RSS

Kategori arşivi: köylerde yatan tarih

1893 FLOTTWELL DİKMEN- TİLKİLİK ARAŞTIRMA RAPORU

06.01.2026- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Araştırmadaki Sinop ile ilgili bölümleri sizlerle paylaşıyoruz. Dikmen ve Tilkilik Köyü detaylı yer alıyor. Almanca Raporunu, internet ortamında çeviren ve Araştırma Raporununu bize ulaştıran Adem ÇOLAK’A teşekkürlerimle.

Bafra-Aladzham -Cheltek Turu. 25

İkinci gün Kuetengebirge’nin en yüksek zirvesi olan Kızıl Yrmaq ile Sinob arasındaki üç zirveli DUtmen 1560 m’ye tırmandık.Buradan Kuetengebirgeı’nin büyük bir bölümünü görebildik, eowie çünkü jandarma korumamız glliclı: Muhtemelen Aladecham’da, Wilajeti sınırında, Vieuren naoh Sinob, Bafra, Tacheltek’in Feleechluoht’unu alın ve Tawaohan-Dagh’daki keskin Kale Kale’den sonra, Diltmen’den geçebildiğimiz Kreiebogena yarıçapı için, yaklaşık 10 mil! Böylece buradan yaklaşık 70 km’lik bir yol ile Sinob’a gittik ve bu da harita yapımında tam bir sobnitt ile sonuçlandı.

Kıyı dağları burada şu şekilde temsil edilmektedir: Dütmen, Kızıl-Yrmaq’a inen bir zincir üzerinde uzanır; Zincir için Kiepert’in bahsettiği “Katran-Dagh” adını hiç duymadık.Kuzeyde bu zincir kuzeyden güneye, denize kadar uzanan tek tek sırtlara düşer Bil.Marriage akan Denizler. Bafra ve Aladecham arasında daha soylular. Sliden’a doğru, biri Dümmen’den iki özdeş, görünüşte paralel sırtla karşı karşıyadır, bunlardan biri eski kablo, ikincisi ağaçlıktır. aynı yükseklikte çapraz kiriş. Her iki sırtı da tırmandığımız için şu ayakları yürüyebildik: ördek Kuatengebirge’nin ana güvertesine ein’e kadar uzanıyor; ikinci, ağaçlık Rüoken dallarından aşağı doğru zincire tam olarak paralel uzanıyor. Adechala-Su’nun kaynaklarında Derin vadi dieaee Bacheı daha sonra her iki sırtı güneye doğru ayırır. Daha sonra ana sırt, çoğunlukla dolomitik formlar (Qara•Qaja) alarak yukarı doğru bir alanda, büyük ölçüde Gök-Yrmaq vadisine düşer. Önünde kuzeyde, muhtemelen birkaç kez kesintiye uğramış, üzerinde Dütmen’in de bulunduğu, en azından yükseklik olarak ona eşit olan bir zincir var. Ana zinciri belirtmiyorum çünkü irie bir Waaaenoheide oluşturmaz. İki zincirden kaçan kaçanlar orduya akar, sonuçta uzun süre paralel tilerler oluştururlar, örn. B. Ewrieta ve Kızıloğlu-Su. Bu nedenle zincirin de birkaç kez kırılması gerekir.

Ana zincir patika boyunca 1200 m yüksekliğinde aynı kalır ve hiçbir kıvrımı yoktur. İki sınırlayıcı Tbiler ve derin, dar ve dik.

v. Flottwell, Kızıl-Yrmaq Nehri Havzasından.

Dütmen’in dorukları, ana sırtta, özellikle kuzey yamacında yer yer ortaya çıkan kireçtaşı iken, ana masifin alt kısımları genellikle en karmaşık oluşumları gösteren arduvaz ve granitten oluşuyor gibi görünmektedir. Sadece Kilkilik’in kuzeyindeki zincirde kumtaşı bulduk.

Dütmen katı bir bitki sınırı oluşturur. Kuzey yamacında kayın, orman gülleri ve tütün hakimdir. Dağın tepeleri zaten tamamen çıplak ve güneye bakan manzara, yükseklerde tamamen çıplak bir manzara buluyor. Sadece derin vadilerin dibi ve daha güneydeki sırtlar çam ormanları taşır. Nebieo-Dagh bölgesinin aksine, kayınlar, orman gülleri ve tütün tamamen yok olmuştur. Dahası, bitki örtüsündeki değişiklik gerçekten fark edilmez. Orada sözde Souq-Dagh ana zincirde başlar. Adı, Sinob’a kadar uzanan ormanlarla kaplı dağ silsilesi anlamına gelir. Genellikle açıklıklarla kesintiye uğrayan bu orman, güney kesimlerinde çamlardan oluşur, ancak bunlar kısa sürede güzel kayın ve gümüş köknar meşcerelerine yol açar.

Kıyı dağları oldukça yoğun nüfusludur. Köylerin büyük bir bölümünde Kızılbaşlar yaşıyor gibi görünüyor, ancak hiçbir şekilde aralarındaki misafirperverlik eksikliğinden şikayet etmemize gerek yok. Aşağıdaki örnek, misafirperverliklerinin ne kadar ileri gittiğini göstermektedir. Qawadschyq köyünde abandı’ya vardık, boş Sohulhauı eio’ya yerleştik ve bezelye çorbamızı pişirdik. Yeni doğan bebeklerle pek ilgilenmemiştik, sonuç olarak bize bakmakla da ilgilenmediler, aksi halde bize karşı çok arkadaş canlısıydılar. Ertesi sabah yola çıkarken, saygıdeğer, ak sakallı bir Türk, elinde değnek, gitmeye hazır yanımıza geldi. Muktar (Schulze) şehzadeleri ve çevre köylerdi. Dün gece buradan üç mil ötedeki bir eve geldiğimizi duymuş ve hemen yanımıza gelip bizi selamlamıştı; ıohon ıc’den ayrıldığımızdan beri artık bizi rahatsız etmek istemiyordu. Şimdi o, hemen ve bunun şerefine bir koyun eti kestiği için köyü mazur gösterdi ve biz onunla birlikte orada kahvaltı yapmak için köyüne gidene kadar istekleri yerine getirmedi. Herhangi bir teşekkürü ve herhangi bir tanımayı hakaret olarak kabul etmedi. Kahvaltı menüsü tipik ve burada bahsetmek istiyorum: ballı haşlanmış yumurta, sarımsaklı elifse sütü, hooig, salatalık kabuklu ayran, Qyzyldschaq meyvelerinden tatlı komposto, dilimlenmiş salatalıklı kalın süt, soğan, ince Ülkede geleneksel olan ekmek ve su. Neyse ki köy yolumuzun üzerindeydi. Bojabad’da bu beklenmedik karşılaşmanın sevinciyle ışıldayan ihtiyarla yeniden karşılaştık.

Hemen hemen tüm Türk köylerinde, köyün en zengin sakini tarafından bakılan ve yabancının ücretsiz olarak barındığı bir musafir-channe, bir yabancının evi, bir ateş ve bir yatak vardır. Köyden jetler çiftçisi genellikle yabancıyı eğlendirmek için evde sahip olduğu en iyi şeyi getirir, çünkü bu “Tanrı’nın bir armağanıdır”.Güney iğnesi hilal ile süslenmiş küçük pusula, Mekke yönünü işaret ediyor ve böylece Türklere namaz kılarken yüzlerini ne yöne çevirmeleri gerektiği konusunda bir işaret vermiş oldu.

Hemen hemen tüm Türk köylerinde, köyün en zengin sakini tarafından bakılan ve yabancının ücretsiz olarak barındığı bir musafir-channe, bir yabancının evi, bir ateş ve bir yatak vardır. Köyden jetler çiftçisi genellikle yabancıyı eğlendirmek için evde sahip olduğu en iyi şeyi getirir, çünkü bu “Tanrı’nın bir armağanıdır”.Güney iğnesi hilal ile süslenmiş küçük pusula, Mekke yönünü işaret ediyor ve böylece Türklere namaz kılarken yüzlerini ne yöne çevirmeleri gerektiği konusunda bir işaret vermiş oldu.

Bu alanda özellikle zarif bir kostüm giyilir. Erkeklerin kırmızı yerine, altında altın işlemeli beyaz bir fes var. Kadınlar, yakası ve kolları açık, beyaz gömleği ortaya çıkaran açık kırmızı kolsuz yelekler giyerler.

Kostüm bölgeye göre çok farklı. Anadolu Yüksek Ovalarında, kalın malzemeden yapılmış ve Türklerde çoğunlukla kahverengi, Kurdanlarda sıklıkla mavi olan ve toka, fiyonk veya dantellerle süslenmiş kısa, açık Anadolu ceketi hakimdir.

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP’TAN ASKERE GİDEN 12 YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR

15.07.2023- A. Yaşar SARIKAYA

Biz, bu günlere nerelerden geldik? Yurdumun hafızası, Yemen, Trablusgarp, Çanakkale, İstiklal savaşı ve daha öncelerinin anılarını taşırken; hepimiz çağın bulaşıcı hastalığına yakalanıverdik.  Cep telefonları, bilgisayarlar hayatımıza girdi. Yeniliklere ve her türlü bilgiye ulaşım kolaylığı sağlandı; ama bizi bize unutturdu.

Ülkemizin kıymetini ne kadar biliyoruz? Küçük çocuklar annelerine “seni kocaman dünyalar kadar seviyorum” der ya. Cümlenin içine, hayaline sığdıramadığı sevgisini, sözcüğün içine dolu, dolu yerleştiriverir. Sevgi samimi, sevgi içten, sevgi yalın olunca; göz de söz de onu çok güzelce taşır ve yansıtır.

 Köy yollarında dağlarında dolaşırken, ağaçların, toprağın, havanın ve suyun bana anlattıklarını duymak uğruna çok zaman harcadım. Bilginin peşinden yıllarca iz sürdüm. BOA araştırmalarımda, yurdu bize armağan edenlerin yeni gerçeği ile karşılaştım.  

Onbeşlikler türküsü var ya, hepimizin bildiği.  Cepheye giden küçük yavruların türküsüdür. Arşiv bilgilerinde, 12 yaşında Sinop’tan askere giden küçük çocuklar olduğunu buldum. 1835 yılında Sinop köylerinde yapılan ilk nüfus kayıtlarında, Sülale isimleri ile nüfus defterine kaydedilmişti.

İşte o kayıtlar:

BAHRİYE ASKERLERİ:

 Kayıtta yer alan bilgide verilen açıklama:  “Reft Asakiri Bahriye” anlamı “bahriye askeri olarak gitti”

Karye-i Kabaağaç(1)

1.Uzun boylu kır sakallı Hatiboğlu Mehmet Bin Ömer Oğlu ABDULLAH (12 yaşında)

2.Uzun boylu Kumral sakallı HAMOĞLU Ahmet Bin Mustafa oğlu Süleyman(15yaşında)

Karye-i Tilkilik

1. Süleymanoğlu uzun boylu kara bıyıklı Hüseyin oğlu Çolak HASAN(13 yaşında)

2. Kısa boylu köse sakallı Kürt Osmanoğlu Ahmet Bin Mehmet oğlu MEHMET( 16 yaşında)

3.Uzun boylu sarı bıyıklı Koçoğlu Ali Bin Ahmet kardeşi HÜSEYİN( 21 yaşında)

Bu çocuklar, 1835 yılında bahriye askeri olarak devlete hizmet etmeye gitmişler. Ana ocağından uzak, memlekete hizmet vermek için. 12 yaşında çocuk, gemilerde hangi görevlerde çalıştı kim bilir?

HAMOĞLU, Humma sülalesidir. O sülaleden, 15 yaşında bir çocuk askere gitmiş ve sülale anıları günümüze neden taşıyamamıştır? Her sülale, bu bilgilere değer vermeli, çocuklarına bu anıları anlatmalıdır. Eski kahramanlıklar bir gün değildir. Ömrünü toprağına adayanların kahramanlığıdır. Bu çocuk askerlerin anılarını unutmayalım. Adı geçen sülaleler, bilgiye değer verin, ses verin ve  anılarınıza sahip çıkın. 

  1. BOA çeviri sayfaları memleketimtilkilik.wordpress.com sayfasında
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

“ÇANAKKALE” ANNEM HEM YETİM HEM ÖKSÜZ KALDI

18.03.2022- Tayyip SANDALCI

BİZİM ÇİLELİ AİLEMİZ

Aziz dedemle Hacer Anneannem 1911-12 yıllarında Sinop-Dikmen’in yoksul dağ köylerinin en yoksulu olan Dudaş köyünde evlenirler. Uzaktan akraba ve komşu çocuklarıdır. İlk çocukları Emine(annem) 2,3 yaşlarında iken Aziz dedem (annemin babası) bir çocuğu ve veremli eşini arkasında bırakıp Çanakkale’ye gider(anneannemin annesi de veremden erken ölmüştür). Dedem komşuları ile vedalaşırken eşinin veremden kurtulamayacağını bildiğinden onlardan küçük kızıyla ilgilenmelerini (annem) onu aç bırakmamalarını rica eder. Nitekim dedemin gidişinden kısa bir süre sonra veremli eşi, anneannem genç yaşta (tahminen20-25 yaşlarında)vefat eder. Aziz dedem de (Annemin babası) Çanakkale’den dönmez. Böylece annem, yetim ve öksüz kalır.

Diğer yandan babamın babası İsmail dedem, İstanbul Unkapanı’ndaki kendi evinde eşi ve 3 çocuğuyla yaşamaktadır. Belgelerde dedemin ünvanı “arabacı başı Sandalcıoğlu İsmail ağa” diye geçer.

Çanakkale , peşinden 1. Dünya savaşı, İstanbul her bakımdan güvenli değildir.

Diğer tarafdan İstanbul salgın hastalıkların merkezi durumundadır . Aynı şekilde anadoluya da yayılmış durumdadır, kolera, tifus, veba, frengi, dizanteri, sıtma, verem; hepsi de bulaşıcı, salgın ve ölümcül.

Ayrıca İsmail dedem, seferberliğe çağrılmayı beklemektedir. Bu nedenlerden dolayı olacak ki; 3 çocuğu

( babam ve iki ablası 4-10 yaşlarında)ve eşini alıp Dudaş köyü’ne 3. Kardeş Ahmet dedemin yanına bırakıp kendisi İstanbul’a döner ve kısa süre sonra da seferberliğe çağrılır.

Bu yıllarda , köylerde yaşam koşulları hiç de iç açıcı değildir. İşe yarayan erkekler seferberlikte, kadınlar ekip biçme işini yapabildikleri kadar yapmaktadır; koşacak öküz yok, can güvenliği yok , köylerde eşkıya baskınları göz açtırmıyor, devlet otoriteyi sağlayamıyor.

Kıtlık yıllarına ait acı hatıralarını, nenem bazen şöyle anlatırdı: “ atla , eşşekle Gerze’ye gidip sıraya girip bir çuval kepek alırdık (35-40 km ) köye gelip mısır somağı ve ceviz kabuğu kırıp değirmende öğütülerek bunu kepeğin içine katarak çoğaltıp yazın kulağını tutmaya çalışırdık” derdi . Yaz geldiğinde kıtlıkla mücadele biraz daha kolaydı. Yeni ürün çıkana kadar her türlü ot yenebilirdi ( sivri uzun kara çayır hariç)

İsmail dedem seferberlikte( hangi cepheye gittiği bilinmiyor) hastalanıp tebdil-i hava gelir, Unkapanı’ndaki evinde tek başına ishalli bir salgın hastalığa yakalanarak vefat eder. Ortaköy mezarlığına defin edildiği söylenir ama mezarı bilinmez .

(Bir kaynak, Birinci dünya savaşında Osmanlı ordusunda sadece veremden ölen askerlerin sayısı 20,000 civarındadır der; Bir başka kaynak ta ise hastane kayıtlarında hastaların % 75-80 ‘i salgın ve bulaşıcı hastalık, sadece % 20-25’i kurşun ve yaralanma vakasıdır der.)

Dedemin Unkapanı’ndaki evi de, dedemin ölümünden sonra yangında yanar, geriye kalan arsa bir tanıdık aracılığıyla satılıp parası köye gönderilir. Bu paranın çok küçük bir meblağ olduğu söylenir.

Her iki kardeş de ölünce , geriye kalan 4 yetimle, köydeki 3. Kardeş (çakır Ahmet dedem) ilgilenir. Dedem ve eşi Havva’nın çocukları olmaz. Ama , bu dört yetime anne-babalık yaparlar , bize de büyük baba büyük annelik.

Bu yetimlerden ikisi: İhsan ve Emine, (annem-babam )amca çocuklarıdır, evlendirilirler Ve biz beş kardeş dünyaya geliriz bu evlilikten.

Annem 2,3 babam 4,5 yaşlarında hem anadan hem babadan yetim ve öksüz kalırlar . Çocuk belleğinin gücü oranında silik bir şekilde çok önemli bir kaç anıdan başka bir şey hatırlayamazlar anne-babaya ait.

Annem babasına ait hiç bir şey hatırlamaz , annen nerede diye soranlara ise : eliyle toprağı tırmalayarak böyle yaptılar “gömdüler” dermiş.

Babamın ise hatırladığı bir iki anısı vardı: bir tanesi annesi dikiş dikermiş diğeri ise babası onları köye bırakıp İstanbul’a dönerken annesi onu da yanına alıp eşini uğurlamak için tepeye kadar( tuzla ) çıkarlar. Babası biraz uzaklaşınca geri dönüp eşine seslenir “ Hayriyeee tavanda bir davul deri var ondan çocuklara çarık dikersin demiş.

Aziz dedemin Çanakkalede nasıl öldüğü bilinmediği ve künyesi gelmediği için annemin 68 yıllık ömrü , bir gün babasının bir yerlerden çıkıp gelivereceği umuduyla geçti.

Kasabadan gelen herkesten bir haber, bir umut bekler , sonrada oturur ağlardı.

Köyümüz, çevresi yüksek tepelerle çevrilmiş bir vadi içindedir. Köye gelen insanlar önce uzaktan bu tepelerden görünür. Herkes gelenin kim olduğunu, nereden geldiğini , ne havadis getirdiğini merak eder, askerde çocuğu , eşi olan gurbette yakını olan heyecanlanır bir haber, bir mektup bekler. Dudaş köyü Gerze’ye 35-40 km, yürüyüş süresi 8-10 saattir . O yıllarda yolda yok vasıta da.

Annem , bu tepelerde görünen her silüeti gördüğünde heyecanlanır, bir haber bir mucize bekler, bazan bana “ git öğren bakalım bir haber varmı” derdi .

Son yıllarında artık tepe sokağındaki ağaçlarla insan silüetlerini ayırt edemez olunca ağaçlara söylenir sitem eder kızardı . İşte böyle ; savaş , salgın hastalıklar, yetimlik, öksüzlük ve yosulluk yaşanacak acıların hepsini yaşayarak geçtiler kendilerine ayrılan zaman diliminden ..!

Nur içinde yatsınlar, mekanları cennet olsun inşaallah… Tayyip SANDALCI

Fotoğraf: 125. Piyade Tümenine bağlı Türk askerleri Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’nın Rusya’ya savaş ilan ettiğı 1 Ağustos 1914’ün hemen ertesi günü
 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

SEN GÖRMEZSEN BEN GÖRMEZSEM

23.02. 2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

80’lerde başladı arşivleme çalışmalarım. Erfelek’te öğretmenlik yapıyorum. Derlediğim yöre halkoyunlarından ekip oluşturmuşum, yarışmalara hazırlanıyoruz. Oyunlar ve müzikleri ilk olarak sunulduğu için derleme zorunlu. O zaman bilgisayar yok, okulda oturdum daktilonun başına. Elimden geldiği kadar kaynak kişilerle görüşüyor, ses kaydı alıyor, fotoğraflıyordum. Sadece o işi yapıyor sanmayın, sınıfım da var. Ayrıca diğer sınıfların müzik derslerine de giriyorum, bir de Halk Eğitimi Merkezinde Bağlama kursu veriyorum.

Neden diye bir sorun da, ben de cevap vereyim isterseniz. Atamalar konusunda hiç sansım olmadı; merkez ilçeye alındım ama kadrom köyde görünüyordu. Merkezi hak etmem için de verilen işleri yapmam gerekiyordu. Kolay yolunu bulan buluyordu da, bu kolay yolları ben hiç bulamamıştım.(!)

Ben yine de çalışmalarıma devam ediyordum. 1994 yılında emekli olduktan sonra araştırma çalışmalarıma daha fazla zaman ayırdım. İlimiz turizmi için önemli gördüğüm, soyut ve somut kaybolan kültürler hakkında kurumlarla görüşmelere başladım. Ben tüm kurumlara yardım ediyordum.

Bu süreçte, hiç de kolay olmayan çalışmaların içinde yer aldım. Gördüm ki, sosyal dengesizliklerin yarattığı sonuçların bedeli, toplumdaki bireylerin sırtına yükleniyordu. Köy- kent arasındaki dengesizliği görmezden gören bir sistem, kaçınılmaz olumsuz sonuçlar doğuracaktı. Bu nedenle, köylerde değerli olan ne varsa gözler önüne sermeliydim.

İşte, o zor çalışmalardan biri olan, dağların tepesindeki tarihi bir dokuyu kurtarmak için çok uğraştım. Milli Parklar Müdürlüğü bölgeye geldi, incelemeler yapıldı. Milli Park olması için rapor hazırlandı.

Milli Park Görevlilerinin tespit ettiği görüntülerden bir kaya

Müze görevlisi arkeolog, son kalan dağın tepesindeki kalıntıyı incelemeye gelene kadar alan talan edilmiş.

Çektiğim görüntüler için o kadar zor bir yokuş yürüdük ki. Tam 3 saat yürüdük sanıyorum. Sonra da bir başka köye derleme için gittik. Karşılık beklemeden canla başla yapılan işleri, topluma anlatmanın ne kadar zor olduğunu biliyor musunuz? Menfaat dünyası olmuş dünya, niye bu kadar emek ediyorsun, sen ne kazanacaksın diyorlardı. Haydi buyur bir de bunu izah et.

Konu uzun ve detaylı, uzatmadan görüntülere geçelim diyorum. 2 video halinde youtube kanalımda izleyebilirsiniz. Çekimlerim arasında, yayınlanmayan bu görüntüleri buldum. Araştırmacılara kaynak olması ve kaybolmaması için paylaştım. Değerlendirildiğinde, doğal güzelliği, tarihi dokusu ve şelaleleri ile ileride 5 köye mutlaka faydası olacaktır.

Bir ucundan tutan bulunacak bir gün umuduyla…

 

Etiketler: , , , , , , ,

AHŞEP EVLER VE GİYLE KÜLTÜRÜ

05.02.2021- A. Yaşar SARIKAYA

BAŞSÖKÜ YOLUNDA

Sekiz aylık bebekken beşikte geldiğim Sinop, çocukluğumun, öğrenciliğimin, gençliğimin geçtiği ve hala yaşadığım bir kent. Tıkıt, dokuztaş, saat kaç, cicoz, ara sıçanı, yakan top oynadığımız mahallem ise belleğinde sanki o güzel anılarımı saklıyor. Bahçesinde güller, kasım patı, sarmaşıklarla dolu evimizde geçirdiğim anlar, zaman gergefinin örgüsü içinde hücrelerime işliyor gibi.

Annem ve babam da çocukluk ve gençlik yıllarının geçtiği memleketlerine hasretti. Köylerde doğal yaşamda kazanılan kültür ve kültürün sanata dönüşmesinin ne kadar değerli olduğunu onlardan öğrendim.  

Sinop’ta yetişen bana gelene kadar, yaşamı köyde geçenler kültür araştırması yapmışlardır belki. Belki büyük şehirlerdeki köy dernekleri, KÜLTÜR MÜZELERİ yapmıştı da benim haberim yoktu. Belki de kültürlerimizi daha güzel arşivleyenler de olmuştu.  

Biliyoruz ki, değerler kaybedilmeye başladı mı mutlaka yerine yenileri dolar. Doğal gıdalar kaybedilir yerine yapay gıdalar gelir. Komşuluk yok olur, yerine internet arkadaşlığı dolar. Doğal olandan uzaklaştıkça, yapaylara ve yapaylıklara kölelik başlar.

Babam bir gün eve Ermenistanlı bir turist ile geldi. Üniversite doktora çalışması için kaynak kişi arıyormuş. Babam “ benim kızım kültürle, müzikle ilgili bir araştırmacı” demiş ve getirdi eve. Sinop’tan giden Ermenilerden birinin torunuydu. Az da olsa TÜRKÇE konuşuyor ve “MEY” çalıyordu ve Sinop’ta MEY kültürü olup olmadığını araştırıyordu. Kendisiyle bildiklerimi paylaştım ve başka kaynak kişilere yönlendirdim. Üzülüyordum, bizim köylerimizden göçenler, kültürlerini hemen unutuyorlardı. Bir tek MEY kültürü için kilometrelerce yol kat eden bu doktora öğrencisi, kendi kültürlerini unutanlara örnek olur mu bilmem.

Neden ahşap evler, samanlıklar, ambarların maketleri yapılmaz, neden fotoğraflanıp, derneklerde sunulmaz? Köy evlerinden oluşan bir kamera çekimimi izleyin. Önceden 2 ayrı video hazırlamış yayınlamıştım.  

2007 BAŞSÖKÜ köyü çekimlerimden yeni bir video hazırladım. Ahşap evler ve GİYLE kültürünü detaylı olarak izleyin.   Her zamanki gibi kameraman ben, montaj ben, arşivleyen ben… Kıymet bilenlere SELAM DOSTLAR…

 
2 Yorum

Yazan: 05 Şubat 2021 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , , , , ,

BU SULAR AKAR BİZ DE BÖYLE BAKAR!

13.01.2021-BİLKE

İklim değişikliğini iyiden iyiye yaşıyoruz. Sıcak çok sıcak ve ardından kurak; soğuk çok soğuk ve ardından sel kıyamet. Kıymet bilmek, elimizdeki verileri değerlendirmek artık çok önceliklidir. Köylerimizde şırıl şırıl akan dereler, şelaleler için az kapı aşındırmadık. Kişisel çıkar için koşturmadık, koşturmamız memleket içindi. Araştırma masraflarımızı kendimiz karşıladık, zaman harcadık, çekim yaptık.

15 yıldır gitmediğimiz, aşındırmadığımız kapı kalmadı. Bu su kaynakları değerlendirilmedi. Bu sular boşa akmasa olmaz mı? Kuraklık kapımıza dayanıp VAH dediğimizde çok geç olacak.

Köylerde tespit edilen ve hala koruma altına alınmayan şelaleler, dereler ve göllerin gürül gürül suları  denize akıp giderken, hep beraber seyrediyoruz. Biliyoruz ki, sıcaklık arttıkça, sular kurumaya başlayacak ve vakit çok geç olacak. Orman Bölge Müdürlüğü tarafından koruma altına alınmasını ve turizm kapsamında değerlendirilmesini beklediğimiz şelaleler:

Sarımsak Çayında Şelale

Bu fotoğrafı çekmek çok zor oldu. Nedense bu güzel şelale değer görmemiş, etrafı ağaçlar, alüvyonlar, dallar çalılar kaplamış. Aradan yıllar geçti, 2020 yılı Mart ayında telefonla köy muhtarını aradım. “Şelalenin aktığı yere inebilir miyiz, alan temizlendi mi” dedim? Hayır dedi, Gitmediğim kapı kalmadı ama bu bölgeye hala dikkat çekemedik.

Terk edilen topraklar, hepimizin ayıbıdır. Doğru olan, uzmanların konuyu enine boyuna değerlendirmesidir. Doğayı korumak zorundayız, kuraklık kapımızda.

Durağan-Uzunöz- Gerze Tilkilik Köyü sınırı

Denize dökülen bu gürül gürül sular, değerlendirilmiş olsaydı, toprağın yüzü güler, insanların yüzü güler memleketimin yüzü gülerdi. Orta ve Batı Karadeniz için önemli projelere ihtiyaç var. KUZKA, projeleri başlığında da değerlendirilmesi mümkün olabilir. Atıl durumdaki boş alanların yemyeşil olması düşüncesi bile insanı heyecanlandırmaktadır.

Değerlerimizi unuttukça, kendimizden daha çok uzaklaşıyoruz. Kendimizi tanımadıkça “NORMAL” bilincimiz yok oluyor. Doğaya hor davranma normal hale geliyor. Duyarsızlık normal oluyor. Projelerin içinin dolu olmasından çok makam sahiplerinin ardından koşmak, kapısında beklemek önemli oluyor.

Yeşil alanların çoğalması, sularımızın değerlendirilmesi, bir gün bu projelerin gündeme gelmesini bekliyoruz. Bu çalışmalar, devlet desteği ve üniversite ar-ge çalışmaları gerektiriyor. Yöremizin değerleri kaybolmasın diye verdiğimiz çaba, çağımızın popülaritesi içinde değer görmedi. 

Yine de yılmadan çalışacak, sesimizi duyurmak için kapı aşındırmaya devam edeceğiz.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
 

Etiketler: , , ,

KONUŞAN KUŞ EFSANESİ

23.12.2020-BİLKE

Aşklar, sevdalar üzerine yazılan eski hikayeler ve yaşanmışlıklardan geriye neler kaldı diye başlayalım mı söze? Gerçekten bir düşünelim, türkülere konu olan ve yazarı şairliğinden utandıran dizeler gitti, yerini günlük veya anlık diyeceğimiz hazlara bıraktı.

Eski yazarların romanları, bu gün yeni yeni senaryolarla TV ekranlarını dolduruyor. Kaybettiklerimiz, insani tarafımızı örseledi ve yok etmeye doğru sürüklüyor. Tutunduklarımız, kaybettiklerimizin yerini de dolduramıyor. Vicdani, insani olarak çok şey kaybediyor ve kaybetme yolunda da egoistçe ilerliyoruz.

Bu gün, eski bir yaşanmışlığın hikayeleşerek kent belleğinde nasıl yer aldığına değiniyoruz. Okuyalım:

Boyabat Folkloru, sayfa: 28

Dış dünyadaki o kadar çok uyarıcı etken arasında, iç dünyamızı beslemek ve dinlemek gittikçe zorlaşıyor. Bu gidişe ayak uydurmak üzücü ama çok kolay oldu. Doğanın uyumunu bozduk, kendi dengemizi de bozduk, anlamak ve dinlemekten uzaklaşıyoruz. Temiz bir dünya için, gelecek için önce kendimizden başlamalıyız ki çevreye yararlı olabilelim.

BİLKE- BİLKE- BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Aralık 2020 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: ,

PALA UYGARLIĞI İZLERİ OLABİLİR Mİ?

02.05.2020-BİLKE

BLAENE- PALA UYGARLIĞI

Dikmen ilçesi Çukurcaalan köyü ile Gerze ilçesi Çağlayan köyü sınırında GALA deresi akar. Dere boyu yürürseniz, sağ ve sol tarafta yükselen dağlar mutlaka ilginizi çekecektir. Dağlar sıralanmış  kaleler gibidir. Yöreye verilen GALA adı “kale” gibi duruşundan mı acaba diye aklına gelir insanın.

Gala Deresi vadisi gal deresi, kal deresi adı ile de anılır. Pala, Pal, Bla, Blaene benzerliği dikkat çekicidir.  Çevrede çok tarihi eser bulunmuş, yok edilmiş ve tahrip edilmiştir. Dere boyu giderken dik dağlarda kaya merdivenleri vardır. Dağların doğal yapısında, merdiven basamakları çıplak gözle görülmektedir. Sıralar halinde dağdan kaleler dikkati çeker.

Tepelerin üzerinde içi boşaltılmış çukurlar var. Bu çukurlar 7 m derinliğinde, 2m x 2m ebatında baca gibi.

Amacımız, tarihi kalıntıların olduğu bu bölgelerin değerlendirilmesidir. Yöremizin değerleri ilin turizmi için önemlidir. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Mayıs 2020 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , , , , , ,

DAHARA NEHİR ÜLKESİ

 BİLKE- 27.04.2020

HEY GÜZEL MEMLEKETİM

Durağan mahraması, yoksa DAHARA MI?

M.Ö. II. bin içinde bölge yerleşiği gösterilen Palalar ve Hititlerin yazılı kaynaklarında anlatılan Dahara nehir ülkesi de dikkati çeken önemli bir ayrıntıdır. Yazılı metinlerde geçen “Dahara Nehir Ülkesi”, büyük olasılıkla Gökırmak çevresindeki yerleşimleri işaret eder.  Kelimedeki ‘h’ sesi düşerse, sözcük Dara olur. Dara, dura, dur sözcükleri ise açıkça Durağan’ı çağrıştırır. Bu ilçemiz, Gökırmak ve çevresindeki yerleşim yerleri arasındadır. Durağan adı, Dur, Dura, Durağ Tur, Tura, Turağ köklerinden türemiştir. Dura, Dara, Dahara benzerliği tesadüf olmamalıdır. Konunun kesinlikle araştırılması gerekmektedir.

Dahara, Dura, Tura benzerliği hakkında, araştırma yapan Profesör Bilge UMAR şunları açıklıyor:

Tu-(u)ra,” Yüce(A)tu/ Atys” Tu, ura Domaniç. Durağan yöresi anlaşılıyor ki, Paphlagonia’daki Domanitis kapsamındaydı.[1]

Konuya Durağan derlemelerim bölümünde daha fazla yer verdim. Yöre için var olan veriler net ve kayda değerdir.

Hitit yazıtlarında övgü ile bahsedilen güzel nehir ülkesinin Sinop topraklarında olmasını elbette çok isteriz. Bire bir o bölge olmasa bile, Sinop ve çevresindeki toprakların bu övülen ülkeye yakın olduğu açıktır. Arkeolojik araştırmalar yapıldıkça, eski Anadolu uygarlıklarının yöremizdeki izleri mutlaka açığa çıkacaktır.

Derlemeler için gittiğim köylerde kervan yolları hakkında anlatılanlar, bu coğrafyanın çok tarihi olaylara sahne olduğunu gösterir. Deve kervanı, katırcı yolu, kervan yolu, gavur yolu diye anlatılan birçok yol, Durağan- Boyabat- Gerze sınırlarındaki köylerden geçmiştir. Bu bilgileri, artık son kaynak kişilerden öğreniyoruz. Bilgiler yok olup gitmeden, izler kaybolmadan korunmasını ümit ediyorum.

 

[1] Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, s, 228

KAYNAK: Yaşar SARIKAYA- Bir İnci Memleketim /2010/ sayfa,50-51

 
 

Etiketler: , , , , , ,

70’E 6 KALA

17.02.2020-BİLKE / Yaşar SARIKAYA

2006 yılından beri, kapı kapı, makam makam dolaştığım günler geldi, geçti. Zaman durmadan akıyor, sonuç alamadığım projeler de bana içimden sesleniyor:” 70’e  6 kaldı diye.

Doğal su kaynakları, kaybolan kültürler, asırlık Sinop zeytinleri yaşamalı bilinciyle, çalışmalar devam ediyor.

Bu gün, Sinop İl Genel Meclisi Başkanı Sayın Yakup ÜÇÜNCÜOĞLU’nu projelerle ilgili makamında ziyaret ettim. önce, BİLKE projelerinin basına yansıyan konu başlıkları hakkında konuştuk. Daha sonra, ziyaretimin ana konusu olan iki başlığı dile getirdim.

1- Köylerimizde yok olan el dokuması yün kilimi çeşitlerini tanıtmak ve yaşatmak amacıyla sergi açma düşüncemiz, farklı köylerde farklı renklerde olan kilimlere ulaşmamız;

2- Sinop köylerindeki ekoturizm alanlarının KUZKA ve diğer kuruluşlar tarafından değerlendirilmesi.

Dernek kurulmadan önce, köylerimizde kaybolan kültürlerimiz ve doğal su kaynaklarımız, tarihi dokular ve şelaleler konusunda yaptığım çalışmalar, baş vurduğum makamlar ve karşılaştığım olaylar hakkında kendisini bilgilendirdim. Araştırmaları yapılmış olan bu çalışmalar, sonuç alma aşamasında ilgili kurum ve kuruluşlardan destek görmeden sonuca ulaşamıyor.

  1. konumuz: Köylerde yün kilimlerinden kalan son örnekler, ya çöpe atılmış, ya da ambarlarda çürümeye terk edilmiş olduğundan bu kültür yok olmak üzeredir. Köylere götürmek için hazırladığımız yardım kolilerini götürmek ve köylerde son kalan kilim örneklerini bulmak için başkana araç ihtiyacımızı ilettim.

Başkan konu ile ilgileneceğini, araç temin edeceğini, hatta kendisinin de bu yolculuğa eşlik edeceğini söyledi. Başkan ile aynı mahalleden olup,  bir de mahallenin ablası olduğum düşünülürse bu sefer sonuç almış olmama çok sevindim.

2. Konumuz: Köylerimizdeki ekoturizm potansiyelinin değerlendirilmesi konusunda, Sinop köylerindeki önemli alanların akademik bir çalışmada yer alması konusunda yaptığım çalışmaları anlattım. Su kaynakları ve doğal yapı, yayla turizmi, av turizmi, kış turizmi gibi daha bir çok başlıklarda Kuzka ile yürütülebilmesinin ilimize ne kadar çok katkı sağlayacağını anlattım.

Sinop’ta ekoturizm potansiyeline sahip olan yerler, bu  630 sayfalık kitapta yer alıyor. Bilimsel çalışmayı yürüten ekibi, 2008 yılında, tespit ettiğim yaylalara ve şelalelere götürdüm.

Asırlık zeytin ağaçlarımız yaşasın,  yaylalarımız ormanlarımız, şelalelerimiz,  doğal yaşam korunsun, doğanın yüzü güldükçe biz de güleceğiz. Başkan, ilettiğim konularda elinden geleni yapacağını söyledi. Yakup ÜÇÜNCÜOĞLU’ na teşekkürlerimi sundum, köylerde karlar eriyince, ziyaretlerimizi yapacağız. Projelerimizin sonuç alması umuduyla. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 17 Şubat 2020 in köylerde yatan tarih

 

Etiketler: , , , ,