RSS

Kategori arşivi: Eğitim

TİLKİ İLE KEKLİK

13.04.2023-Ferudun KAHRAMAN

Bir tilki, av için dolaşırken bir keklik görür ve karşısına geçip durur. Kekliği hayranlıkla seyre dalar. Tilkinin bu halini gören keklik:

-Hey can dostu, ne gördün de böyle hayran bakarsın? Der. Tilki:

-Ey güzeller şahı, şu senin şehla gözlerine yandım ve yaman bakışlarına kandım. Çok güzelsin, Allah güzelliğini bağışlasın. Acaba gözlerini yumunca da böyle açık olduğu gibi güzel ve tatlı mısın? Lütfedip bir defa da öyle görünerek bir ân da öyle seyrettirseniz. Keklik:

-Ne olacak! Deyip gafletle gözlerini yumar. Tilkinin, gözlerini seyredeceğini umar. Tilkinin maksadı onu avlamaktı, hemen şahin gibi sıçrayıp kekliği kavrar.

Keklik neye uğradığını anlar. Sabredip bir kurtuluş yolu düşünmeye başlar. Tilkiye:

-Ey bilgili avcı ve sihirli oyuncu! Sana yüzlerce aferin ve binlerce övgü. Bravo! Haberin olsun ki, ben şahlar lokması ve padişahlar yemeğiyim. Fakat Hak Teala beni sana kısmet etti. Evvela bu nimete şükret. Sonra iştahla ve huzurla ye, der. Tilki:

– Evet, doğru olanı budur, deyip şükretmek için ağzını açar. Keklik hemen tilkinin ağzından kurtulup uçar. Tilkinin keyfi kaçıp:

– Lanet olsun, nimeti yemeden şükredene! Der. Keklik de:

– Lanet olsun, uykusu gelmeden gözünü yumana! Diye karşılık verir.

 
Yorum yapın

Yazan: 13 Nisan 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

DEPREMİN GELMESİNİ BEKLEMEYELİM TEDBİR ALALIM

18.02.2023-BİLKE

Güzel bir Sadi Sirazi hikayesine yer veriyoruz bu gün. Neden mi? Anadolu deprem bölgesi, biliyoruz ki her an risk altındayız. Rastlantılara teslim olup “saldım çayıra mevlam kayıra” anlayışı bizi korumayacak. Deprem bize uğramadı diye duyarsız olamayız. Artık Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin ilk önlem paketi DEPREM olmalıdır. Elimiz kolumuz bağlı gibi depremi bekleyemeyiz.

KIYMET BİLMEK

“Bir padişah acemi bir köle ile gemiye binmişti. Köle hiç deniz görmemiş, geminin mihnetini tatmamıştı.
Ağlamaya, inlemeye başladı. Tir tir titriyordu. Sakinleştirmek için çok uğraştılar, ama bir türlü mümkün olmadı.
Padişahın keyfi kaçtı. Herkes aciz bir vaziyetteyken gemide bulunan yaşlı bir adam padişahın huzuruna çıktı,

‘Müsaade buyurursanız ben onu sustururum’ dedi.

Padişah da ‘Lütfetmiş olursunuz’ dedi.
Yaşlı adam emretti, köleyi denize attılar. Köle birkaç kere suya battı çıktı. Sonra saçından yakaladılar, gemiden tarafa çektiler.
Köle gemiye yaklaşınca iki eliyle dümene asıldı, oradan gemiye çıktı, bir köşede uslu uslu oturmaya başladı.
Yaşlı adamın yaptığı iş padişahın hoşuna gitti.

‘Bu işte hikmet nedir’ diye sordu.

Yaşlı adam cevap verdi:
‘Köle evvelce suya batmayı tatmamıştı. Gemideki selâmetin kıymetini bilmiyordu.
İşte bunun gibi, sıhhatin kıymetini de hastalığa tutulanlar bilir. Bir felakete duçar olmayan kimse de huzurun kıymetini bilemez Ey karnı tok kişi! Arpa ekmeği sana hoş gelmezse de bana nimettir. A’raf cennettekilere cehennem olsa da cehennemdekilere cennettir.

Yarini sinesine saran aşıkla, hasretle gözü yollarda kalan çaresiz kişi bir midir?

KAYNAK:Gülistan – Sa’di-i Şirazi- Okunmaya değer hikayeler eğitim sitesi

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Şubat 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

MUTLULUK

15.02.2023- Nihal TURHAN- Görkemli Hatıralar ve Sanat

Okulda öğretmen her çocuğa birer kağıt verir ve, “Üzerine kendi adını yaz, kağıdını buruştur ve havaya at” der.

Her öğrenci kağıdını, adını yazdıktan sonra buruşturur ve havaya atar. Öğretmen, ” Şimdi kendi kağıt parçanızı bulmak için beş dakikanız var” der.

Öğrenciler bu beş dakika içinde ararlar ama kendi kağıtlarını bulamazlar. Sonra öğretmen öğrencilere, “Şimdi yerdeki herhangi bir kağıt parçasını alın, isme bakın ve bu kağıdı o kişiye geri verin” der.

Sadece birkaç dakika içinde herkes kendi kağıdını geri almıştır. Öğretmen kendisine merakla bakan çocuklara “Mutluluk da aynıdır. Sadece kendi mutluluğumuzu bulmaya çalışırsak işimiz zor! Ama birbirimize bakarsak, insanlara yardım edersek mutluluğu bulmak kolay! ” der.

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Şubat 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Aranızda ANNESİ olmayan var mı?

05.02.2023- BİR YETİŞTİRME YURDU ÇOCUĞUNUN KALEMİNDEN

Çok küçük yaşta verilmişim yurda hayal meyal hatırlıyorum, Babam yukarıda işlemleri tamamlarken biz de aşağıda bekliyorduk! Günler, aylar hatta yıllar birbirini kovaladı. Babam hiç aşağı inmemişti ve ben biraz büyümüştüm. Okul çağına geldiğimde üst kata çıktım, sanıyordum ki Babam hala orada, meğer orası yurdun idare katıymış.

Henüz büyümemiş olacağım ki, yukarı bakmayı bırakıp artık geldiğimiz yollara bakıyordum. Çok iyi hatırlarım sanıyordum evin yolunu. Yuvanın bahçe duvarından bakınca görünen bir evi amcamın evi sanıyordum,

Çocukluk işte güneşli günde insan gözünü kapatip parmağı ile gözüne hafif bir baskı uygulayınca göz bebeğinin yansımasını görür ya işte ben artık o karanlıkta arıyordum babamı.

Abim benden 4 yaş büyüktü, o yuvadan yurda geçtiğinde daha da yalnız kalmıştım. Bu ayrılış, biraz daha büyütmüştü beni, 8 yaşında kocaman bir delikanlı olmuştum ve artık kimsenin yolunu beklemiyordum gelmeyecekler, gelmeyeceklerdi, bunu anlamış olduğumdan artık kızmaya bile başlamıştım. Babama beni yuvaya bıraktığı için ona kızıyordum.

Sahi bir çocuğun Annesi olmalıydı.!(okuduğunuz bu cümleyi yazarken bile boğazımın düğümlendiği, ve hala aynı hayallerimin hatırıma geldiğini belirtmek isterim)

Hiç yaşamamış olduğum bir duyguyu tarif edemem tabi, okul yıllarımda öğrenmiştim bu mahrumiyeti. 3. Sınıfta Ders Müzik Anneler günü yaklaşıyordu galiba konumuz bu..! Öğretmenimiz erkekti ve ben erkek öğretmenleri pek sevmezdim belki de babama kızmaya başladığımdan olabilir.

Dersin sonlarına doğru öğretmen benim dikkatimi çeken soruyu sormuş ve benim parmağım ilk kez bir soruya cevap verme heyecanı ile herkesten önce yukarıya kalkmıştı. Bende biraz gurur hissi olmuştu sorunun cevabını çok iyi biliyordum çünkü.!

Biraz yaramaz bir öğrenci olduğumdan dersi kaynatmayayım diye ön sıraya oturtulmuştum. bu nedenle öğretmen, kime söz hakkı verecek diye biran aklımdan geçirirken öğretmenin gözlerinin benim üstünde olduğunu fark ettim. Onun gözlerindeki üzgün ve mahcup görünüşü görmem soruya cevap verme heyecanımı yok etmişti.

Hafifçe arkama döndüğümde ise sınıfta tek parmak kaldıranın ben ve tüm sınıfın gözlerinin benim üstünde olduğunu görmüştüm ağır bir yük binmiş gibi yavaşça indirirken kolumu, öğretmen mahcup bir ses tonu ile tekrar eder gibi yeniden bu defa sadece bana sormuştu.

Senin ANNEN yokmu.?

Aslında parmak kaldırarak vermiştim sorunun cevabını. Bu derste hayat kurtarır gibi yetişmişti zil sesi 3. Sınıf teneffüs heyecanı çabuk değişiyor. Çocuklara duygularımı belli etmemek için coşku ile zil çaldı diyerek koşup teneffüse çıkar gibi kaçmıştım Sınıftan bir kara bulutun içinde şimşekler çakıyordu üstümde. Okul bahçesinde eski okuldan kalma kimsenin pek gelmediği bir binanın arkasında bulmuştum kendimi duvara yaslanarak orada haykırmıştım sorunun cevabını:

Annem yok, Annem yok. Annem yok

İşte O gün öğrenmiştim Bir çocuğun Annesinin olmasının gerektiğini.

KAYNAK:HAYAT KÜTÜPHANESİ

https://www.facebook.com/search/top?q=hayat%20k%C3%BCt%C3%BCphanesi

BİR YETİŞTİRME YURDU ÖĞRENCİSİNİN KALEMİNDEN

 
Yorum yapın

Yazan: 05 Şubat 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

EĞİTİM İÇİN SEFERBERLİK

31.12.2022- BİLKE

Şeyda Yüksel

Kırsallar, yatılı bölge okulları, yatılı ilköğretim okulları ve buralardan çalışarak iyi puan alan öğrencilerimize, kuruluşumuzdan beri elimizi uzatabildiğimiz kadar uzatmaya çalışıyoruz. Köylerin kültürel hafızası, somut olmayan kültürel mirasının korunması için araştırıyor, arşivliyor ve geleceğe kaynak bırakıyoruz.

Okulun önünde

Bu yolda yürekten çalışanlarla her zaman yolumuz kesişiyor. Samsun’da bir bankada çalışan Şeyda Yüksel Özdemir, Dikmenli bir dedenin torunu. Dikmen İlkokulu için başlattığı 75 adet Okul Çantası Hediye Projesini sosyal medyadan öğrendik. Bu güzel amaçta yolumuz kesişti.

Dernek olarak zaten her yıl Paylaşım Projesi Kapsamında Dikmen, Durağan, Saraydüzü Yatılı Bölge Okulları ve halk için koliler gönderiyorduk. Projeye katkı vermek için Şeyda Hanım ile haberleştik ve BİLKE olarak önce 10 çanta, sonra da Yücel DEMİRHAN’IN 5 adet çanta katılımıyla 15 adet çanta desteği sağladık.

Kültür Bakanlığı ile derleme ve araştırmalar yaparken, Balkan, Kafkas, Kırım göçmenlerinin yerleştiği köylerde çalışmalarımız çok güzel ilerler. Halk oyunu, yemek, sözlü anlatılarda o kadar isteklidirler ki, işimizi kolaylaştırırlar.

Her köyde aynı kaliteyi yakalamak istiyoruz. STK’lar, sanatçılar köylerde ne kadar çok etkinlik yapar, kültür alış verişine zemin hazırlarsa toplum kalkınmasına destek sağlamış olurlar. Bu amaçla, hiç vaz geçmeden çalışmalarımıza devam edeceğiz.

Köylerde bilge yaşlılarımız vardı eskiden. Şimdilerde bilge de TV telefon; rehber de TV telefon. Her birey TV dizisinin jönü sanısıyla, çalışmadan kazanma yolunda ilerliyor. Dernek olarak kırsallar ve dezavantajlı gruplarla iletişimimize devam ediyoruz, edeceğiz. Şeyda Yüksel ve arkadaşlarına, derneğimizin projelerine destek veren herkese teşekkürlerimizle.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 31 Aralık 2022 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

SPONSORUMUZA TEŞEKKÜRLER

23.05.2022- BİLKE

Derneğimizin kullandığı daireyi bize tahsis eden, tüm dernek harcamalarımızın sponsoru olan Sayın Kezban SARIKAYA’ya, Denetleme Kurulu Başkanımız Günsel DİRİ ve Saymanımız Sabriye TOP teşekkür belgemizi takdim ettiler.

Kuruluş tarihimiz 2008 Ağustos’tan bu güne, kırsal alanlardan kente eğitim için gelen ve çok büyük çabalar harcayan gençlerimizi destekledik. Döngüyü oluşturmak kolay olmadı. Masrafı sıfır olan bir dernek olarak, sponsorumuza minnet borçluyuz.

Aile, hastalık ve eğitim yardımlarımızı hep birlikte başardık. Mezun öğrencilerimizden vefalı olanların da çorbada tuzu oluyor, dernek komşularımızın, meslektaşlarımızın, üyelerimizin de. Koli yardımını tercih etmedik, talebe değil ihtiyaç önceliğini göz önüne alarak nakit verdik. Yardım severlerimize, yardımları dekont ve gider makbuzu ile belgeledik. Herkese teşekkür ediyoruz.

Bu yıl, bir dişçilik, bir hukuk, bir de engelli öğretmenliği öğrencilerimiz mezun oluyor. Yolları açık olsun. 4K Köy Kent Kültür Köprüsü Projemiz yine durmadan devam edecek. Sitemiz de kültür çalışmalarına ve konuk yazarlara yer verecek. Sistemli, dengeli ve adaletli bir ülke olmak için el ele…

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Mayıs 2022 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

MUZAFFER ÖĞRETMENİM EVİN ATA EVİ OLDU

27.04.2022- Ayşe Yaşar SARIKAYA

23 Nisan günü, arkadaşlarla birlikte ATAEVİ açılışına katıldık. Yıllar önce, Muzaffer öğretmeni söyleşi için aynı evde ziyaret edişlerim geldi aklıma. Onun kadar zarif, onun kadar ince ve hassas insan, inanın çok az gördüm.

Bir gün TV kanalları bozulmuştu, yanımda olan yeğenim hemen ayarlayıverdi. Çok sevinmişti, bize çay ikram etmek istedi. Zahmet etmeyin desem de beni dinlemedi. Mutfak alt katta, oturduğumuz oda ise 2. katta idi. Merdivenlerden iniyor, ben lütfen siz inmeyin ben hazırlarım diyorum, kabul etmiyordu. Merdivenleri beraber inip, beraber çıktık, istemese de tepsiyi ben aldım. Canım öğretmenim bize kuru pasta da ikram etti. Tertemiz ve düzenli evinde, bana yazacağım kitabım için hayatını ve eski Sinop’u anlattı. Kamera kaydı istemedi, görüşmemiz uzun olacağı için onun izni ile teyp kasetine kaydettim.

“1924’te ismi ile geldi, cumhuriyet kuruldu muzaffer olduk zaferi kazandık onun için dedem adımı Muzaffer koymuş” diyerek anlattı. Atatürk ve ilkelerine bağlı, Cumhuriyete saygılı ve yurt sevgisi ile dopdoluydu. Yaşı ilerlemişti ama hafızası tap tazeydi. Anlattıklarını hayranlıkla dinledim ve kaydettim.

Muzaffer öğretmenim, RUHUN ŞAD olsun, evin ATAEVİ oldu. Yılmaz YAVUZ öğretmeni bu güzel çalışması için kutluyor ve başarılar diliyorum.

İstiklal İlkokulu öğrencisiyken, unutamadığım öğretmenlerden biri olan Muzaffer öğretmenimle 2007 Haziranında görüştüm. Benim sınıf öğretmenim değildi ama hanımefendi, saygın kimliği ile her öğrencide iz bırakmıştı. Ona, eski yıllarda şehir merkezinde yaşam konusunu sordum. Eski Sinoplu olduğunu bildiğim için onun neler anlatacağını merak ediyordum. Kendisini, belediye binası karşısındaki ahşap evinde ziyaret ettim. Yaşlansa da yine çağdaş, asil ve zarifti. Kapının önündeki taş sahanlık tertemizdi. Hani halk arasında “yoğurt dök yala” sözü vardır ya. Öğretmenimin evinin her köşesi işte öyleydi. Konu eskilerden açıldı ve ailesinin hikayesi ile söze başladı:

“Dedem Çanakkale 57. alayda subaymış. Dedem Sinoplu. Sülaleye Hacı Karamamet derler. Aile tamamen Sinop yerlisidir. Dedemin Üsküdar Beykoz’da evi var. Ben Beykoz doğumluyum. Dedemin soyadı İnanır’dır. O zaman büyük annemler İstanbul’da oturuyorlar, Dedem Galiçya’da, Trablus’ta, Çanakkale’de, Halep, Şam’da savaşmış. Büyük anneme İstanbul’da ev satın almışlar. Dedem Trablusgarp’ta İngilizlere esir düşünce, Mısır’da 4 sene esir kalmış. Dedemin madalyası 1916 tarihli. Savaştan savaşa gitmiş, Sinop’a geldiğinde çok yorgundu. Benim adımı da o koymuş. 1924’te ismi ile geldi diye, cumhuriyet kurulduğu için muzaffer olduk zaferi kazandık diye adımı Muzaffer koymuş.   

Annem evleniyor. Halin arkasında ahşap bir ev vardı. Dedem Sinop’a gelince babama işte size ev güle güle oturun diyor. Yangın olunca o ev yanmış, annem ev satılınca para getirmişti. Aradan zaman geçiyor, sebep nedir bilmiyorum babam evi eşyayı topluyor, çeyiz sandığına varıncaya kadar alıp hepimizi memleketi olan Sivas- Şarkışla’nın köyüne götürüyor. Orda kayınvalide, görümce, amcaları yer ve köy evi veriyorlar.  Aile babamı annemden kaçırıyor, annem garip kalıyor. Bir amcam bizimle ilgilenirmiş sadece. Annem perişan olmuş, dedemi haberdar etmiş. Annemin Şarkışla’daki durumunu öğrenince, dedem durumu askeriyeye bildiriyor. Kızım 2 çocukla Sivas’ta bakımsız bir durumda kaldı diyor. Asker köyde kapıya dayanıyor, annemi ve 2 çocuğu alıyor. Üstümüzde başımızda ne varsa o şekilde çıkıyoruz. O zaman daha okula başlamamıştım. Eşyalarımızı bırakıp Sinop’a geliyoruz. Dedem tek kızım var, onlara ben bakarım diyor. El birliği ile akrabalar yardım ediyor. Annem boşanma için dava açıyor, belki nafaka alırım diye.

Dedem bizi Sinop’ta büyütüyor. Askeriyeden emekli olup ev alıyor. Satılınca kuran hocası Musa Hoca almıştı. 18 sene sonra kapıya amcam geliyor. Ben çocukları almaya geldim diyor. Annem gelirken hamile imiş. Dedem ne yüzle geldin diyor. Ben o zaman öğretmen okulu son sınıfta idim. Amcam bir gece kaldı gitti. Benim ilkokul öğretmenim, Zehra tarı idi. İlkokul, ortaokulu Sinop’ta bitirdim. Zaten Sinop’ta başka okul yoktu. İnebolu’da, Türkçe öğretmeni Sinoplu Dilaver Bey vardı. Ortaokulu bitiren gençler ya Kastamonu’ya, ya da İnebolu’ya giderlerdi. Sinop’a vapur gelirdi, Sinoplu çocuklar sırtlarında torbaları, lise okumak için İnebolu’ya giderlerdi. Dilaver Bey onlara kucak açtı. Dilaver Bey benim 4. sınıf öğretmenimdi. İstiklalde öğretmendi sonra İnebolu’ya gitti.

Ben İstanbul Çapa Öğretmen okulunda 3 yıl okudum. Dedemin ahbabı çoktu, gündüzlü gittim. Çapa o zamanın üniversitesi gibiydi. Ben mezun olduğumda, köy enstitüleri binaları yeni yapılıyordu.  Mezun oldum 1943 yılında İstiklal okulunda göreve başladım. Ortaokul o zamanlar 3 yıldı. O zaman müdür Mithat Beydi. Önce Nuri Beydi sonra Mithat Bey oldu. Şimdiki Kültür Binası okuldu. Öbür bina tütün deposu idi. 2. dünya savaşında oraya asker koydular. Alayın yeri ise Boyabat’tı.

Sinop halkının giyimi eskiden çok güzeldi. Sinop erkeği ve kadını çok temiz giyiniyordu. Sinop belki de kıyafeti ve kültürü ile Karadeniz’in İstanbul’a ayar bir şehri idi.  Hanımlar üstüne manto, ayağına çorap giyer, pırıl, pırıl ayakkabısı ile dışarı çıkardı.

Hanımlar düğünde günlük giysi de giyerlerdi. Düğünün kınasında bindallı giyerlerdi. Gelin almada ise beyaz gelinlik. Benim büyük annem cumhuriyetten önce parlak saten kumaştan atlas gelinlik giymiş. O günlerin hamamlarını arıyorum. Terkos yoktu. Zeytinlikten su gelirdi. Depolara dolardı. Biz çeşmeden alıyorduk. Para ile su taşıyıcıları vardı. Günlük kullanmaya, çamaşır yıkamaya para ile merkeple Hüseyin efendi isminde biri vardı o getirirdi. Ondan alırdık. Çok ihtiyacımız olursa bir sefer daha getirtirdik. Şimdiki gibi büyük pazar yoktu. Kaleyazısında çeşmenin etrafında bir pazar vardı. Bir de halin arkasında meyve pazarı olurdu.

            Bizim İstanbul’dan getirilen 2 tane pompalı gaz ocağımız vardı. Arada havası kalır da pompalardık. Halk, yemeğini ocakta pişirirdi. Dağdan gelen odundan, kara kömür hazırlanırdı. Ormandan ağaç alıp ondan kömür yapılır, satılırdı. Sinop’a onun ustaları gelirmiş. Odunlar havasız yerde için, için yakılır kıvamı gelince delikleri kapatılıp söndürülürmüş. Kül olmaz, kömür olurdu. Onu merkeplerle atlarla çuvallarda satarlardı, isteyen alırdı. Evlerde maltızlarda kullanılırdı. Eskiden böyle yaşanırdı.”

Muzaffer öğretmenime sağlığında saygılarımı, sevgilerimi ve teşekkürlerimi sundum. Fakat kitap baskıya girmeden rahmetli oldu. Kendisini rahmetle, saygıyla ve hasretle anıyorum. Değerli öğretmenimin anlattıkları içinde, eski günler aydınlanıverdi. Anlatılanlardan, Sinop’un eskiden de bir memur şehri olduğu anlaşılıyordu.

Benim çocukluğumda, şehir merkezinde memur, esnaf ve radar işçileri yaşarken; adada hayvan beslenir ve bahçe yapılırdı. Annem süt ve yeşil sebzeyi, ada halkından satın alırdı. Bahçeler adı ile alınan yerde de, sebze ve meyve yetiştirilirdi. Bahçeler, toprağında iyi bahçe ürünü yetiştiğinden bu adı almıştı. (Yaşar SARIKAYA- Bir İnci Memleketim-2010, s, 283-286)

Teyp kaydını dinlemek isteyenler için:

   

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Nisan 2022 in Eğitim, Uncategorized

 

Etiketler: , , , , , ,

C.SÜREYA’NIN “BULGUCU ADAM”I S.KARAKOÇ

10.12.2021- BİLKE

Cemal SÜREYA’nın kaleminden Sezai KARAKOÇ:

Bulgucu adam. Belki de ülkemizdeki tek bulgucu. Çok daha yetenekli Mehmet Akif’in tinsel görüntüsüyle, adam akıllı dürüst bir Necip Fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai KARAKOÇ fotoğrafı elde edebilirsiniz. Öyle bir Müslüman ki, Marks da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir, Salvador DALİ de sever, Nazım da okur.

Alçak gönülle katı yüksek uçuyor… Şemsiyesi yok.

Düşün insanının şiiri:

SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome´nin Belkis´in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca´da Emirgân´da
Kandilli´nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili

Sezai KARAKOÇ


		
 
Yorum yapın

Yazan: 10 Aralık 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SANA NE BE MORUK DEMEZ Mİ!

24.11.2021- A. Yaşar SARIKAYA- Yaşamdan Kesitler

Bora fırınının önünden geçerken, herkes o güzelim gevrek simitlerden alırdı. Birkaç yıl önceydi, simit aldım eve dönüyordum. Gördüm ki, mahallenin çocukları birbirine girmiş, kavga ediyorlar. İçlerinden biri, sanırım grubun reisiydi. Ortalarına kendilerinden küçük bir çocuğu almışlar, yer misin yemez misin misali kıyasıya pataklıyorlardı. Diğer çocuklar da, olayı film seyreder gibi zevkle seyrediyorlardı. Güçlü olanın gözüne girme modası var ya toplumda; çocuklar da büyüklerinden gördüğü gibi çete reisinin gözüne girmek için arada birkaç yumruk, bilemedin tekme kaptırıyorlardı. Ne güçlü, ne cesaretli, ne korkusuz insanız sanıları; belli ki gururlarını okşuyordu.

Yaklaştım ve yüksek sesle

“ne yapıyorsunuz çocuklar, ayrılın” diyerek daldım aralarına. Sopa yiyen çocuğu çekip aldım almasına da, arada olduğum için bir iki de şaplak yedim. Yine de, serde eğitimcilik var ya, aklım sıra öğüt vereceğim;

“Oğlum neden kavga ediyorsunuz, gün gelir senden güçlü olan da seni döver. Lütfen yapmayın, bu çocuk sizden hem küçük hem de tek başına. Bir araya gelip onu dövmekten utanmıyor musunuz?” dedim.

Önder olan, delikanlılığın kitabını ben yazdım havalarında;

“bize küfür etti, sopayı da hak etti” dedi.

“Oğlum, çare dayak atmak mı; hem de bire karşı beş kişi” .Reis çocuk, lafı gediğine oturttu;

Sana ne be MORUK” diyerek.

Söylediğine güleceğim, ama ciddiyeti bozmamam lazım ki etkili olayım. Evde annem:“siz daha dünkü çocuksunuz yaşınız genç” derken; çocuk gelmiş bana MORUK diyor. Gel de gülme şimdi bu duruma. Çocukluğumdan beri zayıfın ezilmediği, kavgasız bir dünya umudu içimi kuşatmıştı. Bana söylediğine takılmaktan çok, doğru mesajı vermek beni ilgilendiriyordu. Araya girdiğimde, sopa yiyen çocuk kaçtı kurtuldu. Lider çocuk “moruk karışma” dese de, kaba kuvvet yerine anlaşmaya ikna etmeliydim.

“Hangi okula gidiyorsunuz” dedim. Reis olan:

“Sana ne, İstiklal’e gidiyoruz, nolmuş yani” diye cevap verdi.

“Yarın okula geliyorum, müdürle öğretmenle görüşeceğim” dedim.

“Selam söyle” demez mi?

Arsızlık- hırsızlık- yalancılık- hilekarlık- rant gibi alanlarda, özgürlük almış başını giderken; sosyal yaşam hep kötü örneklerle doldu. Akıl özgür olmalı, hukuk özgür olmalıydı. Telefonlar, sosyal medya, birincil eğitim araçları oldu. Siyaset de kişileri öne çıkaran, zengin eden kurumlar.

Oysa devlet büyümeli, devletin kasası dolmalı, BEKA da anlamını bulmalı, insanlar mutlu olmalıydı. Simitler elimde, annem evdeydi, bana “nerede kaldın kızım” diyecekti. Kafamda “ bozulan eğitim sistemi, küreselleşen dünya, toplumdaki olumsuz değişim dönüp duruyordu. Bu gün, Bora fırınının yerinde yeller eserken, umutlarımıza yeller esmesin düşünü kuruyordum. A. Yaşar SARIKAYA

not: Sinop’a gelirseniz, bir simit alın ve Yalı kahvesine gidin, bir bardak çay- simit eşliğinde denizi seyredin.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

NORMLAR SAVAŞI

18.11.2021-A.Yaşar SARIKAYA

DOLMUŞ DOLMUŞTU YANİ!

Dolmuşa, üniversite durağından bindiler. Gülme, şakalaşma ve espriler gırla gidiyordu. Dolmuştakiler, öğrencilere bakıp belleklerinde saklı anılarda gençliklerini buluyordu.

-Kaptan, üç öğrenci alır mısın?

– Beş öğrenci uzatabilir misiniz lütfen?

Diyerek, yol parasını elden ele uzatıyorlardı. Hiçbir yere tutunmadan cesaretle ayakta duran delikanlı da, arada bir kızların üstüne savruluyordu. Ah gençlik, her biri cıvıl, cıvıl hayat doluydu.

Aralarından biri, taş bebek gibi güzel, top model kadar alımlı bir kızdı. Düz fönlü, kızıl uzun saçları, başını sağa sola çevirdikçe, etrafa mis gibi şampuan kokusu yayılıyordu. Savrulan saçlarının mavi renkli perçemi de gözden kaçmıyordu hani. Savurduğu saçlar, arkadaşlarının yüzünü yalıyor sonra tekrar geri dönüyordu.

Her durakta yeni yolcular biniyor, “ilerleyelim lütfen” diyorlardı. Öğrenciler boşalan yerleri dolduruyor böylece dolmuş da, isminin tam anlamını alıyordu. Dolmuş dolmuştu yani.

Dolmuş durakta sert bir duruş yaptı, erkek çocuklardan biri can havliyle kız arkadaşına tutunuverdi. Kızın yanakları al al oldu. Yüzü, büyük bir suç işlemenin mahcubiyetini taşıyordu. Utancından başını yerden kaldırmıyor, ürkek tavrı da gözden kaçmıyordu; ilkbaharda don yemiş çiçekler gibi.

İklim ve coğrafya etkisinde kalan, bitkiler gibi değil midir insanlar. Ailesinin, toplumun ve coğrafyanın normları arasında büyürler. Normlar, ülkeler arasında, kentte- köyde, mahallelerde bile farklıdır. Ailesinde, karides ve havyar kültürü olanlardan, bilmeyeni küçümseyenler bile vardır. “Sen ne anlarsın karidesten, havyardan” diyerek. Kimi zaman da giysilerle yarışır insanlar.

Bu farklılıklar hep olmuştur, olacaktır da. Farklılıkların sisteme kazanç malzemesi oluşu, insanın canını yakıyor. Siyasetin de bu alanlardan beslenmesi çok acı.  Her şey, neden “Normlar Arasında Savaş” temeline oturur ki? Modern binalar yapılır, devasa köprüler kurulur da; insanlar arasında gönül köprüsü, akıl köprüsü, sevgi köprüsü kurulmaz.

Yaratılış insanı, akıl- duygu- mantık- vicdan- ruh ile donatmıştır. Finlandiya gibi, küçük yaşta kendini tanıma temelli eğitim politikası güden ülkeler arasında olmalıyız. Topluma kendi donanımını kullanma becerisini kazandırmalıyız. A.Yaşar SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , , , , , ,