RSS

Yazar arşivleri: sinopbilke

Bilinmeyen adlı kullanıcının avatarı

sinopbilke hakkında

Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği Temmuz 2008'de kuruldu.

GERZE’DE YUNUS EMRE DERLEMESİ

16.05.2020-BİLKE

1960-1961 de GERZE’de Kırşehirli taş ustalarından  derlediğim Yunus Emre Şiiri -İsmail ERSOY

 

Kalmam yolda ilim ile

Gitmem kula zulüm ile

Bir bezilik unum olsa

Biçer saçda ilim ile

 

Sap vurdum elim ile

Gönül verdim dilim ile

Bir çitinlik tuzum vardı

Dirlik kurdum dilim ile

 

Miskinmisin bile bile

Haram yeme güle güle

Kesmik gitmez yelin ile

İmansız evde ilim olsa

 

Yunus’um dolandım savak

Gün eğilmiş gölgesiz avak

Kösengin’de karadut kurursa

Eşiğinde ezan okusan ilim ile

      Derleyen: İsmail ERSOY

***   ***   ***   ***  ***

1979 yılı Maden aramaları sırasında ;Kırşehir ve Aksaray Çevre köylerinde Yaşlılardan dinlediğim  Yunus Emre şiiri derlemiştim.

Bu şiiri Yunus Emre anma yılında yazıyorum.    Yunus Emre’nin kitaplarda şimdiye kadar yayımlanmamış şiiridir. İLKE ile paylaşıyorum. İsmail Ersoy  iersoy377@gmail.com  5433617285

Kalmam yolda İlim ile,

Gitmem kula zulüm ile,

Bir bezilik unum olsa,

Biçer saçda ilim ile.

 

Sap vurdum elim ile,

Gönül verdim dilim ile,

Bir çitinlik tuzum varsa,

Dirlik kurdum ilim ile.

 

Miskinmisin bile bile,

Haram yeme güle güle,

Kesmük gitmez yelin ile,

İmansız evde ilim olsa.

 

Yunusum Emrem savak,

Dervişim deme sen avak,

İki dut Kösengin dutluysa,

Bülbülüsün ilim dilin ile.

 

Bu şiirin son dörtlüsü Kesikköprü ve çevresindede söyleniyordu.

Yunusum dolandım avak avak,

Gün eğilmiş gölgesiz kavak,

Kösenginde karadut kurursa,

Eşiğinde ezanı okursun ilim ile  YUNUS EMRE——————–Derleyen : İsmail Ersoy

***************

Sodyum bi Karbonatın Evsel Kullanımı -İsmail ERSOY 

1-Mide ekşimelerinde ; Bir bardak soğuk suya bir çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözdükten sonra yavaş
yavaş içiniz.

2-Ağız içi bakteri leri için ve Ağız içi temizliği için ;1 bardak ılık suya,yarım çay kaşığı Sodyum bi karbonatı çözün ve
bir kaç defa ağızınızda çalkalayın.( Yutmayın)

3-Ağızdaki ülser benzeri yaraların ağrılarını azaltır yatıştırır. Bir bardak ılık suya yarım çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözün ve günde bir kaç kez ağızınızda çalkalayın günde bir kaç kez tekrarlayın.

4-Deodorat olarak;Özellikle Koltuk altı kokularınız için toz veya sulanmış olarak kullanabilirsiniz. Ardındanda bir kaç
dakika sonra temizlemeyi unutmayın.

5-Diş beyazlatmalarında kullanabilirsiniz;Diş plaklarını ve bakterileri temizlemede diş macunlarına ilave ederek de
kullanabilir,özellikle diş plaklarının giderilmesinde faydalı olduğu görülmüştür.

6-Kaşıntılı cilt ve güneş yanıklarını rahatlatmak için;Özellikle mısır nişastası sodyum bikarbonat karışımlarıyla yapılan krem ve çözeltilerile rahatlamalar olduğu görülmüştür.Küvetteki banyo suyuna 1-2 bardak sodyum bi karbonat çözerek de kullanabilirsiniz.

7-KBH’li 136 yetişkin için yapılan çalışmada, sodyum bikarbonat kullananların, böbrek yetmezliği takviyeleri almayan insanlardan % 35 daha az olduğu bulunmuştur.

8-Nasırların tedavisinde Kullanımı;Sodyum bi karkonatlı banyoların nasırları ve cildi yumuşattığı görülmüştür.

9-, Sodyum bikarbonattümörler için ortamı daha az asidik hale getirebilir ve bu da kemoterapi tedavilerine faydalı olabilir. Hayvanlar üzerinde denenmesine rağmen henüz insanlar üzerinde denenmemiştir.

10-Buzdolabınızdaki Kötü kokuları yok etmek için;Bir tabak içine sodyum bi karbonat koyarak ,buz dolabınızın arka
taraflarına yerleştirebilir ,kokuları tazeleyebilirsiniz

11-Egzersiz performansını artırabilir,vucut egzersizlerinizde laktik asit üretir bu asitliği sodyum bikarbonat ,egsersizlerinizin uzamasını sağlayabilir

12-Oda parfümü olarak;Küçük bir kavanoz 1/3 bardak kabartma tozu. En sevdiğiniz uçucu yağların 10–15 damla bir parça bez veya kağıt kabartma tozu ve esansiyel yağları kavanoza ekleyin.  Bezle veya kağıtla örtün ve ardından tel ile yerine sabitleyin. Koku azalmaya başladığında, kavanoz

13-Çamaşırlarınızı Beyazlatmada ,en kolay yoludur.Kir ve lekelerin çıkartılmasın da en iyi yoldur. Makinanızın deterjan bölümüne deterjanla birlikte yarım bardak ilave ediniz ,çamaşır yıkama suyunu yumuşatır sistemin kireç tutmasını da önlersiniz

14-Çöp Kokusunu Giderilmesinde;,bilim adamları sodyum bikarbonatın atık kutularının dibinde yayılmasıyla çöp kokusunun% 70 oranında nötralize edilmesine yardımcı olduğunu bulmuşlardır.

15- Mutfak temizliğindeki yardımcınız;Mutfağınızda sodyum bikarbonatı az miktarda suyla karıştırarak bir hamur yapın. Macunu sünger veya bezle istenen yüzeye uygulayın.
Fırın
Lekeli kahve fincanları
Lekeli mermer
Yağ lekeleri
Mutfak fayansları
Tıkalı tahliye
Kararmış gümüş
Mikrodalgalar da

16- Çok Amaçlı Banyo Temizleyici;İşte kabartma tozu ile temizleyebileceğiniz birkaç yüzey:

Banyo karoları
Tuvaletler
duş
Küvetler
Banyo lavabo
Kabartma tozu ve biraz su kullanarak bir hamur yapın. Bir sünger veya bez kullanarak, karışımı temizlemek istediğiniz yüzeye iyice sürün. Yüzeyi 15–20 dakika sonra nemli bir bezle silin.

17- Halı lekelerini Sodyum bikarbonat ve sirke ile
giderebilirsiniz: İlk önce halı lekesini ince bir kabartma tozu tabakası ile kaplayın. Sonra, boş bir sprey şişesini 1: 1 sirke ve su karışımı ile doldurun ve lekeli alana püskürtün. Yüzey kuruyana kadar bir saat kadar bekleyin.Kabartma tozu bir fırçayla gevşetin ve artıkları elektrikli süpürgeyle temizleyin. Leke şimdi tamamen kaldırılmalıdır. Halının üzerinde kabartma tozu kalıntısı varsa, nemli bir havluyla silin.

18-Meyve( kabuğunu soymadan) ve sebzelerde en  güvenli kimyasal ve pepdisitlerin temizliğidir.

12–15 dakika sodyum bikarbonat ve su ile yapılan çözeltisine bekletilip yıkanması pestisitlerin neredeyse tamamını çıkardığını tespit edilmiştir.

19-Gümüş eşyaları oksitinin temizlenmesi;Bunun için
Bir alüminyum tencere veya tencere içine konulmuş
alüminyum folyo içine;
1 su bardağı kaynar su
1 çorba kaşığı kabartma tozu
1/2 fincan beyaz sirke
Kabartma tozu alüminyum kabına ekleyin ve yavaşça sirke içine dökün. Sonra, kaynar suya dökün ve gümüşü tepsiye yerleştirin,3-5 dakika sonra veya biraz fazla bekledikten sonra ,gümüşlerinizi durulayıp kurulayın.

20-Yanmış tencerelerinin dibinin temizlenmesi; Tencerenin dibine bol miktarda sodyum bikarbonat serpin ve yanmış alanları örtecek kadar su ekleyin. Karışımı kaynatın ve tencereyi her zamanki gibi boşaltın. İnatçı lekeler kalırsa, bir ovalayıcıyı alın, az miktarda sıvı deterjan ekleyin ve kalan yanmış lekeleri yavaşça çıkarın.

21-Küçük yağ ve yağ yangınlarını söndürmek ;yağ tavalarında sodyum bi karbonat serpiştirerek Karbon dioksit oluşacağında yangın söner.

22-Ayakkabılarınızın koku gidericisi; iki yemek kaşığı Sodyum bikarbonatı iki tülbent veya kumaş parçalarına dökün. Bezleri bir lastik bant veya ip  ile sabitleyin ve her bir ayakkabının içine yerleştirin. Ayakkabılarınızı giymek istediğinizde kabartma tozu
torbalarını çıkarın.Kokularının kalmadığını göreceksiniz.

23-İstenmiyen yerlerdeki bitki ve yosunlardan sodyum bikarbonatı üzerine serpiştirerek de kurtulabilirsiniz

24-Çocuk suluk ve mama kaplarını sodyum bi karbonatlı sularda 3-5 dakika bekletip yıkandıktan sonra koku ve
bakterilerden arındığını görebilirsiniz.

İsmail ERSOY

**********************

GERZE ve KÖYLERİ BATIL İNANÇLARI

1970 ve 1980 yıllarında Gerze ve köylerinde topladıklarımdan elde kalanlar,İleride notlarımı bulursan devamını da yazacağım.

İsmail ERSOY

***Gök gürlediği zaman,Kalbur (elek) yuvarlandığında;ters dönerse kıtlık,düz dönerse bolluk olacak denir.

***Yumurtayı biçakla kesersek,tavuk yumurlamayı bırakırmış.

***Taş kaldığımızda;taşın altında karıncalar varsa bolluk,çıkmayacaksa kıtlık olacağına inanılır.

***Gök gürlediğinde;tavuk pini karıştırılıp ”civil civil”sözleri söylenirse,pin içi tavukla dolarmış.

***Gök gürlediğinde;Tahıl anbarı taşlanırsa,içindeki mahsül çoğalırmış.

***Hamursuz ( yufka) ekmeği yaparken ,hamursuz kabarırsa o yılki mahsul bol olurmuş.

***Ocakta yapılan ilk ekmeği yiyen erkeğin karısı ölürmüş.

***Gök kuşağının altından geçen kızlar erkek ,erkeklerde kadın olurmuş.

***Fazla yağmur yağması;gök yüzünün delindiğine inanırılmış.

***Yeni evlenenlerde;kız, kapı üstüne çıkarılıp erkek kapıdan geçirilirse kız evde onun sözü geçecek olacak,erkek kapı üstüne çıkarılıp kız kapıdan geçirilirse erkek evde erkeğin sözünün geçeceğine inanılırmış.

***Gelin alma törenlerinde;buğday serpilirse bolluk olacak denir.

***Gelin alma törenlerinde;pirinç serpilirse ,evlenenlerin evlerinin huzurlu olacağına inanılır.

***Yolcunun peşinden su serpilirse;su gibi gidip geleceğine inanırıl.

***Üzerinde dişi kurt tüyü taşıyan erkeğin peşine,tüm kızlar o erkeğe aşık olur peşine düşermiş.

***Hoca,karayazı muskası yazarsa;İstediğin kızı kendine bağlarsın.

***Sabuna iğne batırılıp hocaya okutulursa;okuttuğunuz insanı deliye cevirirmişsiniz.

***Başınız ağrıyorsa;hocaya muska yazdırıp ,suyunu içerseniz başağrınız bitermiş.

***Evde,incir dalı yakılırsa;evin içinde yılanlar ürermiş.

***Soğan kabuğu yakmak,günahtır.

***Makası,boş olarak açıp kapatmak;evlerinizdeki dirliğin biteceğine inanılır.

***Evde ıslık çalınması,şeytanları eve çağımakmış,

***Soğan tarlasında,soğan yaprağından düdük yapıp öttürülürse ,tarladaki soğanlar kurtlanırmış.

***Ellerini koltuğunun altında tutarsan;babanın öleceğine işaretmiş.

***Ayakta yenilen yemekler,şeytanın yedikleriymiş.

***Ateş yakıldığında; pır pır ederse,düşmanın zengin olacakmış.

***Erkekler ayak üstü küçük abdestini yaparsa,şeytan süpürgesini ıslatırmış.

***Kurban kanını alnına sürersen,dileğin yerine gelirmiş.

***Evin önüne kül dökülürse,gece şeytanlar gelirmiş.

***Gece küülük içine girilirse veya küçük andes yapılırsa şeytan çarparmış.

***Gece tavuk pinine girilmez,uğursuzluk getirirmiş.

***Gece dışarıya su serpilmez,şeytan çarparmış.

***Geceleri,bir kibritle beş lamba yakarsan;şeytanlar çatlarmiş.

***Gece 24 den sonra davul çalmak,şeytanın düğününü yapmakmış.

***Diş ağrısında;mezarlık toprağını yüzüne sürdüğünde diş ağrın geçermiş.

***Güvercin yumurtası ,yeni evlilerin evinde bulundurulursa;o evde daimi huzur olurmuş.

***Cuma akşamları,dikiş dikersen:ölen çocuğunun etlerini dikermişsin.

***Cuma günleri,evsüpürmek,çamaşır yıkamak günahmış.

***Tereyağının biçakla kesilmesi,ineğin süt vermesini durduracağına inanılırmış.

***Dertlerini ve isteklerini bir mektuba yazıp denize atarsan isteklerin kabul olurmuş.

***Geyik boynuzu evinizin kapısı üstüne takılırsa ,soyunun devam edeceğine inanılırmış.

***Puhu kuşunun,evin bacasında veya kiremitliğinde öttüğünü duyarsan;bir uğursuzluğun geleceğine inanırılmış.

***Evin kapısı üzerine nal çakmak ;bereketli ve huzurlu evinin olacağına inanılımış.

***Deniz yengecinin ( bavurya) boynuzu üzerinde taşınırsa düşmanlarınız sizi alt edemezmiş.

***Okunmuş pirinçle dolaşmak ,her işte başarılı olacağına inanılırmış.

***insanın üzerinde mavi renk veya boncuk taşımak ,nazar değmeyeceğine inanılır.

***Ay veya güneş tutulduğunda,teneke çalıp gürültü yapmak ayın veya güneşin hemen geleceğine inanılırmış.

***Dünya tepsi gibi düzmüş,tepsinin altındaki öküz boynuzunu salladığında deprem olurmuş.

***Gece tırnak kesmek ,büyük günahmış.

İsmal Ersoy

***********************

BİLMECELER

1972 1973 yıllarında Gerze ve Dikmen köylerinde derlediğim bilmecelerdir.İSMAİL ERSOY  

 BÖLÜM 2

1

Yengen içeride,

Başı dışarıda

***

2

Yengen içeride,

Etekleri dışarıda

***

3

Kırmızı pinden

Beyaz tavuk bakar

***

4

Bizim köyde Dudu var

Eğri büyrü budu var

Yazın gelir görürsün

Güle güle ölürsün

***

5

Kurt kuyuya düştü

Kuyruğu dışarıda kaldı

***

6

Kapı dibine saç koydum

Çümle alemi aç koydum

***

7

Yer altında bir gelin gider.

***

8

Gökten bir elma düşmüş

Onikiye bölünmüş

Onbirini yemişler

Birine sabır demişler

***

9

Kapı dibine yoğurt döküldü

Sildim sildim çıkmadı

***

10

Benim bir oğlum var

Senede bir traş olur

***

11

Uzaktan baktım, ışılar

Yanına gittim, mışılar.

***

12

Gök köpek

Kütüğe Hırlar

***

13

Benim bir kuyum var

Kuyumun içinde suyum var

Suyumun içinde yılanım var

Yılanımın ağzında,

Mercanım var.

***

14

Çıktım tepeye,

Yular bağladım sıpaya

***

15

Altı kemer, üstü semer

İçinde bir kara ömer

***

16

Altı tahta, üstü tahta

İçinde bir kara soyta.

***

17

Bir küçücük miltaşı

Dolaşır dağı taşı

***

18

İki ayak üstünde ambar

Onun üstünde ışıldayan

Işıldayanın üstünde, mışıldayan

Mışıldayanın üstünde, karadağ

***

19

Şu kayada, sap asılı

***

20

Bağlarsın gezer,

Çözersin durur

***

21

Tek kıçlı,  papak başlı

***

22

Fadimem pat pat

Donları kat kat

***

23

Gündüzleri gebedir

Geceleri doğurur

***

24

Uzun kuyu, günbürer suyu

***

25

Dört köşe, beş değil

Başı sudan hoş değil

***

26

Elemez melemez

Ocak başına gelemez

Ocak başına gelirse

Bir daha geri dönemez

***

27

Gündüz et yer

Gece yıldız sayar

****

28

Gündüz gider, izi yok

Gece gider gözü yok

***

29

Benim bir oğlum var

Yongasız ev yapar

***

30

İstanbul da süt pişti

Kokusu yanıma düştü

***

31

Benden yüksek,

Tavuktan alçak

***

32

Ezan okur namaz kılmaz

Karı alır nikah kıymaz

***

33

Mini mini, küçük sini

***

34

Sarı çamın damarı

Akşam sabah vurur samanı

***

2. BÖLÜM BİLMECE CEVAPLARI

1- Çivi

2-Şeker pancarı

3-Sümük

4-Kurbağa

5-Çakı

5-Çakı

7- Saban

8-Oruç

9-Güneş

10-Harman

11-Denizde ayın  gölgesi

12-Balta

13-Gaz lambası

14-Dikiş iğnesi

15-Kaplumbağa

16- Kaplumbağa

17-Göz

18-  İnsan

19- Öküzün kuyruğu

20-Çarık

21- Lahana

22-Lahana

23-Yatak

24-yayık

25-Sabun

26-Tereyağı

27-Öküz öğendiresi

28-Deniz motoru

29-Dantel tığı

30 -Mektup

31-Şapka

32-Horoz

33-Mercimek

34-Mısır kırtılı- Mısır ekmeği

******************************************************************************************************************

BİLMECELER 1. BÖLÜM

“Sinop toprağı, Sinop kili, köylerdeki arkeolojik değerler, yerel fiiller gibi bir çok alanda çalışmaları olan Sayın İsmail Ersoy ile BİLKE iyi ki tanıştı. Lavanta, kekik tarımı ve ihracatı ile ilgili söyleşimiz okurlarımızın çok ilgisini çekti. Bu uygulamaların Sinop köylerinde yapılması için, Tarım İl müdürlüğü ve diğer ilgili kurumların dikkatini çekmek istedik. Faydalı olmasını umuyoruz.

Yeni yazımız, İsmail Ersoy’un Sinop köylerinde mesleki çalışmalar yaparken derlediği bilmeceler. Okurlarımız için önce bilmeceleri yazdık. Cevabını, yazının sonunda CEVAPLAR bölümünde bulabilirsiniz.

Bilke, kaybolan kültürlerle ilgili, ZAMAN VE BİLİNÇ konusuna dikkat çekiyor. Bu gün, toplumun eskiye göre daha kaliteli ve insanca yaşayıp yaşamadığını kültürlerin zaman yolculuğunu izleyerek anlayabiliriz. BİLKE, bu nedenle konuyu HİKAYE etmek yerine, bu hikayedelerdeki BİLİNÇ yolculuğunun anlaşılmasını önemli buluyor. Kendini tekrar eden siyaset anlayışının, toplumsal bilince etkisinin neler olduğunu görmemizi istiyor. Eğitim- ekonomi- sağlık- kültür ve daha bir çok alanda, toplum için doğru aşamalar kaydedecek projeler ve sonuç odaklı çalışmalar yapılmasını sağlıklı buluyor. Köydeki kazanımlarımız da değerli, kentteki de. BİZ HEP BİRLİKTE BİZİZ.

” BİLKE İsmail ERSOY’UN derlediği bilmeceler için teşekkür ediyor.

İŞTE BİLMECELER:

1-

Gidiyorum heyimden

İzin aldım beyimden

Bu kuşlar ne kuşudur

Yem yiyor göbeğinden.

2-

Bizim evde Ali var

Tepesinde gülü var.

3-

Kadayıf ,kadayıf

Bizin hanım çok zayıf

Zayıflığına yanmıyorum

Gözünün teki kayıp.

4-

Alçacık dallı

Yemesi ballı

5-

Dağdan gelir tatarina

Ben onu tutarina

Ayakları lisa lisa

Kendisi tombalisa.

6-

Altı mermer,üstü mermer

İçinde bir gelin oynar.

7-

O yanı kaya,

Bu yanı kaya

İçinde ,sarı maya

8-

Şu kayada kıvrım bağcık yuvası.

9-

Otuziki gözlü,

Miskin yüzlü.

10-

Ak leylek,kara leylek

Tek ayak üstünde duran leylek.

11

O yana pat,

Bu yana pat

Git ,

Kapı dibine yat.

12-

Gece harman gibi

Gündüz orman gibi

13-

Dağa gider uzalır

Eve gelir büzelir.

14-

Dağdan gelir,dak gibi

Kolları,Budak gibi

Eğilir su içmeye

Bağırır Oğalak gibi

15-

Buradan attım hızınan

Yedibin yıldızınan.

16-

Benim bir oglum var

Biri bana bakar

İkisi biribirine

17

Bahçede biter,makina büker

Akşam sabah ,el yüz öper

18-

Bizim eve kadın geldi

Siz kimsiniz dedi

Beni bilmeyen

İçinden çıkanı yesin dedi.

19-

Çıt çıtan ağacı

Çıta pıtan ağacı

Kırmızı değnek

Trabuzon ağacı

20-

Benim bir atım var

Her şeye konar

CEVAPLARI:

1- DEĞİRMEN

2-KANDİL-LAMBA

3-DİKİŞ İĞİNESİ

4-ÇİLEK

5-KAPLUMBAĞA

6-DİL

7-YUMURTA

8-KULAK

9-ÇARIK

10-KAPI

11-SÜPÜRGE

12-YATAK

13-ZİNCİR

14-GEYİK

15-TÜFEK

16-OCAK

17-HAVLU

18-TENCERE

19-KİBRİT

20-İSİM

**************************************************************************************************************

Sodyum bi Karbonatın Evsel Kullanımı -İsmail ERSOY 

1-Mide ekşimelerinde ; Bir bardak soğuk suya bir çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözdükten sonra yavaş
yavaş içiniz.

2-Ağız içi bakteri leri için ve Ağız içi temizliği için ;1 bardak ılık suya,yarım çay kaşığı Sodyum bi karbonatı çözün ve
bir kaç defa ağızınızda çalkalayın.( Yutmayın)

3-Ağızdaki ülser benzeri yaraların ağrılarını azaltır yatıştırır. Bir bardak ılık suya yarım çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözün ve günde bir kaç kez ağızınızda çalkalayın günde bir kaç kez tekrarlayın.

4-Deodorat olarak;Özellikle Koltuk altı kokularınız için toz veya sulanmış olarak kullanabilirsiniz. Ardındanda bir kaç
dakika sonra temizlemeyi unutmayın.

5-Diş beyazlatmalarında kullanabilirsiniz;Diş plaklarını ve bakterileri temizlemede diş macunlarına ilave ederek de
kullanabilir,özellikle diş plaklarının giderilmesinde faydalı olduğu görülmüştür.

6-Kaşıntılı cilt ve güneş yanıklarını rahatlatmak için;Özellikle mısır nişastası sodyum bikarbonat karışımlarıyla yapılan krem ve çözeltilerile rahatlamalar olduğu görülmüştür.Küvetteki banyo suyuna 1-2 bardak sodyum bi karbonat çözerek de kullanabilirsiniz.

7-KBH’li 136 yetişkin için yapılan çalışmada, sodyum bikarbonat kullananların, böbrek yetmezliği takviyeleri almayan insanlardan % 35 daha az olduğu bulunmuştur.

8-Nasırların tedavisinde Kullanımı;Sodyum bi karkonatlı banyoların nasırları ve cildi yumuşattığı görülmüştür.

9-, Sodyum bikarbonattümörler için ortamı daha az asidik hale getirebilir ve bu da kemoterapi tedavilerine faydalı olabilir. Hayvanlar üzerinde denenmesine rağmen henüz insanlar üzerinde denenmemiştir.

10-Buzdolabınızdaki Kötü kokuları yok etmek için;Bir tabak içine sodyum bi karbonat koyarak ,buz dolabınızın arka
taraflarına yerleştirebilir ,kokuları tazeleyebilirsiniz

11-Egzersiz performansını artırabilir,vucut egzersizlerinizde laktik asit üretir bu asitliği sodyum bikarbonat ,egsersizlerinizin uzamasını sağlayabilir

12-Oda parfümü olarak;Küçük bir kavanoz 1/3 bardak kabartma tozu. En sevdiğiniz uçucu yağların 10–15 damla bir parça bez veya kağıt kabartma tozu ve esansiyel yağları kavanoza ekleyin.  Bezle veya kağıtla örtün ve ardından tel ile yerine sabitleyin. Koku azalmaya başladığında, kavanoz

13-Çamaşırlarınızı Beyazlatmada ,en kolay yoludur.Kir ve lekelerin çıkartılmasın da en iyi yoldur. Makinanızın deterjan bölümüne deterjanla birlikte yarım bardak ilave ediniz ,çamaşır yıkama suyunu yumuşatır sistemin kireç tutmasını da önlersiniz

14-Çöp Kokusunu Giderilmesinde;,bilim adamları sodyum bikarbonatın atık kutularının dibinde yayılmasıyla çöp kokusunun% 70 oranında nötralize edilmesine yardımcı olduğunu bulmuşlardır.

15- Mutfak temizliğindeki yardımcınız;Mutfağınızda sodyum bikarbonatı az miktarda suyla karıştırarak bir hamur yapın. Macunu sünger veya bezle istenen yüzeye uygulayın.
Fırın
Lekeli kahve fincanları
Lekeli mermer
Yağ lekeleri
Mutfak fayansları
Tıkalı tahliye
Kararmış gümüş
Mikrodalgalar da

16- Çok Amaçlı Banyo Temizleyici;İşte kabartma tozu ile temizleyebileceğiniz birkaç yüzey:

Banyo karoları
Tuvaletler
duş
Küvetler
Banyo lavabo
Kabartma tozu ve biraz su kullanarak bir hamur yapın. Bir sünger veya bez kullanarak, karışımı temizlemek istediğiniz yüzeye iyice sürün. Yüzeyi 15–20 dakika sonra nemli bir bezle silin.

17- Halı lekelerini Sodyum bikarbonat ve sirke ile
giderebilirsiniz: İlk önce halı lekesini ince bir kabartma tozu tabakası ile kaplayın. Sonra, boş bir sprey şişesini 1: 1 sirke ve su karışımı ile doldurun ve lekeli alana püskürtün. Yüzey kuruyana kadar bir saat kadar bekleyin.Kabartma tozu bir fırçayla gevşetin ve artıkları elektrikli süpürgeyle temizleyin. Leke şimdi tamamen kaldırılmalıdır. Halının üzerinde kabartma tozu kalıntısı varsa, nemli bir havluyla silin.

18-Meyve( kabuğunu soymadan) ve sebzelerde en  güvenli kimyasal ve pepdisitlerin temizliğidir.

12–15 dakika sodyum bikarbonat ve su ile yapılan çözeltisine bekletilip yıkanması pestisitlerin neredeyse tamamını çıkardığını tespit edilmiştir.

19-Gümüş eşyaları oksitinin temizlenmesi;Bunun için
Bir alüminyum tencere veya tencere içine konulmuş
alüminyum folyo içine;
1 su bardağı kaynar su
1 çorba kaşığı kabartma tozu
1/2 fincan beyaz sirke
Kabartma tozu alüminyum kabına ekleyin ve yavaşça sirke içine dökün. Sonra, kaynar suya dökün ve gümüşü tepsiye yerleştirin,3-5 dakika sonra veya biraz fazla bekledikten sonra ,gümüşlerinizi durulayıp kurulayın.

20-Yanmış tencerelerinin dibinin temizlenmesi; Tencerenin dibine bol miktarda sodyum bikarbonat serpin ve yanmış alanları örtecek kadar su ekleyin. Karışımı kaynatın ve tencereyi her zamanki gibi boşaltın. İnatçı lekeler kalırsa, bir ovalayıcıyı alın, az miktarda sıvı deterjan ekleyin ve kalan yanmış lekeleri yavaşça çıkarın.

21-Küçük yağ ve yağ yangınlarını söndürmek ;yağ tavalarında sodyum bi karbonat serpiştirerek Karbon dioksit oluşacağında yangın söner.

22-Ayakkabılarınızın koku gidericisi; iki yemek kaşığı Sodyum bikarbonatı iki tülbent veya kumaş parçalarına dökün. Bezleri bir lastik bant veya ip  ile sabitleyin ve her bir ayakkabının içine yerleştirin. Ayakkabılarınızı giymek istediğinizde kabartma tozu
torbalarını çıkarın.Kokularının kalmadığını göreceksiniz.

23-İstenmiyen yerlerdeki bitki ve yosunlardan sodyum bikarbonatı üzerine serpiştirerek de kurtulabilirsiniz

24-Çocuk suluk ve mama kaplarını sodyum bi karbonatlı sularda 3-5 dakika bekletip yıkandıktan sonra koku ve
bakterilerden arındığını görebilirsiniz.

İsmail ERSOY

 

Etiketler: , , ,

NEDEN 18 MAYIS

12.Mayıs.2020-BİLKE

BİLKE 5. HALKBİLİM ÖDÜLLERİ  sahiplerini 18 MAYIS tarihinde yayınlayacağız. Neden ödülleri 18 Mayıs tarihinde veriyoruz?

18 MAYIS 1919…ATATÜRK SİNOP’TA

18 Mayıs1919, Sinop için önemli bir gündür. O gün, İstanbul’dan demir alan Bandırma Vapuru, önce Sinop limanına uğrar. Kurtuluş mücadelesinin ilk adımı, o gün Sinop’ta atılır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında, Sinop’ta yaşanan olaylar hakkında kaynak arıyordum. Rıza Nur Kütüphanesinde araştırma yaptım. Kütüphane çalışanları, her zaman çalışmalarıma yardımcı oldular. Rıza Nur’un odasında, Ferit Dikmen’in el yazması, 105 sayfalık Osmanlıca bir defter gördüm. Başlık, Türkçe “İstiklâl savaşında Sinop” olarak not düşülmüştü. Bu el yazması eser, bakalım Sinop ve savaş yılları hakkında neler içeriyordu? Osmanlıca bilenlerle ilk iki sayfasını çevirdik. Fakat 105 sayfanın çevirisini yapmak uzun zamanımızı alacaktı. Özel isimler çoktu, çevirmek zor oluyordu. Çeviri yaptığımız ilk iki sayfada, anıların H.Hilmi ULUĞ’a ait olduğu yazıyordu. Ferit Dikmen, bu önemli metni kendi el yazısı ile yazmış ve gelecek kuşaklara bırakmıştı.

O tarihlerde H. Hilmi ULUĞ’un, Sinop’ta mektupçuluk yaptığı, olayları bizzat kendisinin yaşadığı anlatıyordu. Bu kişi, İstiklal savaşı hakkındaki anılarını, Ocak- 1952 tarihli Vakit Gazetesinde, “İSTİKLAL SAVAŞINDA SİNOP”  başlığı altında yazmıştı. İlk iki sayfanın çevirisinden, bu yazının 16 gün dizi halinde yayınladığını öğrendim. İşte el yazması defterde bulduğum bu bilgi, beni o günleri yaşayan kaynak kişiye ulaştırmıştı. Bu bilgiye ulaşınca, Milli Kütüphaneye gittim ve gazeteyi buldum.

Yazıda, Sinop’a mutasarrıf olarak atanan Mazhar Tevfik Beyin, Bandırma vapurunda Atatürk ile birlikte yaptığı yolculuk anlatılıyordu. Gemi, 18 Mayısta sabahleyin erkenden Sinop limanına gelmiş; mutasarrıfı Sinop limanına bırakmış ve akşam 20. 00 de Sinop’tan Samsun’a hareket etmişti. Atatürk, bir gün Sinop limanında, Bandırma Vapuru içinde kalmıştı. Ülkenin en kritik dönemleriydi, çünkü yarın 19 Mayıstı.(Y.SARIKAYA, Bir İnci Memlketim/2010 s,8)

18 MAYIS 1919’U YAŞAYAN

 

H.Hilmi ULUĞ anlatıyor: 

ÖNSÖZ[1]

İSTİKLAL ve Kurtuluş savaşı esnasında Anadolu’nun her köşe bucağındaki her Türk’ün kendisine düşen vazifeyi karınca kaderince canla başla yerine getirmeye çalıştığı malumdur. Bu arada mevkinin ehemmiyeti ve hususiyeti dolayısı ile Sinop’ ta da birçok hadiseler geçmiştir.

Yakın bir tarihe ait olmasına rağmen, bu hadiselerde hizmeti mesbuk olanlar ya şehit oldu yahut hakkın rahmetine kavuştu. Sağ kalanların bir kısmı da esaslı bir bilgiye ve işlerin içyüzüne vakıf bulunmamaları yüzünden bazı olayların unutulduğunu, bazılarının da tarihe yanlış intikal ettirildiğini görüyorum.

Kastamonu ve havalisinin İstiklal savaşı esnasındaki hizmetlerine dair İnebolu’da emekli subay Sayın Nurettin Peker’in neşretmek teşebbüsünde bulunduğu esere dercedilmek üzere sorduğu ve aradığı malumata tatminkar cevap verecek Sinop’ta kimseyi bulamamış olduğunu öğrendim.

Geçenlerde Vatan Gazetesinin neşrettiği Sinop ilavesinde yazılan bazı bilgilerin de hakikati olduğu gibi ihtiva etmediğini gördüm. Bunun için o zaman vazifem dolayısı ile gördüğüm ve bildiğim hadiseleri, hatırlayabildiğim kadar derleyip toplayarak kısmen de elimde kalan vesikalara dayanarak neşrini faydalı gördüm. Bu hususu delalet etmek ve Vakit sütunlarında yer vermek lütfunu esirgemeyen Hakkı Tarık Us üstadıma teşekkürü bir borç bilirim. 

                                                                  Emekli Mektupçu  H.Hilmi ULUĞ 

   ATA SİNOP’TA

Yazı Atatürk’ün Mayıs- 1919 tarihinde Bandırma Vapuru ile yaptığı yolculuğu anlatarak devam ediyor:

“Mütarekeden sonra Sinop Mutasarrıfı Necip Bey azledilmişti. Ferit Paşa’nın ilk kabinesi kurularak Hürriyet ve İtilaf Fırkası iş başına geçince, Üsküdar Polis müdürlüğünden terfian Mazhar Tevfik Bey’in Sinop Mutasarrıflığına tayin edildiği haberi alındı. Bu zat hukuk tahsili görmüş, merkez memurluğu yapmış ve umumi harp esnasında Bursa’da menkup[2] bir hayat geçirmiş, mütarekeyi müteakip evvela Üsküdar Polis Müdürlüğüne, bilahare de ittihatçıları temizlemeye memuren ve terfian Sinop mutasarrıflığına tayin olunmuştu.

Vatanını, milliyetini seven, mütevazı ve temiz bir zat idi. O sıralarda, Sinop’a yolcu vapurları sefer yapmıyordu. Ara sıra İtalyan bandıralı JAN adlı bir vapur, bir de şilep bozması bir şirkete mi,  yoksa şahsa mı ait olduğunu şimdi iyi hatırlamadığım KIRIM adlı küçük bir vapur gayrı muntazam ve gayrı muntazar zamanlarda gider gelirlerdi.

Mazhar Tevfik Bey de İstanbul’dan Sinop’a gelebilmek için vasıta ararken, 3. Ordu Müfettişliğine tayin edilen Mustafa Kemal Paşa’nın hususi bir vapurla Samsun’a gideceğini öğrenmişti. Her ne suretle ise, kendisi de o vapurla seyahatini temin eylemiş ve Sinop’a kadar sevk-i taliyle büyük kurtarıcının refakatinde seyahat şerefine nail olmuştu.

Seyahati esnasında Mustafa Kemal Paşanın irşadına mazhar olmuş ve ondan ilham almış, tamamı ile onun nüfuz ve tesiri altına girmiş ve ona bağlanmıştı.

18 Mayıs 1919 sabahleyin erkenden Sinop Limanına gelen Mustafa Kemal Paşanın bindikleri küçük Bandırma vapurundan Mahzar Tevfik Bey Sinop’a çıktı. O gün tesadüfen Sinop Limanında gün doğrusu rüzgârı esiyor ve limanı allak bullak ediyordu. Bu yüzden küçük vapur haylice yalpa yapıyordu. Mazhar Tevfik Bey iskeleye çıkar çıkmaz vapurda 3. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal ile maiyetinin bulunduğunu,  şehir namına kendisinin dışarıya davet edilmesinin yerinde olacağını söyledi ve karşılayanların arzusuna tercüman olarak bu maksatla bir tezkere yazıp vapura gönderdi.

Vapurun fazla sallanmasından rahatsız olan Atatürk dışarı çıkamadılar. Gönderdikleri bir kartvizitle özür dilediler. Sinop’tan ayrıldığım tarihe kadar Sinop Tahrirat Müdüriyeti odasındaki kütüphanenin üstünde muhafaza edilen ve ayrılırken bir gaflet eseri olarak orada unuttuğum bu kıymetli ve tarihi kartvizitte aynen şu yazı vardı:  

“Muhterem Mutasarrıf Beyefendi:

Sinopluların hakkımda gösterdikleri hissiyata çok teşekkür ederim. Rahatsızlığım dolayısıyla davetlerine icabet edemediğimden müteessirim. Kendilerine selam ve muhabbetlerimin iblağına[3] dalaletinizi rica ederim.

İmza: 3. Ordu Müfettişi Mirliva Mustafa Kemal” 

Böylelikle nur içinde yatsın, Büyük Atamızın daha Samsun’a varmadan ilk iltifatına mazhar olan Anadolu şehri Sinop ve Sinoplular olmuştur.                                                                                   

  Hilmi ULUĞ[4]   Emekli mektupçu”

Bu yazının 18 Mayıs ile ilgili bölümüdür. İstiklal Savaşı döneminde Sinop ve çevresinde yaşanan olaylar, yazının devamındadır. Devamı ve tamamını, kitabın “Kurtuluş Savaşı ” bölümünde okuyabilirsiniz. Anlatılanların çoğunu, ilk defa duyacağınızdan eminim.

ÜLKÜTAŞIR VE 18 MAYIS 1919

Milli Kütüphanede, 18 Mayıs 1919 gününe ait bir makale daha buldum. Yazarı M.Şakir Ülkütaşır’dı. 1928 de Atatürk Sinop’a geldiği zaman, Ülkütaşır hastanede memur olarak çalışıyordu.

Ülkütaşır, memurluk yaparken Halk Bilimi araştırmalarını da sürdürmektedir. O yıllarda araştırmalarını, çeşitli gazete ve dergilerde makaleler halinde yayınlamıştır. Atandığı her ilde bu çalışmaları sürdürdüğü için, Sinop’ta Atatürk’ün dikkatini çeker ve takdirini kazanır. Atatürk Ülkütaşır’ı, Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin Derleme Kolu Muavinliğine getirir. 14 kitap ve 2000‘i aşkın makale yayınlamıştır.

Ülkütaşır[5], 1930 yıllarından sonra Ankara’da görev aldığı için, Atatürk ile sık, sık görüşme fırsatı bulmuştur. Özellikle 18 Mayıs 1919 gibi önemli bir günü, mutlaka gerçekçi biçimde ve özen göstererek aktarmaya çalışacaktır. O, Atatürk’ün Bandırma vapurundan Sinop’a indiğini anlatmaktadır. Durumun, stratejik açıdan özellikle gizlenmiş olabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir.

  1. Şakir Ülkütaşır’ın, 18 Mayıs ile ilgili makalesinden önce, Atatürk ile yakınlığını anlatan bir anısını aktarıyorum:

“İşte Atatürk’ü Sinop’ta ilk görüşümden bu yana tam 6 yıl geçmişti. Hayret, onun o altın sarısı saçları tamamen ağarmış, bembeyaz olmuş. Yüzünde, alnında biraz daha yaşlanmanın, ak saçlılığın yarattığı hafif kırışıklar belirmeğe başlamış. Gözlük de kullanıyordu. O zaman Atatürk henüz 53 yaşındaydı. Demek bu 6 yıl, onun altın sarısı saçlarını ağartmaya yetmişti, zahir.

            Bundan sonra O’nu Türkün ak saçlı “Ata” sı olarak Ankara’da, Dolmabahçe Sarayında sıkça görür olmuştum.”[6]

Atatürk Samsun ve Havza’da ( 19 Mayıs- 12 Haziran) 

30 Nisan 1919 tarihinde merkezi Erzurum’da bulunan 9.Ordu Kıtaatı Müfettişliğine tayin olunan, eski Yıldırım Orduları Grubu Kumandanı Mustafa Kemal Paşa’nın tayin kararnamesi 15 Mayıs 1919 da, Vükela Heyetince tanzim ve Padişah Mehmet Vahdettin tarafından da tasdik olunmuştu[7]. Mustafa Kemal Müfettişlik Teşkilatına ait bütün hazırlıklarını daha önceden ikmal etmişti. İstanbul’dan bir an evvel uzaklaşmak, Anadolu’nun vefalı sinesine atılmak istiyordu. Bahriye Nazırı Ali Rıza Paşa’nın delaletiyle kendisi ve birlikte gidecek arkadaşları için hazırlanan Bandırma adındaki küçük ve köhne bir vapur, Galata Rıhtımı açıklarında demir atmış, emre hazır bulunuyordu. Ordu Müfettişliği karargahını teşkil eden zatlarla beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü saat 16.40 da İstanbul’dan hareket edildi. Paşaya Galata rıhtımında Rauf(Orbay) ve Fethi(Okyar)beyler ile bir iki arkadaşı uğurladı.

İşgal makamları tarafından kontrolü bitirilen Bandırma vapuru, akşam sularında boğazdan çıktı. Az sonra Karadeniz’in sessiz karanlıkları içine dalarak KEFKEN istikametinde yol almaya başladı. Karadeniz’in poyrazdan gelen sert dalgaları, bu küçük, bozuk pusulalı,  köhne ve yolsuz gemiyi bir beşik gibi sallıyordu. Bandırma’nın 27 yıllık kaptanı, tuhaf bir tesadüf eseri olarak, daha ilk defa Karadeniz seferine çıkıyordu. Kaptan İsmail Hakkı (Durusu), bozuk pusulalı bu köhne tekne ile yola nasıl devam edeceğini düşünüyordu. Mustafa Kemal, kaptanın bu endişesini sezdi ve ona:

– Kaptan efendi! Telaş etmeyiniz, kıyı kıyı gidersiniz. Bundan sonra maksat, Anadolu’nun her hangi bir noktasına ayak basmaktan ibarettir” dedi.

17 Mayıs 1919 Cumartesi sabahı İnebolu’ya varıldı. Fakat Mustafa Kemal kasabaya çıkmadı. 18 Mayıs Pazar günü öğle vakti Sinop limanına giren gemi, alelusul pratika verdikten biraz sonra, Mustafa Kemal şehre çıktı ve burada Sinop’un ileri gelenleriyle görüştü. Sinop’ta Pontus Cemiyetinin bir şubesi vardı. Başlarında eczacı Vasil bulunuyordu. Paşa bunların faaliyeti hakkında malumat aldı. Konuşmalar sırasında müstakbel bir mukavemet için,  huzurundakileri uyarıcı bazı sözler de söyledi. Çok heyecanlı idi. Bir an evvel Samsun’a varmak istiyordu. Akşam saat 20 den sonra Sinop limanından demir alan, yani kalkan Bandırma vapuru, Gerze ve Bafra sahilleri boyunca Samsun’a doğru ağır ağır ilerlemeye başladı. Bütün gece seyrine devam etti. Mustafa Kemal, gemide iki gece hiç uyumamıştı. Üstelik pek az şey yemiş ve mutadı veçhile mütemadiyen sigara içmişti.” [8]

 M.ŞAKİR ÜLKÜTAŞIR

 

[1] H.Hilmi ULUĞ- İstiklal Savaşında Sinop Yazı dizisinin önsözü

Ocak- 1952 Vakit Gazetesi- 16 nüsha

[2] Menkup: felakete uğramış, talihsiz, düşkün; mevkiini kaybetmiş gözden düşmüş.

[3] İblağ: yetiştirme, ulaştırma, tebliğ etme.

[4] 1952- Ocak tarihli VAKİT Gazetesi

[5] Bibliyografya kitabın son bölümündedir

[6] Türk Kültürü, 3. cilt s: 58

[7] Atatürk hareketinden önce Yıldız Sarayına giderek Vahdettin’e veda etmişti. Bu esnada aralarında geçen konuşmayı, Atatürk’ün hatıralarından naklen Enver Behnan Şapolyo Türkiye Cumhuriyeti Tarihi adlı eserinde ( s. 26- 27) aynen kaydetmektedir.

[8] Türk Kültürü 5. cilt, s: 30 M. Şakir ÜLKÜTAŞIR

  1. Rıfkı ATAY, Atatürk’ün hatıraları 1914- 1919 s: 125

(Y.SARIKAYA-Bir İnci Memleketim/2010-s, 8- 16)

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Mayıs 2020 in Atatürk Sinop'ta

 

Etiketler: , , , , ,

ANALAR HER GÜNÜMÜZDE

10.05.2020 BİLKE

ANNELER GÜNÜ

Mayıs ayının 2. pazar günü simge olarak anılıyor ya, annelerin gününü  BİLKE olarak biz de kutlayalım dedik. Anneleri bir güne sığdırmak, bir tek gün anmak onlara haksızlık olur. Hepimiz doğumdan 4 yaşına kadar geçen sürede, hayat boyu öğreneceklerimizin neredeyse yarısını kazanıyoruz. Anne o dönemde hep çocuğun yanında, can cana, koyun koyunadır.

işte bir anne kızı lise son sınıf bu sene sınava girecek, yavruların yarısını almak kaydıyla birinin keçilerine bakıyor eşiyle

Büyüdüğümüzde, ne kadar güzel yemek yesek de anne yemeği ayrı bir tattır belleğimizde. Biz aslında o tadın içinde çocukluk anlarımızı buluruz. O günlere ait bir eşya, bir nesne gördüğümüzde, çocukluğumuz kokar burnumuzda buram, buram. Bu duygu büyük olasılıkla, büyümenin getirdiği hayat yükü ve sorumluluklardan uzak, çocukluğun içine sığınmak, orada kendini güvende hissetmektir. Anne kokusu, anne sıcaklığı ile güven günlerine sığınmak.

Dünyada her şey değişmekte olsa da, annelik duygusu değişmiyor. Olumsuz örnekler olsa da, anne her zamanda çocuğunu kendinden önce düşünüyor. Doğada hayvanlarda da bu örnekler yaşamaktadır. Her birimiz, kedi ve köpeklerin yavrularını korumak kollamak için yaptığı fedakarlıklara tanık olmuşuzdur. “Cennet anaların ayağı altındadır”.

Biz yaşlı biri de olsak, ana duygusu içimizi saran güçlü bir enerjidir. Hücrelerimizin içinden hareketlenir ve içimizi dışımızı sarar. Tüm annelerimizin ANNELER GÜNÜ KUTLU OLSUN.

BİLKE…BİLKE…BİLKE…BİLKE

 

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Mayıs 2020 in Haberler

 

Etiketler: , , ,

CORONALI GÜNLERDEN CUMHURİYETE

04.05.2020-BİLKE

İki aydır, gündemimiz korona. Bu süreçte evde kalırken, hepimiz özgür olmanın kıymetini daha çok anladık. Görünmez korona askerleri, kapıları, sokakları, caddeleri tuttu sanki. Özgürlük sen bizim için ne kadar önemlisin. 

Özgürlük denildiğinde, Fransızlar, İngilizler, Yunanlılar tarafından işgal altında kalan yurdum geldi aklıma. Giriş çıkışlar yabancı askerlerin kontrolünde, sokaklarda işgal güçleri devriye geziyor ve halka göz açtırmıyorlar….

Korona tedbirleri, kazandığımız Kurtuluş Savaşını, Cumhuriyetimizi ve özgürlüğümüzün kıymetini hatırlatmıyor mu?

O günleri hatırlatan kitabımdan bir  bölüm:

SÖZLERİME BAŞLARKEN 

Değişen ve gelişen dünyamızda yerini alan Türkiye Cumhuriyeti, bu günkü varlığını kurtuluş mücadelesine borçludur. Önce bu bağımsızlık savaşının önderi Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu toprağın isimsiz kahramanlarını saygı ve rahmetle anıyorum. Cumhuriyet yönetiminin kadına getirdiği haklardan faydalanan bir birey olarak, yüreğimin sesini dinleyip sözlerime o günlerden başlamak istiyorum.

Yokluk ve işgal günleriydi. Haberleşme ve ulaşım sağlanamıyordu. Yaşam zordu. Kurtuluş savaşı başlamıştı. Halk bağımsızlık için canla başla, omuz omuza, onurla savaşıyordu. Köylü-şehirli, erkek- kadın,  çoluk- çocuk,  yaşlı-genç hepsi bu mücadeleye canını koymuştu. Cephelerde askerler, günlerce aç susuz dövüşüyordu. Yorgunlardı, dinlenmeden uyumadan savaşıyorlardı. Yazın sıcak kavuruyor, kışın soğuk donduruyordu. Battaniye yok, su yok, yiyecek yok; toz toprak içinde perişandılar. Hastaneler yaralılarla doluydu. Eli kolu, bacağı kesik genç askerler inliyordu. Çocuk yaştaki erlerin ağlamaları, dayanılır gibi değildi. Yarasını sardıran, aşkla şevkle yurdun özgürlüğü için cepheye koşuyordu. On üç on dört yaşındaki çocuklar, cephelerde savaşıyordu. Ayakları çıplak,  giysileri yırtık, yaraları açıktı. Kanayan yaralar parçalar, bezlerle sarılmış onlar da toz topraktan kirlenmişti. [1]

Halide Edip Adıvar, o günlerin unutulmaz kahramanlarından biridir. Kurtuluş Savaşında cepheye kabul edildiğinde, heyecanla trene binip karargâha gelir. Atatürk’ün kendisini beklediğini öğrenir ve yanına gider. O sırada Atatürk’ün kaburga kemikleri kırıktır, doktor dinlenme tavsiye ettiği halde o cephede göreve gelmiştir. Karşılaşmalarını H. E. Adıvar şöyle anlatır:

Mustafa Kemal Paşa oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü kaburga kemikleri hala ağrılar içindeydi. M. Kemal Paşa’ya doğru, kalbimde gerçek bir saygı ile gittim. O kendi halindeki odada bütün gençliğin bir millet yaşasın diye ölmeyi göze alan kararını temsil ediyordu. Ne saray, ne şöhret, ne herhangi bir kudret, onun bu odadaki büyüklüğüne yaklaşamaz. Gittim elini öptüm…”[2]

Bu bağımsızlık savaşı, enteresan gelişmesiyle tarihe damgasını vurdu. Anadolu insanı kurtuluş destanını, tarih sayfalarına kanıyla yazdı. Savaş bitmiş, zafer kazanılmıştı. Cumhuriyetle, gelecekteki UYGAR TÜRKİYE’NİN temelleri atılmıştı. Bu temeller umutla yükselmeliydi, gelecekten bu bekleniyordu. Nice şehitler verilmiş, çocuklar anasız babasız, kadınlar eşsiz kalmıştı. Açlık, yokluk çekilmiş, kanlar oluk gibi akmıştı. Bu nedenle Cumhuriyet sadece bir söz, bir söylem değildi. O gün var gücü ile savaşan, Atatürk’e destek veren halkın emeği boşa çıkmamalıydı. Çalışan ve başaran, bilimsel alanda dünyaya sesini duyuran insanlar yetişmeliydi. Toplum aydınlanmalı, bu bilimin aydınlığı olmalıydı.

Cumhuriyet inançla gençliğe emanet edildi. Her zaman genç ve dinç kalacak, çünkü onu gençlik ilelebet taşıyacaktı. Cumhuriyeti sözden öze anlayarak, özden uygarlığa taşıyacak kuşağa SELAM olsun.

[1]Bu paragrafı, Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler kitabından etkilenerek yazdım.

[2] H. Edip Adıvar

Yaşar SARIKAYA- Bir İnci Memleketim/2010- sayfa:6,7

 

Etiketler: , , , , ,

PALA UYGARLIĞI İZLERİ OLABİLİR Mİ?

02.05.2020-BİLKE

BLAENE- PALA UYGARLIĞI

Dikmen ilçesi Çukurcaalan köyü ile Gerze ilçesi Çağlayan köyü sınırında GALA deresi akar. Dere boyu yürürseniz, sağ ve sol tarafta yükselen dağlar mutlaka ilginizi çekecektir. Dağlar sıralanmış  kaleler gibidir. Yöreye verilen GALA adı “kale” gibi duruşundan mı acaba diye aklına gelir insanın.

Gala Deresi vadisi gal deresi, kal deresi adı ile de anılır. Pala, Pal, Bla, Blaene benzerliği dikkat çekicidir.  Çevrede çok tarihi eser bulunmuş, yok edilmiş ve tahrip edilmiştir. Dere boyu giderken dik dağlarda kaya merdivenleri vardır. Dağların doğal yapısında, merdiven basamakları çıplak gözle görülmektedir. Sıralar halinde dağdan kaleler dikkati çeker.

Tepelerin üzerinde içi boşaltılmış çukurlar var. Bu çukurlar 7 m derinliğinde, 2m x 2m ebatında baca gibi.

Amacımız, tarihi kalıntıların olduğu bu bölgelerin değerlendirilmesidir. Yöremizin değerleri ilin turizmi için önemlidir. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Mayıs 2020 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , , , , , ,

UNUTAMAYACAĞIMIZ BİR HİKAYE

ZORLU KOCA HİKÂYESİ – 30.04.2020-BİLKE

Hikaye ve masalların içinde gizli dersler saklıdır.  Hikayeler halkın yaşadığı olaylardan var olurlar. İnce nükte ve ders özelliği taşırlar.  Değerlerin kaybolduğu günümüzde, yeni nesil sanal dünyanın oluşturduğu normlar arasında  zaman geçirmektedir. Hepimize ders olacak bir hikaye:

“Annemden, herkesin yaşamına ders olacak güzel bir köy hikâyesi dinledim. Çocukluğumda dinlediğim bu hikâye bana, ömür boyu unutamayacağım bir hayat dersi olmuştur. Annem hikâyeyi, Tilkilik köyünde büyüklerinden dinlemiş.

“Çocuk, ilk defa değirmene tek başına gidecekmiş. Buğday çuvalını almış sıkı, sıkı giyinmiş. Sorumluluk almaktan mutluymuş. Evden çıkmadan babasına” değmende nasıl ekmek edecem” diye sormuş? Baba: “Oğul, değmene zallu koca gelü, sana ekmek ediverü” demiş. Zallu goca gelince bi yapulu ki”. Çocuk “zallu goca yardım edecekmiş, ne iyi“diye sevinmiş. Gitmiş değirmene.

Buğdayı öğütmeye başlamış, derken gece olmuş. Buğdayları koyuyor, öğütme devam ediyormuş. Çocuk “daha sabaha kadar buradayım karnım da acıktı, yahu bu zallu koca nerede kaldı gelemedi” diye düşünmüş. Ateş yakmış,  ısınmış, etrafta ne var ne yok bakmış. Sağa bak, sola bak derken ne gelen var ne giden. Bir taraftan da karnı iyice acıkmış. Baktı ki gelen giden yok, değirmenin hamur teknesini almış önüne, öğüttüğü undan biraz koyup su ile karıştırıp hamur yapmış ve küle gömmüş. Tuzsuz ve mayasız pişirdiği kül çöreğini iştahla yemiş. Hem acıktığı, hem de hayatında ilk defa kendi başına ekmek yaptığı için ona çok tatlı gelmiş.

Eve gelince babası“ oğul nettin” demiş. “ Baba bekledim bekledim zallu koca gelmedi, ben de unu hamur ettim kül çöreği yaptım.” “Bak oğul” demiş baba, “işte zallu goca gelmiş ve sana çöreği yaptırmış”.

Hikâye bu… Kullanılan zallu kelimesi, zorlu işle karşılaşma- zorda kalma anlamındadır. Güçlüklerin bize hayatı öğrettiğini anlatır. Her insanın kendi ayakları üzerinde durarak, zorluklara karşı çözüm üretmesi gerektiğini vurgular.”

Yaşara SARIKAYA- Bir İnci Memleketim/2010, sayfa: 412

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

DAHARA NEHİR ÜLKESİ

 BİLKE- 27.04.2020

HEY GÜZEL MEMLEKETİM

Durağan mahraması, yoksa DAHARA MI?

M.Ö. II. bin içinde bölge yerleşiği gösterilen Palalar ve Hititlerin yazılı kaynaklarında anlatılan Dahara nehir ülkesi de dikkati çeken önemli bir ayrıntıdır. Yazılı metinlerde geçen “Dahara Nehir Ülkesi”, büyük olasılıkla Gökırmak çevresindeki yerleşimleri işaret eder.  Kelimedeki ‘h’ sesi düşerse, sözcük Dara olur. Dara, dura, dur sözcükleri ise açıkça Durağan’ı çağrıştırır. Bu ilçemiz, Gökırmak ve çevresindeki yerleşim yerleri arasındadır. Durağan adı, Dur, Dura, Durağ Tur, Tura, Turağ köklerinden türemiştir. Dura, Dara, Dahara benzerliği tesadüf olmamalıdır. Konunun kesinlikle araştırılması gerekmektedir.

Dahara, Dura, Tura benzerliği hakkında, araştırma yapan Profesör Bilge UMAR şunları açıklıyor:

Tu-(u)ra,” Yüce(A)tu/ Atys” Tu, ura Domaniç. Durağan yöresi anlaşılıyor ki, Paphlagonia’daki Domanitis kapsamındaydı.[1]

Konuya Durağan derlemelerim bölümünde daha fazla yer verdim. Yöre için var olan veriler net ve kayda değerdir.

Hitit yazıtlarında övgü ile bahsedilen güzel nehir ülkesinin Sinop topraklarında olmasını elbette çok isteriz. Bire bir o bölge olmasa bile, Sinop ve çevresindeki toprakların bu övülen ülkeye yakın olduğu açıktır. Arkeolojik araştırmalar yapıldıkça, eski Anadolu uygarlıklarının yöremizdeki izleri mutlaka açığa çıkacaktır.

Derlemeler için gittiğim köylerde kervan yolları hakkında anlatılanlar, bu coğrafyanın çok tarihi olaylara sahne olduğunu gösterir. Deve kervanı, katırcı yolu, kervan yolu, gavur yolu diye anlatılan birçok yol, Durağan- Boyabat- Gerze sınırlarındaki köylerden geçmiştir. Bu bilgileri, artık son kaynak kişilerden öğreniyoruz. Bilgiler yok olup gitmeden, izler kaybolmadan korunmasını ümit ediyorum.

 

[1] Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, s, 228

KAYNAK: Yaşar SARIKAYA- Bir İnci Memleketim /2010/ sayfa,50-51

 
 

Etiketler: , , , , , ,

ÇEMBER MEMLEKETİ

BOYABAT DURAĞAN SARAYDÜZÜ

 

Boyabat, İsfendiyar sıradağları ile Ilgazlar arasında yer almaktadır Yöre halkı, her dönem ilçenin doğal avantajlarını kullanmış ve çevrede varlık göstermiştir. Boyabat’ın etrafı dağlarla çevrili olduğundan, doğal olarak korunan bir yapısı vardır. Eski tarihlerde, bu yapı önemli bir özelliktir. İlçe, eskiden sancak olan Kastamonu’ya çok yakın olduğundan, resmi ilişkilerini rahat sürdürmüştür. O tarihlerde Sinop’un, Anadolu illerine ve İstanbul’a ulaşımını sağlayan önemli bir merkezdir.

Boyabat, bu gün Sinop’un ilçeleri arasında ticari hareketliliği ile öne çıkar. Sinop’ta, nüfusu en fazla olan ilçemizdir. İlçe çevresinde bulunan Vezirköprü, Kargı ve Taşköprü, gelenekler açısından Boyabat ile benzer özellikler taşır. Bu benzerlik, yöreye göçen Türkmen ve Yörük topluluklarının geleneksel yapısından ileri gelmektedir.

Strabon coğrafyasında, Taşköprü Pompeipolis; Neapolis ise Vezirköprü’dür. Boyabat adı hakkındaki bilgiyi Strabon’un şu anlatımlarında arayabiliriz.   Strabon[1]: ”Ilgaz Dağı etrafında, Sinopis yakınındaki ülkeyi kasdediyorum. Ilgaz dağı olağanüstü yüksek ve tırmanması zordur. Bu dağın her yerinde kurulmuş olan tapınaklar Paflagonyalıların elindedir. Etrafındaki Blaene ve Domanitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinden Amnias ırmağı geçer” der. Yazının devamında savaşlar anlatılır ve sonra: “……Ve burada yapılmış bir iskan olan Pompeipolis kent olarak ilan edildi. Bu kentteki Sandarakurgion Dağı (Kırmızı Zırnık Dağı) Pimolisa’dan uzak değildir ve şimdi harabe halindeki bu krali kaleden ötürü ırmağın her iki yanındaki ülkeye Pimolisene denmektedir.  Sandarakurgion Dağının yapılan madencilikten dolayı içi boşaltılmıştır. Çünkü işçiler altında büyük oyuklar açmışlardır. Maden vergi mültezimleri tarafından işletilmekteydi ve burada suçlarından ötürü pazarda satılan tutsakları madenci olarak kullanmaktaydılar” diye devam eder. 

Prf.Dr.Bilge Umar, Domana, Domanitis, Tuwana, Tumana büyük olasılıkla Durağan yöresidir der. Blaene, Pala için Prf. Dr. Sedat Alp Kastamonu çevresidir demektedir. Strabon’un şu ifadesi önemlidir: “Sinopis yakınındaki ülke”. Ilgaz Dağı etrafında Çankırı, Çorum ve Kastamonu’nun bazı yerleşkeleri vardır. Fakat hiç biri, Durağan, Boyabat ve Saraydüzü kadar Sinop’a yakın değildir.

Bu konu bize ne kazandırabilir? Yöremizin tarihi dokusu, kendini apaçık ispatlamaktadır. Eski kültürlerin varlığı, ilçenin turizm alanında gereken yerini bulmasını sağlayacaktır. Yöre insanımız, korunaklı olan bu dağların ardına gelip yerleşmiş ve 1085 tarihinden beri sadakatle devlete görevlerini yerine getirmiştir.

Güzel memleketimizin, her bir karışı çok değerlidir. Bu güzellikleri korumak, geliştirmek ve yaşatmak hepimizin görevidir. Dünyaya egemen güçlerin yarattığı tabloda, bizler neredeyiz? Küçük ölçekli kısa vadeli yapılanmalar, yutan sermaye sistemi içinde yok olup gitmektedir. Tüm Sinop nüfusunun büyük çoğunluğu göçle büyük şehirlere taşınmıştır. Türkiye’de inşaat, tekstil, tarım, gıda, medya ve daha sayamadığım birçok sektörün hangisinde yer almaktayız?  Doğal olarak bize sunulan tarihi birikimden faydalanmalı ve gecikmeden turizm sektöründe yerimizi almalıyız.

[1] STRABON Coğrafyası, s:52

KAYNAK: Y.SARIKAYA -Bir İnci Memleketim 2010

 
2 Yorum

Yazan: 26 Nisan 2020 in Kültür Arşivi

 

Etiketler: , , , , ,

ZEYTİN ÇELİKLERİ FİLİZLENİYOR

SİNOP ZEYTİNİ YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN YÜZYILLAR SONRASINA – 11.04.2020-BİLKE

Proje takvimi planlandığı gibi devam ediyor. Çelikler toprakla buluştu ve filizlenmesi için süreye  ihtiyaç var. Bu projede, akademik bilgi zamana tohum ekti. Şimdi toprak, iklim, zaman tohumun nüvesi koordinatlarında buluşacak. Ne güzel toprağa, havaya, suya ve güneşe dost olmak.

Toprak, yüzlerce yıllık çelikler için özel hazırlandı. Belediye Park ve Bahçeler Müdürlüğü bu aşamada özenle çalışıyor ve Emriye TEKİN süreci takip ediyor.

Korona virüs, yaşamımızı olumsuz etkilese de, projenin  doğal süreci aksamadan devam ediyor.

Yüzyılların izlerini, anılarını taşıyan bu ağaçlardan alınan çeliklerin,  Mayıs ayı başında filizlenmesini bekliyoruz. Doğaya hizmet, misli ile geriye dönecek, asırlarca geriden gelen hatıralar, asırlar sonrasına taşınacak. Gelecek için, insanlık için, doğa için HAYIRLI OLSUN. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Nisan 2020 in sinop zeytini

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ YER

SUÇUM BÜYÜK, PADİŞAHIM ÇOK YAŞA DİYEMEDİM 09. 04. 2020- Yaşar SARIKAYA

Bundan tam 27 yıl önceydi, suçum büyük hem de çok büyük. Halk Eğitimi Merkezinde idareciyim, öğle tatili herkes yemekte. Santral telefonu çaldı, idealistim ya, her işe koşuyorum. Zaten her işe koşmaktan suçluyum. Koştum santrale telefonu açtım ve kendimi tanıttım, öfkeli bir ses:

  •  Alo, ben ………..

Hemen anladım Sinop milletvekili.

  • “Efendim buyurun” dedim.
  • “Bana bak, sen neden benim gönderdiğim elemanı işe almadın” dedi aşağılayarak.
  • “Sayın vekilim, evet adı geçen kişi yanıma geldi, ama ilkokul mezunu, bakanın emri var,… tarihli Milli Eğitim Bakanımızın genelgesine göre ilkokul mezunu usta öğreticilerin müracaatları alınmıyor” dedim.
  • “Bak ne diyor, utanmadan hala bana cevap veriyor, sen kimsin bana nasıl cevap verirsin, gönderdiğimi hemen işe alacaksın” dedi.

İnanın suçum büyük. Meğer genelge neymiş, dürüstlük neymiş, kurallara uymak neymiş. Tek önemli olan buyruğa uymakmış. Boşuna demiyorum suçum büyük. Bilemedim ve bir türlü de öğrenemedim bu işi, suçum çok büyük çok.   Konuşmamız devam etti, ben saf saf:

  • “Genelgeye uymadan olur mu sayın vekilim” dedim. Öfkesi geçmedi vekilin:
  •  “Bak utanmadan hala konuşuyor, sen bana nasıl genelge dersin, karşında milletvekili var al dedim alacaksın” dedi vekil öfkeyle.

Konunun muhatabı bakan ve vali olmasına rağmen beni muhatap almasından onur mu duymalıydım acaba(!)? Ben böyle durumlarda sonucu görene kadar beklemeyi tercih edenlerdenim. Dur bakalım, belki göz ardı ettiğim bir ayrıntı vardır diye düşünürüm. Bu daha başlangıç, zincirleme ne olaylar ne olaylar.

O zaman usta öğreticilerin göreve alınması Vali, Vali yardımcısı, Milli Eğitim Müdürü, Halk Eğitimi Başkanı ve Halk Eğitimi Müdürü ve yardımcılardan oluşan kurul kararı ile oluyordu. Köy kurslarında usta öğretici olarak görev alacakların başvuru koşulları her yıl yenileniyordu. O yıl da en az ortaokul mezunu olma şartı konmuştu.

Bir gün odamdayım, başvuru için 45 yaşlarında tanıdığımız Sinoplu bir abla geldi. “Beni vekil gönderdi öğretmen olacam” dedi. Konuşmasından anlamalıydım, planlı programlı bir oyundu bu.  Ama bende o zeka yok demek ki. Evraklarına baktım, genelgedeki kurallara uymuyor, hemen genelgeyi çıkardım gösterdim. “İlkokul mezunu olanların müracaatını alamıyoruz” dedim. Anladım ki bu davranışı yaptığım için suçluydum. Karşımdaki büyük cesaretle

  • “Ben karışmam beni vekil gönderdi” dedi.
  • “Müracaatları ben alıyorum, ama evraklarınız kurallara uymuyor, bu işi vali ve milli eğitim müdürü ile görüşün” dedim dedim ama anlatamadım.

Beni bu olayın ortasına alıp, suçlu ilan etme niyetlerini anlamalıydım. Hala Sinoplu bir ablaya yol göstermek için çabalamaya devam ettim.

Sayın vekilimiz bana neden kızmıştı ve hedef olmuştum acaba? Aklıma gelen bir tek şuydu; seçim propagandası için tüm partiler özellikle öğlen arası saatlerinde kuruma gelmişti. İktidarın büyük ortağı olan parti ve sayın vekil ise ders saatleri içinde hem de uzun süre kurum çalışanlarını toplayarak parti tanıtımlarını yapmışlardı. Ben bu tanıtımların hiç birine katılmadım ve kurs saatlerinin aksamasını da uygun bulmadığımı arkadaşlarıma söyledim. Herhalde bu vekilin kulağına gitmiş olacaktı. Kim iletti ise bire bin eklemiş, beni suçlu ilan etmişlerdi.

Olaylar aldı başını gitti, Milli Eğitim Müdürü, Halk Eğitimi Başkanı ve beni vali  makamına çağırdı. Hepimiz ayakta duruyoruz, tekmil veren asker gibi.

  • “Yaşar SARIKAYA sen misin, bana bak sen vekilin dediğini neden yapmadın” dedi vali.

Ben de doğal olarak cevabımı vermeye çalıştım:

  • “Sayın valim, konu genelgeye uymadığı için siz de takdir edersiniz” dedim.

Diyorum ya ben suçluyum. Hiç cevap verilir mi büyük adamlara? Milli Eğitim Müdürü çaktırmadan “sus” diye işaret ediyor, bense izah etmeye çalışıyorum.  Milli Eğitim Müdürü tam tekmil, bana ne oluyor ki.(!)

Ben Halk Eğitimi Merkezi Müdürlüğüne vekalet ediyorum. karşı karşıya kaldığım durum ortada “eşek gibi çalışıyor nasılsa, görevde kalsın ama bizim için çalışsın”. Abluka altındayım yani. Karakterim gereği bildiğim doğrulardan şaşmadan görevime canla başla devam ediyorum.

Hem müdür vekilliğini yürütüyorum, hem tiyatro yönetiyor, hem iki ayrı yörenin halk oyunlarında 36 kişiyi  çalıştırıyor, müziklerini yapıyor kendim için de ücret tahakkuk ettirmiyorum. Usta öğretici atamaları genelgeye uygun olarak yapıldı. İlkokul mezunu olanlar atanamadı. Ama benim suçluluk durumum sürekli devam etti. O sayfayı kapatmıyorlardı. Kurumun işleyişini biliyor nasılsa, emrimizde çalışsın politikası güdülüyordu galiba. Ben de suçumun gerçekliği açığa çıksın, neymiş öğreneyim beklentimi sürdürüyordum.

Süreç  de devam ediyordu. Eğilme derecem ve açılarım, tabiyetim ve boyun eğmem test ediliyordu galiba. Bu arada bir çok  etkinlikler sahneledim. Sonra kurum teftişi yapıldı ve tam bir hafta sürdü. Öğretmenler, memurlar merkezde tam 90 kişi teftiş oldu. Teftiş başarılı geçti, İdari teftiş ise sona bırakıldı.Teftiş için özel aradılar, zaman olarak nedense izinli günüm tercih edildi. Trabzon’da Halk Eğitimi Merkezi Müdürleri Karadeniz Bölge toplantısı vardı, toplantıya gideceğim için bir gün önceden izin verilmişti.

O gün için ısrar edildi, ben de olsun diye düşündüm, teftiş aradan çıkar iyi olur dedim. İzinli olmama rağmen saatinde geldim, 8 müfettiş geldiler hoş geldiler. Durumda bir fevkaladelik var, ama konduramıyorum. Her biri aynı anda ayrı ayrı dosya, evrak istiyor, elimden geldiğince çekmece, etajer istediklerini bulup vermeye çalışıyorum. Ayağa kalktığımda bir müfettiş beni itikleyerek koltuğa oturdu, arkasında kala kaldım,  zar zor koltuğun arkasından geçtim. Bu kadar olmaz diyor aklım. Dur biraz daha bekle diyor içimdeki ses.

Her siyasi görüşten müfettiş var, tam 8 kişiler bu kadar açık yanlış yapmazlar biri biri ses çıkarır diye düşünüyorum. Toplantıya gideceğimizi de hatırlatıyorum sürekli. Her konunun bilgisini ve evraklarını sen ver, muhatabımız sensin dediler. Her konuyu da anlatıyor bilgilendiriyorum. Konunun biri bitmeden, müfettişin biri ayağa kalkıyor, beni bekletmeyin diyor salon teftişi için salonu göster diyor. En azından salonlara görevli gelse olur mu diyorum? yok olmaz diyor. Büyük salona, kalorifer dairesine gidiyoruz, aklınıza gelecek bütün ayrıntı için hem gezdiriyorum hem bilgi veriyorum. Odama geldiğimde nerede kaldın, bizi burada beklettin diyorlar. Halimi tahmin edemezsiniz, Kocaman bina bir sağa, bir sola, bir aşağı bir yukarı dolanmaktan bir hal oldum.

Bu koşturmaca devam ederken saat öğleni geçti. Halk Eğitimi Başkanı geldi “beyler biz Trabzon’a gideceğiz” dedi. Ben merakla bakıyorum, ne diyecekler diye. Sihirli sözcük buymuş demek ki. Tamam dediler, toparlandılar çantalarını aldılar, bana ellerini uzatarak veda etmek istediler. Sabrım burada taştı, ” ne yapmak istediniz arkadaşlar,  neydi bu olanlar, toplantıya gideceğim evrakları hazırlamam gerek, bazı konularda sayman, memur ve görevliler yardımcı olur desem de dinletemedim. Ne vedalaşması dedim, siz yolunuza ben yoluma, elimi vermedim. Biz Trabzon’a toplantıya gittik. Sonra Sinop’a döndük.

İşte artık ellerinde soruşturma açacak iyi bir bahane vardı ve soruşturma açıldı. Müdür teftişe izin vermedi diye. Bir haftada yaptıkları  kurum teftişi ve benim teftişim sümen altı edildi. İşte şimdi suçum belli olmuştu.

Teftiş başlatıldı, fezleke hazırlandı. Ben bu süreci yaşarken, olanları bir de sanki astral  seyrediyordum. Dünyada geçerli akçe nedir, insana eğilmek için neler dayatılır, geçici büyüklüklere neden tapılır, adam kandırma ustalığı ne kazandırır…..gibi konularda ihtisas yapıyordum adeta.

Uzatmayayım sonuç ne oldu: BANA DERS VERDİLER. Ceza verdiler ama meslek hayatımda hiç ceza almadığım için iptal edildi. Ben de zaten utanmadan ceza verecekler mi diye merak etmiştim.  Ve emekli olmaya kara verdim 20 yılım dolmuştu meslekte. Bir ay daha çalıştım ne olur ne olmaz belki eksiklik olabilir diye.Emekliye ayrıldım. İyi ki de ayrıldım.

İnsanın özgür dünyası, hiç bir şeyin gölgesinde kalmamalı. İnsanlığa katkı sağlamak istiyorsak, tüm yanlışlara dur demeliyiz. Aynı grup, aynı siyaset, benim adamım anlayışı ile kendi dışında ne varsa değersiz kılan anlayış yerini gerçek mücadeleye bırakmalı.

Evet, birlikte olmak güç verir, bu birlikteliğin gücü ezilenlere, yoksullara, çaresizlere fayda sağladığı sürece. Her görüşün kodamanları ön saflarda yer alırken, oluşan gruplar yine menfaatçilere yararken gidişata olumlu değişimler getirmeliyiz. Gençler, sizler bizim güvencemizsiniz. Bu değişimleri sizler gerçekleştireceksiniz.

BİR ANEKDOT: Özür dilersen soruşturma açmayız diyen bir kurul başkanı var onu da atlamayayım. Yahu suç suçtur, ne uzattınız, suç varsa özür dileyince suç kalkar mı?Ne idi bu kendine biat hırsı, anlamadım, anlayamayacağım. Bu hırsı nerede görsem  nefret ettim ve etmeye devam edeceğim.

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Nisan 2020 in Uncategorized