RSS

Etiket arşivi: sinop bilke

Dr. BURHAN ŞENDİL’E BİLKE’DEN ÖZEL ÖDÜL

BLKE, 18 MAYIS 1919 anısına, iki yılda bir HALKBİLİM ÖDÜLLERİ vermektedir. 2016 yılında üçüncüsünü düzenlediğimiz program, 21 MAYIS 2016 günü ELİKA’DA verilen sabah kahvaltısında gerçekleştirildi.

DSC_0145

Bu yıl ilk defa, ödül kategorimizde, “BİLKE ÖZEL ÖDÜLÜ”  belirledik. Dernek üyelerimiz, derneğe gelen konuklarımız ve halk arasında yaptığımız anket sonucunda, “HALK SAĞLIĞI” alanında Sayın Dr. Burhan ŞENDİL tüm katılımcıların oyu ile ödüle uygun bulunmuştur. Sinopluların sevgisini ve güvenini kazanan Şendil, Sinoplulara 30 yıldır  başarıyla hizmet vermektedir. Her ailenin sağlık probleminde, yardımıyla mutlaka Burhan ŞENDİL imzası vardır.

DSC_0102

Eşi Sevtap Hanım ile birlikte kahvaltımızı onurlandıran doktorumuz, kahvaltıya katılan herkesle ayrı ayrı sohbet ederek, yine herkesin gönlünü kazanmıştır.

DSC_0144

Dernek başkanımızdan ödülünü alan Dr. Şendil ” Sinop’u ve Sinopluları çok seviyorum. 30 yıldır Sinop’ta çalışıyorum. Artık Sevtap Hanımla Sinoplu olduk. Bu gün için emeği geçenlere teşekkür ediyorum” dedi. Bilke olarak,davetimize katıldıkları için ŞENDİL ailesine  biz teşekkür ediyoruz.

DSC_0107

18 Mayıs 1919 tarihinin önemini vurgulayan ŞENDİL, yönetim kurulumuza eski cezaevi müdürü rahmetli Mustafa SİNAN’dan dinlediklerini şöyle anlattı: “Bandırma Vapuru Sinop Limanına uğradığı zaman, Atatürk tebdili kıyafet giymiş ve bir motorla Sinop’a çıkmıştır. Halk ile görüşüp, Sinop sokaklarında dolaşmıştır.  Ata,1928 yılının 15 Eylülünde Sinop’a geldiğinde, ara sokaklardan geçerken, onun sokakları tanıdığı fark edilmiştir.”

Aynı bilgiyi, gazeteci Mustafa GENÇ de eski Sinoplulardan dinlemiş ve aynı şekilde anlatmaktadır. Dernek başkanımız Yaşar SARIKAYA’nın,”BİR İNCİ MEMLEKETİM” kitabında konu Ülkütaşır tarafından anlatılıyor(1):

“17 Mayıs 1919 Cumartesi sabahı İnebolu’ya varıldı. Fakat Mustafa Kemal kasabaya çıkmadı. 18 Mayıs Pazar günü öğle vakti Sinop limanına giren gemi, alelusul pratika verdikten biraz sonra, Mustafa Kemal şehre çıktı ve burada Sinop’un ileri gelenleriyle görüştü. Sinop’ta Pontus Cemiyetinin bir şubesi vardı. Başlarında eczacı Vasil bulunuyordu. Paşa bunların faaliyeti hakkında malumat aldı. Konuşmalar sırasında müstakbel bir mukavemet için,  huzurundakileri uyarıcı bazı sözler de söyledi. Çok heyecanlı idi. Bir an evvel Samsun’a varmak istiyordu. Akşam saat 20 den sonra Sinop limanından demir alan, yani kalkan Bandırma vapuru, Gerze ve Bafra sahilleri boyunca Samsun’a doğru ağır ağır ilerlemeye başladı. Bütün gece seyrine devam etti. Mustafa Kemal, gemide iki gece hiç uyumamıştı. Üstelik pek az şey yemiş ve mutadı veçhile mütemadiyen sigara içmişti.” [1] 

M.ŞAKİR ÜLKÜTAŞIR

15 Eylül 1928 günü, Atatürk Fışkıran Çeşmesi Sokağı, merdiven aralığından Tersane çarşısına inerek bazı dükkanlara bakmış ve eski tophane meydanına uğramıştır.( Ferit Dikmen) (2)

Bu sokaklardan geçerken, yolları bilmesi halkın dikkatini çekmiştir.

[1] Türk Kültürü 5. cilt, s: 30 M. Şakir ÜLKÜTAŞIR

  1. Y.SARIKAYA- BİR İNCİ MEMLEKETİM, s:14-15-16

 

2. Y.SARIKAYA- BİR İNCİ MEMLEKETİM, s,149-152

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Mayıs 2016 in 18 Mayıs 1919

 

Etiketler: , ,

YEŞİL ZEYTİN ÇAKATUZ ADI NEREDEN GELİYOR?

ÇAKATUZ VE ÇAKASİS[1]

zeytin

İlimizde bulunan eski ahşap evler, turist kafilelerinin ilgisini çekmektedir. Özellikle Yunanistan’dan gelenler, evlerin çevresini dolaşır, fotoğraflar çeker, eski günlerden bir iz ararlar. Bu evlerde yaşayanlar, belli ki onlara anılarını anlatmıştır. Kimileri de eskiden yürüdüğü taş sokakları, koşup oynadığı tarlaları, zeytin ağaçlarını bulmak umuduyla, aranır dururlar. Artık yeni yapılaşmalar şehri değiştirmiş, eski görünümünden çok az şey kalmıştır.

İnsan, yaşadıklarını hafızasına kaydeden bir yapıya sahiptir. Olayları duygusal dünyası içinde, kimliğine özgü şekillendirerek belleğinde saklar.  Geçmişten bir kelime, bir eşya, belki bir türkü onun için neler, neler ifade edecektir.

Gerze’de, o eski günlerden kalan bir sözcük tespit ettim. İlçede çıtlatılmış yeşil zeytine “çakatuz” denir. Çocukluğumda duyduğum bu kelimenin anlamını hep merak etmişimdir. Yeşil zeytin, taşla çıtlatılır ve salamura yapılır. Acaba taş ile çat, çat vurulup tuzlandığı için mi bu adı aldı diye düşünmüşümdür?

Yıl 2009, bir TV programında Kıbrıs’ta yemek yarışması izledim. Her yarışmacı masaya soğuk meze olarak “çakasis” adı verilen meze çeşidi koydu. Bu kelime bana birden, Gerze’de yeşil zeytine çakatuz dendiğini hatırlattı. Kıbrıs’ta yeşil zeytinin adı çakasis idi. Kıbrıs’ta çakasis adı verilen aynı meze, işin gerçeğini ortaya çıkarmıştı. Çakatuz sözcüğü eski günlerden kalan bir kelimeydi. Rumlardan kalan bu kelime, Gerze’de çakatuza dönüşmüştü.

Kültür etkileşimleri, dünyada benzer örneklerle doludur. Hepsinin tabanı “insan olmaktan” başlar ve yine “insan olmak” gerçeğine doğru yol alır.

[1] Y.SARIKAYA Bir İnci Memleketim- 2010,  s, 246

Halkbilimi, insan bilincinin zamanda nasıl yol aldığını, bilinçsel basamaklarını bütün bilim dalları ışığında ortaya  koyar. Toplumun yaşam birikimlerinin sağlamasını yapar. Kültürleri yarıştırmaz, her öge değerlidir diye bakar ve yerinde tespit eder. Çakatuz, Gerzelilerin bu gün de kullandığı bir sözcüktür. Türkler, yer isimlerinde olsun, konuşma dilinde kullandığı kelimeler olsun hepsini  kendi anladığı biçime sokar ve öyle kullanır. Kullanımda, bazı harfleri düşürür, bazısını değiştirir. HACISELLİ köyünün adı aslında HACIİSALI, TİLKİLİK köyünün adı TİRKİLİ, İSTAVROS adı da İSTAVRAN  olarak kullanım diline geçmiştir.

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Ekim 2015 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

SİNOP’TA AĞAÇ KÜLTÜ

SİNOP’TA KORUNAN AĞAÇLAR

kestane ağaç

Sinop ili, Erfelek ilçesi, Salı Köyü, Sökü Mahallesi’nde bulunan kestane ağacı; Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 30.01.2008 tarih ve 1524 sayılı kararı ile anıt ağaç olarak belirlenmiştir.

AĞAÇ MİT VE RİTÜELLERİ

Kült ve kültürler, toplumun sosyolojik gelişimi ve değişimi ile paralellik gösterir. Kültür ve uygarlık bilimsel olarak ilişkilendirildiği zaman, kültürel gelişimin uygarlığın gelişimine bağlı olduğu görülür. Kültürel araştırmalar, toplumun sosyolojik, ekonomik, psikolojik ve tarihi evrelerine ayna olur.

Derleme ve araştırma çalışmalarımı yaparken,  köy kadınlarımızın ne kadar derin, ne kadar engin bir derya olduklarına tanık oldum. Fakat onlar, “güçlü kadın” figürünü bir sürü katmanlar ardında saklıyorlardı.

Gerze Başsökü köyünde kültürlerimiz hakkında konuşurken, bir efsane anlatıldı:

“1 Kasım 2007 tarihinde, Gerze- Başsökü köyünde araştırma yapıyordum. Kadınlarla eski giysiler hakkında konuşurken, Hamide Burma, elinde bir torba ile odaya geldi. Köyün eski kadın giysilerini getirdi. Merakla açtım. Üç etek, paça ve şal kuşak vardı. Hamide teyzem anlatsın diye bekliyorum ama o hiçbir şey anlatmadı. Kadınlarımızın sus pus olduğu konulara gelmiştik. Eski giysi, eski adet önemsiz gibi geliyordu onlara. Üç etek, Sinop ortak üç eteğiydi. Boyabat, Gerze, Dikmen ve Durağan’da kullanılmıştı. Kuşak,  Durağan ve Boyabat’ta kullanılan şal kuşaktı. Israrla Hamide Teyzeyi konuşturdum. Konuşmalarında yöre aksanı vardı, bozmadan aynen yazı diline aktardım. Köknar ağacı kelimesini, küknar diye telaffuz ediyordu:[1]

“Bu paçayı anam dokudu. Paçada nakış yok. Dizden aşası çubuklu dokuma. Anam da bu köylü, eşim üçgüvey. Anam peşkir dokurdu,  o peşkirleri ben gelinlere vedim.

Kıyafetlerden sonra, sıra yaşayan efsane ve hikayelere gelmişti. Hamide Burma heyecanla, çocukluğunda yaşadığı bir olayı anlattı:

“Eskiden erenler yanı diye bi türbe varıdı, kükner ağaçları ile çevriliydi. Orada geyik boynuzları elik boynuzları küknerde asuluydu, ben çocukken gittim. Elik boynuzları 5- 6 tene varıdı, uzun uzundu. Boynuzla küknarın ağacındaydı. Boynuzla nasıl duruyo bakamadım. İnsan çekiniyodu. Anam ip bağlan derdi. Dua okur, ip bağlarduk. Orada dalları böyle yere iniyodu. Çadır gibiydi, içine girdük baktık. Küknar ağacının ara yerindeydi boynuzla. İşte orada bi türbe varıdı. Başınsa saruğu, mezar taşı varıdı. Sonradan oraya hususi gittim baktım gine, vallah o taşları kaybetmişle. Yaşlı bir kadın eskiden oradaki geyikleri elikleri sağar gelirimiş. Oralarda ağaçlar yıkıldı, define kazdıla bişeyle yaptıla. Bulup bulmadıklarını bilemiyoz ki. Alt üst ettile.”

Hamide BURMA, erenler yanı diye anlatmaya başlayınca, yüzünün rengi değişmiş, sararmıştı. Onu bu kadar heyecanlandıran efsanenin arkasında ne olduğunu merak ettim. 1560 yılı belgelerinde, BAŞSÖKÜ köyünde “SULTAN HATUN MESCİDİ” buldum. İsfendiyar Bey’in annesi yaptırmıştı. Efsanenin çok eski tarihlerden beri geldiği anlaşılıyordu. Hamide teyze köknar ağacını, çadır gibi ulu bir ağaç olarak anlattı. Ağaçtan çadırın içine girmiş ve tepesindeki elik boynuzlarından etkilenmişti.

Kült konusuna sosyolojik bakmamız, geçirdiği evreleri gözler önüne serecektir:

Kült kelimesi Fransızca “culte” kelimesinden Türkçeye geçmiştir. Kelimenin aslı Latincedeki “cultus” yani tapınma anlamına gelmektedir. Kült kelimesi, tapma, tapınım, din, dini merasim ibadet, ayin gibi anlamlarda kullanılmıştır.

Türk kültüründe kültler, doğrudan tanrılarla bağlantılı unsur olmamış ve tanrı ile irtibatı sağlayan vasıtalar olarak algılanmıştır ki bunun bariz örneği ağaç kültünde karşımıza çıkmaktadır. TUBA ağacı, İslam öğretisinin cennet ağacıdır.

erfelek ağaç

Sinop ili, Merkez İlçe, Kozcuğaz Köyü Çalı Mahallesi’nde bulunan kestane ağacı; Samsun Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 22.03.2007 tarih ve 1123 sayılı kararı ile anıt ağaç olarak belirlenmiştir.

[2]AĞAÇ KÜLTÜ MİTLERİ:

***Yeraltı, yeryüzü ve gökyüzü olmak üzere 3 kozmik düzey vardır. Bunlar birbiriyle iletişim halindedir. Bu üç düzey arasında iletişimi sağlayan çoğunlukla “hayat ağacı”dır.***

***Kozmik Ağaç, ya da Hayat Ağacı denilen ağaç ilk insanın yaratılışıyla doğrudan bağlantılıdır.***

***Yakutların ünlü Er Sogotoh destanında Hakan Ağaç, “Er Sogotoh” destanında, Er Sokotoh’un ablası sekiz budaklı ağaç, kardeşine yenilmez güç vermek için onu emzirir.***

***Hayat Suyu, göğün on ikinci katına kadar çıkan Dünya ağacının üzerinde bulunan kayın ağacının dibindedir. Yani bu kayınlar bir çeşit Gök Kayındır. ***

***Kutup Yıldızı Mitolojik ağacın tepe noktası(nirengi noktası)olarak kabul edilir. “DemirTerek” olarak değerlendirilir. ***

***Bazı kültürlerde ağaç, beşinci yaratıcı unsur olarak düşünülür.***

***Altaylılara göre insanlar yaratıldıklarında ilk Kayın ağacı Umay Ana ile birlikte yere inmiştir. Toprağın ruhunun da kayın ağacında olduğu düşünülmüştür.***

***Oğuz Kağan Destanı’nda yaşam ağacı teması, kozmik ağaç temasıyla karışır. ***

***Kafkas bölgesinde genel olarak, tepesi göğe değen yaşam ağacın kökünden bir pınar fışkırdığı düşüncesi vardır.***

***Şamanist geleneğe göre, Dünya, “Göğün göbeği” ile yaşam ağacı sayesinde irtibat halinde olup, bu ağaç ile beslenir.***

***Yakutlara göre kayın, ayağı güzel bir genç kıza benzemekte olup ülkenin güney tarafında bulunmakta ve geniş yayılımıyla bir adayı andırır.***

***Germen Mitolojisi’nde evren ve dokuz dünya, dünya ağacı Yggdrasil’in dalları ve köklerinde yer alır.***

***İbrani geleneğine göre yaşam ağacı, meyvesi ölümsüzlük sağlayan öyle bir ağaçtır ki, kendisinden semavi tesirin tüm alemlerle temasını sağlayıcı bir çiy çıkar.***

***Eski Mısır geleneğinde de yaşam ağacı ruhların kuş biçiminde tünedikleri bir ağaçtır.***

 

AĞAÇ KÜLTÜ RİTÜELLERİ

*** “Kaba Ağaç” anlayışı, Dede Korkut’ta da geçer.“Kaba” sıfatı, ağacın ululuğuna, kutsallığına işaret olarak görülebilir.***

***Anadolu Alevileri ise ağaçları ziyaret etmektedirler, görkemli ağaç karsısında baş eğip, yılda bir kez orada tören yaparak kurban keserler.***

***Türk kültüründe ağaç unsurunun sihirli gücünü yansıtan kutsal davul ve tokmak önemli yere sahip olan araçlardır. Kutsal olarak algılanması sebebiyle şeytan ya da kötü ruhları kovma törenlerinde ağaç kullanılmaktadır.***

***Ağaca bez bağlama (dilek ağacı) olgusu birçok bölgede yaygın olarak icra edilir. Özellikle Hıdrellez ve Nevruz’da bu bağlamda ritüeller bolca uygulanır. Örneğin, Hıdrellez’de pırasa yapraklarının bağlanıp dilek dilenmesi bununla ilgilidir.***

***Ağaç kültünün uzantısı olarak birçok yerleşim yerine ağaçla ilgili adlandırmalar yapılmıştır. Çamaltı, Dutözü, Elmadağ, Çamardı, Gürkavak ve Söğütlütepe bunlara örnektir.***

***Kayın ağacından dolayı “kayın ana (kaynana)” ve “kayın ata (kaynata)” gibi adlandırmalar vardır.***

***Kazaklarda, kırlarda tek başına biten bir ağaç ya da pınar veya büyük taş bulunursa kısır kadınlar bunları ziyaret eder, kurban kesip geceyi orada geçirirler.***

[1] Yaşar Sarıkaya, Bir İnci Memleketim, s: 415- 416

[2] http://www.academia.edu

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Ocak 2015 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

ÇAĞLAYAN KÖYÜNDE SU DEĞİRMENİ

IMG_0465

Doğal ürünler ve doğal beslenme hakkında her gün basın yayın organları yeni bilgiler sunmaktadır. Oysa,köylümüz eskiden doğal beslenirdi. Un su değirmeninde öğütülür, tavuk bağda bahçede gezerek yumurtlar, toprak verdikçe verirdi.

Artık su değirmenleri azaldı. Bu gün Çağlayan köyü su değirmeni, hala kullanılmaktadır. Değirmen, İmamgil sülalesinin değirmeni olarak anılır.

IMG_0471

Değirmende öğütülen buğday, kabukları ile birlikte öğütüldüğü için hazmedilmesi kolaydır. Derneğimizin Organik Gıda Ve El Sanatları Kermesinde bu değirmende öğütülen unlar yer almıştır.

IMG_0479

Su değirmenleri, çay yakınlarında  olur ve suyun kuvvetinden faydalanılarak çalışır. Kervan Çayı kenarındaki bu değirmen, şelalenin suyu ile çalışır. Bu güzelliği sizlerle paylaşmak istedik. Bu kültürün kaybolmamasını diliyoruz.

şelaleIMG_0466

Çağlayan köyünde, evlerin temelinde ve avlusunda kullanılan kesme taşlar, yukarıdaki fotoğrafta da görülmektedir. Bu taşlar, yöreye hastır. Keser, kazma gibi sert bir  aletle vurduğunuzda, taş makine ile kesilmiş gibi dümdüz olur.

IMG_0481

Evlerin temelindeki ve avludaki taşlar, doğal taşlardır.

IMG_0483

Köyden görünüm.

IMG_0482

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2014 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , ,

18 MAYIS 1919 ANISINA BİLKE 2. HALKBİLİM ÖDÜL TÖRENİ

DSCF1852

Dünyamızda, insan yaşamı başlangıcı ile halk kültürleri var olmuştur. İhtiyaçları karşılamaya çalışan insan, ürettikleri ile halk kültürlerine imzasını atar. İnsan, zaman denizinde memleket gemisi içinde, bireysel farkındalık  ve kültür zenginliği kazanır, üretmeye başlar.

 

Teknoloji, insani değerlerini yutup yok ediyorsa, insan maddenin esiri olma yolunda, yaratıcılığını katleder. Yürek, iç ses yerine dış sesleri dinler.  Teknolojinin yarattığı popüler kültür, bizi kendimizden uzaklaştırır. Halk kültürleri yok olmaya başlar.

18 MAYIS SİNOP için önemli bir gündür. Yıl 1919’dur. Vatan işgal edilmiş, halk yoksuldur. Bandırma Vapuru 18 Mayıs günü Sinop limanındadır. Atatürk o gün Sinop’tan kara yolu ulaşımı için bilgi toplamıştır. Sinoplu halk ile görüşmüş bilgi almıştır.

Eğer Sinop  kara yolu ulaşıma elverişli olsa idi Kurtuluş Savaşı Sinop’tan başlayacaktı. BİLKE 18 MAYIS 1919 anısına, her iki yılda bir HALKBİLİM ödülleri vermektedir.  Türk Milleti bu savaşı 1919 koşulları içinde, sahip olduğu kültür birikimi ile kazanmıştır. Nene Hatun, Şerife Bacı,Kara Fatma, İsimsiz onbaşılar, 15’lik kuzular, Anadolu kültürü ile yoğrulmuş kahramanlardır. İmece, yardımlaşma, paylaşma kültürünü özümsemiş insanlardır bunlar.

Bilke’nin sloganı, “GELECEĞE ÜRETELİM”

Halkbilim ödülleri, üreten bir toplum olmamızı hedeflemektedir. Üreten yaratıcı bireyler ödüllendirilmektedir.Halk kültüründe temel unsur insandır. Ödül alanlar, bireysel yaratıcılıklarının ürünü olan eserleri ile ödüle uygun görülmüşlerdir.

YIL 18 MAYIS 2014 

Derneğimiz 18 Mayıs Pazar günü saat 10.00’da Aşıklar Caddesi Eğlence Dünyası salonunda sabah kahvaltısı düzenledi. Kahvaltıya Belediye Başkanımız Sayın Baki Ergül, dernek üyelerimiz ve eğitim gönüllülerimiz katıldı. Dernek projelerinin ve etkinliklerinin tanıtımının yapıldığı slayt gösterisi kahvaltı boyunca ekranda döndü.

DSCF1831

BİLKE kahvaltı programında davetlilere açık büfe kahvaltı sundu. Dernek Başkanı Yaşar SARIKAYA, Soma’da kaybettiğimiz madencilerimiz için rahmet ve ailelerine başsağlığı dileyerek 18 Mayıs tarihinin Sinop için öneminden bahsetti. Yönetim kurulu başkan yardımcımız Ayşe CENGİZ’İN sunduğu programda kahvaltı sonunda Belediye Başkanı günün anlamı ve halk kültürlerinin önemi konusunda konuşma yaptı. Plaketler, belediye başkanımız tarafından ödül sahiplerine verildi.Ödül alanlar kendi alanları ile ilgili bilgiler verdiler.Derneğimiz, KUZEY YILDIZI PROJESİ’ne destek veren eğitim gönüllülerine üniversite öğrencilerimize yaptıkları yardım için ödül verildi. Kahvaltı ve ödül törenimizde bizleri onurlandıran belediye başkanımız Sayın Baki ERGÜL’e çok teşekkür ederiz.

NEDEN HALK KÜLTÜRLERİ 

Derneğimiz, bu projeyi halk kültürlerinin korunması ve yaşatılması, bilimsel yöntemlerle araştırılması, yerel kaynakların kullanılarak istihdama katkı sağlanması amacıyla düzenliyor.

Birinci Halkbilim ödülleri, 18 Mayıs 2012 tarihinde verildi. Halkbilim ödüllerinin bu yıl ikincisini veriyoruz.

Tüzüğümüz doğrultusunda verilecek olan halkbilim ödülleri, 3 ayrı kurul tarafından değerlendiriliyor.

1-Yönetim Kurulu

2-Seçici Kurul

3-Üst Danışma Kurulu

Yönetim Kurulu, aranılan özelliklere uygun olan çalışmaları seçici kurula sunuyor, değerlendirme üst danışma kurulu ve seçici kurul tarafından birlikte yapılıyor.

Değerlendirmede aranan özellikler:

-Çalışma yöremizin özelliklerini taşımalıdır.

-Sinop konulu olmalı, halk kültürü değeri taşımalıdır.

-Çalışma basamaklarında bilimsel yöntemler kullanılmalıdır.

-Yaratıcı çalışma olmalı, kopyalanmış ve tekrarlanmış olmamalıdır.

-Geleneksel çalışmalarda, ilimiz hakkında yayınlanan akademik çalışmalar, dergi, kitap, makale, tez ve canlı kaynaklardan yararlanılmış olmalıdır.

-Sinop’ta daha önceden yapılmış çalışmaların tekrarı olanlar değerlendirmeye alınmayacaktır.

-Değerlendirme yapılırken, katılımcının Sinop Halk Kültürleri alanında yaptığı başka çalışmalar da dikkate alınacaktır.

-Yerel kaynaklar kullanılmalı, organik tarım desteklenmeli ve yörenin ekonomisine katkı sağlanmalıdır.

-Gelecek nesillere ve akademik araştırmalara kaynak olma özelliği taşımalıdır.

ÖDÜLLER

Bu yıl BİLKE 2. Halkbilim ödülleri 7 kategoride verildi.

  1. Akademik ödül:

–          “OSMANLI DEVRİNDE SİNOP” isimli kitabın yazarı, Profesör Doktor Mehmet Ali ÜNAL. Pamukkale Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı.

  1. Halk oyunları ödülü:

Dikmen-Gerze-Boyabat-Durağan yöresine ait ÇEREZ OYUNU, TRT- ilden ile dilden dile maniler programı yapımcısı Selma ÖZİNANIR

3– Edebiyat ödülü

Yerel Sinop ağzı, yerel yaşam kültürü, Sinop bayramları, eski Sinop konulu şiirleriyle

Söz yazarı- Şair-Levent BEKTAŞ

4-Sinop el sanatları akademik araştırma ödülü

Bu akademik çalışma için 2 ay Özekes bıçakta staj yapan ve 200 sayfa “Özekes bıçakları” konulu İstanbul Üniversitesi Sosyal Antropoloji tezi

Günsu CABACI

5– Sinop El sanatları ödülü

Ünü dünyaya ulaşan Özekes Bıçakları son kuşak ustası- Cengiz ÖZEKES

6-Halk kültürleri Basın ödülü

Yöre halkının geleneksel mutfağımızda kullandığı otlar ve mantarlar konulu makaleleri ile

Veteriner Hekim –Ahmet KÜÇÜKBAŞ

7– Halk sağlığı ödülü

Sinop il-ilçe ve köylerimizdeki yaşlı- genç tüm engelli vatandaşlarımıza ulaşarak, donanımlı merkezlerde tedavi görmeleri için yıllardır çalışmalar yapan

Berrin GÜRLEYEN

Kahvaltı ve ödül törenimizde emeği geçen Zülfiye ŞANLI,  Şehnaz TEZCAN,Şenol SALCIER, Süheyla HAYIRCI ve Gülhan UĞUR’a katkıları için teşekkür ediyoruz.

 
2 Yorum

Yazan: 19 Mayıs 2014 in 18 Mayıs 1919

 

Etiketler: , ,

ŞEHNAZ SAM BİLKE 2. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ TOPLANTISINDA

DSCF1481

18 Mayıs 2012 tarihinde başlattığımız BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ, 18 Mayıs 2014 tarihinde ikinci kez halkbilimi dalında başarılı çalışmaları olanlara verilecektir.  “Halkbilim ödül töreni, 18 Mayıs 1919 günü Bandırma Vapuru ile Sinop’a gelen Atatürk’ün  anısını yaşatmak amacıyla düzenlenmektedir.

ŞEHNAZ SAM TOPLANTIYA KATILDI

05.01.2014 günü saat 14.00’te Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneğinde “BİLKE 2. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ” toplantısı yapıldı. Sanatçı Şehnaz SAM ve BİLKE Yönetim Kurulu üyelerinin katıldığı toplantıda gündem görüşüldü.

Sanat hayatında ailece yakından tanıdığımız  Şelale Şehnaz SAM, müzik dışında doğal yaşamı koruma, organik tarım ve organik beslenme konularında çalışmalar yaptığı için üst kurulumuzda görev aldı.

Dernek Yönetim Kurulu katkıları için Şehnaz Sam’a çiçek sundu.

DSCF1478

Bu sene verilecek ödüller için,halkbilim dalında başarılı çalışmaların başvuruları değerlendirilecektir. Alanında yeni ve ilk yapılmış çalışmalar olması koşulu aranmaktadır. 2013- 2014 yılında Sinop halk kültürüne hizmet edenler ve halkbilim alanında yapılan akademik çalışmalar tespit edilecek ve değerlendirilecektir. Ödüle uygun görülenler 18 Mayıs 2014 tarihinde yapılacak Üst Danışma Kurulu toplantısında  belirlenecektir. Ödül Töreni derneğimiz tarafından duyurulacaktır.

Toplantımızdan kareler

DSCF1476

DSCF1474

ÖDÜL GEÇEN SENE KİMLERE VERİLDİ?

1-      Halk Müziği Medya Ödülü – TRT MÜZİK Yüreğimde Türküler- Sinop

Yapımcı- Eda ÖZÇETİN

2-Halk Kültürü Tanıtım Ödülü- KURUM- Yurt içi ve yurt dışı fuar tanıtımları

İl kültür ve Turizm Müdürlüğü

3-Halkbilim Hizmet ödül-Yönetici- İşkur Müdürü Lokman CEYLAN

Bilke- İşkur DİKMEN İlçesi ve köyleri, kaybolan el nakışlarının korunması ve yaşatılması Projesi

4- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Kültür ve Edebiyat Dalı – Sinop Belediyesi Kültür Yayınları Ahmet Muhip Dıranas Kitabı- Yazar Şükrü AYDIN

5- Halkbilim Hizmet Ödülü-YEREL KAYNAKLARI KULLANMA-ÜRETİM ve PAZARLAMA- Sinope Meyve Suları Kurucusu ve Sahibi- Mahmut BENK

6- Halkbilim Hizmet Ödülü- Durağan-Dikmen-Gerze-Ayancık kadın ve erkek giysileri Koruma-yaşatma-güncelleme-projelendirme-Süheyla HAYIRCI

7- Halkbilim Hizmet Ödülü- BİBLİYOGRAFYA- Emel Al

Eski Tarihli Sinop Makaleleri- Yazılar- Araştırmalar ve Arşiv Tarama

8- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Organik Tarım-Öztekin ÖZTÜRK

Buğday- mısır- kiren- töngel gibi yöre bitki türlerini organik yetiştirme, Sinop tahıl ve bitkilerini koruma

9- Halk Kültürü Hizmet Ödülü – Arşivleme- Sinop Eski Fotoğraflarını Arşivleme-Zeynel Zeki Özcanoğlu

10-Halk Oyunları Ödülü- İlk Geleneksel Sinop Halk Oyunları Ekibi kurucusu-Nuran ÇAKIR

11- Halk kültürü-Geleneksel el sanatları ödülü-Rasim DEMİR

Ağaç köklerini, çeşitli işlemlerden geçirip şekillendirme

12- Halk Kültürü Hizmet Ödülü- Kök Boya Yarışmasına katılan, “Gerze-   Bolalı köyü geleneksel kökboyaları” konulu çalışma

Ana- oğul Kazım AYDIN ve Hanife AYDIN

13- Halk Kültürü Hizmet-Kültür ve Edebiyat dalı- 19.05.2010 Özellikleri ve Güzellikleriyle İllerimiz ve İlçelerimiz Konulu 13.Hikmet Okyar şiir yarışmasında, Türkiye birincisi olan Sinop güzellemesi şiiri-  Sabiha SERİN

 
 

Etiketler: , ,

1928 ATATÜRK’ün SİNOP YALI PARKI KONUŞMALARININ TAMAMI

atatürk-avrupa söz

Türk Kültürü Dergisinin 3. cildinde, Atatürk’ün Sinop’u şereflendirdiği günün anıları vardı. Yazarı M.Şakir Ülkütaşır’dı. Yazar, Atatürk’ün Sinop’a gelişini birçok kaynakta yayınlamıştı. Yeni bulduğum makalenin altında dikkat çeken bir dip nota rastladım:

Parktaki, hatta pek çok taraflarıyla bilimsel olan bu sohbete ait etraflı tafsilat, Ankara’da çıkan Hürses Gazetesinde vaktiyle yayınladığım ”Türk Dil Kurumunun ilk yılları-Hatıralar”  adlı yazı serisindedir( 3 OCAK 1956  ).”

Atatürk’ün parktaki konuşmalarını merak etmiştim. Ankara’ya Milli Kütüphaneye gittim. 1956 tarihli Hürses Gazetesini bulmak bir hayli zamanımı aldı. Gazeteyi arşivden getirdiler, fakat 3 Ocak tarihli olanı yoktu. Saat ilerlemişti. Akşama Sinop’a dönecektim. Meclis Kütüphanesinde belki olabilir dediler. Hemen bir taksiye atladım ve kapanmadan meclis kütüphanesine gittim. Zamanım çık kısa idi. Girişte çantam, üzerim sıkı bir aramadan geçti, nihayet içeri girdim. Orada aradığım gazeteyi buldum. Görevliler çok yardımcı oldular. Gazeteler mikrofilmlere kaydedilmişti. Hatıralar başlıklı yazı dizisini mikrofilmde bulduk. Yazının tamamını bir CD’ye kopyalattım.

Atatürk Sinop halkı  ile hangi konularda konuştu:

TÜRK DİL KURUMUNUN İLK YILLARI[1]

      Onu 15 Eylül 1928 Cumartesi günü İzmir Vapuru Sinop’a getirmişti. Atatürk, o gün “yatı ilkokulu”nun önce bir dersanesinde, sonra da bahçesinde –dersane döşemelerinin çökmeye başlaması üzerine, kara tahta bahçeye nakledilerek derslere burada devam edilmişti.-vilayet ileri gelenlerinin maarif müdürü ile orta, ilkokullar öğretmenlerinin ve kalabalık bir halk kütlesinin önünde yeni Türk alfabesine dair derslerinin verdi.

Atatürk hepimizi imtihan etti, yeni Türk imlasının esaslarını anlattı. Fakat yazıdaki bazı işaretlerin, hususiyle kesme işaretinin güçlüğünü görünce bunun kaldırılması için Ankara’ya Maarif Vekaletine bir telgraf yazdırdı. Bundan sonra yazıdaki kesme işareti kaldırıldı.

Atatürk, ders bittikten sonra, okul bahçesinde muhafaza edilmekte olan ve Rusların Sinop deniz baskınına ( 3 Kasım 1853) ait acıklı hatırayı tespit eden mermer kitabe ile alakalandı. Ben, kendilerine kitabeyi okudum; gerekli tarihi malumatı verdim. Çok memnun kaldı ve yanlarından ayrılmamamı emretti.

Akşam Yalı’daki belediye parkında aziz misafir ve öğretmenimizin yüksek huzurları ile de ayrıca şeref ve bahtiyarlık duyduk. Vali rahmetli Ethem Bey (1939 da İzmir Valiliği, 1942de Dahiliye Vekaleti Müsteşarlığında bulunmuş zattır) Atatürk’ün maiyetindeki zatlar, vilayet ileri gelenleri, bütün öğretmenler – bu öğretmenler arasında eski Maraş Milletvekili Emin SOYSAL da vardı. Emin SOYSAL o zaman Sinop’ta Ada Başöğretmeni idi. Aziz dostum bu toplantıya ait hatıralarını 10 Şubat 1952 tarihli” Pazar Postasında “neşretmiştir-kalabalık bir halk bu toplantıya iştirak etmişti. Toplantı ziyaretsiz, merasimsiz geçen çok sade, samimi ve o nisbette heyecanlı idi. Atatürk masalarının karşısına oturmamı emretti. Öyle yaptım. Tatlı, meraklı bir konuşma başladı. Bütün konuşmalar yeni Türk harfleri, Türk imlası, Türk dilinin güzelliği, zenginliği, Türk Tarihinin dünya tarihindeki yeni, eskiliği üzerinde cereyan ediyordu.

O sıralarda Prf. Fuat Köprülü ile Yusuf Ziya Bey arasında, basında meşhur münakaşalar cereyan ediyordu. Yusuf Bey “Yunan medeniyeti ve diğer eski medeniyetlerin menşei Asya’dandır ” diyor, Fuat Bey ise aksini savunuyordu. Hülasa bu mevzu üzerinde bir hayli görüşüldü. Atatürk Yusuf Ziya Bey’in tezini kabul ve müdafaa ediyordu. Bu münakaşa konusundan sonra muhasebelerimiz tamamı ile harf inkılabı ve dil meseleleri üzerinde tekasüf anlattı, bizi tekrar aydınlattı.

Ben o zaman memleket folkloruna, Türk- Anadolu halk edebiyatına dair çok geniş malzeme toplamıştım.

Atatürk söz derlemesi faaliyetlerim üzerinde durdu. Kafasında bir fikrin, şimşek süratiyle dolaşmakta olduğunu ve bir şeyler söyleyeceğini hareketlerinden hissediyordum. O sırada bir an tevakkuftan sonra, etrafını çevreleyenle yüksek bir sesle şunları söyledi:

“Arkadaşlar, Şakir Bey’i alakayla dinledim. Bunlar da esas davamızın, mesaimizin içinde bulunan mühim, milli meselelerdendir. Elbirliği ile bunları mutlaka başaracağız. Türk dili güzeldir, zengindir. Onun bu güzelliğini, zenginliğini ortaya koymamız lazımdır. Fakat dilde tasfiyeciliğe, gayri tabiliğe kaçmak istemem.

Ne Türk Derneğinin tasfiyeciliğini, ne de Sebilürreşad’ın Osmanlıcılığını asla kabul edemem” dedi.

Atatürk o zaman sade güzel bir Türkçeyi istiyordu. Dil hareketlerinde bu anlayışa göre bir inkılap yapmak emelindeydi. Bu konuşmaları ile de bu düşüncesini açıkça anlatıyordu.

Vakit gece yarısını çok geçmişti. Atatürk:

“Arkadaşlar, tarihe, dile, harf inkılabına hatta memleket işlerine dair pek çok şeyler konuştuk. Hiçbir yerde bu kadar açılmadım, hususileşmedim. Samimi bir muhit ve hava içinde geçirdiğim bu saatleri unutamayacağım. Çok mütehassisim. Vakit geldi, hatta geçti bile değil mi? Müsaadenizi rica edeceğim” dedi. Biraz sonra da limanda demirli bulunan “İzmir” vapuruna avdet etti. Sinop’tan Samsun’a hareket etti.

ÜLKÜTAŞIR’IN ATATÜRK’E OKUDUĞU TÜRKÜ

Atatürk Sinop’a geldiğinde söz arasında müzikten de konuştu. Ben de müzikten hoşlandığımı ancak alafranga opera, operet değil halk arasında duyup öğrendiğim müzikten hoşlandığımı söyledim. Maraş’ta müzik öğretmenliği yapmıştım. Çocukluğumda ramazanlarda Üsküdar’da teravihten sonra, sahura kadar dolaşanlarla birlikte manicilik yapmıştım. Sesim güzeldi, Atatürk:

–    Haydi öyleyse bir şeyler oku da dinleyelim dedi. Ben de,

“Dönenin anası Şerife Hatun

Döneyi satarlarsa alırım beş bine satın”

Bozlağını okudum memnun kaldı. Bir daha söyle der gibi idi. Ben de

“Yoğurt koydum dolaba” türküsünü söyledim.

Ben alafranga müziği bilmedim, görmedim. Alaturka müziği biliyordum. İnsan görmediği, alışmadığı şeyleri de beğenip sevemiyor. Nitekim sizi görüp sevdik, bağrımıza bastık dedim. Pek hoşuna gitti.

M.Şakir ÜLKÜTAŞIR


[1] M.Şakir Ülkütaşır-  HÜRSES Gazetesi, 3 Ocak 1956, Türk Dil Kurumunun İlk Yılları- Hatıralar

2.Bir İnci Memleketim-Y.SARIKAYA,s:139-153

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Şubat 2013 in Atatürk Sinop'ta

 

Etiketler: , ,

BİLKE YARDIM PROJESİ KOLİLERİ YİBO’YA GÖNDERİLDİ

Derneğimizin 2012-2013 öğretim yılı Yardım Projesi, bu gün Yibo öğrencilerine ulaştırıldı. Proje gönüllülerimizin yaptığı yardımlar arasında alt- üst, iç ve dış giyecekler vardı. Derneğe özenle getirilen giyecekler, tek tek ayrılarak paketlendi ve kolilere yerleştirildi. 06.12.2012 tarihinde, Bektaşağa YİBO Müdürümüze teslim edildi.

DSCF0945

  Projemize katılan dernek üyelerimize çok teşekkür ediyor,gönüllü yardımları için onları kutluyoruz,diğer çalışmalarda da katkılarını bekliyoruz.

DSCF0947

Yibo, yatılı ilköğretim bölge okullarıdır. Bu okullarda 1. sınıftan 8. sınıfa kadar yatılı öğrenciler öğretim görmektedir.Bu yıl, kapanan Karapınar Yibo öğrencileri de Bektaşağa Bölge Okuluna aktarılmıştır. Sinop çevresindeki uzak köylerden gelen  öğrenciler,   pansiyonda kalmaktadır. Projede emeği geçen herkesi yürekten kutluyoruz.

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Aralık 2012 in paylaşım projesi

 

Etiketler: ,

UNUTAMADIM

02. MART.2012- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Yaşım 19, Ordu ili Fatsa ilçesi Yeniköy-Sarıyakup Mahallesinde öğretmenim. Okul mevcudu 90, yeni  öğretmen atanana kadar tek öğretmenim. Okul iki derslikli olduğu için, öğrencileri sabahçı öğlenci yaptım. 1-2-3 sabah, 4-5 öğleden sonra devam ediyoruz. Eğitim öğretime sabah 8.30 başlıyoruz ve akşam 17.00′ de bitiriyoruz. Öğle arası da bayram için koro, halkoyunları çalışmaları yapıyoruz.

Gönlümde,  öğretme aşkının ışığı  yanıyor. Bu ışığın sorumluluğu omuzlarımda kendimce çalışıyor, çabalıyorum.  Ev sahibimin kızı Gülsüm evlenecek. O zamanlar köylerde gelinlik adeti yok. Nasıl cesaret ettim bilmiyorum, ona gelinlik diktim. Maaş günü ayda bir Fatsa’ya iniyorum. ÇAMAŞ henüz nahiye, yürüyerek Çamaş’a oradan da jeep ile Fatsa’ya gidiyorum. O zaman bu günün yolcu minibüsleri yok, 5 kişilik jeepe  9- 10 kişi biniyoruz.

gelinlik dikmek için Manifaturacıdan gerekli malzemeleri aldım. Dikiş makinesi buldum, teyel, prova derken makinada diktim.    Köyde ilk defa bir kız, düğününde gelinlik giymiş oldu. İlçeden etamin de almıştım, genç kızlara etamin üzerine kanava işlemesini öğrettim. Sabahtan akşama kadar okuldayım, akşamı da boş geçirmiyorum. Okulda tiyatro, koro, halk oyunları çalışmayı da sürdürüyoruz. Köylünün ilgi ile katılım sağladığı çok güzel 23 Nisan Bayram kutlaması yaptık.

4. sınıfta gözleri şimşek gibi pırıl, pırıl parlayan Ali ve tatlı kız kardeşi Ayşe, bu gün de gözlerimin önünde. Ayşe’ye bayram için prenses giysisi dikmiştim. Ali, sobaların yanmasında, odunların kesilmesinde, okul nöbetlerinde, bir yerden alınması gereken ihtiyaçlarda en yakın yardımcımdı.

Bir gün biz sınıfta ders yaparken, dışarıdan sesler geldi. Dışarı çıktım ve baktım.  Köyün adamları, hep beraber hasta taşıyorlardı. Ali ve Ayşe’nin annesi fındık bahçelerken kaza geçirdiğini öğrendim. Dere tarafında bir tarlada fındık diplerini kazarken, tepeden üstüne kocaman bir kaya yuvarlanmış. Tarladan alınıp dereden köye gelene kadar aradan 2 saat geçmiş. İlçeye götürülecek, köyün ileri gelenleri, sen de bizimle gel dediler. Bindik cipe gidiyoruz. İlk hastaneye gidene kadar 1 saat daha geçti, yani 3 saat zaman kaybedildi. Hastada hareket yok, sadece nefes alıp veriyor. Çocuklar gözümün önüne geliyor, ne yapsam da anneleri kurtulur, kime gitsem ne yapsam diye düşünüyorum. Hastaneye geldik, atladım hemen acili harekete geçirdim, sedye geldi, hastayı içeri aldılar. Hastayı röntgene, gerekli tahlillere hazırladım. Hayatımın ilk deneyimlerini yaşıyordum. Sonra doktor, ameliyata alacağız, üstündekileri çıkar ameliyat giysisini giydir dedi. Ameliyata hazırlarken hastanın yarasını çok yakından gördüm, yüzünde kocaman bir yarık vardı. Giysisini çıkarırken yarık açıldı. Çok etkilendim, daha ok gençtim. İyi olmasını umut  ederek hazırladım. Hastanın eşi, annesi ve ev sahibimle birlikte sonucu bekliyorduk.  15-20 dakika sonra çıkardılar. Bize  tam teşekküllü bir hastaneye götürün dediler.  Artık anlaşılmıştı, hasta beyin kanaması geçiriyordu. Hastayı tekrar giydirdim ve hazırladım.

Eşi hastayı doktorun tavsiyesi üzerine Samsun Hastanesine götürdü, ben akşam köye döndüm. Ali ve Ayşe’ye ne diyecektim. İçim sızlıyor, yüreğim dayanmıyordu. Onlar benden iyi haber bekliyordu. Eve gittim, gözlerimin içine bakıyordu çocuklar.

Çocuklar, anneniz güzel bir hastaneye gitti, baban ilgileniyor, bize haber verecek. Bekleyelim, dua edelim iyi haber gelsin dedim. Hayatımın en zor anıydı.   Sanıyorum hepsi 6 kardeştiler. Çocuklarla göz göze geldikçe içim yanıyordu.

Ertesi günü köye cenaze geldi……….

Ali ve Ayşe ile bu gün karşılaşsam, zaman sıfırlanır ve ben o günlere geri dönerim eminim. Ali şimdi İstanbul’da iyi bir işte çalışıyor. Telefonla bana ulaştı, konuştuk. O beni unutmamış, ben de onu unutmamıştım. Öğretmenim sizi unutmadım dediğinde sesi, eski acı anıları saklayamıyordu. Yaşadığımız olay, ikimizde de derin izler bırakmıştı.

Yaşar SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,