RSS

Yazar arşivleri: sinopbilke

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

sinopbilke hakkında

Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği Temmuz 2008'de kuruldu.

SİNOP ÜÇ ETEKLERİ

26.07.2021-BİLKE

SİNOP ARKEOLOJİ MÜZESİNDE BULUNAN GELENEKSEL GİYİM ÖRNEKLERİNDEN ÜÇ ETEK
ENTARİ ÖRNEKLERİ-Yüksel DOĞDU
Öğr. Gör., Sinop Üniversitesi, -Emel BULMUŞ Öğr. Gör., Sinop Üniversitesi

Önce, bu çalışmada dernek başkanımızın kitabından alıntı yapılan bölümlere yer verelim:

Tarihte Asya’dan İpek Yolu ile gelen tüccarlar, çevre ilçelerdeki hanlarda konaklar ve deniz üzeri gideceği yerlere Sinop Limanı’ndan giderdi.

Bu nedenle Sinop, önemli bir liman şehridir. Sinop, tarihte farklı kültürlerin bir arada yaşadığı bir şehir olmuştur. Şehrin konumu sebebiyle yaşadığı ticari hareketlilik giyim kuşama da yansımıştır. Sinop kadınları her zaman temiz, süslü ve modayı takip eden kadınlar olmuştur (Sarıkaya, 2010: 309).
Karadeniz bölgesinde, geleneksel olarak giyilen giysiler incelendiğinde bölge giyiminde en önemli giysilerin peştamal, üç etek entariler, havuz içi (bindallı), göynek, entari ve şalvarlar olduğu görülmektedir. Bölgede yıllarca dokumacılık yapılmış olması ve halen bu geleneğin devam ediyor olması giysilere diğer bölgelerde yer alanlardan farklı özellikler katmıştır. Bölgede dokumalar pamuklu yahut keten dokumalardır. Bu dokumalar çoğunlukla işlemeler yapılarak renklendirilmiştir. Yapılan işlemeler bu bölgeye ait değişik isimler ile özdeşleşmiştir (Sarıkaya, 2010: 328-329).

Çalışma için akademisyenlerimizi tebrik ediyoruz.

Öz
Köklü bir birikime ve kültüre sahip olan Türklerin kendilerine özgü giyim kuşam örnekleri geçmişten bugüne ulaşarak
tarihte yerini almıştır. Giyim kuşam örnekleri ait oldukları dönem ve topluluklara dair derin kültürel izler taşır. Yaşayış şekli, inanış, gelenek, görenek ve yaşanılan coğrafya ’ya özgü pek çok unsurun cevabı giysilerde bulunmaktadır.


Kültürel birikimin yadsınamayacağı illerden olan Sinop ili özellikle coğrafi konumu sebebiyle denizden gelen pek çok
kültürün uğrak yeri olmuştur. Özellikle Karadeniz giyimi ile özdeşleşen peştamal yörede önemli bir giysi olmuş olsa da üç etek de tarih boyunca çevre ilçelerde ve köylerde giyilmiştir. Çalışma kapsamında yer alan üç etekler yörede giyilmiş ve halen benzer tarzda üç etekler özel günlerde giyilmeye devam etmektedir.
Geleneksel giysilerin içerisinde çok önemli bir yere sahip olan üç etek entariler bu çalışma kapsamında incelemeye alınmıştır. Özellikle Osmanlı döneminde oldukça fazla giyilmiş olan üç etekler kadın giyiminin en önemli parçalarından birisidir. Çalışmada incelenen altı adet üç etek Sinop arkeoloji müzesinde depoda yer almaktadır. Otuz beş adet benzer kumaşlardan olan üç etekler içerisinden seçilen 6 farklı üç etek çalışmada incelenerek kayda alınmıştır. Çalışmada yer alan üç etek örnekleri boyut, kesim, dikim ve süsleme özellikleri bakımından incelenerek resimleri çekilmiş, envanter kayıtları karşılaştırılarak kontrolleri yapılmıştır.

…………………………………..

çalışmanın tamamını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz:

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

DÜNYA İNSANLIĞI YUTUYOR

21.07.2021- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop sıcaktan kavuruluyor. Oysa, bilim insanlarımız küresel ısınma konusunda halkı bilgilendirmek için yılardır dil döküyorlar. Konuya duyarlı olanlar okuyor, yazıyor ve dikkatle paylaşıyorlar; ama bu yanlış gidişe engel olunamıyor.

eski SİNOP eskileri hep kaybediyoruz

Dünyada işleyen sistemin çarkına, ne çarkmış yahu diyesim var. M.Ö.’ den beri çıkar gruplarını besliyor, güzel değerlerin hepsini yutuyor, yok ediyor. Bilim kurgu filmlerinde yaratılan, özel sanal canavarlar gibi.

Toplumda, güzel ve doğru değerleri neden yaşatamıyoruz sorusunun cevabını çocukluk yılarımdan beri arıyorum. Yıl 1972, 16 yaşında yazdığım “DÜNYA İNSANLIĞI YUTUYOR” şiirimi okuyan arkadaşlarım;

” ne kadar karamsarsın, eğlence, gezme dururken sana ne dünyanın gidişinden” diyorlardı.

Sorun bu değil miydi? Eğlence, yeme içme, gezme tozma, para sahibi olma konuları insanları her şeyden çok cezbediyordu. Bulunduğu sosyal statüden bir basamak yükselen, bir süre sonra içinde bulunduğu arkadaşlarını küçümsemeyi tercih ediyor, onlara veriyor veriştiriyordu. Sorunlarla boğuşmak, insanı neler nelerle karşı karşıya getiriyor, ortaya sayısız sınıflar çıkıyordu.

Ne çoktu sınıflar, onlara çağın yeni trendine uygun(!) başka sınıflar da ekleniyordu. Olaya tarih boyunca sosyolojik olarak baktığımızda ise hepsinde ortak paydanın DOĞRULAR ve YANLIŞLAR olduğunu görmek kaçınılmazdı.

Esnaflar arasında “onun günlük cirosu bizimle bir olmaz” deyip para ile boy ölçenler, soy- sop statüsünden ” biz çok asil sülaleyiz” diyerek mezarda yatanlarla öğünenler, çok şımartılarak büyütülen ve kendini dünyanın merkezi zannedenler……..o kadar çok sıralayabiliriz ki.

Bu yanlış gidişin önüne geçmeye yaramalı farkında olduklarımız. Bir yolu olmalı ve eşitlik ilkesi işlemeli insanlık için. Siyasi çatışma yerine ÇÖZÜM üretmeliyiz.

Sorunlar hepimizi ilgilendiriyor, dünyamızı koruyalım, insanlığı koruyalım.

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ZEYTİNLERE KIYMAYIN EFENDİLER

15.07.2021- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Asırlık Sinop zeytininin yeniden yetiştirilmesi için 2019 Ağustos ayından beri yaptığımız çalışmaları sizlerle sürekli paylaştık. Akademisyenlerimiz, Sinop Belediyesi ve Sinop Bilim Kültür Derneği olarak her bir paydaş görevini tam anlamıyla yerine getirdi.

Özenle yürütülen projede, asırlık zeytin çelikleri bir sene serada bekletildi. Sinop Belediye Başkanı, Başkan Yardımcısı, BİLKE Yönetim Kurulu ve Prof. Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU ile belediye yetkililerinin katıldığı dikim gününde, fidanlar UYGULAMA ALANINA dikildi.

Belediye Başkanı fidan

dikiyor

Kasım-2020

Havalar son günlerde çok sıcak gittiği için, fidanları yerinde görmek istedik. Dernekten arkadaşlarla 14.07.2021 Çarşamba günü uygulama alanına gittik.

Asırlık zeytin fidelerini tek tek kontrol ettik. Alan otlanmış ve fideler bakımsızdı. Yaz sezonu olduğundan izine ayrılanlar mı oldu diye düşündük? Alanın tamamını taradık, çok emek verilerek çimlendirilen çelikler, alana dikilmişti ve umutla sonuç almayı bekliyorduk.

Asırlık zeytinlerden, hayata tutunmaya çalışanlar olduğunu gördük. Alanın sulamaya ve bakıma ihtiyacı vardı. Sayın Belediye Başkanımız projenin her aşamasında Sinop Zeytini konusunda çok duyarlı davrandı. Aynı hassasiyetin devamını bekliyoruz.

Hayata tutunmaya çalışan filizlerden biri, yaşamını sürdürmek için mücadele ediyor. Sinop zeytini zamana direnerek asırlardır yaşamış. Filizlerinin de yaşaması için gerekli görüşmeleri yapacağız.

Bu yıl, eski orijin Sinop zeytinlerinden alınan zeytinler, “Zeytincilik Araştırma Enstitüsü-Bergama-İzmir “de literatüre geçen SİNOP ZEYTİNİ1,2,3,4,5,6 kodu ile kayıtlanan çeşitlerle eşleştirilecek. Özenle başlayan proje, yine özenle sürdürülecek ve daha sonra coğrafi işaret alınacaktır.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

KÖYDEN GÖÇLER UYUMU KAYBETMESİN

04.07.2021-BİLKE

Köy ve kırsallarımıza yapılan yerleşimler, toplum içindeki davranış biçimlerinin temelini oluşturuyor. Geçmişin ve ailenin birikimlerine zamanla eklenen kişisel kazanımlar da sosyal yaşama yansıyor.

Bu günlere nasıl geldiğimizi ve bu yurdun ne emeklerle kazanıldığını unutmamak için, köylerimiz ve yerleşimlere değer veriyor ve sıklıkla yerleşimler hakkında yayımlanan akademik eserleri kaynak gösteriyoruz.

Toplumda uyum sağlamak, aile içindeki bireylerin uyumuyla başlar. Komşuluk, mahalle, köy ve kent uyumları uygarlığın sonuçlarıdır. Köyden kente göçler, uyumu kaybetmesin.

KAYNAK: Mehmet Ali ÜNAL- Osmanlı Devrinde Sinop

 
Yorum yapın

Yazan: 04 Temmuz 2021 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

TEYZEM

01.07.2021- Şafak Gündüz SARIKAYA

Pencereden bakıyor, gözlerinin içi gülüyordu. “Guguş”, dedi. Guguş, teyzemin güvercinlere ve kumrulara verdiği bir isimdi. Kedileri de PAMUK, YUMAK kedi diyerek severdi. Günün ilk ışıklarıyla uyanırken; özellikle güneş doğduktan sonra, havada tatlı bir serinlik varken hepimizin duyduğu sestir guk-guk. Kumrular çıkartırlar, ve insana huzur verirler.

Teyzem Cemile Demir’in, iç dünyasının kahramanları güvercinler ve kedilerdi. Kendimi bildim bileli teyzem hep bizim yanımızdaydı. Annem onu yalnız bırakmak istemezdi, o yüzden ablamın ilk tayin olduğu Ordu’nun Aybastı ilçesinin Belen Köyü’nden tutun, üniversite yıllarım ve hatta hayata gözlerini yumduğu İstanbul günlerine kadar hep beraberdik.

Teyzem otistikti. Biz ona içe kapanık, kendi halinde derken, Yağmur Adam filmi ile bu kelimenin anlamı hafızamıza iyice yerleşmişti. Teyzemin dünyası çıkarcı, pragmatik ve paraya endeksli, kirli dünyamızın çok çok uzağındaydı. Belki de teyzemin bu yüzden kahramanları kediler ve güvercinlerdi. Hayattan çok bir beklentisi yoktu, karnı doysun, kendisine iyi davranılsın yeterdi.

1992- yeğenlerimden biri teyzemin kucağında

Annem, aslında onun için bir abladan ziyade bir ebeveyn yani bir anne-baba gibiydi. Aslında yalnız yaşayabilirdi ama yalnız yaşamaktan çok, kendisini anlayamayanlara ifade etmek durumunda olmaya katlanamıyordu. Sadece kendi ekseninde dönen insanların, otistik birisine acıyan, küçük gören bakışları, kaçınılmaz olabiliyordu. (Sanki bir ömür insanın sağlıklı olma garantisi varmış gibi!) Anlamaları ise, ileri bir tekamül gösterme süreciydi doğal olarak.

Kendisi ile konuşmaya çalışsanız ağzından 6-7 kelime alabilirseniz, ayrıcalıklısınız demektir. Diğer otistikler gibi göz teması kısıtlıydı ve kesinlikle dokunma, sarılma ve öpme gibi fiziksel temastan asla hoşlanmazdı. Asla!

Bir ambulans geçse ve siren sesi duysa Sinop’taki Yeni Mahalledeki evimizin penceresinden kim geçiyor diye ısrarla ve heyecanla bakardı. Çevresinde olan biten her şeye hakimdi. Hafızasına kaydederdi.

Şimdi düşünüyorum da, annem ona karşı şefkatliydi. İnsan olarak bir çoğumuzda eksik olan bir hasletti bu. Eğer canlılara şefkatiniz yoksa, hatta bırakın canlıları, doğayı görmezden geliyorsanız, umursamıyorsanız, bir insan olarak gelişiminizi tamamlamamışsınız demektir. (Sorun da burada değil mi?)

Teyzem de şefkati bulduğu yerde, korunaklı olduğu ortamda kendini huzurlu hissediyordu. Annem sert görünüşü altında teyzemden şefkatini hiç esirgemedi.

Ölümünden önce de birkaç hastalık tanısı konulmuştu. Vasisi olan ablamla ben bir ambulansta yanındaydık, hemşire “kim o, anneniz mi”, dedi, “hayır teyzemiz”, dedik. Aslında bir ömür süren birliktelikti bizimki. Bizim için teyze ya da başka bir kelime yetersizdi. Onun özel durumu, bizim içimizde çok özel bir sevgiye dönüşmüş ve o sevgiyi büyütmüştü. Gel de bunu hemşireye anlat.

Teyzemin durumu çok ağırdı. Ambulans sirenini duyunca kafasını kaldırdı, işte o zaman boşuna arama teyze, hasta sensin diyesim geldi. (Bunun farkında değildi.)

1998’de vefat eden teyzem, şimdi İstanbul’da Sanayi Mahallesinde bir mezarlıkta, sen, hep bizim kalbimizdesin teyzem. Aile olarak onu her ziyaretimiz, bizi derinliklere sürükleyip götürür. Bu bayram da ziyaretine gideceğim.

O yüzden otistik denince şöyle bir dururum, teyzemin hayatı bir film şeridi gibi akar gözümün önünden. Siyah beyaz bir fotoğrafta dut ağacı önünde gülümseyen bir yüz. Teyzemin kelimeleri dökülür dilimden belli belirsiz, guguş, pamuk kedi. Anlarım ki mutlu ve yüzü güler.

Sabahları bir kumru uyandırır beni, kanat çırpar, “ guguş geldi”, diyesim gelir ve gökyüzüne bakar hafif tebessüm ederim.

Huzur içinde uyu!

ŞGS

 
3 Yorum

Yazan: 01 Temmuz 2021 in ŞAFAK SARIKAYA ANILAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

SİNOP KÖYLERİNDE ÜZÜM ÜRETİMİ 1487

29.06.2021-BİLKE

Köylerimiz ve eski tarihli üretimler hakkındaki yazılarımız yoğun ilgi görüyor. İlgi gördükçe de biz araştırmaya devam ediyor ve sizlerle beraber biz de bilgileniyoruz.

Üretim konusunda eski belgelerle günümüzü karşılaştırdığımızda, gerçek apaçıktır. Üretme konusu ihmal edildikçe halk zorunlu alıcı olma mecburiyetinde kalmaktadır. Üretime ağırlık verme yerine, gökdelenler dikmeyi tercih edenler, toprağın ve doğanın AHI ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorlar mı diye düşünmeden edemiyoruz. Sorunları temelinden çözme neden tercih edilmez ki?

Sinop bağ üzümü, Sinop köy üzümleri konusunda yıllardır yazıyor, akademik bulguları paylaşıyoruz. Dernek Yönetim Kurulu, yetkililerle bu konuda çok görüşmeler yaptı. Sinop’ta kesinlikle canlanması gereken bir üretim. Görüşmelerimizden sonuç alamadık, ama biliyoruz ki doğanın gücü cehaleti yenecek. Eski üzüm bağları kökleri ile direnecek ve geleceğe taşınacak. İbn_i Batuta, Evliya Çelebi ve diğer yabancı seyyahlar, eski tarihlerde Sinop’ta üzüm bağlarının varlığını anlatmaktadırlar.

SİNOP KOKULU ÜZÜM

1487 SİNOP’TA ÜZÜM ŞIRASI ÜRETİMİ VE ALINAN VERGİLER:

Kaynak: Prof. Dr. M. Ali Ünal-Osmanlı Devrinde Sinop

İmparatorluk ve Beylikler döneminde köylü ürettiği her mahsulün vergisini devletine misli ile ödemiştir. Günümüzde artık o topraklar boş, üretim yok denecek seviyededir. Halk AVM, dış ticaret ve ithalat bağımlısı durumundadır. Yerli üretim için canla başla çalışacak samimi, yurdu için kendisini feda eden insanlara özlem duymaktayız.

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Haziran 2021 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

BU SERGİDE SATIŞ YOK

27.06.2021- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Önemsiz görülen değerleri hayata kazandırmak istiyorsak, önce topluma model olacak adımları atmalıydık. Bu anlamda, zor bir malzeme olan yün kilimlerini değerlendirmek istedim. Nereden aklıma geldiğini sorarsanız, bu çok uzun bir hikaye, yüreğimde silinmez izler bırakan anılar sarmalı.

Annem, annesinin ve kendisinin dokuduğu kilimleri saklıyordu. Çocukluğumdan beri gördüğüm bu kilimler, benim için de çok kıymetliydi. Onları koruyalım dediğimde annem: “al senin olsun” dedi. Kilimleri özenle naftalinledim, güneşe çıkardım, havalandırdım ve dolabımda sakladım. Gözüm gibi koruduğum kilimler yüz yılın hafızası, bellek kutularıydı sanki.

Elime aldığımda, meleyen koyunların kuyruk sallayışını, çevredeki doğal güzellikleri görüyor; temiz havayı içime çekiyor ve ebediyete göçenlerin tezgahtaki tıkır tıkır dokuma seslerini işitiyor gibiydim. Kök boyası ile boyanmışlar, doğallığın has yapısını taşıyorlardı.

Sizler de, yün kilimler üzerinde tasarım yapacaksanız, gerçekten zor bir malzeme olduğunu bilmelisiniz. % 100 yün olduğu için, tozlaşma öksürük ve geniz akıntısına sebep oluyor. Belirtileri görünce çalışmayı maske kullanarak sürdürdüm.

Anlayamıyordum, kilimler köylerde tavan aralarında, ambarlarda atıl olarak neden çürümeye terk edilmişti? Değerlendirmeli ve örneklemeliydim. Hedefim, boş zamanlarını kaliteli değerlendirmek isteyen genç kızlarımızın konuya dikkatini çekmekti . TV programları ve dizilerde kendi yaşamının çok uzağında olan yaşamlara özentiyle vakit öldürmek yerine, üretmelerini sağlamaktı.

2020- Ekim ayında KADIN İÇİN DOKUDU/ KİLİMİ ROMAN OLDU temalı kilim sergisini açtım. BİLKE organizasyonuyla açtığımız sergi çok ilgi gördü. Sergide bizi yalnız bırakmayan, temayı anlayan ve içselleştiren herkese teşekkür ediyorum.

Sergide satın almak için çok talep gören bir ürünü tanıtacağım bu gün. Satın almak isteyenlere, SATILIK DEĞİL dediğimde, mana veremeyenler olsa da, bu sergi ilçelere, sanat sever ortamlara taşınacak ve model oluşturmaya devam edecek. Amaç, kilimlere kültürel değerini kazandırmak ve yeni tasarımlarla günümüze taşımak.

Kilim: Dikmen -Kadı Köyü- Nakış(Eski Beşik Örtüsü Deseni uygulama) ve Tasarım: Y. SARIKAYA- Dikiş: Fikriye KURUBAŞ
Tertemiz dikiş için Selin Ticaret sahibi Fikriye KURUBAŞ’A çok teşekkür ediyorum.
Kilim: Tilkilik- Kabaağaç Köyü- Dokuyan Ayşe DEMİR ( 1910- 1952) Kenar el dikişi orijinal-Y.SARIKAYA- Keçe ile tasarım- Fikriye KURUBAŞ

Sinop Kilim Sergisi Projesi Nasıl Başladı-TRT TRABZON RADYOSU Bir Yaşam Bir Anı PROGRAM KONUĞU-Y.SARIKAYA PROJEYİ ANLATIYOR:

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SİNOP KÜLTÜR SEVDALILARI

24.06.2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Babam 1945 yılında, 14 yaşında tam 72 km yolu yürüyerek bir günde Sinop’a ulaşmış. Okumak istiyormuş, müfettişler bu çocuk okusun demişler ama babası evin büyük oğlu diye okumaya göndermediği için valiye durumunu anlatmak amacı ile gelmiş. Olaylar öyle farklı gelişmiş ki, 14 yaşında çalışmak zorunda kalmış. Ama hep kafasında okumak ve meslek sahibi olma fikri varmış. Varlıklı bir ailenin çocuğu olduğu için, babası gururuna yedirememiş ve oğlunu gelip almış Sinop’tan.

Bu hikaye, babamın ölümünden sonra bize hatıra olarak bıraktığı, 1. bölümü 64, 2. bölümü 67 sayfa olan el yazısı anılarında yer alıyor. O anıları okudukça, köylü milletin efendisidir sözünün değerini daha iyi anlıyorum. Babam okuma aşkı, bilime tutkusu ile 4 çocuğunu okuttu. Ona hiç kimsenin desteği olmamıştı. O, ailesini kimseye muhtaç olmayacak duruma getirdi, onlara varlık bıraktı.

Ben, annem ve babam sayesinde köy kültürü ve sorunları hakkında bilgi sahibi oldum. Öğretmen olduktan sonra da kırsalların folklörü hakkında çalışmalar yaptım. Sorun temelden çözülmeyince, durum binanın temel taşının çürük olmasına benziyordu.

Göçmenler denilince aklıma, köyünde karnını doyuramayanların büyük şehirlere göçmek zorunluluğu gelir aklıma. Alt yapısı olmayan, imar izini verilmemiş, hisseli arazilere gece kondu yaparak yapılan geçici yerleşmeler. Ard arda zincirleme gelen sorunlar…Bu sorunlar arasında kültür unutuluyor, yaşam savaşı her şeyin önüne geçiveriyor. Bu durumdan nemalananlar da fırsatı kaçırmıyorlar.

Babam, senin hatırana saygıyla köylerin kültürlerinin yaşatılması, insanlara istihdam alanları oluşması için canla başla çalıştım hala da çalışıyorum. Yıl 2003-2004 Sinop dokuma tezgahlarında dokunan ürünlerin pazarlanması için çok uğraştım. Kar amacı gütmedim, sadece yöre insanımızın kazanmasını hedefliyordum. İlgilenen firmalarla ürünleri kodladık, numaraladık dosyalar oluşturduk.

Dokuma: P-10 Aynur Demirkol

Sinop üreticileri, Kapalıçarşı, şirketler, toplantılar, sunumlar derken, bakıyorum da epey yol almışız. O yıllarda Sinop dokuma üreticileri bu işten çok para kazandı. Yurt dışı, yurt içi pazarlarında ürünler ilgi gördü. Fakat toplu siparişlere Sinop ürün yetiştiremedi.

Dokuma P:8- Aynur Demirkol

SİYAD bu konuda çalışma başlatmış, kutluyorum. Sürdürülebilir olması ve çok insana istihdam alanı oluşturması açısından değerli buluyorum. Geçirdiğimiz aşamaları, Sinop ve Sinoplu’ya fayda sağlaması amacıyla paylaşıyorum.

Dikmen- Serbest Heybesi- DOKUMA- DİKMEN

Dokuma Y-1: DİLNUR ÇEYİZ-yastık
Dokuma P-4: Ümmühan DEMİR

Dokuma THO( Takım -heybe-oda takımı)-Nezaket DEMİRKOL

Dokuma: BT- 2 Bereket Torbası- Ümmühan DEMİR
Dokuma: P-K 6- DİLNUR ÇEYİZ

Üreten herkese saygılarımla.

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

KONUK YAZAR ŞEBNEMCE

22.06.2021

İnsan sorgulamaya kendinden başlayınca, yazıları, anlatımları daha etkili oluyor. Dikkatle okunası bir yazı. Kalemine güç, yüreğine sağlık ŞEBNEMCE…

RUH HÜR OLUNCA BEDEN SALTANAT SÜRERŞEBNEMCE

Ruhumun en derinlerinden sirayet eden seyreltilmiş bir hüznü taşıyorum bedenimde. Gitmek istemek gibi de değil, kalmak gibi hiç değil. Bir tufandı yaşananlar, bir küçük kıyamet. Derdin arşı aştığı bir yerde kendimi soluyorum. Aradığım kendimin şimdiki bana hiç benzemediği gerçeğini bilip karşılaşmaktan korkmak kadar keskin bir hüzün.

Yürüdükçe yol uzar, uzadıkça bilirsin varmak istediğin bir yer olmadıkça bitmeyecek bu yol. Bitmesini istediğin zaman yorulduğun andır. Bir karar vermiş olsaydın yol başlayacak olurdu. Bilinmezlik silsilesinin bitmeyen o yoluna adanmış yorgun bir hüzündür belki kastım. Öfkem şimdiki banadır belki, karşılaşmak istemediğim özüme belki çok yaklaştığımdandır. Acabası çok bir sancı bu, bu bir benlik savaşı, bu ne isteğini bilmezlik cahilliği, bu korkaklık, bu denge sorunu, bu yaşamı kavrayamamışlık.

Ruhumu alıkoyan bedenime, bedenime sadık ruhuma ve kendini korumaya çalışan aklıma minnettar kalmak çaresizliğidir belki de benim ki. Asla bana ait olmayanı benim zannetmem egosudur. Arzu ve isteklerimin sonsuzluğudur, ulaşamadığıma kızgınlığımdır. Neyin benim olması gerektiğine karar verme yetkim olduğunu sanmamdır.

Her şeyin bir suret ve yanılsama olduğunu, yaşarken asla bilmeyecek olmamdır. Aslolanı asılsız ve kıymetsiz saymamdır. Aradığımı bulma telaşımdır, bulmak istediğimden emin olmadan. Çiğ bir benliği taşıyor olmak bilincidir belki de.  Bencilliğimdir o hüzün.

Temelde tek başınalı yaşanası dünyayı, tek başıma çok hissetme aptallığımdır. Yalnızlığın ölümle ilintisi olduğu gerçeğini kanıtsayamamdır. Kimi seversen sev, ne kadar sevilirsen sevil biletinin hep tek kişilik kesildiği bir platformda olduğumu bu renkli dünyaya konduramamdır. Hiç kimseye ait olmayan çulun çaputun hesabıyla kaçırdığım koca bir yaşamdır. Gelecek kaygımdır, yarın telaşımdır, bir saat sonra içmeyi planladığım kahveyi neden şimdi içmediğim saçmalığıdır. Kenara ayırdığım her şeyin, yıpranmasın diye kullanmadığım her şeyin hezimetidir belki de o hüzün.

Ucuz yemeklerin, ucuz kitapların, ucuz giysilerin sırf başına ucuz getirildi diye içimde beliren tiksinti halidir o hüzün. Pahalı dendiğinde asıl ucuz olan şeyin ne olduğunu anlayamamaktır belki de. Amacın ne olduğunu bilmemek, hedefin neyi gösterdiğini bilerek üstelik tüm bu rezilliği sindire dindire yaşamak iğrençliğidir. Mesele ne gitmek ne de kalmak meselesidir. Mesele ne küçük bir sahil kasabasına yerleşmek meselesi ne de butik bir kafe açmak meselesidir. Mesele ruhun derinliklerine sirayet eden seyreltilmiş o hüznü görüp önce orayı öpüp iyileştirmek meselesidir.  O hüznü hissetmek meseledir. Mesele iyileşmek fakat önce ruhen gerçekten iyileşmek meselesidir.

kaynak: http://www.sebnemceweb.com

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Haziran 2021 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

SİNOP’UN DEĞERLERİNDEN FEHMİ AYDIN

19.06.2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Yarın babalar günü. Sokağa çıkma yasağı olduğu için babalar gününü dernek olarak bu gün kutladık. Babalar günü denilince Sinop’ta herkesin aklına Sayın Fehmi AYDIN gelir. Gerçekten gelmelidir de. Neden biliyor musunuz? 1976- 77 öğretim yılında, ben 20 yaşında iken Sinop Kız Yetiştirme Yurduna öğretmen olarak atandım. Öğretmen arkadaşlar arasında benden üç beş yaş büyükler ve akran olanlar vardı.

