RSS

Kategori arşivi: Eğitim

BURUK ACI DOLU MAYISIN İKİNCİ PAZARI

09.05.2023- YAZAR- HAYAT KÜTÜPANESİ

MAYISIN İKİNCİ PAZARI…

Emekli olsa bile, böylesi öğretmen anaların kapısı hep çalar Mayısın ikinci pazarı.

Daha birinci sınıfa giderken çantasına doldurmuştu yalnızlığını, sırf okusun diye babası onu yurda yerleştirdiğinde yeni bir anne getirmişti küçük kardeşlerine baksın niyetiyle. Düğmelerini dikecek, akan burnunu silecek, terledikçe giysilerini değiştirecek, beslenme çantasına taze kurabiyeler koyacak bir anne hayal ederdi.

Bir gün okulun koridorlarında koşarken ayağı kaydı ve düştü. Başını kaldırdığında yanı başında bir kocaman gülümseme ile kalktı ayağa.

-Bir yerin acımadı ya evladım.

Tüm öğretmenlerin tanıdık kelimeleriydi ağzından dökülen genç kadının. Kendi çocuğundan gayrı bu mesleğe gönül vermiş tüm öğretmenler gibi ana gibi çıkardı evladım, çocuğum sözü ağzından. Hiç bir yerini incitmeden ana kalbiyle kaldırdı düşen mendilsiz çocuğu yerden.

-Aaa bak düğmen de kopmuş, gel eve gidip annen dikinceye kadar böyle açık durmasın yakan.

-Yurttaki ablalar dikerler dedi çocuk, koşup çocukça terlemek için acelesi vardı.

-Hangi yurtta kalıyorsun?

-Yetiştirme yurdunda.

İşte böyle başladı anasız çocukla, düğmelerini diken öğretmenin öyküsü.

O günden sonra çocuk ne zaman güzel bir söz duymak, gülümseyen bir yüz görmek istese düğmelerini kopartıp bir alt sınıftaki öğretmenine koşuyordu. Daha da fazlası belki çocukça bir kurnazlıktan belki de gerçekten tembellikten ertesi sene bir seneyi tekrar etme pahasına o öğretmenin sınıfında en uzun boylu oğlan çocuklarının arasına katıldı. Geri sıralarda oturtmaya kıyamadı öğretmeni onu, diğerlerinden ayrı tutamazdı. Zaman zaman en çalışkanın yanına oturttu, baka baka öğrenir diye. Zaman zaman yaramazların sırasına, içlerinde en uslusu olup çıktı. Tembellik yaptıkça yaz okuluna bırakırdı, biraz daha öğrensin, biraz daha ev kurabiyesi yesin diye.

Bazen bir mendil koydu cebine, bazen kütüphanenin anahtarını taktı beline sorumluluk öğrensin diye. Başkaları ile kavga ettikçe konuşarak yatıştırdı ortamı. Bazen yalana sığınan çocukluğunu incitmeden sesini yükseltir, hayatı öğrensin isterdi. Sonraları evine götürdü, kendi kızını ablası yaptı. Bu sefer kurabiyeleri sıcak sıcak yemeye alıştı çocuk. İstediği yemeği söylerdi.Yaparlar beraber yerlerdi. Evin çocuğu oldu hafta sonları beklenen. Yurttan izni oldukça, babası gelmedikçe hep yolunu düşürdü öğretmenin evine.

Hep ilk günkü gülümsemesi vardı öğretmenin yüzünde. Tüm öğretmenlerin en çok da anne olanların sıcak gülümsemesi. Beş yıl böyle geçti. Çocuk son zamanlarda ders çalışmaz, ödevlerini unutur, sınavlarda boş kağıt verir oldu.

-Böyle giderse seni sınıfta bırakmak zorunda kalacağım, ortaokula gidemeyeceksin dedi öğretmeni.

-Ben de zaten kalmak istiyorum dedi.

Niyet anlaşıldı.

-Sen nereye gidersen git sen istediğin sürece yanında olacağım sözünü verdi öğretmeni.

-Yemin et dedi çocuk.

Gözlerim yeminim dedi kadın ve çocuk orta okula başladı. Sonra çocuk ne zaman isterse geldi. Bazen sökük gömlekler getirdi, bazen harçlıklarından biriktirip aldığı bir çiçeği sundu. Büyüdükçe değişiyordu. Öğretmenin her zaman onun peşinden koşacak zamanı da yoktu. Ama hep bir gözü üzerindeydi.

Hastayım der gelirdi, seni özledim der gelirdi.

Bir gün geldi

-Ben okumayacağım artık, karar verdim otobüste muavin olacağım dedi.

Çok ısrar etmedi oku diye, zaten çocuğun kapasitesini biliyordu öğretmen. Bugün olmazsa yarın tökezleyecekti. En azından işsiz güçsüz kalıp,serseri olmazdı. Yanına alacağına söz veren şoför de eski öğrencisiydi. Tamam dedi, senin istediğin olsun.

O günden sonra küçük şehrin küçük otogarında çalışmaya başlayan çocuk, ilk defa öğretmenini misafir ettiğinde muavini olduğu otobüse, gözlerindeki pırıltıyı anladı diğer yolcular.

Yine bir gün askere gidiyorum elini öpeceğim, hakkını helal et, diye geldi çocuk.

Her gelişinde cebine bir şeyler koyardı öğretmeni bazen şeker, bazen kurabiye, bazen para, bazen temiz bir mendil. Ama her seferinde eksiksiz sevgisini koyardı gözleriyle, incitmeden öğütlerini verirdi bazen kızıp sesini yükseltse de. Bu sefer de askere giden çocukların analarının dualarını koydu cebine.

Askerden döndü yine geldi. Zaman olur kayıplara karışır gelirdi, bazen telefon eder, bazen kapıdan uğrardı. Belki şu sıralar yine gelmiştir. Evlendim ilk kız çocuğuma senin adını koyacağım müjdesini veriyordur.

Emekli olsa bile,bile böylesi öğretmen anaların kapısı hep çalar Mayısın ikinci pazarı. Belki aklına eser yine o çocuk gelir. Belki analı anasız yüreğini açtığı diğer çocukları da gelir diye, hep sıcak kurabiyeler olur fırında.

FOTO VE YAZI HAYAT KÜTÜPHANESİ’NDEN ALINTI

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Mayıs 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

HAY’DAN GELEN HUYA GİDER

26.04.2023- Turan COŞKUN

Ermenicede (hay) kelimesi Ermeni demek (huyn) kelimesi de Rum demektir.

Yüz yıllar evvelinden yeniçeriliğin makbul olduğu devirlerde kapalı çarşı esnafı 4.500 civarında ticaret yapan ermeni esnaf

kuyumcusu, antikacısı manifaturacısı ayakkabıcısı akla gelen hepsinin bir korucu meleği bir yeniçeri ağası bulunuyor.

Hafta sonu cuma günü saat 5 gibi yeniçeri ağası mağazaya gelir hüsnü kabul görür kahvesini yudumlar çubuğunu tüttürür, haracını

alır kapıya kadar yol edilir ta ki öbür cuma akşamına kadar. o mağazaya başka bir yeniçeri ağası kesinlikle uğrayamaz.

Diğer tarafta istanbul’u bütün eğlence yerlerini rumlar çalıştırır gazinolar meyhaneler, barlar, pastaneler lokantalar çorbacılar

aklınıza ne gelirse yeniçeri ağaları Ermenilere den aldıklarını Rumların eğlence yerlerinde harcarlarmış.

Onları görenler bu değirmenin suyu nereden geliyor diyenlere

(hay) dan gelen (huyn) a gider derlermiş.

BİLKE NOT: Bu gün de kullanılan söz, hala anlamını yitirmemiş. Hay, hayat anlamında canlı ve diri demektir. Hayat, hayvan aynı kökten kelimelerdir.

Anlam kolay “İYİ İNSAN OLMAK” “HAK YEMEMEK” gibi seçkin değerlere yerini bıraksa. Güç, TOPLUMDA DENGE SAĞLAMAK için kullanılsa. Meydan çıkarcılara kalmasa. HALK SEÇİM YAPMA BİLİNCİNE ERİŞSE…

KONU HAKKINDA Sinan ONUŞ SPUTNİK TÜRKİYE’DE neler yazıyor:

“Bir rivayete göre ‘hay’ Ermeni, ‘huy’ da Ermenicede Rum mânasında imiş ve söz Ermeni’nin kazandığını Rum alır, Türk’e nasip olmaz demesine gelirmiş. Büyük bir ihtimalle ‘hay’ gibi ‘huy’ da ‘elfaz-ı savtiye’dendir veya ‘nida’dır.”

“Bir asla bağlamak da mümkündür: Lügatlarımızın Farsça olarak gösterdikleri ‘haya huy’un çalgıcı şamatası, ‘haya hay’ın ise matem feryadı demesine geldiğine bakılınca atasözü kelimelerde değişiklik yaparak ‘çalgı çağanak içinde kazanılan hayırsız para, matem iniltisine gider’ anlamını belirtmek istemiştir.”

“Nitekim çocukluğumda o darbımeseli daha ziyade sonunu getiremeyip perişan hale düşen hafifmeşrep kadınlarla muhtekirler, mürtekipler, kumarbazlar, hovardalar hakkında söylenirdi.”

“Türkçemizde nedense lügatlere geçmemiş ‘hayhuy’ kelimesi de vardır; ‘bir hayhuydur gidiyor’ şeklinde kullanılır ki gürültülü patırtılı, düzensiz, karmakarışık ve hesapsız kitapsız bir yaşama tarzına işarettir. ”

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Nisan 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

HAN VE YOLCU

18.04.2023-Aktif felsefe ANKARA (onedio)

Günlerden bir gün, zamanın ünlü bir bilgesi hükümdarın sarayının kapısına geldi. Muhafızların hiçbirisi saygıları nedeniyle onu

durdurmaya çalışmadı. Bilge, sonunda hükümdarın tahtında oturduğu odaya girdi. Ziyaretçisini hemen tanıyan kral saygıyla ayağa

kalkıp sordu:

“Ne istiyorsun? Sana nasıl yardım edebilirim?” 

“Bu handa uyuyacak bir yer istiyorum” cevabını verdi bilge. 

“Ama burası han değil ki” dedi kral hafif kızgınlıkla, “Benim sarayım.” 

“Sorabilir miyim: Senden önce bu sarayda kim yaşıyordu?” 

“Babam. O öldü ama.” 

“Ondan önce kim yaşıyordu?”

“Büyükbabam. O da öldü.” 

“O zaman burası insanların kısa bir süreliğine gelip kaldığı, sonra da terk edip gittiği bir yer demek ki. Neden ona han

demeyeyim?

alıntı

İki kapılı bir han diye boşa dememiş VEYSEL. Kimler geldi kimler geçti, bu sözler şairlere ilham oldu. Bilse de insan, doymazlıkta yine ısrar etti. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Nisan 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

TİLKİ İLE KEKLİK

13.04.2023-Ferudun KAHRAMAN

Bir tilki, av için dolaşırken bir keklik görür ve karşısına geçip durur. Kekliği hayranlıkla seyre dalar. Tilkinin bu halini gören keklik:

-Hey can dostu, ne gördün de böyle hayran bakarsın? Der. Tilki:

-Ey güzeller şahı, şu senin şehla gözlerine yandım ve yaman bakışlarına kandım. Çok güzelsin, Allah güzelliğini bağışlasın. Acaba gözlerini yumunca da böyle açık olduğu gibi güzel ve tatlı mısın? Lütfedip bir defa da öyle görünerek bir ân da öyle seyrettirseniz. Keklik:

-Ne olacak! Deyip gafletle gözlerini yumar. Tilkinin, gözlerini seyredeceğini umar. Tilkinin maksadı onu avlamaktı, hemen şahin gibi sıçrayıp kekliği kavrar.

Keklik neye uğradığını anlar. Sabredip bir kurtuluş yolu düşünmeye başlar. Tilkiye:

-Ey bilgili avcı ve sihirli oyuncu! Sana yüzlerce aferin ve binlerce övgü. Bravo! Haberin olsun ki, ben şahlar lokması ve padişahlar yemeğiyim. Fakat Hak Teala beni sana kısmet etti. Evvela bu nimete şükret. Sonra iştahla ve huzurla ye, der. Tilki:

– Evet, doğru olanı budur, deyip şükretmek için ağzını açar. Keklik hemen tilkinin ağzından kurtulup uçar. Tilkinin keyfi kaçıp:

– Lanet olsun, nimeti yemeden şükredene! Der. Keklik de:

– Lanet olsun, uykusu gelmeden gözünü yumana! Diye karşılık verir.

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Nisan 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

DEPREMİN GELMESİNİ BEKLEMEYELİM TEDBİR ALALIM

18.02.2023-BİLKE

Güzel bir Sadi Sirazi hikayesine yer veriyoruz bu gün. Neden mi? Anadolu deprem bölgesi, biliyoruz ki her an risk altındayız. Rastlantılara teslim olup “saldım çayıra mevlam kayıra” anlayışı bizi korumayacak. Deprem bize uğramadı diye duyarsız olamayız. Artık Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ilk önlem paketi DEPREM olmalıdır. Elimiz kolumuz bağlı gibi depremi bekleyemeyiz.

KIYMET BİLMEK

“Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı.
Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Sakinleştirmek için çok uğraştılar, ama bir türlü mümkün olmadı.
Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı,

‘Müsaade buyurursanız ben onu sustururum’ dedi.

Padişah da ‘Lütfetmiş olursunuz’ dedi.
Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler.
Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.
Yaşlı adamın yaptığı iş padişahın hoşuna gitti.

‘Bu işte hikmet nedir’ diye sordu.

Yaşlı adam cevap verdi:
‘Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu.
İşte bunun gibi, sıhhatin kıymetini de hastalığa tutulanlar bilir. Bir felakete duçar olmayan kimse de huzurun kıymetini bilemez Ey karnı tok kişi! Arpa ekmeği sana hoş gelmezse de bana nimettir. A’raf cennettekilere cehennem olsa da cehennemdekilere cennettir.

Yarini sinesine saran aşıkla, hasretle gözü yollarda kalan çaresiz kişi bir midir?

KAYNAK:Gülistan – Sa’di-i Şirazi- Okunmaya değer hikayeler eğitim sitesi

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Şubat 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

MUTLULUK

15.02.2023- Nihal TURHAN- Görkemli Hatıralar ve Sanat

Okulda öğretmen her çocuğa birer kağıt verir ve, “Üzerine kendi adını yaz, kağıdını buruştur ve havaya at” der.

Her öğrenci kağıdını, adını yazdıktan sonra buruşturur ve havaya atar. Öğretmen, ” Şimdi kendi kağıt parçanızı bulmak için beş dakikanız var” der.

Öğrenciler bu beş dakika içinde ararlar ama kendi kağıtlarını bulamazlar. Sonra öğretmen öğrencilere, “Şimdi yerdeki herhangi bir kağıt parçasını alın, isme bakın ve bu kağıdı o kişiye geri verin” der.

Sadece birkaç dakika içinde herkes kendi kağıdını geri almıştır. Öğretmen kendisine merakla bakan çocuklara “Mutluluk da aynıdır. Sadece kendi mutluluğumuzu bulmaya çalışırsak işimiz zor! Ama birbirimize bakarsak, insanlara yardım edersek mutluluğu bulmak kolay! ” der.

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Şubat 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Aranızda ANNESİ olmayan var mı?

05.02.2023- BİR YETİŞTİRME YURDU ÇOCUĞUNUN KALEMİNDEN

Çok küçük yaşta verilmişim yurda hayal meyal hatırlıyorum, Babam yukarıda işlemleri tamamlarken biz de aşağıda bekliyorduk! Günler, aylar hatta yıllar birbirini kovaladı. Babam hiç aşağı inmemişti ve ben biraz büyümüştüm. Okul çağına geldiğimde üst kata çıktım, sanıyordum ki Babam hala orada, meğer orası yurdun idare katıymış.

Henüz büyümemiş olacağım ki, yukarı bakmayı bırakıp artık geldiğimiz yollara bakıyordum. Çok iyi hatırlarım sanıyordum evin yolunu. Yuvanın bahçe duvarından bakınca görünen bir evi amcamın evi sanıyordum,

Çocukluk işte güneşli günde insan gözünü kapatip parmağı ile gözüne hafif bir baskı uygulayınca göz bebeğinin yansımasını görür ya işte ben artık o karanlıkta arıyordum babamı.

Abim benden 4 yaş büyüktü, o yuvadan yurda geçtiğinde daha da yalnız kalmıştım. Bu ayrılış, biraz daha büyütmüştü beni, 8 yaşında kocaman bir delikanlı olmuştum ve artık kimsenin yolunu beklemiyordum gelmeyecekler, gelmeyeceklerdi, bunu anlamış olduğumdan artık kızmaya bile başlamıştım. Babama beni yuvaya bıraktığı için ona kızıyordum.

Sahi bir çocuğun Annesi olmalıydı.!(okuduğunuz bu cümleyi yazarken bile boğazımın düğümlendiği, ve hala aynı hayallerimin hatırıma geldiğini belirtmek isterim)

Hiç yaşamamış olduğum bir duyguyu tarif edemem tabi, okul yıllarımda öğrenmiştim bu mahrumiyeti. 3. Sınıfta Ders Müzik Anneler günü yaklaşıyordu galiba konumuz bu..! Öğretmenimiz erkekti ve ben erkek öğretmenleri pek sevmezdim belki de babama kızmaya başladığımdan olabilir.

Dersin sonlarına doğru öğretmen benim dikkatimi çeken soruyu sormuş ve benim parmağım ilk kez bir soruya cevap verme heyecanı ile herkesten önce yukarıya kalkmıştı. Bende biraz gurur hissi olmuştu sorunun cevabını çok iyi biliyordum çünkü.!

Biraz yaramaz bir öğrenci olduğumdan dersi kaynatmayayım diye ön sıraya oturtulmuştum. bu nedenle öğretmen, kime söz hakkı verecek diye biran aklımdan geçirirken öğretmenin gözlerinin benim üstünde olduğunu fark ettim. Onun gözlerindeki üzgün ve mahcup görünüşü görmem soruya cevap verme heyecanımı yok etmişti.

Hafifçe arkama döndüğümde ise sınıfta tek parmak kaldıranın ben ve tüm sınıfın gözlerinin benim üstünde olduğunu görmüştüm ağır bir yük binmiş gibi yavaşça indirirken kolumu, öğretmen mahcup bir ses tonu ile tekrar eder gibi yeniden bu defa sadece bana sormuştu.

Senin ANNEN yokmu.?

Aslında parmak kaldırarak vermiştim sorunun cevabını. Bu derste hayat kurtarır gibi yetişmişti zil sesi 3. Sınıf teneffüs heyecanı çabuk değişiyor. Çocuklara duygularımı belli etmemek için coşku ile zil çaldı diyerek koşup teneffüse çıkar gibi kaçmıştım Sınıftan bir kara bulutun içinde şimşekler çakıyordu üstümde. Okul bahçesinde eski okuldan kalma kimsenin pek gelmediği bir binanın arkasında bulmuştum kendimi duvara yaslanarak orada haykırmıştım sorunun cevabını:

Annem yok, Annem yok. Annem yok

İşte O gün öğrenmiştim Bir çocuğun Annesinin olmasının gerektiğini.

KAYNAK:HAYAT KÜTÜPHANESİ

https://www.facebook.com/search/top?q=hayat%20k%C3%BCt%C3%BCphanesi

BİR YETİŞTİRME YURDU ÖĞRENCİSİNİN KALEMİNDEN

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Şubat 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

EĞİTİM İÇİN SEFERBERLİK

31.12.2022- BİLKE

Şeyda Yüksel

Kırsallar, yatılı bölge okulları, yatılı ilköğretim okulları ve buralardan çalışarak iyi puan alan öğrencilerimize, kuruluşumuzdan beri elimizi uzatabildiğimiz kadar uzatmaya çalışıyoruz. Köylerin kültürel hafızası, somut olmayan kültürel mirasının korunması için araştırıyor, arşivliyor ve geleceğe kaynak bırakıyoruz.

Okulun önünde

Bu yolda yürekten çalışanlarla her zaman yolumuz kesişiyor. Samsun’da bir bankada çalışan Şeyda Yüksel Özdemir, Dikmenli bir dedenin torunu. Dikmen İlkokulu için başlattığı 75 adet Okul Çantası Hediye Projesini sosyal medyadan öğrendik. Bu güzel amaçta yolumuz kesişti.

Dernek olarak zaten her yıl Paylaşım Projesi Kapsamında Dikmen, Durağan, Saraydüzü Yatılı Bölge Okulları ve halk için koliler gönderiyorduk. Projeye katkı vermek için Şeyda Hanım ile haberleştik ve BİLKE olarak önce 10 çanta, sonra da Yücel DEMİRHAN’IN 5 adet çanta katılımıyla 15 adet çanta desteği sağladık.

Kültür Bakanlığı ile derleme ve araştırmalar yaparken, Balkan, Kafkas, Kırım göçmenlerinin yerleştiği köylerde çalışmalarımız çok güzel ilerler. Halk oyunu, yemek, sözlü anlatılarda o kadar isteklidirler ki, işimizi kolaylaştırırlar.

Her köyde aynı kaliteyi yakalamak istiyoruz. STK’lar, sanatçılar köylerde ne kadar çok etkinlik yapar, kültür alış verişine zemin hazırlarsa toplum kalkınmasına destek sağlamış olurlar. Bu amaçla, hiç vaz geçmeden çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Köylerde bilge yaşlılarımız vardı eskiden. Şimdilerde bilge de TV telefon; rehber de TV telefon. Her birey TV dizisinin jönü sanısıyla, çalışmadan kazanma yolunda ilerliyor. Dernek olarak kırsallar ve dezavantajlı gruplarla iletişimimize devam ediyoruz, edeceğiz. Şeyda Yüksel ve arkadaşlarına, derneğimizin projelerine destek veren herkese teşekkürlerimizle.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Aralık 2022 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

SPONSORUMUZA TEŞEKKÜRLER

23.05.2022- BİLKE

Derneğimizin kullandığı daireyi bize tahsis eden, tüm dernek harcamalarımızın sponsoru olan Sayın Kezban SARIKAYA’ya, Denetleme Kurulu Başkanımız Günsel DİRİ ve Saymanımız Sabriye TOP teşekkür belgemizi takdim ettiler.

Kuruluş tarihimiz 2008 Ağustos’tan bu güne, kırsal alanlardan kente eğitim için gelen ve çok büyük çabalar harcayan gençlerimizi destekledik. Döngüyü oluşturmak kolay olmadı. Masrafı sıfır olan bir dernek olarak, sponsorumuza minnet borçluyuz.

Aile, hastalık ve eğitim yardımlarımızı hep birlikte başardık. Mezun öğrencilerimizden vefalı olanların da çorbada tuzu oluyor, dernek komşularımızın, meslektaşlarımızın, üyelerimizin de. Koli yardımını tercih etmedik, talebe değil ihtiyaç önceliğini göz önüne alarak nakit verdik. Yardım severlerimize, yardımları dekont ve gider makbuzu ile belgeledik. Herkese teşekkür ediyoruz.

Bu yıl, bir dişçilik, bir hukuk, bir de engelli öğretmenliği öğrencilerimiz mezun oluyor. Yolları açık olsun. 4K Köy Kent Kültür Köprüsü Projemiz yine durmadan devam edecek. Sitemiz de kültür çalışmalarına ve konuk yazarlara yer verecek. Sistemli, dengeli ve adaletli bir ülke olmak için el ele…

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mayıs 2022 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

MUZAFFER ÖĞRETMENİM EVİN ATA EVİ OLDU

27.04.2022- Ayşe Yaşar SARIKAYA

23 Nisan günü, arkadaşlarla birlikte ATAEVİ açılışına katıldık. Yıllar önce, Muzaffer öğretmeni söyleşi için aynı evde ziyaret edişlerim geldi aklıma. Onun kadar zarif, onun kadar ince ve hassas insan, inanın çok az gördüm.

Bir gün TV kanalları bozulmuştu, yanımda olan yeğenim hemen ayarlayıverdi. Çok sevinmişti, bize çay ikram etmek istedi. Zahmet etmeyin desem de beni dinlemedi. Mutfak alt katta, oturduğumuz oda ise 2. katta idi. Merdivenlerden iniyor, ben lütfen siz inmeyin ben hazırlarım diyorum, kabul etmiyordu. Merdivenleri beraber inip, beraber çıktık, istemese de tepsiyi ben aldım. Canım öğretmenim bize kuru pasta da ikram etti. Tertemiz ve düzenli evinde, bana yazacağım kitabım için hayatını ve eski Sinop’u anlattı. Kamera kaydı istemedi, görüşmemiz uzun olacağı için onun izni ile teyp kasetine kaydettim.

“1924’te ismi ile geldi, cumhuriyet kuruldu muzaffer olduk zaferi kazandık onun için dedem adımı Muzaffer koymuş” diyerek anlattı. Atatürk ve ilkelerine bağlı, Cumhuriyete saygılı ve yurt sevgisi ile dopdoluydu. Yaşı ilerlemişti ama hafızası tap tazeydi. Anlattıklarını hayranlıkla dinledim ve kaydettim.

Muzaffer öğretmenim, RUHUN ŞAD olsun, evin ATAEVİ oldu. Yılmaz YAVUZ öğretmeni bu güzel çalışması için kutluyor ve başarılar diliyorum.

İstiklal İlkokulu öğrencisiyken, unutamadığım öğretmenlerden biri olan Muzaffer öğretmenimle 2007 Haziranında görüştüm. Benim sınıf öğretmenim değildi ama hanımefendi, saygın kimliği ile her öğrencide iz bırakmıştı. Ona, eski yıllarda şehir merkezinde yaşam konusunu sordum. Eski Sinoplu olduğunu bildiğim için onun neler anlatacağını merak ediyordum. Kendisini, belediye binası karşısındaki ahşap evinde ziyaret ettim. Yaşlansa da yine çağdaş, asil ve zarifti. Kapının önündeki taş sahanlık tertemizdi. Hani halk arasında “yoğurt dök yala” sözü vardır ya. Öğretmenimin evinin her köşesi işte öyleydi. Konu eskilerden açıldı ve ailesinin hikayesi ile söze başladı:

“Dedem Çanakkale 57. alayda subaymış. Dedem Sinoplu. Sülaleye Hacı Karamamet derler. Aile tamamen Sinop yerlisidir. Dedemin Üsküdar Beykoz’da evi var. Ben Beykoz doğumluyum. Dedemin soyadı İnanır’dır. O zaman büyük annemler İstanbul’da oturuyorlar, Dedem Galiçya’da, Trablus’ta, Çanakkale’de, Halep, Şam’da savaşmış. Büyük anneme İstanbul’da ev satın almışlar. Dedem Trablusgarp’ta İngilizlere esir düşünce, Mısır’da 4 sene esir kalmış. Dedemin madalyası 1916 tarihli. Savaştan savaşa gitmiş, Sinop’a geldiğinde çok yorgundu. Benim adımı da o koymuş. 1924’te ismi ile geldi diye, cumhuriyet kurulduğu için muzaffer olduk zaferi kazandık diye adımı Muzaffer koymuş.   

Annem evleniyor. Halin arkasında ahşap bir ev vardı. Dedem Sinop’a gelince babama işte size ev güle güle oturun diyor. Yangın olunca o ev yanmış, annem ev satılınca para getirmişti. Aradan zaman geçiyor, sebep nedir bilmiyorum babam evi eşyayı topluyor, çeyiz sandığına varıncaya kadar alıp hepimizi memleketi olan Sivas- Şarkışla’nın köyüne götürüyor. Orda kayınvalide, görümce, amcaları yer ve köy evi veriyorlar.  Aile babamı annemden kaçırıyor, annem garip kalıyor. Bir amcam bizimle ilgilenirmiş sadece. Annem perişan olmuş, dedemi haberdar etmiş. Annemin Şarkışla’daki durumunu öğrenince, dedem durumu askeriyeye bildiriyor. Kızım 2 çocukla Sivas’ta bakımsız bir durumda kaldı diyor. Asker köyde kapıya dayanıyor, annemi ve 2 çocuğu alıyor. Üstümüzde başımızda ne varsa o şekilde çıkıyoruz. O zaman daha okula başlamamıştım. Eşyalarımızı bırakıp Sinop’a geliyoruz. Dedem tek kızım var, onlara ben bakarım diyor. El birliği ile akrabalar yardım ediyor. Annem boşanma için dava açıyor, belki nafaka alırım diye.

Dedem bizi Sinop’ta büyütüyor. Askeriyeden emekli olup ev alıyor. Satılınca kuran hocası Musa Hoca almıştı. 18 sene sonra kapıya amcam geliyor. Ben çocukları almaya geldim diyor. Annem gelirken hamile imiş. Dedem ne yüzle geldin diyor. Ben o zaman öğretmen okulu son sınıfta idim. Amcam bir gece kaldı gitti. Benim ilkokul öğretmenim, Zehra tarı idi. İlkokul, ortaokulu Sinop’ta bitirdim. Zaten Sinop’ta başka okul yoktu. İnebolu’da, Türkçe öğretmeni Sinoplu Dilaver Bey vardı. Ortaokulu bitiren gençler ya Kastamonu’ya, ya da İnebolu’ya giderlerdi. Sinop’a vapur gelirdi, Sinoplu çocuklar sırtlarında torbaları, lise okumak için İnebolu’ya giderlerdi. Dilaver Bey onlara kucak açtı. Dilaver Bey benim 4. sınıf öğretmenimdi. İstiklalde öğretmendi sonra İnebolu’ya gitti.

Ben İstanbul Çapa Öğretmen okulunda 3 yıl okudum. Dedemin ahbabı çoktu, gündüzlü gittim. Çapa o zamanın üniversitesi gibiydi. Ben mezun olduğumda, köy enstitüleri binaları yeni yapılıyordu.  Mezun oldum 1943 yılında İstiklal okulunda göreve başladım. Ortaokul o zamanlar 3 yıldı. O zaman müdür Mithat Beydi. Önce Nuri Beydi sonra Mithat Bey oldu. Şimdiki Kültür Binası okuldu. Öbür bina tütün deposu idi. 2. dünya savaşında oraya asker koydular. Alayın yeri ise Boyabat’tı.

Sinop halkının giyimi eskiden çok güzeldi. Sinop erkeği ve kadını çok temiz giyiniyordu. Sinop belki de kıyafeti ve kültürü ile Karadeniz’in İstanbul’a ayar bir şehri idi.  Hanımlar üstüne manto, ayağına çorap giyer, pırıl, pırıl ayakkabısı ile dışarı çıkardı.

Hanımlar düğünde günlük giysi de giyerlerdi. Düğünün kınasında bindallı giyerlerdi. Gelin almada ise beyaz gelinlik. Benim büyük annem cumhuriyetten önce parlak saten kumaştan atlas gelinlik giymiş. O günlerin hamamlarını arıyorum. Terkos yoktu. Zeytinlikten su gelirdi. Depolara dolardı. Biz çeşmeden alıyorduk. Para ile su taşıyıcıları vardı. Günlük kullanmaya, çamaşır yıkamaya para ile merkeple Hüseyin efendi isminde biri vardı o getirirdi. Ondan alırdık. Çok ihtiyacımız olursa bir sefer daha getirtirdik. Şimdiki gibi büyük pazar yoktu. Kaleyazısında çeşmenin etrafında bir pazar vardı. Bir de halin arkasında meyve pazarı olurdu.

            Bizim İstanbul’dan getirilen 2 tane pompalı gaz ocağımız vardı. Arada havası kalır da pompalardık. Halk, yemeğini ocakta pişirirdi. Dağdan gelen odundan, kara kömür hazırlanırdı. Ormandan ağaç alıp ondan kömür yapılır, satılırdı. Sinop’a onun ustaları gelirmiş. Odunlar havasız yerde için, için yakılır kıvamı gelince delikleri kapatılıp söndürülürmüş. Kül olmaz, kömür olurdu. Onu merkeplerle atlarla çuvallarda satarlardı, isteyen alırdı. Evlerde maltızlarda kullanılırdı. Eskiden böyle yaşanırdı.”

Muzaffer öğretmenime sağlığında saygılarımı, sevgilerimi ve teşekkürlerimi sundum. Fakat kitap baskıya girmeden rahmetli oldu. Kendisini rahmetle, saygıyla ve hasretle anıyorum. Değerli öğretmenimin anlattıkları içinde, eski günler aydınlanıverdi. Anlatılanlardan, Sinop’un eskiden de bir memur şehri olduğu anlaşılıyordu.

Benim çocukluğumda, şehir merkezinde memur, esnaf ve radar işçileri yaşarken; adada hayvan beslenir ve bahçe yapılırdı. Annem süt ve yeşil sebzeyi, ada halkından satın alırdı. Bahçeler adı ile alınan yerde de, sebze ve meyve yetiştirilirdi. Bahçeler, toprağında iyi bahçe ürünü yetiştiğinden bu adı almıştı. (Yaşar SARIKAYA- Bir İnci Memleketim-2010, s, 283-286)

Teyp kaydını dinlemek isteyenler için:

   

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Nisan 2022 in Eğitim, Uncategorized

 

Etiketler: , , , , , ,