RSS

Etiket arşivi: sinop

1562 SİNOP TERSANESİ

Sinop M.Ö. Dünya Ticaret Merkezi, adına para basılan bir kent, limanı ile anılıyor ve tersanesinde gemiler yapılıyor. Üreten bir kent olan Sinop, üretimde şimdi de kendini kanıtlayabilir.  Sinop için emek verenler, hiç karşılık beklemeden elini taşın altına koyan Sinop severler, kalıcı işlere imza attıkça  gurur duyuyoruz.

1562 tarihli tahrir defterlerinden Sinop gemi yapımı konusuna bakalım:

Kaynak: Mehmet Ali Ünal Osmanlı Devrinde Sinop, s, 354-355

BİLKE

**** **** **** **** *****

SİNOP ARKEOLOJİSİ-SİNOP ÜNİVERSİTESİ 

 

Etiketler: , , , ,

SİNOP’TA YABAN MERSİNİ

 13.11.2019-BİLKE

SİNOP’TA PİYRETÜN (YABAN MERSİNİ)

Sinop doğal güzelliği ile eşsiz bir şehir. Sinop severler ilgi alanlarına ve mesleki birikimlerine göre, kentin kalkınması için farklı alanlarda birçok çalışma yapıyorlar. BİLKE kuruluşundan beri, yerel kaynakların kullanımı, kaybolan değerlerin korunması, bu konularda proje üretimi,  kalkınma için projelere halkı dahil etme konularında bir çok çalışmaya imza attı. Biz de aktif olarak bu çalışmaların içinde işçi, personel, koordinatör olarak her kademede görev aldık.

Sinop topraklarında doğal olarak yetişen  kızılcık, piyretün, bileydin, kuşburnu bize doğanın armağanıdır. Halk bu meyveleri eskiden pekmez, marmelat, kuru  tane olarak değerlendirmiştir. Anneannem 1930’lu yıllarda,Tilkilik köyünden EMİRO köyüne piyretün toplamaya gidermiş. Toplaması uzun sürdüğü için gece akrabalarında kalırmış. Piyretünlerden pekmez yapar, ailesine ve misafirlerine ikram edermiş.

Geçen senenin piyretünlerinden yaptığım pekmezi fotoğrafta görüyorsunuz. Bu yılın piyretünlerini de pazardan alabilirsiniz. Konuya dikkat çekmek istememin bir nedeni var. Hepimiz biliyoruz ki, yaban mersini doğal besin kaynağı olarak çok ünlendi. Sinop Piyretünü, yaban mersininin Sinop topraklarında yetişen bir biçimidir. Kıymetini bilmeli ve doğru değerlendirmeliyiz.

Bu konuda resmi toplantılarda konuşmalar yaptım ve konuya dikkat çekmeyi başardım. Kaç yıl önce hatırlamıyorum, konuşmalarım dönemin valisinin çok dikkatini çekti. Vali yardımcısını görevlendirdi, pazar araştırması yapıldı, konu yine her zamanki gibi arz-talep dengesinin kurulması ve korunmasında takıldı. Proje hibe başlıkları hazırlanırken, illerin ihtiyacı ve illere faydası düşünülmelidir. Yoksa projeler toplantı, seminer, çay ve pasta ikramından öteye geçmez.

10 yıldır, projeler için tam 6 resmi kurum ile görüşmelerimiz oldu.Her kuruma 10 kere belki de daha fazla gitmiş olabilirim. Biz Sinop halkına fayda sağlayacak ve sürdürebilir olacak proje beklentisi ile görüşmeler yapıyoruz. Karşımıza ise, sınırlanmış, toplantı, seminer, yarışma ve broşür basımı içerikli projeler çıkıyordu.

Doğaya hizmet, insana hizmet ve sürdürülebilirlik ilkelerinin öne çıktığı projelerin Sinop kalkınmasına  faydası olacağı beklentimiz hala devam etmektedir. Yerel yönetim, Kalkınma Ajansı ve resmi kurumların bu konuya dikkatini çekmek istiyoruz. Doğa kirliliğinden bu ağaçlar etkilenmeden, onlar bize küsmeden elimizi çabuk tutmalıyız. Sinop için bahşedilmiş bu güzellikleri değerlendirmeliyiz.  Yaşar SARIKAYA

 

 
2 Yorum

Yazan: 13 Kasım 2019 in sinop mutfak kültürü

 

Etiketler: , , , ,

BAŞSÖKÜ KÖYÜNDE USTA BİR MARANGOZ

BAŞKA HAYATLARA AÇILAN PENCERELER

Gerze sahilinden dağlara doğru yükseldikçe, güzel manzaralarla karşılaşırız. Sizlere dağ köylerimizde 2 katlı ahşap evleri yapan, marangoz Mehmet Ali ASLAN’ı tanıtmak istiyoruz.  Karı koca,  geleneksel yapının son temsilcileri olarak kendilerini anlatıyorlar.

Herkes diğer insanları da kendisi gibi yaşıyor zannediyor. Başka hayatlara açılan pencereleri aralamaya devam edeceğiz.

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Kasım 2014 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , ,

SEYAHATNAMELERDE SİNOP

Anadoluyu gezen seyyahların gözünde SİNOP nasıl anlatılıyor. Yıllar yüzyıllar hatta binlerce yıl önce güzel SİNOP.

İBN BATUTA (XIV.yy)

Kastamonulu Nizamettin’in, yüksek bir dağın doruğuna yaptırdığı zaviyesinden yola çıkarak  Sinop’a vardık.

Nüfusu oldukça kalabalık bir kent olan  Sinop, doğal güzelliği, yapıları ve özellikle camileriyle dikkati çeker. Yalnız doğudan karaya açık olan Sinop’un öbür üç yanı denizle çevrilidir. Doğudan kente bir kapıyla girilir. Kentin beyinin izini olmadan bu kapıdan hiç kimse alınamaz.

Yörenin yöneticisi Pervane Süleyman’ın oğlu İbrahim Bey’dir. İbrahim Bey’in izini ile kente alındık.  İzzettin Ahi Çelebi’nin zaviyesine konuk olduk. Buradan Septe’deki Minaburnu Dağına çıkılır. Buruna doğru yükselen dağ etekleri,bağ,bahçe ve bostanlarla donalıdır. Yörenin en bol meyvesi incir ve üzümdür.

Dağ hem çok sarp,hem de yüksek olduğu için doruğuna çıkılamaz. Dağ eteklerindeki 11 köyün tümünde Hristiyanlar oturur. Hızır ve İlyas peygamberlerden kaldığı söylenen dağ eteğindeki tapınak çok ziyaretçi çeker. Bu tapınağın yakınındaki çeşme üstünde  dua edenlerin arzu ve isteklerine ulaşacaklarına inanılır. Yine dağ eteğinde Veli Salih Seyit Bilal türbesi vardır.

Sinop’un görkemli bir camisi,caminin ortasında üstü kubbeli havuzu vardır. Kubbe,mermerden 4 sütun üstüne oturtulmuştur. Kubbe altı mahfeline ahşap bir merdivenle çıkılır. Pervane Gazi’nin Cuma namazlarını bu mahfelde kıldığı söylenir.

Yöre halkı,Hanefi Mezhebine bağlıdır. Şiileri hiç sevmezler. Maliki Mezhebinden olan bizlerin ellerimizi iki yanımıza alarak namaz kıldığımızı görünce ;bizi Şii sanarak sorguya çektiler. Maliki olduğumuza inanmamış olacaklar ki,bize tavşan eti ikram ederek sınavdan geçirdiler. Yediğimizi görünce de bizden özür dileyerek gönlümüzü aldılar.

Sinop’a gelişimizin   dördüncü günü,Emir İbrahim’in anneleri öldü. Cenaze törenine katıldık. Törene katılanların giysilerini ters giydiklerini ve başlarının açık olduğunu hayretle gördüm. Meğer yörenin cenaze töreninin belli başlı geleneği imiş.

KATİP ÇELEBİ (XVII.yy)

Karadeniz sahilinde,kareyi andıran,tek yanıyla karaya bağlı kalesiyle güzel bir kenttir.   Sinop’un Karakapısı ‘ndan girerek kaleye ve adaya varmak için Adakapısı’na gidilir,oradan da adaya geçilir.

Bu kentin çevresi kumsallıktır. Kuzeydeki ada benzeri bölge dağlıktır. Buraya Boztepe derler. Bol akarsularıyla güzel bir mesireliktir. Mesirelikte olağanüstü bir kaynak,bir de göl vardır. Sinop kesimi, taşlık yarlardan oluşan engebelik bir görünüm sunar.

Sinop Samsun’un batısına düşer. Araları beş günlük yoldur. Kent 500 akçe mevleviyettir. Bostanı ve meyvesi  de boldur.

Yeni bir camisi vardır. Minberinin tavanı ve döşemesi,kapısı ve kapısının korkulukları tümüyle yekpare mermerdir. Duvarları baştanbaşa ayet ve hadislerle bezelidir.

Sinop Kalesi dört kapılıdır. Karaya açılan kapısına bir mil boyundaki kumsal bir yoldan varılır. Doğu kapısı limana açılan İskelekapıdır.

Kuzeykapısı kaleyle deniz arasındaki ovaya açılır. Adası kaleye bitişiktir. Kaleyle adanın çevresi 9 mildir. Bu alanın bitek toprağı bağlık ve bahçeliktir.

Batıkapısı denize açılır. İçkalesi yüksek,sarp ve sağlamdır. İçkaleye asma köprü ile geçilir. İçkalenin kara yanında  görkemli Alaaddin Camisini görürsünüz.

EVLİYA ÇELEBİ (XVII.yy)

Sinop Kastamonu Eyaletinde  bağımsız,eski iktadan bir zeamettir. Kalenin dizdarı,serdarı,nakib-ül eşrafı,300 akçe payeli müftüsü ayanı vardır.

Halkı avam, bilginler ve şeyhler biçiminde gruplanır. Giysileri, çuha,ferace ve hilaftır. Bilim adamları bu kentin 17. paralele bağlı iklim kuşağında olduğunu buldular. Doğu ve güneyi dağlık,öbür kesimleri tümüyle bağlık ve bahçeliktir. Kastamonu’ya uzaklığı üç günlük yoldur. Kent Karadeniz’in Anadolu yakasında “Sinop Burnu “diye anılan yerde kurulmuştur.  Karadeniz’in batısında ve Rumeli tarafında “Sinop Burnu “ile Gülfeza Sultan Kayaları” arasındaki deniz,boğazı andırır.

Kalenin Samsun’la arası dört konaktır. Yüksek bir tepe üzerinde üç katlı bir rıhtımdır ki;Rum Kayzeri’nin oğlu “SİNOBE” adlı kralca yaptırılmıştır. Taştan yapılmış, çok sağlam bir kaledir. Çevresinde 6.100 tabya ve beden vardır. Kumkapısı, Meydankapısı,Tersanekapısı,Yenicekapı,Dabakhanekapısı ve içhisarların Loncakapısı  dünya çapında sanat ürünlerindendir. Ayrıca Oğrukapı ve Aşağıkalede Denizkapısı adlı iki kapısı daha vardır. Tümü çift kanatlı demir kapılardır ki, her biri kahkaha kapısına örnek oluşturur. Kale düz bir yerdedir. İki duvarını deniz döver. 1. Ahmet döneminde bir gece,Kazakların baskınıyla elden çıkar. Olayı padişahtan gizleyen Sadrazam Nasuh Paşa,hemen idam edilir. Sonradan kurtarılan kale, yeniden berkitilir. Ayrıca kalenin çeşitli yerlerine  küçüklü,büyüklü bin kadar top yerleştirilir. O günden beri her gece her gece 200 kişilik devriye kolu sabaha dek kaleyi bekler. Davul zurna eşliğinde bir tekerlemeyi de yüksek sesle yineler dururlar. 1V.Murat döneminden beri kale,hiçbir saldırıya ve baskına uğramamıştır.

Kentin kale içinde ve dışında olmak üzere,24 mahallesi vardır. Deniz kenarındaki Hıristiyanlar,1.060’a yakın çok katlı eski evlerde otururlar. Evlerinin kapıları batıya açılır,hepsi de denizi görür.

 
 

Etiketler: , ,

UNUTAMADIM

02. MART.2012- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Yaşım 19, Ordu ili Fatsa ilçesi Yeniköy-Sarıyakup Mahallesinde öğretmenim. Okul mevcudu 90, yeni  öğretmen atanana kadar tek öğretmenim. Okul iki derslikli olduğu için, öğrencileri sabahçı öğlenci yaptım. 1-2-3 sabah, 4-5 öğleden sonra devam ediyoruz. Eğitim öğretime sabah 8.30 başlıyoruz ve akşam 17.00′ de bitiriyoruz. Öğle arası da bayram için koro, halkoyunları çalışmaları yapıyoruz.

Gönlümde,  öğretme aşkının ışığı  yanıyor. Bu ışığın sorumluluğu omuzlarımda kendimce çalışıyor, çabalıyorum.  Ev sahibimin kızı Gülsüm evlenecek. O zamanlar köylerde gelinlik adeti yok. Nasıl cesaret ettim bilmiyorum, ona gelinlik diktim. Maaş günü ayda bir Fatsa’ya iniyorum. ÇAMAŞ henüz nahiye, yürüyerek Çamaş’a oradan da jeep ile Fatsa’ya gidiyorum. O zaman bu günün yolcu minibüsleri yok, 5 kişilik jeepe  9- 10 kişi biniyoruz.

gelinlik dikmek için Manifaturacıdan gerekli malzemeleri aldım. Dikiş makinesi buldum, teyel, prova derken makinada diktim.    Köyde ilk defa bir kız, düğününde gelinlik giymiş oldu. İlçeden etamin de almıştım, genç kızlara etamin üzerine kanava işlemesini öğrettim. Sabahtan akşama kadar okuldayım, akşamı da boş geçirmiyorum. Okulda tiyatro, koro, halk oyunları çalışmayı da sürdürüyoruz. Köylünün ilgi ile katılım sağladığı çok güzel 23 Nisan Bayram kutlaması yaptık.

4. sınıfta gözleri şimşek gibi pırıl, pırıl parlayan Ali ve tatlı kız kardeşi Ayşe, bu gün de gözlerimin önünde. Ayşe’ye bayram için prenses giysisi dikmiştim. Ali, sobaların yanmasında, odunların kesilmesinde, okul nöbetlerinde, bir yerden alınması gereken ihtiyaçlarda en yakın yardımcımdı.

Bir gün biz sınıfta ders yaparken, dışarıdan sesler geldi. Dışarı çıktım ve baktım.  Köyün adamları, hep beraber hasta taşıyorlardı. Ali ve Ayşe’nin annesi fındık bahçelerken kaza geçirdiğini öğrendim. Dere tarafında bir tarlada fındık diplerini kazarken, tepeden üstüne kocaman bir kaya yuvarlanmış. Tarladan alınıp dereden köye gelene kadar aradan 2 saat geçmiş. İlçeye götürülecek, köyün ileri gelenleri, sen de bizimle gel dediler. Bindik cipe gidiyoruz. İlk hastaneye gidene kadar 1 saat daha geçti, yani 3 saat zaman kaybedildi. Hastada hareket yok, sadece nefes alıp veriyor. Çocuklar gözümün önüne geliyor, ne yapsam da anneleri kurtulur, kime gitsem ne yapsam diye düşünüyorum. Hastaneye geldik, atladım hemen acili harekete geçirdim, sedye geldi, hastayı içeri aldılar. Hastayı röntgene, gerekli tahlillere hazırladım. Hayatımın ilk deneyimlerini yaşıyordum. Sonra doktor, ameliyata alacağız, üstündekileri çıkar ameliyat giysisini giydir dedi. Ameliyata hazırlarken hastanın yarasını çok yakından gördüm, yüzünde kocaman bir yarık vardı. Giysisini çıkarırken yarık açıldı. Çok etkilendim, daha ok gençtim. İyi olmasını umut  ederek hazırladım. Hastanın eşi, annesi ve ev sahibimle birlikte sonucu bekliyorduk.  15-20 dakika sonra çıkardılar. Bize  tam teşekküllü bir hastaneye götürün dediler.  Artık anlaşılmıştı, hasta beyin kanaması geçiriyordu. Hastayı tekrar giydirdim ve hazırladım.

Eşi hastayı doktorun tavsiyesi üzerine Samsun Hastanesine götürdü, ben akşam köye döndüm. Ali ve Ayşe’ye ne diyecektim. İçim sızlıyor, yüreğim dayanmıyordu. Onlar benden iyi haber bekliyordu. Eve gittim, gözlerimin içine bakıyordu çocuklar.

Çocuklar, anneniz güzel bir hastaneye gitti, baban ilgileniyor, bize haber verecek. Bekleyelim, dua edelim iyi haber gelsin dedim. Hayatımın en zor anıydı.   Sanıyorum hepsi 6 kardeştiler. Çocuklarla göz göze geldikçe içim yanıyordu.

Ertesi günü köye cenaze geldi……….

Ali ve Ayşe ile bu gün karşılaşsam, zaman sıfırlanır ve ben o günlere geri dönerim eminim. Ali şimdi İstanbul’da iyi bir işte çalışıyor. Telefonla bana ulaştı, konuştuk. O beni unutmamış, ben de onu unutmamıştım. Öğretmenim sizi unutmadım dediğinde sesi, eski acı anıları saklayamıyordu. Yaşadığımız olay, ikimizde de derin izler bırakmıştı.

Yaşar SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

DİKMEN İLÇESİNDE BAŞLATILAN PROJE DEVAM EDİYOR

    

BİLKE ve İŞKUR ‘un Dikmen ilçemizde başlattığı proje, yörenin unutulmuş el nakışı örneklerini gün yüzüne çıkardı. Dikmen ilçesi ve çevre köylerinde eskiden kadınların kullandığı enteri-göynek, paça ve yağlık adı verilen  giysilerden orijinal örnekler  toplanarak çalışmalara başlandı. Yüzlerce yıllık nakışların bazıları  ipleri solmak üzere ortaya çıkarıldı.

Sandıklarda basılı kalan, isimleri unutulmuş olan bu örnekler, derneğimizin girişimleri ile gün yüzüne çıkmıştır. Paça ve yağlık nakışlarına yörede verilen özel isimler kaynak kişilerin bilgileri ışığında kayda geçirilmektedir. Kurs öğretmeni, kursa katılan genç kızlara ve ev hanımlarına bu nakışları işlem basamaklarını takip ederek öğretmektedir. Canla başla çalışan hanımlar, orijinal desenleri yeni tasarımlara uygulamak için yaratıcılıklarını sergilemektedirler.

            

Çevre köylerden araştırılarak bulunan yağlık adı verilen nakışlı kuşak. Kuşağın ucunda kullanılan başka bir nakış örneği yakın çekimi.

Kurslar  devam ederken,İşkur yöneticileri, Halk Eğitimi Müdürü ve kurs öğretmeni  başlatılan kursun resmi çalışmalarını  da sürdürüyorlar.

       

Derneğimizin Halk Kültürü Araştırmaları devam edecek, popüler kültürün gölgesinde bırakılan değerli örneklere sahip çıkılacaktır.

 

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Şubat 2012 in PROJELER

 

Etiketler: , , , ,

KÖK BOYALARIMIZ

30.07.2022- BİLKE

KAZIM AYDIN ANISINA

Kuruluşumuzdan bu güne, çalışmalarımız doğal kaynaklarımızın korunması ve değerlendirilmesi amacını taşımaktadır. Kök boya konusunda derneğimize yardımcı olan Kazım AYDIN’I rahmetle anıyoruz. Bu bilgiler kaybolmaz, Sinop kök boyaları değerlendirilir bir gün.

IMG_0177

Yöremizde kök boya kültürü yıllarca kullanılmıştır. Derneğimiz, bu kültürün gün yüzüne çıkması ve günümüzde organik boya sektörüne taşınmasını hedeflemektedir.

Bu nedenle, Temmuz- 2008 tarihinde BİLKE(Bilim Kültür Eğitim Derneği) olarak “İlimizde kökboyaları” yarışması başlattı. Kaybolan bu kültürü canlı tutmak amacıyla yaptığımız bu çalışmaya katılanlar arasında, İstanbul’da yaşayan Gerze- Bolalı köyünden Kazım AYDIN ve Annesi Hanife AYDIN, yarışma kriterlerine uygun çalışma raporu sundular. Yarışma inceleme ve araştırma kurulu katılımcıları koşullara uygun bulmadığından 1., 2. ve 3. seçememiştir.

Kazım Aydın- Hanife Aydın ekibi ise MANSİYON ödülüne uygun bulunmuştur. Dernek Yönetim Kurulu Üyelerimiz ve Halk Bilimine gönül verenler adına bu ödülü vermekten mutluyuz.

GERZE-BOLALI KÖYÜ

KÖK BOYA İNCELEME VE ARAŞTIRMA RAPORU

“Ben Hanife Aydın, 1944 Görümcek köyü(Dikmen) doğumluyum. Gerze Bolalı köyüne gelin geldim. Hala Bolalı köyünde yaşıyorum. Anamdan, kaynanamdan iplerin nasıl boyandığını öğrendim. Boyadığımız iplerle senelerce nakış yaptım. 

Köyümüzde iplik yünden ve ketenden yapılır. Yün yıkanıp temizlenir öreke ve kirmanla işlenerek ip halini alır. Sonra boyanır ve dokuma tezgâhlarında (halk düzen der) dokunur.

Bizim yöremizde keten ekilir. Büyüyüp kuruduktan sonra biçilip tohumları alınır. Bağcıklar halinde(demet ) toplanır. Bu bağcıklar gölde ıslatılır. Bir ay suyun içinde bırakılır. Sudan çıkarılır, tekrar kurur ve köylünün bildiği mengenez ( bir tür ezme aracı) ile iç çubukları kırılır. Dıştaki kabukları soyulur ve tahtaya çakılı çivilerden oluşan tarakla taranır. Tarandıktan sonra öreke ve kirman ile ip halini alır. Çıkrık ile bükülür, dokuma tezgâhına sadece boya işlemi kalmıştır.

Bolalı köyümüzde TETİRE denen bir ot vardır. Bu ot bir kazana konur, içindeki su renk alana kadar kaynatılır. Suya bir parça ip daldırılarak boya kıvamına gelip gelmediği anlaşılır. Boya kıvamına gelince keten ip veya yün kazanının içine batırılır ve bir sopa ile karıştırılır. İpler çile halindedir. Her tarafı aynı renkte olması için karıştırılır. İpin rengi koyu kahve rengi olur. Bu ip paça ve boyluk nakışında kullanılır.

Tetire otu Gerze Yenikent civar köyleri, Yamacık, Ova, Gerdeme, Acısu, Belveren, Sarnıç ve Bayraktıro köylerinde kolaylıkla bulunabilir. Aynı zamanda tetire otunun tohumları kuşyemi olarak da kullanılmaktadır. Şuan Gerze’de Pazartesi ve Cuma günleri kurulan halk pazarında köy kadınları kuşyemi olarak tetire tohumu satarlar.

 İpler boyandıktan sonra düzende dokunur. Kilim, elbise, yün pantolon, yün aba, keten pijama, havlu (peşgir), keten göynek, beşikörtüleri, kolan, at heybesi haline getirilir.

1970 yıllarına kadar köyümüzde dokuma pantolon ve yünden aba giyilirdi. Bir de eskiden karaağaç kabuğu kaynatılır, ondan da siyah boya elde edilirdi. Bu boyalı ipler paça ve boyluk nakışında kullanılırdı.  

                                                                                                                     10. 12. 2008

             

Kaynak Kişi: Hanife AYDIN

Rapor:   Kazım AYDIN

Gerze- Bolalı Köyü 

 

 —————————————————————————————————–

 

 

BOLALI KÖYÜ VE BOYLUK

Gerze’den sonra yol boyu Hızarçayı’na devam edersek, Çakallı istikametinden Bolalı köyüne ulaşırız. Yukarıya doğru çıkarsak, önce Sarımsak sonra Tatlıcak daha sonra en tepede Tilkilik’e varırız. Yüksek köylerde iklim koşulları sebebiyle keten yetişmez. Bolalı köyü, keten tarımına uygun olan köylerimizdendir. Bu köyden yukarılarda keten tarımı yapılmaz. Kaynak kişilerden, Tilkilik ve Başsökü köyünde kendir tarımı yapıldığını dinledik.

Hanife Aydın’ın anlatımları içinde, köylerimizin ilginç sözcüklerinden biri vardı. Entariye “boyluk” diyordu. Diğer köylerde göynek ve enteri denilen giysiye, Bolalı köyünde boyluk diyorlardı. Köylülerimizin sözcük ustalığı, işte böyledir.

Boyluk, suluk, kuşluk, tozluk, tuzluk, taşlık gibi, tek heceden ustaca sözcük üretirler. Boydan aşağı, uzunca olan giysi anlamı, “boyluk” sözcüğünde yerine oturuvermiştir.

Başsökü köyünde, Mehmet Babacan Karaağaç kabuğundan siyah; Sazlı köyünden getirilen toprakla da sarı boya elde edildiğini anlatmıştı. Tilkilik köyü muhtarı da, eskilerin kırmızı boyayı Çalkayadan getirilen bir topraktan elde ettiklerini söyledi. Kök boyalar konusunda, yöremizin birikimi çoktur.

Kaynak:Y. SARIKAYA-Bir İnce Memleketim Kitabı sayfa:424

—————————————————————————————————–

Derneğimiz,   yerel kaynaklarımızın keşfedilmesi ve kullanılması için bilimsel çalışmaların desteklenesini  hedeflemektedir.

Dernek kuruluşundan hemen sonra, yöremizde geçmişte kullanılan fakat bugün unutulan KÖK BOYA kültürünü gündeme taşımıştır.  ARALIK- 2008’de yarışma düzenlemiştir. 

KÖK BOYA YARIŞMASI BASIN BÜLTENİ 

Sinop peşkirleri, çarşafları, Ayancık yaka nakışları, Gerze paça nakışları, Gerze- Dikmen bölgesi elbise nakışları, Durağan mahramaları, Boyabat ve Durağan çemberleri yöremizin övünülecek el sanatları ürünleridir. Bu ürünlerdeki, lacivert, mavi, kırmızı, sarı, yeşil, bordo, kahverengi, siyah renkler Sinop yöresine özeldir. Sinop toprağı, Sinop bitkisi, Sinop kökleri, Sinop ağaçlarının kabukları kullanılarak elde edilmiştir. Kullanılan boya, doğal kök boyadır. Bugün bu kültür yaşamamaktadır. Organik ürünlerin, organik tarımın gündemde olduğu çağımızda BİLKE, Sinop’ta bu kültürün ortaya çıkartılması amacıyla yarışma düzenlemiştir.

Yarışma, “SİNOP’TA KÖK BOYALARIMIZ” konulu araştırma yarışmasıdır. Yarışmanın sponsorluğunu, Türkiye’de el sanatları eğitim hizmetlerinin temellerini atan, 35 yıl yurt içi ve yurt dışında aktif olarak el sanatları öğretmenliği yapan eğitimcilerden, eski Kız Meslek Lisesi Müdürü Sayın Nafize Şükran Ellialtı üstlenmiştir. Dernek olarak, ödüllü yarışmaya katılımcıların ilgisini bekliyoruz. Kök boya kültürünü bilen kaynak kişiler kaybolmadan, duyarlı olanların olaya sahip çıkmasını istiyoruz.

İstanbul’da ikamet eden, işi bilen kaynak kişilerimizin yarışmaya katılımı, kültürümüze hizmettir. SİNDEF ve İstanbul’daki Sinop Derneklerinin, yarışmaya katılımın sağlanması için yardımlarını bekliyoruz. Gelin Sinop’ta kök boya kültürümüzü tespit edelim, “organik boya” sektörünün dikkatini çekelim.

KATILMA ŞARTLARI

Alan araştırması ve derleme çalışması yöntemleri uygulanacak. Sinop’un hangi ilçesi köyü ve bu köyün neresinden hangi malzeme kullanılarak elde ediliyor. Yün, keten, pamuk boyama yöntemleri farkı var mıdır?. Boya malzemesi bitki ise yetişme mevsimi, toprak veya kök ise zamanı, kullanma miktarı, kaynatma süresi…. gibi aşamalarda uygulanan her şey açıklamalı olarak “word” dosyası hazırlanacak. Resimler çekilip, numaralandırılarak dosyaya eklenerek CD olarak teslim edilecek.

Araştırmacı, kaynak kişi ve CD hazırlayan yarışmaya grup halinde katılabilir. Kaynak kişinin yaşı en az 60 olmalıdır. ( Eğer bizzat kendisi kök boyayı annesi ve büyükleri ile birlikte uygulamış, yapılışını tam biliyorsa 50- 60 arası olabilir. )

Yarışmaya katılacak olanlar hazırladıkları CD’yi en son 22 Aralık 2008 tarihine kadar “yeni mahalle, kuru çeşme sokak no:1 Sinop adresine posta ile veya elden teslim edebilirler. Elektronik posta adresi” sinopbilke@hotmail.com

Kimya mühendisi, eğitimci, halk bilimcilerden oluşan jüri, değerlendirmeleri Ocak ayında yapacaktır. Tüm katılımcılar Şubat ayında Sinop’a davet edilecek, konuk edileceklerdir. Dereceye girenler ödüllerini ödül töreninde alacaktır.

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Şubat 2012 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , , , ,