RSS

Kategori arşivi: Yaşar Sarıkaya yazılar

SİNOP’TA MERCİMEKLİ TİRİT

26.09.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Annem, çocukluk ve gençlik yıllarının tatlarını hiç unutmaz. Hangimiz unuturuz ki dediğinizi duyar gibiyim. Benim de çocukluk yıllarında yediğim balıkların tadı hiç aklımdan çıkmaz. Babamın eve getirdiği uskumruların, kalkanların, toriklerin tadını asla unutamam. Bu gün, deniz değişti, hava değişti, su değişti, yediğimiz içtiğimiz tatlar değişti. Bizim saçlar ağardı, yüzde kıvrımlar arttı. Zaman, artık yolun son dilimlerinde bize eşlik ediyor.

Lezzetler, özlem duyduğumuz yılların anılarını taşıdığı için de bize daha farklı ve daha özel geliyorlar. Annem, hiç anlatmadığı bir anıyı yeni paylaştı benimle. “Et ve tavuk kullanılmadan yapılan TİRİT”.

Benden malzemeleri istedi, ben de onu izledim. Tereyağı tavada köpürene kadar kızdırıldı. Yufkalar hazırlandı, yeşil mercimek pişirildi ve annem mercimekli tirit yaptı.

Sinop mutfak kültürüne VEGAN- VEJETARYEN olarak yeni bir çeşit kazandırdık. İlgilenenler, detaylı bilgi için sinopbilke@hotmail adresinden bize ulaşabilirler. İşte modern sunum tabağı:

 

Etiketler: , , , , , , , ,

DEĞER KAVRAMI VE DEĞERLER

19.09.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Bir çocuk, elindeki yalama şekerini sevdiği kişiye verirken gördünüz mü hiç? Şekeri yalarken, ondan vaz geçer ve tertemiz duygularla sevdiğine uzatır. Değer verdiği şeyi, değer verdiği birine uzattığı o an duygularını ölçmek mümkün olsaydı.

Her birimizin, değerli saydığı kişisel kabulleri vardır. Kimi acısız yemek yemez, kimi de acılı yemez. Kimi kitap okumayı çok sever, kimi de eğlenmeyi kitap okumaya tercih eder.

Para kazanmak ve mal üstüne mal yığmak çok değerlidir kimine. Kimine de insanca düşünmek ve uygulamak. Bu açıdan baktığımızda insanların değer verdiği şeyler, yaşamındaki öncelikleri belirler.

Evrensel boyutta bakarsak, dünyanın neresinde olursak olalım, değişmeyen insani değerler vardır. Doğru dürüst olmak, kişisel kazanç için her şeyi, herkesi harcamamak, doğaya zarar vermemek gibi. Bilimsel çalışmaların zamanı aşarak, insanlığa ışık tutması gibi. Tesla ve Edison’un insanlık tarihinden silinemeyen değer olduğu gibi.

Eğitim sistemi, değerler derslerini programlarına almalı mı? Ezberci çocuklar yetiştirmek yerine, değerleri ölçebilen, aklını kullanan çocuklar yetişmeli. Başlığı, aşağıdaki akademik çalışmadan aldım:

Değer ve değerler; hem felsefede hem de başta sosyoloji, psikoloji ve antropoloji olmak üzere diğer sosyal bilimler literatüründe sıkça tartışılan konulardan biridir. Değerler, üzerinde çok durulan bir konu olmasına rağmen henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir (Anar, 1983:8; Dilmaç, 2002). Değerlerle ilgili tartışmalar; değerlerin tanımı, kaynağı, relativ mi yoksa mutlak mı oldukları, önem sırası, kim tarafından ve nasıl korunması gerektiği, birey ve toplum yaşamı için önemi ve nihayetinde bireylere değerlerin öğretilmesi, benimsetilmesi ve içselleştirmeleri amacıyla izlenecek doğru metodun hangisi olduğu vb. konularda devam etmektedir. Buna rağmen, yapılan bir araştırmaya göre Milli Eğitim Sistemimizde tarihsel süreç içerisinde değerlerin öğretim programlarında yeterince yer almadığı sonucuna varılmıştır (Yaşaroğlu, 2013).Mehmet YAZICI-Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler DergisiFırat University Journal of Social Science Cilt: 24, Sayı: 1, Sayfa: 209-223, ELAZIĞ-2014

Sosyal değişimde, değerleri yaşamsal olarak gözleyebiliriz. Tarihe imzasını atan kahramanların, değerleri gözetenlerini, gözetmeyenlerini kolaylıkla anlarız. Hitit yazıtlarında bile bu örnekleri görmekteyiz.

Toplumsal bilincin oluşması için değerler konusunu göz ardı edemeyiz. Yoksa, sayı çokluğunu elde eden, gücü elinde bulunduran kendi yarattığı değerleri dayatacaktır. Oysa değerler, padişah olsan da aynı, hamal olsan da aynıdır. Kazandığımız ve yaşatabildiğimiz değerler kadar varız.

 

Etiketler: , , , ,

HAMSAROZ İSMİNİN ANLAMI ÜZERİNE

30.08.2021- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop’un dünyaca bilinen en güzel doğa harikasının adı, halk arasında HAMSİLOS olarak yaygındır. HAMSAROZ ise, bu yerin eski adıdır. Sinop adı, M.Ö.’ den beri tüm eski kaynaklarda “SİN ” olarak hiç değişime uğramadan karşımıza çıkar. SİN kökünün hep yaşadığını ve asırlarca da SİNOP olarak kullanıldığını görürüz.

Doğduğum köy hakkında araştırma yaparken de, bu gün hala HASANYERİ denilen bölgenin 1487 yılı kayıtlarında da HASANYERİ olarak kayıtlı olduğunu gördüm. Tarihi kaynaklardan edindiğimiz bilgiler, yer isimlerinin altta yatan bütün kültürlerin hatırasını taşıdığını anlatır bize. Bir kaya parçasının, buzullar öncesinin hatırasını yapısında koruyup hafızasına kaydettiği gibi.

Evet, gelelim HAMSAROZ sözcüğünün anlamına. Sözlüklerde yer almıyor, bu konu mutlaka herkesin dikkatini çekmiştir. Kültür ve Turizm Müdürlüğü sitesinde:

“Hamsilos Tabiat Parkı; Parka adını veren denizin bir nehir gibi kara içine girdiği Karadeniz’deki ria tipi kıyı oluşumunun en güzel örneklerinden biri olan Hamsilos Koyu (halk arasında Hamsaroz olarak da söylenmektedir) ile Akliman Koyu gibi eşsiz güzellikteki iki doğal limanı, bataklık-kumul-deniz ve ormanlık alanları ile zengin biyoçeşitliliği bir arada barındıran doğa harikası bir alan olup İl Merkezine 14 kilometre uzaklıktadır” bilgisi yer alıyor.

Linkini verdiğim sitede:

(Hamsaroz yani ham, olmamış körfez. Bu koyun benzeri sadece Norveç’te vardır. Bu bölgeye “Hamsilos Fiyordu” dense de bu bölge fiyort değil ria tipi kıyı oluşumudur. Deveci Deresi ağzında yer alan 300-400 metrelik bir deniz girintisidir. https://t24.com.tr/) açıklaması yapılmış.

TDK, ARAPÇA, OSMANLICA, KAMUSU TÜRKİ, FARSÇA VE İBRANİCE sözlüklerinde HAMSAROZ sözcüğüne rastlamadım. İbranice sözlükte HAM kökünü aradım: HOM İbranice dilinde SICAK anlamına geliyor.

Farsça χām خام  “pişmemiş, çiğ, (mec.) olgunlaşmamış” sözcüğünden alıntıdır.

Farsça sözcük Eski Yunanca ōmos, Ermenice hum հում ve Sanskritçe áma आम (aynı anlamda) ile muhtemelen eşkökenlidir.- https://www.etimolojiturkce.com/kelime/ham1

Ham kelimesi, dilimizde oldukça kullanılan kelimelerden birisidir. Ham kelimesi Farsça kökenlidir. TDK’ye göre ham kelimesi anlamı şu şekildedir:

-Yenecek kadar olgun olmayan (meyve), olmamış

– İşlenmemiş (madde)

– İdmansız

– Gerçekleşme kolaylığı veya imkânı olmayan

– Kaba, toplum kurallarını bilmeyen, incelmemiş

Strabon, Coğrafyasında AKLİMAN adını ARMENE olarak belirtiyor. Hamsaroz’dan hiç bahsetmiyor.

Bilge Umar’ın Tarihsel adlar sözlüğünde de HAMSAROZ yer almıyor. Saroz Körfezi sözcüğünün anlamını aradım:

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

ÇOCUKLUK KORKUM

21.08.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Yıl 1959, üç buçuk yaşındayım. Annemin başında yumurta kadar ur oluşmuş. Amerikan Radarının doktoru ve babamın da arkadaşı olan Orhan Bey, duruma müdahale etmiş ama tedavi işe yaramamış.

Annemin yanağında, sırtında, kafasında aynı türden urlar çoğalmış ve akıntılı yaralara dönüşmüş. Yüzünde gözünde şişmeler meydana gelmiş.

Durum tehlikeli olmaya başlayınca, doktor annemin hemen İstanbul’a götürülmesini istemiş. Annem daha Sinop’a geleli üç sene olmuş. Annesini erken kaybetmiş, tanıdık yok, akraba yok, köyü ise çok uzakta. Zaten Sinop’a sorunlardan kaçarak gelmişler. Karı koca el birliği ile yuva kurmaya ve ev geçindirmeye çalışıyorlarmış.

 Zorunlu olarak sağlık beklemez demiş ve gitmişler İstanbul’a. Ağabeyim altı, ben üç buçuk, beşikteki küçük kardeşim 1,5 yaşında toplam 3 çocuk İstiklal okulunun yanındaki evde yaşlı Mehmet Dedeme emanet edilmişiz.

Yalı köyünde annemin köyünden Hamdiye Teyze varmış. Annem ona çocuklar yalnız, arada gidip bakar mısın demiş. Sinop’a pazara ürün satmak için gelen Hamdiye Teyze, dedemi ve bizi görmeye gelmiş. Bakmış durum hiç iyi değil, yaşlı adamın haline acımış.  

“Üç çocukla işin zor Mehmet Abi, kızı bana kat annesi gelene kadar bizimle köyde dursun” demiş.

Ben bu olayları hiç hatırlamıyorum.  Ama hafızama kazınan bir kesiti, korku ile öyle net hatırlıyorum ki. Bu gün bile, hala içimi acıtıyor.

Bir hafta kadar Yalı köyünde kalmışım, bilmiyorum belki de daha fazladır. Annem Çapa’da başarılı bir operasyon geçirmiş, Doktor Orhan Bey’de işlemleri takip etmiş. Annemin yanında refakatçi olarak babam kalmış. Annem ameliyat sonrası narkozun etkisinde gördüğü rüyayı bize şöyle anlatır hep:

“ Kızım rüyamda sen göle düşüyorsun, seni kurtarmak için kolumu uzatıyorum ama sana ulaşamıyorum. Ameliyatlı olduğum için neredeyse yataktan düşecekmişim. Ağlayarak uyandım rüyadan”.

Tedavi bitmiş, bizimkiler Yalı köyüne Sinop’a döndük diye haber göndermişler. Bir kamyonun kasasına bindiğimizi net hatırlıyorum. Köylülerin küfelerinde pazara satmaya getirdikleri ürünleri de. Geldik Sinop’a, Hamdiye Teyze, küfelerini ve beni Kaleyazısı camiinin olduğu yerde indirdi. Bana dedi ki:

“Kızım, bu yoldan hiç ayrılma dümdüz git”. Kendisi de küfelerini aldı o zamanın HAL YERİ’ ne gitti.

Haydi, bakalım şimdi yalnız başıma kaldım mı? İçimden “ bu yoldan hiç ayrılma dümdüz git” sözünü tekrarlaya tekrarlaya gidiyorum. Sakarya Caddesi boyunca kıyıdan hiç ayrılmadan dümdüz gittim. Sonunda tanıdığım Dispanser binası önüme çıkıverdi. İşte bildiğim yerdi burası, nasıl sevindim anlatamam. Buraya abimle oynamaya gelirdik. Oradan evi rahatça bulurdum artık.

Ama iş hiç de öyle olmadı. İşte Bora Fırını orayı görünce daha çok rahatladım. Artık buradan sonrası kolaydı. Ahşap evlerin olduğu sokakta, iki katlı evimizi tanıdım nasıl sevinçle kapıyı çaldım, kalbim pır pır ederek.

O da ne, ikinci katın penceresi açıldı, ev sahibi camdan:

“yörükler, gidin köyünüze” diyerek başımdan aşağı su dökmez mi.

Kafamdan aşağı suyu yiyince aklım başıma geldi. Eyvah, biz bu evden İstiklal Okulunun yanına taşınmıştık. Ağlaya ağlaya, korka korka nasıl koştum anlatamam. Kadın arkamdan geliyor zannediyordum. Yakalanmamak için koşuyor koşuyorum, nefes nefese kaldım. Hafızamdan çıkmayan kısmı burasıydı işte.

Babamın ölümünden sonra yazdığı hatıraları bulduğumda olayın sebebini daha iyi anladım. Ev sahibinin kocasını babam radarda işe yerleştirmiş. Yerleştiği işin süresi dolmuş ve şirket adama çıkış vermiş. Adam babama beni tekrar işe koy, yoksa evden çıkarsın demiş. Babam avukata danışmış, evden çıkarım ama benden sonra kiracı oturtamazsın demiş. Adam da oğlum oturacak demiş. Annem babam, çok sıkıntılı günler yaşamışlar. İş yoğunluğundan kiralık ev arayacak fırsatları bile olmamış.

Bir arkadaş aracılığı ile ev bulup çıkınca adam sözünü tutmamış. Evini kiraya vermiş.  Babam, sıkıntımızın içinde bizi evden çıkardın, hastalık da vardı, nasıl insansın diyerek adamı mahkemeye vermiş. Adam da ceza yemiş mi?

İşte üç buçuk yaşımda, hafızama kazınan bu olay aklıma geldikçe yıllar öncesinin korkusunu bu gün yine aynen yaşıyorum…   

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

ANNEANNEMİN VEJETARYEN TİRİTİ

07.08.2021- A. Yaşar SARIKAYA

Değerler gözlerimizin önünde kaybolup giderken, seyirci kalmamaya ant içtim dersem gerçekten yalan olmaz. GETİRİ sisteminin hakim olduğu dünya düzeninde, çabalarım aynı ırmak akışının tersine doğru yol almaya benziyor.

Kültürlerimiz hakkında, fırsat buldukça annemle konuşmaya çalışıyor ve ondan yepyeni bilgiler öğreniyorum. Anneannemin yaptığı yemek çeşitlerini anlatırken, annesinin özlemini çeken bir çocuk oluveriyor annem. Ben de annemi zamanda yolculuk yapar gibi izliyor ve can kulağı ile dinliyorum.

Gastronomi ve mutfak sanatları son zamanlarda en çok ilgi gören dallar arasında. Sinop yöremizde yerel otlarla yapılan kavurma, yoğurtlu ve börek olarak o kadar çok fazla çeşit vardır ki. Hepsini, bilimsel adımlar izleyerek ilimize kazandırmamız gerekiyor. Hafızalarımızda kayıtlı olan bu çeşitleri, herkese tanıtmalı ve yeni tatlar olarak Türkiye ile buluşturmalıyız.

Gelelim anneannemin bu güne kadar hiç duymadığım VEJETARYEN TİRİT yemeğine. Dernekte projelendirip, tanıtımını yapmak için hazırlanıyoruz. Sunumunu sizlerle paylaşmadan önce ön bilgi vermek istedim. Beni etkileyen tarafı, yüksek köylerin kültürünün garip kalması. Kentlere yapılan göçlerin getirdiği sorunların, kültürleri unutturması ve b u güzelliklerin yok olup gitmesi.

Yüz yıllar öncesinin insanları, yokluk içinde besin değeri açısından önemli olan ve bu gün de çok değerli çeşitli yemekler üretmişler. Yeni nesiller bunlara sahip çıkmamış ve kentlerin getiri tuzaklarına ayak uydurma durumunda kalmışlardır.

Bu noktadan çıkışla, yine yeni bir proje ve yine Sinop için hazırlanıyoruz. TİRİT yemeğinin, Vejetaryen ve vegan olarak Sinop’a tanıtımını yapacağız. Sinop mutfak kültürüne kazandırmayı hedefliyoruz.

Anneanneme rahmetle, bizi siteden takip edebilirsiniz.

Bu gün İzmir Valisi olan Sayın Yavuz Selim Köşger Bilke Tirit Tanıtımında

 

Etiketler: , , , , ,

DÜNYA İNSANLIĞI YUTUYOR

21.07.2021- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop sıcaktan kavuruluyor. Oysa, bilim insanlarımız küresel ısınma konusunda halkı bilgilendirmek için yılardır dil döküyorlar. Konuya duyarlı olanlar okuyor, yazıyor ve dikkatle paylaşıyorlar; ama bu yanlış gidişe engel olunamıyor.

eski SİNOP eskileri hep kaybediyoruz

Dünyada işleyen sistemin çarkına, ne çarkmış yahu diyesim var. M.Ö.’ den beri çıkar gruplarını besliyor, güzel değerlerin hepsini yutuyor, yok ediyor. Bilim kurgu filmlerinde yaratılan, özel sanal canavarlar gibi.

Toplumda, güzel ve doğru değerleri neden yaşatamıyoruz sorusunun cevabını çocukluk yılarımdan beri arıyorum. Yıl 1972, 16 yaşında yazdığım “DÜNYA İNSANLIĞI YUTUYOR” şiirimi okuyan arkadaşlarım;

” ne kadar karamsarsın, eğlence, gezme dururken sana ne dünyanın gidişinden” diyorlardı.

Sorun bu değil miydi? Eğlence, yeme içme, gezme tozma, para sahibi olma konuları insanları her şeyden çok cezbediyordu. Bulunduğu sosyal statüden bir basamak yükselen, bir süre sonra içinde bulunduğu arkadaşlarını küçümsemeyi tercih ediyor, onlara veriyor veriştiriyordu. Sorunlarla boğuşmak, insanı neler nelerle karşı karşıya getiriyor, ortaya sayısız sınıflar çıkıyordu.

Ne çoktu sınıflar, onlara çağın yeni trendine uygun(!) başka sınıflar da ekleniyordu. Olaya tarih boyunca sosyolojik olarak baktığımızda ise hepsinde ortak paydanın DOĞRULAR ve YANLIŞLAR olduğunu görmek kaçınılmazdı.

Esnaflar arasında “onun günlük cirosu bizimle bir olmaz” deyip para ile boy ölçenler, soy- sop statüsünden ” biz çok asil sülaleyiz” diyerek mezarda yatanlarla öğünenler, çok şımartılarak büyütülen ve kendini dünyanın merkezi zannedenler……..o kadar çok sıralayabiliriz ki.

Bu yanlış gidişin önüne geçmeye yaramalı farkında olduklarımız. Bir yolu olmalı ve eşitlik ilkesi işlemeli insanlık için. Siyasi çatışma yerine ÇÖZÜM üretmeliyiz.

Sorunlar hepimizi ilgilendiriyor, dünyamızı koruyalım, insanlığı koruyalım.

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ZEYTİNLERE KIYMAYIN EFENDİLER

15.07.2021- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Asırlık Sinop zeytininin yeniden yetiştirilmesi için 2019 Ağustos ayından beri yaptığımız çalışmaları sizlerle sürekli paylaştık. Akademisyenlerimiz, Sinop Belediyesi ve Sinop Bilim Kültür Derneği olarak her bir paydaş görevini tam anlamıyla yerine getirdi.

Özenle yürütülen projede, asırlık zeytin çelikleri bir sene serada bekletildi. Sinop Belediye Başkanı, Başkan Yardımcısı, BİLKE Yönetim Kurulu ve Prof. Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU ile belediye yetkililerinin katıldığı dikim gününde, fidanlar UYGULAMA ALANINA dikildi.

Belediye Başkanı fidan

dikiyor

Kasım-2020

Havalar son günlerde çok sıcak gittiği için, fidanları yerinde görmek istedik. Dernekten arkadaşlarla 14.07.2021 Çarşamba günü uygulama alanına gittik.

Asırlık zeytin fidelerini tek tek kontrol ettik. Alan otlanmış ve fideler bakımsızdı. Yaz sezonu olduğundan izine ayrılanlar mı oldu diye düşündük? Alanın tamamını taradık, çok emek verilerek çimlendirilen çelikler, alana dikilmişti ve umutla sonuç almayı bekliyorduk.

Asırlık zeytinlerden, hayata tutunmaya çalışanlar olduğunu gördük. Alanın sulamaya ve bakıma ihtiyacı vardı. Sayın Belediye Başkanımız projenin her aşamasında Sinop Zeytini konusunda çok duyarlı davrandı. Aynı hassasiyetin devamını bekliyoruz.

Hayata tutunmaya çalışan filizlerden biri, yaşamını sürdürmek için mücadele ediyor. Sinop zeytini zamana direnerek asırlardır yaşamış. Filizlerinin de yaşaması için gerekli görüşmeleri yapacağız.

Bu yıl, eski orijin Sinop zeytinlerinden alınan zeytinler, “Zeytincilik Araştırma Enstitüsü-Bergama-İzmir “de literatüre geçen SİNOP ZEYTİNİ1,2,3,4,5,6 kodu ile kayıtlanan çeşitlerle eşleştirilecek. Özenle başlayan proje, yine özenle sürdürülecek ve daha sonra coğrafi işaret alınacaktır.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

BU SERGİDE SATIŞ YOK

27.06.2021- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Önemsiz görülen değerleri hayata kazandırmak istiyorsak, önce topluma model olacak adımları atmalıydık. Bu anlamda, zor bir malzeme olan yün kilimlerini değerlendirmek istedim. Nereden aklıma geldiğini sorarsanız, bu çok uzun bir hikaye, yüreğimde silinmez izler bırakan anılar sarmalı.

Annem, annesinin ve kendisinin dokuduğu kilimleri saklıyordu. Çocukluğumdan beri gördüğüm bu kilimler, benim için de çok kıymetliydi. Onları koruyalım dediğimde annem: “al senin olsun” dedi. Kilimleri özenle naftalinledim, güneşe çıkardım, havalandırdım ve dolabımda sakladım. Gözüm gibi koruduğum kilimler yüz yılın hafızası, bellek kutularıydı sanki.

Elime aldığımda, meleyen koyunların kuyruk sallayışını, çevredeki doğal güzellikleri görüyor; temiz havayı içime çekiyor ve ebediyete göçenlerin tezgahtaki tıkır tıkır dokuma seslerini işitiyor gibiydim. Kök boyası ile boyanmışlar, doğallığın has yapısını taşıyorlardı.

Sizler de, yün kilimler üzerinde tasarım yapacaksanız, gerçekten zor bir malzeme olduğunu bilmelisiniz. % 100 yün olduğu için, tozlaşma öksürük ve geniz akıntısına sebep oluyor. Belirtileri görünce çalışmayı maske kullanarak sürdürdüm.

Anlayamıyordum, kilimler köylerde tavan aralarında, ambarlarda atıl olarak neden çürümeye terk edilmişti? Değerlendirmeli ve örneklemeliydim. Hedefim, boş zamanlarını kaliteli değerlendirmek isteyen genç kızlarımızın konuya dikkatini çekmekti . TV programları ve dizilerde kendi yaşamının çok uzağında olan yaşamlara özentiyle vakit öldürmek yerine, üretmelerini sağlamaktı.

2020- Ekim ayında KADIN İÇİN DOKUDU/ KİLİMİ ROMAN OLDU temalı kilim sergisini açtım. BİLKE organizasyonuyla açtığımız sergi çok ilgi gördü. Sergide bizi yalnız bırakmayan, temayı anlayan ve içselleştiren herkese teşekkür ediyorum.

Sergide satın almak için çok talep gören bir ürünü tanıtacağım bu gün. Satın almak isteyenlere, SATILIK DEĞİL dediğimde, mana veremeyenler olsa da, bu sergi ilçelere, sanat sever ortamlara taşınacak ve model oluşturmaya devam edecek. Amaç, kilimlere kültürel değerini kazandırmak ve yeni tasarımlarla günümüze taşımak.

Kilim: Dikmen -Kadı Köyü- Nakış(Eski Beşik Örtüsü Deseni uygulama) ve Tasarım: Y. SARIKAYA- Dikiş: Fikriye KURUBAŞ
Tertemiz dikiş için Selin Ticaret sahibi Fikriye KURUBAŞ’A çok teşekkür ediyorum.
Kilim: Tilkilik- Kabaağaç Köyü- Dokuyan Ayşe DEMİR ( 1910- 1952) Kenar el dikişi orijinal-Y.SARIKAYA- Keçe ile tasarım- Fikriye KURUBAŞ

Sinop Kilim Sergisi Projesi Nasıl Başladı-TRT TRABZON RADYOSU Bir Yaşam Bir Anı PROGRAM KONUĞU-Y.SARIKAYA PROJEYİ ANLATIYOR:

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SİNOP KÜLTÜR SEVDALILARI

24.06.2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Babam 1945 yılında, 14 yaşında tam 72 km yolu yürüyerek bir günde Sinop’a ulaşmış. Okumak istiyormuş, müfettişler bu çocuk okusun demişler ama babası evin büyük oğlu diye okumaya göndermediği için valiye durumunu anlatmak amacı ile gelmiş. Olaylar öyle farklı gelişmiş ki, 14 yaşında çalışmak zorunda kalmış. Ama hep kafasında okumak ve meslek sahibi olma fikri varmış. Varlıklı bir ailenin çocuğu olduğu için, babası gururuna yedirememiş ve oğlunu gelip almış Sinop’tan.

Bu hikaye, babamın ölümünden sonra bize hatıra olarak bıraktığı, 1. bölümü 64, 2. bölümü 67 sayfa olan el yazısı anılarında yer alıyor. O anıları okudukça, köylü milletin efendisidir sözünün değerini daha iyi anlıyorum. Babam okuma aşkı, bilime tutkusu ile 4 çocuğunu okuttu. Ona hiç kimsenin desteği olmamıştı. O, ailesini kimseye muhtaç olmayacak duruma getirdi, onlara varlık bıraktı.

Ben, annem ve babam sayesinde köy kültürü ve sorunları hakkında bilgi sahibi oldum. Öğretmen olduktan sonra da kırsalların folklörü hakkında çalışmalar yaptım. Sorun temelden çözülmeyince, durum binanın temel taşının çürük olmasına benziyordu.

Göçmenler denilince aklıma, köyünde karnını doyuramayanların büyük şehirlere göçmek zorunluluğu gelir aklıma. Alt yapısı olmayan, imar izini verilmemiş, hisseli arazilere gece kondu yaparak yapılan geçici yerleşmeler. Ard arda zincirleme gelen sorunlar…Bu sorunlar arasında kültür unutuluyor, yaşam savaşı her şeyin önüne geçiveriyor. Bu durumdan nemalananlar da fırsatı kaçırmıyorlar.

Babam, senin hatırana saygıyla köylerin kültürlerinin yaşatılması, insanlara istihdam alanları oluşması için canla başla çalıştım hala da çalışıyorum. Yıl 2003-2004 Sinop dokuma tezgahlarında dokunan ürünlerin pazarlanması için çok uğraştım. Kar amacı gütmedim, sadece yöre insanımızın kazanmasını hedefliyordum. İlgilenen firmalarla ürünleri kodladık, numaraladık dosyalar oluşturduk.

Dokuma: P-10 Aynur Demirkol

Sinop üreticileri, Kapalıçarşı, şirketler, toplantılar, sunumlar derken, bakıyorum da epey yol almışız. O yıllarda Sinop dokuma üreticileri bu işten çok para kazandı. Yurt dışı, yurt içi pazarlarında ürünler ilgi gördü. Fakat toplu siparişlere Sinop ürün yetiştiremedi.

Dokuma P:8- Aynur Demirkol

SİYAD bu konuda çalışma başlatmış, kutluyorum. Sürdürülebilir olması ve çok insana istihdam alanı oluşturması açısından değerli buluyorum. Geçirdiğimiz aşamaları, Sinop ve Sinoplu’ya fayda sağlaması amacıyla paylaşıyorum.

Dikmen- Serbest Heybesi- DOKUMA- DİKMEN

Dokuma Y-1: DİLNUR ÇEYİZ-yastık
Dokuma P-4: Ümmühan DEMİR

Dokuma THO( Takım -heybe-oda takımı)-Nezaket DEMİRKOL

Dokuma: BT- 2 Bereket Torbası- Ümmühan DEMİR
Dokuma: P-K 6- DİLNUR ÇEYİZ

Üreten herkese saygılarımla.

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

BABAMI AĞLATAN FİLİSTİN ESİRİ

30.05.2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Filistin Cephesinde 3 yıl İngilizlere esir düşen babamın halasının eşi; köyde GOFGOF ALİ lakabı ile anılırmış. Babam çocukken, o kahramanın ağzından dinlediklerini bize ağlayarak anlattı. O nesil, Atatürk’e, şehitlere, Türkiye Cumhuriyetine ne kadar çok duyarlıydılar.

Babam gözyaşları içinde:

“Gofgof Ali eniştem, savaş anılarını anlatırken ağlardı. Bir gün gelir de bu millet Atatürk’ün kıymetini anlamaz, arkasından konuşursa bizim emeklerimize yazık olur, kemiklerimiz sızlar oğul derdi. O ağladığı için ben de dayanamaz ağlardım.” dedi.

NE OLDU BU GÜN

NE OLDU DA

KENDİNİ BİLMEZLER

ŞEHİTLERİN KEMİKLERİNİ SIZLATIYOR

İBLİS BOŞ DURMUYOR

İŞ BAŞINDA……

Köyde bilinen en eski tarihte askere gidenler arasında,  İmam dedenin oğlu Mustafa Çavuş vardır. Annemin dedesidir. Annem annesinin “ babam Kafkas Cephesinde savaşa gidip dönmedi” dediğini anlatır. Bu savaş 93 harbi olmalıdır. 1880- 1922 yılları arasında,  köydeki tüm erkeklerin devam etmekte olan savaşlara katıldığını görüyoruz. Önce 20 yaşında askerlik yapıyorlar, sonra tekrar askere çağırılıp yıllarca savaşa katılıyorlar.

Karahasanoğullarından Gofgof Ali, Filistin Cephesinde savaşmış ve 3 yıl İngilizlerin elinde esir kalmıştır. Zeybeklerden Cıvan Ali Trablusgarp Cephesinde savaşarak esir olmuş, kurtulmuş ve gazi madalyası almıştır. Kuşluoğullarından Kara Hasan İstiklal Savaşı gazisidir, gazi madalyası vardır. Gocon Hüseyin, Balkan, Çanakkale ve İstiklal savaşlarına katılmıştır ve onun da İstiklal madalyası vardır. Kabakçı Mustafa da savaş yıllarında Şam’da 3 yıl esir kalmıştır.“(1)

1: MEMLEKETİM TİLKİLİK, s, 72, Y. SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , ,