RSS

Kategori arşivi: Eğitim

KÖRLER OKULUNDA ZEKİ MÜREN

01.08.2024- Ernil Kavukçu  

Bugün Türkiye’de kime sorarsanız sorun Türk Sanat Müziği’nde gelmiş geçmiş 1 numara kim diye, yüzde 90’ı Zeki Müren der. Zeki Müren güzel sanatların çoğunda maharetliydi, yardımseverdi.

“Sevmiyorum Seni Artık Gözlerimi Geri Ver…”

Ankara Körler Okulu öğrencilerinin Zeki Müren’e hayran olduklarını biliyordum, onlara Köşk Gazinosu’ndaki programı için Ankara’ya bir gelişinde, sürpriz yapmak istedim.

Zeki Müren’den istekte bulundum:

“Ankara’da bulunacağınız bu bir ay içinde, bir iki saatinizi Ankara Körler Okulu öğrencileri için ayırır mısınız?”

Zeki Müren daveti kabul etti. Görme engelli çocukların kendisini görmek istemeleri karşısında çok duygulandığını söyledi.

Öğrencilerin kendisini “yakından da tanımak” isteklerini duyunca nasıl sarsıldığı, 1967 yılının o günkü canlılığıyla, şu anda da gözlerimin önündedir. Kararını o an verdi: “Haydi üç gün sonra yapalım bu işi.”

Şahap Akıllıoğlu, 1967 yılında Ankara Körler Okulu’nun yalnızca müdürü değil, okulun 300 öğrencisinin babasıydı da… Zeki Müren çapında bir büyük sanatçının, görmeyen çocuklarının davetine karşılık vereceğini duyunca bu “ağır misafiri”, ağırlığına yakışır bir ağırlıkla ağırlamaya karar verdi.

Öğrenciler, Zeki Müren’in geleceği cumartesi günü okulun konser salonundaki yerlerini almışlardı.Okulun büyük konuğunu, Müdür Şahap Akıllıoğlu, bahçe kapısında karşıladı.

Zeki Müren, bir süre dinlenmesi için müdür odasına alındı. Odanın girişinde ikisi kız, beş öğrenci bekliyordu.

Akıllıoğlu onları konuğuna tanıttı: “Bu öğrencilerimizin görevi sizi arkadaşları adına görmektir.”

Zeki Müren elini çocukların başlarına götürdü, “Nasılsınız çocuklar?” dedi. Çocuklar bir istekte bulundular:

“Bizle konuşurken sesinizden, çok uzun boylu olduğunuzu anladık. Lütfen biraz çömelir misiniz? Çünkü sizi ancak öyle görebiliriz.”

Zeki Müren olduğu yerde çömeliverdi.

Çocuklardan biri, parmaklarının uçlarını Zeki Müren’in yanaklarında dolaştırmaya başladı. Önce elmacık kemiklerini, göz çukurlarını yokladı, sonra da parmak uçlarını alnının, burnunun üstünde, çenesinin çevresinde dolaştırdı. Sıra saçlarına geldiğinde ise parmak uçlarını, konuğunun özenle taranmış saçlarında gezdirdi, tek telini bile bozmadan…

Sonra da “Sizi gördüm” dedi Zeki Müren’e, “Sesiniz gibi yüzünüz de çok güzelmiş.”

Beş çocuğun beşi de parmaklarının uçlarıyla Zeki Müren’i gördükten sonra konser salonunda, arkadaşlarının arasındaki yerlerini aldılar.Yaşamında ilk kez karşılaştığı böylesi bir olay, Zeki Müren’i tarifsiz kederlere boğmuştu.

Ankara Körler Okulu’nun “Türk Sanat Müziği saz heyeti” kendi de bir görme engelli olan müzik öğretmeninin dışında, okulun öğrencilerinden oluşuyordu.

Zeki Müren klasiklerinden birini, “Manolya”yı çalmaya başladılar.

Aynı anda salondaki tüm öğrenciler de ayağa kalktılar… Oluşturdukları üç yüz kişilik korolarıyla “Manolya”yı söylemeye başladılar.

Zeki Müren, bu sevgi çağlayanının içinden geçerek çıktı sahneye. Soru sormak için ayağa kalkan her çocuğu dinlerken birkaç kez yutkunuyordu.

Soru sorma sırası, sapsarı saçlarının örgüleri omuzlarından önüne sarkan, masmavi gözlerinin görmediklerine inanmak istemeyeceğiniz, sekiz ya da dokuz yaşlarında bir kız çocuğa gelmişti. Çocuk bir istekte bulundu Zeki Müren’den: “Radyodaki programlarınızdan birinde ‘Sevmiyorum Seni Artık Gözlerimi Geri Ver’ şarkısını söylerken bizi düşünür müsünüz? Biz de radyoda sizin o şarkıyı söylediğinizi duyunca, ‘Zeki Müren şimdi bizi düşünüyor’ diyerek sizi düşünürüz.”

Çocuğun söyledikleri burada bitmişti ama aynı noktada Zeki Müren’in de dayanma gücü bitmişti.

O dakikaya kadar kimi zaman yutkunarak, kimi zaman dudağını ısırarak tutabilmeye çalıştığı gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Zeki Müren’in yüreğinde iki saatten bu yana biriken gözyaşlarının tümü birden, kapakları kaldırılmış baraj duvarlarından fışkıran sular örneği gözlerinden boşaldılar.

Kendini biraz toparlayabildiğine inandığı an konuşmaya çalıştı ama.Önce bir süre sustu, yere baktı, salonun tavanına baktı, sonra yeniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Konuşmasını ağlayarak sürdürdü: “Hepinize söz veriyorum yavrularım” dedi. “O şarkıyı bundan sonra söylediğim her zaman sizi düşüneceğim.Ben şimdi o şarkıyı burada sizin için söyleyeceğim. Siz de bundan sonra bu şarkıyı ne zaman duyarsanız, hep beni düşüneceksiniz, söz mü?”

Kocaman bir salon dolusu, gözyaşlarına bulanmış “Söz” geldi çocuklardan.

Zeki Müren şarkısına başladı:

“Sevmiyorum Seni Artık Gözlerimi Geri Ver…”

Salonun bir o noktasından, bir bu noktasından, bir o yanından, bir bu yanından çocukların hıçkırıkcıkları yükselip alçalıyor, sahnede Zeki Müren’in frenleyemediği hüngür hüngür boşalmaları ise şarkının bestesine, yeni sesler katıyordu.

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Ağustos 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , ,

NİETZSCHE VE İNSANLIĞIN TEMEL SINAVI

30.07.2024- Dündar Sansur

Torino’da 1889’da hayatının dönüm noktasına yürüdüğünü bilmeyen Nietzsche, şehri dolaşırken bir faytoncunun atını kırbaçladığını görür. At o kadar yorgundur ki kırbaç darbelerine tepki veremez halde yere çökmüştür. Nietzsche, koşarak atın yanına gider, boynuna sarılır, ağlayarak ata bir şeyler söyler, bilincini yitirir ve bayılır. Bayılmadan önce ata ‘Anne, senden özür dilerim’ veya ‘Anne, ben bir aptalım’ dediği rivayet edilir. Bu olaydan sonra tam on yıl kimseyle konuşmaz, dengesiz davranışları artar, akıl hastanesine yatırılır ama asla eskisi gibi olamaz. ️

Dostoyevski benzer bir olayı Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un uykularını kaçıran en büyük kabusu olarak bir çocuğun çaresizliğiyle anlatır. Raskolnikov küçük bir çocuktur. Bir arabacı yorgun yürüyemeyecek haldeki atını; hiç acımadan, çekemeyeceği kadar insanla dolu arabayı çekmesi için kırbaçlar ve yanındakiler de onunla birlikte ellerine geçen her şeyle ata vururlar. Küçük bir çocuk olan Raskolnikov ata sarılır, ağlar yardım ister ama kimse ona yardım etmez. En sonunda arabacı herkesin gözü önünde atı vahşice öldürür. Yaptığından kendisi ve onunla birlikte olanlar büyük keyif alırlar.

Milan Kundera Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitabında Nietzsche’nin olayını şöyle değerlendirir.

‘Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığıyla özgürce ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, temel sınavı onun merhametine bırakılmış olanlara davranışlarında gizlidir: Hayvanlara…Ve işte bu açıdan insan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır. O kadar temel bir yenilgi ki, bütün öteki yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.’

Nietzsche ve Dostoyevski, insanların anlam veremedikleri merhametsizliği karşısında çaresiz kalıp, insanlardan uzak durmayı tercih etmişler..

Goethe bu çaresizliği şöyle tanımlar:

Dünya Hassas Kalpler İçin Bir    Cehennemdir!

 
Yorum yapın

Yazan: 30 Temmuz 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , ,

DİDEROT ETKİSİ

26.07.2024- Kitap Yurdu

18. yüzyılda Fransa’da yaşamış aydınlanma çağı filozoflarından Denis Diderot‘un (1713-1784), çok fazla borcu birikir. Bunu duyan Rus İmparatoriçesi Katerina, Diderot’nun kütüphanesini satın alır, Diderot’ya 25 yıllık maaşını peşin öder ve kütüphaneyi kendisine tekrar hediye eder.

Artık Diderot, bütün borçlarından kurtulmuş ve rahatlamış ve bir servete sahip olmuştur. Bir gün bir arkadaşı ona kadife bir sabahlık hediye eder. (Bazı rivayetlere göre ise kendisi almıştır.) Filozof sabahlığıyla çalışma masasında şevkle çalışırken, birden bire yeni ve gösterişli sabahlığı ile çalışma masasının hiç uyuşmadığını düşünür. Ve işte her ne olursa, bundan sonra olur. Derhal, çalışma masasını değiştirip harika bir çalışma masası alır. Artık sabahlık ve çalışma masası uyumludur.

Fakat o da ne? Yerdeki eski halı, sabahlığına ve çalışma masasına yakışmıyor. Hemen servetine ve kendisine yakışacak bir halı alır. Aynı şekilde; evin koltukları, sandalyeleri, masaları, dolapları, duvar resimleri, duvar halısı, oda süslemeleri Diderot’u rahatsız etmeye başlar ve evin bütün eşyalarını değiştirir. Durumu anlaması fazla zaman almaz. Hırslarından dolayı başladığı noktaya dönmüştür.

Bunun üzerine, meşhur eseri “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” adlı yazısı ortaya çıkar. Diderot, bu olayların ardından şu meşhur sözleri söyler: “Eski sabahlığımın efendisi iken yenisinin kölesi oldum.” Her satın alma kararının yenisini tetikleyerek başka bir şeyin daha satın alınmasına yol açtığı tüketim çılgınlığına “Diderot Etkisi” denir.

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Temmuz 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

ÇOCUĞU KURTARABİLİRDİM-Soner YALÇIN

25.07.2024-S.YALÇIN

Kevin Carter, Güney Afrika Johannesburg doğumlu bir fotoğrafçıydı. 1994’te bir gün açlık içinde olan Sudan’daydı. İşini yaparken bir şey dikkatini çekti. Havada bir akbaba dolaşıyordu. Bir de yerde açlıktan bir deri bir kemik kalmış bir kız çocuğu gördü. 6 yaşlarında kadar olan çocuk zenciydi. Fotoğrafçı, bir kenarda durup Akbaba’yı takip etti.

Yeminin varlığını sezmiş hayvan, biraz sonra süzülüp çocuğun 50 metre kadar arkasına kondu… Aç çocuk, mecalini toplayıp 1.5 km uzaklıktaki Birleşmiş Milletler Yardım Çadırı’na ulaşmaya çalışıyordu. Fakat ne mümkün! Aç akbaba, çocuğu parçalayacağı ânı kolluyordu. Fotoğrafçı Kevin Carter ise, çekeceği fotoğrafta onları aynı kareye sığdırmaya çalışıyordu. Bir süre uğraştı ve hedefine vardı. O ân kendini belki de mağrur bir komutan gibi hissetti. Deklanşör sesinden olsa gerek akbaba havalanıp gitmişti…

Kevin Carter da fotoğraftan kazanacağı ödül hayalleriyle çocuğu orada öylece bırakıp gitti. Çok gitmemişti ki, birden irkildi. Bir ağacın dibine çömelerek, “ben ne yaptım?” diye hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çocuğu kurtarabilirdi… Bunu yapmamıştı. Öldüğüne şahit mi oldu, yaşayacağına dair ümidi mi kalmadı bilinmez. Memleketine dönünce eserini yarışmaya yolladı. Fotoğraf Pulitzer Ödülü’ne layık görüldü. Kevin bir anda dünyada şöhret oldu. Para sahibi de oldu… Ne var ki ne aldığı ödül, ne ulaştığı şöhret, ne para, onu vicdan azâbından kurtaramadı.

Ödüle kavuşmasından 3 ay sonra 27 Temmuz 1994’te Johannesburg’un bir kenar mahallesinde çalışır vaziyetteki kamyonetinin içine bahçe hortumuyla egzoz gazı vererek kendini zehirleyip intihar etti… Küçücük bir not bırakmıştı: “Çocuğu kurtarabilirdim. Onu kucağıma alarak yardım çadırına götürebilirdim. Fakat ben, çocuğu değil gazeteciliği düşündüm. Halbuki insanlığımı. düşünmeliydim..🙏🙏💖💖. Soner Yalçın…..*

 
1 Yorum

Yazan: 25 Temmuz 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

BİR İNSANA İŞTE BU KADAR TOPRAK YETER !

20.07.2024- Tolstoy’un “İnsan Ne ile Yaşar” adlı kitabından ALINTI

Tolstoy’un “İnsan Ne ile Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü.

Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır. Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir. Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar katettiğin bütün yerler senin fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Yoksa bütün hakkını kaybedersin.

Fotoğrafta Tolstoy ve kardeşi Rahibe Maria Nikolaevna

” Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir araziyi es geçemez. Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Koşar, koşar, ama kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz… Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler.

Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der: “BİR İNSANA İŞTE BU KADAR TOPRAK YETER !” Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev… Gözlerimiz midelerimizden, arzularımız ihtiyaçlarımızdan daha büyük… Ve insan yaşlandıkça besler, gençleştirir arzularını. Biriktirdikçe hayata olan bağlarını artırır. Öyle bağlanır ki hayata, bir gün bu diyardan göçüp gideceği fikri zamanla yitip gider aklından… Tüketmeye de çok meraklıdır insan. Biriktirdiği paranın, eşyanın, malın-mülkün, arkadaşın, dostun, yanında zaman tüketir, söz tüketir… Benlik biriktirirken, benliğini tüketir… Sofraya koyabildiğimiz bir bardak çayın, zeytine, ekmeğe ulaşabilmenin bir zenginlik olduğunu ne zaman fark edeceğiz. Doldurabildiği bir cüzdanı olmasa da, bir evi muhabbetle, kanaatle dolduran bir kadının, akşamları evine gelen, ekmek getiren, eline sağlık diyen bir erkeğin, zenginlik olduğunu ne zaman anlayacağız? Gören bir gözü, tutan bir eli, yürüyen bir ayağı satın alamayacak ve kaybedince tekrar sahip olamayacak kadar aslında fakiriz hepimiz. ALINTI

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Temmuz 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

SEVGİNİN BAŞARISI

14.07.2024- A. Yaşar SARIKAYA

Küçücük çocuğun, öğretmenine sevgisini göstermek için çantasındaki 2 elmadan birini vermesini tanımlamak kolay değil. İçinde büyüttüğü sevgiyi, kendisi için kıymetli olan elmayı vererek gösterir. Çocuklar, duygu dünyalarının sınırsızlığını küçücük şeylere sığdırıverirler.

Annesine gülümseyen 2 günlük bebek, aralarındaki yakınlığın ve sevgi akışının nasıl da farkındadır. Sevgi, yaşamımıza armağan edilen değerli duyguların en başındadır. Sevgi maya tutarsa neler olur değil mi? Dünyadan sevgi mayasının tuttuğu bir araştırmayı sizlerle paylaşıyoruz:

BEN O ÇOCUKLARI ÇOK SEVDİM-Erkan ÖzkanEdebiyat, Kültür, Sanat ve Farkındalık

Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi.

Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve aynı çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi.

Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176’sinin olağanüstü bir başarı gösterip, avukat, doktor ya da iş adamı olduklarını ortaya çıkardılar. Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yasadıkları için, her biriyle buluşma şansı oldu. “O koşullarda nasıl bu kadar başarılı oldunuz?” sorusuna verdikleri cevap hep aynıydı : “Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde.”

Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, başarılı birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu. Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi :

“Çok basit” dedi, “Ben o çocukları çok sevdim…”

Alıntı

 
Yorum yapın

Yazan: 14 Temmuz 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

DOĞRU İNSANLARLA KARŞILAŞTI DÜNYA ŞAMPİYONASINA HAZIRLANIYOR

12.07.2024- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Düşün yolculuğu ile başlayan öykümüzün ürünlerini birer, birer topluyoruz. Bilke öğrencilerimizden Selma KALANÇ BOCCE Spor Dalında Türkiye birincisi olduktan sonra, şimdi de Dünya Şampiyonasına hazırlanıyor.

2008 yılında kurulan Bilke, küçük dernek binamızdaki atölye çalışmalarında verilen gitar- bağlama- org ve ut kursları geliri ile EĞİTİME DESTEK PROJESİNE başladı. Küçük ölçekli başlayan kurslarımız, etkinliklerle EĞİTİME DESTEK TANITIMI programlarında sesini duyurdu. Bu süreçte, doğru insanlarla yolumuz kesişti.

Dikmen ilçemizden olan ve Alaçamda bir bankada yönetici olarak görev yapan Şeyda ÖZDEMİR onlardan biriydi. Memleketi ile bağını koparmamış Şeyma Hanım ile Dikmen İlkokuluna yardım organize ederken tanıştık. Bilke olarak biz de yardım kampanyasına katıldık.

Alaçamlı olan Selma’yı onun aracılığı ile tanıdık. Tıp Fakültesi öğrencisi olan Selma, Bilke’den burs alan öğrencilerimizden. Selma’nın başarısını tebrik ediyor ve 4 tıp öğrencimize ayda iki bin TL vererek destek olan EĞİTİM ANNEMİZE de ayrıca teşekkür ediyoruz.

Selma, yüreğindeki ışık zorluklara karşı nasıl da direniyor. Başarılı kızımızın ulusal basındaki haberini paylaşıyorum:

Bocce sporunun alt kategorileri olan raffa ve volo ile de ilgilenen 21 yaşındaki milli sporcu, ulusal ve uluslararası organizasyonlarda 43 madalya kazandı.

Günlük yoğun programına rağmen antrenmanlarını aksatmayan Selma Kalanç, disiplinli şekilde hem spor kariyerini hem de Amasya Üniversitesi Tıp Fakültesindeki eğitimini sürdürüyor. Bu yıl üçüncü sınıfa geçen Selma Kalanç, AA muhabirine, bocce sporunun gerektirdiği stratejik düşünme ve konsantrasyon yeteneklerinin tıp eğitiminde olumlu etkisi olduğunu söyledi. Bocce ile lisede beden eğitimi öğretmeni Gökhan Bozdemir sayesinde tanıştığını belirten Selma, 2014’te Kamboçya, 2021’de de İspanya’da Türkiye’yi temsil ettiğini anlattı.

Tıp eğitiminin yanında sporla uğraşmanın hayatına disiplini soktuğunu dile getiren genç sporcu, “Amasya’dayım, hafta sonu antrenman için Alaçam’a geliyorum. Hem mental hem yol olarak yoruyor, kendinize çok fazla vakit ayıramıyorsunuz ama kazandıktan sonraki sevinci ayrı oluyor.” ifadelerini kullandı.

Önlerinde Dünya Raffa Şampiyonası için milli takım seçmesi bulunduğuna işaret eden Selma Kalanç, ay-yıldızlı ekibe seçilip Türkiye’yi en iyi şekilde temsil etmeyi hedeflediğini vurguladı.Tıp fakültesini kazandığında çevresindekilerin sporu bırakmasını, eğitimle sporu birlikte yürütemeyeceğini söylediklerine dikkati çeken Selma, şunları kaydetti:

“İnsan istedikten sonra başaramayacağı bir şey yok. İnsanlardan istediğim, sadece destek olsunlar. Bunların beraber de yürüyebileceğini bilsinler. Özellikle sporculara derslerinde zayıf gözüyle bakılıyor ama öyle değil. Bunun en büyük örneği benim. Tıp okuyup futbolla uğraşan arkadaşlarım da var. Spor sayesinde ilk defa uçağa bindim, köyde büyüdüm, küçük bir çerçeveden büyük bir ufka bakma fırsatı buldum. Spor, birçok şeyin önünü açıyor. Spor olmasaydı hayatımda, belki de akademik olarak başarılı olamazdım. Boş vaktimi bir şeyle doldurduğum zaman kalan vaktimde ders çalışmak için kendimi planlıyorum. Daha disiplinli olmayı sağlıyor.”

“Selma Kalanç, küçük yaş gruplarına rol model oluyor”

Bocce Milli Takımı Antrenörü ve Alaçam Şadiye Muzaffer Turhan Anadolu Lisesi beden eğitimi öğretmeni Gökhan Bozdemir ise sporla eğitimin bir arada yürüyebileceğinin en büyük örneğinin Selma Kalanç olduğunu söyledi.

Küçük bir ilçeden 17 milli sporcu çıkarttıklarının altını çizen Bozdemir, “17 sporcunun liseyi bitirenlerinin hepsi üniversiteli. Amacımız hem sporu hem eğitimi bir arada yürütmek. Onun için sporcularımızın eğitim durumlarını da takip ediyoruz. İlçemizi, ilimizi, ülkemizi en iyi şekilde temsil etmek için çaba sarf ediyoruz.” dedi.

“Selma Kalanç, küçük yaş gruplarına rol model oluyor.” diyen Bozdemir, “Bir öğrencinin tıp kazanması bizim için çok güzel bir şey. ‘Bitirdiğim zaman takımın doktoru olacağım.’ dedi. O bizi daha da gururlandırdı.” ifadelerini kullandı.

Selma kızımıza Dünya Şampiyonasında başarılar diliyoruz.

 

Etiketler: , ,

YAPAY ZEKA! YANGINLAR BİTMİYOR GAZZE’NİN ÇIĞLIĞI DA

232.06.2024- A. Yaşar SARIKAYA

Son günlerde basın ve yayın organları ile sosyal medyanın gündemini YAPAY ZEKA konusu dolduruyor. Bu gelişmelere sevinirken, yaz sıcağında çıkan yangınlar çok üzücü. Dünyanın, İsrail ve ABD’nin el birliği ile yaptığı soykırımı görüp eli kolu bağlı hiç bir şey yapamaması da.

Yapay zeka, yangın- sel- deprem gibi afetler ve sömürge sistemi için önlem almalı diye düşünüyor insan. Toplumda gelir dağılımı dengesini kurma yollarını bulmalı, doğayı korumayı öncelikleri arasına almalı.

Bu denklem tarih boyu hiç kurulmadı, kurmak da gittikçe zorlaşıyor. Denklemler, hep kar hesabı, gelir artırımı, güçlüyü daha güçlü yapma üzerine kurulmuş. Bir kısım bu sisteme karşı çıkarken, bir kısım da küçük çıkar hesapları güderek güçlüye tabi oluyor, sistemin ekmeğine yağ sürüyor.

Binanın temelinde zayıf olan direkler güçlendirilir. Halkın her katmanı ülkeyi oluşturmaz mı? Halkın bilinç potansiyelini artırma çalışmaları önemlidir. Bunu gerçekleştirmek, işleyen sistemin gündeminde olmalıydı. Oysa sistem güçlüyü güçlü, zengini zengin, zayıfı daha zayıf yapmaktadır.

Siyasette, kendinden olmayanı gözden çıkarmak, yok saymak alışkanlığı yıkılmalı. Sosyal sınıflar arasında açılan makas, gittikçe artmaktadır. İletişimin bir yolu olmalı, halk birbirinden kopmamalı. Eskiden yaşanan komşuluklar, imeceler, sokak oyunları ve daha çok örnek verebileceğimiz değerlerimiz anımsanmalı. Bu topraklarda, tarih boyu Müslim- gayri Müslim bir arada kardeşçe yaşamıştır. Mübadelede, Sinop’tan ağlayarak ağlayan Rumlar Türklerle kucaklaşarak anılarını gittikleri yere taşımıştır.

Uygarlık için herkese görev düşüyor. Birbirimizden kopmamalı, çıkarcıların kurduğu denklemi tersine çevirmeliyiz.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

İNSANIN ESKİMİŞLİĞİ

18.06.2024-Günther Anders

1956’da filozof Günther Anders şu kehanet meditasyonunu yazdı:

Herhangi bir isyanı bastırmak için zorla hareket etmeye gerek yok. Hitler’inkine benzer yöntemler modası geçmiş durumda.

O kadar güçlü bir kolektif koşullanma yaratılmalıdır ki, isyan fikrinin kendisi artık insanların zihninde görünmesin. İdeal olan, doğuştan gelen biyolojik becerilerini sınırlayarak insanları doğumdan itibaren şekillendirmek olacaktır. Bundan sonra, eğitimi keskin bir şekilde azaltarak, mesleki becerilerin öğrenilmesine indirgeyerek şartlandırmaya devam ederdik. Eğitimsiz bir insanın sınırlı bir bakış açısı vardır ve düşüncesi vasat mesleklerle ne kadar sınırlı olursa, o kadar az isyan edebilir. Bilime erişimin giderek daha zor ve elitist hale gelmesini, insanlarla bilim arasında bir kopukluğun olmasını ve genel halk için bilgilerin yıkıcı bir içerikten yoksun olmasını sağlamalıyız.

Asıl mesele felsefe olmadan. Burada da doğrudan şiddetten ziyade ikna gücünü kullanmalıyız: Televizyonda yalnızca duygulara veya içgüdülere hitap eden eğlence programlarını toplu halde yayınlayacağız. Zihinler işe yaramaz ve oyunculuklarla meşgul olacak. Sürekli konuşma ve müzikle zihni düşünmekten alıkoyabilirsiniz. Cinselliği bir kişinin ilgi alanları listesinin en üstüne koyacağız. Daha iyi bir sosyal sakinleştirici yoktur. Genel olarak, bunu varoluşun ciddi bir bölümünü ortadan kaldıracak, değerli olan her şeyle alay edecek, sürekli olarak anlamsızlığı koruyacak şekilde yapacağız, böylece tanıtım coşkusu insan mutluluğunun standardı ve özgürlük modeli haline gelecektir. Bu nedenle koşullandırma öyle bir entegrasyona yol açacaktır ki, sürdürmemiz gereken tek korku sistemden dışlanmak ve dolayısıyla mutluluk için gerekli koşullara erişememek olacaktır.

Bu şekilde şekillenen kitlesel insana, kim olduğu gibi davranılmalı: bir inek gibi davranılmalı ve bir sürü gibi izlenmelidir. Onun açıklığının ilgisizliğine yol açan her şey kamu yararıdır ve onu uyandırabilecek her şeyin alay konusu olması, bastırılması, onunla savaşılması gerekir. Sistemi sorgulayan herhangi bir doktrin yıkıcı ve terörist olarak etiketlenmeli ve onu destekleyenlere daha sonra terörist muamelesi yapılacaktır.

KİTAP TANITIM-AMAZON: “Günlük hayatımıza iyice giren teknolojik başarılar karşısında nasıl bir tavır takınacağız sorusu üzerine kafa yoranlar, Anders’in eleştirilerini güncel gelişmelere uyarlamakta zorluk çekmeyecekler. Endüstri Çağında, Yaşamın Tahribatı Üzerine” altbaşlıklı bu ikinci ciltle tamamlanıyor. Anders bu ciltte de teknik gelişmeleri sözünü sakınmayan bir üslupla ele alırken, gerçek bir umuda gidecek tek yolun eleştiriden geçeceğini gösteriyor.

Ne önünüzde giden at gözlüğü takmış olanlar tarafından biçimlendirilin ne de tekerlek izlerini koklayın. Atların arkasında oturan, ama onlara hükmeden arabacı olun. Arabanın üzerinde kalın, atları da gözden yitirmeyin; dahası onlar tarafından çekilirken her dönemeçte tehlikeyi yaşayın ki sorumluluğunu da taşıyın. Ödevimiz budur. Hem kuramsal, bu demektir ki görerek, hem hareket halinde, bu demektir ki felsefi ve güncel olabilmekse derdimiz…”

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Haziran 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

CAMSAP VE ŞAHMARAN

11.06. 2024-Hazırlayan: Bilhan Akkaya

Köyün birinde odunculuk yaparak geçimini sağlayan adı Camsap olan fakir bir genç yaşarmış. Bir gün arkadaşları ile bir bal mağarası keşfeder. Balı çıkarmak için onu mağaraya indirirler. Çıkarılan baldan daha fazla pay alabilmek için arkadaşları onu mağarada bırakıp kaçar. Camsap bir çıkış yolu ararken bir delikten ışık sızdığını farkeder. Bu deliği elindeki bıçak ile büyütür. Karşısına şimdiye kadar görmediği güzellikte bir bahçe çıkar. Bu bahçede bir havuz etrafında pek çok yılan bulunmaktadır. Etrafta ise birbirinden güzel, eşi benzeri olmayan çiçek yer almaktadır. Havuzun başında; süt beyazı vücudu ile güzel mi güzel bir yılan oturmaktadır. İnsan başlıdır bu yılanlar Maran veya Meran olarak bilinmektedir.

Tarihe bakacak olursak buna benzer ilk tasviri Hitit kaynaklarında İlluyanka Efsanesi’nde görmekteyiz. İlluyanka; Fırtına Tanrısı Teşup ile savaşmıştır.

Camsap kendini tanıtır ve başına gelenleri anlatır. Bu gizli yaşayan topluluk; sırlarının açık edilmemesi için Camsap’ı serbest bırakamayacaktır. Bunu yılanların şahı, havuz başındaki tahtında oturan Şahmaran ifade edecektir. Camsap orada kalıp bahçede yaşayacaktır. Zaman içinde Şahmaran’ın güvenini de kazanır. Şahmaran O’na tıp biliminin bilinmediklerini öğretir.

Yıllar sonra ailesini çok özlediğini söyleyerek gitmek için yalvarır ve Şahmaran’dan izin ister. Şahmaran; O’na gitmesi için izin verir ama yerlerini söylememesi için de söz verdirir. Söz verip oradan ayrılan Camsap ailesine kavuşur ve bu sırrı yıllarca saklar.

Bir gün ülkenin padişahı hastalanır. Vezir; padişahın Şahmaran’ın etini yermesiyle iyileşeceğini söylemektedir. Her yere haber salınır Şahmaran’ın bulunması için. Herkes hamamlara sokulmaya başlanır. Camsap da bundan payını alacaktır. Camsap hamama alınınca derisinde pullar görünmüştür ve O’nun Şahmaran’ın yerini bildiği düşünülmeye başlanmıştır. Camsap zorla konuşturulur. Şamaran’ın yeri belli olmuştur. Bulunduğu kuyuya gelinir, Şahmaran oradan çıkarılır. Şahmaran yakalanınca; Camsap’a şöyle der: “ Benim başımı kaynatıp padişaha içir, padişah kurtulsun, gövdemi de vezire içir, ölsün, kuyruğumu da kaynatıp sen iç, böylece Lokman Hekim ol”. Şahmaran’ın eti kaynatılarak suyu padişah ve vezire içirilir. Camsap da Şahmaran’ın dediği gibi kuyruk suyunu içer. Padişah iyileşir, vezir ölür ve Camsap Lokman Hekim olur.

Yılanlar o günden beri Şahmaran’ın öldürüldüğünü bilmemektedir. Öğrendikleri gün; Tarsus’un yılanlar tarafından işgal edileceğine dair bir inanış hâlâ halk arasında yaşamaktadır. (Tarsus; İçel ilimizin bir ilçesidir.)

BİLKE YORUM: Kil tabletlerde, söylencelerde, destanlarda ve semavi kaynaklarda rastladığımız benzeri efsaneler; insanlara hayat dersi veren özellikler taşımaktadır. Nedense, anlatılanın özünü kavramak yerine, hikaye kahramanlarını efsaneleştirmek benimsenmiştir.

OLMAK ya da OLMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU…

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Haziran 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,