RSS

BİLKE 3. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ

DSC_0171

                    FOTO: BİLKE 1. HALKBİLİM ÖDÜLERİ TÖRENİ- ŞEHNAZ SAM KONSERİ

18 MAYIS 1919 VE SİNOP

Derneğimiz, her iki yılda bir   HALKBİLİM ödülleri vermektedir. Birincisini 2012 yılında gerçekleştirdiğimiz HALKBİLİM ödüllerini,18 MAYIS 1919 günü BANDIRMA vapurunun Sinop limanına gelişi anısına veriyoruz. Tarihimiz için çok önemli olan bu anıyı yaşatmak istiyoruz.  Sinop  halk kültürlerinin günün koşullarında değerlendirilmesi, Sinop ekonomisine katkı sağlanması ve istihdam  alanları oluşturulabilmesi için,  KÜLTÜRÜN FİKİR SANAT boyutunda değer bulmasını ve üretenin kazanmasını hedefliyoruz.

DSCF1852

FOTO: 2014 BİLKE 2. HALKBİLİM ÖDÜL TÖRENİ

“GELECEĞE ÜRETELİM “sloganımızla yola çıktık. Çalışmalarımızla üretici bireylerin artmasını umut ediyoruz. Bu yıl 3. HALKBİLİM  ÖDÜLLERİMİZ verilecektir. Katılmak isteyenler sinopbilke@hotmail. adresine mail ile başvurabilirler.Başvuru 30 NİSAN 2016 tarihinde sona erer.

Bu yıl ilk defa üyelerimiz ve dernek ziyaretçilerimiz arasında anket yapılacaktır. Anket sonucunda, Sinop’a hizmeti ve mesleki başarıları ile halkın sevgi ve takdirini kazanan bir kişiye HALKBİLİM ONUR ÖDÜLÜ verilecektir.

SİNOP İÇİN HAYIRLI OLMASINI DİLİYORUZ.

Tüzüğümüz amaçları doğrultusunda verilecek olan halkbilim ödülleri 3 ayrı kurul tarafından değerlendirilir

  • Seçici Kurul
  • Yönetim Kurulu
  • Üst Danışma Kurulu

            DEĞERLENDİRME KRİTERLERİ 

  • Çalışma Sinop il ilçe ve köylerini kapsar. 
  • Halkbilimi ve diğer bilimsel yöntemler kullanılır, 
  • Sinop halk kültürleri alanında yapılır: 
  • İlk çalışma olmalıdır, tekrar olan çalışmalar değerlendirilmez, 
  • Kitap, tez, araştırma, makale gibi akademik çalışmalar önceliklidir,
  • Yerel kaynaklar değerlendirilmeli ve ilin ekonomik kalkınması hedeflenmelidir,
  • Organik tarım teşvik edilmeli, yöre ekonomisine katkı sağlanmalıdır, 
  • Yayınlanmış akademik dergi, kitap, makale ve tez çalışmalarından ve kaynak kişilerden faydalanılmalıdır,
  • Gelecek nesillere ve akademik araştırmalara kaynak olmalıdır.

18 MAYIS 2014 BİLKE 2. Halkbilim ödülleri 7 kategoride verildi.

  1. Akademik ödül:
  • “OSMANLI DEVRİNDE SİNOP” isimli kitabın yazarı, Profesör Doktor Mehmet Ali ÜNAL. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı.
  1. Halk oyunları ödülü:Dikmen-Gerze-Boyabat-Durağan yöresine ait ÇEREZ OYUNU, TRT- ilden ile dilden dile maniler programı yapımcısı Selma ÖZİNANIR

3.  Edebiyat ödülü:Yerel Sinop ağzı, yerel yaşam kültürü, Sinop bayramları, eski Sinop konulu şiirleriyle Söz yazarı- Şair-Levent BEKTAŞ

4-Sinop el sanatları akademik araştırma ödülü : Bu akademik çalışma için 2 ay Özekes bıçakta staj yapan ve 200 sayfa “Özekes bıçakları” konulu İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji tezi Günsu CABACI

5– Sinop El sanatları ödülü: Ünü dünyaya ulaşan Özekes Bıçakları son kuşak ustası- Cengiz ÖZEKES

6-Halk kültürleri Basın ödülü: Yöre halkının geleneksel mutfağımızda kullandığı otlar ve mantarlar konulu makaleleri ile Veteriner Hekim -Yazar Ahmet KÜÇÜKBAŞ

7– Halk sağlığı ödülü: Sinop il-ilçe ve köylerimizdeki yaşlı- genç tüm engelli vatandaşlarımıza ulaşarak, donanımlı merkezlerde tedavi görmeleri için yıllardır çalışmalar yapan Berrin GÜRLEYEN

………………………………

18 MAYIS 2012 BİLKE 1. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ KİMLERE VERİLDİ

1 Halk Müziği Medya Ödülü – TRT MÜZİK Yüreğimde Türküler- Sinop  Yapımcı- Eda ÖZÇETİN

2-Halk Kültürü Tanıtım Ödülü- KURUM- Yurt içi ve yurt dışı fuar tanıtımları İl kültür ve Turizm Müdürlüğü

3-Halkbilim Hizmet Ödülü-Yönetici- İşkur Müdürü Lokman CEYLAN Bilke- İşkur DİKMEN İlçesi ve köyleri, kaybolan el nakışlarının korunması ve yaşatılması Projesi

                4- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Kültür ve Edebiyat Dalı – Sinop Belediyesi Kültür Yayınları Ahmet Muhip Dıranas Kitabı  Yazar Şükrü AYDIN

5- Halkbilim Hizmet Ödülü-YEREL KAYNAKLARI KULLANMAÜRETİM ve PAZARLAMA- Sinope Meyve Suları Kurucusu ve Sahibi    Mahmut BENK 

6- Halkbilim Hizmet Ödülü- Durağan-Dikmen-Gerze-Ayancık kadın ve erkek giysileri Koruma-yaşatma-güncelleme-projelendirme El Sanatları Öğretmeni Süheyla HAYIRCI

7- Halkbilim Hizmet Ödülü- SİNOP BİBLİYOGRAFYA- Emel Al Eski Tarihli Sinop Makaleleri- Yazılar- Araştırmalar ve Arşiv Tarama 

8- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Yerel Organik Tarım- Öztekin ÖZTÜRK- Buğday- mısır- kiren- töngel gibi yöre bitki türlerini organik yetiştirme, Sinop tahıl ve bitkilerini koruma

9- Halk Kültürü Hizmet Ödülü – Sinop Eski Fotoğraflarını Arşivleme  Zeynel Zeki Özcanoğlu

10-Halk Oyunları Ödülü- İlk Geleneksel Sinop Halk Oyunları Ekibi kurma ve bu dalda Sinop’u temsil etme Nuran ÇAKIR

11- Halk kültürü-Geleneksel el sanatları ödülü-Rasim DEMİR Ağaç köklerini, çeşitli işlemlerden geçirİP şekillendirme

 

12- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- BİLKE Kök Boya Yarışması, “Gerze-   Bolalı köyü geleneksel kökboyaları” konulu çalışma Ana- oğul Kazım AYDIN – Hanife AYDIN

13- Halk Kültürü Hizmet-Kültür ve Edebiyat dalı- 19.05.2010 Özellikleri ve Güzellikleriyle İllerimiz ve İlçelerimiz

Konulu 13.Hikmet Okyar şiir yarışmasında, Türkiye birincisi olan Sinop güzellemesi şiiri-  Sabiha SERİN

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Şubat 2016 in 18 Mayıs 1919

 

Etiketler:

SİNOP’TA ÇOCUK GELİNLER

child-brides_cocuk-gelinler

ANNEM VE BABAM TRAFİK KAZASINDA ÖLDÜ, 13 YAŞIMDA BAŞLIK ALDILAR VE EVLENDİRİLDİM 

Aile Desteği ADES Proje çalışmalarımız devam ederken, çocuk gelinler ve sorunları karşımıza çıkıyor. Sinop kırsallarında yaşananlar, madalyonun arka yüzü. Tayfun Talipoğlu,  Sinop köylerinin durumunu 15 sene kadar önce TV. Programında verirken, hayretini gizleyememişti.

Nerede yaşanırsa yaşansın  insan sorununu içimizde duymalıyız. Sorun doğuda da olsa aynı, batıda da olsa aynı hassasiyeti göstermeliyiz. . BİLKE, bu konuda duyarlı üyelerimiz ve yardımseverlerimiz sayesinde birçok aileye katkıda bulundu. Yakın çevremizde yaşananlar, ibret verici.

SİNOP GERÇEKLERİ

Genç bir anne, Perşembe günü derneğimize geldi. Daha önceden de aile yardımı yapmıştık. Bir dokun bin ah işit misalli bir hayatı vardı.

“Anne ve babası küçükken traktör kazasında ölmüş, köyde akrabalarının işlerine yardım ederek 13 yaşına kadar gelmiş. Muhtar iyilik yapmak için, kızım artık seni evlendirelim demiş. 13 yaşında yaşı büyütülmüş ve evlendirilmiş. Muhtar bu evlilikten başlık da almış. Şimdi kocası hasta, 15 yaşında kızı var,. oğlu 3 yaşında beyninde ödem var sürekli tedavi görüyor. Çocuğunu teyzesine bırakabildiği zamanlarda çalışmaya gidiyor.”

 

Karadeniz Bölgesinin dağ köylerinde, Orta Anadolu’nun yükseklerinde  durum hep aynı. Bu yörenin çocuk gelinlerinin kolunda bileziği, boynunda zinciri de olmaz. Onların düğünleri bile yapılmaz. Anadolu coğrafyasında bu tabloyu çok iyi bilmemiz gerekiyor.

BİlKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Ocak 2016 in Genel Kültür

 

Etiketler: ,

YENİLENEREK YENİ UFUKLARA

??????????????

SLOGANIMIZ GELECEĞE ÜRETELİM

BİLKE, üyelerimizin,  takipçilerimizin ve projelerimizi destekleyen herkesin yeni yılını kutlar. Dileriz yeni yıl ülkemiz ve tüm dünya için huzur, barış ve mutluluk dolu bir yıl olur. Üreten insanlar, faydasız işlere zaman ayırmazlar. Üreten bir toplum olmak dileğiyle “GELECEĞE ÜRETELİM”

BİLKE-BİLKE-BİLKE

TASARIM : BİLKE-Durağan mahraması

 

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Aralık 2015 in Haberler

 

KUTLU CUMHURİYET KUTLU BAYRAM

BU VATAN TOPRAĞIN KARA BAĞRINDA SIRA DAĞLAR GİBİ DURANLARINDIR

kurtuluş

Çiçekler dikilir, özenle bakılır büyütülür. Anne bebeğini aylarca karnında taşır, doğurur besler   büyütür. Güzel bir tabloya, günlerce ya da aylarca, emek verilir. Vatan emekle kazanılır. Yüzyıllar süren emek vardır geçmişinde.

Kolay kazanılmayan değerleri anlamak, gerçek değerini vermek bilinç işidir. Emekle çalışılmış bir tabloyu parçalamak, yırtmak, fikri olmadan laf ola konuşmak BOŞ davranış olsa gerek.

BİLİNÇLİ İNSANLARLA BİLİNÇLİ YARINLARA

KUTLU BAYRAMIMIZ

HEPİMİZE KUTLU OLSUN

BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Ekim 2015 in Haberler

 

Etiketler: ,

PAYLAŞIM PROJEMİZ

KATKI SAĞLAYAN HERKESE TEŞEKKÜRLER

DSCF2502

Paylaşım Projemizi, üyelerimizin katkıları ile gerçekleştiriyoruz. Her yıl derneğimizde giysi, eşya gibi ihtiyaç gereçlerini topluyoruz. Düzenliyor ve çeşitlerine göre ayırıyoruz. Merkez ilçemizde ve yakın köylerimizde ihtiyaç oranında talebe cevap vermeye çalışıyoruz. Eylül- Ekim ayı içinde, paylaşılan yardımları tekrar gözden geçirip, kolilere yerleştiriyor ve paketliyoruz. İki yıldır hazırladığımız yardımları Saraydüzü ilçemize gönderiyoruz.

DSCF2142

Saraydüzü Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıf Müdürü Sayın Perihan Yüksel PAYLAŞIM PROJEMİZE katkı sağladı. 27 Ekim günü resmi iş için Sinop’a gelen araca yardımlarımızı yerleştirdik ve Saraydüzü ilçemize gönderdik.   Yardımların ihtiyacı olanlara iletilmesi için destek olan Sayın Perihan Yüksel’e teşekkür ediyoruz.

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Ekim 2015 in paylaşım projesi

 

Etiketler: ,

CEVDET GÜNDOĞDU VE ARTVİN’DEN GÖÇ

23. Ekim. 2015-BİLKE

DSCF2467

Artvin’den yapılan göç hakkında, Sinop esnaflarından Cevdet Gündoğdu ile görüştüm. Kendisi, ilimizin en eski esnaflarındandır. Köylü, kentli herkes onun müşterisi olmuştur. Esnaf gözü ile eski günleri ondan dinleyelim istedim. Halkın yapısını, ekonomik durumunu, sosyal farklılıkları nasıl gözlemlemişti. Göçlerin yaşandığı, savaşların ölüm ve korku saçtığı yıllardan bildiği hatıralar var mıydı, Sinop’ta nelere tanık olmuştu? Bu konuda sorularımı hazırladım, kendisine cevaplar mısınız diye sorduğumda, bu bir hizmettir diyerek el yazısı ile bir ajandaya yazdı ve bana verdi. Sayın Cevdet Gündoğdu’ ya bu konudaki katkılarından ötürü teşekkür ediyorum.

CEVDET GÜNDOĞDU ANLATIYOR

Artvin’i Ruslar işgal ettiğinde, halk göç etmek mecburiyetinde kalmış. Artvin merkez köyü olan Fıstıklı halkı Sinop’un Lala, Akkıraç, ve Tangal köylerine yerleşmişler. Benim anne ve baba tarafım, Lala ve Akkıraç Musa köyüne yerleşmişler. Ruslar Artvin’den çekilince, bizim ailenin büyük bir kısmı tekrar memlekete dönmüşler. Bu ara, dedem Osman Küçük Ahmetzade’nin desteği ile babam ticarete atılmış.  İstanbul’dan mal almaya gidip gelirken, Sinop’taki kalan akrabalarımızı ziyaret edermiş. Bir seferinde, yeni mahalle fırın aralığı sokak 5 nolu Rum yapısı ahşap evi satın almış. O yıllarda Rusya’da ticaret serbestmiş. Bir seferde 35 katır yükü malı, Batum’a satmak için götürmüş. Tam o sıra Rusya’da ihtilal olmuş. Babam, malları gittiği gibi, canını zor kurtarmış. Bu olay babamı çok etkilemiş. Sinop’taki almış olduğu eve yerleşmeye karar vermiş.

Ben 1934 yılı eylül ayında, cumhuriyet vapuru ile sabah yeni ışırken Sinop limanına girdiğimizi hatırlıyorum. Büyük bir kancabaş kayığa eşyalarımız yüklenerek, ahşaptan yapılmış iskeleye indirildi. Babam Ömer, annem Fatma, ablam Firdevs, abim Abbas, ablam Şadiye ve ben Cevdet Küçük Ahmetzade, o zamanki soyadıyla Sinoplu olduk. Babam sonra yeni soyadı aldı ve Gündoğdu olduk.

O yıl merkez ilkokuluna kayıt oldum. O tarihte Sinop geceleri kapkaranlık. Işıklandırmak için gece bekçileri tarafından yakılan gaz lambaları vardı. Yolların bazıları Arnavut kaldırımı, çoğu da toprak yoldu. Şimdiki hükümet binası, sağlık ocağına kadar ve İncedayı Mahallesinin olduğu yer, köy hizmetleri imam hatip okulu kum kapı denilen yer buraların hepsi mezarlık idi.

Sinop’a gelmeden önce, Rum mahallesi denilen mahalle, yani Aşıklar Caddesi tamamen yanmış idi. 1936 yılında yüksek kaldırımdan istiklal okuluna kadar bölümde 33 adet ev yandı. 1946 Eylülünde Cami-i Kebir Mahallesi yandı. Hatırladığım kadarıyla 140 adet ev bu yangından sonra yapıldı. O tarihte Cevdet Kerim İncedayı bayındırlık bakanı idi. Onun desteği ile ince dayı mahallesi yapıldı. Yangında zarar görenlere evler verildi.

Yerli halk, ada mahallelerinin tamamı ve Gelincik mahallesinde otururdu. Sinop’ta o zaman bulunan sülaleler şunlardı:

  Sağıroğulları,

 Gülümoğulları,

 Lafçıoğulları,

 Rasim Beyler,

 Öküzoğulları,

 Parmaksızoğulları,

 Şevket Bey ( milletvekili),

 Ferit Bey Köftecioğlu,

 Tabak Şükrü,

Dizdaroğulları,

 Hacı Marazlar,

 İzzet Kocalar,

 Bezircioğulları,

Saraçoğulları,

 Rıza Nur,

 Mehmet Bey,

Şükrü Bey kardeşleri,

 Kantarcıoğulları,

 Deveciler,

 Min oğulları,

Turşucular,

Ekmekçioğulları,

Sipahiler,

Fevzi Beyler,

 Şahinoğulları,

Hikmet ve Şevket Şekeroğlu,

Remzi Ozanoğulları,

Özbekler,

Tahir Beyler,

İlami Oğuzlar,

Karailyaslar.

Yerli halktan balıkçıları,

 Topal Süleyman,

Topal Musa,

Süleyman Reis,

Tarakçılar,

Hacı Halit ve oğlu Kazım,

Tokurlar,

Sümbülüm Ahmet,

Hasan Kaptanlar,

Beyaz Hasanlar,

Dangazlar,

Öküzoğlu Hüseyin Kavakoğlu,

Kayıkçıoğulları.

 

Merkezde bulunan esnaflar, manifatura, tuhafiye, bakkaliye, sebzeci ve meyveciler, sobacılar, ayakkabı ve yemeniciler, demirciler, terziler, marangozlar, kahveciler, fırıncılar, nalıncılar, çarıkçılar, nalbantlar, semerciler, kalaycılardı. Şekerciler, berberler vardı. Hamamcılar, yalı hamamı, büyük camii hamamı ve tersane hamamını çalıştırırdı. Hancılar da vardı, Süleyman ağa hanı, Mahmut ağa hanı, Samanu İsmail ağa hanını işletirlerdi.

O zamanlar mısır, buğday ve keten, geniş çapta tütün, bezir yağı imalatı yapılırdı. Top deliği denilen yere, önceden boyacılı ismi verilmiş. Burada boya imalatı yapılırmış. Erfelek’te esnaf olan Hasan Boyacı’ nın büyükleri bu soyadı boyacılıktan almıştır. Meydan ateşi denilen, yani şimdiki Pazar kurulan yerin denize yakın olan yerinde kireç kuyuları vardı. Ali Borcu ismindeki şahıs kireç yaparak geçimini sağlardı. O zamanın topunu da o atardı.

Şimdiki emniyet müdürlüğü binası, tarım il müdürlüğü ve trafik müdürlüğü binasının olduğu yere, kibrit fabrikası bacası, denize de iskelesi yapılmıştı. Bitmiş durumda iken, imalata geçmeden zeminin kayması sebebiyle makineleri sökülüp İstanbul Büyükdere’ye kurulduğunu biliyoruz. Şimdiki Orman İşletmesinin plajının olduğu yerde tabakhane varmış. Sökü köyünde bezir yağı imal edilirmiş. Ayancık’ta, Belçikalıların kurduğu ZİNGAL adı altında kereste fabrikası kuruldu.

O zamanlar evlerde hamur işi, et balık, evlerde yapılan tepsi ekmek, tekne ekmek tüketilirdi. Şehirlinin uzak veya yakın köylüsü, şehirlinin velinimetidir. Atatürk’ün dediği gibi milletin efendisidir. Şehirli, her zaman köylünün sofrasına oturmuştur. Bir yumurtası, bir dilim ekmeği yemez, yedirir. Ben büyüklerimden ve babamdan şu sözü duydum” köylünün ayağının çamurunun girmediği yerde bereket olmaz”.  Ben de 45 yıllık ticari hayatımda bunu yaşamışımdır. Allah köylümüze zeval vermesin inşallah. (Amin.)

Sinop’ta 1957 yılına kadar kışları kar yağışlı ve don olurdu. 1957 yılında büyük bir orman katliamı yapıldı. O zamana kadar Sinop, Bostancılı köyüne kadar ormandı. Bundan dolayı o tarihten itibaren iklim tamamen değişti. Kar yağışı ve don azaldı.

Biz Sinop’a geldiğimizde yazın çok fazla sivrisinek vardı ve sıtma hastalığı salgındı. Şehirde kanalizasyon yok, tamamen kuyular vardı. Şehir suyu, mahallelerdeki çeşmelerden temin ediliyordu. 1950 yılından sonra, adadaki sülük gölünün su men bağındaki terkos şebekesi yapılarak evlere verildi. Fakat kifayetsizdi. Aynı yıl kanalizasyon şebekeleri yapılmıştı. Su için aynı zamanda, tarihini bilmediğimiz çok eski kuyulardan istifade edilirdi. Gelincik mahallesi, tersane, park ve âşıklar buralarda çok kuyu vardı.

Milli mücadele yılları kahramanlarından Ordu köylü Hasan Kabal Çavuş’u tanıyorum. 14 yıl askerlik yapmış, Kafkas cephesinde iken Mustafa Kemal’le karşılaşmış. Çavuş olarak büyük hizmetlerde bulunmuş. Harp bittikten sonra terhis olmuş, köyüne dönmüş. Mustafa Kemal, Hasan çavuşu bu hizmetinden ötürü ödüllendirmek isteyerek üç kez Ankara’ya çağırmış. Burada işin hazır gel dediğinde, her seferinde paşaya teşekkür edip “ ben köyümde kalmak isterim” cevabını vermiş. Bu olayı bizzat Hasan çavuş’tan dinledim. Hiçbir menfaat gözetmeyen milli kahramanlar bunlar.

Bir milletin istiklali elinden alınmış, vatan işgal edilmiş. Bu yüce millet, önderli olan büyük insan Mustafa Kemal’in dâhiliğine güvenerek, canı ve malı pahasına milli mücadeleye katılmış, dünyada eşi görülmeyen zafer kazanılmış. Çanakkale’de ikiyüz kırkbin şehidimizin kanları hürmetine 83 yıldır cumhuriyetine sahip çıkmıştır.1981 yılında, rahmetli ağabeyim Abbas Gündoğdu ile beraber Gelibolu şehitliğine ziyarete gittik. Çok etkilendim. 1980 de hacca gitmek nasip oldu. Şehitliği ziyaretimde “ keşke Hz. Peygamberimizin huzuruna şehitlerimizi ziyaret edip de gitseydim” dedim. Ancak bir kavanoz şehit toprağını evimin vitrinine koyabildim.

Artvin ve köylerinde, ipek böceği yetiştirildiğini çok iyi hatırlıyorum. Annem, köydeki amcalarım, dayılarım, halalarım yetiştirirlerdi. Dut ağacı olmayan yerde ipek böceği yetişmez. Dut yaprağı onun besin kaynağı. Sinop’a geldiğimizde, akrabalarımızın yerleştiği köylerine gittiğimizde, onların bol miktarda dut ağacı yetiştirdiğini gördüm. Bu vesile ile ipek böceği yetiştirildiğini öğrendim.

KAYNAK: BİR İNCİ MEMLEKETİM, Yaşar SARIKAYA /2010/ SAYFA: 170-173

 
1 Yorum

Yazan: 23 Ekim 2015 in eski sinop

 

Etiketler: ,

SİNOP TOPRAĞI HAKKINDA ÇALIŞMALARIMIZ

14 EKİM 2015

Çamur banyosu toprağını bulmak amacıyla, numune analize gidiyor

D. ROBİNSON’un 1903 yılında Sinop’ta yaptığı akademik  çalışmalardan, Sinop’ta ÇAMUR BANYOSU  yapıldığını biliyoruz. Çamur banyosu ile ilgili toprak konusunda araştırmalar yaptık. Fotoğrafta, Karakum, sarı toprak ve kırmızı topraktan aldığımız örnekler görülüyor.

IMG_0293

Faydalı ve sonuç odaklı çalışmalar hedefliyoruz. Derneğimizin, araştırmaları sitemizden takip edilmektedir. Sinop Toprağı kategorimizde, yaptığımız çalışmaları okuyan İsmail ERSOY, bu alanda çalışmalar yaptığını bize iletti.İsmail Ersoy, Sinop- Gerze doğumludur ve eşinin memleketi olan Kırşehir’de yaşamaktadır. Metalurji, Kimya, ve gıda sanayi gibi bir çok iş kolunda danışmanlık yapmaktadır. Dedesi, Ömeroğlu Durmuş Ersoy, Muhafız Taburu postacısıdır. Atatürk’e çok mektup götürüp getirmiştir.

DSCF2462

Derneğimizi ziyaret eden İsmail ERSOY’a, bu gün  halkın geleneksel olarak çamur banyosu yaptığı toprak örneğini başkanımız verdi.

Ersoy,konu hakkında şunları anlattı:Sinop kileri ile ilgili bir çok araştırmalarım oldu. 1986 yılında, motor blok dökümü için denenmek üzere Karakum’dan numune aldık ve denedik. Numune radyoaktifli bulundu ve radyoaktif ısı ile artacağı için vazgeçildi.Sinop killeri çeşitlidir.

1-BAŞ KİLİ: Potasyum, alüminyum silikat içermektedir. Osmanlı Devrinde bu kil çamaşır yıkama amacıyla Sinop’tan İstanbul’a nakledilmiştir. Osmanlı Arşıvinde Görümcek kili olarak kayıtlıdır. O zamanlar, Tilkilik- Buruncuk, Tırnalı- Tatlıcak köylerinden temin edilmiştir. Bu gün de o bölgelerde aynı kil yatakları mevcuttur. Yüzde 8- 9 oranında Na2CO3 içerir.

2-SERAMİK KİLİ:Demirci köyü, Erfelek yolu, Dikmen Kanlıçay bölgesinde bulunur. Adada olduğu söylenen bölge örneğini bulamadık. Bu eskiden amforalarda kullanılan çamurdur.

3-KAOLİN:Gerze Tabaktaş mevkiinde, ince beyaz damar olarak mevcuttur.Bu kil halk arasında pekmez kili olarak bilinir.

4-TUĞLA KİLİ: Boyabat tarafında tuğla fabrikalarından kullanılan topraktır.

5-HEKTALİT: Çürük kayalarda az miktar bulunur.

Sinop’un Pervane Tepesi kumu, pik ve çelik dökümü için uygun değildi. 1976 yıllarında, Pervane Tepesinden Karadeniz Bakıra yüzlerce kamyon kum nakledilmiştir. Alan tarihi eser olarak tescillendiğinde bu işlem sona ermiştir.

Sizden aldığımız numunenin, RADYOAKTİF kontrolünü yapacağız. XR cihazında, içinde ne var ne yok bakacağız.”

DSCF2464

ERSOY,Dernekte bilgi veriyor.

İsmail Ersoy’a teşekkür ediyoruz. Analiz sonucunu merakla bekliyoruz.

BİLKE

 

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Ekim 2015 in Sinop Toprağı

 

Etiketler: , ,

YEŞİL ZEYTİN ÇAKATUZ ADI NEREDEN GELİYOR?

ÇAKATUZ VE ÇAKASİS[1]

zeytin

İlimizde bulunan eski ahşap evler, turist kafilelerinin ilgisini çekmektedir. Özellikle Yunanistan’dan gelenler, evlerin çevresini dolaşır, fotoğraflar çeker, eski günlerden bir iz ararlar. Bu evlerde yaşayanlar, belli ki onlara anılarını anlatmıştır. Kimileri de eskiden yürüdüğü taş sokakları, koşup oynadığı tarlaları, zeytin ağaçlarını bulmak umuduyla, aranır dururlar. Artık yeni yapılaşmalar şehri değiştirmiş, eski görünümünden çok az şey kalmıştır.

İnsan, yaşadıklarını hafızasına kaydeden bir yapıya sahiptir. Olayları duygusal dünyası içinde, kimliğine özgü şekillendirerek belleğinde saklar.  Geçmişten bir kelime, bir eşya, belki bir türkü onun için neler, neler ifade edecektir.

Gerze’de, o eski günlerden kalan bir sözcük tespit ettim. İlçede çıtlatılmış yeşil zeytine “çakatuz” denir. Çocukluğumda duyduğum bu kelimenin anlamını hep merak etmişimdir. Yeşil zeytin, taşla çıtlatılır ve salamura yapılır. Acaba taş ile çat, çat vurulup tuzlandığı için mi bu adı aldı diye düşünmüşümdür?

Yıl 2009, bir TV programında Kıbrıs’ta yemek yarışması izledim. Her yarışmacı masaya soğuk meze olarak “çakasis” adı verilen meze çeşidi koydu. Bu kelime bana birden, Gerze’de yeşil zeytine çakatuz dendiğini hatırlattı. Kıbrıs’ta yeşil zeytinin adı çakasis idi. Kıbrıs’ta çakasis adı verilen aynı meze, işin gerçeğini ortaya çıkarmıştı. Çakatuz sözcüğü eski günlerden kalan bir kelimeydi. Rumlardan kalan bu kelime, Gerze’de çakatuza dönüşmüştü.

Kültür etkileşimleri, dünyada benzer örneklerle doludur. Hepsinin tabanı “insan olmaktan” başlar ve yine “insan olmak” gerçeğine doğru yol alır.

[1] Y.SARIKAYA Bir İnci Memleketim- 2010,  s, 246

Halkbilimi, insan bilincinin zamanda nasıl yol aldığını, bilinçsel basamaklarını bütün bilim dalları ışığında ortaya  koyar. Toplumun yaşam birikimlerinin sağlamasını yapar. Kültürleri yarıştırmaz, her öge değerlidir diye bakar ve yerinde tespit eder. Çakatuz, Gerzelilerin bu gün de kullandığı bir sözcüktür. Türkler, yer isimlerinde olsun, konuşma dilinde kullandığı kelimeler olsun hepsini  kendi anladığı biçime sokar ve öyle kullanır. Kullanımda, bazı harfleri düşürür, bazısını değiştirir. HACISELLİ köyünün adı aslında HACIİSALI, TİLKİLİK köyünün adı TİRKİLİ, İSTAVROS adı da İSTAVRAN  olarak kullanım diline geçmiştir.

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Ekim 2015 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

“BEYAZ LALE”RUMUZLU ÖĞRETMEN İLE SİNOP YİBO ANILARI

SÖYLEŞİ

yibo (1)

BİLKE- Y.SARIKAYA: Değerli öğretmenim, Kuzey Yıldızı Projemizin öğretmenlerinden biri olarak seninle gurur duyuyoruz. Beyaz lale rumuzu ile söyleşi konuğumuz olduğun için teşekkür ederim. Bize YİBO öğrenciliğini bize anlatır mısın?

“BEYAZ LALE”  ÖĞRETMEN: 1997 yılında Sinop merkeze bağlı uzak bir köyde ilkokula başladım.    Okulumuz birleştirilmiş sınıftı,  beş sınıfın sadece bir öğretmeni ve her sınıfta da 6-  7 öğrenci vardı. Okula ablam ile bir dağın içinden yürüyerek giderdik ve okul yoluna ulaşmak için çay üzerine kurulmuş tahta bir köprüden geçerdik. Bu köprü çok sağlam değildi ve aşırı yağışlarda çayın suyu arttığında köprüden korku ile geçerdik. Köprüden geçerken sulara baktığımda, gürül gürül akan suyun bizi alıp götüreceğini sanırdım. Annemler köprüden geçerken korkmamamız için suya bakmayın derdi. Kış gelince okula gitmemiz daha da zorlaşırdı. Babam İstanbul ‘ da çalıştığı için aşırı kar yağışlı günlerde annem bizi kucağına ya da sırtına alarak okula götürürdü.

BİLKE- Y.SARIKAYA: Genç öğretmenim, beni eski günlere götürdün. 1974 yılında Ordu ili Aybastı kazasının en uzak köyünde göreve başlamıştım. Dereler ve çaylar geçerek okula ulaştığım günleri hatırlattın bana. 5 sınıf birleştirilmişti ben de tek öğretmendim. Ö günlerden bir öğrencim 2006 yılında beni arayıp buldu. ODTÜ mezunu ve başarılı bir iş adamıydı. “Öğretmenim, her gün dereden geçerken beni kucağınıza alırdınız “dediğinde, emeklerin boşa gitmediğini görmekten çok mutlu olmuştum. Birleştirilmiş sınıf eğitimine devam edelim öğretmenim:

“BEYAZ LALE”  ÖĞRETMEN: 3.sınıfa başladığım yıl, okul binamızda çatlaklar oluşmaya başlamıştı. Bina çok eski olduğu için ve yıkılma tehlikesine karşı öğretmen lojmanına taşınmamıza karar verildi. El birliği ile okulu boşaltıp lojmanın küçük odasına taşındık ve artık sınıfımız burası olmuştu. İlkokul hayatımın ilk üç yılı bu şekilde köy okulunda geçti. Üçüncü sınıfı bitmek üzereydi. Lojmanın bir odası, birleştirilmiş bir sınıf için küçüktü. Köyde 1.sınıfa başlayacak öğrenciler vardı. Öğretmenimiz,  3-4. Ve 5. Sınıf öğrencilerini YİBO ya göndereceğini, oranın yatılı bir okul olduğunu söyledi. Ailemizden uzakta okuyacaktık. O zamanlar bu olanları pek anlayamasak da ailemizden ayrılık için çok küçüktüm. Okullar açılmıştı ancak YİBO ya bizim için henüz yatak ve dolap gelmediği için okula 1 ay geç gittik. Annemler hazırlıklara başlamıştı. Okula gittiğimizde saçlarımızın bakımını yurtta kendimiz tam olarak yapamayacağımız için upuzun çok sevdiğim saçlarım kesildi. Babaannem pazardan bize yeni kıyafetler, ayakkabı, bavul ve birtakım kişisel eşya almıştı. Artık o gün geldi babaannem,ablam ve ben köydeki diğer öğrencilerin de olduğu  köyün minibüsüne binerek  okula ulaştık.Kocaman 3 tane binayı ve bir sürü öğrenciyi görünce şaşkınlığımızı gizleyemedik.   O zamanlar bu olanları pek anlayamamıştım,  ailemizden ayrı olmak üzücüydü. YİBO ya kayıtlarımız yapıldı ve 4.sınıfa orada devam edecektim. Ben o zamanlar henüz 10 yaşındaydım ve aileden ayrılmak için çok küçüktüm. Okullar açılmıştı ancak YİBO ya bizim için henüz yatak ve dolap gelmediği için okula 1 ay geç gittik. Babaannemle sınıflarımıza girip öğretmenlerimizle tanıştık, babaannem öğretmenlerimize bizi onlara emanet ettiğini söyledi ve onlara bizim için harçlık verdi ihtiyacımız oldukça bize vermesini söyledi. Daha sonra yurda girdik,12 kişilik bir odada kalacaktık ve henüz dolabımız yoktu,kalacağımız yataklar bize gösterildi.Artık minibüsün gitme vakti gelmişti ve babaannemden gözü yaşı bir şekilde ayrıldık

BİLKE- Y.SARIKAYA: Öğretmenim, seninle YİBO vesilesi ile tanıştık. Yüksek köylerin, Yatılı Bölge okullarının, o köylerdeki ailelerin sorunlarını çok yakından tanıyan biri olarak, sizlerin eğitimi derneğimiz için çok önemlidir. Ne mutlu ki şimdi karşımda bir meslektaşım ve öğretmenim duruyor. Okula geldikten sonra gelişmeler nasıl oldu?

BEYAZ LALE  ÖĞRETMEN:

Her şey bana çok yabancıydı, öğretmenler, öğrenciler ve sınıf. Benimle birlikte dört arkadaş daha gelmişti köyden,o gün sıramızdan hiç kalkmadık,sınıftaki öğrenciler etrafımıza toplandı bize sorular sormaya başladı.Hepsi mutlu görünüyordu aileden uzakta yaşamaya alışmışlardı.Dersler bana çok yabancı geliyordu,anlatılan birçok şeyi ilk kez duyuyordum.Köydeki okulda  okuma,yazma ve basit düzeyde toplama,çıkarma öğrenebilmiştik.Derslerde zorlanacağımı  düşünmeye başlamıştım.Artık dersler bitmişti ve burada ilk yemeğimizi yiyecektik.Yemekhanenin önünde sıra olduk ve bizi sınıf sınıf içeri aldılar.Çok üzgündüm ama bir o kadar da açtım,bir şeyler yemeye çalıştım.Yemeği yiyip odalara çıktık,yeni arkadaşlarla tanıştım.Onlarda bize yakın köylerden gelmişlerdi.İlk gündü ,yorgunduk,üzgündük.Odamızdaki bir arkadaş ise bizden çok farklı idi.Sanki aileden uzağa gelmemiş gibiydi.Çok mutlu idi ve yatağın üzerinde gece yarısına kadar oynadı ,zıpladı üzgün olmamıza rağmen bizi güldürdü.Sabah uyandığımızda ise o arkadaş yerde yatıyordu.Üst ranzanın korkuluğu olmadığı için yere düşmüştü ve kolu kırılmıştı.Neşeli kızın bu hali bizi üzmüştü.Bu olay aklıma geldikçe hem gülerim hem üzülürüm.Günler okul ile yurt arasında git gel geçiyordu.Burada ilk yılımdı ve yurt da kızamık olan arkadaşlar oldu.Daha sonra bir sürü öğrenciye bulaştı ve bunlardan biri de bendim.Okulumuza haftanın belirli günlerinde merkezden doktorlar gelirdi ve hasta öğrencileri muayene ederdi.

BİLKE- Y.SARIKAYA: 10 yaşında bir çocuk, hasta ve yatılı okulda. Aile gel desen bile gelemez, çünkü vasıta bulamaz. Para ile tutsa çok masraflı olur. Sabırla yürüttüğünüz süreç, hayatı kolay kazananlara örnek olmalı diye düşünüyorum. Hastalandın, o günler nasıl geçti?

“BEYAZ LALE”  ÖĞRETMEN:

Doktor kızamık olan bütün öğrencilere ilaç verdi 2 hafta boyunca yurdun revirinde kaldık.Okula alışamamışken bu hastalıkla hem derslerden uzak kalmıştım hem ailemi özlüyordum ve okuldan soğumuştum.Zamanla iyi bir arkadaş çevrem oldu onlarla birlikte çalışarak birbirimizin eksiğini kapattık ve sınavlarımıza çalışıp iyi notlar aldık.Ayda bir köyün minibüsü ile köye gidiyorduk pazartesi geri dönüyorduk.Bu minibüste öğrenciler dışında yolcularda olurdu ve kucak kucağa otururduk.Zamanla ayda bir köye gitmeler sadece bayram,yarıyıl ve yaz tatilinde gitmelere dönüştü.Yol parası da oldukça pahalı idi.Ailemiz köye gelmek için vereceğiniz parayı yurtTa harçlık yaparsınız diyordu.Her köyden gelişimde okul,yurt,insanlar bana yabancı geliyordu ancak bir süre sonra alışıyordum.İyi ki yanımda ablam vardı,ailemden birinin yanımda olması bana güven veriyordu.Ablası ve abisi olmayan çocuklarda vardı ve benden daha küçüklerdi.Kıyafetini kendisi giyemeyen,banyosunu yapamayan,saçını tarayamayan yardıma muhtaç bir sürü öğrenci vardı. Bu öğrencileri gördükçe gerçekten kendimi şanslı hissetmeye başlamıştım ablam bana hep yardımcı oluyordu ve annelik yapıyordu.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Kendimizden başka yaşamlara duyarlı olsak, dünya daha iyi bir dünya olurdu. Yaşam, farklı kültürler farklı birikimlerle aynı ortamı paylaştırıyor bize. Ben seninle tanıştığımda 3 kardeşine sen de annelik yapıyordun. Lise öğrencisiydin, şehre uzak bir evde kirada oturuyordunuz. Çamaşırı elinde yıkıyor, evin işlerini yemeklerini sen yapıyordun. Ablan sana iyi bir örnek olmuş ki, sen de kardeşlerine sahip çıktın. Yaşamınız, başkalarına örnek olur düşüncesiyle değerli buluyoruz. Sizler, fark etmek ve kendi yerini bilmek olgunluğunu erken yakalayan insanlardansınız.

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Ablam iyi ki vardı. Artık arkadaşlarımızla aile gibi olmuştuk, eksiklerimizi birbirimiz ile tamamlıyorduk,elimizde olanı paylaşıyorduk.Çok sıcak,derin,sevgi dolu arkadaşlarım vardı,şimdi herkes bir tarafa dağıldı ama onlarla hala görüşüyorum,onları özlüyorum ve hayatımda arıyorum.Yurdun girişinde ankesörlü bir telefon vardı ve ailelerimiz bize buradan ulaşıyordu.Ailesi arayan kişi aşağıya çağırılıyordu.İsmimizin aşağıda yankılanmasını dört gözle beklerdik.Her telefon görüşmesinden sonra telefonu kapatması bize çok zor geliyordu.Yurdumuz 3 katlı idi ve odalar sekiz kişilikti.Yurda ilk geldiğim yıl kaldığım oda 1 yıl sonra etüt odasına çevrildi.

BİLKE- Y.SARIKAYA:   10 yaşında yatılı okula başladın, banyo nasıl yapıyordunuz?

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Her katta lavabo,  en alt katta da banyo vardı. Banyo günleri tam bir eziyetti. Öğrenci sayısı fazlaydı ancak yeterli kabin yoktu ve banyo yapabilmek için saatlerce sıra beklerdik.Bu ortak yaşam alanları nedeniyle saçlarımızda bit ve sirke oluyordu.Köye her gittiğimizde annem temizlerdi ancak okula gidince tekrar olurdu.          Yurdumuzda bulaşıcı hastalıklar da çok yaygın görülüyordu. Ben de yurtta kaldığım süre içinde kızamık, sarılık, kabakulak hasatlıklarını geçirdim. Zaman zaman okulda kıyafet ve temizlik malzemesi dağıtımı yapılırdı ve biz çok mutlu olurduk. Her yıl mayıs ya da haziran ayında panayırlar oludu. Ailelerimiz gelirdi ve birlikte panayırda dolaşırdık, piknik yapardık, bir şeyler alırdık. Ailesi gelemeyen çocuklar, öğretmenler gözetimin de panayırda gezdirilirdi ve panayır iki günün ardından biterdi.

BİLKE- Y.SARIKAYA:   Öğretmenim, ben de bitlendim mesleğimin ilk yılarında. 1974- 75 öğretim yılıydı. Yeni mezun olmuşum, meslek aşkı doluyum. Her birimiz bir meşaleyiz diye düşünüyoruz, tam kapasite çalışıyordum. Erkek kız halk oyunları ekibi çalıştırdım. Güzel bir ekip oldu, çalışmaların birinde eve geldim, çamaşırımda bir böcek gördüm, ben böcek sanmıştım ama sonradan bit olduğunu öğrendim. Ne kadar zor şeymiş bit temizlemek. Daha sonra şampuanlar çıktı ve bit daha kolay temizlendi.

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Sabahları erken kalkardık,etüt saatlerimiz olurdu,ardından kahvaltı yapıp okula geçerdik.Akşam yemeğinden sonra da bir saat etüdümüz olurdu.Çoğumuzun maddi durumu yetersiz olduğu için kantinden istediğimizi alıp yiyemezdik ve yemek saatlerini dört gözle beklerdik.Taşıtlı öğrenciler bir şeyler alıp yerken bizim de canımız çekerdi.Öğretmenlerimiz bizim için anne,baba gibiydi.Orada hayatımda derin izler bırakan,bana çok şeyler katan değerli öğretmenler edindim.Sağ olsunlar bizden sevgilerini,merhametlerini esirgemediler.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Yatılı okul ne zamana kadar devam etti?

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN: 8.sınıfı  bitirmiştim ve 4.sınıfta başlayan yatılı öğrencilik hayatım bitmişti artık. Lise sınavlarını kazanamamıştım birkaç bilirkişinin tavsiyesi üzerine babaannem beni düz liseye kayıt ettirdi. Ablam,ben ve babam Sinop merkezden bir ev tuttuk. Babam artık İstanbul ‘dan gelmişti ve bizim yanımızda çalışacaktı.Doğru düzgün yemek yapmayı bilmiyordum,ablam okuldan geç çıktığı için yemek yapmak bana düşüyordu ve zaman insana her şeyi öğretiyordu sonunda ben de yemek yapmayı öğrendim.Arada annem ya da babaannem yanımıza gelir babam köye giderdi.Bu şekilde bir buçuk yıl geçti.Sonra babaannem hastalandı ve tedavi olmak için  İstanbul’ a gitti.Annem köyde yalnız kaldığı ve köyde sürekli iş olduğu için babam köye gitti.Artık ablamla kalmaya başlamıştık.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Kaç kardeşsiniz?

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Beş kardeştik diğer üç kardeşim de başka bir yatılı okulda okuyordu.Zamanla onlarda liseye başladıkça yanımıza geldi.Kardeşimin biri Sinop’un bir ilçesinde Sağlık Meslek Lisesini kazandığı için bizden ayrı okumaya başladı.Lise üçüncü sınıfta iken babaannemi kanserden kaybettik,bu ölüm bizim için büyük yıkım olmuştu.Her yeni okula başlayışımda yanımda olan bizden sevgisini hiçbir zaman esirgemeyen bize anne ve babamız varken annelik ve babalık yapan o güzel insan yoktu artık.Bu olaydan sonra toparlanmaya çalıştım o güzel insan bizim okumamızı,kimseye muhtaç olmadan yaşamamızı istemişti ve her zaman  bunun için çaba göstermişti.Bunları düşünerek derslerime sıkıca sarıldım ,babaannemi özleyip ağlayarak ders çalıştığım çok olmuştur.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Babaannen kız çocuğuna değer veren insanlardanmış.  Rahmet olsun, nur içinde yatsın. Bu günün yaşlılarına da örnek olsun.  Siz 5 kız kardeşsiniz, ablan, sen ve kardeşin meslek sahibi oldunuz. Diğer 2 kardeşin de üniversiteyi bitirince meslek sahibi olurlar inşallah.

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

BİLKE sayesinde 2 kardeş sınıf öğretmeni olduk. Ben lise 3.sınıfı bitirdiğim yıl ablam okulu bitirdi ve evlendi. 4. sınıfa başladığımda ben ve 2 kardeşim artık birlikte yaşayacaktık. Üniversite sınavlarına hazırlanmak için indirim kazandığım bir dershaneye yazıldım. Kaldığım ev ile dershane çok uzaktı. Evimiz çok küçük, bir oda,bir mutfaktı ve pek eşyası da yoktu,bir çamaşır makinemiz ve ders çalışma masamız bile yoktu.Derslerimize yere oturup çekyatı masa olarak kullanıp çalışırdık.Hayat zordu,2 kardeşin sorumluluğu,babaannemin yokluğu ablamın ve ailemin uzakta oluşu,evin işleri,yemek hazırlaması her biri beni zorluyordu.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Ada tarafı rüzgar alır ve soğuk olur, kışın nasıl ısınıyordunuz?

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Soba ile ısınıyorduk, o sobanın bir türlü yanmaması dumanını sürekli dışarı vermesi moralimizi bozuyordu. Bunların yanında okulla dershaneye gidip üniversiteye hazırlanmak, gelecek kaygısı, sınavı kazanamama korkusu. Her gün yürüyerek dershane etütlerine gidip gelmek, akşam yorgun argın ders çalışmak.Koltuğun üzerinde yorgunluktan uyuyakaldığım çok olmuştur.Bunların yanında yaşadığımız maddi yokluk.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Okulda, dershanede arkadaşlarınız farklı ortamda yetişen çocuklardı. Bu konuda ne söylemek istersin?

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Sinop‘ un zengin ve marka giyinen şımartılmış çocuklarının yanında, bizim tek tip kıyafet ve ayakkabımız vardı. Dönüp dolaşıp yapılan aynı yemekleri yapıyorduk, ekmek parası yaparım diye dolmuşa binmezdik. Okula yağmurlu günlerde yürüyerek gider ve dershane taksitlerini nasıl ödeneceğini düşünürdüm Babamın düzenli bir geliri olmadığı ve dört kardeş okuduğumuz için gerçekten sıkıntılar içinde okuyorduk.Bir gün dershanenin rehber öğretmeni ile görüşmeye gittim ve dershane taksitlerimi yatıramadığımı,üniversiteyi kazansam da nasıl okuyacağımı bilmediğimi söyledim.O da bana BİLKE ‘den bahsetti ve benim için görüşeceğini söyledi.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Köylerdeki içler acısı durumu biliyorduk. Derneği bu amaçla kurmuştuk. Köylerimiz göç yüzünden boşalıyor, büyük şehirde köylülerimiz sistemin çarkında yok oluyordu. Köyde kalanlar da sizin gibi yaşam mücadelesi veriyordu. Burs verdiğimiz öğrencilerde aradığımız özelliklere uygundunuz.

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Bir gün telefonum çaldı, BİLKE ‘den arıyorlardı ve görüşmeye çağırıyorlardı. Görüşmeye gittim ve orada çok sıcak karşılandım. Bu tanışma bana ve kardeşlerime ümit ve gelecek oldu. Orasının bizi anlayan, gerçekten mazlumun yanında olan, köylü şehirli ayrımı yapmayan bir yer olduğunu ilk gün anlamıştım. Daha sonra sınavlara girdim ve üniversiteye yerleşebilecek bir puan aldım. Kardeşlerimi yalnız bırakmamak ve ayrı bir masrafım olmasın diye üniversiteyi Sinop ‘da okudum.Üniversitede de 2 kardeşim ile kalmaya devam ettim. Yardım eli uzatan eller, yüce gönüllü insanlar sayesinde biraz rahata ermiştik. Yeni bir eve taşınabildik, daha çok eşyamız oldu, en önemlisi artık çamaşır makinemiz ve ders çalışma masamız vardı ve biz çok mutlu idik. Çektiğimiz sıkıntılardan çok şey öğrendim ve sıkıntılarla olgunlaştım. Ve bugün diyorum ki iyi ki o günleri yaşamışım, iyi ki hayatımda eksikliğini hissettiğim ve kazanmak için çaba gösterdiğim şeyler olmuş. Bana hayatı öğreten, anlatan değerli öğretmenlerim olmuş.Ne mutlu ki artık ben de bir öğretmenim ve benimde hayatı öğretmeye çalıştığım öğrencilerim var.

BİLKE- Y.SARIKAYA:  Bütünlemeye kalmadan okudun, KPSS’yi kazandın, atandın. Bizim için gurur duyduğumuz öğrencilerimizdensin. Aile içi davranışlarınla örneksin. Yazın seni pazarda satış yaptığını gördüm, inan göğsüm kabardı. Baba parası ile eğlencelerde zaman doldurmak yerine çalışan bir birey oldun. Biz ürettiklerimizle tanımlanıyoruz aslında. İç dünyamız ne ise dış dünyaya onları yansıtıyoruz. Vefana,  temiz gönlüne, çalışkanlığına teşekkür ediyor, meslek hayatında başarılar diliyoruz. BİLKE AİLESİ SİZLERLE BÜYÜYOR. Ülkenizi sevin, Cumhuriyete sahip çıkın.

BEYAZ  LALE  ÖĞRETMEN:

Tanıştığım ilk günden bugüne kadar benim kardeşlerimin ve bizler gibi daha nice gerçekten okumak isteyenlerin yanında olan ve olmaya devam eden, bizden desteğini esirgemeyen BİLKE’ ye sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bir tarafa itilmişlik duygumun yok olmasına sebep olan, kendine güvenen, kimsenin kimseden üstün olmadığını ve herkesin eşit olduğunu bana öğreten sevecen, sıcacık yüreğini bize açan  BİLKE ‘ de tanıştığım saygıdeğer hocama da şükranlarımı sunuyorum. Ve öğretmenlik hayatım boyunca  değerli hocam gibi ülkesi için çalışan, yaşadığı yere pek çok şey katan, gelenek ve göreneklerimizi unutturmayan ve daima yaşatmaya çalışan,genç nesillere ışık saçan bir öğretmen olmayı diliyorum.

SINIF ÖĞRETMENİ

Beyaz Lale

 
 

Etiketler: , ,

EL VURUP YAREMİ İNCİTME…… 30 AĞUSTOS

30 AĞUSTOS

M4031B-4203

kurtuluş

KIYMET BİLMEK,

ACABA NE DEMEK??? 

ELDE YOK, AVUÇTA YOK

EVDE YOK, ÇARŞI PAZARDA YOK…

VE…

KÖYLÜ ŞEHİRLİ BİRLİKTE BU VATANI KURTARDI…

KUTLU OLSUN 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

ATATURK ARASTIRMA MERKEZI BASKANLIGI (ATAM), ARSIVLERDE YER ALAN, ARALARINDA DAHA ONCE PEK BILINMEYEN KARELERIN DE BULUNDUGU KURTULUS SAVASI'NA AIT FOTOGRAFLARI, 23 NISAN ULUSAL EGEMENLIK VE COCUK BAYRAMI NEDENIYLE AA ILE PAYLASTI. OZEL TEKNIKLERLE KORUNAN VE GELECEK NESILLERE AKTARILMAYA CALISILAN FOTOGRAFLARDA ADI, YASI BILINMEYEN KINALI KUZU MEHMETLER, HASANLAR DA VAR, KUCUCUK YASTA "COCUK OLMADAN" ANNE OLAN AYSELER, FATMALAR DA... 1923 YILINDA CEKILEN BU FOTOGRAFTA, SAVASTA OLDUGU GIBI ZAFER SONRASI DA ATATURK'U COSKUYLA KARSILAMAYA GELEN USAKLI COCUKLAR YER ALIYOR. (ANADOLU AJANSI - ATAM) (20130422)

ATATURK ARASTIRMA MERKEZI BASKANLIGI (ATAM), ARSIVLERDE YER ALAN, ARALARINDA DAHA ONCE PEK BILINMEYEN KARELERIN DE BULUNDUGU KURTULUS SAVASI’NA AIT FOTOGRAFLARI, 23 NISAN ULUSAL EGEMENLIK VE COCUK BAYRAMI NEDENIYLE AA ILE PAYLASTI. OZEL TEKNIKLERLE KORUNAN VE GELECEK NESILLERE AKTARILMAYA CALISILAN FOTOGRAFLARDA ADI, YASI BILINMEYEN KINALI KUZU MEHMETLER, HASANLAR DA VAR, KUCUCUK YASTA “COCUK OLMADAN” ANNE OLAN AYSELER, FATMALAR DA… 1923 YILINDA CEKILEN BU FOTOGRAFTA, SAVASTA OLDUGU GIBI ZAFER SONRASI DA ATATURK’U COSKUYLA KARSILAMAYA GELEN USAKLI COCUKLAR YER ALIYOR. (ANADOLU AJANSI – ATAM) (20130422)

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Ağustos 2015 in Haberler

 

Etiketler: