RSS

Kategori arşivi: Eğitim

GURURUMUZ “ONUR ÖĞRENCİLERİMİZ”

07.10.2021-BİLKE

Sessiz çığlıklara duyarlı olmakla başladı BİLKE yolculuğumuz. Kalemin yazamadığı, insanın içine dokunan gerçekleri hissederek. Toplumun sorunlarını algılamamız, tıpkı ikizlerin birbirinin halini hissetmesi gibiydi . 2008 yılında başlayan BİLKE hikayemiz, bizi çaresizliğin derin ve karmaşık girdaplarının içinde kendi yağı ile kavrulanlarla tanıştırdı. Kimseden yardım istemeyen, sadece yılmadan çalışan onurlu insanlarla. Onlardan çok şey öğrendik.

BİLKE olarak duyarlılığımızın gücünden ve gerçeklerden başka hiçbir güce dayanmadık. Köy- kent demeden, çağın gelişmelerinden uzak olanlara yakın olduk. Ellerimizi birleştirdik, üretme ve çalışma paydasında buluştuk. 

Yolda eşini bıçaklayan görüp de elini kıpırdatmadan umarsızca fotoğraflayan ve onu basına para ile satan; sorunları listeler halinde sıralayarak her gün defalarca konuşan olmak yerine, biz birbirimizle dost ve can olduk.

2020-21 Eğitim Öğretim Yılı ONUR öğrencilerimizle gurur duyuyoruz. 4 üzerinden, Koç Üniversitesi tam burslu öğrencimiz 3;50, Ankara Üniversitesi Hukuk öğrencimiz 3;80, Psikoloji öğrencimiz 3, 82, tıp öğrencilerimiz 3,00 ortalamaları ile hepimizi sevindirdi. Bizleri takip eden, destekleyenlerle sevincimizi paylaşmak istedik. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Ekim 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

YIL 1967 DIMDIMI YAPTIM

16.05.2021- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Kız çocukları hanım, hanım evde oturmalı, ailenin hizmetini görmeli anlayışının yaygın olduğu yıllardı. Kız kısmı, hiç sanat ve müzikle ilgilenir miydi, amannnn ne kadar ayıp bir şeydi bu. Oysa insanın içindeki potansiyelin gücünü kim durdurabilir, buna kimin gücü yeterdi.  

Musical instruments icons in the form of a circle over white background

 10- 12 yaşlarında idim. Rüyalarımda, kendimi hep keman ya da piyano çalarken bulurdum. Babam her hafta sonu ailece bizi sinemaya götürürdü. Yazlık, kışlık sinemalarda, her film değişiminde ailece yeni film izlerdik.

Enstrümanları, sinemada izlediğim filmlerde görmüştüm. Bir müzik aletini elime alıp çalmak, aşktan da öte bir şeydi benim için. Sokakta yürürken bir müzik sesi duysam, ayaklarım gayri ihtiyari yan piri yan piri sese doğru yönelirdi. Yanımda kim varsa,  bana “doğru yürüsene” derdi.

İçimdeki aşk susmuyor, dışarı çıkmak görünmek istiyordu. Bir gün bahçemizdeki tahtalar arasından 20 cm eninde bir metre boyunda tahta seçtim. Yaşım küçük, tahtayı temizlemeye çalışıyorum. Kimse bana karışmadan;

“gene ne icat çıkarıyorsun bırak” demeden tamamlamak için uğraşıyorum. Kalbim hızlı hızlı atıyor, aklımda tasarladığım müzik aleti, onu yapmaya çalışıyorum.

 Babamın zımparalarından alıp zımparaladım tahtayı. Parmaklarım acıdı ve yoruldum ama vazgeçmedim. Kimse engel olmadan, yarım kalmadan bitirmeliydim. Her an birisi gelmeden, bırak şu işi demeden bitirmeliydim. Annem,

“kızım ne yapıyorsun gel” diye seslendi, ama iç sesimden başka her şeye kapatmıştım kendimi. Konuşulanları duymadım, yapmaya çalıştığımı da anlatmadım.

Tahtayı zımparaladıktan sonra, yirmi santimetre karesini işaretledim. 20×20 gövde olacaktı. Sap olacak kısmını da çizdim. Sıra kesmeye gelmişti. Testere kullanmayı becerecek yaşta değildim. Ne babam verirdi, ne de ellerim kavrardı. Çaktırmadan mutfaktan bıçak aldım ve sırtına taş parçası ile vura vura tahtanın sap ve gövde kısmını çizdiğim yerlerden ayırmaya çalıştım. Kafamdaki sap ve gövde oluşmuştu.

Şimdi bu tahtaya ses vermeye gelmişti sıra. Babamın malzemeleri arasından cam çivileri buldum. Onları tahtanın üst ve alt ucuna belli aralıklarla çaktım. Ağabeyimin balık oltalarındaki misinaları, çaktığım çivilere bağlamaya çalıştım. Ellerim kesildi, misinaları gerdikçe kesilen yarıklardan içeri giriyor, yaralar daha da açılıyor ve kanıyordu. Acıya aldırmadan devam ettim. Fazla geremediğim için teller gevşekti. Çalmayı deneyeceğim için nasıl heyecanlanıyordum, kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sanki yerinden fırlayacak gibiydi. Önce okul parçalarını çalmaya başladım, sonra günün sevilen şarkı ve türkülerini. Çalıyordum, çalıyordum hem de söyleyerek eşlik ediyordum.   

Annem gördü,

hiç arkadaşların arasında senin gibi birisi var mı, herkesin kızı hanım hanım el işi yapar, bizim kız DIM DIM peşinde; Deli kız Allah işini mi kurutttu” dedi.

Benim yaptığım sazın adı da o günden sonra DIM DIMI oldu. Ağabeyim de dım dımının gövdesine ses yayılsın diye o zamanın VİTA tenekesinden gövde yaptı. Artık çalıyor söylüyordum. canım babam, orta 2. sınıfa geçtiğimde, benim tutkumu görünce bir akşam eve CURA BAĞLAMA ile geldi. artık dünyalar benim olmuştu.

1500 yıllık mağarada bulunan saz, benim dımdımının şimdi fotoğrafı da yok kendisi de.

 

Etiketler: , , , , , , ,

YANGIN VAAAAAAAAR!

04.05.2021-A. Yaşar SARIKAYA

MAHALLENİN DELİSİ

İki katlı evin alt katı tutuşmuş yanıyor. Herkes panik içinde, yangın gittikçe büyüyor. Mahalleli ayakta, itfaiye aranmış merakla bekleniyor. Bağıran, çağıran, dedikodu yapan, üzülen, her çeşitten var.

Anne temizlik işine gitmiş, 3 çocuğunu evde bırakmış. Başlarında12 yaşında abla varmış. Çocuklar birlikte oynarken sobaya odun atmış. Sobanın üstünde çamaşır asılıymış. Sonra balkona geçmişler orada kalmışlar bir süre. Sobanın üstündeki çamaşırlar aniden tutuşmuş, yere düşmüş önce halı derken bütün eşyalar alev almış. Dışarı çıkmak için alevlerden geçmek gerekiyormuş. Abla, bir yol bulup kardeşlerini kurtarıp alevlerden çıkarmış, ama kendisi içeride kalmış.

Yangın gittikçe büyüyor, üst katta oturan evime sıçrayacak diye korku içinde, feryat figan yangını seyrediyor. İtfaiye sesi geldi, ama itfaiye ortada yok. Neyse birazdan göründü. Ama o da ne, itfaiye park eden özel araçlardan geçemiyor. Yangın aldı başını gidiyor. Herkes tedirgin. Kalabalık gittikçe arttı. Elinde çekirdek çıt çıt çitleyip,  bir taraftan da yangını sinema seyreder gibi izleyen de var, slogan atan da.

yan- gın bu-ra-da dev- let- ne-re- de

Yangın burada devlet nerede” diye bağırıyorlar.

12 yaşındaki kız içeride, yahu hiç mi vicdanlı biri yok. Etmeyin eylemeyin. Çekirdek çitleyenler, elinde telefonla videoya alanlar, bağıranlar, 3 çocuk evde bırakılır mı yuh kadına diyenler var. Var da var yani, ama bir tek yardım eden yok.

Neyse mahallenin delisi dedikleri biri var. Aslında adamda, mahallelinin toplam aklından  fazlası var eksiği yok. Adam baktı seyreden seyredene, komşulardan battaniye istedi. Yalvar yakar buldu, bir kova da su istedi. Isladı battaniyeyi kafasından başlayarak doladı vücuduna. Daldı içeri, herkes heyecan içinde. İtfaiye acı acı siren çalıyor, araç sahipleri yok meydanda. Artık itfaiyeciler uzaktan seslendi kalabalığa

“ yahu yok mu yardım eden, gelin şu arabaları kaldırıma alalım”.

