RSS

KUMUN EN NADİR FORMU “YILDIZ KUMU”

13.11.2024- Hüseyin KEKLİK

Kumun en nadir formlarından biri olan yıldız kumu hem güzel bir manzara hem de bilimsel bir mucize. Japonya’nın Taketomi, Hatoma ve Iriomote adalarında bulunan yıldız kumu, tam olarak adının anlattığı şeydir. Yıldız şeklindeki küçük, milimetre büyüklüğündeki kum parçaları. İlk bakışta plajlardaki diğerlerine benziyor. Sadece ziyaretçiler üzerinde durdukları plaja daha yakından baktıklarında bunun sıradan bir kum olmadığı anlaşılıyor.

Kum parçacıklarının küçük boyutlarına rağmen, plajda seyirciler bu inanılmaz beş köşeli yıldız şeklini çıplak gözle görmekte sorun yaşıyorlar. Pek çok plajdan farklı olarak, Hoshizuna Plajı ve çevresindeki diğer Japon plajlarındaki kum, kaya ve minerallerden değil, önceki organizmaların kalıntılarından oluşmaktadır.

Her küçük yıldız Foraminifera olarak bilinen küçük, tek hücreli organizmaların dış iskeletidir. Dalgalar sahilde yuvarlanırken, su, bu küçük organizmaların kabuklarını ve dış iskeletlerini beraberinde taşır ve eşsiz sahil şeridini oluşturur. Baculogypsina sphaerulata olarak bilinen bu özel, yıldız şeklindeki Foraminifera türü, sadece Doğu Asya’nın mercan resiflerinde bulunur ve bu özel kumu dünyanın en nadir bulunanlarından biri yapar.

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Kasım 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , ,

LİMON SATTIM BİSİKLET ALDIM

12.11.2024-Ahmet Şerif İzgören

BANA BİR BİSİKLET ALIR MISINIZ ?

Ortaokul son sınıftayım. Babam Çankırı’da görevli, subay lojmanlarında oturuyoruz. Bütün arkadaşlarımın bisikleti var, bir benim yok. Sınıfı da geçtik… Babama gittim.

“Bana bir bisiklet alır mısınız?” dedim.

“Çalış kendin al.” cevabını aldım.

“Nasıl?”

Beni aldı, Çankırı’nın göbeğinde herkesin gülüşüyle tanıdığı ‘Neşeli’ diye bir manav vardı, ona götürdü. Bir kasa limon aldı, bana verdi

“Borcun şu kadar, bir ay sonra ödersin.” dedi.

Kişiliğe bak; biz bisiklet istiyoruz, babamız limon kasası alıp veriyor. Çok hırslandım ve sinirlendim. Ertesi gün çarşamba sabahı erkenden Çankırı pazarına gidip limon kasamı koydum ve satışa başladım. Lojmandan tanıdığım teyzeler geçiyor, arkadaşlarımın anneleri, kıpkırmızı oluyorum. Bir süre sonra olayı duyan arkadaşlarım tezgâhın başına doluştular.

Ayaklarda Nike’lar, Adidas ayakkabılar, havalı kotlar… Ben güneş altında limon satıyorum, karizma falan kalmadı.

“Oğlum çok zevkli.”

“Hadi yaa?”

Sonraki hafta arkadaşlarım ellerinde benim limonlardan onar tane alıp pazarda dolaşmaya başladılar. Bu arada ben rüyalarımda ve gündüzlerimde babama karakter atıyorum. İki ay sonra biriktirdiğim paralarla babamın kitap okuduğu odaya girdim, parayı babamın masasının üzerine bıraktım.

“Git bana bisiklet al!” dedim ve çıktım.

Türk filmlerinden çalışılmış bir sahne. Nasıl gurur, nasıl gurur!.. Babam bana bal renkli, vitesli Polo marka harika bir bisiklet aldı. Yıllar sonra benim babamın önüne koyduğum parayla bırakın bisikleti, o bisikletin pedalını alamayacağımı fark ettim. Bana belli etmeden paranın ve çabanın değerini öğretmişti. Babasından aldığı harçlıklarla büyüyen bir çocuk olsaydım bugün sahip olduğum mücadele ruhunun çok ufak bir bölümüne bile ulaşamayacaktım. O günden sonra bir daha babamdan para istemedim.

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

ÖLÜ EVINDE NEDEN IRMIK HELVASI YAPILIR?

11.11.2024- sabah.com

3 bin yıllık gelenek! Cenazelerde neden helva kavrulur?

Birinin kaybı ardından herkesin bir araya toplandığı anlarda helva yapılması Anadolu’nun en yaygın geleneklerinden biri. Neden yapıldığı konusu ise çok sorgulanmasa da ölünün ardından yapılan bu helva ile ölenin anısı yaşatmaya çalışıyor.

Cenazede helva kavurma geleneği, binlerce yıl öncesine dayanan bir gelenek. İşte aslında nerede ortaya çıktığı ve nasıl günlük yaşamımıza dahil olduğu ile ilgili merak ettikleriniz…

3000 YIL ÖNCE VAN’DA

Arkeoloji alanında çalışmalar yapan Prof. Dr. Oktay Belli, Anadolu’nun dünyanın en zengin mutfak kültürlerinden birine sahip olduğunu belirtirken aynı zamanda ölüm geleneklerinden de bahsetti. Van’da 3000 yıl öncesine dayanan mezarlarda bulunan çanak ve çömlekler, ölenin ruhu anısına sevdiği yemeklerin yapıldığını ortaya koyduğunu belirtti. Anadolu’da binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan ölenin arkasından yemek yapmak, dayanışma ruhunun da bir parçası.

ACIYA ORTAK OLMA

Can helvası veya can aşı olarak da bilinen helva kavurma işlemi, cenazenin ilk gününden itibaren yedinci, kırkıncı ve elli ikinci gününde de yapılabiliyor. Verilen bu helva sayesinde edilen dualarla ölen kişinin mezardaki çektiği acıların azaldığına ve hatta kaybolduğuna inanılıyor. Üstelik helvanın yapımına yardım ederek, malzemelerine katkıda bulunarak acıya ortak olma hali paylaşılıyor.

KOKU

Bazı kaynaklarda ise Eski Türk geleneklerine göre kavrulan helvanın kokusunun ölünün ruhunu doyurduğu, helvanın kendisinin ise ölüyü ziyarete gelenleri doyurduğuna inanıldığı belirtiliyor. Birçok sebep ile yapılan bu helva, en yaygın anlamı ile birinin kaybı ardından çekilen acının hep birlikte çekilmesini temsil ediyor. Herkesin helvayı kavurmak için başına geçmesi ise Anadolu’nun yardımlaşma ve paylaşma kültürünün en önemli simgeleri arasında bulunuyor.

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

MEDENİYETİ İNŞA EDEN ERKEKSE ERKEĞİ İNŞA EDEN KADINDIR

10.11.2024- Atilla İlhan ASLAN

Detroit’taki mütevazı bir firmada çalışan genç tamirci, günde on saatlik çalışma karşılığında haftada 11 dolar kazanıyordu.

Ancak; hırslı genç adam eve geldiğinde gece uzun saatlerini evin arkasındaki ahırda yeni tip bir araba yapmak için çalışarak geçirdi. Çiftçi olan babası, oğlunun çabalarını boşa çıkarırken, ailesi ve komşuları arasında onu cesaretlendiren tek kişi genç adamın karısı oldu. Bütün geceyi onunla geçirip heyecanına ortak olan, kış geldiğinde üşürken bile elinde bir gaz lambası tutarak yanından ayrılmayan karısını “azize” gibi görüyordu ve 3 yılı onunla bu şekilde geçirmişti. 1893 yılında çalışma tamamlanmak üzereydi ve genç adam o zamanlar neredeyse otuz yaşındaydı. O yıl, komşuları daha önce hiç duymadıkları tuhaf bir ses duydular. Alay ettikleri genç Henry Ford’u ve karısını atsız bir faytona binerken gördüler. Bu garip fayton’un sokağın sonuna varmasını hayret dolu gözlerle izlediler. O gün, modern dünya, şehrin gelişimi üzerinde derin etkisi olan yeni bir buluşun doğuşuna tanık oldu.

Eğer, Henry Ford “bu buluşun babası” ise karısı da “bu buluşun annesi” olmayı hak ediyordu. Mucit Henry Ford’a kırk yıl sonra şu soru soruldu:

– “Otomobil’in icadının yapıldığı tarihten bir yıl sonra, Dünya’ya gelseydi, ne olmak isterdi?” Şöyle cevap verdi:

– “Eşimin yanımda olmadığı hiç bir durum umurumda olmazdı.

Gerçekten, her büyük erkeğin arkasında bir kadın vardır ve gerçekten de her büyük kadın, en büyük erkekleri yaratma kapasitesine sahiptir.

Medeniyeti İnşa Eden Erkekse, Erkeği İnşa Eden de Kadındır.

Yayıncı: AL RAJHI

Düzenleme: A. İ. Arslan

#HenryFord#Otomobil

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Kasım 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SIRRI ÇÖZÜLEMEYEN GİZEMLİ KİTAP VOYNİCH

09.11.2024- Arkeoloji Tarihi

Voynich el yazması kitabı; kim tarafından, ne amaçla ve hangi dille yazıldığı bilinmeyen, elle yazılmış resimli bir kitaptır…

Dünyanın en eski el yazması olan bu kitap ile ilgili yapılan karbon testleri 15. yüzyılda yazıldığını ortaya koymuştur. İçerisinde bitki, astroloji ve ilaçbilimi ile ilgili resimler bulunan 234 sayfalık bir kitaptır..

Kitap ortaya çıktığı günden itibaren, dilbilimciler tarafından araştırma konusu olmuş, hakkında çeşitli teoriler ortaya atılmış fakat yüzlerce yıldır sırrı çözülememiştir..

Yıllarca kitabın gizemini ve şifresini çözmeye çalışan kriptoloji uzmanlarının ve tarihçilerin akli dengelerini kaybetmiş olduğu bilim tarihine geçmiştir..

Kitap, 1912 yılında Wilfrid M. Voynich adındaki kişi tarafından, Polonyalı bir sahaftan alınmıştır..!!

İsmini bu kişiden alan kitabın İtalya’da Rönesans sırasında oluşturulduğu tahmin edilmektedir.

Bazı sayfalarının eksik olduğu düşünülen kitapta 23 ile 40 arası farklı harf ve 38 kelime bulunur.

Sayfaların çoğunda çizimler yer alan kitap, soldan sağa doğru yazılmıştır.

Voynich el yazması kitabı, 1969 yılında Hans P. Kraus tarafından Yale Üniversitesi’nin Beinecke Nadir Kitaplar ve El Yazmaları Kütüphanesi’ne bağışlanmıştır.

Dünyanın en esrarengiz 10 tarihi eser arasında yer alan el yazması Voynich kitabındaki bulunan yaklaşık 40 bin sözcükten sadece 300’ü çözülebildi.

Dünyada sırrı çözülememiş 10 tarihi eser arasında yer alan Voynich’in El Yazması olarak bilinen kitap 600 yıldır gizemini koruyor. Khan Noonien Singh

Anlam ve kökeninin gizemini koruduğu kitabın içerisinde çok sayıda yıldız, birbirine bağlı küvette yıkanan kadınlar, ilginç resimler ve yazılar bulunmaktadır.

Kitabın astroloji, bitki bilimi gibi çeşitli konularla ilgili bilgiler verdiği düşünülmektedir.

Kitabın rastgele yazılmış anlamsız bir işaret yığını olmadığı, doğal bir dilin yazıya geçirilmiş hali olduğu düşünülmektedir.

Fakat hangi dil olduğu konusunda herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu kitabın esas gizemi metinlerinde değil de görsellerinde.

Papa 9. Gregory tarafından dini hükümleri açıklamak için bastırılan bu kitapta, o zamanın modasına uygun olarak metinlere eşlik eden kaligrafiler ve illüstrasyonlar bulunuyor.

İşte ilginçlik de burada başlıyor. Normalde Meryem Ana, İsa ve Azizlerin süslediği dini külliyat sayfalarının tersine bu külliyatta kılıçla kafa kesen dev tavşanlar, bir kurdu idam eden kazlar ve tek boynuzlu atlar gibi Hristiyan öğretileriyle (görselden de anlaşılacağı gibi) açıkça çelişen tasvirler bulunuyor.

Kitabın yazımında gerçek bir dil kullanıldığı, fakat konuşulan bu dilin yazıya dökülmemiş olduğu için anlaşılmadığı düşünülmektedir.

Japon savaş kodlarını çökerten Amerikalı şifreci William Friedman ve ekibi, kitap üzerinde aylarca süren çalışmalar gerçekleştirmiş ve ‘’çözülemez’’ olarak nitelendirmiştir.

Kitap ile ilgili yapılan çalışmalara, 2001 yılında Yale Üniversitesi son vermiştir.

Bu metinleri inceleyen din adamları ve tarihçiler, Smithfield külliyatının gizemini maalesef hâlâ çözebilmiş değiller..!!

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Kasım 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

ERKEKSEN KÖTÜYÜM DE BAKALIM!

08.11.2024- Murat ÖZ

Bir kamyonun Çarpmasıyla yaralanmış olan çiftçi Mehmet amca kazadan sorumlu tuttuğu taşıma şirketine dava açıyor. Mahkeme salonunda şirketin avukatı ile Mehmet Amca karşı karşıyalar, ve Avukat soruyor :

– Ama siz kazadan sonra gelen polis memuruna “ben çok iyiyim” demediniz mi?”

– Anlatayım ağam; Ben bizim eşeği gasabada satışa götürmek üzere gamyonetime bindirmiştim ki…

– Bırakın ayrıntıları Memet Bey, siz sadece soruma yanıt verin: Siz, kazadan hemen sonra gelen Polis memuruna “ben çok iyiyim” dediniz mi, demediniz mi?

– İşte anlatıyom ya Avukat bey; eşeği gamyonete yüklemiş, yola çıkmıştım ki…

Avukat tekrar adamın sözünü kesti ve Hakime dönerek:

– Sayın hakim, size olayın tam olarak nasıl gerçekleştiğini davacının kendi ifadesi ile almaya çalışıyorum ama, soruma yanıt vermiyor. Bu bey, kazadan hemen sonra olay yerine ulaşan polis memuruna ifadesinde “çok iyi” olduğunu söylemiş. Kayıtlara geçmiş. Şimdi, aradan kaç hafta sonra müvekkilime dava açıyor. Ben bu davada, bu şahsın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığına inanıyorum. Lütfen, sadece soruya yanıt vermesini söyler misiniz? Hakim çiftçinin hikayesiyle ilgilenir gibiydi:

– Eşek hakkında söyleyeceklerini merak ettim aslında; Bırakalım da anlatsın….

Memet amca Hakime teşekkür ederek devam etti:

– İşte dediğim gibi, sayın Hakimim, tam eşeğimi gamyonetime bindirmiş şehre doğru gidiyodum ki, bu şirkete ait gucuman bi kamyon, “DUR” tabelasına aldırmadan üzerime sürdü ve bize çarptı. Ben yolun bi yanına fırladım, Garagaçan bi yana… Nasıl kötüyüm, nasıl kötü, anlatamam… Gıpırdanamıyom sancıdan… öte yanda Garagaçan bir anırıyo, bir anırıyokine, ortalık inliyo. Derkene bi pulis memuru geliveedi, Garagaçanın sesini duymasile önce ona dooru getti, eğildi, bahtı, tabancasına davrandı, alnının göbeenden Garagaçanımı urmasın mı??? Soonacııma, yolun garşı tarafına geçti, bana dooru geldi, dedikine:

– Eşeğin hali berbattı, vurmak zorunda galdım, “sen nassın ?” dedi…hadi erkeğisen kötüyüm de…

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

ÇOK COCUK DEĞİL İYİ YETİŞTİRİLMİŞ ÇOCUKLAR İSTİKBALDİR

07.11.2024- Bekir ÇOŞKUN

Manavgat’ta 3-4 yaşlarındaki turist kız zabıta memuru Himmet Tan’ı görünce gitti parmağına yapıştı…

Sorunca ismini söyledi, annesinin-babasının ismini söyledi, kaldıkları otelin adını bilmiyordu…

Hiç beklenmeyen bir davranışla memurun telefonunu istedi… Memur “Numarayı ver ben arayayım” dedi, minik kız başını iki yana sallayarak kabul etmedi…

Tabii ki Türkçe bilmiyordu, memurdan telefonun dilini İngilizce’ye çevirmelerini istedi, İngilizce’ye çevirip eline verdiler… Küçük kız memurdan Facebook’u kapatmasını istedi, kapattılar…

Küçük parmaklarıyla telefonla biraz oynayıp kendi Facebook sayfasını basit bir şifreyle açtı…

Memurlar hayretle izliyorlardı…

Şöyle bir mesaj yazdı:

“Ailem, ben kayboldum… Şu anda polis karakolundayım… Gelip beni almanızı bekliyorum…”

Bir de konum attı…

Küçük kız telefonu iade edip teşekkür etti…

Bir sandalyeye ilişti, beklemeye başladı…

Mesajında “polis” demişti, zabıtalar “Biz zabıtayız” dediler… “Hayır polissiniz” diye itiraz etti, memurlar İngilizce sözlüğü açıp baktılar; hakikaten zabıta polis demekti…

On dakika sonra ailesi geldi, annesi-babası tatile çıkmadan önce çocuklarına kaybolması halinde yapması gerekenleri öğrettiklerini söylediler…

Teşekkür edip, kızlarını alarak gittiler…

Bu mesajı yazan, örnek kamu görevlisi, Manavgat Belediyesi zabıta memuru Himmet Tan, notunun sonunda şöyle diyor:

“Anneler, babalar… Çocuklarınızı eğitin, emin olun sizden daha çabuk öğreneceklerdir… Daha çok canımız yanmasın…”

Yıllardır durmadan “Çok çocuk değil, iyi yetiştirilmiş çocuklar istikbaldir” diyoruz…

Anlamıyorlar…”

Bekir Coşkun…..

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

KEMAL TAHİR’İN “MAPUS”ADLI KEDİSİNİN İÇGÜDÜSÜ

04.11.2024-Mehmet Ünal TAŞPINAR

1940’lı yıllarda Çorum Cezaevi’nde yaşayan “Mapus” adlı kedinin hikayesini anlatacağım. Mapus’un fotoğrafı olmadığı için bizim sitedeki bir kedinin fotoğrafını koydum çünkü fotoğrafsız yazı dikkat çekmiyor, kimse okumuyor.

Türk Edebiyatı’nın ünlü yazarlarından Kemâl Tahir 1940’lı yıllarda Çorum Cezaevi’nde yatıyordu, suçu kitap yazmak…

O yıllar, İkinci Dünya Savaşı yılları, Türkiye savaşa katılmamış ama dolaylı yoldan etkilenmiş, memlekette kıtlık başlamış, halk temel ihtiyaç maddelerini temin etmekte zorlanıyor. Yokluğun olduğu yerde suç oranı artar, cezaevleri dolup taşıyor.

Çorum Cezaevi Müdürü kitap okumayı seven entellektüel bir adam, Kemâl Tahir de o dönemin en ünlü yazarı; hâl böyle olunca Müdür Bey Kemâl Tahir’e birtakım imtiyazlar veriyor, tek kişilik koğuşta kalmasını sağlıyor ve bir daktilo getirtiyor.

O yıllarda toplumun eğitim düzeyi bugünkü gibi değil, cezaevlerindeki mahkumların belki de yarısı okuma yazma bilmiyor.

Mahkumun evrak işi hiç bitmez, cezaevinde Kemâl Tahir’den başka düzgün yazı yazabilen kişi yok; mahkumlar savunma ve temyiz dilekçeleri yazdırabilmek için O’nun koğuşunun önünde sıraya giriyorlar.

O günlerde Kemâl Tahir, Cezaevi Müdürü’nden bir kedi yavrusu istiyor. Cezaevinde kuş harici hayvan beslemek yasaktır ama Müdür Bey çok değer verdiği ünlü yazarı kırmıyor, sokaktan aldığı bir yavruyu O’na hediye ediyor.

Kemâl Tahir, romanlarında sıkça bahsettiği kedisine işte böyle kavuşuyor ve adını Mapus koyuyor. Öyle ya, cezaevinde yaşayan kedi de aslında bir mahkum, diğer deyişle bir mapus.

Mahkumların dilekçe yazdırmak için koğuşunun önünde sıraya girdiklerini belirtmiştim fakat herkes için dilekçe yazmaz Kemâl Tahir, sadece kader mahkumları için yazar.

Bir gün Çorum Cezaevi’ne Malatya Cezaevi’nden sevk edilen bir tutuklu geliyor, üç kişiyi öldürdüğü gerekçesiyle idam cezasına mahkum edilmiş ama dosyasına kesinleşme şerhi konulmamış, temyizde bekliyor… Lâkabı “İdamlık Yusuf”…

Okuma yazma bilmeyen Yusuf’un kendini savunabilecek durumu yok, O da namını çok işittiği Kemâl Tahir’den yardım istiyor fakat sadece kader mahkumları için dilekçe yazan Kemâl Tahir, üç kişiyi öldürdüğü iddia edilen Yusuf’u öyle görmediği için ilgilenmiyor.

Aradan biraz zaman geçiyor.

Bir sabah Kemâl Tahir avluya çıkmış, çayını ve sigarasını içerken, biraz ilerideki duvarın dibinde kedi Mapus’un başını okşayan Yusuf’a gözü takılıyor. Çağırıyor yanına…

Yusuf geliyor, “Buyur Beyim, bir isteğin mi var?”

“Sen gerçekten üç kişiyi öldürdün mü?”

“Onları ağanın oğlu öldürdü, ben gariban bir marabayım, suçu üstüme yıktılar Beyim.”

“İkindi vakti koğuşuma gel de konuşalım.”

“Sağol Beyim… Lâkin daha önce benimle ilgilenmemiştin, sorduğum için af buyur ama şimdi ne oldu?”

“Bu kedi herkese yanaşmaz, senin kalbinin temiz olduğunu hissetmiş ki yanına gelmiş… Katil olmadığını anladım, sana yardım edeceğim.”

Fazla uzatmayalım… Kemâl Tahir, Cezaevi Müdürü’nün de yardımı sayesinde Yusuf’a verilen idam cezasının temyizde bozulmasını sağladı, Yusuf tekrar yargılandı. Bu süre içerisinde Yusuf’un köyünde başka cinayetler de işlendi ve yürütülen soruşturma neticesinde tüm cinayetlerin köy ağasının oğlu tarafından işlendiği ortaya çıktı.

İdamlık Yusuf beraat etti… Bir kedinin içgüdüsü ve ona güvenen sahibinin iyi niyeti sayesinde adalet yerini buldu.

Kemâl Tahir, cezaevinden çıkarken Mapus’u da beraberinde götürdü… Sonraki yıllarda, Türk Edebiyatı’nın klasikleri arasında yer alan romanlarını yazarken, çok sevdiği kedisi de yanı başında uyuyordu.

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Kasım 2024 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

EZBERLEME YERİNE YAŞAMIN DOĞAL AKIŞINDA ÖĞRENME

01.11.2024-Prof.Dr: Üstün DÖKMEN

“Toplum olarak, bildiklerimizi uygulayabiliyor muyuz? Bile bile yaptığımız yanlışlarla, geleceğimiz olan çocukları ezber ağırlıklı yetiştiriyoruz. Eğitim sistemimiz de ezbere dayalı. Bilim dünyasında, yeni buluşlar yaparak, kendi adını bir buluşa veren bilim insanlarımız da var kuşkusuz. Arkadan gitmek yerine öncü olmak, taklit etmek yerine keşfetmek hedefimiz olmalı. “BİLKE

Young family playing and running with two young children, focus on the father

Üstün Dökmen diyor ki:

Küçük bir çocuğa şeker verseniz, çocuğun sağ arkasında veya sol arkasında duran annesi hemen ” Ne diyecektik, ‘teşekkür ederim teyzeciğim’ diyecektik di mi canım” der. Bu davranış, bence bir suflörlüktür. Çocuğunuz teşekkür etmesi gerektiğini, sizi ve başkalarını gözleyerek, yetişkinleri model olarak da öğrenebilir, suflörlük ederek onu zorlamanız sonucunda da öğrenebilir. Sonuçta her ikisi de toplumsallaşmadır; ancak birinci teşekkür, yaşamın doğal akışı içinde çocuğun keşfettiği bir teşekkürdür, ikinci teşekkür ise keşfetmesine izin vermeden ezberlettiğimiz bir teşekkürdür.

Çocuğunuza en uygun olacak mesleği düşünüp, “şu bölüme girsen iyi olur” dediğiniz zaman yine suflörlük etmiş olursunuz. Çocuğunuzun yeteneğine ve ilgisine/ hevesine uygun meslek seçmesine izin verirseniz suflörlük etmemiş olursunuz.

Prof.Dr: Üstün DÖKMEN

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Kasım 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

GÖK YÜZÜ GÖZLÜ GAZİ

31.10.2024-Alper Akçam

Öyle ateş / öyle sıcak / öyle kan / öyle yalın / öyle çırılçıplak bir tarih

Canını toprağına siper etmiş koca bir ülke

Yediden yetmişe yan yana dizili cepheye

Harbiye / seyfiye / bir sınıfı tümden şehit düşmüş tıbbiye

Yarı aç / yarı çıplak / siperde kan içinde

Günün tayını / şekersiz üzüm hoşafı / bir dilim kuru ekmek

Son canına kadar el ele / yerlere düşe düşe

Kardeş demiş subayı Payitahtın / Balkanların

On yıllardır şaşkın saltanatlar elinde

Karpatlarda / Zağros dağlarında / Yemen çöllerinde

Gök ekinler gibi kırdırılmış o garip köylüye

Geriye dönüşü yok gayrı / düşe kalka varılacak yepyeni bir ülküye

Emperyalizmin üstlerine sürdüğü Anzak analarına da selam olsun

Dökmesinler gayrı gözyaşını

Emanettir oğulları / barışı baş tacı etmiş / gökyüzü gözlü bu gaziye

Ey Çanakkale / ey bir yanı emperyalizme dur denilmiş kanlı ve koca bir tarih

Bir yanı umutlu ve aydınlık bir gelecek

Seddülbahir / Arıburnu / Anafartalar’da Miralay Mustafa Kemal

Kerevizdere’da Binbaşı Saffet Arıkan

Eğitmen kurslarında Baba Tonguç’la / kavruk köylü çocuklarıyla omuz omuza

Duvardaki yazı: “Suyu dua bulmaz fen bulur”

Çanakkale’deki köylü / efendisi olacak milletin

Selam olsun Kurtuluş’a can katacak Ekim Devrimi’ne

Ne zaman yeniden öğrenebilirse seni bu ülke

Ancak o zaman bir daha tökezlemeyecek

Ne zaman yeniden öğrenebilirse seni

Ancak o zaman kırabilecek bezirgânlar zincirini

Ancak o zaman

Bu kadersiz ülke / özgürlüğe / adalete / yas yalın kardeşliğe yükselecek…

Alper Akçam

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Ekim 2024 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,