YUNANİSTAN İLE SÖYLEŞİ 2. BÖLÜM -4.OCAK 2013
Göçler, insanlık tarihinin unutulmaz bir gerçeğidir. Amerika kıtasına beyaz adam gelince yerliler topraklarını, onurlarını, her şeylerini kaybetmiştir. Afrika kıtası yerlileri ise dünyanın her yerine köle olarak satılmış ve yurtlarından insan onuruna yakışmayan biçimde göçürülmüşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan Türk göçü yüzyıllarca sürmüş, acı, sefalet yorgunluk dolu uzun yürüyüşlerle yürükler dağlar, yaylalar, ülkeler aşmışlardır. Kafkasya ve Balkan bölgesinde bitmek bilmeyen savaşlar, yoğun göçlere sebep olmuştur.
Her birimiz, ailemizin tarihi geçmişini öğrenirsek, dünyada olup bitenleri daha doğru algılayabiliriz. Sebebi izlersek, sonuçta soru işaretlerimiz kalmaz. Yalnızca sonuç fotoğrafında değerlendirme yaparsak gerçekleri göremeyiz. Yani kısacası sebebini bildiğimiz her şey, bize gerçek bakış açısı kazandıracaktır.
İnsan bilinci, göçlerin farkındalığı ile dünya tarihine küresel bakma perspektifi kazanacaktır. Uygar bir dünya düzeni ve insanca yaşamak hepimizin özlemidir.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Aileniz Yunanistan’a gelince Pontini’ye yerleştiler. Orada nasıl bir yaşam ile karşılaşmışlar?
YORGOS KUYUMCİDİS- Babaannemler Pontini’ye geldikleri zaman, aşağı Rum mahallesine yerleşmişler. Aynı köyün yukarı mahallesinde Türkler yaşıyormuş. Türkler ve Rumlar 6 ay birlikte yaşamışlar. Köyümüzdeki Türkler 1924 tarihinde mübadele ile göç etmişler. Aydın, Isparta, Burdur ve Çatalca’ya yerleşmişler.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Onlarla görüşüyor musunuz? Türkiye’ye göç edenlerden eski köylerini ziyarete gelenler var mı?
YORGOS KUYUMCİDİS- Türkiye’ye göç edenlerden Aydın Mursallı köyünden ziyarete gelenler oluyor. Bir kere de bir grup Isparta’dan gelmişti. Mursallı köyünden olanları tanıyorum, hem de facebook’ta arkadaşız.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Pontini’de hayat nasıl devam etmiş, kolay olmamıştır? Yeni bir yer, yeni komşular, yeni düzen kurmak zaman almıştır.
YORGOS KUYUMCİDİS- Köydeki Türkler Yunanca, Türkiye’den gelen bizim Rumlar ise Türkçe konuşuyormuş. Birlikte iyi geçinmişler ama komşu köylerde yaşayan eski Yunanlılar, bizimkileri kabul etmemişler. Göçten sonra, eski Rumlarla aramız iyi değilmiş. Bizi yabancı görmüşler. Bu sebeple atalarım kültürlerini kaybetmeden, hayatlarına aynı Ayancık’taki gibi devam etmişler. Dilimizi, yiyeceklerimizi, geleneklerimizi unutmamışız.
1980 yılından sonra buraya daha iyi alıştık, aynı okula ve liseye gittik. Ondan sonra birbirimizi daha iyi tanıdık. Birbirimizle evlendik.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Tahmin ediyorum ki, yemek çeşitlerimiz de bir birine benzer. Bu konuda yaşadığım bir anıyı paylaşmak isterim. Sinop Amerikan Radarında çalışan bilgisayar mühendisi Panamalı bir arkadaşım vardı. Ona ellerimizle yöremizin mısır pastasını yaptık ve ikram ettik. Sinop yöresinde kaynar su içinde pişirilen mısır ununa, mısır pastası denilir. Yoğurtla, ya da soğan-kıyma kavurması ile veya sebze yemekleri ile beraber yenir. Kerima’cığım mısır pastasını yerken gözleri doldu ve ne dedi biliyor musunuz? “Anneannem PANAMA’da bunu yapar biz de yerdik, aynı onun yaptığı gibi çok lezzetli olmuş” dedi. İnsan ister Panama’da olsun, ister Sinop’ta, kültürlerin sınırı yoktur.
Yemekler konusunda Ayancık yöresi hatırasını taşıyan neler biliyorsunuz?
YORGOS KUYUMCİDİS- Büyüklerim Ayancık’ta hayvan olarak inek, davar beslemişler, sütünden tereyağı ve yoğurt yapıyorlarmış. Yemek için en çok tereyağı kullanılırmış. Yoğurttan çok çeşitli çorbalar yapmışlar. Tavada ekşitme pidesi yapılırmış, diğer pideler sacayakta pişirilirmiş. Yufka, el makarnası, kulaklı makarnası, tirit en sevdiğimiz yemeklerdir. Ben bu yemekleri yiyerek büyüdüm. Buğday pilavına bulgur denir, mısır ekmeği, keşkek, kuru fasulye, kara mancar, lahana, kabak pişirilir, turşular yapılır. Balıkların en iyisi hamsidir. Ayancık’ta meyvelerden, kestane, ceviz, elma, kiraz, armut, incir varmış. Ninem onları hep anlatırdı. Sevgili ninem, arpa kahvesini çok severdi.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Arpa kahvesi mi, bu nasıl yapılırmış?
YORGOS KUYUMCİDİS- Has kahve o zamanlar çok pahalı imiş ve şehir uzak olduğundan sık sık alışveriş yapamıyorlarmış. Bu nedenle ninem arpadan kahve yaparmış. Arpayı büyük bir tavada kahverengi olana kadar kavururmuş. Sonra taş değirmenlerde çekip un haline getirir, sonra da elekten geçirirmiş.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Halk kültürleri, böyle zorluklar içinde yaratmanın örnekleri ile doludur. Anadolu kadını arpadan kahve, ağaç kabuklarından boya, otlardan ilaç, kendirden ip ve anlatmakla bitmeyecek o kadar çok şey yapmıştır ki. Tarlanın, hayvanın, ormanın odunun yoğunluğunda kahve keyfi için de zaman yaratmıştır kendine. Elbiselerine renkli iplerle nakış işlemiş, boş zamanını estetik ve zarafet için doldurmuştur. Bu nakışları şimdi uzmanların uygulaması bile zaman alıyor.
YORGOS KUYUMCİDİS- Taşlardan un çıkarıyorlardı. Mısırdan keşkek, buğdaydan bulgur, bu işleri peşlerinde taşıdılar buralara getirdiler. Kaç kere annem ve ninemle bu taşları kulandım, yardım ettim ey gidi eski mutlu günler. Bunları hatırladım şimdi gözlerim doldu.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA-Değirmen taşlarından bahsediyorsunuz, ona el değirmeni denilir. Hala köylerimizde kullanılır. El değirmeninde çekilen mısır ve buğday bulguru, doğal olduğu için lezzetlidir. Köylerimizin kaybolan yemek kültürünü tanıtmak amacıyla derneğimizin hazırladığı bir proje, 2013 yılında tanıtılacak. Eski kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var.
Gelelim köyünüzde eski düğünlere, düğünler nasıl yapılırmış? Ayancık köylerindeki gelenekler kaldı mı?
YORGOS KUYUMCİDİS- Düğünler 3-4 gün sürüyordu, damat gelinden çeyiz istiyordu ya bir inek ya 5 dane davar ya ta tarla. Çocuklar 5- 6 aylık olunca vaftiz ediliyor ve isimleri konuyordu. Hep kutlamalar eskiden Türkler ve Rumlar davul zurna ile beraber yapılıyormuş
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Sevgili okurlarımız, söyleşimizi FACEBOOK ortamında sürdürdük. Ben soruları yazdım Yorgo Bey, müsait olduğu zaman cevapladı. Anlattıkları, aile büyüklerinin kültürüne ne kadar değer verdiğini açıkça ortaya koyuyor. Türkçe konuşma fırsatı yakalamaktan ne kadar mutlu olduğunu kendisinden dinlemenizi istiyorum.
YORGOS KUYUMCİDİS- Bu gün çok mutluyum, çünkü alışverişe çıktım. Bizim kapalı çarşiya gittim, orada İstanbul’dan bir gruba rastladım. Tatil etmeye gelmişler, onlarinan çok konuştum yüzüm gülmüş. Türkçe konuştuğum için ondan dolayı çok sevindim.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Son diyalogu YORGOS KUYUMCİDİS’in anlatımını hiç değiştirmeden yazdım. 1923 yılında Ayancık köyünden göç eden bir ailenin kültür izlerinin, 2013 yılında Yunanistan’da nasıl yaşatıldığını görmemizi istedim.
Kaybolan kültürlerimizi koruyalım. Kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var. Doğal bulgurumuzu, doğal kepekli unumuzu, köy pestillerimizi üretip pazarlamalıyız. Üreticiden tüketiciye 1. Elden taşınması dileğiyle konuğumuza çok teşekkür ediyoruz.
SÖYLEŞİ 1. BÖLÜM -23 ARALIK 2012
GÖÇLER insanlık tarihinin unutulmaz bir gerçeğidir. Amerika kıtasına beyaz adam gelince yerliler topraklarını, onurlarını, her şeylerini kaybetmiştir. Afrika kıtası yerlileri ise dünyanın her yerine köle olarak satılmış ve yurtlarından insan onuruna yakışmayan biçimde göçürülmüşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan Türk göçü yüzyıllarca sürmüş, acı, sefalet yorgunluk dolu uzun yürüyüşlerle yürükler dağlar, yaylalar, ülkeler aşmışlardır. Kafkasya ve Balkan bölgesinde bitmek bilmeyen savaşlar, yoğun göçlere sebep olmuştur.
Her birimiz, ailemizin tarihi geçmişini öğrenirsek, dünyada olup bitenleri daha doğru algılayabiliriz. Sebebi izlersek, sonuçta soru işaretlerimiz kalmaz. Yalnızca sonuç fotoğrafında değerlendirme yaparsak gerçekleri göremeyiz. Yani kısacası sebebini bildiğimiz her şey, bize gerçek bakış açısı kazandıracaktır.
İnsan bilinci, göçlerin farkındalığı ile dünya tarihine küresel bakma perspektifi kazanacaktır. Uygar bir dünya düzeni ve insanca yaşamak hepimizin özlemidir.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Derneğimizin kuruluş amaçlarından biri de halk kültürlerinin korunması ve yaşatılmasıdır. “Konuklarımız” sayfamızda yeni bir misafirimiz var. YORGOS, Sinop’tan Yunanistan’a göç eden bir ailenin torunu. Kendisi ile Sinop’tan Yunanistan’a taşınan halk kültürü hakkında söyleşimiz olacak.
Halk kültürlerinin yeryüzüne yayılmasında göçlerin çok büyük etkisi vardır. Amerika kıtası nüfusu göçlerle oluşmuştur. Anadolu coğrafyası, insanlık tarihinden beri göçlere sahne olmuştur. Avrupa, Afrika, Asya ve diğer tüm kıtalar hem dışarıdan göç almış, hem de göç vermiştir.
Yorgos Kuyumcidis’in yaşanan gerçeğe tanıklığı, bize yöremizden göç edenler hakkında bilgi verecek. Kendisi ile iletişimde, Facebook ortamını kullandık. Yorgos, yaşadığı köyü ve büyüklerinin aktardıklarını anlatırken onun heyecanını, benim de hayretimi açıkça ifade etmeliyim. İnanın bir Türk köyüne konuk olduğumu sandım. Karadeniz kültürünü özenle, saygıyla korumuşlar. Sayın Yorgos, bize kendinizden bahseder misiniz?
YORGOS KUYUMCİDİS (Γιώργος Κουγιουμτζίδης)- Adım Yorgos Kuyumcidis. Dedemin dedesi Sinop’ta kuyumculuk yaparmış. Kuyumcunun oğlu olduğundan, soyadı Kuyumcuoğlu olmuş. Yunanistan’a gelince Kuyumcidis’e çevirmişler. Kuyumcu kelimesi sonuna eklenen “idis” eki, oğlu anlamına geliyor. Yani benim atalarım Sinoplu. Ben 48 yaşındayım, Selanik’ten 170 km batıda Arnavutluktan aşağıda. Kozan ( Koζάνη ) ve Grevena ( Γρεβενά ) vilayeti arasında, ucunda uzun bir göl olan Pontini ( Ποντινή )’de doğdum. Liseyi bitirince Selanik’e yerleştim ve Atatürk’ün doğduğu şehirde yaşıyorum. Ama aslen Sinopluyum. Çünkü ailem 1923 mübadelesinde Sinop’tan Yunanistan’a göç etmişler. Atalarım Sinop’ta nasıl yaşadılar, ne ekip biçtiler, ne yediler bunların hepsini biliyorum. Babaannemden, Sinop köylerinde yaşadığı hatıraları çok dinledim. Ben ona nine derdim, canım ninem yaşadıklarını hem anlatır hem de ağlardı. Onu kaybettiğimde ben 23 yaşındaydım.
Dedem Kuyumcoğlu Yorgı Ayancık Binef köyünden ve ninem Ayancık Dayısta köyünden, kızları ile. Arkadaki küçük kız babamın küçük kardeşi.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Aileniz Sinop’ta nerede yaşamışlar?
YORGOS KUYUMCİDİS -Dedemin dedesi, Sinop’ta kuyumculuk yapmış. Hastalanınca işi bırakmış sonra Ayancık’a gelmiş. Orada, ailesi ile Binef köyüne yerleşmiş, köyde hayvancılık ve çiftçilik yapmışlar.
Dedem Yorgıoğlu yorgı Ayancık Morza köyünden . Dedem o zamanın en birinci zurnacı imiş.Ah sevgili dedeciyim , birdanem Allah rahmet eylesin seni . Dedem 1887 yılında doğdu ve 1973’te öldü . Doğum yeri Sinop-a Ayancık kasabası Morza köyü. Morza da 2 defa evlendi ama 2 eşi de oldü ve Yunanistana gelince Tokatli ninem ile evlendi , 7 çocuk oldu . Ben önce Türkçe öğrendim çünkü Atalarim sadece Türkçe konusuyorlardı . 7 sene Türk ordusunda askerlik yaptı . İşleri çiftilik ,hayvancılık , ustalık kayık ve ağaçtan evleri yapardı en birinci Zurnacı idi . Çok Kastamonunda çalışıyorlardı . Dedem derdi ki “Morza’dan Kastamonudan ustalar gelmeseydi evlerin catıları olmazdı.”
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Köylerimizi araştırdığınızı, yeni isimlerini de öğrendiğinizi biliyorum, geçmişinizi araştırmanız ve kültürünüze sahip çıkmanız çok güzel. Babaanneniz göç ederken yaşadıklarını size nasıl anlattı?
YORGOS KUYUMCİDİS – Allah rahmet eylesin babaannem yaşadıklarını anlatırken hep ağlardı. Göç ederken yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ben göçtüğümüzde 19 yaşındaydım, bekârdım. 1923 yılında mübadele yapıldı. Köyümüzden ayrılmak zorunda kaldık, giderken bizi hep Türk arkadaşlarımız uğurladı. Ayancık’a kadar 6 saat onlarla birlikte yürüdük, bizi yolcu ettiler, onlar da, biz de hepimiz ağlıyorduk. Türklerle çok iyi yaşadık, kardeş gibiydik. Bayramları, düğünleri, tarla bahçe işlerini her şeyi beraber yapıyorduk. Benim çok sevdiğim bir kız arkadaşım vardı, benim ablam gibiydi.” Hey gidi nineciğim, bunları anlatır ve ağlardı. Ben o hatıraları dinleyerek büyüdüm, o anılar ninemin çocukluğunun, gençliğinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve memleketinin hatıralarıydı. Göç ederken yanlarına hiçbir şey alamamışlar. Ayancık’tan, 2000 kişi kadar 7- 8 tane köy halkı hep birlikte göç etmişler. Yaşadıkları köylerin isimleri, Morza, Binef, Dayista (yeni adi Gaziler). Tosos (yeni adi Turhan), Helaldı (yeni adı Güzelkent), Ayandon- Yarna ( Türkeli ) imiş. Bu köylerden çıkmışlar, Ayancık’ta gemilere bindirilmişler, İstanbul’a gelmişler. Şişli’de 3 ay bir eski caminin içinde yaşamışlar.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Yunanistan’a gittiklerinde köye nasıl yerleşmişler, köylerini nasıl seçmişler? Gösterilen yerlere mi, yoksa seçtikleri yerlere mi yerleşmişler?
YORGOS KUYUMCİDİS – Şişli’den vapura binmişler, Pereas’a gelmişler orada 40 gün kadar durmuşlar ondan sonra Magnisya vilayetine, başkent Volos( Μαγνησία , Βόλος ) limanına inmişler. Volos, egede bir liman. Pergaman’ın ve Ayvalık’ın tam karşısında ama ada değil. Orda 8 ay kalmışlar, çok sıcak olduğundan beğenmemişler. Atalarım daha sonra Pontini ( Ποντινή ) eski adi Torsita köyüne yerleşmisler . Dedemin büyük kardeşi 1912’de Türk askeri olarak buralara geldiğinden köyleri biliyormuş. Aynı Ayancık gibi su var, ağaç var, odun var, hava serin düşüncesiyle bu köyü beğenerek yerleşmişler.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Köye yerleşince çevre ile ilişkileri nasıl gelişmiş?
YORGOS KUYUMCİDİS – Buranın insanları onları kolay, kolay kabul etmemişler. Ninem, Yunanistan’a gelince evlenmiş. 1940- 45 yıllarında ikinci dünya savaşı çıkınca Almanlar evlerimizi köylerimizi yakmışlar, çok insan kayıp vermişiz. Ben köyümde önce Türkçe örgendim, sonra Yunanca. Sekiz yaşıma kadar sadece Türkçe konuşuyordum. Dedem ben 9 yaşında iken öldü. Babaannem öldüğünde ise 23 yaşındaydım. Allah rahmet eylesin, köyüme gelirseniz zannedersiniz Türkiye’nin bir köyü, herkes Türkçe konuşuyor.
04OCA
YUNANİSTAN İLE SÖYLEŞİ 2. BÖLÜM -4.OCAK 2013
Göçler, insanlık tarihinin unutulmaz bir gerçeğidir. Amerika kıtasına beyaz adam gelince yerliler topraklarını, onurlarını, her şeylerini kaybetmiştir. Afrika kıtası yerlileri ise dünyanın her yerine köle olarak satılmış ve yurtlarından insan onuruna yakışmayan biçimde göçürülmüşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan Türk göçü yüzyıllarca sürmüş, acı, sefalet yorgunluk dolu uzun yürüyüşlerle yürükler dağlar, yaylalar, ülkeler aşmışlardır. Kafkasya ve Balkan bölgesinde bitmek bilmeyen savaşlar, yoğun göçlere sebep olmuştur.
Her birimiz, ailemizin tarihi geçmişini öğrenirsek, dünyada olup bitenleri daha doğru algılayabiliriz. Sebebi izlersek, sonuçta soru işaretlerimiz kalmaz. Yalnızca sonuç fotoğrafında değerlendirme yaparsak gerçekleri göremeyiz. Yani kısacası sebebini bildiğimiz her şey, bize gerçek bakış açısı kazandıracaktır.
İnsan bilinci, göçlerin farkındalığı ile dünya tarihine küresel bakma perspektifi kazanacaktır. Uygar bir dünya düzeni ve insanca yaşamak hepimizin özlemidir.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Aileniz Yunanistan’a gelince Pontini’ye yerleştiler. Orada nasıl bir yaşam ile karşılaşmışlar?
YORGOS KUYUMCİDİS- Babaannemler Pontini’ye geldikleri zaman, aşağı Rum mahallesine yerleşmişler. Aynı köyün yukarı mahallesinde Türkler yaşıyormuş. Türkler ve Rumlar 6 ay birlikte yaşamışlar. Köyümüzdeki Türkler 1924 tarihinde mübadele ile göç etmişler. Aydın, Isparta, Burdur ve Çatalca’ya yerleşmişler.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Onlarla görüşüyor musunuz? Türkiye’ye göç edenlerden eski köylerini ziyarete gelenler var mı?
YORGOS KUYUMCİDİS- Türkiye’ye göç edenlerden Aydın Mursallı köyünden ziyarete gelenler oluyor. Bir kere de bir grup Isparta’dan gelmişti. Mursallı köyünden olanları tanıyorum, hem de facebook’ta arkadaşız.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Pontini’de hayat nasıl devam etmiş, kolay olmamıştır? Yeni bir yer, yeni komşular, yeni düzen kurmak zaman almıştır.
YORGOS KUYUMCİDİS- Köydeki Türkler Yunanca, Türkiye’den gelen bizim Rumlar ise Türkçe konuşuyormuş. Birlikte iyi geçinmişler ama komşu köylerde yaşayan eski Yunanlılar, bizimkileri kabul etmemişler. Göçten sonra, eski Rumlarla aramız iyi değilmiş. Bizi yabancı görmüşler. Bu sebeple atalarım kültürlerini kaybetmeden, hayatlarına aynı Ayancık’taki gibi devam etmişler. Dilimizi, yiyeceklerimizi, geleneklerimizi unutmamışız.
1980 yılından sonra buraya daha iyi alıştık, aynı okula ve liseye gittik. Ondan sonra birbirimizi daha iyi tanıdık. Birbirimizle evlendik.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Tahmin ediyorum ki, yemek çeşitlerimiz de bir birine benzer. Bu konuda yaşadığım bir anıyı paylaşmak isterim. Sinop Amerikan Radarında çalışan bilgisayar mühendisi Panamalı bir arkadaşım vardı. Ona ellerimizle yöremizin mısır pastasını yaptık ve ikram ettik. Sinop yöresinde kaynar su içinde pişirilen mısır ununa, mısır pastası denilir. Yoğurtla, ya da soğan-kıyma kavurması ile veya sebze yemekleri ile beraber yenir. Kerima’cığım mısır pastasını yerken gözleri doldu ve ne dedi biliyor musunuz? “Anneannem PANAMA’da bunu yapar biz de yerdik, aynı onun yaptığı gibi çok lezzetli olmuş” dedi. İnsan ister Panama’da olsun, ister Sinop’ta, kültürlerin sınırı yoktur.
Yemekler konusunda Ayancık yöresi hatırasını taşıyan neler biliyorsunuz?
YORGOS KUYUMCİDİS- Büyüklerim Ayancık’ta hayvan olarak inek, davar beslemişler, sütünden tereyağı ve yoğurt yapıyorlarmış. Yemek için en çok tereyağı kullanılırmış. Yoğurttan çok çeşitli çorbalar yapmışlar. Tavada ekşitme pidesi yapılırmış, diğer pideler sacayakta pişirilirmiş. Yufka, el makarnası, kulaklı makarnası, tirit en sevdiğimiz yemeklerdir. Ben bu yemekleri yiyerek büyüdüm. Buğday pilavına bulgur denir, mısır ekmeği, keşkek, kuru fasulye, kara mancar, lahana, kabak pişirilir, turşular yapılır. Balıkların en iyisi hamsidir. Ayancık’ta meyvelerden, kestane, ceviz, elma, kiraz, armut, incir varmış. Ninem onları hep anlatırdı. Sevgili ninem, arpa kahvesini çok severdi.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Arpa kahvesi mi, bu nasıl yapılırmış?
YORGOS KUYUMCİDİS- Has kahve o zamanlar çok pahalı imiş ve şehir uzak olduğundan sık sık alışveriş yapamıyorlarmış. Bu nedenle ninem arpadan kahve yaparmış. Arpayı büyük bir tavada kahverengi olana kadar kavururmuş. Sonra taş değirmenlerde çekip un haline getirir, sonra da elekten geçirirmiş.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Halk kültürleri, böyle zorluklar içinde yaratmanın örnekleri ile doludur. Anadolu kadını arpadan kahve, ağaç kabuklarından boya, otlardan ilaç, kendirden ip ve anlatmakla bitmeyecek o kadar çok şey yapmıştır ki. Tarlanın, hayvanın, ormanın odunun yoğunluğunda kahve keyfi için de zaman yaratmıştır kendine. Elbiselerine renkli iplerle nakış işlemiş, boş zamanını estetik ve zarafet için doldurmuştur. Bu nakışları şimdi uzmanların uygulaması bile zaman alıyor.
YORGOS KUYUMCİDİS- Taşlardan un çıkarıyorlardı. Mısırdan keşkek, buğdaydan bulgur, bu işleri peşlerinde taşıdılar buralara getirdiler. Kaç kere annem ve ninemle bu taşları kulandım, yardım ettim ey gidi eski mutlu günler. Bunları hatırladım şimdi gözlerim doldu.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA-Değirmen taşlarından bahsediyorsunuz, ona el değirmeni denilir. Hala köylerimizde kullanılır. El değirmeninde çekilen mısır ve buğday bulguru, doğal olduğu için lezzetlidir. Köylerimizin kaybolan yemek kültürünü tanıtmak amacıyla derneğimizin hazırladığı bir proje, 2013 yılında tanıtılacak. Eski kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var.
Gelelim köyünüzde eski düğünlere, düğünler nasıl yapılırmış? Ayancık köylerindeki gelenekler kaldı mı?
YORGOS KUYUMCİDİS- Düğünler 3-4 gün sürüyordu, damat gelinden çeyiz istiyordu ya bir inek ya 5 dane davar ya ta tarla. Çocuklar 5- 6 aylık olunca vaftiz ediliyor ve isimleri konuyordu. Hep kutlamalar eskiden Türkler ve Rumlar davul zurna ile beraber yapılıyormuş
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Sevgili okurlarımız, söyleşimizi FACEBOOK ortamında sürdürdük. Ben soruları yazdım Yorgo Bey, müsait olduğu zaman cevapladı. Anlattıkları, aile büyüklerinin kültürüne ne kadar değer verdiğini açıkça ortaya koyuyor. Türkçe konuşma fırsatı yakalamaktan ne kadar mutlu olduğunu kendisinden dinlemenizi istiyorum.
YORGOS KUYUMCİDİS- Bu gün çok mutluyum, çünkü alışverişe çıktım. Bizim kapalı çarşiya gittim, orada İstanbul’dan bir gruba rastladım. Tatil etmeye gelmişler, onlarinan çok konuştum yüzüm gülmüş. Türkçe konuştuğum için ondan dolayı çok sevindim.
BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Son diyalogu YORGOS KUYUMCİDİS’in anlatımını hiç değiştirmeden yazdım. 1923 yılında Ayancık köyünden göç eden bir ailenin kültür izlerinin, 2013 yılında Yunanistan’da nasıl yaşatıldığını görmemizi istedim.
Kaybolan kültürlerimizi koruyalım. Kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var. Doğal bulgurumuzu, doğal kepekli unumuzu, köy pestillerimizi üretip pazarlamalıyız. Üreticiden tüketiciye 1. Elden taşınması dileğiyle konuğumuza çok teşekkür ediyoruz.
Derneğimizin 2012-2013 öğretim yılı Yardım Projesi, bu gün Yibo öğrencilerine ulaştırıldı. Proje gönüllülerimizin yaptığı yardımlar arasında alt- üst, iç ve dış giyecekler vardı. Derneğe özenle getirilen giyecekler, tek tek ayrılarak paketlendi ve kolilere yerleştirildi. 06.12.2012 tarihinde, Bektaşağa YİBO Müdürümüze teslim edildi.
Projemize katılan dernek üyelerimize çok teşekkür ediyor,gönüllü yardımları için onları kutluyoruz,diğer çalışmalarda da katkılarını bekliyoruz.
Yibo, yatılı ilköğretim bölge okullarıdır. Bu okullarda 1. sınıftan 8. sınıfa kadar yatılı öğrenciler öğretim görmektedir.Bu yıl, kapanan Karapınar Yibo öğrencileri de Bektaşağa Bölge Okuluna aktarılmıştır. Sinop çevresindeki uzak köylerden gelen öğrenciler, pansiyonda kalmaktadır. Projede emeği geçen herkesi yürekten kutluyoruz.
**************
Uzun bir aradan sonra konuğumuz Fehmi AYDIN ile söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Yetiştirme yurtlarında çalışırken ilginç olaylar yaşadığınızı biliyorum. Müdür Baba bu anılar içinden sizi en çok etkileyen hatıraları bizimle paylaşır mısınız? Biliyorum anıları deşifre etmeden önce, şöyle bir süzgeçten geçireceksiniz.
Fehmi AYDIN: Yetiştirme yurtlarında geçirdiğim 14 yıl, inanın 14 ciltlik kitabı doldurur. Yaşadıklarımızın bazıları çocuklara ve ailelerine özel hatıralardır. Hepsini açıkça anlatmak mümkün değil. Beni etkileyen bir olayı hatırladım şimdi, onu paylaşayım.
Erkek yetiştirme yurdunda çalışırken, bir akşam sınıfa girdim. Çocuklar beni fark etmediler, hepsi pencerelerden dışarıya bakıyorlardı. Çok merak ettim, ben de baktım ama dikkat çekecek bir şey göremedim. Beni görünce herkes yerine geçti. Durumu anlamak için ısrarla ne var diye sordum. Sonunda birisi açıkladı. Hocam orada ev var dedi.
Baktım, akşam vakti 33 evler mahallesinde bir evin ışıkları yanmıştı. Perdeler açık olduğundan evin içi görünüyordu. Baba dışarıdan gelmiş eş ve çocuklar babayı karşılamışlardı, normal bir aile görüntüsüydü bu…
Bu aile görüntüsü çocuklarımızın özlemiydi. Bazılarının hiç tatmadığı bir hayattı. Şunu anladım ki, limon yememiş bir kişiye limonu anlatamadığımız gibi biz bu çocuklara aile hayatını anlatamayız.
Hele doğumdan önce babayı, doğum anında anneyi kaybeden, çocukluğu yuvalarda gençliği yurtlarda geçmiş çocuklara aile ne ifade eder acaba?. Bu konu beni bir hayli düşündürdü.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Müdür Baba, biliyorsunuz mesleğimin 3.ve 4. yıllarında kız yetiştirme yurdunda birlikte çalıştık. Bildiklerim, yaşadıklarım yurt ortamında çalışmaya başlayınca hafızamdan sıfırlanıvermişti. Hayatın bilinmeyen çok yüzünü görmüştüm. Siz ise 9 yıl yurt ortamında ne çok olaylara şahit oldunuz, ne çok problemi çözdünüz, ne çok deneyimler yaşadınız. Bize bir anı daha anlatabilir misiniz?
Fehmi AYDIN: Bir gün Sinop Kız Yetiştirme Yurduna, Yozgat Çocuk Yuvası Müdürü Şahin Bey gelmişti. Yanında bazı çocuklar da vardı. Onları Samsun’a götürüyordu. Bizim kızlarımızdan Perihan YAVUZ yanımıza geldi ve Yozgat yurt müdürüne “siz Yozgat’ın babası mısınız dedi? Benim orada kardeşim var, ona mektup yazdım verebilir misiniz diye sordu. Müdür bey olur kızım, kardeşinin adı ne dedi. Kardeşimin adı Orhan dedi Perihan. Onların şoförü de yanımızda idi. Arabadaki çocuklardan birinin adı Orhan dedi şoför.
Çocuklar bahçede oynuyorlardı. Biz merakla dosyaları getirdik, inceledik ve o anda ikisinin kardeş olduğunu öğrendik. Çocukları getirdik ama o kadar etkilenmiştik ki, hiç birimiz siz kardeşsiniz diyemedik. Öyle etkili bir duygu yoğunluğu yaşamıştık ki, odadan dışarı çıktık. İçeride Şahin Bey’in hanımı kalmıştı. O çocuklara kardeş olduğunu nasıl söyledi görmedik ama geri döndüğümüzde ablanın küçük kardeşin ellerini öptüğünü gördük. Kardeşini nasıl seveceğini bilmeden, hasretle ellerini öpüyordu. Bu tabloyu hiç unutamıyorum.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Müdür Baba söyleşimizi takip edenler için şu açıklamayı yapmam iyi olacak. Perihan benim grubumun öğrencisiydi. O, yazları da hep yurtta kalırdı. Gidecek kimsesi yoktu çünkü. İki kardeş bebekken yuvaya verilmişler, ilkokul çağında Perihan Sinop’a yerleştirilmişti. Kardeşi de ilkokul çağına gelince Yozgat yurduna gönderilmiş demek ki. Ne tesadüf, kardeşi Yozgat’a giderken ablasının yurduna uğramış ve karşılaşmışlar. Perihan da kardeşinin Yozgat’a gideceği bilgisine ulaşmış, konuyu sorup araştırdığı anlaşılıyor. Sizin sayenizde bu bilgiye ulaşmıştır mutlaka.. Ben çalışırken Perihan 5. Sınıf öğrencisiydi ve kardeşi ile yazışıyorlardı………………
Aradan çok zaman geçti….Hayatta çok şey değişti. Şimdi yıl 2012.
O günlerden bu günlere 30- 35 yıl geçti. Görüştüğümüz çocuklarımız var. Hepimiz onlarla gurur duyuyoruz. Birçoğu öğretmen, memur, yönetici, hemşire. Hepsinin hafızasına BABA olarak kazındınız, Sinop’a geldiklerinde hemen sizi buluyorlar. Bizlerle de görüşüyorlar. O günleri bu günlere bağlayan köprü nasıl oluştu?
Fehmi AYDIN: Kız yetiştirme yurdunda 9 yıl çalıştım. Mesleğinde başarılı olmak için mücadele eden öğretmen arkadaşlarım, canla başla çalıştılar, yurtta çocuklara aile havası yaşattılar. Birbirlerine güveniyorlar, çocuklara şefkatli yaklaşıyorlardı. Öğretmen arkadaşlarımız iyi çocuklar yetiştirdiler, her şeyi birlikte başardık. Onlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Onlarla karşılaştığım zaman, kendimi minnet borçlu hissederim. Hayattakilere sağlıklı uzun ömürler diliyor, kaybettiğimiz arkadaşları da rahmetle anıyorum.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Arkadaşlarım ve kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Yoğun çalışma temponuzdan sonra emekli oldunuz, emeklilikte neler yapıyorsunuz?
Fehmi AYDIN: Bana göre hayat üç perdelik bir tiyatrodur:
Çocuklarımın hepsi tahsil yaptı. Eşim ev hanımı olduğu için tek benim kazancım aileye yetmedi. Hayatımın 3. Perdesinde yeni bir çalışma ortamına adım attım. Kendimi tekrar çalışma ortamında, 2. Perdede buluverdim. 20 yıl esnaflık yaptım. Çocuklar yetişip iş-meslek sahibi olunca esnaflık hayatım sona erdi. Şimdi emekliliği yaşıyorum. Kitap okuyorum, bilgisayarda oyalanıyorum.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Bugün yetiştirme yurdunda müdür olsanız neler yapmak istersiniz?
Fehmi AYDIN: Geçmişe baktığımda noksanlarımı görüyorum. Keşke şimdi yurtta olsam da şunu şöyle, bunu böyle yapsam diyorum. Zaten çoğu kez rüyalarıma giriyor.
Yatılı okulda okumam, yetiştirme yurdunda rahat görev yapmama yardımcı oldu. Yatılı okulda tatilden dönerken annem çantama 2 takım yedek çamaşır koyardı. Onun bir takımını uzun zaman giymez yastığımın altında saklardım Geceleri koynuma alır, annem yıkadı diye koklayarak uyurdum. Bu nedenle annelerinden ayrılan çocukların geceleri nasıl uyuduklarını iyi bilirim.
Yatma saatlerinde hiçbir şekilde çocukları kırmazdım. Aynı titizliği yemek saatlerinde de gösterirdim. Kırgın bir çocuğun karnını doyuramayacağını bilirdim.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Her sabah kahvaltınızı çocuklarla yapardınız. Onların yemek masalarını sırası ile dolaşır hepsinin gönlünü alırdınız.
Fehmi AYDIN: Bunu severek yaptım. Yurtlarda çocukların problemleri ile karşılaştığımda, hep kendimi onların yerine koydum. Kendi çocuk hallerimi hatırlayıp, onları anladım. Bu yöntem, çözümü kolaylaştırdı. Olayları daha anlayışla, tebessümle karşılama vesile oldu. Bu gün mesleğime geri dönsem, daha da anlayışlı olmaya çalışırdım diyebilirim.
Burada hatırladığım bir anıyı anlatmak isterim. Bir müfettişin teftiş raporumda benim için “öğretmeni RAÇİNSKİ’ye benzetmem isabetli olur demişti. RAÇİNSKİ, bir eğitim kahramanı Rus profesörmüş.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Benzetme isabetli olmuş. Sizin anlayışınızdaki insanların çoğalmasını istiyoruz. Bu söyleşinin amacı da tam buydu:
“Çalışan, üreten, başaran bireylerin süreklilik kazandığı, özgür ve uygar bir Türkiye Cumhuriyeti”..
Söyleşimize katıldığınız için derneğimiz adına size çok teşekkür ediyorum.
BİLKE’nin gururu öğrencilerimiz ve eğitim gönüllülerimiz 30 AĞUSTOS’ta buluştu.Eğitime Destek Projemize katılan gönüllülerimiz bu gün derneğimizde başarılı öğrencilerimizle tanıştı,
Açılış konuşmasını Yönetim Kurulu üyemiz Ayşe CENGİZ yaptı.
“Değerli eğitim gönüllülerimiz ve Sevgili öğrencilerimiz,
Bu gün 30 Ağustos…. Devletimiz, milletimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz için çok önemli bir gün.
Bilke, bu önemli günde bizi bir araya getirdi. Artık her yılın 30 Ağustos’unda eğitim gönüllüleri ve öğrencilerimizle birlikte 30 Ağustos zaferini birlikte kutlayacağız.
Öğrencilerimizi okul başarılarından ötürü yönetim kurulu adına kutluyorum, değerli eğitim gönüllülerimize de şükranlarımı sunuyorum.
Moderatörümüz Y. Sarıkaya ile program akışımız devam ediyor.”
Dernek başkanımız Yaşar SARIKAYA Kurtuluş Mücadelesinde emeği geçen ŞERİFE BACI’nın anısı ile söze başladı. İst. Ünv, Boğaziçi Ünv, Selçuk Ünv, Katü,Odtü gibi üniversitelerde, tıp-hukuk- mühendislik- öğretmenlik okuyan öğrencilerimize söz verdi.
Öğrenciler ilkokuldan itibaren başlayan üniversite yolculuklarını ve hayata bakışlarını anlattılar. Sonunda,Dernek Yönetim Kurulunun hazırladığı açık büfe ikram yapıldı.
SÖYLEŞİ-1. BÖLÜM
Konuğumuz FEHMİ AYDIN
Çağımızda tüm değerler çok hızlı değişiyor, dünya küreselleşiyor. Yaşamı güzelliklerle dolu örnek insanlar, tahtadan yazı siler gibi siliniveriyor. Başarı, saygı, sevgi, çalışkanlık, güç, üretim gibi kavramlar, yerini içi boş anlamsız olanlara bırakıyor. Bu hızlı değişim sahnesinde, unutulan farklı yaşam örneklerine yer vereceğiz. Zaman, zengin halk kültürlerimizi yok etse de belleklerde yaşatmaya, korumaya, taze tutmaya çalışacağız.
BİLKE- A.Y.SARIKAYA- 1976-1978 yıları arasında Sinop Kız Yetiştirme Yurdunda öğretmen olarak çalışırken, konuğumuz Fehmi AYDIN çocukların, öğretmenlerin hepimizin müdür babasıydı. Müdür Babayı hepinize tanıtmak istiyorum.
Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Fehmi AYDIN: Göller Köyü’nün Şerbetli Mahallesinde 1935 yılında dünyaya geldim. Köyümüz, Sinop merkeze bağlı en uzak köydür. Babamın iki hanımı, 15 çocuğu vardı. Ben 15 çocuk arasında 5.çocuktum.
Şerbetli mahallesi 6 hanedir. İçinden yol geçer. Yolun bir tarafı 2 hanedir, Gerze Türkmen köyü sınırları içinde, diğer 4 hane de Sinop Göller köyü sınırları içindedir. Böylelikle biz, Sinop ve Gerze kültürü arasında büyüyüp, beslendik.
6 kardeşim öğretmen, 1kardeşim imam, 1 kardeşim ebe, diğer kardeşlerim de rençperdir. Evliyim 5 çocuğum var; muhasebeci, hemşire, Fizik Doçenti, Doktor-Kadın doğum uzmanı ve biyolog olarak çalışıyorlar. İsimleri; Ceyhan, Seyhan, Reyhan, Feyhan, Beyhan.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Çocukluk yılarınızda sizde iz bırakan olaylara yer vermek isterim. Bu günün anlayışı ile eski günlerin yaşamı arasındaki farkı görmemize yardımcı olur.
Fehmi AYDIN: Köyümüz tamamen orman içinde bir köydü. Babam köyde eğitmendi. 1941’de okula başladım. 3. Sınıfta şahadetname aldım. Bizim köyde 5 sınıflı ilkokul yoktu. Sinop’un Dizdaroğlu köyüne geldim, 5. Sınıf diplomamı oradan aldım.
Babam, eğitmenlik yaparken deste çubuklarını kullanırdı. Sayıları ve alfabe harflerini onları kullanarak öğretirdi. O zaman derslerde kullanılacak materyal yoktu. Çubuklar çok işe yarıyordu.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Bu çubukları babanızın yaptığını tahmin etmek zor değil. Bu gün ise her şey renkli, albenili ve fabrika yapımı; kar amaçlanarak üretiliyor. Sizin unutmadığınız o baba yapımı çubuklar ise yalnızca öğrenme- öğretme amaçlı.
Çocukluk ve köy size neler hatırlatıyor:
Fehmi AYDIN: Tatillerde kuzu çobanlığı yapardım. Sonraları koyun çobanlığı yaptım. Çobanlık yaparken kurt görürdüm. Kurt görmek bana heyecan verirdi.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Hayatı hayatta öğrenmek ne güzel. Çobanlık yaparken, yaparak- yaşayarak hayatı öğrendiniz. Mukayese yapma, sorumluluk alma, küçük yaşta karar vermeyi deneyimlediniz. Günümüz çocuklarının durumu düşündürücü!
Eğitiminize nasıl devam ettiniz?
Fehmi AYDIN: 5. Sınıf diplomamı alınca 1947 yılında Kastamonu Göl Köy Enstitüsüne girdim. Bir yıl hazırlık okudum. 1-2-3. Sınıfları Kastamonu’da okudum. Sonra bir yıl prevantoryumda tedavi gördüm. “Daha mutedil bir iklimde tahsiline devam edebilir” gerekçesi ile raporla Aydın Ortaklar Köy Enstitüsüne naklim yapıldı. 4-5-6. Sınıfları Aydın’da okudum. Sonra köy enstitüleri kapatıldı, yerine öğretmen okulları açıldı. Öğretmen Okullarının ilk mezunlarındanım.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Yetiştirme Yurdunda çalışırken yönetim anlayışınız, çocuklara yaklaşımınız ile köy enstitüsü eğitimi aldığınız çok belliydi. Bu eğitimi hepimize verdiniz, biz de bu görevi taşıyabildikse ne mutlu.
Babanızın öğretmenlik birikiminden size neler yansıdı?
Fehmi AYDIN:1955’te mezun oldum. İlk görev yerim kendi köyümdü. Babam Şakir AYDIN’ın yanında Başöğretmen olarak göreve başladım. 1957 yılında evlendim.
Babam derdi ki: öncelikle okuma- yazma ve zihinden hesap yapmayı öğretelim. Bu çocuklar çok uzaklardan geliyorlar, onları boş koymayalım; resim- yazı, müzik, beden eğitimi derslerini de teneffüslerde yaparız, eğlenceli olur derdi.
Bir gün müfettiş geldi. Okulda amir kim dedi? Babam okulla evin arasında bulunan yaşlı bir meşe ağacını göstererek:” Okul tarafı Fehmi’ye ait, ev tarafı benden sorulur” dedi. Babam benden izinsiz okuldan ayrılamaz, gecikince gerekçesini açıklar, çocuk- veli tartışmalarımızı dinler, müdahale etmezdi. Ben yöneticiliği babamdan öğrendim.
BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Köy Enstitüsü anılarınızdan bahseder misiniz?
Fehmi AYDIN: Bize devamlı vatan ve millet sevgisi anlatıldı, hizmet öğretildi. Her vesile ile bu duygular perçinlenirdi. Sabah- akşam, merasim yerlerine milli marşlarla toplanırdık. Yiyecek ve giyeceklerimizi devlet verirdi ama lüks- konfor bilmezdik. Şendik, toktuk, mutluyduk. Ufukta her şeyi mutlaka zaferde görürdük.
Hepimiz, gideceğimiz köyde okulu ilk açan öğretmen olmayı hayal ediyorduk. Öyle güzel yetiştirilmiştik ki. Köyde okulu açan ilk öğretmen olmak düşüncesi ile doluyduk.
Enstitüde öğretmenlerimiz nöbetçi olduklarında, sabahlara kadar dolaşırlar ve akıllarından fazla mesai geçmezdi. Hala hayranlıkla hatırlarım.
Üç karne alırdık. Marangozhanede, demirhanede, inşaatta çalışır üçünden ayrı karne alırdık. Mezun olurken gideceğimiz okullar için ders araçlarımızı marangozhanede yaptık.
Kültür derslerimiz, fizik- kimya laboratuarlarımız dolu dolu geçerdi. Resim atölyemiz, müzik salonumuz devamlı açıktı. Tarım derlerimizin farklılığını okul değiştirince anladım.
Türkiye o zaman 63 ildi. Her üç ile bir tane olmak üzere 21 köy enstitüsü kurulmuştu.
Kastamonu çevresi: Elmacılık- Meyvecilik
Antalya- Adana çevresi: Pamukçuluk
Aydın- Balıkesir çevresi: Üzüm- şarapçılık
Erzurum- Kars çevresi: Hayvancılık
Tarım öğretileri uygulaması yapılırdı.
Enstitü yıllarımdan unutamadığım bir anı: Kastamonu Göl Köy enstitüsündeyim. Bir akşam, yarın sabah kahvaltıda çay var dediler. O zamana kadar kahvaltıda hep şehriye çorbası çıkardı. Gece düşündüm, o gün başçavuş mevcudu 1315 kişi olarak tekmil vermişti. Okulda görevli olan öğrenciye başçavuş denirdi. Acaba bu kadar bardağı nereden bulacaklardı? Gece bu konu beni meşgul etmişti.
Sabah kahvaltıda merakımı yendim. Her birimize bakır kupada çay verildi.
söyleşimizin devamı var……..
18 Mayıs 2012 Cuma günü saat 20.00’de, valimiz, il emniyet müdürümüz, belediye başkanımız ve davetlilerin katıldığı Bilke 1. Halkbilim Ödül töreni, Eğlence Dünyasında yapıldı. Dernek Yönetim Kurulu başkanımız “Halkbilim ödül töreninin, 18 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile Sinop’a gelen Atatürk anısına her yıl 18 Mayısta yineleneceğini, kültürel çalışmalara bilimsel yaklaşımla devam edeceklerini” bildirdi.
Sanatçı şehnaz Sam, Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği üyesi olarak gecemize katıldı, Halkbiim Ödüllerinin verilmesinde, Üst Danışma Kurulu Başkanı olarak görev aldı. Derneğimizin halkbilim ödül törenine yardım amaçlı katılan Şehnaz Sam, konukları şarkıları ile büyüledi, dünya müzik türlerinden örnekler verdi, albümünden parçalar okudu. Geceye katılan davetliler sanatçıya şarkılarında eşlik ettiler. Sam, ata tohumların korunması ve organik tarım çalışmaları hakkında konukları aydınlattı.
Sinop Halk kültürlerine hizmet edenlerden, gecede ödül alanlara valimiz, belediye başkanımız ve emniyet müdürümüz derneğin hazırladığı hizmet belgelerini, Şehnaz Sam albümünü ve Yaşar Sarıkaya’nın kitabı Bir İnci Memleketim’i verdi.
Gecede Ödül Alanlar:
1- Halk Müziği Medya Ödülü – TRT MÜZİK Yüreğimde Türküler- Sinop
Yapımcı- Eda ÖZÇETİN
2-Halk Kültürü Tanıtım Ödülü- KURUM- Yurt içi ve yurt dışı fuar tanıtımları
İl kültür ve Turizm Müdürlüğü
3-Halkbilim Hizmet ödül-Yönetici- İşkur Müdürü Lokman CEYLAN
Bilke- İşkur DİKMEN İlçesi ve köyleri, kaybolan el nakışlarının korunması ve yaşatılması Projesi
4- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Kültür ve Edebiyat Dalı – Sinop Belediyesi Kültür Yayınları Ahmet Muhip Dıranas Kitabı
Yazar Şükrü AYDIN
5- Halkbilim Hizmet Ödülü-YEREL KAYNAKLARI KULLANMA–ÜRETİM ve PAZARLAMA- Sinope Meyve Suları Kurucusu ve Sahibi
Mahmut BENK
6- Halkbilim Hizmet Ödülü- Durağan-Dikmen-Gerze-Ayancık kadın ve erkek giysileri Koruma-yaşatma-güncelleme-projelendirme
Süheyla HAYIRCI
7- Halkbilim Hizmet Ödülü- BİBLİYOGRAFYA- Emel Al
Eski Tarihli Sinop Makaleleri- Yazılar- Araştırmalar ve Arşiv Tarama
8- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Organik Tarım
Öztekin ÖZTÜRK
Buğday- mısır- kiren- töngel gibi yöre bitki türlerini organik yetiştirme, Sinop tahıl ve bitkilerini koruma
9- Halk Kültürü Hizmet Ödülü – Arşivleme- Sinop Eski Fotoğraflarını Arşivleme
Zeynel Zeki Özcanoğlu
10-Halk Oyunları Ödülü- İlk Geleneksel Sinop Halk Oyunları Ekibi kurucusu
Nuran ÇAKIR
11- Halk kültürü-Geleneksel el sanatları ödülü-
Rasim DEMİR
Ağaç köklerini, çeşitli işlemlerden geçirip şekillendirme
12- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Kök Boya Yarışmasına katılan, “Gerze- Bolalı köyü geleneksel kökboyaları” konulu çalışma
Ana- oğul Kazım AYDIN ve Hanife AYDIN
13- Halk Kültürü Hizmet-Kültür ve Edebiyat dalı- 19.05.2010 Özellikleri ve Güzellikleriyle İllerimiz ve İlçelerimiz
Konulu 13.Hikmet Okyar şiir yarışmasında, Türkiye birincisi olan
Sinop güzellemesi şiiri- Sabiha SERİN
BİLKE halk kültürlerinin korunması ve yaşatılması amacıyla bir çalışma daha gerçekleştiriyor. Sinop Halk Kültürlerinin gün yüzüne çıkması, günün koşullarında değerlendirilmesi, bilimsel yöntemlerle araştırılması, yerel kaynakların kullanılarak istihdama katkı sağlanması, dernek tüzüğümüzün amaçları içindedir. Kuruluşumuzdan 2012 yılına kadar bu saydığımız alanlarda somut çalışmalar yapanlar, iletişim adresimizden derneğimize başvurabilirler.
BAŞVURULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Başvurular Üst Danışma Kurulu ve Seçici Kurul tarafından değerlendirilecektir. Başvuruda aranan özellikler:
* Çalışmanın Sinop sınırları içinde ilk kez yapılmış olması gerekmektedir.
*Kültürün korunması amaçlı yapılan çalışmalarda, önceden yapılmış çalışmaların tekrarı olanlar değerlendirmeye alınmayacaktır.
* Katılımcı, çalışma basamaklarında bilimsel yöntemler kullanmalıdır.
*Sinop Halkbilimi alanında yayınlanmış kitap, makale, dergi,tez veya canlı kaynaklardan yararlanılmalıdır.
*Canlı kaynakların yaşı, yaşadığı yer, halk kültürüne yakınlığı ya da uzaklığı değerlendirmede etken olacaktır.
*Katılımcıların, Sinop Halk Kültürleri alanında başka faydalı çalışmaları varsa belirtmelidir.
*Başvurular 30 Nisanda sona erecektir.
BİLKE 1. HALK BİLİMİ ÖDÜLLERİ
Halkbilim Ödülü- (SADECE AKADEMİK ÇALIŞMALARA VERİLİR)
Halkbilim hizmet ödülü:
Halk Müziği Ödülü
Halk Oyunları Ödülü
Yerel Kaynakları Değerlendirme ve Kullanma Ödülü
Halk Kültürünü Koruma ve Yaşatma Ödülü
Halk Kültürü Arşivleme Ödülü
–