve candanlığıydı. Eski öğrenciden yeni öğrencilerimize  bir köprü oluşmuştu. Teşekkürler yüreği temiz, yardımsever ve çalışkan öğrencim. İlkokul yıllarındaki gibi yüreğinin sıcaklığı gözlerinden okunuyor. Sen var ol sağ ol. İyiler hep var olsun….

Yaşar SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

İNSAN VE KÜLTÜR

Söyleşi konuğumuz Arkeolog Mehmet Sarıkaya.

BİLKE: Derneğimiz, halk kültürlerinin tarih boyu geçirdiği aşamaların, toplumun psikolojisi- siyaseti- ekonomisi-sosyolojisi ve diğer alanlar üzerindeki etkisi konusunda farkındalık yaratmaya çalışmaktadır. Bir arkeolog olarak bu konu hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Mehmet SARIKAYA:  İlk ve orta öğrenim yıllarında, tarih kitaplarımızda olan şu tanımı hatırlayalım. “Tarih yazının icadı ile başlar”. Artık günümüzde, bu tanıma eksik gözüyle bakıyoruz. Çünkü bilimin yeni gelişme ve icatları ile değişen çok şeyler oldu. En basit örneği, “karbon 14 metodu” ortaya atıldı. Bu metoda göre her canlı öldüğü zaman, sahip olduğu karbonu kaybetmektedir. Metot, ölen canlının kaybettiği karbon miktarı ile yaşını tespit etme esası üzerinedir. İşte bu metot ile önceki bilgilerimizin çoğu devre dışı bırakıldı ve eksikler düzeltildi. Yazının icadı ile tarih başlar bilgisi, çok daha gerilere çekildi. Bu bilgiye göre,  milyonlarca yıldan bahsediyoruz.

BİLKE: insanların, ilkel dönemlerden bu güne aklını kullanarak yeni şeyler öğrenen, keşfeden ve kendini geliştiren bir süreç izlediğini görüyoruz. Bu süreç nasıl başlamıştır?

Mehmet SARIKAYA: En eski insan kafatası örnekleri yaklaşık iki milyon yıl evvelini vermektedir. Bu örnekler birkaç tanedir. İleride daha kapsamlı araştırmalar yapıldığında örnekler çoğalabilir. Her ne kadar örnekler az olsa da, bu örnekler zamanımızdan üç yüz bin yıl öncesine tarihlenir ve gittikçe örnekler çoğalmaktadır.  Verdiğimiz bilgiler C-14 metodu ile sağlanmıştır ve haliyle bu insanların kullanmış oldukları alet edevat da bu sayede tarihlenme şansı bulmuştur. Ancak henüz bazı konularda bilgilerimiz yetersizdir.

BİLKE: İnsanın kültür başlangıcı ve kültürel gelişimi hakkında neler söylersiniz?

Mehmet SARIKAYA: İnsanın alet kullanması ile kültür başlar ve tarihle iç içe birliktelik gösterir. İnsan dediğimiz canlı bilimsel bulgulara göre, yeryüzünde farklı görüntülerle tespit edilmiştir. İnsan en önce insana benzeyen primatlar şeklinde, daha sonra bugünün insanına benzer biçimde karşımıza çıkar. Bu formatlar halinde uzun yıllar avcı ve toplayıcı bir anlayış taşıdıklarından, kültür kavramına dair pek bir iz bulunamamıştır. İnsana benzer nesilden sonra, bugünün modern insanını andıran ve adına düşünen insan tanımı konan Homo sapiens türü ile kültürleşme hızla ivme kazanmıştır. Çünkü düşünen insan, alet kullanmaya alet yapmaya başlamış, keşiflerle yeni gelişmeler ortaya koymuştur.

BİLKE: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Konu önemli ve bir o kadar da zengin. O nedenle bu konular hakkında sizden yeni yazılar bekliyoruz.

 

Etiketler: , ,

KÜLTÜR NEDEN ÖNEMLİ?

Toplumsal konularda, siyaset ile ilgilenenler, neden sonuç alamaz? Toplumun kültürünü tanımadan, insana ulaşmak mümkün olabilir mi?  Külltürün insan ve toplum üzerindeki etkileri, ilkel çağlardan bu güne aşamalar kaydeder. Bilim dünyasında kültür konusunun ele alınışı aslında her birimizi ilgilendiriyor.

 

Yöre kültürümüz ÇEMBER

Kültür
Kültür; sosyal antropoloji, sosyal psikoloji, tarih, sosyoloji ve etnoloji gibi sosyal bilimlerin ortak olarak ele aldıkları bir konudur. Tabii ki, bu bilimlerin her biri kültürü,kendilerini ilgilendiren yönleriyle ele almaktadırlar.Kültür, ilk Amerikan sosyologları tarafından çabucak benimsenmesine karşılık,Fransa’da böyle olmamıştır. Fransa’da sosyoloji, Durkheim’in kullandığı terminolojiye sadıktır. Sosyolojinin kurucuları (Comte, Durkheim, Marx, Weber, Tönnies) bu kelimeyi kullanmamışlardır. Ayrıca iki dünya savaşı arasında sosyoloji Fransa’da sönükleşmiştir.

Kültür kavramı da işte bu sıralarda ortaya çıkmıştır. Onun için kültür; Fransa’da sosyoloji ve antropoloji lugatlarında yer almaz. Buna karşılık İngilizce lugatların hemen hepsinde kültürün sosyolojik ve antropolojik manası bulunur (Meriç,1986:42).
Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki yıllarda Ziya Gökalp kültür sözünü kullanmak istemedi. Buna karşılık İrfan kelimesini de kullanmadı. Bunu niçin yaptı? Bilmiyoruz, kültürle aynı anlama gelen Arapça Hars’ı ele aldı ve bunu kullanmaya başladı. 1915’ten beri bu kelime kültürü karşılamaktadır. 1930’dan sonra bu kelime ile birlikte kültür kelimesi de kullanılmaya başlandı (Fındıkoğlu,1956:572).
Cemil Meriç (1986:9)’a göre kültür, kaypak bir kavramdır. Tahlil edemezsiniz, çünkü unsurları sonsuz. Tasvir edemezsiniz çünkü bir yerde durmaz. Manasını kelimelerle belirtmeye kalktınız mı, elinizde havayı tutmuş gibi olursunuz. Bakarsınız ki, her yerde hava var, ama avuçlarınız bomboş. Kültürün tarımdan idmana, balıkçılıktan medeniyete kadar akla gelen ve gelmeyen
düzinelerce manası vardır(a.g.E:9). Latince bir kelime olan kültür, toprağı tarıma hazır hale getirmek anlamına gelir.
Nitekim Cumhuriyet döneminde bir süre kültürü ifade etmek için ekin kelimesi kullanılmıştır.Fakat bu kelime yaygın kabul görmediği için daha sonra terkedilmiştir.
Kültür, insanı hayvandan ayıran, sadece insana has olan bir özelliktir. Kültür, insanlar tarafından paylaşılan ve gelecek kuşaklara intikal ettirilen bir semboller sistemidir(Erdentuğ,l981:35). Hayvanların kültürü yoktur, bunun için ilkçağda kuş yuvasını,
arı bal ve peteğini nasıl yapıyorsa bugün de aynı şekilde yapmaktadır. Oysa insan ilkçağda mağaralarda ve ağaç kovuklarında yaşarken bugün modern ve sağlıklı meskenler yapmakta ve oralarda barınmakta ve her geçen gün bunu geliştirmektedir. İşte kültür bu olsa gerektir.
Kültür kelimesinin bizi ilgilendiren iki anlamı vardır. Kültür önce yetişme yahut büyüme manasına gelir. Kültürlü adam yetişmiş bir adamdır. Sonra bir kült olmadan kültür olmaz. Kült kelimesi ayin, tören yahut dram şeklindeki hareketler için de kullanılabilir. Törenden yalnız dinsel tören kastedilmemelidir. Törensiz hayat anlamsız bir hayattır. Gelişmiş bir kültür; doğum, ölüm, delikanlılık ve evlenme gibi hayatın önemli olayları için törenler yapar. Bunlar için bir şey yapmazsak onlar boş ve manasız kalır. Tören yapmak ruhsal bir ihtiyaçtır. Tören sadece önemli olaylar için değil küçük günlük olaylar için de yapılır. Örneğin toplu
olarak yenilen yemek veya ziyafet, tören haline sokulmuş demektir. Bu şekilde yalnızca bedenler değil, ruhlar da doyurulmuş olur(Tomlin,1959:32).
Kültür, sadece tabiatın insan eliyle işlenmesi değil, bizzat insanın ahlâki, sosyal, entellektüel, teknik istidat ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi demektir (Abadan,1956:174). Burada ifade edilmek istenen insanın eğitimidir. İnsan, doğuştan potansiyel olarak pek çok yeteneği getirmekle birlikte uygun ortam bulamazsa, bunları ortaya çıkarmak mümkün olamaz. Şu halde kültürle eğitim arasında da çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Kültür; dili, mûsıkiyi, mimâriyi, dağı, taşı her şeyden önce insanı işlemek, bunları
ulaşabilecekleri en yüksek, en güzel, en ince noktaya kadar ulaştırmaktır(Kaplan,1976:67). sosyal ilişkilerle, sosyal kurumların yapısı ve işleyişini etkilemesi bakımından sosyoloji, kültürle ilgilenmektedir. Kültürün muhtevası, daha çok tarih, sosyal antropoloji, sosyal psikoloji ve etnoloji bilimlerinin konusudur.
Nerede bir toplum hayatı varsa, orada bir kültür doğmuştur(Topçuoğlu,1975:52-1 12). Kültürle toplum ikiz kardeş gibidir, birisi varsa mutlaka öteki de vardır. Bu ikisini birbirinden ayırmak mümkün değildir. Çünkü kültür, mutlaka bir nüfusta yaşar, onu yaşatacak bir nüfus yoksa kültür ölüdür ve eğer korunabilirse, belgelerde ve kalıntılarda yaşar. Kültür, bir toplumu diğerinden ayırmaya yarayan, onun özelliğini temsil eden bir işâret gibidir. Onun için kültür birliği, ırk birliğinden, hudut birliğinden daha önemli bir özellik taşır(Topçuoğlu,1975:88). Bir milletin kültürü varsa o millet vardır, eğer kültür yoksa veya özünü yitirmişse o toplum kimlik değiştirir.
Kültür, bir milletin ruhudur, hayâtının iksiridir; kurtuluş ve yükselişin en büyük bir âmilidir. Ruhsuz bir vücut nasıl yaşayamazsa, kültürü akim kalan bir millet de pâyidar olamaz(Saffet,1933 :3 51 ). Tylor’a göre kültür, bilgileri, inançları, sanatı, hukuku, morali, töreleri, kişinin toplumdan edindiği bütün istidat ve alışkanlıkları içeren karmaşık bir bütündür(Soysal,1985:236) Tylor, kültür sözcüğü ile maddi kültürden çok manevi kültürü kastetmektedir.
Krober’e göre kültür, öğrenilmiş ve aktarılmış hareki reaksiyonlar ve alışkanlıklar, teknikler, fikirler, değerler ve teşvik edilen davranışların tümüdür(Başaran,1975:20). E.W.F. Tomlin’e göre kültür, insan hayatına mâna veren, insanı yükselten kısacası, “hayatı yaşanmaya değer kılan” bir şeydir(Tomlin,l959:31). 1990’lı yıllarda Bulgar Hükümeti’nin uyguladığı etnik temizlik sonunda Türkiye’ye gelen bir Türk kadınının söyledikleri bu görüşü desteklemektedir. TRT spikerinin:”Niçin Türkiye’ye geldiniz?” sorusuna kadın, şöyle cevap vermişti:” Türkçe ad taşıyamadıktan, erkek çocuğumu sünnet ettiremedikten, ramazan ve
kurban bayramını kutlayamadıktan sonra öleyim daha iyi.” T. S.Eliot’a göre kültür, aslında herhangi bir toplumun dininin vücut bulmuş bir şeklidir. Din kültüre muhtaç olduğu çerçeveyi temin eder ve bütün insanlığı bunalım ve
ümitsizlikten kurtarır(Eliot,1981:20-27). Eliot’un sözlerinde gerçek payı olmakla birlikte bunun tamamen doğru olduğunu
söyleyemeyiz. Her ne kadar din, kültürün oluşmasında etkili oluyorsa da din eşittir kültür diyemeyiz. Eğer böyle olsaydı, bütün Müslüman ülkelerin bir millet sayılması gerektiği gibi, aynı dine mensup batılı toplumların hepsi de bir millet kabul edilebilirdi. Ayrıca kültür farklılıkları sebebiyle her milletin dini anlaması ve yorumlaması farklıdır. Başka bir ifadeyle toplumun kültürü, o toplumun din anlayışını etkilediği gibi, din de kültürü etkilemektedir. Bunun için Türk’ün Müslümanlığı ile Arap ve Fars’ın Müslümanlık anlayışları da birbirinden farklıdır. Yukarıda konu edildiği gibi, din her ne kadar kültürün temel unsurlarından sayılmasa da, kültürün şekillenmesini etkilediği gibi, kültür de toplumların, dini anlayış ve yorumlamalarını etkilemektedir.
Sosyal Psikolog Prof Erol Göngör, (1986:15), sosyolojinin maddi ve manevi kültür ayrımına bağlı kalarak kültürü şöyle tanımlar: “Kültür, bir inançlar, bilgiler, hisler ve heyecanlar bütünüdür. Yâni maddî değildir. Manevî olan kültür, uygulama halinde maddî
formlara bürünür. Meselâ, dinî inançlar; câmi, namazdaki beden hareketleri dinî kıyafetler v.s. şeklinde görünür. Yılmaz Öztuna (1977:6), ise kültürü, bir milletin hayatının maddî olmayan taraflarının toplamıdır, diyediye târif eder. Bir milletin sanatı, örf ve âdetlerinin, düşünce ve inançlarının, anlayış ve davranışlarının toplamı o milletin kültürüdür. Öztuna bu tanımı ile Gökâlp’in
kültür ve medeniyet ayrımını kabul etmiş olmaktadır.
Hilmi Ziya Ülken(1948:7)’e göre kültür, milletin içinde bulunduğu medeniyet şartlarına göre yarattığı bütün dil, ilim, sanat, felsefe, örf ve âdetler ve bunların toplamıdır. Sadi Irmak (1982:1)’a göre kültür, toplumların ortak eseridir. Halk ruhunun yaşattıklarının
bilinçaltına yerleşmiş izlerinin toplamıdır. Irmak kültür sözüyle daha çok manevi kültürü anlamaktadır.

Büyük düşünürümüz Cemil Meriç kültürle ilgili şöyle düşünmektedir: “Batının kültürü var bizim ise irfanımız. İrfan, insanoğlunun has bahçesi, ayırmaz, birleştirir. Bu bahçede kinler susar, duvarlar yıkılır, anlaşmazlıklar sona erer. İrfan kendini tanımakla başlar. Kendini tanımak için ön yargıların köleliğinden kurtulmak gerekir. İrfan, nefis terbiyesi, olgunluğa açılan kapı, amelle taçlanan ilim. Kültür, irfana göre katı ve fakir. İrfan insanı insan yapan vasıfların bütünü, yani hem ilim, hem iman ve hem de edep. Batı kültürün vatanı, doğu irfanın. Ne batıyı tanıyoruz ne doğuyu en az tanıdığımız ise kendimiz. Eserlerimin kültür cildi
tamamlandı bundan sonra irfanla uğraşmak istiyorum.”(Meriç,1986:1 1 ).
Kültür, insan davranışlarını yönlendirir, kültür istikrarlıdır, fakat ayrıca dinamik olduğu için sürekli ve daimi bir değişim halindedir (Erdentuğ,1986:230).
Kültürün özü aynı kalmak şartıyla,başka kültürlerle ilişki kurma ve teknolojinin gelişmesi gibi sebeplerle muhtevası değişebilmektedir. Kültür değişmezse~ değişen koşullara göre toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez hale gelir.
Bütün bu açıklamalardan sonra diyebiliriz ki; sosyolojik anlamda bir toplumun kültürü, en başta o toplumun konuşma ve yazı dili, edebiyatı, sanatı, bilimi, felsefesi, örf ve adetleri, gelenekleri, töreleri, halk inançları, alışkanlıkları, ahlak ve hukuku, değerleri, sembolleri,ekonomik anlayışı, ayin ve törenleri, müzik, resim, oyun, heykel ve mimari tarzıdır.

Doç.Dr. İbrahim Arslanoğlu

KÜLTÜR VE MEDENİYET KAVRAMLARI
G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Öğretim Üyesi

makalenin tamamı aşağıdaki linktedir

kulturvemedeniyet.pdf erişimi için tıklayın

 

Etiketler: ,

YAŞAYAN SÖZLÜ EDEBİYAT ÜRÜNLERİ: SİNOP ÖRNEĞİ

BİLKE 4. HALKBİLİM ÖDÜLÜ ALAN ESERİ TANIYALIM

Sinop, yeni bir kitap kazandı. Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Pegem Akademi Yay. Eğt. Dan. Hizm. Tic. AŞ’ye aittir.Bu çalışma, Sinop ili merkezi ve çevresinde yaşamakta olan sözlü edebiyat ürünlerinin neler olduğunu tespit etmeyi ve bunları halkbilim kuram ve yöntemleriyle değerlendirmeyi amaçlamıştır. Tespit çalışmaları sahada derleme metotlarıyla sürdürülmüş olup proje için belirlenen takvim gereği Sinop’a bağlı ilçe ve köyler ziyaret edilmiş, yazılı ve sözlü kaynaklardan elde edilen bilgiler Somut Olmayan Kültürel Miras (SOKÜM) çalışmalarına katkı sağlayacak şekilde bir araya getirilmiştir.
Çalışma, Sinop Üniversitesi Proje Yönetim Ofisi Başkanlığınca desteklenen FEF-1901.14-03 (2018) no’lu proje çerçevesinde oluşturulmuştur. “Sinop İli Sözlü Edebiyat Ürünleri Üzerine Bir Değerlendirme” adlı projenin yürütücüsü Dr. Öğr.
Üyesi Songül Çek, araştırmacıları ise Dr. Öğr. Üyesi Alpay Tırıl ve Folklor Araştırmacısı M. Ozan Özdemir’dir.

Kitabın GİRİŞ bölümünden bir paragraf:

Halk kültürünün, modern toplumla ve bu toplum içinde-çağdaş kentin kültürel aktarım alanlarında-üretilen, yaratılan, yaşatılan kültürel formlarla yakından ilişkili olduğu, moderniteyi ve günümüzde küresel dünyanın kültürel kodlarını anlama çabasına dönüştüğü görülmektedir (Kutlu, 2009). Bu nedenle geleneksel kültür unsurlarının sürdürülebilirliği ve farkındalık yaratma açısından gösterdiği gelişme Sinop ili özeline de taşınarak bir ucuyla geçmişe bir ucuyla geleceğe bağlı gelenek ve davranış kalıplarını ortaya koymak amaçlanmaktadır. Somut olmayan kültürel miras, kuşaktan kuşağa aktarılır ve bu yolla bireylere ve toplumlara kimlik ve devamlılık duygusu verir. Kuşaktan kuşağa aktarılma geleneksel bir bilgi birikimini, deneyimini imler.

Bu kitap hakkında bilgi edinmek isteyenler aşağıdaki linkten tanıtım olarak hazırlanan PDF dosyasını indirebilir.

https://www.pegem.net/dosyalar/dokuman/2542018111325pdf%201%20-%20TANITIM.pdf”

BİLKE, HALKBİLİM ÖDÜLLERİ, 2 yılda bir verilmeye devam edecek. Katkısı olanlara teşekkür ediyoruz.

 

Etiketler: ,

SİNOP KİLİ

Derneğimiz 10 senedir Sinop Toprağı hakkında araştırmalar yapmaktadır. Amacımız, farkındalık yaratarak; resmi kurumların,Sinop Üniversitesinin ve turizm işletmecilerinin  Sinop toprağına ilgisini çekmektir.Toprağın, çamur banyosu özelliği taşıması öne çıkan ayrıntıdır. Sinop’ta eski dönemlerde amfora fırınları vardır, toprak bu gün de fırınlarda işlenecek özelliğe sahiptir. Ayrıca eski tarihlerde, Sinop kırmızısı adını taşıyan sadece Sinop bölgesine özgü dünyaca tanınan kırmızı boya vardır.  Osmanlı döneminde, kayıtlara GÖRÜMCEK KİLİ olarak geçen yöre kili, İstanbul’a nakledimiştir.Konu hakkında  sitemizde yer alan yazılarımız ilgililerin dikkatini çekmiştir.

“KUYUMCULUK KİMYASI” kitabı yazarı İsmail ERSOY’, konu ile ilgilenerek 2015 Mayısında derneğimize geldi ve konu hakkında bildiklerini paylaştı..

Ersoy,konu hakkında şunları anlattı:

“Sinop killeri ile ilgili bir çok araştırmalarım oldu. 1986 yılında, motor blok dökümü için denenmek üzere Karakum’dan numune aldık ve denedik. Numune radyoaktifli bulundu ve radyoaktif ısı ile artacağı için vazgeçildi.Sinop killeri çeşitlidir.

1-BAŞ KİLİ: Potasyum, alüminyum silikat içermektedir. Osmanlı Devrinde bu kil çamaşır yıkama amacıyla Sinop’tan İstanbul’a nakledilmiştir. Osmanlı Arşıvinde Görümcek kili olarak kayıtlıdır. O zamanlar, Tilkilik- Buruncuk, Tırnalı- Tatlıcak köylerinden temin edilmiştir. Bu gün de o bölgelerde aynı kil yatakları mevcuttur. Yüzde 8- 9 oranında Na2CO3 içerir.

2-SERAMİK KİLİ:Demirci köyü, Erfelek yolu, Dikmen Kanlıçay bölgesinde bulunur. Adada olduğu söylenen bölge örneğini bulamadık. Bu eskiden amforalarda kullanılan çamurdur.

3-KAOLİN:Gerze Tabaktaş mevkiinde, ince beyaz damar olarak mevcuttur.Bu kil halk arasında pekmez kili olarak bilinir.

4-TUĞLA KİLİ: Boyabat tarafında tuğla fabrikalarından kullanılan topraktır.

5-HEKTALİT: Çürük kayalarda az miktar bulunur.

Sinop’un Pervane Tepesi kumu, pik ve çelik dökümü için uygun değildi. 1976 yıllarında, Pervane Tepesinden Karadeniz Bakıra yüzlerce kamyon kum nakledilmiştir. Alan tarihi eser olarak tescillendiğinde bu işlem sona ermiştir.”

İsmail Ersoy’a konu ile ilgilendiği ve bizi bilgilendirdiği için dernek yönetimi olarak çok teşekkür ediyoruz.

1903 yılında, Amerika’dan (Amerika Hopkins Üniversitesinden) Sinop’a gelen D.Robinson, Sinop’ta üç ay araştırma yapmıştır. Araştırmalarını, American Journol of Hilology dergisinde yayınlamıştır.

Yazının çevirisi, Nazlı Tengirşek tarafından yapıımıştır. D. ROBİNSON şunları yazıyor:

Kayısı ve kiraz Sinop sahillerinde çıkmıştır İtalya ve başka memleketlere buradan götürüldüğü anlatılır. Eski çağlarda Sinop’un kolonisi olan Cerasus, ismini kiraz ağaçlarının çokluğundan alır. Sinop toprağının birçok faydaları vardır. Kırmızı mürekkep gibidir. Madeni boya gibi diğer boyalara karıştırılarak evleri, gemileri ve sair eşyayı boyamada kullanılmıştır. Tıbbi bir madde olarak işe yarayan bu toprakla çamur banyosu da yapılmıştır. Çeşitli hastalıklar için kullanılmış, eski ilaçlar listesinde de önemli yer tutmuştur. “

Biz de Sinop toprağı çeşitlerini araştıtrdık. Araştırmalarımız, özellikle çamur banyosu konusunda  bizi açık sarı renkli örneğe yönlendirdi. Fotoğrafta, Karakum, sarı toprak ve kırmızı toprak örnekleri görülüyor

.

Karakum tarafında halk arasında çamur banyosu olarak kullanılan sarı toprak numunesini dernek başkanımız, İsmail Ersoy’a  teslim etti.

 

 

İsmail Bey, tetkik sonuçlarını adresimize gönderdi.

                       Numune   yapılan tetkik sonucu: 

                                                  SiO2 silisyum dioksit …………………………% 64.2

 

                                                  Al2O3 Alüminyum oksit………………………% 14.9

 

                                                  Fe2O3……………………………………………% 4.4

 

                                                  TiO  titan dioksit………………………………..% 0.2

 

                                                  CaO…kalsiyum oksit……………………………% 5.7

 

                                                  MgO  magnezyum oksit………………………..%2.2

 

                                                  Na2O  sodyum oksit……………………………%0.7

 

                                                  K2O  potasyum oksit……………………………% 0.8

 

                                                  Kızdırma kaybı …………………………………..%6.9      olup 

 

                                                   serbest silis olarak 29.6 

Bu aşamada, sonuçların çamur banyosu alanındaki uzmanlar tarafından incelenmesi gerekiyor. Sinop’a kazandırılması, turizm sektörüne fayda sağlayacaktır. Sonuçların olumlu olmasını ve resmi makamların ilgisini çekmesini umuyoruz.

Dernek sitesinde toprağımızla ilgili yayınladığımız yazı, bir olumlu gelişmeye daha kapı araladı.Bu hafta 9 Eylül Üniversitesi  Güzel Sanatlar Fakültesi, Geleneksel Türk Sanatları – Çini bölümü öğrencisi bizimle iletişime geçti email ile bu iletiyi paylaştı.

“Bölüm derslerimden birinde araştırma konumjuz Killi topraklardı. Bende Sinopta ikamet eden bi arkadaşımla tesadüfen telefonda konuşurken bi türlü bu toprağı bulamadığımdan yakınırken konudan bahsettim. O da Sinop’un her yerinin killi toprak olduğundan bahsetti ve bana bir miktar gönderdi. Hiç beklenmedik bi anda Gerçekten 1. sınıf kalite bir toprak  bulmuş oldum. Tam aranan özelliklerde olup esnekliği şekil verilebilirliği aradığım toprak. Bu çalışmam için aynı zamanda bir dosya hazırlıyorm. Kil’hakkında toprağı hakkında çok detaylı olmak zorunda değil yöreyi ve toprağı tanımak için genel özellikleriyle bahsetmek istiyorum. WEB sitenizde bi araştırmanızı gördüm ve bir bölümünü düzenleyerek ekledim. Benim için faydalı bilgiler oldu öncelikle bunun için de derneğinize teşekkür ederim. Dersin ismi Çini Teknolojisi ve çoğunlukjla çini kimyası üzerinde, içindeki bileşenler miktarlar oranlar vb bilgilerin irdelendiği bir ders. Bu aldığım oyun hamuru formunda sarı killi toprak hakkında bana teknik bir ağızdan bilgi edinmek istiyrum. 

Bu ileti ve yeni gelişme bizi sevindirdi Öğrenci ile arşivdeki bilgilerimizi paylaştım.  Olumlu gelişmelerin olması araştırmalarımızın işe yaradığını gösteriyordu. Fakat daha detaylı ve akademik sonuçlara ihtiyaç vardı.Bu konu ile ciddi bir çalışma gerektiği açıktı. Yetkililerin ve ilgili birimlerin konu ile ilgilenmesini bekliyoruz.

 
1 Yorum

Yazan: 30 Mayıs 2018 in Sinop Toprağı

 

Etiketler: ,

BİLKE 4. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ (2. bölüm)

Dernek yöneticileri çalışmalar hakkında sunum yaptıktan sonra, Daha önce halkbilim ödülü alanlar arasında, Sinop halk kültürüne yeni katkı sağlayanlar eserlerini tanıttılar.

Veteriner Hekim Sayın Ahmet KÜÇÜKBAŞ,  “Sinop Ve Çevresinde Mantarlar” konulu araştırması ile 2014 yılında ödül almıştı. Yeni eseri “Boyabat Kalesi ve Çırabozan Dehlizi” isimli kitabı hakkında bilgiler verdi.

Sayın Dr. Ergün ACAR “SİNOP SÖZ VARLIĞI” kitabı ile 2016 yılında halkbilim ödülü almıştı. SİNOP MANİLERİ isimli yeni kitabı ve “Sinop Kıpçak Türkleri” makalesi ile Sinop halk kültürüne katkı sağladı. Çalışmalarını anlattı.

Sayın Dr. Songül ÇEK 2016 yılında “Bir Senkretizm Örneği Olarak Sinop’ta Helesa Geleneği Ve Mitik Nitelikleri” makalesi ile Sinoplu’nun helesa geleneğine yeni ufuk kazandırarak halkbilim alanında ödül aldı. Bir ekip çalışmasında yer alan Songül ÇEK, yeni yayımlanan çalışma hakkında davetlileri bilgilendirdi.

Sayın Dr. Alpay TIRIL, 2016 BİLKE 3. Halkbilim ödüllerinde, “Türk Siyasal Yaşamında Sinop Cezaevi ve Sürgünler, Cumhuriyet Döneminde Sinop ve Halk Kültürü Bağlamında Kırsal Peyzaj Okumaları Örneği” eserleri ile ödül almıştı. Yeni yayımlanan ve bir ekip çalışması olan eseri hakkında bilgiler verdi.

Ödül törenine geçildi.

AKADEMİK DAL – Uluslararası tanıtım ödülü

1-Prof.Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU

Akademik alanda sayısız makale, basılı kitaplar, araştırmalar, uluslar arası yayınlar, danışmanlık, Nükleer Tıp, Tıp tarihi ve Tıp Hukuku alanlarında uluslararası çalışmalar, uluslararası tıp derneklerinde kuruculuk ve başkanlık

Sinop’a kazandırdığı eserler

“Sinoplu Mümin Mukbil’in Göz Nurunun anahtarı ve Sevinç Hazineleri ( dünyadaki 8 nüshadan biri)

“Sinop’un Sıhhi İçtimai Coğrafyası”

Kendisi gelemediği  için ödülü isteği üzerine akrabası gazeteci Erkan TURAN’A verildi

  1. Türkiye’de önemli bir işe imza atan Sinoplu bir kadın

2- Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı Sayın Prof.Dr. Serap USTAOĞLU TIRIL

BİLKE BAŞARI ödülü: Ulusal bilimsel toplantılarda sunum ve bildiri kitabında basılan birçok bildiri ve makale. Kaybolmaya yüz tutan deniz canlısı MERSİN balığının Türkiye denizlerinde yaşama ve çoğalma çalışmaları, bu alanda STK kuruculuğu ve başkanlığı

Ödülünü alırken evlatları onu yalnız bırakmadı

HALKBİLİMİ HİZMET ÖDÜLÜ

1- Tufan BİLGİLİ

Sinop ve çocuk 1960’lar kitabı.O yıllarda oynanan Sinop çocuk oyunları, Sinop yerel ağız, mahalle diyalogları, yaşanmış olaylar.

Ödülünü gazeteci arkadaşı A.KÜÇÜKBAŞ’TAN aldı

2-ismail MIZRAKLI

13 ŞUBAT 1956 ÖNCESİ GERZEM isimli araştırma ve derleme kitabı. Eski fotoğraflar, belgeler, anılar, yerel kültür

3- FOLKLOR ARAŞTIRMACISI Ozan ÖZDEMİR

Somut olmayan Küültürel Miras Ulusal Envanter ve İl EnvanterindeYer Alan Küültürel Unsurlarımız: El Sanatları Geleneği Kapsamında: Çember- Peşkir- Durağan Entarisi- Ayancık Göynek Yakası İşlemeleri- Mahrama- Nezgep- Gemi Modelciliği- Kotracılık- Bıçakcılık- Sepetçilik.

Gösteri Sanatları Kapsamında: Güreş Geleneği.

Toplumsal Uygulamalar Ritüel ve Şölenler Kapsamında:Bolluk Aşı Geleneği- Gişi(kişi) Geleneği- Ziraat (zırat-sirat)KesmeGeleneği – Hıdrellez Geleneği-Helesa-Altı Ay Kınası- Çuval Ağzı Açma Geleneği.

Doğa ve Evrenle İlgili Uygulamalar Kapsamında: Değirmen ve Değirmen Kültürü-Keşkek Geleneği.

 

Yeni kitabı “Yaşayan Sözlü Edebiyat Ürünleri Sinop Örneği”

Annesinin rahatsızlığı nedeniyle il dışında olduğundan, isteği üzerine ödülü  onun yerine Alpay TIRIL aldı.

4-Günay ÖZDEMİR,

Sinop’un tarihi ve kültürel değerlerinden 105 tanesinin “tarama tarzı” çizimi Sinop Valiliğinin desteği ile yayımlanan Valilik tanıtım kitabı

“ÇİZGİLERLE SİNOP”

 

GELENEKSEL EL SANATLARI ÖDÜLÜ

Kenan ASLAN Marangoz Ustası:  Tarihi evlerin restore, bire bir ölçüde minyatürlerinin tasarımı ve ustalığı, su değirmenlerinin çalışan minyatürü tasarımını fuarlarda sunma, meslek aşığı, ünü çevre illere yayılmış  aranan başarılı bir usta

Törene gelemedi, ödülünü isteği üzerine Boyabat Gazetesi güçlü kalemlerinden İsmet SEZER aldı

ORGANİK TARIM -ÜRETİM ve PAZARLAMA

1-Uğur Cengizhan KAPTAN

Gerze Yaykıl köyünde kapsamlı ve bilimsel temelli organik tarım uygulama çalışması,Türkiye’de doğal tohum üzerinde arge çalışmaları, organik üretim ve pazarlama, STK çalışmaları, bilgisayar mühendisi olarak sosyal medya kullanıcısı

Organik Tarımın gerekliliği konusunda girişimlerini anlatan KAPTAN, basının ilgi odağı oldu.

2- İlyas ÇOLAK,Emekli  ZİRAATÇİ: Organik fide ve organik tohumları üretme  ve Sinop köylerine giderek ulaştırma, Arıcılık çalışmaları, Ziraat ve Arıcılık alanında STK çalışmaları, sera ortamında üretim

Yanında getirdiği organik fideler hakkında katılımcılara bilgi verdi.

 

 

 
 

Etiketler: