RSS

Etiket arşivi: mehmet sarıkaya

BİLKE AKADEMİK HALKBİLİM ÖDÜLLERİ KİMLERE VERİLDİ

01.04.2022- A.Yaşar SARIKAYA

Halkbilim ödüllerine ara verme yazımızın sitede ilgi görmesi dernek olarak bizi sevindirdi. Bu gün de 2012’den 2020’ye kadar “BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ” Akademik Kategoride Düzenleme Kurulu- Yönetim Kurulu ve Üst Kurulun kararı ile ödül alan bilimsel çalışmaları paylaşıyoruz.

2014 2. Bilke Halkbilim Ödülleri: Prof.Dr. Mehmet Ali ÜNAL- Ödül Törenine gelemediği için plaketi Pamukkale Üniversitesi adresine gönderildi.

1487 yılından başlayarak tüm Sinop ilçe ve köyleri için tutulan defterlerin çevirileri bulunan kitap, bizim aracılığımızla valiye tanıtıldı, vali kitap baskısı için yazar ile görüştü.

2016 3.Bilke Halkbilim Ödülleri: Prof. Dr. Melih GÖRGÜN- Uluslararası Sinop Tanıtım Ödülü

2016 3. Bilke Halkbilim Ödülleri- Sinop Su Altı Dünyası – Dr. Yakup Erdem- Sertaç Çelik

FOTOĞRAFLAR: Sualtı Fotoğrafçısı Sertaç ÇELİK,

Dr.Yakup Erdem:Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Avlama ve İşletme Teknolojisi Bölümü Avlama Teknolojisi

2016 3. bİlke Halkbilim Ödülleri- Dr. Alpay TIRIL-HALK KÜLTÜRÜ BAĞLAMINDA KIRSAL PEYZAJ OKUMALARI- SİNOP ÖRNEĞİ

2016- 3. Halkbilim Ödülleri: .Dr.Ergün ACAR-Sinop Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi-Sinop Yöresi Söz Varlığı Kitabı

2016 3. Halkbilim Ödülleri: Dr.Songül ÇEK-Sinop Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü – Bir Senkretizm Örneği Olarak Sinop’ta Helesa ve Mitik Nitelikleri

2018 4. Halkbilim Ödülleri: Prof.Dr. Serap USTAOĞLU TIRIL- Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı- BİLKE AKADEMİK BAŞARI ÖDÜLÜ: Ulusal bilimsel toplantılarda sunum ve bildiri kitabında basılan birçok bildiri ve makale. Kaybolmaya yüz tutan deniz canlısı MERSİN balığının Türkiye denizlerinde yaşama ve çoğalma çalışmaları, bu alanda STK kuruculuğu ve başkanlığı

2018 4. Bilke Halkbilim Ödülleri- Prof. Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU- Uluslararası Akademik Tanıtım Ödülü-Akademik alanda sayısız makale, basılı kitaplar, araştırmalar, uluslar arası yayınlar, danışmanlık, Nükleer Tıp, Tıp tarihi ve Tıp Hukuku alanlarında uluslararası çalışmalar, uluslararası tıp derneklerinde kuruculuk ve başkanlık
Sinop’a kazandırdığı eserler:
“Sinoplu Mümin Mukbil’in Göz Nurunun anahtarı ve Sevinç Hazineleri ( dünyadaki 8 nüshadan biri)
“Sinop’un Sıhhi İçtimai Coğrafyası”
Kendisi gelemediği  için ödülü isteği üzerine akrabası gazeteci Erkan TURAN’A verildi

2020 Bilke 5. Halkbilim Ödülleri:

Prof. Dr. Hülya TURAN yürütücülüğünde 118O109 nolu TUBİTAK-1002 projesi 

AKADEMİK ÖDÜL
*** “YEREL ÜRETİM VE İSTİHDAM” KATEGORİSİ
PROJE: “Modifiye atmosfer paketlenmiş MTGaz katkılı balık köftesi” 
“Patent” başvurusu yapılmış
Araştırma ekibi:
Prof. Dr. Hülya TURAN (Yürütücü)
Doç. Dr. Demet KOCATEPE
Dr. İrfan KESKİN
Arş. Gör. Can Okan ALTAN
Arş. Gör. Bayram KÖSTEKLİ
TÜBİTAK 1002 Projesi (Proje No: 118O109)

2020 5.Bilke Halkbilim Ödülleri HALK ANKETİ ÖDÜLÜ

Prof. Dr. Azmi HAMZAOĞLU- Sinop ve Sinoplu’ya hizmetleri konusunda Sinoplu’nun sevgisini kazanan  değerli insanı kutluyoruz. Mesleki başarıları  ve yardımsever kişiliği ile tüm Sinopluların ve özellikle İstanbul’daki Sinopluların gönüllerine taht kuran Sayın Azmi HAMZAOĞLU’ na başarılar diliyoruz. Plaketi, sekreteri aracılığı ile adresine gönderilmiştir. Telefon, mesaj ve anket formu ile anketimize katılan değerli Sinoplulara teşekkür ederiz.

Amacımız, Sinop için Akademik çalışmaların artmasıdır. Halkbilim Ödülleri Projesi derneğimize özgü bir çalışma olarak yaratıcı ve üretici eserler ortaya kondukça devam edecektir. Bize destek olan, yanımızda olan herkese teşekkür ediyoruz.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

İLK ÇAĞLARDAN BUGÜNE İNSAN VE İNANÇ

05 Mart 2019-Mehmet SARIKAYA Arkeolog

İnsan ve inanç konusundaki ilk belgeler, yazının kullanılması ile karşımıza çıkar. Ama yazıdan önce, insanların nasıl ve neye inandıkları sorusuna cevap verecek net bulgu yoktur.  Araştırmacılar, eski çağ insanının yaşantısını incelerken, buluntular üzerinde yorum yaparak yargıya varma yolunu seçerler. Günlük araç gereç vesaire dışında, anlaşılmayan bazı buluntular üzerinde uzun uzun düşünmüşler ve anlaşılmayan nesneler için “bunlar olsa olsa bir dini kült malzemesidir”  fikrini benimsemişlerdir. Bu nedenle belgelere dayanmadan, insanların nasıl bir davranış sergilediğini net olarak bilemiyoruz.

Mağara dönemlerinde, bu mekanların duvarlarına çeşitli hayvan figürleri veya doğa güçlerinin (yıldırım, rüzgar, güneş, ay ve yıldız) resimlerini çizmişlerdir. O zaman insanlar, bunları neden çizmiştir sorusu akla gelir. O dönemler, toplum olma bilincinin gerçekleşmediği dönemlerdir. İnsanlar, mağara veya oyuklarda dağınık olarak yaşamaktadırlar. Sığınma, korunma, kendini güvende hissetme ihtiyacı ile doğa güçlerine değer vererek onlara saygılarını gösterdikleri anlaşılır.

Uzun süre avlanamadıkları zaman, yakalayamadıkları veya etini çok sevdikleri hayvanları resmederler ve abideleştirirler.   Bazen de korktukları rüzgar, şimşek, sel vesaire gibi doğa olaylarını çizerek, onların üstünlüklerini tanıyıp saygı duyduklarını sergilemiş olmalıdırlar. Bu davranış biçimi, zaman içinde süregelen geleneklere de yansımaktadır. İnsanlar mağara yaşantısını bırakıp toplu yaşam yerleri inşa ettikten sonra bile, bu alışkanlıklarını mağaralara gelip devam ettirmişlerdir. Daha ileri dönemlerde, bunu sektör haline getirmişler, mağaraları maksatlı olarak dini mekan olarak kullanmışlar, bu alışkanlığı kazanç amaçlı devam ettirmişlerdir.

Böylece, yılların getirdiği korku, sığınma ihtiyacı, saygı veya üstünlük kavramı; dini teşekkül olarak yapılanarak dünyada yerini almıştır. Sonraları insanlar toplu yaşamaya başlamış ve yeni oluşumları da beraberinde getirmiştir. Artık birbirleri ile anlaşma ve diyalog yollarını geliştirmişlerdir.  Daha sonra ticaret, eğitim,  v.s. gibi toplumun ana dayanakları da farklı bir boyuta girmiştir.

Zaman içinde, inanç anlayışında da değişimler başlamıştır. Toplu ibadetler için büyük tapınaklar inşa edilmiş ve bu değişimle tapınakların bütçeleri oluşmuştur. Büyütülen bu bütçeler devasa boyutlara ulaşmış, zaman zaman krallara veya onun aile efradına tanrı veya yarı tanrı unvanları verilerek devletle dinsel kurumların arası yumuşak tutularak devletin gücünü de kullanılmış ve tapınak hazinesi büyütülmüştür. Daha sonra kurumların ritüelleri kural ve kaideleri, finans odaklı faaliyet göstermiştir. İnsanların inanç duyguları, gelir toplama aracı haline dönüştürülmüştür.

Semavi dinler, bu yapılanmalara karşı fakirin- mazlumun- köle sınıfının hak ve hukukun korumasıyla ortaya çıkmıştır. Tapınak bu yeni oluşumlara şiddetle karşı çıkarak, ezme ve bastırma metodunu tercih etmiştir. Daha sonra tapınaklar, toplumdan gelen baskının tazyikiyle, semavi dinleri kabullenmiştir.

İnsanların binlerce yıl alıştıkları tapınak kültürü, yeni dinlerin kabulü ile bir sürü karmaşayı da beraberinde getirmiştir. Din, inananla inanılan arasındaki vicdan boyutundan çıkarılıp yine eski tapınak anlayışına kaydırılmıştır. Çünkü ortada rant vardır ve bu rant tarih boyu çıkar çevrelerinin nemalandığı alan olmuştur.

Antik SÜMER metinlerinde, Sümer Şehir devletlerinin birinin lideri, rant merkezi halini almış bu çok tanrılı tapınak zihniyetine karşı, tek tanrı inancında birleşen yeni bir din anlayışından bahsetmektedir. Tahmini M.Ö.2300 yıllarına ait, tarihin tek örneği olan çivi yazılı belgede tek tanrılı inancın varlığından bahsedilir.   Bu din doğrultusunda, tarihin ilk toprak reformunun uygulanması, fakirin ve yoksulun üzerindeki vergi yükünün azaltılması gibi devrim niteliğindeki kararlar uygulanmıştır. Bu kararların ve uygulamaların diğer şehir devletlerine yayılması, başta tapınak ve buradan nemalanan yöneticileri telaşa vermiştir.

Bir müddet sonra bu rantçılar güç birliği yapıp, güzel kararları uygulayan şehir devletini(ki bu şehir devletini ve yöneticisini bazı araştırmacılar Hz.İbrahim ile özdeştirirler) yıkarak, taş taş üstüne bırakmadıkları gibi ne kadar kütüphane ve çivi yazılı belge var ise hepsini tahrip etmişlerdir. İşte bu tahrip edilen belgeler arasından bir tanesi günümüze kadar gelebilmiştir. Aynı anlayış, dört semavi din üzerinden de devam ettirilmiştir..

Kutsal kitaplarda, toplulukların birbirleri ile iyi geçinmesi, iyi insan olmak, güzel işler yapmak, hak yememek, köleliği kaldırmak, aklını kullanmak gibi bölümler sıklıkla yer almaktadır. Öyle olmasına rağmen, her gün yeni gündemlerle vaazlar yapılarak inanç temelli yanlışlıklara yol açılmaktadır.

İnanç, toplumlar arasında tüm zamanlar içinde yaşayan kutsal değerler olarak karşımıza çıkar. Bu değerler toplum ve insan yararına olduğu zaman, onu rant teslim alamaz. Rantın teslim aldığı da o olamaz.

Mehmet SARIKAYA

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Nisan 2019 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

İNSAN VE KÜLTÜR

Söyleşi konuğumuz Arkeolog Mehmet Sarıkaya.

BİLKE: Derneğimiz, halk kültürlerinin tarih boyu geçirdiği aşamaların, toplumun psikolojisi- siyaseti- ekonomisi-sosyolojisi ve diğer alanlar üzerindeki etkisi konusunda farkındalık yaratmaya çalışmaktadır. Bir arkeolog olarak bu konu hakkında bizi aydınlatır mısınız?

Mehmet SARIKAYA:  İlk ve orta öğrenim yıllarında, tarih kitaplarımızda olan şu tanımı hatırlayalım. “Tarih yazının icadı ile başlar”. Artık günümüzde, bu tanıma eksik gözüyle bakıyoruz. Çünkü bilimin yeni gelişme ve icatları ile değişen çok şeyler oldu. En basit örneği, “karbon 14 metodu” ortaya atıldı. Bu metoda göre her canlı öldüğü zaman, sahip olduğu karbonu kaybetmektedir. Metot, ölen canlının kaybettiği karbon miktarı ile yaşını tespit etme esası üzerinedir. İşte bu metot ile önceki bilgilerimizin çoğu devre dışı bırakıldı ve eksikler düzeltildi. Yazının icadı ile tarih başlar bilgisi, çok daha gerilere çekildi. Bu bilgiye göre,  milyonlarca yıldan bahsediyoruz.

BİLKE: insanların, ilkel dönemlerden bu güne aklını kullanarak yeni şeyler öğrenen, keşfeden ve kendini geliştiren bir süreç izlediğini görüyoruz. Bu süreç nasıl başlamıştır?

Mehmet SARIKAYA: En eski insan kafatası örnekleri yaklaşık iki milyon yıl evvelini vermektedir. Bu örnekler birkaç tanedir. İleride daha kapsamlı araştırmalar yapıldığında örnekler çoğalabilir. Her ne kadar örnekler az olsa da, bu örnekler zamanımızdan üç yüz bin yıl öncesine tarihlenir ve gittikçe örnekler çoğalmaktadır.  Verdiğimiz bilgiler C-14 metodu ile sağlanmıştır ve haliyle bu insanların kullanmış oldukları alet edevat da bu sayede tarihlenme şansı bulmuştur. Ancak henüz bazı konularda bilgilerimiz yetersizdir.

BİLKE: İnsanın kültür başlangıcı ve kültürel gelişimi hakkında neler söylersiniz?

Mehmet SARIKAYA: İnsanın alet kullanması ile kültür başlar ve tarihle iç içe birliktelik gösterir. İnsan dediğimiz canlı bilimsel bulgulara göre, yeryüzünde farklı görüntülerle tespit edilmiştir. İnsan en önce insana benzeyen primatlar şeklinde, daha sonra bugünün insanına benzer biçimde karşımıza çıkar. Bu formatlar halinde uzun yıllar avcı ve toplayıcı bir anlayış taşıdıklarından, kültür kavramına dair pek bir iz bulunamamıştır. İnsana benzer nesilden sonra, bugünün modern insanını andıran ve adına düşünen insan tanımı konan Homo sapiens türü ile kültürleşme hızla ivme kazanmıştır. Çünkü düşünen insan, alet kullanmaya alet yapmaya başlamış, keşiflerle yeni gelişmeler ortaya koymuştur.

BİLKE: Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz. Konu önemli ve bir o kadar da zengin. O nedenle bu konular hakkında sizden yeni yazılar bekliyoruz.

 

Etiketler: , ,