RSS

Etiket arşivi: sinop

1200 YILLARINDA SİNOP

08.05.2021-BİLKE

SİNOP’TA SELÇUKLU MİRASI

ESKİ TÜRKİYE FOTOĞRAFLARI ARŞİVİ

“Zekiye TUNÇ-Dr. Öğr. Üyesi, Sinop Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, ztunc@sinop.edu.tr, ORCID: 0000-0002-4308-0704”

“Arzu ÖZBEK-Öğretmen, Özel Öncü Çağdaş Özel Öğretim Kurumu, arzukaraahmetoglu@hotmail.com, ORCID: 000-0003-0348-9908”

Sa’deddin Mesʻud: Selçuklu döneminde yaşamış âlim, şair ve tabiptir (Turan, 1988, s. 156; Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî, 2018, s. 20). Hakkındaki bilgileri mektuplarından tespit edebiliyoruz. Sa’deddin Mesʻudʼun özel mektuplarının olduğu kitabında, dostlarıyla mektuplaştığı görülmektedir. Kitabındaki mektuplar Selçuklu devlet yönetimine dair bilgiler içermekle birlikte, dönemin sosyo-kültürel ve edebi hayatını da yansıtırlar (Turan, 1988, s. 156).
Sa’deddin Mesʻudʼun Sinop ile ilgili yazıları (Peacock, 2010, p. 115) Selçuklular zamanında şehrin durumu hakkında bilgi verdiğinden önemlidir. Eski Çağ yazarlarından Strabon’un doğa ve insanlar bakımından güzel olarak tasvir ettiği Sinop (Strabon, 2009, s. 23) için Sa’deddin Mesʻudʼ da benzer ifadeler kullanmıştır ve şehir ile ilgili yazdığı metinler şöyledir:

Latif, neşeli ve güzel bir yer olan Sinop beldesi hakkında ne denilebilir! İki deniz arasında bulunan bu şehrin toprağı amber ve havası misktir. Bağ bağ üzerine, dal dal üstüne, sofa sofa üzerinde, köşk köşk üstündedir. İnsanları zarif, tabiatları hoştur. Gönül bağlarlar ve âşina yüzlüdürler. Zemini cennet gibidir, orada âhû gözlü inciler vardır. Çocukları nar tanesine benzer; öpmek ve sarılmak için çok parlak, dudakları şeker ve yanakları naziktir. Pervin yıldızı onların incilerinden çok sönük bir hale gelir. Orada bulunan kızlar bedr-i tam gibidir ve her ne arzun var ise hâsıl olur. Her biri Tatar âhusûna benzer; zülüfleri misk gibi kokar; dudakları kırmızı gül çiçeğidir. Memeleri fildişi hokkasına benzer. Bunlar Rus, Alan, Rum; Kıpçak, Karluk (Ḫalluḫ) ve Keşmir dilberleri olup hepsi kendi güzelliğinde sultandır ve her birine can müştaktır. Boy ve bosları nârvan ağacı gibi olup gül yanaklı ve gümüş tenlidirler; endâmları mevzun, yüzleri güzel, bakışlarından da ne kadar lütufkârdırlar. Onlardan bir tane ele geçirirsen o anda bahtiyar olursun. Hoş şehirler vardır, ama Allah’ım böyle bir şehir nerede bulunur!” (Turan, 1988, s. 159-160).
Sa’deddin Mesʻudʼ Sinop için yine şöyle demektedir:

Burası şehir değil, meğer cennet imiş; toprağı amber, suyu baldır. Sağa sola koşan çocukları meleklere eş, âhû gözlüdür. Bunlar Rum, Kıpçak veya Uygur güzeli midir? Meğer burası Çin yolu üzerinde bir put-hâne imiş. Leylâ olur, mecnun gibi söyler: O hoş Husrev, o güzel Şîrîn budur!. Bu şehirde ne din kalır, ne dünya; dünya yoksa dinin yeri nedir?” (Turan, 1988, s. 160-161).
Sa’deddin Mesʻud’un şiirlerinde kozmopololotik bir şehir olarak gördüğümüz Sinop’ta yaşayan milletler şunlardır: “Rus, Alan, Rum, Kıpçak, Karluk (Ḫalluḫ) ve Keşmir” (Peacock, 2010, p. 115; Turan, 1988, s. 159-160). Orta Çağ kaynaklarında “Âşıklar Adası” manasına gelen Cezîret ül-ʿuşşak lakabının Sinop için kullanılması Sa’deddin Mesʻud’un şiirlerindeki temaya uygun görülmektedir (Turan, 1988, s. 161).

 
2 Yorum

Yazan: 08 Mayıs 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP’TA ESKİ UYGARLIKLAR

29.03.2021- BİLKE

Eski çağlardan beri SİNOP insanlığa yurt olmuştur. Bu güzel coğrafya, kaçıncı zamanda kaçıncı kez canlılara ve insanlara kucak açtı diye düşünebiliriz. Bu konularda araştırmalar olsa da, daha fazla araştırmaya, daha fazla kazıya, daha fazla incelemeye ihtiyacımız vardır. Şurası kesindir ki, SİNOP doğal konumu ile her zaman insanların ve uygarlıkların dikkatini çekmiştir.

Anadolu, en eski uygarlıkların anasıdır. Ne Ortadoğu’ya ne de Avrupa’ya benzemez. Eski dönemlerden kalan olumsuz geleneklerin izlerini yaşatanlar hala olsa da; bunun yanında 3 tarafı denizle çevrili olan ANAKARA, dünya ülkeleri ile ticari ilişkileri ile modernliği de yakalayabilmiştir. Yerinde bilime, modernliğe önderlik etmiş, yerinde uygarlığa ANA olmuştur.

Sinop da 3 tarafı denizle çevrilidir. Uygarlık konusunda, Anadolu gibi zengindir. Hangi uygarlıklar , hangi tarihlerde Sinop’ta bulunmuşlar, birlikte bakalım:

Sinop tarihindeki bazı önemli eski çağ dönüm noktaları ise söyledir (Bilge Umar, 2000, 168);
• M.Ö. 2200-2000 Akaların Sinop’a gelisleri,
• M.Ö. 1800 Sinop’un bir ara Hititlerin faydalandıgı bir iskan yeri olusu,

M.Ö. 1330 Gaskaların Sinop ve çevresine egemen olusları,
• M.Ö. 1344-1180 Sinop’un zaman zaman Hitit kontrolüne girisleri,
• M.Ö. 1200-1180 Hititlerin tarihten silinisi,
• M.Ö. 1117-1090 Asurluların Karadeniz’e çıkısları, Sinop’la ilgilendikleri sanılır.
• M.Ö. 679 Sinop’a Friglerin egemen olusları,
• M.Ö. 676 Frig kralı Midas’ın Kimmerlere yenilisi ve kendisini öldürmesi,
• M.Ö. 676 Kimmerlerin Sinop’u baskent yapmaları,
• M.Ö. 650 Kimmerlerin tarihten silinmesi,
• M.Ö. 690 Sinop’un Milletlerin kolonisi haline gelisi,

M.Ö. 656-546 Sinop’un Karadeniz’de Lidya’nın en önemli bir ticaret limanı
olusu,
• M.Ö. 480 Sinop’un bagımsızlıgı ve ilk kez para bastırılması,
• M.Ö. 169-120 Sinop’un Pontus krallıgının baskenti olusu,
• M.Ö. 70 Sinop’un Romalıların eline geçmesi.

SİNOP ARAŞTIRILDIKÇA, TARİHİ KAZILAR YAPILDIKÇA DAHA NE ZENGİNLİKLER GÜN YÜZÜNE ÇIKACAK. KÖYLER, DAĞLAR, TÜMÜLÜSLER ARAŞTIRILMAYI BEKLİYOR.

YAZILARIMIZ, ARAŞTIRMALARIMIZ DAHA GELİŞMİŞ, DAHA ZENGİN BİR SİNOP İÇİN…BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Mart 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

PAŞA TABYALARI GÖRMEYE DEĞER

26.03.2021-BİLKE

Sinop zengin bir tarihi geçmişe sahiptir. Yeter ki doğru değerlendirilsin ve güzellikler gün yüzüne çıksın. Paşa Tabyalarına doğru gidelim mi ne dersiniz?

Turist kafileleri hem gezer hem de yanında da spor aktivitelerinin yapılabileceği alanlar olabilir galiba ne dersiniz? Turizm alanında yapılacak çok iş olduğu kesin.

Sinop Tarihi Paşa Tabyaları (1)

Tabya nedir?

Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen askeri yapıdır. İlk olarak 11. yüzyıldan sonra kullanıldığını görülen tabyalar, I. Dünya Savaşı’ndan sonra önemini kaybetmişlerdir. Amacı: Tabyalar stratejik önem arzeden bir bölgenin, yerin, yolun veya şehrin güvenliğini ve savunmasını sağlamak üzere genellikle bölgenin hakim bir tepesine veya dağ yamacına yapılmış askeri tesislerdir.
Kurulum amaçları, düşmanı ileri savunma hattı oluşturarak engellemektir. Şehirlerin ileri karakolu vazifesindedir.
Tabyalar yapı itibarıyla mimari kaygılardan bağımsız olarak sadece sağlamlık ve güvenlik esas alınarak inşa edilmişlerdir. Ana binası ve ulaşım yolları genellikle toprak setlerle koruma altına alınmıştır. Yapıldıkları yerin durumuna göre planlandıklarından dolayı birbirlerine benzememekle birlikte genel olarak şekillerine istinaden yıldız tabya, toprak tabya, hilal tabya, yay tabya şeklinde sınıflandırılmışlardır.

Paşa Tabyaları Mimari Özellikleri
Alt yapısını sert volkanik kayaların oluşturduğu paşa tabyalarının rakımı 43 metredir. Herhangi mimari plan olmadan, çukur kazılarak inşasına başlayan paşa tabyalarının en değerli tabyalar listesine girmesinin ana sebeplerinden birisinin oldukça sağlam ve güvenli olmasını söyleyebiliriz. Yapılış şekillerine göre isimlendirilen tabyaların isimleri şu şekildedir: yıldız, toprak, hilal ve yay. Paşa tabyaları ise hilal tabya olarak isimlendirilebilir yapılışına göre. Kuşbakışı ile bakıldığında hilal olduğu net şekilde görülecektir. Paşa tabyaları 11 adet top yatağından, cephanelikler, mahzen gibi üç ana bölümden oluşur. Bu bölümlerin yanı sıra yer altında gizlenmiş sığınaklar kilometrelerce uzunluğa sahip yer altı geçitleri ile birbirlerine bağlanmaktadır.

Bu Tabyalar Karadeniz’in Rus saldırısına karşı korunabilmesi amacıyla inşa edilmişlerdir. Ancak özellikle Kırım Savaşı’nda görüldüğü üzere bu tabyalarda bulunan topların menzillerinin kısa olması, buna karşılık Rus donanmasının atış menzilinin daha uzun olması nedeniyle tabyalar beklenen faydayı sağlayamamışlar ve Sinop kenti Rus donanması tarafından topa tutulmuştur.

1- T.C. ONDOKUZ MAYIS ÜNİVERSİTESİ
Kurupelit Kampüsü 55139 SAMSUN Tel: +90 362 312 19 19 Faks: +90 362 457 60 91 iletisim@omu.edu.tr http://www.omu.edu.tr
Fen Edebiyat Fakültesi
Tarih Bölümü
Tarihi Saha Araştırmaları II

Güzel Sinop daha da güzel olsun. BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Mart 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

SİNOP AMFORALARI

28.02.2021-BİLKE

Batıdaki bir çok merkezde, mühürlü 20.000 Sinop Amforası bulunuyor. Sinop değerlerinden nerede ne varsa gündemimize almaya devam ediyoruz. Kentimizin, TURİZM şehri olması hedefleniyor. Biz de bu konuda araştırmalar yapıyoruz.

Fotoğrafta damgalı Sinop Amforası, altına düşülen notta şu yazıyor:

Not: Sinop Amforalarının büyüklüğünü göstermek için bana modellik yapan ve yazılarımı bilgisayarda temize çeken Gazeteci kızım Doğa Desen Aydemir’e teşekkür ederim.

   Sinop tek başına Karadeniz’in en büyük amfora üretim merkeziydi. Bunu da öncelikle limanının doğal avantajına borçluydu. Tarihin babası Herodot, “Herodot Tarihi”nde Sinop’u Karadeniz’in en büyük ve önemli kentlerinden biri olarak anar. “Antik Çağda Amforalar” adlı ciddi bir kitabı bulunan Sn. Ersin Doğer ise bu kitabında Batıdaki bir çok merkezde mühürlü 20.000 Sinop amforasının bulunduğunu belirtir.

Strabon’sa coğrafyasının Anadolu bölümünde Sinop’u uzun uzun anlatır ve aynen şöyle der: “Sinope dünyanın o kısmındaki kentlerin en önemlisidir. Bu kent Miletoslular tarafından kurulmuştur.”  (Benim görüşüme göre Strabon yanılmaktadır. Çünkü Sinop’ta yerleşim bronz çağında başlar. Strabon ancak “kuruldu” kelimesiyle kolonileştirmeyi kastediyor olabilir.)  Burada bir deniz üssü kuran kent Kyaneai (İstanbul Boğazı) berisindeki denizlere egemen oldu. Sonra kenti Romalılar ele geçirdi. Sinope hem doğa hem de insanlar tarafından çok güzel bir şekilde süslenmiştir. Şehir bir yarımada üzerine kurulmuştur. İç ve dış limanları ve olağanüstü iyi palamut dalyanları bulunur. ( Herhalde Azak denizinden çıkan kefallerde bu ağlara giriyordu.)

    Roma İmparatoru Hadrianus anılarını yazdığı kitabında M.S. 2. yy.da ekonomik ve stratejik önemi olan Sinop Limanı’nı genişlettiğini ve bizzat gidip denetlediğini anlatır.

Sinop amforalarıyla M.Ö.4.y.y. dan itibaren başta Avrupa ve Rusya İçleri olmak üzere çok çeşitli mallar gönderilmiştir. Şehir zaten aynı zamanda büyük bir Pazar yeriydi. Sinop amforalarının ortak özelliği bana göre son derece iri ve diri oluşlarıdır. Bu amforalarda ağızlar geniş, işçilikler ustacadır. Ben şahsen Sinopluların ünlü Kos çömlekçilerine fark attıklarına bile inanıyorum. Sinop amforaları büyük kulplu , geniş karınlı ,  aşağıya doğru incelen formdadır. Bazı amforalarda dipler aşağıya doğru bir mızrak gibi iner.

Arkeolog Dr. Sn. Selin Tezgör ‘ün 1998/ Skylife da çıkan makalesinde ise Sinop Amforalarıyla ilgili şu bilgiler yer almaktadır:

   “1993 yılında Türk ve Fransızlardan kurulu bir ekip Sinop tarihinin bu bölümüne ışık tutmak amacıyla amforaların yapıldığı atölyeleri araştırmaya girişti. Ekip, Sinop ve çevresindeki 20 km çapında bir arazide yaptığı bir haftalık çalışma ile 8 atölyenin yerini buldu.

   O zamandan beri Boztepe Yarımadasında yapılan kazılarda Helen Dönemine ait 3 atölye tarihin derinliklerinden çıkartıldı. Fırınlarda bir kulpunda çömlekçinin veya şehrin hakiminin adını taşıyan, damgalı amforalar bulundu. Bazılarında, paraların üzerinde de görülen ” yunusun üzerinde kartal” sembolü vardı.

Diğer büyük bir atölye de, Sinop’un 13 km. doğusunda  bulunan Demirci Limanındaydı. Bu atölyenin M.Ö. 3. Yy. dan, 7. Y.y.’a kadar faaliyette olduğu sanılıyor. Sözünü ettiğimiz önemli araştırmalar sayesinde ondan fazla fırının yeri tam  olarak belirlenerek gün ışığına çıkarıldı. Pek çok amfora çeşidi şimdi Sinop yapımı diye ayırdedilebiliyor. Örneğin “havuç amfora” olarak adlandırılan kırmızı kilden yapılmış,uzun boyunlu, ince gövdeli, minik kulplu amforalar da bulunuyor. ”  (M. Aydemirin notu: Sn. Oğuz Alpözen’in ” Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi Ticari Amforaları/ 1995 ” teki kitabında bu amforalar  (Zemer1997/49 , Siciallano- Sibella/1991/105’teki teşhislerine dayanarak M.S. 3.-4. Yy./ Lübnan -Tripoli kökenli olarak verilmişti. Bu tahmine ben zaten hiçbir zaman katılmadım.

Çünkü koleksiyonuma bu amforalar hep Karadeniz’den geldi. Kökenini Sinop ve İğne ada arasında aradığım bu amforaların gerçekten Sinop’ta imalat fırınları bulunmuşsa ben de rahatlamış olacağım.) “

Amfora atölyeleri Sinop’ta artık tespit edilmiş durumdadır. Yeni kazılar yapılırsa mutlaka daha başka atölyelerin de var olabilir. Sinop amforalarının Türkiye’de farklı müzelerinde olduğu da biliniyor. Ticaret merkezi dönemlerinde dünyanın her yerine mal taşıyan amforalar, dünya müzelerinde de tespit ediliyor.

Her ilimizin değerleri korunsun ki, içte güçlenelim.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Şubat 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , ,

ESKİ ÇAĞLAR VE SİNOP

JEOLOJİ VE JEOMORFOLOJİ- SİNOP  05.08.2020-BİLKE

Jeolojik  bulgular ve araştırmalar,Sinop yarımadasında  PALEİSTOSENE ,Neojen ve kuaternere ait  denizel depoların  varlığından bahsediyor. Dünyanın oluşumu sırasındaki jeolojik devirleri anlatan bu depolar hakkında bilgi edinelim ve yaşadığımız kentin milyarlarca yıl öncesinden nasıl izler taşıdığını öğrenelim.

 Foto 92 – Eski akarsu ağızlarının deniz suları tarafından boğulmasıyla oluşmuş Rialı kıyılara bir örnek: Sinop’ta Hamsilos Koyu (Kaynak: Türk Hava Kurumu).

1975 yılında Sinop’ta araştırma yapan Sayın Erdoğan AKKAN’ın  Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Yayınları  261 numaralı araştırması

“Sinop Yarımadasının yeryüzü şekilleri ilk bakışta monoton bir görünüm içerisindedir. Yakından incelendiğinde ise ,bu monotonluk yerini nüanslarla ayrılan  mozaiklere bırakır. Bu mozaiklerden her biri tektonik ve dolayısı ile morfolojik farklılıklar taşır. Birleşimlerinden Sinop Yarımadası  oluşur.

Sinop Yarımadası ,Küre Dağlarının önünde alçak bir plato özelliğindeki emles topoğrafyası ile dikkat çeker. Bununla birlikte yakından incelendiğinde, arazinin akarsular tarafından  beklenenden daha derin bir şekilde yarılmış olduğu ,bu yüzden içerilere ulaşmanın hayli güçleştiği görülür. Bu nedenledir ki, özellikle kıyı şeridinde tarihin ilk denizci kavimlerine bile yerleşim için uygun bir alan olan Sinop Yarımadası, ard ülke ile ilişkisi bugün de yeterince sağlanamamış   bir köşe halinde kalmıştır.

Sinop Yarımadası ve çevresinin jeoloji ve jeomorfolojisi bir çok araştırıcıya konu teşkil etmiştir. Bu araştırmalardan bir kısmı bu gün güncelliğini kaybetmiş ,artık sadece tarihi değer taşıyan belgeler halindedir. Ancak özellikle belirteceklerimiz ,çalışmalarımızda bize ışık tutmuş bulunan ,bilimsel değerlerini koruyan   araştırmalardır.

Sinop Yarımadasının en önemli özelliklerinden  bir tanesi PLEİSTOSENE ait  denizel depolardır. Bu depoların varlığı  ilk defa  Hamilton (1849) tarafından  ortaya konulmuştur. Bundan çok sonra  aynı depoların KARANGAT’a ait  oldukları Andrussoff(1917) ve Archangelsky-Strachoff(1932) tarafından ifade edilmiştir. Rusça olan bu yayınların  varlığını  ancak bunları site eden diğer araştırmalardan bilmekteyiz.

Erinç(1954) Pleistosendeki iklim değişimleri ile Karadenizin jeomorfolojik gelişimi arasındaki ilgiyi araştıran geniş makalesinden sonra , İnandık ile birlikte (1955)Sinop ,Gerze ,Samsun kıyılarındaki denizel Pleistosen depoları üzerindeki araştırmalarını yayınlamışlardır. Bu araştırmada belirtilen bölgelerden toplanan fosillere dayanılarak depoların  Karangat’a ait oldukları ortaya konulmuştur.

Kuzey Anadolu dağlarının genellikle Kretase devrine ait tortul veya volkanik yapısı ile bunları çevreleyen Eosen flişleri üzerine gelen denizel Neojen ve Kuaterner depoları ,bu depoları etkilemiş ve dolayısı ile yarımadanın jeomorfolojisinde büyük rolü olduğu saptanan çok genç tektonik hareketler Sinop Yarımadasının üzerinde durulması gereken ayırıcı nitelikleridir.”

NOT: Neojen 23,8 myö ile 1,81 myö arası

          Kuaterner
1,81 myö ile Günümüz
Jeolojik devirlerin en son ve en kısa dönemi

Bu araştırmalarda anlatılan dönemler, Sinop yapısının çok eski çağlardaki oluşumlarını haber vermektedir.

Yaşar SARIKAYA -BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Ağustos 2020 in eski sinop

 

Etiketler: , , , ,

SİNOP BURNU SEKİZ YÜZ ADIM

27.07.2020-BİLKE

Yaşar SARIKAYA

Sinop BOZTEPE yarım adasının ucunun, sekiz yüz adım genişliğinde bir dil olduğunu biliyor musunuz? Eski araştırmacılar ve bilim insanları bu günlere bıraktıkları belgeler, günümüze ışık tutmaktadır. Bu gün hala o belgelerden yararlanıyoruz.

Kaynak: KARADENİZ KIYILARI TARİH VE COĞRAFYASI- MİNAS BIJIKYAN- 1817-19-İKİNCİ BÖLÜM

“Sinop’un Boztepe(Grekçesi Karapi) denilen yarımadası ucu sekiz yüz adım genişliğinde bir dildir. Denildiğine göre bu dil, vaktiyle açık olduğundan kaleye gitmek için karadan bir köprü yapılmış. Kayıklar da bir koydan diğerine geçerlermiş. Dilin çevresi onsekiz mil olarak hesaplanıyorsa da kale üzerinden ölçüldüğü takdirde o kadar tutmaz. Dilin üzerinde Seyit Bilal Tekkesi denilen meşhur bir ziyaretgah ve mezarlık gördük. Orada iyi bir su dahi vardır. Yakınında bir köşesi Ağliman’a, biri kaleye, diğeri de  limana bakan üçgen şeklinde bir harabe vardır ki bunun bir şapel’e ait olması muhtemeldir. Romalılara ait mezarlar  aynen kalmış olup buradan çok defa eski taş ve sikkeler çıkarılır.”

Vaktiyle açık olduğu anlatılan ve üstüne köprü kurulan oluşumun hangi tarihte olduğu konusunda bilgi yoktur. Strabon kitabında Sinop’un 2 burnunun, bu günkü gibi olduğundan bahseder açıklıktan söz etmez. Strabon’un doğum tarihi M.Ö. 63, ölüm tarihi M.S. 23 yılıdır. O tarihlerde bu oluşumun olmadığı açıktır. Yüksek köylerde araştırma yaparken, görenler dağ kayalarının içinde gemi zincirlerinin bağlandığı demir halkalar olduğunu anlattı. BIJIKYAN ‘IN “mışlı geçmiş” zamanla naklettiği bilgi, eski zamanlarla ilgili olabilir.

Sinop çevresine vuran rüzgar ve dalgalarla bir çok mağaranın varlığını kaynaklardan öğreniyoruz. Güçlü dalgaların, burunun en dar yerini doldurduğu ve akıntının kum kapıdan girip ceza evi altına doğru yol bulup aktığını anlamak mümkün. Doğal olan mevsimsel olay mı yapay yapılmış kanal mı konusunda bilim insanlarının bilgisine ihtiyaç vardır. Jeolojik zamanlara göre, karalar ve suların oluşumları ile ilgili bu gerçekler, jeoloji uzmanlarınca değerlendirilir.

Kumkapı’da, kale surlarının denizle birleştiği yerde, taşla örülerek kapatılan duvarın, yukarıda anlatılan “dilin açık olan yeri” olabilir mi düşüncesi akla gelebilir. Sinoplu olarak kalelere zarar verilmemesi, doğal yapının bozulmaması hepimizi ilgilendirir.

PALA kültürü konusuna dikkat çektiğim araştırmalarımı 2010 yılında yayınladım. Yüksek köylerde karşılaştığım tarihi doku  ve bulgular ne yazık ki define arayıcıları tarafından tahrip edildi. Bakanlık başvuruma hemen cevap gelmesine karşın, Sinop’ta iş çok yavaş ilerledi. O zamana kadar da kalıntılar tahrip edildi.

Strabon, Sinop’u Karadeniz’in cenup sahillerindeki en meşhur ve en ehemmiyetlisi sayar. Mela  da Sinop’u, Amissus ile beraber bu havalinin en meşhur iki şehri olarak gösterilir.

Sinop yine güzelliklerine  kavuşsun, yine önemli bir il olsun. BİLKE

 

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Temmuz 2020 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , ,

FİDANLAR AĞACA DÖNMELİ YURDUMDA

04 Temmuz 2020

ZEYTİN “ZEYTİNCE” KONUŞUR 

açık alana dikilen çelikler de filizlendi

Binlerce yıldır Sinop tarihine tanıklık eden zeytin ağaçları, bizlere tarihin canlı mirasıdır. Günümüze kadar canlılığını sürdürmeye çalışan zeytinlerden Şubat-Mart aylarında alınan çelikler Sinop Belediyesi serasında kapalı ve açık alanlara dikildi. Kapalı alanda özel olarak hazırlanan toprağa dikilen çelikler gibi, açık alana dikilen zeytinler de beklenilenin üstünde olumlu sonuçlar verdi.

sera kapalı alandaki zeytin çelikleri

Tohumlar fidana

Fidanlar ağaca

Ağaçlar ormana

Dönmeli yurdumda

Çocukluğumuzun bu şarkısı dillerimize yerleştiği gibi, gönüllerimizde de taht kurmuştur. Zeytin ile zeytince konuşmak başlığı kimilerini şaşırtmış olabilir. Ama doğada, her varlık ile onun dilinden konuşmaz mıyız? Yaralı, hastalıklı zeytin ağaçları önce küstü, sonra konuştu ve sesini duyurdu insana. Sevincimize ortak olmak isterseniz videomuzu izleyebilirsiniz.

Projemizin aşamalarını Sinoplular da görsün, bu projeye sahip çıksın istiyoruz. Bu çelikler biraz büyüsünler, toprağa dikilecek. Bakımını Belediye Park ve Bahçeler Müdürlüğünde çalışan Emriye TEKİN sürdürüyor. Güzel bakıldıkça daha çabuk büyüyecekler. Ellerine sağlık Emriye TEKİN. Sinop’ta her bahçeye yetecek çelikler üretmek dileğiyle proje tüm Sinoplulara hayırlı olsun.

Yaşar SARIKAYA

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Temmuz 2020 in sinop zeytini

 

Etiketler: , , ,

PALA UYGARLIĞI İZLERİ OLABİLİR Mİ?

02.05.2020-BİLKE

BLAENE- PALA UYGARLIĞI

Dikmen ilçesi Çukurcaalan köyü ile Gerze ilçesi Çağlayan köyü sınırında GALA deresi akar. Dere boyu yürürseniz, sağ ve sol tarafta yükselen dağlar mutlaka ilginizi çekecektir. Dağlar sıralanmış  kaleler gibidir. Yöreye verilen GALA adı “kale” gibi duruşundan mı acaba diye aklına gelir insanın.

Gala Deresi vadisi gal deresi, kal deresi adı ile de anılır. Pala, Pal, Bla, Blaene benzerliği dikkat çekicidir.  Çevrede çok tarihi eser bulunmuş, yok edilmiş ve tahrip edilmiştir. Dere boyu giderken dik dağlarda kaya merdivenleri vardır. Dağların doğal yapısında, merdiven basamakları çıplak gözle görülmektedir. Sıralar halinde dağdan kaleler dikkati çeker.

Tepelerin üzerinde içi boşaltılmış çukurlar var. Bu çukurlar 7 m derinliğinde, 2m x 2m ebatında baca gibi.

Amacımız, tarihi kalıntıların olduğu bu bölgelerin değerlendirilmesidir. Yöremizin değerleri ilin turizmi için önemlidir. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Mayıs 2020 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , , , , , ,

ŞEFLERİMİZ İŞTE “SİNOP TİRİT”

28.12.2019-BİLKE

Şeflerimiz, projemize elinizin değmesi ninelerimizin geleneğini sürdürülür hale getirecektir. Ninelerimiz dağda bayırda, tarlada bahçede iş tutarken, bir de imecelere yemek hazırlamıştır. Tarlaları bir yanda evleri başka bir yandadır onların. Kimi zaman azığını evde yapar  sırtına sarar imeceye öyle götürür. Olmadı dağın başına malzemesini götürür ateşi yakar ve tarlada pişirir. Yoktan yonga yapar onlar. İşte tirit, bizim yokluk içindeki saygın analarımızın ürettiği yemek türüdür. Onların bu geleneği, zaman ve ortamın müsait olduğu yerlerde iskender olmuş, az zaman az malzeme ile ise tirit adını almıştır. İskenderde yufka yerine lavaş, suda pişmiş et yerine döner kullanılmıştır.

Ne vardır kadınımızın elinde, yufka ekmek, tereyağı, ceviz, tavuk. Sabah karanlığında yakaladığı tavuğu oğluna ya da eşine kestirip temizler. Tarlaya gidip, ateşi yakar, koyar tavuğu sacayağın üstündeki kara tencereye. Koşturur tarlaya imeceye. Tavuk odun ateşinde, tıkır tıkır kaynar, hamursuz(yufka ekmek) tap taze sabah edilmiş hazırdır, tereyağı da yayıktan yeni çıkmıştır. Tarlada bir kaç saat iş yaptıktan sonra, gelir aşın başına. İmece kalabalık, küçük tepsi yetmez, siniye yapmak lazım gelir tiriti. Fırın yok, ortam neye izin veriyorsa onun en iyisini sunar kadınımız. Tavuk suyuna batırılan yufka, dizi dizi dizilir, her kat tere yağla yağlanır, ceviz dökülür ve didilmiş tavuk etleri ilave edilir. Analarımız tepeleme siniyi doldurur ve imeceyi buyur eder. Eller ibrikteki suyla yıkanır, oturulur tepsinin etrafına soğumadan afiyetle yenir. Eh yanında da vazgeçilmez ayran vardır. Pekmez ekşisi de çok güzel tamamlar bu sunumu.

Derneğimizin Proje Kurulu “Tirit Projesi” için bir yıl süren hazırlık aşaması geçirdi.Kadın istihdamı hedefleniyordu.  İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı  standartlarında proje hazırlandı. 20 kişinin eğitimi ve proje sonunda  istihdamı planlandı. Tiritin geleneksel yapısını bozmadan, modern olarak porsiyon ve fast food sunumları planlandı. Proje sonunda planlanan  20 kişinin istihdamı konusu koşullara uymadı,   BİLKE projeyi yeni bir format ile gerçekleştirdi.

*27 Ocak 2012 tarihinde proje Kültür ve Turizm Müdürlüğünde tanıtıldı. Kurum yönetimi ve çalışanlarına tirit yapıldı ve sunuldu. Tiritin,  işletmelerde yaygınlaşması için destek istendi.

*10 Şubat 2012 tarihinde, Dernek Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu ile birlikte, tirit yapımında kullanılan malzemelerin ölçüsü ve sunum teknikleri üzerinde çalışıldı. 

03 Mart 2012 tarihinde, Proje Kurulu görüşleri değerlendirdi ve servis tabağı ve fast food sunumu üzerinde ortak karara vardı.

13 09 2012 tarihinde proje Gıda ve Tarım Hayvancılık İl Müdürlüğünde tanıtıldı. İl Müdürü, proje ofisi yetkilisi ve gıda mühendisi ile görüşüldü. Projenin ilimize kazandırılması çalışmaları sürdürüldü.

 Tirit yapılan köylerimizin düğünlerde söylediği ÇEREZ TÜRKÜSÜ eşliğinde  Proje Tanıtım Slaytı hazırlandı. Bilke internet sitesi ve face sayfasında e-tanıtım yapıldı.

30 EKİM 2013 günü saat 14.00’te sayın valimiz ve yerel işletmecilerin de katıldığı sunumla proje sonlandırıldı.

PROJE TANITIM VİDEO:  http://www.youtube.com/watch?v=uqensTGNjag

İlimiz turizmine katkıda bulunması hedeflenen TİRİT PROJESİ, yeni bir yemek türünü yöremize kazandırmak için başlatılmıştır.

Yaygınlaşması için hep birlikte çalışalım.

Ayşe Yaşar SARIKAYA -BİLKE Yönetim Kurulu Başkanı

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Aralık 2019 in sinop tirit

 

Etiketler: , , ,

SİNOP TERSANESİ VE PARİS ANTLAŞMASI

24.12.2019-BİLKE

Sinop tersanesinin tarihini bilenlerimiz vardır. Tarihte Sinop’un adını duyuran önemli  kazanç kapılarından biridir.  Paris Antlaşmasına göre, “Osmanlı Devleti ve Rusya Karadeniz’de tersane kurmayacak ve donanma bulundurmayacaklar” maddesi yer almaktadır.

Sinop tersanesi tarihçesine bakalım:

 

 

 
 

Etiketler: , , ,