21.05.2022- BİLKE
İNGİLİZ SUBAY SİNOP’TA SİLAHLARI DENİZE DÖKÜYOR



Sabriye öğretmenimiz, mekanın cennet ruhun şad olsun. Rahmetle…

Sabriye öğretmen hasta yatağında, Belediye başkanımızın öğretmenler günü ziyareti
25.04.2022- BİZİM ÇİLELİ AİLEMİZ- TAYYİP SANDALCI

Mart ayı geldiğinde artık yavaş yavaş ağaçlar ve koyunlar doğurmaya başlar.. Ağaçlar tomurcuklanır (civirdükler açar) çevrede kuzu melemeleri duyulur, bunlar ağır kış şartlarının atlatıldığını müjdelerler çobanın kulağına. Bu mevsim aynı zamanda dere kışlayı kapatıp köy merkezine göçme Zamanıdır. Anlatılmaz bir duygudur köye göçme. Artık zor kış şartları atlatılmış bahar gelmiş, çiçekler çiğdemler açmış, çorba çörek yapmaktan kurtulmuşsunuz, uzunca bir süredir ayrı kaldığınız ailenize, ocağınıza kavuşursunuz, önünüze hazır sıcak yemek gelir. Şimdi hayat hayvanlar içinde sizin içinde çok daha rahattır artık.
Aynı göç heyecanı birkaç ay sonra Mayıs sonu Haziran başı gibi yine yaşanacaktır. Bu defa köyden yaylaya çıkılacaktır. Çoban koyun kuzu sürüyü alıp yaylaya giderken aynı gün öküz arabasına (kanı) yaklaşık 4 ay kalınacak (Haziran-Eylül) yaylada gerekli minimum eşyalar yüklenir , yola çıkılır aynı heyecan bir kez daha son baharda yayladan kışlaya göçerken yaşanır. Bu defa sevincin yerini hüzün almıştır sevgiliden ayrılmak gibidir sanki. Güzel günler geride kalmış ,zor günlere yaklaşmıştır. Yayla zamanı, güzel günler demek, ayran yoğurt bol soğuk suları serince havası ile yazın sıcağından etkilenmezsiniz.
Çoban için yine zordur yaşam, çobanın gecesi ile gündüzü yer değiştirir yaylada; gündüzleri sıcakdan koyunlar otlamaz, gün batımına yakın başını kaldırıp otlamaz , gece yarısından önce koyunlar gelmez ağıla, aynı şekilde sabaha 1-2 saat kala erkenden otlatmaya çıkarırsın koyunu. Geceleri en fazla 1-2 saat uyuyabilir çoban. O nedenle gündüzleri hep uyur çoban, uyuyabilirse tabi, boş bir ağaç gölgesi bulacak , kara sineklere de aldırmayacaksın. Ben bu işi pek beceremezdim, çobanlığı sevmediğim için iyi bir çoban olamadım. Şayet orak zamanı ise bazen çobanın gündüz uyuma hakkı da askıya alınır. Gece uyuduğu 1-2 saatle yetinmek zorundadır. Orak başladı, bu kelime hala beni heyecanlandırır, sanki seferberlik gibidir orak, genç yaşlı herkes bu seferberliğe katılır, orak köy olarak hep birlikte başlanır ve biter , geri kalan salmalığa kalır; yani orak bittiğinde herkes hayvanları çobansız başıboş salıverir, buna salmalık denir. Salmalığa kaldınsa bir taraftan ekinleri hayvandan korurken diğer yandan orak biçersin ki, bu bir adamın başına gelebilecek en kötü iştir.
Orak biter sap çekme eylemi başlar, bu da en zor işlerden biridir; biçilen , toplanan saplar 5-6 km mesafedeki araziden berbat bir “off road” gib %i 40-45 derece eğimli rampalardan aşağı hayvanın direnmesi ile oluşan fren ile paldır küldür ağustos ayının 30-40 derece sıcağı altında kanı ile yayladan köy merkezine taşınır sap..
Bitmeyen bu çile, harmanla devam eder, bu da ayrı bir çiledir. Sabah erken kalkıp harman temizlenir hazırlanır ekinler harmana saçılır, daha sonra öküz veya mandaya koşulan düven ile sıcak altında gün boyu dolap beygiri gibi döner dönersin taa ki saplar iyice parçalanıp daneler ayrılıncaya kadar. Genelde ikindiye kadar sürer sapların parçalanıp harmanı toplama zamanı. Harman toplandıktan sonra som savurma işi başlar, yaklaşık 8-10 m3 hacminde bir som savura savura içindeki daneler ayrılır. Şansın yaver gidip de rüzgar iyi eserse hani bir iki turda bu işi bitirirsin. Yok eğer rüzgar esmez ise Allah bilir ne zaman biteceğini, bizim harmanın yeri hiç de uygun değildi rüzgar açısından, çok zorlanırdık som savurma işinde çoğu zaman gece geç vakitte yarı karanlıkta tamamlayabilirdik işi. Hatta bazen ertesi güne kaldığı bile olurdu, bazen de yağmur yağar birkaç gün kalır som ıslanır dane saman zarara uğrardı. Her yıl değilse bile 1-2 yılda bir böyle şeyler yaşanırdı bizim harmanda. Som savrulup daneler ayrılınca önce gözerden geçer çec, daha sora daha sık gözenekli kalburdan geçirilir . ayıklanan ekinler çuvallanıp sırtlayarak ambara taşırsın bu bölümü genelde kadınlar yapardı bizde, erkek de samanı samanlığa koyar .Bu işlem yaklaşık bir ay kadar sürer, taa ki harmanın kaşındaki sap yığınları bitinceye kadar.
Harman işi eylül ayının bir yerlerinde biter. Bu arada kışa hazırlıklar yapılır bağ bahçe hasat edilir,elma armut, şeker pancarı, kızılcık gibi meyvelerin pekmez pestili yapılır. Artan zamanda derekışladan at eşek ve sırtında kış için ve pestil pekmez işi için odun taşırsın. Dere kışladan odun taşımak hiç de kolay bir iş değildir. 5-6 km mesafe çok kötü bir at eşek ve yaya yolu dimdik iniş dönüşte hayvanın sırtında yük % 60-70 eğimli yokuş yukarı çıkarsınız. Günde ortalama bir sefer yaparsınız ikinci sefere ne zaman yeter nede enerji.
Ekim kasım ayları çevre kasabalarda, Gerze, Durağan ve Boyabat’ta panayırlar kurulur. Bu panayırlarda hayvan pazarları kurulurdu, insanlar hayvanlarını alır satar takas ederdi. Aynı zamanda eğlence çadırları kurulurdu bu panayırlarda , bizim yaşlar için ve bizim gibi köy de yaşayanlar için heyecanlı eğlenceli olurdu panayırlar. Bu boşluk çok da uzun sürmeyecek hava şartlarına bağlı olarak ekim sonu kasım başı gibi çift sürme zamanı başlayacak ve yine kış gelecek yine derekışla yine çobanlık, bu döngü böyle devam edip gider.
Bu döneme ait duyguları kendimce şu dizelerle anlatmaya çalıştım:
DUDAŞTA ÇOBAN OLMAK
Çamurdan çitten yaptığı kulübede barınmak
Kuş ekmeği toplayıp akşama çorba yapmak
Çöpür döşekte uyuyup sınırlı hayaller kurmak
Zor olur Dere kışlada kışı geçirmek.
Civirdüklerden ( yaprak açmadan önce ağacın uyanma belirtis) baharın müjdesini almak
Menekşe çiğdemden takvimi okumak
İlk doğan kuzu sesiyle baharı yakalamak
Hoş olur dere kışlada baharı karşılamak.
Kışı unutup kışın yaşattıklarını unutup kuzularla bahara alışmak
Sonra köye taşınma hazırlıkları yapmak
Yatağını döşeğini yüklenip sürüyü köye sürmek
Buruk olur çobanın Derekışladan ayrılışı.
Yaylaya çıkmak için ülkeri saymak
Evi ağılı elden geçirip yeniden hazırlamak
Sonra sürüyü alıp yaylaya çıkmak
Yaman olur Dudaş’ta yaylaya göçmek
Bahar yağmurları ile sırılsıklam olmak
Peşinden güneşle kebeyi kurutmak
Sonra bağrını güneşe verip uyumak
Güzel olur çobanın baharı yaşaması
Çam dan yayı çıkarıp avuz pişirmek
Düet yapan gugukların bülbüllerin arasından geçmek
Kuzu oğlak seslerini müzik gibi dinlemek
Başka olur çobanın baharı yaşaması
Kayan yıldızlara bakarak dilek tutmak
Saman yolunda turlayıp aya konmak
Dolunayda oturup kitap okumak
Farklı olur çobanın mehtap anlayışı.
Gece yarısı sürüyü kırlara sürmek
Yıldızlardan saati okumak
Sonra sürüyü alıp kuşluğu gelmek
Böyledir çobanın yazı yaşaması.
devamı gelecek……..
15.04.2022-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Öğretmen Okulu öğrencisiydim, Psikoloji dersinde işlediğimiz Pavlov’un “şartlı refleks” deneyi ilgimi çekerdi. Pavlov, köpeklere et verirken zil çalmış ve bu deneyi sürekli tekrarlamış. Sonra zili çalmış ama et vermemiş, köpekler de et gelecek zannettiklerinden salyaları akmaya başlamış.
Reklam filmlerini izlerken, siz de benim gibi bu deneyle ilişkilendirir misiniz bilmiyorum. Katkı maddeleriyle allanan pullanan gıda ürünleri, reklamasyonla ağız sulandırır. Sonra da toplumu bağımlı hale getirir. Hele çocuklar, bu kandırmacanın içinde, kendi olmayı keşfedemeden büyürler. Sürdürülebilir kazanç kapısı oluşur, gdo’lu ürünlerin de istekli tüketicileri hazırdır.
Kralın çıplak olduğunu bile bile KRAL ÇIPLAK diyemeyen toplum ve KRAL ÇIPLAK diyen küçük çocuk, ne güzel bir derstir. Pavlov’un zil sesi etkisi gibidir korku ile oluşturulan dayatmalar. Toplumun normlarını oluşturur ve toplum da kabulleniverir. Sorgulamaz, araştırmaz ve boyun büker.
Ne isterdim biliyor musunuz? Öğrenilmiş çaresizlik, yerini öğrenilmiş uygarlığa bırakabilseydi. Filmi tersine çevirseydik de, zil sesi iyiliğin, doğruluğun anonsunu özümüze işleseydi. Kötülüğün hızla büyüdüğünü göreceğimize, iyiliğin hızla büyüdüğünü ve yayıldığını görebilseydik. Y.SARIKAYA

14.03.2022-Ayşe Yaşar SARIKAYA
Sinoplu olup da Mamalika ya da kaşık kesmesi adını verdiğimiz yemek türünü bilmemek mümkün değil. Ne zengin bir coğrafyada yaşıyoruz. Sinop otlarından yapılan sac böreği çeşitlerini, yoğurtlu ve kavurma otlarımızı, yine bu otlardan yapılan tepsi ve çiğ börekleri değerlendiremedik. Her biri zengin soğuk ve sıcak meze, ara sıcak, ana yemek olabilecek özellik taşıdığı halde.
Sinop rüzgarı eser kuzeyden güneyden
Eksik kalmaz doğudan ve batıdan
Bir serin, bir sıcak, bazen de alabora
Rüzgarın mesti olmuşuz hepimiz
Esinti sersemliğinde.
Değerlendirilir bir gün diyelim ve gelelim mi kaşık kesmesine. Yazıyı yazmama sebep olan aşağıdaki 1893 yılı fotoğrafı. Alman gezgin Flottwell TİLKİLİK köyünde araştırma yaparken çekmiş. Flottwell gezgin ama, bu fotoğraftakiler de gezginliğin kitabını yazmışlar desem inanın kelime tam da anlamını bulacak. Kim bilir belki de içlerinde büyük büyük dedem vardır. Kostüm, yemek kapları, oturuş, duruş 120 yıl öncesi TİLKİLİK halk kültürü hakkında çok şey anlatıyor.
Fotonun sol kenarında bir kadın oturuyor. Hep derim ki, bizim kadınımız erkeğimiz misafirperverdir. Kadın, erkek birlikte iş yaparlar, kadın her alanda erkeğinin yanındadır. İşte fotoda yabancı araştırmacıların içinde köyün kadını ve erkeğini bir arada otururken görüyoruz. Foto için Sayın Bünyamin KIVRAK’A vesile olan Sayın Ahmet KÜÇÜKBAŞ’A teşekkür ediyorum.
İşte bu köyde kaşık kesmesinin adı, beni sözcüğün hafızası içine öyle bir sürükledi ki, zamanda geçirdiği evreler gözümün önümde açılıverdi. Ve doğru, bir çok doğru ile desteklendi.
2010 baskılı BİR İNCİ MEMLEKETİM kitabımın KÖLAMUR bölümünü bu foto eşliğinde paylaşmak istedim:




04.03.2022-A.Yaşar SARIKAYA

Biz hem çok meraklıyız, hem de hazır bilgiyi seviyoruz ne dersiniz. Araştırma yapma ve kitap okuma alışkanlığımız yok. Bilgisayar ve cep telefonları da toplumu hep hazıra alıştırdı. Nereden geldi söz buraya derseniz, araştırmalarım ile ilgili çok soru ile karşı karşıya kalıyorum. Kaynak veriyorum, isteyen kaynak kitaba erişsin ve sorularının cevabını bulsun diye. Genellikle kolay olan tercih ediliyor.
Bu gün, 1927-1928 tarihinde Sinop Vilayeti ve kazalarında çalışan memur isimlerini paylaşacağım.
Sinop Vilayetinin ve kazalarının memurları ve isimleri 1927-1928 tarihli Devlet Salnamesine göre aşağıdaki tabloda verildiği gibidir(KAYNAK:Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1927-1928, 936.-Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1927-1928, 944-945.Hürü SAĞLAM TEKİR / KAÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 13- 2014, 133-145)
Sinop Vilayeti
| Memuriyet | Esami |
| Vali | Ethem Bey |
| Defterdar | Ahmet Lütfi Bey |
| Tahrirat Müdürü | Rıfat Bey |
| Müftü | İbrahim Hilmi Efendi |
| Ağır Ceza Reisi | Fikri Bey |
| Müdde-i Umumi (Savcı) | Mithat Bey |
| Aza | Mahmut Bey |
| Aza | Kemal Bey |
| Mülazım | Şinasi Efendi |
| Müstantık (Sorgu Hâkimi) | Ali Ulvi Bey |
| Ġcra Memuru | Abdulvahid Bey |
| Belediye Reisi | Mustafa Bey |
| Jandarma Kumandanı | Kahraman Bey |
| Ser Komiser | Tahir Bey |
| Maarif Müdürü | Mehmet Rıza Bey |
| Muavenet-i Ġctimaiye Müdürü | Hüseyin Zühtü Bey |
| Muhasebe-i Hususiye Müdürü | Necib Bey |
| Nüfus Müdürü | Mehmet Fikri Bey |
| Evkaf Memuru | Ali Bey |
| Orman BaĢ Müdürü | Şükrü Bey |
| Ziraat Memuru | Bahtiyar Bey |
| Baytar Müdürü | Şükrü Bey |
| Posta ve Telgraf Müdürü | Hüsam Bey |
| 1.2.Boyabat Kazası Memuriyet | Esami |
| Kaymakam | Lütfi Bey |
| Mal Müdürü | Bahattin Bey |
| Müftü | İsmail Hakkı Efendi |
| Hukuk Hâkimi | Rıfat Bey |
| Ceza Hâkimi | Cemil Bey |
| Müdde-i Umumi | Muhtar Bey |
| Müstantık | Kemal Bey |
| Hükümet Tabibi | İsmail Zühtü Bey |
| Posta ve Telgraf Müdürü | Fuat Bey |
| Gerze Kazası Memuriyet | Esami |
| Kaymakam | Avni Bey |
| Mal Müdürü | İsmail Şevki Bey |
| Müftü | Salih Hulusi Efendi |
| Mahkeme Reisi | Ahmet Feyzi Bey |
| Müdde-i Umumi | Ahmet Zühtü Bey |
| Müstantık | Kemal Bey |
| Hükümet Tabibi | Mehmet Cemalettin Bey |
| Posta ve Telgraf Müdürü | Mehmet Sıtkı Bey |
| Ayancık Kazası Memuriyet | Esami |
| Kaymakam | RüŞtü Bey |
| Mal Müdürü | Abdullah Bey |
| Müftü | Ahmet Efendi |
| Hakim | Yusuf Efendi |
| Müdde-i Umumi | Mehmet Fahri Bey |
| Müstantık | Niyazi Bey |
| Hükümet Tabibi | Kenan Bey |
| Posta ve Telgraf Müdürü | Refik Bey |
24.02.2022- Hayrettin BOZKURT

1853, Osmanlı-Rus Deniz Savaşı sonrası yapılan Paris Antlaşması gereği;
” Osmanlı ve Rusya Karadeniz’de donanma bulundurmayacak, tersane kuramayacak”O gün, Sinop’un geleceği açısından, kader anıydı ve tersane kapatılmış, ustalar şehri terk etmişlerdi.
Yüzyıldan fazlaca bir süre, Sinop’ta gemi yapılmadı, yapacak usta yoktu.
Ta ki, Çetin Usta’ya kadar..
Sinop’ta, onlarca balıkçı teknesi yapan,
Çetin Usta; Mustafa Kemal ve maiyetindekileri Samsun’a taşıyan, Bandırma Vapuru’nu, birebir ölçüleriyle yaparak, Taşkınlar Gemi Sanayi Ticaret AŞ olarak, Samsun’a büyük bir eser bıraktı.
Bandırma Vapuru, Sinoplu Çetin Usta’nın eseridir, bizimdir…

Dünyanın çeşitli ülkelerinde yüzen, yapmış olduğu 80 gemiye, ek olarak Norveç’ten 16 adet savaş gemisi teklifi geldiğinde, Sinop’un efsane Usta’sı, ne yazık ki, gerekli desteği göremediği için üzüntüsünden kahretmişti..
Bugün, Sinop’ta, denizin sıfır noktasında halen bir tekne, gemi imalatı, üretimi yoksa, Sinop’ta yaşamanın anlamı nedir?
Konya, Kayseri, Kastamonu’dan farkımız nedir?
Çetin Usta; bu yüz yılda görebileceğimiz son Usta idi..
Sevgili Çetin Usta; bu kentin bu yüzyılına, imzanı attın..
Unutulmazlar arasında yerini aldın..
Müteşekkiriz!
Saygı ile..
Hayrettin Bozkurt
06.02.2022-Prof.Dr. Cevdet YILMAZ-TARİHİ SİNOP KALESİ CEZAEVİ
Hapishaneyi Meşhur Kılan Sebepler
Sinop hapishanesinin kurulus yerinden kaynaklanan bazı hususiyetler ile bizzat cezaevinin kendisi onun kaçılması imkânsız bir yer olarak söhret kazanmasını saglamıstır. Burayı, ABD’de San Fransisco yakınlarındaki bir ada üzerinde bulunan ve birçok filme konu olan ünlü Alcatraz hapishanesine benzeterek, “Anadolu’nun Alcatraz”ı olarak tanımlayanlar da vardır (Foto 3). Sinop Cezaevi’ni “girilir, ama çıkılmaz” yapan bu söhretin temelinde cezaevi ve onun bulundugu yerin, baska birçok faktör yanında, fiziki ve beseri cografya özellikleri önemli rol oynamıstır.

* Sinop’un konumundan kaynaklanan nedenler
Sinop sehri dogu-batı dogrultulu Boztepe Yarımadası’nın ana kara ile birlestigi kesimde kurulmustur. Sehrin denize bakan kuzey kıyıları Karadeniz’in hâkim kuzey rüzgârlarına açık oldugu için gemilerin güvenli bir sekilde yanasmasına imkân vermezken, güneyde kalan iç liman (Ak Liman) gemilerin kolaylıkla kıyıya yanasmasını saglayan ideal derinligi ve fırtınalı havalarda sagladıgı güvenli bir liman olmasıyla dikkat çekmektedir. Bu özellik sadece ticaret gemilerinin degil, stanbul’dan mahkûm getiren gemilerin de
kolaylıkla limana yanasmasına ve limanın hemen kenarında bulunan hapishaneye
mahkûmların yine güvenli bir sekilde transferini mümkün kılıyordu. Karadeniz’de bu sartlara sahip olmayan yerlerde mahkûm getiren gemilerin fırtınalı havalarda deniz sakinlesene kadar açıkta beklemeleri ve bu nedenle tahliyenin gecikmesi gemide isyan dâhil türlü problemlerin çıkmasına neden olabilirdi. Sinop Cezaevi’nin bu sekilde güvenli bir limanda bulunması ona ayrı bir üstünlük saglamıstır (Foto 4).
Sinop Kalesi anakarayı Boztepe yarımadasına baglayan tombolonun (kıstagın) en dar yerine kurulmustur. Cezaevi olarak kullanılan İç Kale’den kaçan bir mahkûmun önce Dıs Kale’den de çıkması, ardından da anakaraya geçmesi gerekecektir. Cezaevinin kuruldugu yer ile ana kara arasında kalan saha berzahın en dar yeri olup iki deniz arasında kalan yaklasık 300 m’lik mesafe güvenlik kuvvetleri ile sarıldıgı takdirde kaçan mahkûmu yakalamak çok kolaydır.
Bir mahkûm kale ve sehirdeki tüm engelleri asarak kaçmayı basarsa bile o zaman da karsısına bir baska engel olan Sinop ilinin daglık, engebelik ve ormanlık yapısı çıkmaktadır. Yörede yerlesmenin seyrek, ormanlık alanların da genis yer kaplaması karadan kaçan bir mahkûmun uzun süre fark edilmeden çok uzaklara gitmesini ve yiyecek bulup karnını doyurmasını engellemektedir. Firar eden bir mahkûmun bu sartlarda kendini güvende hissedecegi bir yere ulasması çok zor bir ihtimal olarak görülmektedir.
Deniz yoluyla kaçıs ise daha da imkânsızdır ve ancak sehirden birilerinin tekne
destegi vermesi ile mümkündür. Gerek Sinop sehir halkı, gerekse çevredeki köylüler bu
konuda hep devletin yanında olmus, hiç asi olmamıs, bu tür girisimlere hiçbir zaman destek
vermemislerdir. Böyle bir kaçma durumunda yönetimin köylülere haber salması yeterli
olacak, halkın ihbarı ile kaçaklar kolaylıkla yakalanabilecektir.
Sinop sehri yerel cografi sartları ve konumundan kaynaklanan bu özellikleri nedeniyle, “kalebent” ve “pranga” mahkûmları için, (Akka, Diyarbakır ve Musul ile birlikte) Osmanlı’nın en önemli sürgün yerlerinden biri olmustur. Nitekim arsiv kayıtlarında 1913 yılına gelindiginde Sinop’tan baska bir yerde kalebent mevkisi kalmadıgından ve buranın da dolu olmasından, bu cezayı uygulamak için gerekli baska yer bulunamadıgından sikayet edilerek, bu cezanın uygulanmasına yönelik iyilestirmelere gidilmesi için gerekli kanunların çıkartılması istenmistir (Sen 2007:56).
* Cezaevinin konumundan kaynaklanan nedenler
Sinop Cezaevi İç Kale içinde yer almaktadır. Cezaevinden kaçmak isteyen birisi önce İç Kale’nin yüksek duvarlarını, bu duvarlar üzerinde nöbet tutan ve devriye gezen güvenlikçileri geçmek, sonra asagı atlamak ve tekrar Dıs Kale’yi geçmek zorundadır (Foto5).
1900’lü yılların baslarına kadar Dıs Kale’nin kapısı aksamları kapanır, sabahları açılırdı.
Böylece sehre giris çıkıs kontrol altındaydı. Kale içinde kale olan Sinop Cezaevinden bu nedenle imkânsızdır ve bu imkânsızlık Sinop Cezaevi’ni mahkûmların korkulu rüyası
yapmıstır.
Osmanlı’da askeri veya siyasi suç isleyen kisilerden herhangi birine verilen idam cezası genellikle zindanlarda yapılır, idam sonrasında cesetler denize atılırdı (Sen 2007:5).
Daha çok İstanbul’da görülen bu uygulamanın benzerlerinin Sinop Cezaevi’nde de
uygulanıp uygulanmadıgı bilinmemekle birlikte, Sinop Hapishanesi’nde zindan ve denizin
bir duvar kalınlıgı mesafesi kadar birbirine yakın olması buranın dikkat çekici bir diger özelligidir.
Yine mahkûmlar açısından Sinop Hapishanesi’nin ürkütücü olan diger bir özelligi
de kalenin zemin sartlarıdır. Özellikle kalenin güney duvarına yakın olan kısımda bulunan
disiplin hücreleri ve bazı koguslar, zeminin deniz seviyesinde olması nedeniyle asırı
rutubetlidir. Bu nedenledir ki buraya düsen bir mahkûmun bir süre içerde kaldıktan sonra,
ceza süresi bitse bile, buradan tekrar saglıklı bir sekilde çıkması zor bir ihtimaldir.
Makalenin tamamı:
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/26910
24.01.2022-A.Yaşar SARIKAYA
Bu gün geçmişe doğru bir yolculuk yapalım yine. Biliyorsunuz sitemizde amaçsız bir konu işlemiyoruz. Köylerimize yerleşimler konusuna, sosyolojik açıdan değinmek istiyorum.
Belgelerden, dağınık grupların, farklı zamanlarda Sinop köylerine göç ettiği sonucunu çok net olarak görülür. 1487- 1580 hane sayılarının olduğu tabloda bulunmayan köylerde yerleşim olmadığı anlaşılıyor.
Biz Sinop’ta, 1487 yılından 1580 tarihine kadar köy yerleşimlerine bakalım:

.
Köylerde yaşayan halk, yaşam ihtiyaçlarını gidermek için birlikte hareket ediyor, temel ihtiyaçları karşılamak için el ele veriyorlardı. Birlik ve beraberlik içinde, imeceler yapılıyordu. Büyük şehirlerin rant merkezi oluşu, köyden göçlerin artması ve köylerin boşalması toplumun sosyolojisini oldukça etkilemiştir. Köyler, artık ziyaret edilen tatil merkezi gibidir.
Köy yollarımız, Karadeniz bölgesinin ihmal edilen yollarının başındadır. Toplum için el ele vermek, birlikte hareket etmek artık yerini bireyselliğe bıraktığından, ihmaller zinciri devam edegelmektedir. Zor yılların kahramanı olan bir nesil, artık yerini bu gün teknolojinin esiri olan nesle bırakmıştır. Toplumsal duyarlılığın yerini de bireysel doyumsuzluk almıştır.
Sosyolojik ve psikolojik etkiler, eğitimciler tarafından bilinmekte, uygulama aşamasına ne yazık ki geçilememektedir. Eğer toplum, bu konuda köydeki imeceler gibi aynı duyarlılıkla hareket etse, olumlu gelişmeler olabilir, iyi sonuçlar alınabilirdi.
Bu tablodan sonra hane sayımı olarak yapılan nüfus sonuçlarına bakalım:




KAYNAK: M. Ali .ÜNAL-OSMANLI DEVRİNDE SİNOP
03.01.2022-A.Yaşar SARIKAYA
BALATLAR VE KEFEVİ MAHALLELERİ
2006 yılında 2. kitabım baskıya girdikten sonra, sıra ailemin ve köyümüzün Başbakanlık Osmanlı Arşivinde olan nüfus kayıtlarını bulmaya gelmişti. Söylerken çok kolay geldiğine bakmayın. Bulunduğumuz yere uzaktı, dolmuş, otobüs, taksi derken arşive ulaştım.
Kapıda kimlik kontrolünden sonra, araştırma yapabilmem için panoramik fotom çekildi, giriş kartı çıkarıldı ve sonunda arşive girebildim. Kayıtlar tamamen Osmanlıca. Sadece sancak, kaza ve köy isimlerini okuyabiliyorum. Sinop’un zaman zaman Kastamonu, Bolu ve Canik sancaklarına bağlı olduğunu gördüm. 2 gün çalıştım, okuyabildiğim köy ve divanların kaydını aldım.
Doğduğum köyün nüfus kayıtlarını, 2 sülale dışında çözümledim. BOA uzmanından ve Sinoplu çevirmenden yardım aldım. Sonra sitede yayımladım, ilgi gördüğünü söyleyemeyeceğim. Elimde olan kayıtlardan Sinop merkez mahallelerini sıra ile veriyorum. İlgi görürse diğer mahalleleri de vereceğim. Mutlaka çevirmene ihtiyaç olacak. 1835 yılında yapılan nüfus kaydı, BALATLAR MAHALLESİ ve KEFEVİ:

İlgi olursa, diğer mahalleleri de yayımlarım. hoşça kalın.
18.12.2021-BİLKE
Sinop köylerinde, yerleşimler dağınıktır. 1071’den sonra Anadolu’nun her tarafından Sinop’a yapılan göçler dağınık gruplar halinde olmuştur. 2-3 ev bir mahalle, bir sülale bir mahalle oluşturmuş, bu yüzden evler dağınıktır. Sahilden yükseklere çıkıldıkça, evlerin ve ambarların mimarisi değişir, detay azalır, kullanım amacı öne çıkar ve işlev kazanır.




Sinop’ta ahşap konaklar, kent merkezinde olduğu gibi köylerde de vardır. Konaklar sülale adı veya sülalenin ileri gelen kişisinin adı ile anılırlar. Sinop Merkez Avdan Köyü Sarıdüz Mahallesi 1 numarada yer alan Tercümanoğlu Konağı akademik bir çalışmaya konu olmuş.

Çalışmanın detayını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz:
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/609435


Ne emeklerle yapılmış bu yapılar. Ustaları bu dünyadan göçüp gitseler de tahtaların her zerresine sinen izleri bu gün de gelecekte de yaşayacak. Köylerde saklı olan ahşap ev ve ambar kültürümüzü, kentin karmaşası sevdasına yitirmeyelim, fotoğraflayalım.