Müdür baba, kurumu hepimize ailemiz gibi hissettirdi. Hem biz genç öğretmenlere, hem personele hem de çocuklara çok emeği geçti. O, köy enstitüsü mezunu değerli öğretmendi. Ondan hepimiz çok şey öğrendik.

Çocuklarımızın hepsi ayrı ayrı değerliydi. Aralarında hiç birimizin unutmadığı, özel bir kız vardı. Dikmen köyü nüfusuna kayıtlı hem konuşma hem zeka engeli olan kızımızdı. O yöreye sorduğumda, annenin de aynı engeli olduğunu, tecavüze uğradığını ve çocuğun da doğduğunda Çanakkale yuvasına teslim edildiğini öğrenmiştim. Çocuk 6 yaşına girdiğinde Sinop Yetiştirme Yurduna getirilmişti. Benim çalıştığımda ise Ayşe 16 yaşında bir genç kızdı. Mutfakta annelere işlerde çok güzel yardım ederdi ve yurdun tüm işleyişine de hakimdi. Konuşmuyordu ama algısı ve sezgisi çok yüksekti.

Bir gün çocuklarla NESİ VAR oynuyoruz. Ayşe konuşamıyor ama, e, e diyerek kendini işaret ediyordu. Çocuklar sen oynama deseler de o oyuna katıldı. Salonun dışına çıktı Ayşe. Çocuklar da içerde bir nesneyi sakladılar. Ayşe gel dediler. Canım Ayşem güle güle, seke seke girdi içeri. Sesli harflerin üstüne basarak kendini ifade etmeye çalışırdı. Nesneyi arıyordu, ama kıkır kıkır da gülümsüyordu. Hepimiz ne olacak diye bekliyorduk. Eski tip uzun camları vardı yurdun. Camların önünde de büyük çiçekler. Ayşe gitti, kocaman çiçeğin yaprakları ile örtülü dibindeki nesneyi buluverdi. Odada hep birlikte”aaaaaaaa” nidası duyuldu. Ayşe beli bükülen kadar eğiliyor gülüyor, sonra doğruluyor ve o da herkese gülüyordu. Benim bulamayacağımı mı sandınız dercesine. Kızlar inanmadı Ayşe’ye, çık dışarı anahtar deliğinden bakmışsındır dediler. Ayşe çıktı, bu sefer daha zor bir yere saklandı nesne. Ayşe içeri alındı, herkesi tek tek süzüyor, arada gülüyor, sonra aranıyordu. A a o da ne, Ayşe yine nesneyi buldu.

Yurt çocukları kanuni olarak 18 yaşını doldurana kadar yurtta kalıyorlardı. Ayşe18 yaşını doldurunca Fehmi AYDIN: ” 5 çocuğum olmasa bu çocuğu evime alır, Bakırköy’e göndermezdim” dedi. Ayşe için hepimiz çok üzgündük. Hele Müdür Baba Fehmi Aydın, evladıma bakamadım diye derin düşüncelere dalıyordu. Bir gün nöbetçiydim, hemşiremiz Nurten Abla, Müdür Baba ile beraber Ayşe’yi bir polise evrakla teslim ettik. O günü, Ayşe’nin gezmeye gidiyorum diye sevinmesini, içimizin kan ağlayışını hiç unutamıyorum. Ayşe Bakırköy Hastanesine yerleşti, müdür baba onu orada da görmeye gitti. İşte Fehmi AYDIN böyle bir eğitimciydi. Türkiye’nin dört bir yanında olan evlatları, toplanıp onun ziyaretine geliyorlardı.

Bilke olarak, babalar gününde değerli Fehmi AYDIN BABAYA plaket verdik. Günümüze katılan Eski Kız Yetiştirme Yurdu Müdür Yardımcısı Hümeyra KILIÇ, hemşire Nurten ÇINAR, öğretmen Kadriye SAYIN ve genç katılımcılara dernek yönetim kurulu adına çok teşekkür ediyorum.

Sinop ve evlatları Fehmi AYDIN’I unutmayacak. TÜM BBALARIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Haziran 2021 in fehmi aydın

 

Etiketler: , , , , , , , ,