RSS

Etiket arşivi: bilke

“4K PROJESİ”İÇİN DİKMEN KÜPLÜCE KÖYÜNDEYİZ

Köyün eski yaşamı hakkında söyleşi 

KÜLTÜR KÖPRÜSÜ  KURUYORUZ

12 EYLÜL SALI, Dikmen ilçemize bağlı KÜPLÜCE köyündeyiz. Köy muhtarı Mehmet YILMAZ proje ekibimize rehberlik etti. Köy 40 haneden oluşuyor. Halkın Gerze ve Dikmen ilçesinden daha çok, Alaçam ile bağlantısı var. Çünkü Küplüce  Samsun il sınırına çok yakın. Kanlıçay asfaltından köye doğru yükselmeye başladık. Doğal güzellikler içinde, yüzümüze tokat gibi vuran memleket manzaraları, gerçeğin afişiydi.

Köy ve kent insanları arasında dostluklar kurulması, kültürlerin birbiriyle kaynaşması, doğal yaşamın artılarının kaydedilmesi ve yardımlaşma  “4K KÖY KENT KÜLTÜR KÖPRÜSÜ” projemizin hedefleri arasındadır. Söyleşi ve araştırmalarımız için görüşmeler yaptık. YİBO mezunu olan ve iyi liselere yerleşen öğrencilerimizi ziyaret ettik.

Öğrencilerimiz, eğitim hayatları hakkında bilgiler verdi. Köyde her alanda atölye çalışması yaptık. Çocuklarımızı ve gençlerimizi kutluyoruz.

Paylaşılan sevginin ifadesi çok zordu. Gözlerden öze, sözlerden göze, kentten köye bir köprü oluşmuştu. Muhtar bizimle hane hane dolaştı, emeği için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

KÖY ATÖLYESİ

Öğretmenlerimiz Ayşe CENGİZ ve Zülfiye ŞANLI tarafından  her yerde Köy Atölyesi kuruldu.

Bazen ev önü, bazen tarla, bazen cami avlusunda. Kentte unuttuklarımız  köyde yaşıyordu. Çünkü köyde herkes birbirine muhtaçtı. Kazanç egosu duvarları, teknolojinin getirdiği umursamazlık henüz oluşmamıştı. Çocukların el becerileri, davranış yönetimleri yaşlarından daha ileriydi.

Çalışmak isteyene bir iskemle bile yetiyordu. Masaya otur yavrum “yok olmaz”, yere otur çocuğum “hayııııır”, bak bilgisayar masan çok güzel orada boya, “bana ne canım boyamak istemiyor” diyen isteği bitmeyen YERİ DARLAR ile aralarında ne kadar uçurum vardı. Onlar mutluydu, kendileri ile ilgilenilmesi, onlarla zaman geçirilmesi kendilerini önemli hissettirmişti.

Aileler de çocuklarını atölye çalışmasında yalnız bırakmadılar. Dernek başkanımız Y.SARIKAYA 1982 yılında bu köyde öğretmenlik yapmış olduğu için, köy onun önerisi ile proje kapsamına alındı. Babasının öğretmeni ile karşılaşmak kızını çok sevindirdi ve babasının öğretmeni ile poz verdi.

                            PROJE EKİBİMİZ YENİ KÖPRÜLER KURMAYA DEVAM EDECEK

 

 

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Eylül 2017 in PROJELER

 

Etiketler: , ,

ORGANİK SİNOPE MEYVE SULARI

SİNOP’A NEDEN MEYVE SUYU FABRİKASI YAPILMAZ ACABA?

Sinop, elma-armut-kiren-töngel-kiraz-vişne-üzüm-erik-kuşburnu-dut-kaynana dili gibi çeşitli meyvelerin yetiştiği bir coğrafyadır. Eğer Sinop’ta meyvelerin değerlendirildiği bir fabrika olsaydı, mantıksal döngü içinde üretici para kazanacak, halk üretime yönelecek, istihdam alanları oluşacak, turizm tanıtımına katkı sağlanacaktı.

DSCF2090

Bir gün, Sinop’ta bir meyve suyu fabrikası kurulmasını umut ediyoruz. Bu girişime ya devlet yatırımı veya yatırımcıların desteği gerekmektedir. Konuyu gündeme taşımak, her Sinoplunun bildiği gerçeği yinelemek istedik. Göle hocanın maya çalması gibi, belki bir gün tutar umuduyla…

MAHMUT BENK ÖDÜLLENDİRİLDİ

Sinop’ta bu alanda kişisel olarak mücadele eden Mahmut BENK, BENK GIDA’nın kurucusudur. SİNOPE MEYVE SULARI markası ile ürettiği erik suyu, kızılcık suyu, üzüm suyunu cam şişelerde satışa sunmaktadır. Fuarlarda, Sinop stantları bu ürünlerle zenginleşmektedir. “GELECEĞE ÜRETELİM ” BİLKE’nin sloganıdır. Tüm üretenleri destekliyor, üreten çalışmaların çoğalmasını istiyoruz.

 

18 MAYIS 1919 Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile Sinop’a gelişi anısına verdiğimiz” 1.BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ” kapsamında, Mahmut BENK Halkbilim Hizmet Ödülü almıştır.

DSC_0143 Dönemin valisi Ahmet CENGİZ’den ödülünü alıyor

BİLKE Halkbilim Hizmet Ödülü – YEREL KAYNAKLARI KULLANMAÜRETİM ve PAZARLAMA KATEGORİSİ : Sinope Meyve Suları Kurucusu ve Sahibi Mahmut BENK

DSC_0145

18 MAYIS 2012 Ödül Töreni tüm haberler aşağıdaki linktedir.

https://sinopbilke.wordpress.com/2012/05/24/bilke-1-halkbilim-odulleri/

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Aralık 2014 in sinop mutfak kültürü

 

Etiketler: , ,

YUSUF DEDE DERSİM’DE NASIL ASKERLİK YAPTI

DERSİM VE TATLICAK KÖYÜNDEN YUSUF PAK

yusuf dede-3

31 EKİM 2007 günü, Gerze- Tatlıcak köyüne halk kültürü araştırmaları için gitmiştim. Bu gün rahmetle andığım Yusuf PAK, o gün 95 yaşında idi. Askerliğini DERSİM’de yapan Yusuf dede ile söyleşi yapmıştım. Kitabımda yer verdiğim söyleşinin, DERSİM bölümünü paylaşmak istiyorum:

Y.SRKY–  Yusuf Dede Askerliğini nerede yaptın?

Yusuf PAK– Ben askerliğimi Tunceli- ovacık’ta yaptım.

Y.SRKY– Orada yaşadıklarını anlatır mısın?

Yusuf PAK- Tunceli’de  Aliboğazı, Kutuderesi’ni ne gezdik. Tam 3,5 ay oralarda askerlik yaptım.

Y.SRKY– Nasıl geçti askerlik?

Yusuf PAK– Savaş varıdı orada, nasıl buluyolardı bilmem ama isyancıların silahları vardı. Biz mağaralarda dağda bayırda, derede kendimizi savunduk. Korkudan uyku uyumadık.  Silahları vara yoğa ateşliyolardı. Bizim silahlarımızı çalıyor, bize amanlık vermiyorlardı. Düzensizler, ne yapacakları belli olmuyordu. Silah kullanmasını bilmeyenler vardı. Silahı ters tutup, kendi kendisini vuranları gördüm.

yusuf dede-2

Y.SRKY – Atatürk’ü gördün mü Yusuf dedem?

Yusuf PAK-Atatürk’ü görmem mi? Bizi oraya bıraktı da Ankaraya gitti. Atatürk bizi Dersimde Aliboğazına mağaralara bıraktı . Koca atlara bindi oralarda gezdi.  Adnan Menderes, İsmet İnönü Atatürk ile beraber oraları gezdiler.

Y.SRKY– Adnan Menderes de orada mıydı?

Yusuf PAK- Menderes de varıdı, okumuş insandı. Atatürk ona “bana katip olur musun” diyor. Menderes de, babam hafız, ona sorayım diyor. Menderes, babasına soruyor, devlet kumandasına geçme diyo babası. Atatürk istedi diye Kabul ediyor.

Y.SRKY- Menderes yedek subay mıydı?

Yusuf PAK- Asker değildi, katipti. Altında at vardı atla geziyordu. Sonra çıktı Kutu Deresi’ne.  Teyyareleri o kullandı, bizi korudu. Daha sonra teyyare geldi ve onunla gitti. Bi daha da gelmedi.

Yusuf Pak Dede’yi rahmetle ve hürmetle anıyorum. Yusuf Dede ile yöredeki hikayeler, eski gelenekler yani halk kültürleri hakkında konuştuklarımızın hepsi BİR İNCİ MEMLEKETİM kitabımdadır.

 
 

Etiketler: , ,

ÇAĞLAYAN KÖYÜNDE SU DEĞİRMENİ

IMG_0465

Doğal ürünler ve doğal beslenme hakkında her gün basın yayın organları yeni bilgiler sunmaktadır. Oysa,köylümüz eskiden doğal beslenirdi. Un su değirmeninde öğütülür, tavuk bağda bahçede gezerek yumurtlar, toprak verdikçe verirdi.

Artık su değirmenleri azaldı. Bu gün Çağlayan köyü su değirmeni, hala kullanılmaktadır. Değirmen, İmamgil sülalesinin değirmeni olarak anılır.

IMG_0471

Değirmende öğütülen buğday, kabukları ile birlikte öğütüldüğü için hazmedilmesi kolaydır. Derneğimizin Organik Gıda Ve El Sanatları Kermesinde bu değirmende öğütülen unlar yer almıştır.

IMG_0479

Su değirmenleri, çay yakınlarında  olur ve suyun kuvvetinden faydalanılarak çalışır. Kervan Çayı kenarındaki bu değirmen, şelalenin suyu ile çalışır. Bu güzelliği sizlerle paylaşmak istedik. Bu kültürün kaybolmamasını diliyoruz.

şelaleIMG_0466

Çağlayan köyünde, evlerin temelinde ve avlusunda kullanılan kesme taşlar, yukarıdaki fotoğrafta da görülmektedir. Bu taşlar, yöreye hastır. Keser, kazma gibi sert bir  aletle vurduğunuzda, taş makine ile kesilmiş gibi dümdüz olur.

IMG_0481

Evlerin temelindeki ve avludaki taşlar, doğal taşlardır.

IMG_0483

Köyden görünüm.

IMG_0482

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2014 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , ,

BAŞSÖKÜ KÖYÜNDE USTA BİR MARANGOZ

BAŞKA HAYATLARA AÇILAN PENCERELER

Gerze sahilinden dağlara doğru yükseldikçe, güzel manzaralarla karşılaşırız. Sizlere dağ köylerimizde 2 katlı ahşap evleri yapan, marangoz Mehmet Ali ASLAN’ı tanıtmak istiyoruz.  Karı koca,  geleneksel yapının son temsilcileri olarak kendilerini anlatıyorlar.

Herkes diğer insanları da kendisi gibi yaşıyor zannediyor. Başka hayatlara açılan pencereleri aralamaya devam edeceğiz.

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Kasım 2014 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ

Bilke her yıl 18 MAYIS’ta  HALKBİLİM ödülleri veriyor. 1. Halkbilim Ödülleri 18 Mayıs  2012 günü Şehnaz SAM konseri eşliğinde törenle sahiplerine verildi.  Halkbilim alanında yapılan çalışmaların azlığı sebebiyle, BİLKE   Yönetim Kurulu Halkbilim Ödüllerinin 2 yılda bir verilmesini kararlaştırdı. 2. Halkbilim Ödülleri 2014 yılında verilecek, katılım koşulları ilgililere duyurulacaktır.

DSC_0171

ŞEHNAZ SAM KONSERİ-18 MAYIS 2012 BİLKE HALKBİLİM ÖDÜL TÖRENİ

 

NEDEN 18 MAYIS

Yıl 1919, Atatürk Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan Karadeniz’e doğru açılmştır.  Osmanlı Hükumeti tarafından Sinop Mutasarrıfı olarak atanan Mazhar Tevfik Bey de vapurdadır. 18 Mayıs günü vapur Sinop’a uğrar ve mutasarrıfı Sinop’a bırakır. O günün anısına her 2 yılda bir 18 MAYIS’ta BİLKE halkbilim ödülleri vermeye devam edecektir.  Küreselleşen dünya ve gelişen teknoloji insanca değerlerin önüne geçmekte ve halk kültürleri yok olmaktadır. Anneler günü sebebi ile unutulan Anadolu Kadınlarımızı da hatırlamak isteriz. Onların nasırlı ellerle yaptığı el sanatlarını korumak amacı ile çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

ayse aslan koca-2

Başsökü köyünden bu dedenin yaptığı ahşap ev işçiliği görmeye değer.

naaşlı gömlek-durağan-yn

Bu entarideki el nakışına bakmalıyız. İnce ince el nakışı ile bezenmiş. Koruma altına almamız, yaşatmak için çalışmalar yapmamız gerekiyor.

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Mayıs 2013 in Haberler

 

Etiketler: , ,

Γιώργος Κουγιουμτζίδης ile söyleşi 2. bölüm

YUNANİSTAN İLE SÖYLEŞİ 2. BÖLÜM -4.OCAK 2013

Göçler, insanlık tarihinin unutulmaz bir gerçeğidir. Amerika kıtasına beyaz adam gelince yerliler topraklarını, onurlarını, her şeylerini kaybetmiştir. Afrika kıtası yerlileri ise dünyanın her yerine köle olarak satılmış ve yurtlarından insan onuruna yakışmayan biçimde göçürülmüşlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan Türk göçü yüzyıllarca sürmüş, acı, sefalet yorgunluk dolu uzun yürüyüşlerle yürükler dağlar, yaylalar, ülkeler aşmışlardır. Kafkasya ve Balkan bölgesinde bitmek bilmeyen savaşlar, yoğun göçlere sebep olmuştur.

Her birimiz, ailemizin tarihi geçmişini öğrenirsek, dünyada olup bitenleri daha doğru algılayabiliriz. Sebebi izlersek, sonuçta soru işaretlerimiz kalmaz. Yalnızca sonuç fotoğrafında değerlendirme yaparsak gerçekleri göremeyiz. Yani kısacası sebebini bildiğimiz her şey, bize gerçek bakış açısı kazandıracaktır.

İnsan bilinci, göçlerin farkındalığı ile dünya tarihine küresel bakma perspektifi kazanacaktır. Uygar bir dünya düzeni ve insanca yaşamak hepimizin özlemidir.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Aileniz Yunanistan’a gelince Pontini’ye yerleştiler. Orada nasıl bir yaşam ile karşılaşmışlar?

YORGOS KUYUMCİDİS- Babaannemler Pontini’ye geldikleri zaman, aşağı Rum mahallesine yerleşmişler. Aynı köyün yukarı mahallesinde Türkler yaşıyormuş. Türkler ve Rumlar 6 ay birlikte yaşamışlar. Köyümüzdeki Türkler 1924 tarihinde mübadele ile göç etmişler. Aydın, Isparta, Burdur ve Çatalca’ya yerleşmişler.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Onlarla görüşüyor musunuz? Türkiye’ye göç edenlerden eski köylerini ziyarete gelenler var mı?

YORGOS KUYUMCİDİS- Türkiye’ye göç edenlerden Aydın Mursallı köyünden ziyarete gelenler oluyor. Bir kere de bir grup Isparta’dan gelmişti. Mursallı köyünden olanları tanıyorum, hem de facebook’ta arkadaşız.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Pontini’de hayat nasıl devam etmiş, kolay olmamıştır? Yeni bir yer, yeni komşular, yeni düzen kurmak zaman almıştır.

YORGOS KUYUMCİDİS- Köydeki Türkler Yunanca, Türkiye’den gelen bizim Rumlar ise Türkçe konuşuyormuş. Birlikte iyi geçinmişler ama komşu köylerde yaşayan eski Yunanlılar, bizimkileri kabul etmemişler. Göçten sonra, eski Rumlarla aramız iyi değilmiş. Bizi yabancı görmüşler. Bu sebeple atalarım kültürlerini kaybetmeden, hayatlarına aynı Ayancık’taki gibi devam etmişler. Dilimizi, yiyeceklerimizi, geleneklerimizi unutmamışız.

1980 yılından sonra buraya daha iyi alıştık, aynı okula ve liseye gittik. Ondan sonra birbirimizi daha iyi tanıdık. Birbirimizle evlendik.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-  Tahmin ediyorum ki, yemek çeşitlerimiz de bir birine benzer. Bu konuda yaşadığım bir anıyı paylaşmak isterim. Sinop Amerikan Radarında çalışan bilgisayar mühendisi Panamalı bir arkadaşım vardı. Ona ellerimizle yöremizin mısır pastasını yaptık ve ikram ettik. Sinop yöresinde kaynar su içinde pişirilen mısır ununa, mısır pastası denilir. Yoğurtla, ya da soğan-kıyma kavurması ile veya sebze yemekleri ile beraber yenir.  Kerima’cığım mısır pastasını yerken gözleri doldu ve ne dedi biliyor musunuz? “Anneannem PANAMA’da bunu yapar biz de yerdik, aynı onun yaptığı gibi çok lezzetli olmuş” dedi.  İnsan ister Panama’da olsun, ister Sinop’ta, kültürlerin sınırı yoktur.

Yemekler konusunda Ayancık yöresi hatırasını taşıyan neler biliyorsunuz?

YORGOS KUYUMCİDİS- Büyüklerim Ayancık’ta hayvan olarak inek, davar beslemişler, sütünden tereyağı ve yoğurt yapıyorlarmış. Yemek için en çok tereyağı kullanılırmış. Yoğurttan çok çeşitli çorbalar yapmışlar. Tavada ekşitme pidesi yapılırmış, diğer pideler sacayakta pişirilirmiş. Yufka, el makarnası, kulaklı makarnası, tirit en sevdiğimiz yemeklerdir. Ben bu yemekleri yiyerek büyüdüm. Buğday pilavına bulgur denir, mısır ekmeği, keşkek, kuru fasulye, kara mancar, lahana, kabak pişirilir, turşular yapılır. Balıkların en iyisi hamsidir. Ayancık’ta meyvelerden, kestane, ceviz, elma, kiraz, armut, incir varmış. Ninem onları hep anlatırdı.  Sevgili ninem, arpa kahvesini çok severdi.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Arpa kahvesi mi, bu nasıl yapılırmış?

YORGOS KUYUMCİDİS- Has kahve o zamanlar çok pahalı imiş ve şehir uzak olduğundan sık sık alışveriş yapamıyorlarmış. Bu nedenle ninem arpadan kahve yaparmış. Arpayı büyük bir tavada kahverengi olana kadar kavururmuş. Sonra taş değirmenlerde çekip un haline getirir, sonra da elekten geçirirmiş.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Halk kültürleri, böyle zorluklar içinde yaratmanın örnekleri ile doludur. Anadolu kadını arpadan kahve, ağaç kabuklarından boya,  otlardan ilaç, kendirden ip ve anlatmakla bitmeyecek o kadar çok şey yapmıştır ki. Tarlanın, hayvanın, ormanın odunun yoğunluğunda kahve keyfi için de zaman yaratmıştır kendine. Elbiselerine renkli iplerle nakış işlemiş, boş zamanını estetik ve zarafet için doldurmuştur. Bu nakışları şimdi uzmanların uygulaması bile zaman alıyor.

YORGOS KUYUMCİDİS- Taşlardan un çıkarıyorlardı. Mısırdan keşkek, buğdaydan bulgur, bu işleri peşlerinde taşıdılar buralara getirdiler. Kaç kere annem ve ninemle bu taşları kulandım, yardım ettim ey gidi eski mutlu günler. Bunları hatırladım şimdi gözlerim doldu.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-Değirmen taşlarından bahsediyorsunuz, ona el değirmeni denilir. Hala köylerimizde kullanılır. El değirmeninde çekilen mısır ve buğday bulguru, doğal olduğu için lezzetlidir. Köylerimizin kaybolan yemek kültürünü tanıtmak amacıyla derneğimizin hazırladığı bir proje, 2013 yılında tanıtılacak. Eski kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var.

Gelelim köyünüzde eski düğünlere, düğünler nasıl yapılırmış? Ayancık köylerindeki gelenekler kaldı mı?

YORGOS KUYUMCİDİS- Düğünler 3-4 gün sürüyordu, damat gelinden çeyiz istiyordu ya bir inek ya 5 dane davar ya ta tarla. Çocuklar 5- 6 aylık olunca vaftiz ediliyor ve isimleri konuyordu. Hep kutlamalar eskiden Türkler ve Rumlar davul zurna ile beraber yapılıyormuş

BİLKE-A.Y. SARIKAYA-   Sevgili okurlarımız, söyleşimizi FACEBOOK ortamında sürdürdük. Ben soruları yazdım Yorgo Bey, müsait olduğu zaman cevapladı. Anlattıkları, aile büyüklerinin kültürüne ne kadar değer verdiğini açıkça ortaya koyuyor. Türkçe konuşma fırsatı yakalamaktan ne kadar mutlu olduğunu kendisinden dinlemenizi istiyorum.

YORGOS KUYUMCİDİS- Bu gün çok mutluyum, çünkü alışverişe çıktım. Bizim kapalı çarşiya gittim, orada İstanbul’dan bir gruba rastladım. Tatil etmeye gelmişler, onlarinan çok konuştum yüzüm gülmüş. Türkçe konuştuğum için ondan dolayı çok sevindim.

BİLKE-A.Y. SARIKAYA- Son diyalogu YORGOS KUYUMCİDİS’in anlatımını hiç değiştirmeden yazdım. 1923 yılında Ayancık köyünden göç eden bir ailenin kültür izlerinin, 2013 yılında Yunanistan’da nasıl yaşatıldığını görmemizi istedim.

Kaybolan kültürlerimizi koruyalım.  Kültürlerimizin güncellenmeye ihtiyacı var. Doğal bulgurumuzu, doğal kepekli unumuzu, köy pestillerimizi üretip pazarlamalıyız. Üreticiden tüketiciye 1. Elden taşınması dileğiyle konuğumuza çok teşekkür ediyoruz.

 
 

Etiketler: , ,

UNUTAMADIM

02. MART.2012- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Yaşım 19, Ordu ili Fatsa ilçesi Yeniköy-Sarıyakup Mahallesinde öğretmenim. Okul mevcudu 90, yeni  öğretmen atanana kadar tek öğretmenim. Okul iki derslikli olduğu için, öğrencileri sabahçı öğlenci yaptım. 1-2-3 sabah, 4-5 öğleden sonra devam ediyoruz. Eğitim öğretime sabah 8.30 başlıyoruz ve akşam 17.00′ de bitiriyoruz. Öğle arası da bayram için koro, halkoyunları çalışmaları yapıyoruz.

Gönlümde,  öğretme aşkının ışığı  yanıyor. Bu ışığın sorumluluğu omuzlarımda kendimce çalışıyor, çabalıyorum.  Ev sahibimin kızı Gülsüm evlenecek. O zamanlar köylerde gelinlik adeti yok. Nasıl cesaret ettim bilmiyorum, ona gelinlik diktim. Maaş günü ayda bir Fatsa’ya iniyorum. ÇAMAŞ henüz nahiye, yürüyerek Çamaş’a oradan da jeep ile Fatsa’ya gidiyorum. O zaman bu günün yolcu minibüsleri yok, 5 kişilik jeepe  9- 10 kişi biniyoruz.

gelinlik dikmek için Manifaturacıdan gerekli malzemeleri aldım. Dikiş makinesi buldum, teyel, prova derken makinada diktim.    Köyde ilk defa bir kız, düğününde gelinlik giymiş oldu. İlçeden etamin de almıştım, genç kızlara etamin üzerine kanava işlemesini öğrettim. Sabahtan akşama kadar okuldayım, akşamı da boş geçirmiyorum. Okulda tiyatro, koro, halk oyunları çalışmayı da sürdürüyoruz. Köylünün ilgi ile katılım sağladığı çok güzel 23 Nisan Bayram kutlaması yaptık.

4. sınıfta gözleri şimşek gibi pırıl, pırıl parlayan Ali ve tatlı kız kardeşi Ayşe, bu gün de gözlerimin önünde. Ayşe’ye bayram için prenses giysisi dikmiştim. Ali, sobaların yanmasında, odunların kesilmesinde, okul nöbetlerinde, bir yerden alınması gereken ihtiyaçlarda en yakın yardımcımdı.

Bir gün biz sınıfta ders yaparken, dışarıdan sesler geldi. Dışarı çıktım ve baktım.  Köyün adamları, hep beraber hasta taşıyorlardı. Ali ve Ayşe’nin annesi fındık bahçelerken kaza geçirdiğini öğrendim. Dere tarafında bir tarlada fındık diplerini kazarken, tepeden üstüne kocaman bir kaya yuvarlanmış. Tarladan alınıp dereden köye gelene kadar aradan 2 saat geçmiş. İlçeye götürülecek, köyün ileri gelenleri, sen de bizimle gel dediler. Bindik cipe gidiyoruz. İlk hastaneye gidene kadar 1 saat daha geçti, yani 3 saat zaman kaybedildi. Hastada hareket yok, sadece nefes alıp veriyor. Çocuklar gözümün önüne geliyor, ne yapsam da anneleri kurtulur, kime gitsem ne yapsam diye düşünüyorum. Hastaneye geldik, atladım hemen acili harekete geçirdim, sedye geldi, hastayı içeri aldılar. Hastayı röntgene, gerekli tahlillere hazırladım. Hayatımın ilk deneyimlerini yaşıyordum. Sonra doktor, ameliyata alacağız, üstündekileri çıkar ameliyat giysisini giydir dedi. Ameliyata hazırlarken hastanın yarasını çok yakından gördüm, yüzünde kocaman bir yarık vardı. Giysisini çıkarırken yarık açıldı. Çok etkilendim, daha ok gençtim. İyi olmasını umut  ederek hazırladım. Hastanın eşi, annesi ve ev sahibimle birlikte sonucu bekliyorduk.  15-20 dakika sonra çıkardılar. Bize  tam teşekküllü bir hastaneye götürün dediler.  Artık anlaşılmıştı, hasta beyin kanaması geçiriyordu. Hastayı tekrar giydirdim ve hazırladım.

Eşi hastayı doktorun tavsiyesi üzerine Samsun Hastanesine götürdü, ben akşam köye döndüm. Ali ve Ayşe’ye ne diyecektim. İçim sızlıyor, yüreğim dayanmıyordu. Onlar benden iyi haber bekliyordu. Eve gittim, gözlerimin içine bakıyordu çocuklar.

Çocuklar, anneniz güzel bir hastaneye gitti, baban ilgileniyor, bize haber verecek. Bekleyelim, dua edelim iyi haber gelsin dedim. Hayatımın en zor anıydı.   Sanıyorum hepsi 6 kardeştiler. Çocuklarla göz göze geldikçe içim yanıyordu.

Ertesi günü köye cenaze geldi……….

Ali ve Ayşe ile bu gün karşılaşsam, zaman sıfırlanır ve ben o günlere geri dönerim eminim. Ali şimdi İstanbul’da iyi bir işte çalışıyor. Telefonla bana ulaştı, konuştuk. O beni unutmamış, ben de onu unutmamıştım. Öğretmenim sizi unutmadım dediğinde sesi, eski acı anıları saklayamıyordu. Yaşadığımız olay, ikimizde de derin izler bırakmıştı.

Yaşar SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

DİKMEN İLÇESİNDE BAŞLATILAN PROJE DEVAM EDİYOR

    

BİLKE ve İŞKUR ‘un Dikmen ilçemizde başlattığı proje, yörenin unutulmuş el nakışı örneklerini gün yüzüne çıkardı. Dikmen ilçesi ve çevre köylerinde eskiden kadınların kullandığı enteri-göynek, paça ve yağlık adı verilen  giysilerden orijinal örnekler  toplanarak çalışmalara başlandı. Yüzlerce yıllık nakışların bazıları  ipleri solmak üzere ortaya çıkarıldı.

Sandıklarda basılı kalan, isimleri unutulmuş olan bu örnekler, derneğimizin girişimleri ile gün yüzüne çıkmıştır. Paça ve yağlık nakışlarına yörede verilen özel isimler kaynak kişilerin bilgileri ışığında kayda geçirilmektedir. Kurs öğretmeni, kursa katılan genç kızlara ve ev hanımlarına bu nakışları işlem basamaklarını takip ederek öğretmektedir. Canla başla çalışan hanımlar, orijinal desenleri yeni tasarımlara uygulamak için yaratıcılıklarını sergilemektedirler.

            

Çevre köylerden araştırılarak bulunan yağlık adı verilen nakışlı kuşak. Kuşağın ucunda kullanılan başka bir nakış örneği yakın çekimi.

Kurslar  devam ederken,İşkur yöneticileri, Halk Eğitimi Müdürü ve kurs öğretmeni  başlatılan kursun resmi çalışmalarını  da sürdürüyorlar.

       

Derneğimizin Halk Kültürü Araştırmaları devam edecek, popüler kültürün gölgesinde bırakılan değerli örneklere sahip çıkılacaktır.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Şubat 2012 in PROJELER

 

Etiketler: , , , ,