3 araba, az da değil. Ha gayret, tuttular arabayı zar zor çektiler kaldırımın üstüne. Yol açıldı, itfaiye arabası geçti. Su sıkmaya başladı, o sırada mahallenin delisi dedikleri var ya, abla kucağında çıktı alevler arasından.

İtfaiye yangını söndürdü. Çocuklar ambulansla hastaneye gitti. Vizyondaki sinemanın seyircileri dağıldı. Yerde çekirdek kabukları kaldı…

 
 

Etiketler: , , , , ,

RAMAZAN YARDIMLARINIZA TEŞEKKÜRLER

01.05.2021-BİLKE

Köylerde öğrencilerimizi ve ailelerini ziyaret ediyor, koşulları yerinde görüyoruz

13 yıldır çiftçi, inşaatçı, temizlik işlerinde çalışan ve öğrenci okutanlarla birlikte yol alıyoruz. Yatılı Bölge okullarından Sinop Anadolu Öğretmen (yeni adı Sarı Saltuk) Lisesi, Sinop Anadolu Lisesi, Sinop Fen Lisesini kazanan ve kriterlerimize uyan öğrencilerle BİLKE buluşmasını okul idarecileri ve öğretmenleri sağlıyor. Liseden alıyor ve üniversite bitene kadar destek oluyoruz.

Kuruluşumuzdan bu güne sürdürdüğümüz EĞİTİME DESTEK mücadelemizde derneğimizi destekleyen emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

İşsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik gün geçtikçe artıyor. Öğrencilerimiz ve ailelerinin durumlarına çok yakından tanık oluyoruz. Hedefleri çalışmak, çalışmak, yalnızca çalışmak oluyor ve durmadan çalışıyorlar. Gençlerimizin Cumhuriyetin bekçisi olacak sağlıklı bireyler olmaları için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Dernek binası ve tüm dernek harcamalarını finanse eden 90 yaşındaki Kezban SARIKAYA’ya da teşekkür etmeden geçemeyiz. Ramazan için teslim edilen emanetlerinizi yerli yerine ulaştırdık. Hepinize teşekkürlerimizi sunuyoruz.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Mayıs 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

BURSLAR ATÖLYE ÇALIŞMALARI İLE BAŞLADI

23.04.2021- BİLKE

Evet sevgili okurlar; biz dernek çalışmalarımıza çocuklarla başladık. Atölye çalışmalarımıza katılan çocuklar gitar, bağlama, org ve şan derslerinden faydalandılar. Kursa katılan iki çocuk, YBO öğrencilerinden bir kişiye burs kaynağı oldu.

Atölye çalışmaları sonunda mutlaka etkinlik düzenledik. Etkinlikler, projelerimizin tanıtımı oldu. Biz ders verdik, çocuklar kursa katıldı, veliler de köy öğrencilerini desteklediler. Çalışmak, üretmek ve paylaşmak ilkemiz oldu.

O günlerden bu günlere üniversitelerden 3- 4 mezun verdik. Derneğimizin EĞİTİM PROJESİ temelini atan çocuklar ve ailelerine minnettarız.

23 NİSAN çocuklara armağan edilen ilk ve tek bayram. Egemenlik ve çocuk bayramı olması, her kesimden insanın yüreğinde çocuk saflığı ve masumiyetini anımsatıyor. 12 yaşında askere giden ve dönmeyen masum yavrularımızı düşündürüyor.

100. yıl için hazırladığımız videoda, atölye çalışmalarımızdan kareler yer alıyor. TRT Çocuk Korosu eşliğinde, BİZİM

ÇOCUKLAR ATÖLYE ÇALIŞMALARINDA:

Kitaplar, 100. yılda köy okullarına ve ailelere teslim edildi.

Milli bayramlarımızın değerini bilmek ve hep yaşatmak dileğiyle. BİLKE** BİLKE** BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Nisan 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , ,

BİZ NEREDE HATA YAPIYORUZ?

15.02.2021-BİLKE

Etik değerleri kazanmadan her şey oluyoruz maşallah. En iyi muhalefet, en iyi yandaş, en iyi eleştirmen gibi daha birçok şey. Bu kadar EN İYİ varken, acaba neden başaramıyoruz? İşsizlik çok üretim yok; tarım alanları çok, tarım yok. Olaya bütünsel baktığımızda, ne sadece iktidarları, ne de sadece muhalefetleri suçlamak doğru görünmüyor.

Finlandiya Eğitim Sistemi dünyaya örnek bir eğitim sistemi. Küçük yaşta çocuğa bilinç eğitimi veriliyor. Bu, farkındalık eğitimidir. Biz bu noktada hata yapıyor olmalıyız. Aile kendi başaramadıklarını çocuklarında uygulayarak meslek seçiminde bile kendi istediği mesleği dayatıyor. Baskıcı ve dayatmacı eğitim ne kadar başarılı olabilir ki?

Liselerde, öğretmenlerin siyasi eğilimlerine göre gruplaşmalar yapılıyor. Karşıtlıktan beslenen, düşmanlık duygularını geliştiren bu yöntem de başarı sağlamıyor. Öğrenci bilinçli olmadığından bu kesinlikle FARKINDALIK EĞİTİMİ olmuyor. Eğitim sistemimizdeki düzenlemeleri yapacak iktidarlara ihtiyacımız var.

Çocuklar ve gençler, önce kendinin farkında olmalı ve özgür karar verme yetisini kazanmalıdır. Farkındalık sahibi özgür bireyler, kendine ait hayat görüşüne sahip olurlar. Kendileri üretmeyenler, başkalarının ürettiği verilerin, fikirlerin etkisi altına girerler. Toplumda değer gören culuk, cılık, cilik gibi akımlar da bireyi aidiyet baskısı altına alan akımlardır. Etik değerleri kazanan bireyler ise seçme hakkının kişi ve toplum için ne kadar değerli olduğunu bilir. Kendini doğru ifade ederler.

Eğitim sistemindeki hatalar, kişinin tüm seçimlerine yansımaktadır. Eğitim sistemimiz, bireylere ETİK DEĞERLER kazandırmalıdır. Y.SARIKAYA

Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi’den ‘’İnsanca Yaşam için Değerler Eğitimi’’

“Mesleki normlar, günlük hayatında insan davranışlarında kullandığı, yalnızca onu gerçekleştiren için anlamlı olan eylemler, toplumun veya geleneklerin getirdiği eylemler evrensel etik değerler olarak kabul edilemez. Burada tüm toplamda bir kavram karmaşası oluşmuştur. Felsefik etik değerler ile ahlaki normlar birbirleri ile karıştırılmamalı”

“Kişilerin değerleri yani dürüst olmak, adil olmak, doğruluk değerleri kişilere ilişkin normlar olurken etik sevgi, anlayış gibi değerler evrensel nitelikte olabilmelidir. Ahlaki normlar yasaların yapılmasında, meslek normlarının belirlenmesinde kullanılır. Ancak etik değerler, insan hakları örneğinde olduğu gibi, ırklardan, dillerden mezheplerden kültürlerden bağımsız değerler bütünü olarak karşımıza çıkar. Bu değerler ile davranılmaması bizi toplumda zor durumda bırakmaz veya yasaya aykırı olmaz. Ancak etik değerlerin dışında olabilir. Etik değerler insanın onurunu oluşturur. İnsan onuru ise, insan türünün en başta etik başarıları ve bilincini oluşturur.”

“Birey, çocukluğundan itibaren etik değer bilgisi ile eğitilebilir ve yaşamında bu değerleri kullanmaya alıştırılabilir. Eğer yaşamı etik değerler ile  sürdürmeye karar verdiyseniz gerekli olan bu bilgidir. Normlara göre hareket etmenin ötesinde değerler bilinci ile hareket edebilecek bir eğitim verilmelidir. Ancak bunun için bu eğitimi verecek olan öğretmenlerin de etik değerler bilinci ile yetiştirilmeleri gerekmektedir”

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Şubat 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , , ,

MENFAAT GEMİSİ

20.01.2021-BİLKE

Titanik zamanının en büyük ve lüks gemisiydi. O gemiye dünyanın en zenginleri ve onlara hizmet edenler binmişti. O koca gemi buz dağına çarptı ve zengini de fakiri de birlikte eşit olarak ölüme gittiler. Kendilerini ayrıcalıklı zannedenler bu şekilde ölüme engel olamadılar.

Menfaat gemisi de her zaman yolcularını alır. Bu gemi, paraya para katmak isteyenlerin, Titanik gibi ayrıcalıklı olduklarını zannedenlerin gemisidir. M.Ö.’de, M.S.’da, yılar yılı bu gemi yolcularını topluyor, limandan limana uğruyor. Yolcular artıyor, pastadan pay kapmak isteyenlerle doluyor. Anlayacağınız gemi, büyüdükçe büyüyor. Titanik onun yanında çok küçük kalır.

Bu gemiye binemeyenler var ya, onlar bu filmi seyredip duruyorlar. Onlar da DERT GEMİSİ içindeler. Okuma şansı olmayan gençler, çırak olarak karın tokluğuna tekstil fabrikalarında çalışanlar, günlük vasıfsız işlerde çalışıp eve ekmek götürenler. Analar, babalar, bacılar, amcalar, dayılar, teyzeler.

Köyde tarım koşulları zorlaştı, makineler, gübreler her şey para istiyor. O zaman, kentlere göç kaçınılmaz. Genç, KPSS’ye girse bölge okullarında aldığı eğitimle sınavlarda başarı sağlayamıyor. Ne yapacak, hayatını devam ettirmek, dert gemisinden kurtulmak için diğer gemideki yolculardan yardım bekleyecek. Menfaat gemisi ise buz dağına çarpmıyor da menfaat çatışmasına çarpıyor. Doymaya DOYMAYAN hiç bir zaman bitmiyor. Dert gemisi yolcuları da.

Kendi sistemimizi kurmak, gözümüzü açmak zorundayız. Dünya çarkı içinde insanca yaşamak herkesin hakkı. Bilinçli olmak, istediğimiz dünyayı yaratmak için varlığımızı göstermeliyiz.

Koşullarını zorlayarak, çok çalışıp okulda başarı sağlayan gençlerimizin ve ailelerinin yanında olmaya devam edeceğiz.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Ocak 2021 in Eğitim

 

Etiketler: ,

ZENGİN TÜR DİLİ

18.01.2021-BİLKE

İnsanın öz güven sahibi olması ve kendini ifade etmesi çok önemli bir özelliktir. Negatif ağırlıklı öz güven patlamaları da var.  Sosyal medya ortamında bu öz güvene sıkça rastlar olduk. Konuşma ve yazma dili ilginç boyutlara ulaştı. Türkçe hor ve yanlış kullanılıyor.

Artık emek edip çalışarak kazanma, yerini kolay kazanmaya bıraktı. Eğitime yıllar verip meslek sahibi olma, yerini kolay yoldan makam sahibi olmaya bıraktı.  Donanımsız öz güven, toplumu çatışma ve kavga ortamına sürükledi. Dilimiz de katledildi.

Bugün, bilinçle kazanılan öz güven ile birilerine dayanarak kazanılan öz güven konusuna dikkat çekmek istiyoruz. Biliyorsunuz bu örneklerle her gün karşılaşıyoruz. Kolay para kazanmanın tüm yollarını deneyenler ve başaranlarla dolu çevremiz. Okumak, çalışmak, bir sanat edinmek ise emek ister.

Türkçe, zengin bir dil yapısına sahiptir. Köylerde 80- 90 yaş civarındaki halkın kullandığı dildeki kelime yapısı, Türkçe uyumunu yansıtır. Oysa bu gün sosyal medya fenomenleri(!) arttıkça arttı. Çağın trendleri (!) dört bir yanımızı kuşattı. Sert sessizler yanlış kullanılıyor, sesli harfler de. Bir harf ile örneklersek ”e” “i” gibi seslendiriliyor. Bilene sormak, öğrenmek çabası da hiç yok. Çünkü hemen popüler olma, dizilerdeki renkli yaşamları taklit etme, bozuk Türkçe ile konuşarak dikkat çekme yaygınlaştı. Hatta TV ekranlarında bozuk Türkçe kullananlar özellikle tercih ediliyor.

Atatürk’ün, Türk dili üzerine yaptığı çalışmaları okumalıyız. Türkçe’nin, dünya dilleri arasındaki kök hece zenginliğini bilmeliyiz. Dilimizi katletmeyelim.

Bu nedenle eğitim sistemi, eğitim kayıpları üzerinde duruyor ve sürekli eğitim konusuna dikkat çekiyoruz. Tabi yine gelir dağılımı karşımıza çıkıyor. Bilinçli ve koşulları iyi olan aileler, çocuklarını takip ediyorlar. Oysa ev ve merdiven temizliğinden, amelelik, hamallık, çocuk bakımından para kazananların durumu yıllardır hiç değişmedi. Sigortalı değiller, sosyal güvenceleri yok, evde bekleyen çocuklar var. Son yıllarda İŞKUR ile anlaşmalı geçici işçi olarak çalışsalar da çözüm süreklilik kazanmadı.

Mağdur, kısa yoldan çözüm bekliyor. Zor koşullar nedeniyle tahsil imkanı olmamış, meslek edinememiş, sanat sahibi de olmamış kişiler normal ihtiyaçlarını karşılamak için acil çözüme ihtiyaç duyuyor. Bu toplumsal yara, iktidarların iktidar adaylarının önceliği olmalı. Değerli dilimizi ve tüm değerlerimizi korumalıyız.

BİLKE- BİLKE- BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ocak 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , ,

KIYIDA KÖŞEDE UNUTULAN İNSANLAR

05.01.2021-BİLKE

Kaybolan kültürleri araştırırken, köylerimizde ders niteliğinde insan manzaraları gördük. Gördüklerimiz, bizi kıyıda köşede herkesin unuttuğu insanlarla tanıştırdı. Yokluk içinde olan ve yok demeyen, kimseye el açmayan, eğilmeyen onurlu insanlar ile yolumuz kesişti.

Siyasi ve dini terör yapılarından korkuyorlar, o nedenle yardım için hiç bir yere başvurmuyorlardı. Kız çocuklarının okutulması için kurucu başkanımızın önderliğinde EĞİTİM PROJESİ yolculuğumuz başladı.

başarılı gençlerimize gelen LENOVA BİLGİSAYAR paketleri açılırken

İlk olarak, eğitim öğretim yılı başlamadan önce Yatılı İlköğretim Bölge Okulları ile görüştük. Oradan mezun olup Sinop merkezde Anadolu Lisesi, Anadolu Öğretmen Lisesi ve Fen Lisesi kazanan ihtiyacı olan öğrencilerin listesini istedik. Eğitim Projesi serüvenimiz böyle başladı.

Bu projeden faydalanan ve şimdi Türkçe Öğretmeni olarak görev yapan arkadaşımız, öğrencilik yılarını kendi kalemiyle yazıya döktü. Dernek olarak, toplumdaki adaletsiz dağılım mağdurlarının yanında olmaya devam edeceğiz. Yanımızda olan herkese teşekkür ederiz. Öğretmenimizin gözünde öğrencilik:

Sobasının üzerinde her daim ıhlamur çayı kaynayan bir öğretmenin, tüm imkansızlıklara rağmen güzelleştirmeye, yuva yapmaya çalıştığı, on iki öğrencili bir birleştirilmiş sınıfta başladı ilkokul hayatım.   O zamanlar en büyük zorluğun birleştirilmiş sınıfta okumak, çok sevdiğim öğretmenimi başka sınıflarla paylaşmak olduğunu zannederdim.

Ama öyle değilmiş. En büyük zorluk insanın henüz kendi saçlarını bile tarayamayacak kadar küçükken ailesinden uzak kalmasıymış. Bunu henüz on iki yaşımda yatılı bir okula verildiğim gün tecrübe ettim.  Önceleri yatılı okulun bir çeşit cezalandırma yöntemi olduğunu düşünürdüm. Acaba nasıl bir suç işlemiştim de ailem bana böyle bir cezayı uygun görmüştü?  İlk haftalar hep yola bakmakla, ağlamakla, deftere anne- baba yazmakla geçti. Önce bitlenmeyelim diye saçlarımız kesildi. Hem de öyle bir kesildi ki kim erkek kim kız ayırt edebilmek için adını sormak gerekirdi. Nevresim değiştirme ve banyo günlerinden nefret ederdim. Çünkü ne nevresimin içine battaniye sokacak kadar gücüm vardı ne de banyo suyunu ayarlayabilecek aklım. Sonraları diğer çocuklar gibi ben de alıştım. Tabi bana kattıkları da çok fazlaydı yatılı bir okulda kalmanın. İnsan orada azla yetinmeyi, paylaşmayı da öğreniyor. Önce bir dilim ekmeği paylaşıyorsun, sonra bir odayı, bir masayı, sevgini, derdini, özlemini… Ve yavaş yavaş artıyor paylaştığın şeyler.

Lise hayatımın da ortaokul hayatımdan pek farklı geçtiği söylenemez. Sadece zaman, mekân ve kişiler değişti. Yine yatılı bir okul, sekiz kişilik bir yurt odası, sabah yedi akşam yedi etütleri, makarna ve mercimek çorbası…

Yurttaki hayatım bir önceki yıllarımın aynısıydı ancak okulda daha önce içine girmediğim ve alışık olmadığım yabancı bir ortam vardı. Yatılı olanlar ve olmayanlar arasında hemen hemen gözle görülür bir çizgi çizilmişti. Onlar arabalarla okula bırakılırlardı. Hatta birçoğunun kendi arabası bile vardı. Ancak yatılı olanlar bir servisin içine tıklım tıklım doldurulur adeta okulun kapısından içeri atılırlardı. Aslında üniformalarımıza bakmak bile yeterliydi kimin yatılı olup olmadığını anlamak için. Çünkü biz yatılı olanların üniforması solmuşken onlarınki pırıl pırıl parlardı. Belki bu yazıyı okurken kaldı mı 21. yüzyılda böyle bir ayrım diyeceksiniz. Evet bizzat yaşadım ayrım bizim en büyük kahrımızdı.

Sonra öğrenciler arasındaki bu ayrımı kaldırmaya gönül vermiş, hayatla olan zorlu mücadelemi desteklemek isteyen bir dernekle karşılaştım. Bilim Kültür Eğitim Derneği. Henüz lise ikinci sınıftaydım. Kendisini hep şükranla andığım okul müdür yardımcımız beni yanına çağırarak bu dernekle tanışmama vesile oldu.  Hani bazen insan kendini dünyanın en şanslı kişisiymiş gibi hisseder ya o çocuk yaşımda kendimi bana öyle şanslı, öyle değerli hissettirdi ki BİLKE.

Üniversite yıllarımda da benden desteğini esirgemedi BİLKE. O yıllarda da kurduğumuz aile ilişkisini sürdürmeyi başardık. Her geçen yıl daha da büyüyen, genişleyen ve etrafına umut veren bir aileydik.  Attığım her adımda onların desteği benimleydi. Bu yüzden lise ve ortaokul yıllarımda yaşadığım o ayrımı, dışlanmışlığı üniversite yıllarımda hiç yaşamadım. Çünkü bir telefon uzağımda olan “alo” dediğimde bana cevap verecek birçok gönüllü annem vardı.

Bu yıl BİLKE ile tanışıklığımızın sekizinci yılı. Sekiz yıl önce ürkek bir öğrenciyken ellerimi tutan ve benim en büyük şansım olan BİLKE, öğretmen olduğum bu yılda ve gelecekteki hayatımda bana bir rehber ve sıcak bir yuva olmaya devam edecek.”

2016-Seyhan ÖĞRETMEN

Öğretmenim duygularına ve kalemine teşekkürler. BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Ocak 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , ,

YAVRU KÖPEĞİN KESİK KUYRUĞU

04.01.2021- Yaşar SARIKAYA

Yavru köpeğin kuyruğunu kökünden kesen el, bu nasıl insanlıktır? Bu eylemi hangi kafa ile yaptın, bir de haz mı aldın? Sonra güzel güzel yaşadın mı aramızda, hiçbir şey olmamış gibi?

Canavar ruhlu bu tip insanlarla birlikte yaşamak ve aynı havayı teneffüs etmek bize ağır geliyor. Sonra, yaptıkları gayet normalmiş gibi yüzümüze bakıyor ve aramızda dolaşıyorlar.

Bu olayı yaşayan yavru köpek ile ilk babam tanıştı. 1982- 83 yıllarıydı. Rahmetli babam, şişe cam fabrikası arkasında, denize 100m uzaklıkta 6 dönüm arazi almıştı. Köyden çocuk yaşta kaçtığı için, hep köy ve toprak özlemi vardı. Emekli olunca her gün oraya gider, evin yemek, ekmek artıklarını bir kaba koyar hayvanlara götürürdü. Akşama kadar toprakla oyalanır, akşam eve dönerdi.

Bir akşam, orada bir yavru köpek gördüğünü anlattı. Köyün çocukları yavrunun kuyruğunu kökünden kesmişler dedi. Köpek yiyecekleri babamın elinden yemiyormuş. Uzakta bekliyor, babam yiyecekleri bırakınca değil bir metre, 30- 40 metre kadar uzağa gitmedikçe yemiyormuş.

Sonra alışmış babama, her geldiğinde onun yemek vereceğini bildiği için bekliyormuş, ama yine uzakta. İnsan varlığından o kadar korkmuş ki, insan gördüğünde asla yaklaşmıyormuş. İnsanlardan hayat dersi alanlar da mesafeli olur, yaklaşamazlar..

Babam yavruyu her anlattığında gözleri dolardı. Ben de dayanamaz ağlardım. Yavrunun kuyruğunu kökünden kesmek olayı, beni aylarca sarstı. Hala aklıma geldikçe içimin sızısı tazelenir. Yüreğime bir hançer saplanır, acısı bütün vücuduma yayılır. Yakınlarda benzer olay, yine haberlerde yer aldı. Bu nasıl bir iç kinidir, bu nasıl bir canavarlıktır, bu neyin dışa vuru mudur? Kendine her şeyi yapmayı hak gören bu tip insanlar, toplum içinde değer bulacak gruplar da bulurlar.  

TV’ de izlediğim bir haberi, mutlaka benim gibi izleyenler olmuştur. Yabancı bir ülkede, adamın biri her gün sokak hayvanlarını besliyormuş. Herkesin hayırsever iyi bir insan diye saygı duyduğu bu kişi, daha sonra çocuk istismarcısı çıkmış. Bu tip insan modelleri, içimizde gayet normal dolaşıyorlar. Hırsızı, arsızı, canavarı, hak yiyeni eh bir de parası ve arkası da varsa; o zaman her şey mubah.(!)

Hayvana, canlıya, doğaya zarar verme eyleminin insan denen varlığa HAZ vermesi, normal aklın kabul edeceği bir şey değil. Kendi gibi düşünmeyenlere, kin ve nefret duyguları beslemek ve bu olumsuzluktan beslenmek de çok acı. Daha da acısı, bu eylemden HAZ alma duygusunun toplumda gittikçe artmış olması. Kötülük eylemi, bir insana nasıl- neden- niçin HAZ verir? Siyasetin, bürokrasinin, sosyal medyanın, TV dizilerinin ve filmlerin dili de işin tuzu biberi.

Karısını öldürenler, sevgilisini hiç acımadan parça parça doğrayanlar, küçücük çocuklara işkence edip öldürenler ve bu yaptığından HAZ alanlar ….. Dünya, nereye doğru gidiyor? Önlemek için ne yapıyoruz? Yönetim sistemi, eğitim sistemi, hukuk sistemi, siyaset sistemi oturmak zorunda. Seçilenlerden beklentimiz çok. Bu sorunların öncelikli çözüme ihtiyacı var.

Eğitim ailede başlar. Psikolojik sorunların temeli herkesin bildiği gibi çocuklukta yatar. Uzmanlar, çocukluğunda dayak yiyen, horlanan çocukların suç oranının yüksek olduğunu söylüyorlar. Üretme, çalışma yerine sadece tartışmak, yenmek, haklı çıkmak, galip gelmek duyguları hakim olmaya başladı. Suç oranının azalması için, siyaset üstü modellerin çoğalmasına ihtiyaç var.

Toplumu ayrıştıran dil, ayrıştıran kıyafet, ayrıştıran sloganlar ile kin ve nefret duyguları artıyor. Ucuz tartışmalar arttı, herkes her şey hakkında uzman gibi davranmaya başladı. Halk, acil sorunlara çözüm istiyor ve bekliyor. Sorunların çözümüne seçim yatırımı gözüyle bakılıp ihmal edilmemeli. İnsanın beden ve ruh sağlığı öncelikli olarak yerini almak zorunda.

Toplumda, ortak bir İNSANLIK dili olmasını umut ediyoruz kendimizce.

bu yavruları babam bodrumda bulmuştu büyütüp sahiplendirmiştik
 
Yorum yapın

Yazan: 04 Ocak 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , ,