RSS

Bir Özel Araştırma: ESKİ SİNOP KÖY İSİMLERİ

Sinop1

 

Sinop2

 

Sinop3

 

Sinop4

 
4 Yorum

Yazan: 06 Ocak 2013 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , ,

Γιώργος Κουγιουμτζίδης ile söyleşi 2. bölüm

YUNANİSTAN İLE SÖYLEŞİ 2. BÖLÜM -4.OCAK 2013

Göçler, insanlık tarihinin unutulmaz bir gerçeğidir. Amerika kıtasına beyaz adam gelince yerliler topraklarını, onurlarını, her şeylerini kaybetmiştir. Afrika kıtası yerlileri ise dünyanın her yerine köle olarak satılmış ve yurtlarından insan onuruna yakışmayan biçimde göçürülmüşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan Türk göçü yüzyıllarca sürmüş, acı, sefalet yorgunluk dolu uzun yürüyüşlerle yürükler dağlar, yaylalar, ülkeler aşmışlardır. Kafkasya ve Balkan bölgesinde bitmek bilmeyen savaşlar, yoğun göçlere sebep olmuştur.

Her birimiz, ailemizin tarihi geçmişini öğrenirsek, dünyada olup bitenleri daha doğru algılayabiliriz. Sebebi izlersek, sonuçta soru işaretlerimiz kalmaz. Yalnızca sonuç fotoğrafında değerlendirme yaparsak gerçekleri göremeyiz. Yani kısacası sebebini bildiğimiz her şey, bize gerçek bakış açısı kazandıracaktır.

İnsan bilinci, göçlerin farkındalığı ile dünya tarihine küresel bakma perspektifi kazanacaktır. Uygar bir dünya düzeni ve insanca yaşamak hepimizin özlemidir.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Aileniz Yunanistan’a gelince Pontini’ye yerleştiler. Orada nasıl bir yaşam ile karşılaşmışlar?

YORGOS KUYUMCİDİS- Babaannemler Pontini’ye geldikleri zaman, aşağı Rum mahallesine yerleşmişler. Aynı köyün yukarı mahallesinde Türkler yaşıyormuş. Türkler ve Rumlar 6 ay birlikte yaşamışlar. Köyümüzdeki Türkler 1924 tarihinde mübadele ile göç etmişler. Aydın, Isparta, Burdur ve Çatalca’ya yerleşmişler.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Onlarla görüşüyor musunuz? Türkiye’ye göç edenlerden eski köylerini ziyarete gelenler var mı?

YORGOS KUYUMCİDİS- Türkiye’ye göç edenlerden Aydın Mursallı köyünden ziyarete gelenler oluyor. Bir kere de bir grup Isparta’dan gelmişti. Mursallı köyünden olanları tanıyorum, hem de facebook’ta arkadaşız.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Pontini’de hayat nasıl devam etmiş, kolay olmamıştır? Yeni bir yer, yeni komşular, yeni düzen kurmak zaman almıştır.

YORGOS KUYUMCİDİS- Köydeki Türkler Yunanca, Türkiye’den gelen bizim Rumlar ise Türkçe konuşuyormuş. Birlikte iyi geçinmişler ama komşu köylerde yaşayan eski Yunanlılar, bizimkileri kabul etmemişler. Göçten sonra, eski Rumlarla aramız iyi değilmiş. Bizi yabancı görmüşler. Bu sebeple atalarım kültürlerini kaybetmeden, hayatlarına aynı Ayancık’taki gibi devam etmişler. Dilimizi, yiyeceklerimizi, geleneklerimizi unutmamışız.

1980 yılından sonra buraya daha iyi alıştık, aynı okula ve liseye gittik. Ondan sonra birbirimizi daha iyi tanıdık. Birbirimizle evlendik.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Tahmin ediyorum ki, yemek çeşitlerimiz de bir birine benzer. Bu konuda yaşadığım bir anıyı paylaşmak isterim. Sinop Amerikan Radarında çalışan bilgisayar mühendisi Panamalı bir arkadaşım vardı. Ona ellerimizle yöremizin mısır pastasını yaptık ve ikram ettik. Sinop yöresinde kaynar su içinde pişirilen mısır ununa, mısır pastası denilir. Yoğurtla, ya da soğan-kıyma kavurması ile veya sebze yemekleri ile beraber yenir.  Kerima’cığım mısır pastasını yerken gözleri doldu ve ne dedi biliyor musunuz? “Anneannem PANAMA’da bunu yapar biz de yerdik, aynı onun yaptığı gibi çok lezzetli olmuş” dedi.  İnsan ister Panama’da olsun, ister Sinop’ta, kültürlerin sınırı yoktur.

Yemekler konusunda Ayancık yöresi hatırasını taşıyan neler biliyorsunuz?

YORGOS KUYUMCİDİS- Büyüklerim Ayancık’ta hayvan olarak inek, davar beslemişler, sütünden tereyağı ve yoğurt yapıyorlarmış. Yemek için en çok tereyağı kullanılırmış. Yoğurttan çok çeşitli çorbalar yapmışlar. Tavada ekşitme pidesi yapılırmış, diğer pideler sacayakta pişirilirmiş. Yufka, el makarnası, kulaklı makarnası, tirit en sevdiğimiz yemeklerdir. Ben bu yemekleri yiyerek büyüdüm. Buğday pilavına bulgur denir, mısır ekmeği, keşkek, kuru fasulye, kara mancar, lahana, kabak pişirilir, turşular yapılır. Balıkların en iyisi hamsidir. Ayancık’ta meyvelerden, kestane, ceviz, elma, kiraz, armut, incir varmış. Ninem onları hep anlatırdı.  Sevgili ninem, arpa kahvesini çok severdi.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Arpa kahvesi mi, bu nasıl yapılırmış?

YORGOS KUYUMCİDİS- Has kahve o zamanlar çok pahalı imiş ve şehir uzak olduğundan sık sık alışveriş yapamıyorlarmış. Bu nedenle ninem arpadan kahve yaparmış. Arpayı büyük bir tavada kahverengi olana kadar kavururmuş. Sonra taş değirmenlerde çekip un haline getirir, sonra da elekten geçirirmiş.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Halk kültürleri, böyle zorluklar içinde yaratmanın örnekleri ile doludur. Anadolu kadını arpadan kahve, ağaç kabuklarından boya,  otlardan ilaç, kendirden ip ve anlatmakla bitmeyecek o kadar çok şey yapmıştır ki. Tarlanın, hayvanın, ormanın odunun yoğunluğunda kahve keyfi için de zaman yaratmıştır kendine. Elbiselerine renkli iplerle nakış işlemiş, boş zamanını estetik ve zarafet için doldurmuştur. Bu nakışları şimdi uzmanların uygulaması bile zaman alıyor.

YORGOS KUYUMCİDİS- Taşlardan un çıkarıyorlardı. Mısırdan keşkek, buğdaydan bulgur, bu işleri peşlerinde taşıdılar buralara getirdiler. Kaç kere annem ve ninemle bu taşları kulandım, yardım ettim ey gidi eski mutlu günler. Bunları hatırladım şimdi gözlerim doldu.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-Değirmen taşlarından bahsediyorsunuz, ona el değirmeni denilir. Hala köylerimizde kullanılır. El değirmeninde çekilen mısır ve buğday bulguru, doğal olduğu için lezzetlidir. Köylerimizin kaybolan yemek kültürünü tanıtmak amacıyla derneğimizin hazırladığı bir proje, 2013 yılında tanıtılacak. Eski kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var.

Gelelim köyünüzde eski düğünlere, düğünler nasıl yapılırmış? Ayancık köylerindeki gelenekler kaldı mı?

YORGOS KUYUMCİDİS- Düğünler 3-4 gün sürüyordu, damat gelinden çeyiz istiyordu ya bir inek ya 5 dane davar ya ta tarla. Çocuklar 5- 6 aylık olunca vaftiz ediliyor ve isimleri konuyordu. Hep kutlamalar eskiden Türkler ve Rumlar davul zurna ile beraber yapılıyormuş

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-   Sevgili okurlarımız, söyleşimizi FACEBOOK ortamında sürdürdük. Ben soruları yazdım Yorgo Bey, müsait olduğu zaman cevapladı. Anlattıkları, aile büyüklerinin kültürüne ne kadar değer verdiğini açıkça ortaya koyuyor. Türkçe konuşma fırsatı yakalamaktan ne kadar mutlu olduğunu kendisinden dinlemenizi istiyorum.

YORGOS KUYUMCİDİS- Bu gün çok mutluyum, çünkü alışverişe çıktım. Bizim kapalı çarşiya gittim, orada İstanbul’dan bir gruba rastladım. Tatil etmeye gelmişler, onlarinan çok konuştum yüzüm gülmüş. Türkçe konuştuğum için ondan dolayı çok sevindim.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Son diyalogu YORGOS KUYUMCİDİS’in anlatımını hiç değiştirmeden yazdım. 1923 yılında Ayancık köyünden göç eden bir ailenin kültür izlerinin, 2013 yılında Yunanistan’da nasıl yaşatıldığını görmemizi istedim.

Kaybolan kültürlerimizi koruyalım.  Kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var. Doğal bulgurumuzu, doğal kepekli unumuzu, köy pestillerimizi üretip pazarlamalıyız. Üreticiden tüketiciye 1. Elden taşınması dileğiyle konuğumuza çok teşekkür ediyoruz.

 
 

Etiketler: , ,

KONUĞUMUZ “Γιώργος Κουγιουμτζίδης”

 SÖYLEŞİ 1. BÖLÜM -23 ARALIK 2012

GÖÇLER insanlık tarihinin unutulmaz bir gerçeğidir. Amerika kıtasına beyaz adam gelince yerliler topraklarını, onurlarını, her şeylerini kaybetmiştir. Afrika kıtası yerlileri ise dünyanın her yerine köle olarak satılmış ve yurtlarından insan onuruna yakışmayan biçimde göçürülmüşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan Türk göçü yüzyıllarca sürmüş, acı, sefalet yorgunluk dolu uzun yürüyüşlerle yürükler dağlar, yaylalar, ülkeler aşmışlardır. Kafkasya ve Balkan bölgesinde bitmek bilmeyen savaşlar, yoğun göçlere sebep olmuştur.
Her birimiz, ailemizin tarihi geçmişini öğrenirsek, dünyada olup bitenleri daha doğru algılayabiliriz. Sebebi izlersek, sonuçta soru işaretlerimiz kalmaz. Yalnızca sonuç fotoğrafında değerlendirme yaparsak gerçekleri göremeyiz. Yani kısacası sebebini bildiğimiz her şey, bize gerçek bakış açısı kazandıracaktır.
İnsan bilinci, göçlerin farkındalığı ile dünya tarihine küresel bakma perspektifi kazanacaktır. Uygar bir dünya düzeni ve insanca yaşamak hepimizin özlemidir.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Derneğimizin kuruluş amaçlarından biri de halk kültürlerinin korunması ve yaşatılmasıdır. “Konuklarımız” sayfamızda yeni bir misafirimiz var. YORGOS, Sinop’tan Yunanistan’a göç eden bir ailenin torunu. Kendisi ile Sinop’tan Yunanistan’a taşınan halk kültürü hakkında söyleşimiz olacak.

Halk kültürlerinin yeryüzüne yayılmasında göçlerin çok büyük etkisi vardır. Amerika kıtası nüfusu göçlerle oluşmuştur. Anadolu coğrafyası, insanlık tarihinden beri göçlere sahne olmuştur. Avrupa, Afrika, Asya ve diğer tüm kıtalar hem dışarıdan göç almış, hem de göç vermiştir.

Yorgos Kuyumcidis’in yaşanan gerçeğe tanıklığı, bize yöremizden göç edenler hakkında bilgi verecek. Kendisi ile iletişimde, Facebook ortamını kullandık. Yorgos, yaşadığı köyü ve büyüklerinin aktardıklarını anlatırken onun heyecanını, benim de hayretimi açıkça ifade etmeliyim. İnanın bir Türk köyüne konuk olduğumu sandım.  Karadeniz kültürünü özenle, saygıyla korumuşlar.  Sayın Yorgos, bize kendinizden bahseder misiniz?

YORGOS KUYUMCİDİS (Γιώργος Κουγιουμτζίδης)- Adım Yorgos Kuyumcidis. Dedemin dedesi Sinop’ta kuyumculuk yaparmış. Kuyumcunun oğlu olduğundan, soyadı Kuyumcuoğlu olmuş. Yunanistan’a gelince Kuyumcidis’e çevirmişler. Kuyumcu kelimesi sonuna eklenen “idis” eki, oğlu anlamına geliyor. Yani benim atalarım Sinoplu. Ben 48 yaşındayım, Selanik’ten 170 km batıda Arnavutluktan aşağıda. Kozan ( Koζάνη ) ve Grevena ( Γρεβενά ) vilayeti arasında, ucunda uzun bir göl olan Pontini ( Ποντινή )’de doğdum. Liseyi bitirince Selanik’e yerleştim ve Atatürk’ün doğduğu şehirde yaşıyorum. Ama aslen Sinopluyum. Çünkü ailem 1923 mübadelesinde Sinop’tan Yunanistan’a göç etmişler. Atalarım Sinop’ta nasıl yaşadılar, ne ekip biçtiler, ne yediler bunların hepsini biliyorum. Babaannemden, Sinop köylerinde yaşadığı hatıraları çok dinledim. Ben ona nine derdim, canım ninem yaşadıklarını hem anlatır hem de ağlardı. Onu kaybettiğimde ben 23 yaşındaydım.

Dedem Kuyumcoğlu Yorgı Ayancik Binef köyünden ve ninemiğinen Ayancik Dayısta köyünden ve bir kızlarığınan .

Dedem Kuyumcoğlu Yorgı Ayancık Binef köyünden ve ninem Ayancık Dayısta köyünden, kızları ile. Arkadaki küçük kız babamın küçük kardeşi.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Aileniz Sinop’ta nerede yaşamışlar?

YORGOS KUYUMCİDİS -Dedemin dedesi, Sinop’ta kuyumculuk yapmış. Hastalanınca işi bırakmış sonra Ayancık’a gelmiş. Orada, ailesi ile Binef köyüne yerleşmiş, köyde hayvancılık ve çiftçilik yapmışlar.

Dedem Yorgıoğlu yorgı Ayancik Morza köyünden . Dedem en birinci zurnacı imiş .

Dedem Yorgıoğlu yorgı Ayancık Morza köyünden . Dedem o zamanın en birinci zurnacı imiş.Ah sevgili dedeciyim , birdanem Allah rahmet eylesin seni . Dedem 1887 yılında doğdu ve 1973’te öldü . Doğum yeri Sinop-a Ayancık kasabası Morza köyü. Morza da 2 defa evlendi ama 2 eşi de oldü ve Yunanistana gelince Tokatli ninem ile evlendi , 7 çocuk oldu . Ben önce Türkçe öğrendim çünkü Atalarim sadece Türkçe konusuyorlardı . 7 sene Türk ordusunda  askerlik yaptı . İşleri çiftilik ,hayvancılık , ustalık kayık ve ağaçtan evleri yapardı en birinci Zurnacı idi . Çok Kastamonunda çalışıyorlardı . Dedem derdi ki “Morza’dan Kastamonudan ustalar gelmeseydi evlerin catıları olmazdı.”

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Köylerimizi araştırdığınızı, yeni isimlerini de öğrendiğinizi biliyorum, geçmişinizi araştırmanız ve kültürünüze sahip çıkmanız çok güzel. Babaanneniz göç ederken yaşadıklarını size nasıl anlattı?

YORGOS KUYUMCİDİS – Allah rahmet eylesin babaannem yaşadıklarını anlatırken hep ağlardı. Göç ederken yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ben göçtüğümüzde 19 yaşındaydım, bekârdım. 1923 yılında mübadele yapıldı. Köyümüzden ayrılmak zorunda kaldık, giderken bizi hep Türk arkadaşlarımız uğurladı. Ayancık’a kadar 6 saat onlarla birlikte yürüdük, bizi yolcu ettiler, onlar da, biz de hepimiz ağlıyorduk. Türklerle çok iyi yaşadık, kardeş gibiydik. Bayramları, düğünleri, tarla bahçe işlerini her şeyi beraber yapıyorduk. Benim çok sevdiğim bir kız arkadaşım vardı, benim ablam gibiydi.” Hey gidi nineciğim, bunları anlatır ve ağlardı. Ben o hatıraları dinleyerek büyüdüm, o anılar ninemin çocukluğunun, gençliğinin, annesinin, babasının, kardeşlerinin ve memleketinin hatıralarıydı. Göç ederken yanlarına hiçbir şey alamamışlar. Ayancık’tan, 2000 kişi kadar 7- 8 tane köy halkı hep birlikte göç etmişler. Yaşadıkları köylerin isimleri, Morza, Binef, Dayista (yeni adi Gaziler). Tosos (yeni adi Turhan), Helaldı (yeni adı Güzelkent), Ayandon- Yarna ( Türkeli ) imiş. Bu köylerden çıkmışlar, Ayancık’ta gemilere bindirilmişler, İstanbul’a gelmişler. Şişli’de 3 ay bir eski caminin içinde yaşamışlar.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Yunanistan’a gittiklerinde köye nasıl yerleşmişler, köylerini nasıl seçmişler? Gösterilen yerlere mi, yoksa seçtikleri yerlere mi yerleşmişler?

YORGOS KUYUMCİDİS – Şişli’den vapura binmişler, Pereas’a gelmişler orada 40 gün kadar durmuşlar ondan sonra Magnisya vilayetine, başkent Volos( Μαγνησία , Βόλος ) limanına inmişler. Volos, egede bir liman. Pergaman’ın ve Ayvalık’ın tam karşısında ama ada değil. Orda 8 ay kalmışlar, çok sıcak olduğundan beğenmemişler. Atalarım daha sonra Pontini ( Ποντινή ) eski adi Torsita köyüne yerleşmisler . Dedemin büyük kardeşi 1912’de Türk askeri olarak buralara geldiğinden köyleri biliyormuş. Aynı Ayancık gibi su var, ağaç var, odun var, hava serin düşüncesiyle bu köyü beğenerek yerleşmişler.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Köye yerleşince çevre ile ilişkileri nasıl gelişmiş?

YORGOS KUYUMCİDİS – Buranın insanları onları kolay, kolay kabul etmemişler. Ninem, Yunanistan’a gelince evlenmiş. 1940- 45 yıllarında ikinci dünya savaşı çıkınca Almanlar evlerimizi köylerimizi yakmışlar, çok insan kayıp vermişiz. Ben köyümde önce Türkçe örgendim, sonra Yunanca. Sekiz yaşıma kadar sadece Türkçe konuşuyordum. Dedem ben 9 yaşında iken öldü. Babaannem öldüğünde ise 23 yaşındaydım. Allah rahmet eylesin, köyüme gelirseniz zannedersiniz Türkiye’nin bir köyü, herkes Türkçe konuşuyor.

Γιώργος Κουγιουμτζίδης ile söyleşi 2. bölüm

04OCA

YUNANİSTAN İLE SÖYLEŞİ 2. BÖLÜM -4.OCAK 2013

Göçler, insanlık tarihinin unutulmaz bir gerçeğidir. Amerika kıtasına beyaz adam gelince yerliler topraklarını, onurlarını, her şeylerini kaybetmiştir. Afrika kıtası yerlileri ise dünyanın her yerine köle olarak satılmış ve yurtlarından insan onuruna yakışmayan biçimde göçürülmüşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan Türk göçü yüzyıllarca sürmüş, acı, sefalet yorgunluk dolu uzun yürüyüşlerle yürükler dağlar, yaylalar, ülkeler aşmışlardır. Kafkasya ve Balkan bölgesinde bitmek bilmeyen savaşlar, yoğun göçlere sebep olmuştur.

Her birimiz, ailemizin tarihi geçmişini öğrenirsek, dünyada olup bitenleri daha doğru algılayabiliriz. Sebebi izlersek, sonuçta soru işaretlerimiz kalmaz. Yalnızca sonuç fotoğrafında değerlendirme yaparsak gerçekleri göremeyiz. Yani kısacası sebebini bildiğimiz her şey, bize gerçek bakış açısı kazandıracaktır.

İnsan bilinci, göçlerin farkındalığı ile dünya tarihine küresel bakma perspektifi kazanacaktır. Uygar bir dünya düzeni ve insanca yaşamak hepimizin özlemidir.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Aileniz Yunanistan’a gelince Pontini’ye yerleştiler. Orada nasıl bir yaşam ile karşılaşmışlar?

YORGOS KUYUMCİDİS- Babaannemler Pontini’ye geldikleri zaman, aşağı Rum mahallesine yerleşmişler. Aynı köyün yukarı mahallesinde Türkler yaşıyormuş. Türkler ve Rumlar 6 ay birlikte yaşamışlar. Köyümüzdeki Türkler 1924 tarihinde mübadele ile göç etmişler. Aydın, Isparta, Burdur ve Çatalca’ya yerleşmişler.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Onlarla görüşüyor musunuz? Türkiye’ye göç edenlerden eski köylerini ziyarete gelenler var mı?

YORGOS KUYUMCİDİS- Türkiye’ye göç edenlerden Aydın Mursallı köyünden ziyarete gelenler oluyor. Bir kere de bir grup Isparta’dan gelmişti. Mursallı köyünden olanları tanıyorum, hem de facebook’ta arkadaşız.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Pontini’de hayat nasıl devam etmiş, kolay olmamıştır? Yeni bir yer, yeni komşular, yeni düzen kurmak zaman almıştır.

YORGOS KUYUMCİDİS- Köydeki Türkler Yunanca, Türkiye’den gelen bizim Rumlar ise Türkçe konuşuyormuş. Birlikte iyi geçinmişler ama komşu köylerde yaşayan eski Yunanlılar, bizimkileri kabul etmemişler. Göçten sonra, eski Rumlarla aramız iyi değilmiş. Bizi yabancı görmüşler. Bu sebeple atalarım kültürlerini kaybetmeden, hayatlarına aynı Ayancık’taki gibi devam etmişler. Dilimizi, yiyeceklerimizi, geleneklerimizi unutmamışız.

1980 yılından sonra buraya daha iyi alıştık, aynı okula ve liseye gittik. Ondan sonra birbirimizi daha iyi tanıdık. Birbirimizle evlendik.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Tahmin ediyorum ki, yemek çeşitlerimiz de bir birine benzer. Bu konuda yaşadığım bir anıyı paylaşmak isterim. Sinop Amerikan Radarında çalışan bilgisayar mühendisi Panamalı bir arkadaşım vardı. Ona ellerimizle yöremizin mısır pastasını yaptık ve ikram ettik. Sinop yöresinde kaynar su içinde pişirilen mısır ununa, mısır pastası denilir. Yoğurtla, ya da soğan-kıyma kavurması ile veya sebze yemekleri ile beraber yenir.  Kerima’cığım mısır pastasını yerken gözleri doldu ve ne dedi biliyor musunuz? “Anneannem PANAMA’da bunu yapar biz de yerdik, aynı onun yaptığı gibi çok lezzetli olmuş” dedi.  İnsan ister Panama’da olsun, ister Sinop’ta, kültürlerin sınırı yoktur.

Yemekler konusunda Ayancık yöresi hatırasını taşıyan neler biliyorsunuz?

YORGOS KUYUMCİDİS- Büyüklerim Ayancık’ta hayvan olarak inek, davar beslemişler, sütünden tereyağı ve yoğurt yapıyorlarmış. Yemek için en çok tereyağı kullanılırmış. Yoğurttan çok çeşitli çorbalar yapmışlar. Tavada ekşitme pidesi yapılırmış, diğer pideler sacayakta pişirilirmiş. Yufka, el makarnası, kulaklı makarnası, tirit en sevdiğimiz yemeklerdir. Ben bu yemekleri yiyerek büyüdüm. Buğday pilavına bulgur denir, mısır ekmeği, keşkek, kuru fasulye, kara mancar, lahana, kabak pişirilir, turşular yapılır. Balıkların en iyisi hamsidir. Ayancık’ta meyvelerden, kestane, ceviz, elma, kiraz, armut, incir varmış. Ninem onları hep anlatırdı.  Sevgili ninem, arpa kahvesini çok severdi.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Arpa kahvesi mi, bu nasıl yapılırmış?

YORGOS KUYUMCİDİS- Has kahve o zamanlar çok pahalı imiş ve şehir uzak olduğundan sık sık alışveriş yapamıyorlarmış. Bu nedenle ninem arpadan kahve yaparmış. Arpayı büyük bir tavada kahverengi olana kadar kavururmuş. Sonra taş değirmenlerde çekip un haline getirir, sonra da elekten geçirirmiş.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Halk kültürleri, böyle zorluklar içinde yaratmanın örnekleri ile doludur. Anadolu kadını arpadan kahve, ağaç kabuklarından boya,  otlardan ilaç, kendirden ip ve anlatmakla bitmeyecek o kadar çok şey yapmıştır ki. Tarlanın, hayvanın, ormanın odunun yoğunluğunda kahve keyfi için de zaman yaratmıştır kendine. Elbiselerine renkli iplerle nakış işlemiş, boş zamanını estetik ve zarafet için doldurmuştur. Bu nakışları şimdi uzmanların uygulaması bile zaman alıyor.

YORGOS KUYUMCİDİS- Taşlardan un çıkarıyorlardı. Mısırdan keşkek, buğdaydan bulgur, bu işleri peşlerinde taşıdılar buralara getirdiler. Kaç kere annem ve ninemle bu taşları kulandım, yardım ettim ey gidi eski mutlu günler. Bunları hatırladım şimdi gözlerim doldu.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-Değirmen taşlarından bahsediyorsunuz, ona el değirmeni denilir. Hala köylerimizde kullanılır. El değirmeninde çekilen mısır ve buğday bulguru, doğal olduğu için lezzetlidir. Köylerimizin kaybolan yemek kültürünü tanıtmak amacıyla derneğimizin hazırladığı bir proje, 2013 yılında tanıtılacak. Eski kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var.

Gelelim köyünüzde eski düğünlere, düğünler nasıl yapılırmış? Ayancık köylerindeki gelenekler kaldı mı?

YORGOS KUYUMCİDİS- Düğünler 3-4 gün sürüyordu, damat gelinden çeyiz istiyordu ya bir inek ya 5 dane davar ya ta tarla. Çocuklar 5- 6 aylık olunca vaftiz ediliyor ve isimleri konuyordu. Hep kutlamalar eskiden Türkler ve Rumlar davul zurna ile beraber yapılıyormuş

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-   Sevgili okurlarımız, söyleşimizi FACEBOOK ortamında sürdürdük. Ben soruları yazdım Yorgo Bey, müsait olduğu zaman cevapladı. Anlattıkları, aile büyüklerinin kültürüne ne kadar değer verdiğini açıkça ortaya koyuyor. Türkçe konuşma fırsatı yakalamaktan ne kadar mutlu olduğunu kendisinden dinlemenizi istiyorum.

YORGOS KUYUMCİDİS- Bu gün çok mutluyum, çünkü alışverişe çıktım. Bizim kapalı çarşiya gittim, orada İstanbul’dan bir gruba rastladım. Tatil etmeye gelmişler, onlarinan çok konuştum yüzüm gülmüş. Türkçe konuştuğum için ondan dolayı çok sevindim.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Son diyalogu YORGOS KUYUMCİDİS’in anlatımını hiç değiştirmeden yazdım. 1923 yılında Ayancık köyünden göç eden bir ailenin kültür izlerinin, 2013 yılında Yunanistan’da nasıl yaşatıldığını görmemizi istedim.

Kaybolan kültürlerimizi koruyalım.  Kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var. Doğal bulgurumuzu, doğal kepekli unumuzu, köy pestillerimizi üretip pazarlamalıyız. Üreticiden tüketiciye 1. Elden taşınması dileğiyle konuğumuza çok teşekkür ediyoruz.

 
47 Yorum

Yazan: 23 Aralık 2012 in SÖYLEŞİ KONUKLARIMIZ

 

Etiketler: , ,

BİLKE YARDIM PROJESİ KOLİLERİ YİBO’YA GÖNDERİLDİ

Derneğimizin 2012-2013 öğretim yılı Yardım Projesi, bu gün Yibo öğrencilerine ulaştırıldı. Proje gönüllülerimizin yaptığı yardımlar arasında alt- üst, iç ve dış giyecekler vardı. Derneğe özenle getirilen giyecekler, tek tek ayrılarak paketlendi ve kolilere yerleştirildi. 06.12.2012 tarihinde, Bektaşağa YİBO Müdürümüze teslim edildi.

DSCF0945

  Projemize katılan dernek üyelerimize çok teşekkür ediyor,gönüllü yardımları için onları kutluyoruz,diğer çalışmalarda da katkılarını bekliyoruz.

DSCF0947

Yibo, yatılı ilköğretim bölge okullarıdır. Bu okullarda 1. sınıftan 8. sınıfa kadar yatılı öğrenciler öğretim görmektedir.Bu yıl, kapanan Karapınar Yibo öğrencileri de Bektaşağa Bölge Okuluna aktarılmıştır. Sinop çevresindeki uzak köylerden gelen  öğrenciler,   pansiyonda kalmaktadır. Projede emeği geçen herkesi yürekten kutluyoruz.

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Aralık 2012 in paylaşım projesi

 

Etiketler: ,

SAHİPSİZ HAYVANLARI KORUMA VE YAŞATMA DERNEĞİ BAŞKANI İLE SÖYLEŞİ

Değerli okurlarımız, Yüreğindeki aşkla topluma hizmet eden, zamanını canlıya ve doğaya adayan herkesi selamlıyoruz. Konuğumuz Sahipsiz Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Sayın Günsel DİRİ.

BİLKE-A.Yaşar SARIKAYA –Sayın Günsel Diri, sizi sokak hayvanlarına yaptığınız yardımlardan tanıyoruz. Gecenin karanlığında kuytu köşelerde miyavlayan yavrucukları buluyor ilgileniyorsunuz; terk edilmiş hasta hayvanları hayata döndürüyorsunuz. Günümüzde vakit boşluğundan canı sıkılan, düşünce kirliliğinden depresyona giren insan örnekleri bir hayli çokken, canla başla koşturarak yaptığınız karşılıksız bu güzel hizmetleri örneklemek istiyorum. Okuyucularımız için kendinizi tanıtır mısınız?

Günsel DİRİ Annem babam ben ve kardeşlerim hep Sinop’ta doğduk, yani ailece Sinopluyuz. Eğitim ve çalışma hayatım Sinop’ta geçti. Uzun yılar Sinop Amerikan Radar Üssünde çalıştım ve oradan emekli oldum.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-  Siz Radar Üssünde çalışırken, Kız Yetiştirme Yurdunda öğretmenlik yapıyordum. Amerikalı hayırseverlerle yetiştirme yurduna gelir, tercümanlık yapardınız. O zamanlar Türk televizyonlarının henüz siyah beyaz dönemleri idi, radar sinemasında çocuklarımız renkli çizgi film izler, mısır patlağı yerlerdi. Sizin o zaman şirin bir köpeğiniz vardı.

Günsel DİRİ-  Evet, o Damla idi. Beyaz tüylü, kahverengi lekeleri olan bir köpekti. Türk kahvesini çok severdi. Annem canı sıkılınca kahve yapar, çay tabağına da Damla için koyar karşılıklı içerlerdi. Hayvanlar hayatımın her döneminde vardı, onlar yaşamımda çok büyük yer tutuyorlar. Hayvanların da bizler gibi yaşam hakkı olan canlılar olduğunu düşünüyorum. Aynı dünyayı paylaşıyoruz, bu dünya hepimizin. Birbirimizi rahatsız etmeden uyum içinde yaşamalıyız.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA- Ne güzel söylediniz,  dünyada birbirimizi rahtsız etmeden uygarca yaşamalıyız. Evinizde 6 kedi, 1 köpek 1 kanarya besliyorsunuz. Ben bazen onları sevmek için size gelirim. Vallaha yalan yok, dolan yok, riya yok, rant yok ohhhh…… insan onlarla dinleniyor doğrusu. Tabi hepsi bakımlı, tertemiz, ihtiyaçları karşılanmış, bize sadece sevmek kalıyor.  Bu güzel hayvanların her birinin özel hikâyesi var. Bu hikâyeleri ve hayvan sevginizin ne zaman ve nasıl başladığını anlatır mısınız?

GÜNSEL

Günsel DİRİ- Ailemde herkes, özellikle annem hayvanları çok sever. Ben kendimi bildim bileli evimizde hep hayvanımız vardı. İlk kedimi 5 yaşında, kendi kararımla seçerek almıştım. O gün çok mutlu olmuştum. Şimdi o günlerden hafızamda kalan, sadece kedimi aldığım ilk gündür.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-  Madalyonun bir yüzünde TV başında, cafe köşelerinde, gün oturmalarında zaman öldüren insanlar; bir yüzünde de Günsel DİRİ gibi bir ideal uğruna koşanlar. Dünya ilginç bir tiyatro sahnesi değil mi, her çeşit insan var. Bize evinizdeki hayvanları nasıl sahiplendiğinizi anlatır mısınız?

Günsel DİRİ-  Kedilerimin en büyüğü CEM, onu pet shoptan satın aldım. Hastaydı, onu hasta diye satın alan olmaz, orada ölür gider diye bırakamadım.15 gün yaşam mücadelesi verdi asla kucağımdan indiremedim, sonra sağlığına kavuştu evimin kedisi oldu. 15 senedir bende.

2. kedim CAN, onu çatıda buldum. Bir gün çatıda bir kedi ağlaması duydum. Çatının altında bir kedi yavrusu vardı, yiyecek bıraktım ve 3 gün takip ettim. Belki annesi gelir, yavrusunu alır diye bekledim ama annesi gelmedi. Çevrede soruşturdum, yavruları olan bir kediye araba çarptığını öğrendim. Çatıdaki yavru o kedinin yavrusu olmalıydı. Ele gelmiyordu, üstüne hırkamı atıp yakaladım. Çok korkmuştu, açtı, üşümüştü. Eve aldım, damlalıkla beslemeye başladım sonra biberonla bebek maması ile büyüttüm dünya tatlısı tekir bir kedim oldu.

3.kedim İPEK, onu yol kenarında yaralı buldum. Evimde kedim vardı, bir kedi daha almayı hiç düşünmüyordum. Yolda yaralı bir kediyi kaderine terk edemezdim. Aldım veterinere götürdüm, bu kedi sağlığına kavuşamaz dedi ama ben vazgeçmedim. Adını ipek koydum, 5 yaşında aldığım ilk kedimin de adı ipekti, çok nazlı bir kızdı. Kediyi bir hafta sonra veterinere götürdüm inanmadı mümkün değil dedi, İpek sağlığına kavuşmuştu.

İki küçük kedim daha var, onların adı KUZEY-GÜNEY. Bir gün kadının biri sepetin içinde 5tane kedi yavrusunu kulübün arkasındaki parka bırakıp kaçmış.  Görenler bana haber ulaştırdılar. Gittim yavruları gördüm, iki günlüktüler. 5 yavruya bir ay baktım, gün aşırı veterinere götürdüm 3 günde bir lavman yapıldı 3’ ü cins kedilerdi, bir ay sonra tek tek öldüler. Bu çok acı veren bir duygu. Elinizde beslediğiniz, güçsüz çaresiz yavruları kaybetmek gerçekten çok acı veriyor. 2 tanesi yaşadı. İsimlerini Kuzey-Güney koydum ikisi de erkek. Sahiplendireceğimi düşündüm, ama o kadar emek verdim ki onlardan ayrılamadım. İkisi birbirine çok düşkün, ayrılmalarına da kıyamadım.

6.kedim UĞUR, bir gün sokağa çıktım bizim sokakta güzel cins bir kedi başıboş dolaşıyordu. Tertemizdi sokak kedisi olamazdı. Kucağıma alıp kapı kapı dolaştım ama sahibini bulamadım. Sokağa bırakmaya içim elvermedi, eve getirdim. Bana uğur getirsin diye adını uğur koydum. Nereden kaçtı ise gözü hala sokakta, her fırsatta kaçmaya çalışır. Uğur 3 senedir benimle.

Köpeğimin adı Zeliş, onu barınaktan aldım.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-  Zeliş cins bir köpek, onu barınaktan mı aldınız?

Günsel DİRİ-  Evet, barınağa gittim, çok küçüktü, barınakta yaşayamazdı, baktığım birçok yavru köpek gibi biraz bakıp sahiplendirecektim. Evde bir köpeğim vardı alamazdım, ama Zeliş kendini zorla eve kabul ettirmeyi başardı.  Çok şımarık, yaramaz aşırı ilgi isteyen bir köpek. Bana bağlandı, bensiz yaşaması çok zor. Onu alalı 4 sene oldu.

Sıra kanaryaya geldi, çok kuş besledim ama hiç öten kanaryam olmadı. Belki bakımıyla ilgilidir. Bir gün kanarya satıcısından ısrarla öten bir kuş istedim. Dükkan sahibi bana 2 kuş getirdi. Biri sapsarı uzun, öbürü de bülbülle serçe karışımı doğal bir kuştu. Sarı olan gösterişli idi, öbürünün ise tek parmağı yoktu. Bunu benden başkası almaz diye kıyamadım ve aldım. O da ötmüyor, dükkan sahibine söyledim “getir değiştireyim” dedi. Mümkün değildi, eve girdi bir kere onu nasıl değiştiririm, ötmezse ötmesin. İnsan evladını değiştirebilir mi?

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-  Sorumluluğunu üstlendiğiniz canlılara bu denli özen göstermeniz örnek alınacak bir davranış. Aslında her birimiz, çevremize duyarlı olsak da, kendi ilgi ve beceri alanlarımızda uğraşlar bulsak. Hastaneye uzak köylerden doğum yapmaya gelen kimsiz, kimsesiz genç kadınlarımız; üroloji servisine gelen yaşlılarımız var. Köye dönecek paraları yok, doğan çocuğunu saracak bezi yok. Ne olurdu insanlar zamanının bir bölümünü faydalı işlere ayırabilseydi. Örneğin haftada bir gün hastane ziyaret edilebilir. Barınağa gidilebilir. Daha neler, neler yapılabilir. Biz nedense düşüncede çok başarılıyız. Düşünüyor, düşünüyor, konuşuyoruz. Üretmiyor, çalışmıyor, örneklemiyoruz.

Günsel DİRİ-  Ben evimdeki kedilerin ve köpeğin sorumluluğunu aldım onlara bakmak zorundayım, ihmal edemem. Kermesimizin birinde şu konuşmalara tanık olduk. Arkadaşlarla biz kermeste satış yaparken, yoldan birileri geçiyordu. Bir tanesi “bu ne” diye sordu, yanındaki de “aman boş ver, zengin kadınlar kendilerine iş bulamamışlar da hayvanlar için kermes yapıyorlarmış” dedi. Oysa ben emekli ikramiyesi ile ev alabilen şanslı emeklilerdenim.

GÜNSEL 2

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-  Yardım edelim de ister hayvana, ister insana, ister ormana, ister kaybolan bitki türlerine; hangisine yardım yaparsak yapalım çok değerli. Güzel memleketimiz, becerilerini sergileyecek insanları hak ediyor.

Sayın Günsel DİRİ, hem evinizdeki hayvanlara bakıyorsunuz hem de Sinop sokaklarında ne kadar ihtiyaçlı kedi-köpek varsa ilgileniyor, sahipleniyor ya da sahiplendiriyorsunuz. Doğal dengenin korunması için faydalı oluyorsunuz. Yaptığınız işin karşılığında maaş almıyorsunuz, üstüne kendiniz harcıyor ve karşılık beklemiyorsunuz. Sizinle bu söyleşiyi yapmamıza sebep olan karşılıksız hizmetiniz ve hayvanları korumak için kurduğunuz dernek. Derneğinizden bahseder misiniz?

Günsel DİRİ-   Biz hayvan severler, Belediyelerin yaptığı gece operasyonuna, sahipsiz hayvanların toplanıp hayatlarının sonlandırılmasına çok üzülüyorduk. Bu manzaranın çocukların ruh sağlığını nasıl etkilediğine hiç değinmiyorum bile. 2003 – 2004 yıllarında Adada, Sinop Belediyesi tarafından Hayvan Barınağı yapıldı. Bu çok istediğimiz bir şeydi.  Hayvan sever arkadaşlarımla birlikte barınakla ilgilenmeye başladık. Resmi statümüz yoktu. İlgili kuruluşlarla görüşmeler yapıyor, fakat sonuç alamıyor, yasal çalışmalar yapamıyorduk. Barınağın acil ihtiyaçları için maddi kaynak gerekiyordu.

Bu nedenle kolları sıvadım ve dernek kuruluşu için çalışmalara başladım. Kuruluşumuzda, Sinop Yardımseverler Derneği başkanı Sevim Hanım ve yönetim kurulunun büyük desteği oldu. Dernekler müdürümüzün, kuruluşumuzda ve her ihtiyacımızda katkılarını unutamam. Kendilerine çok teşekkür ediyorum. 2005 yılında derneği kurdum Sinoplu hayvan severleri üye olarak kaydettik, tüm dostlarımız yardımcı oldu. Onlar olmasa ne yapardım bilemiyorum.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-   Biz, toplum değerlerimizden çok şey kaybettik. Eskiden insanlarda toplu çalışma bilinci vardı. İmece usulü yapılan işler, zaman ve iş gücü kaybını önlerdi. Kocaman tarlalar, 10-15 hane ev halkı sayesinde birlikte ekilir, biçilirdi. Bu gün proje, grup çalışması ve girişimcilik dersleri okutulmasına rağmen çocuklar birlikte oyun kuramıyor, ekip çalışması yapamıyorlar. Yetişkinler proje üretemiyor, ekip oluşturamıyor, görev paylaşamıyorlar. Herkes, her konuda kendinin uzman olduğunu düşünüyor. Sizin Sinop hayvanları için yaptıklarınızı ders verici buluyorum. Dernek kurduktan sonra neler yaptınız?

Günsel DİRİ-   Bayanlar çayı düzenliyoruz, kermes yapıyoruz. Tüzüğümüzde yemek düzenleme maddesi de var ama hiç yapmadık, ileride düşünüyoruz. Kermes ve çaylarımızda yönetim kurulundaki arkadaşlarım elbirliği ile koşturuyorlar. Dikiş makinesi kullananlar yastık dikiyor, örgü bilenler çanta örüyor, hayvan sever Sinoplular da satın alıyorlar. Gelirleriyle barınaktaki hayvanlara ekmek ve acil ihtiyaç malzemesi alıyoruz. Belediyemiz, barınağın yemek ihtiyacını okullardan temin ediyor, biz de yardımcı oluyoruz. Çay ve kahvaltı gelirleri ile yaz için ekmek, makarna, mama temin ediyoruz.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA- Sokak hayvanları, barınaktakiler, evdekiler bu kadar yoğunluk içinde çok değişik olaylar yaşamış olmalısınız. Hiç unutamadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

DSCF0929 DSCF0937

Yeni Barınak CAN DOSTLARI YAŞAM EVİ

Günsel DİRİ-   Hayvanlarla inanılmaz anılarım var.  Bir gün evde temizlik yaparken dışarıdan sesler duydum. Evim Tersanede idi. Dışarı baktım, 4 yol ağzında kaza olmuştu. Bir araba köpek yavrusuna çarpıp kaçmış, o halde yolda bırakmıştı. Trafikteki sürücülerin yavruyu görmeleri mümkün değildi, zavallı hayvan çiğnenirdi. Etrafta ne yapacağını bilemeyen birçok insan öylece seyrediyordu. Şaşkın anne sağa sola koşuşturuyordu, ben hemen evden çıktım. Yavru sanırım 3 aylıktı, yaralıydı arka ayakları tutmuyordu. Hareket edemiyordu, annesi başında bekliyordu. İnsanlar annenin tepkisinden korkuyordu herhalde. Hemen yavruyu kucağıma aldım, tek elimle arabamın kapısını açmaya çalışıyorum, ben o halde iken şaşkın kalabalıktan bana yardım eden bile olmadı. Herkes seyrediyordu. Yavruyu arabaya koydum, anne yanımda izliyordu, yavrusuna yardım ettiğimi anladı. Başladı ellerimi yalamaya, anne köpek teşekkür edercesine ellerimi yalıyor, ben de başını okşuyordum. Yavruyu hemen veterinere götürdüm, tedavisi yapıldı. İlk müdahale yapıldı arka ayak kasları zedelenmişti, yürüyemiyordu, sokakta yaşaması mümkün değildi. Tedaviden sonra onu sokakta bırakamazdım. Balkona yer hazırlayıp yatırdım, anneden tedaviye giderken ayrılmıştık, eve geldiğimizde görünürlerde yoktu. Gece geç vakit dış kapı çalındı, bu saatte kim olabilir diye balkondan baktım ki ne göreyim, anne köpek patileri ile kapıyı vuruyordu. Evim 4 katlı ben 2. Katta oturuyorum, balkon dış kapının hemen üstüydü. Anne köpek büyük ihtimal balkondan yavrusunun kokusunu almıştı. Annelik işte, bilmediği yerde, bilmediği kimseler arasında yavrucuğunu biri alıp götürmüştü; analık ne güçlü bir duygu. Kapıda anne köpeği görünce evde beslediğim kedi ve köpeğimi düşündüm. Yabancı ve büyük bir köpek, acaba nasıl olur dedim. Kısa bir tereddüt geçirdim, ama ısrarlı anneye çaresiz kapıyı açtım. Bana inanmayacaksınız belki ama anne ile konuştum.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA- Doğadaki bütün canlılarla iletişim kurulabilir tabi, bilim bitkilerle kurulan iletişimleri örnekledi. Köpek ve at en sadık hayvanlardandır, burada kimsenin tereddüdü olacağını sanmıyorum. Köpeğe ne dediniz?

Günsel DİRİ- “Bak yavrum seni içeri alıyorum ama benim hayvanlarıma zarar verme” dedim.  Söylediğimi dinleyeceğine pek ihtimal vermemiştim ama yavrucak beni mahcup etti. Başını kolunun altına doğru eğdi, etrafa bakmadı bile, sessizce balkona gidip yavrusuyla birlikte yattı. Yavru iyileşinceye kadar anne her sabah uyandığında sokağa gitmek istedi salıverdim, akşam tekrar yavrusunun yanına geliyordu. Gelirken ağzında yemek getirdi en ilginç olansa getirdiği yemeğin bir kısmını önce benim köpeğimin önüne bırakıp sonra yavrusunun yanına gitmesiydi.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-   Köpeklerin sadakati hepimizi etkiler. Yapılan iyilik karşısında, hayvanın davranışı ve yaşadığı duygu yoğunluğu ders verici gerçekten.

Günsel DİRİ-   O anne beni çok etkilemiştir. Sabah ezanında uluduğu için, komşular şikayet etmişler. Anne köpek yavrusunun derdinde, komşu da sıcak yatakta keyif yapmanın derdinde, yazık oldu anneye. Bir gün onu işten gelirken kapımın önünde ölü buldum zehirlenmişti. Yavruya evde baktım. 2 haftada iyileşti, ama annesi göremedi. İyileştikten sonra yavruyu sahiplendirdim.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-   Sinop henüz düzenli bir hayvan barınağına kavuşmadı, bu konuda çok emek verdiniz, Sinop Hayvan barınağı şimdi hangi aşamada, kısa zamanda biter umarım.

Günsel DİRİ-   Barınak bizi çok uğraştırdı. Mevcut barınak ihtiyaca cevap vermiyordu iyi niyetlerle yapıldı ama eksikleri vardı ve sağlıksızdı. Önce yeni barınak için yer aradık. Arayışlarımızdan sonuç alamayınca; belediye başkanımız Sayın Baki Ergül’ü ziyaret ettik. Yer bulamamıştık, niyetimiz eski barınağı iyileştirebilmekti. Rüzgar esiyor, soğuğu bitmiyordu ama en azından barınak olarak ayrılmıştı. Sağ olsun başkan bizi kırmadı ve çalışmalar başladı. Uzun bir süreçti, arkadaşlarımızla hep birlikte koşturduk. Güzel bir barınak ortaya çıktı. Umuyorum havalar soğumadan hayvanları geçici yerlerinden barınağa taşıyabiliriz.

Belediye başkanımız barınakla özel ilgilendi, biliyorum başkanımız çok meşgul. Biz her sorunumuzda onu rahatsız etmekten çekindik, vaktini almak istemedik. Ama her gittiğimizde bizi dinledi ve sorunlarımızı paylaştı. Büyük adım atıldı ve güzel bir barınak yapıldı. Bu konuda başkanımıza minnettarız. İdari bina, ameliyathane, ameliyat sonrası bakım ünitesi, yeni gelen köpekler için ayrı bölüm. Bulaşıcı hastalıklı hayvan gelirse ayrı bölüm, yaralı ve yavru kediler için ayrı bölüm yapıldı. Bu çok istediğim bir şeydi. Bizim çalışmalarımızı yürütebilmemiz için de bir oda yapıldı.

Biz vali beyi de barınak yapılması için çok rahatsız ettik. Her defasında bizi dinledi ve sorunlarımızla ilgilendi. Dernek açısından kendimizi şanslı buluyorum valimiz de belediye başkanımız da bizi her konuda destekledi. İl genel meclisinde karar alındı maddi yardım yapıldı. Başta sayın valimiz ve belediye başkanımız olmak üzere barınak yapımında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-   Emeklisiniz hayvanlar hayatınızın büyük bir bölümünü alıyor, bir de turizm şirketine tercümanlık yapıyordunuz, devam ediyor musunuz?

Günsel DİRİ-   Evet gerektiği zaman Sinop u tanıtmaktan büyük keyif alıyorum her Sinoplu gibi ben de şehrimizi çok seviyorum, zaman zaman gelen yabancılar “biz dünyanın hiçbir yerinde bu kadar mutlu ve bakımlı sokak köpekleri görmedik, çok güzel ve şirin bir şehir, insanları çok güler yüzlü ve aydın” diyorlar. Şehrimiz için böyle övgüler almak her şeye değiyor.

BİLKE- A.Yaşar SARIKAYA-   Sahipsiz Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği Başkanı Sayın Günsel DİRİ ‘ye konuğumuz olduğu için BİLKE adına çok teşekkür ediyorum.

Söyleşimizi daha önce yapmıştık,30.11.2012 Cuma günü saat 14.00’te yeni barınağın açılışı yapıldı. CAN DOSTLARI YAŞAM EVİ Sinop için hayırlı olsun, emeği geçen herkesi tebrik ediyorum.

DSCF0930    DSCF0936

 

DSCF0944  DSCF0938

 
3 Yorum

Yazan: 02 Aralık 2012 in SÖYLEŞİ KONUKLARIMIZ

 

Etiketler: ,

KONUĞUMUZ FEHMİ AYDIN-SÖYLEŞİ 2. BÖLÜM

**************

Uzun bir aradan sonra konuğumuz Fehmi AYDIN ile söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Yetiştirme yurtlarında çalışırken ilginç olaylar yaşadığınızı biliyorum. Müdür Baba bu anılar içinden sizi en çok etkileyen hatıraları bizimle paylaşır mısınız? Biliyorum anıları deşifre etmeden önce, şöyle bir süzgeçten geçireceksiniz.

Fehmi AYDIN: Yetiştirme yurtlarında geçirdiğim 14 yıl, inanın 14 ciltlik kitabı doldurur. Yaşadıklarımızın bazıları çocuklara ve ailelerine özel hatıralardır. Hepsini açıkça anlatmak mümkün değil. Beni etkileyen bir olayı hatırladım şimdi, onu paylaşayım.

Erkek yetiştirme yurdunda çalışırken, bir akşam sınıfa girdim. Çocuklar beni fark etmediler, hepsi pencerelerden dışarıya bakıyorlardı. Çok merak ettim, ben de baktım ama dikkat çekecek bir şey göremedim. Beni görünce herkes yerine geçti. Durumu anlamak için ısrarla ne var diye sordum. Sonunda birisi açıkladı. Hocam orada ev var dedi.

Baktım, akşam vakti 33 evler mahallesinde bir evin ışıkları yanmıştı. Perdeler açık olduğundan evin içi görünüyordu. Baba dışarıdan gelmiş eş ve çocuklar babayı karşılamışlardı, normal bir aile görüntüsüydü bu…

Bu aile görüntüsü çocuklarımızın özlemiydi. Bazılarının hiç tatmadığı bir hayattı. Şunu anladım ki, limon yememiş bir kişiye limonu anlatamadığımız gibi biz bu çocuklara aile hayatını anlatamayız.

Hele doğumdan önce babayı, doğum anında anneyi kaybeden, çocukluğu yuvalarda gençliği yurtlarda geçmiş çocuklara aile ne ifade eder acaba?. Bu konu beni bir hayli düşündürdü.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Müdür Baba, biliyorsunuz mesleğimin 3.ve 4. yıllarında kız yetiştirme yurdunda birlikte çalıştık. Bildiklerim, yaşadıklarım yurt ortamında çalışmaya başlayınca hafızamdan sıfırlanıvermişti. Hayatın bilinmeyen çok yüzünü görmüştüm. Siz ise 9 yıl yurt ortamında ne çok olaylara şahit oldunuz, ne çok problemi çözdünüz, ne çok deneyimler yaşadınız. Bize bir anı daha anlatabilir misiniz?

Fehmi AYDIN: Bir gün Sinop Kız Yetiştirme Yurduna, Yozgat Çocuk Yuvası Müdürü Şahin Bey gelmişti. Yanında bazı çocuklar da vardı. Onları Samsun’a götürüyordu. Bizim kızlarımızdan Perihan YAVUZ yanımıza geldi ve Yozgat yurt müdürüne “siz Yozgat’ın babası mısınız dedi? Benim orada kardeşim var, ona mektup yazdım verebilir misiniz diye sordu. Müdür bey olur kızım, kardeşinin adı ne dedi. Kardeşimin adı Orhan dedi Perihan. Onların şoförü de yanımızda idi. Arabadaki çocuklardan birinin adı Orhan dedi şoför.

Çocuklar bahçede oynuyorlardı. Biz merakla dosyaları getirdik, inceledik ve o anda ikisinin kardeş olduğunu öğrendik. Çocukları getirdik ama o kadar etkilenmiştik ki, hiç birimiz siz kardeşsiniz diyemedik. Öyle etkili bir duygu yoğunluğu yaşamıştık ki, odadan dışarı çıktık. İçeride Şahin Bey’in hanımı kalmıştı. O çocuklara kardeş olduğunu nasıl söyledi görmedik ama geri döndüğümüzde ablanın küçük kardeşin ellerini öptüğünü gördük. Kardeşini nasıl seveceğini bilmeden, hasretle ellerini öpüyordu. Bu tabloyu hiç unutamıyorum.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Müdür Baba söyleşimizi takip edenler için şu açıklamayı yapmam iyi olacak. Perihan benim grubumun öğrencisiydi. O, yazları da hep yurtta kalırdı. Gidecek kimsesi yoktu çünkü. İki kardeş bebekken yuvaya verilmişler, ilkokul çağında Perihan Sinop’a yerleştirilmişti. Kardeşi de ilkokul çağına gelince Yozgat yurduna gönderilmiş demek ki. Ne tesadüf, kardeşi Yozgat’a giderken ablasının yurduna uğramış ve karşılaşmışlar. Perihan da kardeşinin Yozgat’a gideceği bilgisine ulaşmış, konuyu sorup araştırdığı anlaşılıyor. Sizin sayenizde bu bilgiye ulaşmıştır mutlaka.. Ben çalışırken Perihan 5. Sınıf öğrencisiydi ve kardeşi ile yazışıyorlardı………………

Aradan çok zaman geçti….Hayatta çok şey değişti. Şimdi yıl 2012.

O günlerden bu günlere 30- 35 yıl geçti. Görüştüğümüz çocuklarımız var. Hepimiz onlarla gurur duyuyoruz. Birçoğu öğretmen, memur, yönetici, hemşire. Hepsinin hafızasına BABA olarak kazındınız, Sinop’a geldiklerinde hemen sizi buluyorlar. Bizlerle de görüşüyorlar. O günleri bu günlere bağlayan köprü nasıl oluştu?

Fehmi AYDIN: Kız yetiştirme yurdunda 9 yıl çalıştım. Mesleğinde başarılı olmak için mücadele eden öğretmen arkadaşlarım, canla başla çalıştılar, yurtta çocuklara aile havası yaşattılar. Birbirlerine güveniyorlar, çocuklara şefkatli yaklaşıyorlardı. Öğretmen arkadaşlarımız iyi çocuklar yetiştirdiler, her şeyi birlikte başardık. Onlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Onlarla karşılaştığım zaman, kendimi minnet borçlu hissederim. Hayattakilere sağlıklı uzun ömürler diliyor, kaybettiğimiz arkadaşları da rahmetle anıyorum.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Arkadaşlarım ve kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Yoğun çalışma temponuzdan sonra emekli oldunuz, emeklilikte neler yapıyorsunuz?

Fehmi AYDIN: Bana göre hayat üç perdelik bir tiyatrodur:

  1. Perde çocukluk ve gençlik: hazırlık dönemi
  2. Perde yetişkinlik: iş- meslek- çalışma- başarma dönemi
  3. Perde emeklilik:  inziva dönemi.

Çocuklarımın hepsi tahsil yaptı. Eşim ev hanımı olduğu için tek benim kazancım aileye yetmedi. Hayatımın 3. Perdesinde yeni bir çalışma ortamına adım attım. Kendimi tekrar çalışma ortamında, 2. Perdede buluverdim. 20 yıl esnaflık yaptım. Çocuklar yetişip iş-meslek sahibi olunca esnaflık hayatım sona erdi. Şimdi emekliliği yaşıyorum. Kitap okuyorum, bilgisayarda oyalanıyorum.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Bugün yetiştirme yurdunda müdür olsanız neler yapmak istersiniz?

Fehmi AYDIN:  Geçmişe baktığımda noksanlarımı görüyorum. Keşke şimdi yurtta olsam da şunu şöyle, bunu böyle yapsam diyorum. Zaten çoğu kez rüyalarıma giriyor.

Yatılı okulda okumam, yetiştirme yurdunda rahat görev yapmama yardımcı oldu. Yatılı okulda tatilden dönerken annem çantama 2 takım yedek çamaşır koyardı. Onun bir takımını uzun zaman giymez yastığımın altında saklardım Geceleri koynuma alır, annem yıkadı diye koklayarak uyurdum. Bu nedenle annelerinden ayrılan çocukların geceleri nasıl uyuduklarını iyi bilirim.

Yatma saatlerinde hiçbir şekilde çocukları kırmazdım. Aynı titizliği yemek saatlerinde de gösterirdim. Kırgın bir çocuğun karnını doyuramayacağını bilirdim.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Her sabah kahvaltınızı çocuklarla yapardınız. Onların yemek masalarını sırası ile dolaşır hepsinin gönlünü alırdınız.

Fehmi AYDIN:  Bunu severek yaptım. Yurtlarda çocukların problemleri ile karşılaştığımda, hep kendimi onların yerine koydum. Kendi çocuk hallerimi hatırlayıp, onları anladım. Bu yöntem, çözümü kolaylaştırdı. Olayları daha anlayışla, tebessümle karşılama vesile oldu. Bu gün mesleğime geri dönsem, daha da anlayışlı olmaya çalışırdım diyebilirim.

Burada hatırladığım bir anıyı anlatmak isterim. Bir müfettişin teftiş raporumda benim için “öğretmeni RAÇİNSKİ’ye benzetmem isabetli olur demişti. RAÇİNSKİ, bir eğitim kahramanı Rus profesörmüş.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Benzetme isabetli olmuş. Sizin anlayışınızdaki insanların çoğalmasını istiyoruz. Bu söyleşinin amacı da tam buydu:

“Çalışan, üreten, başaran bireylerin süreklilik kazandığı, özgür ve uygar bir Türkiye Cumhuriyeti”..

Söyleşimize katıldığınız için derneğimiz adına size çok teşekkür ediyorum.

 

Etiketler: ,

ZAFER BAYRAMINDA BULUŞMA

BİLKE’nin gururu öğrencilerimiz ve eğitim gönüllülerimiz 30 AĞUSTOS’ta buluştu.Eğitime Destek Projemize katılan gönüllülerimiz bu gün derneğimizde başarılı öğrencilerimizle tanıştı,

Açılış konuşmasını Yönetim Kurulu üyemiz Ayşe CENGİZ yaptı.

 

“Değerli eğitim gönüllülerimiz ve Sevgili öğrencilerimiz,

Bu gün 30 Ağustos…. Devletimiz, milletimiz, geçmişimiz ve geleceğimiz için çok önemli bir gün.

Bilke, bu önemli günde bizi bir araya getirdi. Artık her yılın 30 Ağustos’unda eğitim gönüllüleri ve öğrencilerimizle birlikte 30 Ağustos zaferini birlikte kutlayacağız.

Öğrencilerimizi okul başarılarından ötürü yönetim kurulu adına kutluyorum, değerli eğitim gönüllülerimize de şükranlarımı sunuyorum.

Moderatörümüz  Y. Sarıkaya ile program akışımız devam ediyor.”

Dernek başkanımız  Yaşar SARIKAYA Kurtuluş Mücadelesinde emeği geçen ŞERİFE BACI’nın anısı ile söze başladı. İst. Ünv, Boğaziçi Ünv, Selçuk Ünv, Katü,Odtü gibi üniversitelerde, tıp-hukuk- mühendislik- öğretmenlik okuyan öğrencilerimize söz verdi.

Öğrenciler ilkokuldan itibaren başlayan üniversite yolculuklarını  ve hayata bakışlarını anlattılar. Sonunda,Dernek Yönetim Kurulunun hazırladığı açık büfe ikram yapıldı.

 

 

 

 
2 Yorum

Yazan: 30 Ağustos 2012 in Etkinlik

 

Etiketler:

KÖY ENSTİTÜSÜ MEZUNU BİR ÖĞRETMEN

SÖYLEŞİ-1. BÖLÜM

Konuğumuz FEHMİ AYDIN 

Çağımızda tüm değerler çok hızlı değişiyor, dünya küreselleşiyor. Yaşamı güzelliklerle dolu örnek insanlar, tahtadan yazı siler gibi siliniveriyor. Başarı, saygı, sevgi, çalışkanlık, güç, üretim gibi kavramlar, yerini içi boş anlamsız olanlara bırakıyor. Bu hızlı değişim sahnesinde, unutulan farklı yaşam örneklerine yer vereceğiz. Zaman, zengin halk kültürlerimizi yok etse de belleklerde yaşatmaya, korumaya, taze tutmaya çalışacağız.

BİLKE- A.Y.SARIKAYA- 1976-1978 yıları arasında Sinop Kız Yetiştirme Yurdunda öğretmen olarak çalışırken, konuğumuz Fehmi AYDIN çocukların, öğretmenlerin hepimizin müdür babasıydı. Müdür Babayı hepinize tanıtmak istiyorum.

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Fehmi AYDIN: Göller Köyü’nün Şerbetli Mahallesinde 1935 yılında dünyaya geldim. Köyümüz, Sinop merkeze bağlı en uzak köydür. Babamın iki hanımı, 15 çocuğu vardı. Ben 15 çocuk arasında 5.çocuktum.

Şerbetli mahallesi 6 hanedir. İçinden yol geçer. Yolun bir tarafı 2 hanedir, Gerze Türkmen köyü sınırları içinde, diğer 4 hane de Sinop Göller köyü sınırları içindedir. Böylelikle biz, Sinop ve Gerze kültürü arasında büyüyüp, beslendik.

6 kardeşim öğretmen, 1kardeşim imam, 1 kardeşim ebe, diğer kardeşlerim de rençperdir.  Evliyim 5 çocuğum var; muhasebeci, hemşire, Fizik Doçenti, Doktor-Kadın doğum uzmanı ve biyolog olarak çalışıyorlar. İsimleri; Ceyhan, Seyhan, Reyhan, Feyhan, Beyhan.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Çocukluk yılarınızda sizde iz bırakan olaylara yer vermek isterim. Bu günün anlayışı ile eski günlerin yaşamı arasındaki farkı görmemize yardımcı olur.

Fehmi AYDIN:  Köyümüz tamamen orman içinde bir köydü. Babam köyde eğitmendi.  1941’de okula başladım. 3. Sınıfta şahadetname aldım.  Bizim köyde 5 sınıflı ilkokul yoktu. Sinop’un Dizdaroğlu köyüne geldim,  5. Sınıf diplomamı oradan aldım.

Babam, eğitmenlik yaparken deste çubuklarını kullanırdı. Sayıları ve alfabe harflerini onları kullanarak öğretirdi.  O zaman derslerde kullanılacak materyal yoktu. Çubuklar çok işe yarıyordu.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Bu çubukları babanızın yaptığını tahmin etmek zor değil. Bu gün ise her şey renkli, albenili ve fabrika yapımı; kar amaçlanarak üretiliyor. Sizin unutmadığınız o baba yapımı çubuklar ise yalnızca öğrenme- öğretme amaçlı.

Çocukluk ve köy size neler hatırlatıyor:

Fehmi AYDIN:  Tatillerde kuzu çobanlığı yapardım. Sonraları koyun çobanlığı yaptım. Çobanlık yaparken kurt görürdüm. Kurt görmek bana heyecan verirdi.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Hayatı hayatta öğrenmek ne güzel. Çobanlık yaparken, yaparak- yaşayarak hayatı öğrendiniz. Mukayese yapma, sorumluluk alma, küçük yaşta karar vermeyi deneyimlediniz.    Günümüz çocuklarının durumu düşündürücü!

Eğitiminize nasıl devam ettiniz?

Fehmi AYDIN:  5. Sınıf diplomamı alınca 1947 yılında Kastamonu Göl Köy Enstitüsüne girdim. Bir yıl hazırlık okudum. 1-2-3. Sınıfları Kastamonu’da okudum. Sonra bir yıl prevantoryumda tedavi gördüm. “Daha mutedil bir iklimde tahsiline devam edebilir” gerekçesi ile raporla Aydın Ortaklar Köy Enstitüsüne naklim yapıldı. 4-5-6. Sınıfları Aydın’da okudum. Sonra köy enstitüleri kapatıldı, yerine öğretmen okulları açıldı. Öğretmen Okullarının ilk mezunlarındanım.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Yetiştirme Yurdunda çalışırken yönetim anlayışınız, çocuklara yaklaşımınız ile köy enstitüsü eğitimi aldığınız çok belliydi. Bu eğitimi hepimize verdiniz, biz de bu görevi taşıyabildikse ne mutlu.

Babanızın öğretmenlik birikiminden size neler yansıdı?

Fehmi AYDIN:1955’te mezun oldum. İlk görev yerim kendi köyümdü. Babam Şakir AYDIN’ın yanında Başöğretmen olarak göreve başladım. 1957 yılında evlendim.

Babam derdi ki: öncelikle okuma- yazma ve zihinden hesap yapmayı öğretelim. Bu çocuklar çok uzaklardan geliyorlar,  onları boş koymayalım; resim- yazı, müzik, beden eğitimi derslerini de teneffüslerde yaparız, eğlenceli olur derdi.

Bir gün müfettiş geldi. Okulda amir kim dedi? Babam okulla evin arasında bulunan yaşlı bir meşe ağacını göstererek:” Okul tarafı Fehmi’ye ait, ev tarafı benden sorulur” dedi. Babam benden izinsiz okuldan ayrılamaz, gecikince gerekçesini açıklar, çocuk- veli tartışmalarımızı dinler, müdahale etmezdi.  Ben yöneticiliği babamdan öğrendim.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Köy Enstitüsü anılarınızdan bahseder misiniz?

Fehmi AYDIN: Bize devamlı vatan ve millet sevgisi anlatıldı, hizmet öğretildi. Her vesile ile bu duygular perçinlenirdi. Sabah- akşam, merasim yerlerine milli marşlarla toplanırdık.  Yiyecek ve giyeceklerimizi devlet verirdi ama lüks- konfor bilmezdik. Şendik, toktuk, mutluyduk. Ufukta her şeyi mutlaka zaferde görürdük.

Hepimiz, gideceğimiz köyde okulu ilk açan öğretmen olmayı hayal ediyorduk.  Öyle güzel yetiştirilmiştik ki. Köyde okulu açan ilk öğretmen olmak düşüncesi ile doluyduk.

Enstitüde öğretmenlerimiz nöbetçi olduklarında, sabahlara kadar dolaşırlar ve akıllarından fazla mesai geçmezdi.  Hala hayranlıkla hatırlarım.

Üç karne alırdık. Marangozhanede, demirhanede, inşaatta çalışır üçünden ayrı karne alırdık. Mezun olurken gideceğimiz okullar için ders araçlarımızı marangozhanede yaptık.

Kültür derslerimiz, fizik- kimya laboratuarlarımız dolu dolu geçerdi. Resim atölyemiz, müzik salonumuz devamlı açıktı. Tarım derlerimizin farklılığını okul değiştirince anladım.

Türkiye o zaman 63 ildi. Her üç ile bir tane olmak üzere 21 köy enstitüsü kurulmuştu.

Kastamonu çevresi:   Elmacılık- Meyvecilik

Antalya- Adana çevresi: Pamukçuluk

Aydın- Balıkesir çevresi: Üzüm- şarapçılık

Erzurum- Kars çevresi: Hayvancılık

Tarım öğretileri uygulaması yapılırdı.

Enstitü yıllarımdan unutamadığım bir anı: Kastamonu Göl Köy enstitüsündeyim.  Bir akşam, yarın sabah kahvaltıda çay var dediler.  O zamana kadar kahvaltıda hep şehriye çorbası çıkardı. Gece düşündüm, o gün başçavuş mevcudu 1315 kişi olarak tekmil vermişti. Okulda görevli olan öğrenciye başçavuş denirdi.  Acaba bu kadar bardağı nereden bulacaklardı? Gece bu konu beni meşgul etmişti.

Sabah kahvaltıda merakımı yendim. Her birimize bakır kupada çay verildi.

söyleşimizin devamı var……..

 

Etiketler: ,

BİLKE 1. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ

18 Mayıs 2012 Cuma günü saat 20.00’de, valimiz, il emniyet müdürümüz, belediye başkanımız ve davetlilerin katıldığı Bilke 1. Halkbilim Ödül töreni, Eğlence Dünyasında yapıldı. Dernek Yönetim Kurulu başkanımız “Halkbilim ödül töreninin, 18 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile Sinop’a gelen Atatürk anısına her yıl 18 Mayısta yineleneceğini, kültürel çalışmalara bilimsel yaklaşımla devam edeceklerini” bildirdi.

Sanatçı şehnaz Sam, Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği üyesi olarak gecemize katıldı, Halkbiim Ödüllerinin verilmesinde, Üst Danışma Kurulu Başkanı olarak  görev aldı. Derneğimizin halkbilim ödül törenine yardım amaçlı katılan Şehnaz Sam,   konukları şarkıları ile büyüledi, dünya müzik türlerinden örnekler  verdi, albümünden parçalar okudu. Geceye katılan davetliler sanatçıya şarkılarında eşlik ettiler. Sam, ata tohumların korunması ve organik tarım çalışmaları hakkında konukları aydınlattı.

Sinop Halk kültürlerine hizmet edenlerden, gecede ödül alanlara valimiz, belediye başkanımız ve emniyet müdürümüz derneğin hazırladığı hizmet belgelerini, Şehnaz Sam albümünü ve Yaşar Sarıkaya’nın kitabı Bir İnci Memleketim’i verdi.

Gecede Ödül Alanlar:

1-      Halk Müziği Medya Ödülü – TRT MÜZİK Yüreğimde Türküler- Sinop

Yapımcı- Eda ÖZÇETİN

2-Halk Kültürü Tanıtım Ödülü- KURUM- Yurt içi ve yurt dışı fuar tanıtımları

İl kültür ve Turizm Müdürlüğü

3-Halkbilim Hizmet ödül-Yönetici- İşkur Müdürü Lokman CEYLAN

Bilke- İşkur DİKMEN İlçesi ve köyleri, kaybolan el nakışlarının korunması ve yaşatılması Projesi 

4- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Kültür ve Edebiyat Dalı – Sinop Belediyesi Kültür Yayınları Ahmet Muhip Dıranas Kitabı

                                           Yazar Şükrü AYDIN                

5- Halkbilim Hizmet Ödülü-YEREL KAYNAKLARI KULLANMAÜRETİM ve PAZARLAMA- Sinope Meyve Suları Kurucusu ve Sahibi

Mahmut BENK

 

6- Halkbilim Hizmet Ödülü- Durağan-Dikmen-Gerze-Ayancık kadın ve erkek giysileri Koruma-yaşatma-güncelleme-projelendirme

Süheyla HAYIRCI

 7- Halkbilim Hizmet Ödülü- BİBLİYOGRAFYA- Emel Al

Eski Tarihli Sinop Makaleleri- Yazılar- Araştırmalar ve Arşiv Tarama 

8- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Organik Tarım

Öztekin ÖZTÜRK

Buğday- mısır- kiren- töngel gibi yöre bitki türlerini organik yetiştirme, Sinop tahıl ve bitkilerini koruma

9- Halk Kültürü Hizmet Ödülü – Arşivleme- Sinop Eski Fotoğraflarını Arşivleme

Zeynel Zeki Özcanoğlu 

10-Halk Oyunları Ödülü- İlk Geleneksel Sinop Halk Oyunları Ekibi kurucusu

Nuran ÇAKIR

11- Halk kültürü-Geleneksel el sanatları ödülü-

Rasim DEMİR

Ağaç köklerini, çeşitli işlemlerden geçirip şekillendirme 

12- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Kök Boya Yarışmasına katılan, “Gerze-   Bolalı köyü geleneksel kökboyaları” konulu çalışma

Ana- oğul Kazım AYDIN ve Hanife AYDIN

13- Halk Kültürü Hizmet-Kültür ve Edebiyat dalı- 19.05.2010 Özellikleri ve Güzellikleriyle İllerimiz ve İlçelerimiz

Konulu 13.Hikmet Okyar şiir yarışmasında, Türkiye birincisi olan

Sinop güzellemesi şiiri-  Sabiha SERİN

 
2 Yorum

Yazan: 24 Mayıs 2012 in HALKBİLİM ÖDÜLLERİ

 

Etiketler: , , , ,

BİLKE 1. HALK BİLİMİ ÖDÜLLERİ

BİLKE halk kültürlerinin korunması ve yaşatılması amacıyla bir çalışma daha gerçekleştiriyor.  Sinop Halk Kültürlerinin gün yüzüne çıkması, günün koşullarında değerlendirilmesi, bilimsel yöntemlerle araştırılması, yerel kaynakların kullanılarak istihdama katkı sağlanması, dernek tüzüğümüzün amaçları içindedir. Kuruluşumuzdan 2012 yılına kadar bu saydığımız alanlarda somut çalışmalar yapanlar, iletişim adresimizden derneğimize başvurabilirler.

BAŞVURULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Başvurular Üst Danışma Kurulu ve Seçici Kurul tarafından değerlendirilecektir. Başvuruda aranan özellikler:

* Çalışmanın Sinop sınırları içinde ilk kez yapılmış olması gerekmektedir.

*Kültürün korunması amaçlı yapılan çalışmalarda, önceden yapılmış çalışmaların tekrarı olanlar değerlendirmeye alınmayacaktır.

* Katılımcı, çalışma basamaklarında bilimsel yöntemler kullanmalıdır.

*Sinop Halkbilimi alanında yayınlanmış kitap, makale, dergi,tez veya canlı   kaynaklardan yararlanılmalıdır.

*Canlı kaynakların yaşı, yaşadığı yer, halk kültürüne yakınlığı ya da uzaklığı değerlendirmede etken olacaktır.

*Katılımcıların, Sinop Halk Kültürleri alanında başka  faydalı çalışmaları varsa belirtmelidir.

*Başvurular 30 Nisanda sona erecektir.

BİLKE 1. HALK BİLİMİ ÖDÜLLERİ

Halkbilim Ödülü- (SADECE AKADEMİK ÇALIŞMALARA VERİLİR)

Halkbilim hizmet ödülü:

Halk Müziği Ödülü

Halk Oyunları Ödülü

Yerel Kaynakları Değerlendirme ve Kullanma Ödülü

Halk Kültürünü Koruma ve Yaşatma Ödülü

Halk Kültürü Arşivleme Ödülü

 
 

Etiketler: