RSS

Kategori arşivi: Yaşar Sarıkaya yazılar

YAŞ GÖZÜN UCUNDA TUT TUTABİLİRSEN

09.02.2023-A. Yaşar SARIKAYA

Bu gün tam dört gün oldu. Kıyamet gibi bir afet yaşadı memleketim. Yurdumun duyarlı insanları, destan yazıyor yine. 07.02. 2023 Salı günü Sinop yardımlarının toplandığı salona gittiğimde, herkes hummalı biçimde çalışıyordu. Kilometrelerce uzakta yaşanan bu afet için herkes seferber olmuştu.

foto-09.02.2023 Sinop Kemalettin Sami Paşa Spor Salonu

1999 depreminde üç gün bölgede bulundum. O zaman, yardım toplaması kadar dağıtmasının da ne kadar zor olduğunu gördüm. Toplu çadırların olduğu yerlere ulaşmak kolaydı. Yollar yarılmış, yıkılan binalar yolları kapatmıştı. Herkes kayıplarını bekliyor, enkaz altından cesetler çıkarılıyordu. Her taraf ceset kokuyor, her gördüğümüz yüz panik içinde, her hikaye de can yakıyordu. Biz, ara sokaklara ve kuytu köşelere ulaşmaya çalışmıştık.

Salı günü, deprem için canla başla çalışanları görünce o günleri anımsadım. Resmi görevlilerden çok gönüllüler vardı. Nasıl güzel organize olmuşlardı. Duygulanmamak mümkün değildi. Yaş gözün ucunda, tutmak mümkün değildi.

foto-09.02.2023 Sinop Kemalettin Sami Paşa Spor Salonu

Tırlar dolusu giden yardımların, yıkılan sitelere ve mahallelere direk gitmesi planlanmış olmalı diye düşünüyorum. 99 depreminde AFAD yoktu. Bu zorluğu yaşamıştık. Yardım Koordinasyon Merkezi ile görüşülüyor ve onlar yönlendiriyordu. Şimdi bilgisayar, telefon var iletişim üst düzeyde. Mahalleye kayıtlı sokaklar, siteler ve nüfus bilgileri muhtarlarda vardır. Yardım gitmeyen yer kalmasın; tüm tırlar illerden hareket etmeden önce optimizasyon belirlensin ve yardım herkese ulaşsın dilerim.

Ah bu yurdun evlatları, Çılgın Türkler! Her darda kalınca içinizden çıkan kahramanlığa eğiliyorum. Devlet teyakkuzda, bu milletin desteği yadsınamaz derecede üst düzeyde. Bu gün, gençler organize olmuşlar. Arkadaş grupları toplanmış, arı gibi çalışıyorlar.

Kısa zamanda bu günleri atlatalım, malzemeden çalan inşaatlara izin verilmesin ne olur. Öncelik halkın huzuru, sağlığı ve mutluluğu olsun. Binlerce can kaybı, binlerce yaralı yüreğimiz yanıyor.

TEDBİR!

TEDBİR!

TEDBİR!

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

“HANGİ ŞİİR ONARIR BU TAŞ KÜREYİ” 

30.01.2023-A. Yaşar SARIKAYA

Bu ad, al beni oku diye frekans ötesi seslenen kitaplardan birinin adı. Bu düşündürücü soru cümlesi,  herkesi düşündürdü mü bilmiyorum. Ah taş küre sen,  “SER KÜRE” mi yoksa “YER KÜRE” misin dedim içimden. Biraz geç kalsam da, kitabı Sinop Kitapevinden aldım ve okudum. 

Okudum ki, format atılmamış özgür şiirler, özgün algoritması içinde dizelere dökülüyor; evrensel matematiği yadsımıyor ve analitik düşün boyutunda akıp gidiyor. 

Var yoktan doğmadan, evren evirilmeden önceye sürüklüyor insanı. Anlam doygunluğu, sizi takyon kanatlarında uçuruveriyor zamandan, zamana. Varoluş evrelerinin kesitlerinde konaklıyor, milyarca yılın hafızası içinde gezgin gibi geziyorsunuz. Zaman bükülüyor, şiir sizi kara delik gibi içine çekiyor. Sorgulamalar, yeni sorgulamalara açılıyor ve şiir şimdiki zamanın açıkta saklı gerçekleri ile okuru yüz yüze bırakıyor.

Sancılar içinde doğan şiirin ağlayışını duyuyorsunuz, mutluluğunu da. Duyargalar aktifleşiyor, çoklu duyunun kapıları açılıyor.  Uyaklar ve noktalama işaretleri anlam derinliğine şapka çıkarıyor, yok oluyorlar.  Yol mitolojiye açılıyor, nesneler varlıklar dizelerde can buluyor.

   İlyas TUÇ’un dizelerini okudukça, çocukluğuma döndüm. O zamanlar, anlam giymemiş çıplak sözcüklere, herkesin kendi anlamını yüklemesi ilgimi çekerdi. Doğru hangisi diye düşünür dururdum. Düşün değirmenimde, sorular döner ben yorulurdum.

Örneğin,“uyku gelir” diyoruz ya. Uykunun ayakları mı vardı da geliyordu? O geliyorsa ben onu neden görmüyordum? Ah, uykuyu görmek için uykusuz kaldığım geceler. İncitici söz mü yoksa iğne batması mı daha acıydı ki? Yani ten acısı mı can acısı mıydı fazla olan. İğneyi elime batırıp, test ettiğim günler ah. Sorular, sorgulamalar, yine sorular tekrar sorgulamalar. Ah çocukluğum.

İlyas Hocam, şiirlerinizle beni geçmişe götürdüğünüz gibi, çocukluğuma da götürdünüz. Kemal Koca kitabını ne güzel isimlendirmiştiniz. “HERKES İŞİNDE GÜCÜNDEYDİ”. Yazanlar yaza dursun, söyleyenler söylesin, herkes işinde gücünde ya İlyas Hocam. Okurlar bu kitapla buluşmalı ve okumalı.

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

TARZAN “TARZAN KALINCA”

23.12.2022-A.Yaşar SARIKAYA

Hafızamda, keskin bir bıçak gibi saplı duran bir film sahnesini anımsadıkça, insanlık nereye gidiyor diye düşünürüm. Tarzan, ormandan kent ortamına getiriliyor. Zengin bir evde, vahşi hayvan kafalarının duvarda sergilendiğini görüyor. Sürek avı, sanki çok büyük kahramanlıkmış gibi zevkle, kahkahalarla, gururla anlatılıyor.  Duruma “tarzan kalmak” deyimindeki gibi kalıyor Tarzan.

 “Sizi öldürmek mi istediler, aç mı kaldınız neden öldürdünüz?”  diyor.

Kahkahalarla gülmelerini, gurur ve zevkle bile isteye öldürdüklerini neden iştahla anlattıklarını anlayamıyor. Tarzan, orman kurallarını çok iyi biliyor ki, hayvanlar ya açlıktan ya da kendilerini korumak için öldürürler. İnsanlar nasıl yaratıklar ki, zevk için öldürüyor diye kahroluyor.  

Gelelim dünyadaki aslan avına. Aslan avı, Asurlular, Mısırlılar dönemlerinden beri hep güç göstergesidir. Asurbanipal yıl MÖ 645-640, “geniş bozkırda azgın aslanlar, vahşi bir dağ ırkı bana saldırdı ve krallığımın aracı olan savaş arabasını sardı. Tanrı Aşur ve tanrıça İştar’ın ve büyük tanrıların emriyle. Ben bu aslan sürüsünü dağıttım, tanrılar bana üstün güç ve kuvvet verdi” der. Sonra da dünyaya kendisini kahraman bir kral olarak sunar.

 Güç gösterisi, ah bu güç gösterisi yok mu? Makam mevki, para pul, beden kuvveti, silah gücü gibi tüm güçlerin ortak paydası EGO ve EZMEK fiili değil midir?

Kadın cinayetleri, canavarlıkların, dolandırıcılıkların artması, siyasi iktidarların ben iktidarım güç bende tavırları bitmedi, bitmiyor. Dini gruplar, şeyhlerini Allah ile eş tutuyor. Siyasi partiler, partilerini ulu ve yüce kabul ediyor. Dağ terörü, emperyalist güçlerin finanse etmesiyle çocukları ütopyalarına kurban ediyor.

 Filmdeki Tarzan’ın sözü her aklıma geldiğinde, insan denen varlığın kötülük sınırlarının olmadığını görüyorum. Her an esneyen ve büyüyen bu kötülük sınırları, kapkara alanlarını akıl almaz boyutlara ulaştırıyorlar. Bilişim çağı, karanlıkları durdurabilseydi, eşit koşullarda uygarca yaşayabilseydik.    

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

SİNOP’TA YENİ KİTAP”AMAZON RÜYASI SİNOPE

27.11.2022- Ayşe Yaşar SARIKAYA

AMAZON SİNOPE

Doğanın hafızasını okumayı, balığın suda oksijeni özümsemesine benzetirim hep. İlmikler, zaman tezgahında dağa taşa, toprağa havaya, suya ateşe tıpkı gergefe işler gibi işlenmişler. Duyular da, sezgi ve algı boyutunda binlerce yılın yaşanmışlıklarını, şimdiki zamanda çözümlüyorlar. Balığın suda nefes alması gibi.

Sinop Zeytini çalışmamız sürerken, yüreğimin derinliklerinde binlerce yıl öncesinin selamını hissetmiştim yaşlı zeytinlerden. Ben de küçük zeytin çeliklerine, selamımı yolamıştım, yıllar…… yıllar sonrasına.

Annem yaşı 91 olsa da, kendi ihtiyaçlarını görebiliyor, yine de çok fazla yalnız bırakamıyorum. Pazar günü Lakerda Festivaline gittim, SİYAŞAD kitap standından AMAZON RÜYASI SİNOPE kitabını aldım. Eve geldiğimde annem “ne var elinde” dedi. Kitabı gösterdim, “kapağını okudu ve aaa… Tufan mı yazmış bunu, küçükken her gün fırından ekmek almaya gider, dönüşte de bir ekmeği babannesine verirdi, iyi çocuktu Tufan” dedi. “Anne, senin gençlik yıllarında ata bindiğin gibi, ata binen, ok kullanan savaşçı kadınların kitabını yazmış” dedim. 

Tufan Bilgili’nin , 3. Kitabı AMAZON RÜYASI SİNOPE, doğanın ve nesnelerin hafızasını duyumsayıp, tarihçilerin bilgileri ile buluşturduğu bir eser. Anneme bazı sayfalardan bölümler okudum:

“  Çok değil bir kuşak önce uçsuz bucaksız Asya Bozkırlarında suya hasret, toz toprak içinde at koşturanların çocukları şimdi suyun içinde kuru toprağa hasret yaşıyorlardı. Bozkırda kıldan yurtlarda uyumaya alışmış atalarının aksine bunlar, yaklaşık bir yıldır kazıkların üzerinde bu sazdan kulubelerde yaşamaya alışmaya çalışıyorlardı. S: 22  

Orta Asya Bozkırlarından gelen Amazonlar, tüm motivasyonları ile Yunanlıları karşılamaya hazırlanırken AegeusPontos Halklarının geliştirip yıllardır kulandıkları ve çok başarılı sonuç aldıkları savaş taktiği falakstan haberdar değillerdi. Onlar yalnız Yunan askerlerinin dayanıklı zırhlarını ve güçlü kalkanlarını biliyorlardı. S: 84.

Sinope ha! Sinope !İki nesil önce ulaşmak için yolara düştükleri bozkır, çöl, dağ, kar, boran, bataklık aşıp ulaşmayı düşledikleri; nice acılara, yokluklara katlanıp, nice sevdiklerini kaybedip, nice bedeller ödedikleri, ülküleri Sinope’delerdi. S.112

Amazonlar eğer Kuzey Anadolu’da yerleşmişler ise onlara en uygun coğrafya tüm Karadeniz’i kontrol edebilen; coğrafyası bozkır coğrafyasına en yakın (sahilde), en düz en uygun olan adını Amazon kraliçesi Sinope’den alan Sinop’tur. S:161”  

Sinop, tarihi ve kültürel zenginliği ile değerini bulmalı. Bu kitap, bir film senaristinin kaleminde, beyaz perdede yerini almalı umuduyla yazarı kutluyorum. Sinop severler okunası bir kitap daha kazandı. 22.11.2022-Ayşe Yaşar SARIKAYA    

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , ,

SİNOP DİKMEN YÖRESİ KADIN KÜLTÜRÜ KAYBOLMASIN

08.11.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Dikmen ilçe ve köylerinde yaptığım çalışmaları arşivlemiş olsam da, yöre insanının kültüre sahip çıkmasına ihtiyacımız var. Her emekli gibi, sohbet muhabbet, gezme, okey yerine yılarca kaybolan kültürlerimizin ardına düştüm. Araştırmalarım sayesinde de, yöre insanını tanıma şansına sahip oldum.

Dikmen yöresi kadınlarımız, yün kilimlerini düz çizgili dokumuşlar; ama elbise ve bel kuşaklarına çok güzel el nakışı motif ler işlemişlerdir. Bu işlemelerin tek, tek isimleri vardır. Resmi kurumlarla işbirliği çalışması için çok zaman harcadığımı takip edenler bilirler. İşkur Müdürü Lokman Ceylan’ı, kaybolan kültüre hassasiyetimle o kadar çok rahatsız ettim ki Dikmen’de bu nakışlar yaşasın diye kurs açıldı. Kursun açılması ile ilgili ısrarım, sandıklarda gizli saklı tavan aralarında atıl durumda olan bu ürünlerin toplanması, fotoğraflanması, özelliklerinin kayda geçirilmesiydi.

2012 yılı BİLKE-İŞKUR- DİKMEN HEM işbirliğinde açılan DİKMEN kaybolmaya yüz yutan el sanatları kursundan:

Dikmen Göllü Köyünde köy müzesi açıldığını sosyal medyadan gördüm ve çok sevindim. Aynı yerde kadın el sanatları bölümünün olmasını da isterim. Dikmenliler, ninelerinin renklerle ve desenlerle nasıl dost olduğunu bilmeliler ve gelecek kuşaklara kendilerine has el sanatları hafızasını oluşturmalılar. Bu müzenin açılmasına vesile olan Köy muhtarı ve Alaaddin DOLMA’ya örnek çalışmaları için teşekkür ediyor, tüm özverili çalışmalarında başarılar diliyorum. Yörenin internet fenomeni genci Hilmi İNCE’ye de müzenin tanıtımını yaptığı için kültüre katkısından ötürü teşekkür ediyorum. Hepiniz var olun, sağ olun emekleriniz çok değerli.

Yıllardır Kültür Müdürü, Halk Eğitimi Müdürleri, Valilik, Kuzka, İl Proje Ofisi ile çok görüşmelerim olmuştur. Bu hafta, başladığım ve sonuca ulaşmasını istediğim Dikmen kaybolan el sanatları ve Tilkilik köy kültür evi ile ilgili yine vali yardımcımız ile görüştüm. Çalışmalarımı zaten önceden beri biliyorlardı, gündemim konu hakkında kurumlar destek olabilir mi başlığıydı.

Mekan açılabilirdi ama orayı bekleyen bir sorumlu olmasında konu düğümlendi. Dikmen için, belediye başkanlığı bu konularda önder olabilir dediler. Yine omuzlarımda koruyamadığımız kültürümüzüm ağırlığı ile valilikten çıktım. Kadınlarımızın koyun güderken elindeki işine, gece tezgah başında yüreğini açıp kilime, dokuma bezine döktüğü duyguları hiç olmazsa görsel olarak saklayabilmeliyiz. Gelecek kuşaklar, yöremizin köyümüzün hafızası kaybolmadı desinler.

Dikmen bölgesinde kadınlarımızın işlediği ve kaybolan el sanatlarından 2012’de fotoğrafladığım görsellerden bazıları:

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

SİNOP TURİMZİNİN GELİŞMESİ İÇİN ÖNERİLER

30.10.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop turizminin geliştirilmesi amaçlı o kadar çok toplantıya katıldım ki. Yıllar geçti. Tavsiyeler, olasılıklar, çeşitli alanlara aralanan kapılar derken bir bakıyorum ki bu güne gelmişiz. Medresede satışa sunulan ürünler arasında Sinop ili dışından ürünler çok. Cezaevi restorasyonu hala devam ediyor. Kaleler heybetiyle sapasağlam “ben hep varım ” diyor. Hamsaroz, Sarıkum, Tatlıca Şelalelerini unutmamak gerek. Diğer köylerimizdeki şelaleler ise resmi makamların dikkatini çekmek için bekliyor.

Ahşap mimari ustalığı ile yapılmış evler, ambarlar, kapı- dolap işlemeleri yok olmadan değerlendirilmeyi bekliyor. Bu konuda akademik araştırma yapan öğretim görevlilerimizi kutluyorum. Restorasyonu gerçekleşmese bile, fotoğraflar ve makalelerle gelecek kuşaklara aktarılabilecek.

Sinop edebiyat turizmi konusunda da çok eksiklerimiz var. Bu konuda yapılan akademik bir çalışmanın ÖNERİLER başlıklı bölümünü paylaşmak istiyorum. Bir gün Sinop turizm alanında marka kent olarak Türkiye ve dünyaya kendini kanıtlayacaktır. Sinop MÖ. Dünya Ticaret Merkeziydi, neden turizm kenti olmasın. Y.SARIKAYA

SİNOP’UN EDEBİYAT TURİZMİ POTANSİYELİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER -Alpay TIRIL- Dr. Öğr. Üyesi, Sinop Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu, Rekreasyon Yönetimi Bölümü

Ahmet Muhip Dıranas’ın köyde bulunan ahşap evi, bahçesiyle birlikte aslına uygun olarak restore edilerek şairin adını taşıyan bir anı ve kültür evine dönüştürülmelidir.


• Ahmet Muhip Dıranas’ın Sinop’a dair tüm yazıları mekân ve bellek bağlamında kullanılarak bir kültür gezisi rotası oluşturulmalıdır.


• 1913 sürgünleri toplu olarak ele alınmalı, tarih-yazar-eser-mekân-bellek ekseninde gezi rotaları oluşturulmalıdır

Sinop cezaeviyle en çok özdeşleşen figür olan Sabahattin Ali özel olarak ele alınmalı, ceza evinde yazdığı şiirden bestelenen şarkının ötesine geçilerek Sinop’la ilişkili öyküleri, mektupları ve anıları değerlendirilmelidir.


• Restorasyonu süren cezaevinin edebi miras yönü vurgulanmalıdır.


• Sinop kent merkezinde bir edebiyat müze kütüphanesi kurularak Türk ve dünya edebiyatında Sinop’la ilgili tüm eserler bir araya getirilmelidir.


• Edebiyat, felsefe ile birlikte elle alınarak antik çağa kadar ötelenen bir tarihsel-kültürel süreklilik sağlanmalıdır.


• Edebiyat festivalleri başta olmak üzere edebiyat temalı etkinlikler kurgulanmalı ve kurumsallaştırılmalı, rutin anma toplantıları düzenlenmelidir.


• Sinop’ta bir örneği bulunan “edebiyat temalı otel” kavramı nitelik yönünden güçlendirilmeli
ve sayısının artması sağlanmalıdır.

• Ahmet Muhip Dıranas’ın adının, Sinop merkez, Erfelek ve Gerze’de birer sokağa verildiğibilin mektedir. Sinop Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu’na bağlı uygulama oteli de şairin adını taşımaktadır. Sabahattin Ali’nin adı ise cezaevinin yanındaki geçişe verilmiştir. Bunun dışında Sinop’la ilgili edebiyatçıların adlarının herhangi bir kamusal
mekâna verildiği görülmemiştir. Bu eksiklik ivedilikle giderilmelidir.


• Sinop’ta hiçbir edebiyatçının heykeli bulunmamaktadır. Sadece Diyojen heykelinin bulunduğu Sinop’ta belediye, Sabahattin Ali’nin ve Tarzan Kemal’in heykellerini dikme hazırlığındadır.
Sinop’la ilgili edebiyatçıların heykelleri kentin uygun yerlerinden sergilenmelidir.


• Edebiyat turizmi kapsamında yer alabilecek bilgilerle ilgili sürekli tekrarlanan hatalar düzeltilmelidir.

kaynak: Sinop Kültür ve Turizm Sempozyumu / 21-24 Ekim 2021 sayfa521- 522

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SİNOPLU OLMAK

01.10.2022- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Ekimin ilk günü, zamanın en büyük ve en küçük dilimleri hep mutluluk dolsun dileğiyle. Sinop’un güzellikleri saymakla bitmez ya, insanları da sonsuz bir derya gibidir. Güler misin, ağlar mısın örneklerimiz o kadar çoktur ki.

Bir gün dolmuşa hastaneden gözü bantlı bir yolcu bindi. Ben oturduğum için gözünü gördüm, ama onun arkasında olanlar adamın gözünün pet ile kapalı olduğunu göremediler. Şoför kapıyı örtecek ” ilerleyin diyor”, gözü bantlı adam düşme korkusu ile koltuğa tutunmuş duruyor. Arkasındaki adam da ” KÖRMÜSÜN BE ADAM” demez mi. Dolmuştakiler birbirimize bakıştık, gülmekten de utandık. Sen baksana adamın gözüne, görmeyen kim acaba dedik.

Sinoplu’nun espritüel, nükteci yapısı vardır. Ceziret ül Uşşaki( aşıklar adası) ismi verilen dönem ve daha öncesinin izlerini taşıyan dönemlerden kalan aşıklık geleneğine, 2010 baskılı kitabımdan örnekler vererek değinmek istiyorum.

bu merdiven yok artık, en üstte ben ve yanımda abim-Sinop Kuruçeşme Sokak

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

YOK MU BİR ORTAK PAYDA?

25.09.2022-Ayşe Yaşar SARIKAYA

4K -KÖY KENT KÜLTÜR KÖPRÜSÜ PROJESİ – DİKMEN- KADI KÖYÜ-foto: Y.SARIKAYA

Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımı 1927 tarihinde yapılmıştır. Nüfus tablosunda gördüğümüz gibi Sinop kent nüfusu 13. 440, köy nüfusu ise 157. 184′ tür. Orana vurduğumuzda, köy nüfusunun kent nüfusundan 11 kat daha fazla olduğunu görüyoruz. Sonra aradaki fark yavaş yavaş kapanıyor ve 2021 nüfus sayımına göre kent nüfusu 68, 012, ilçeler ve köylerin nüfusu da toplam 150. 396 olarak kaydediliyor.

Fabrikalaşma kentlere göçü artırınca, 11 kat fazla olan köy nüfusu yavaş yavaş kente kayıyor. Ardından düzensiz yapılaşma ve kültür karmaşası yaşanıyor. Kente göçen o kadar insan, hem kente uyum sağlayamıyor hem de kentli tarafından hor görülüyor. Veri tabanındaki bu gerçeği yok saydığımızda, günün problemlerini aşamıyor, üst üste katlanan sorunlar yumağı içinde çözümsüzlük girdabına yakalanıyoruz.

Tarım ülkesiydik, tahıl ambarıydık. Şimdi, köylerde domuz saldırısından ne buğday ne mısır hiç bir şey yapılamıyor. Sadece evlerin yanında kontrol edilen bahçeler dışında. Ya da tarlasını çelik tellerle çevirip domuzdan koruyup ekip biçebilenler dışında.

Kente göçmeyecek de ne yapacak bu insanlar. Tahsil yapanlar kendini kurtarıyor, tahsil yapamayanlar ise ülkenin düşük maaşlı işçisi olmak zorunda kalıyor. Bir iş, küçük bir maaş, bir ev alabilmek, tek gözlü bir odaya sığınabilmek için kimlere eğiliyor ve nelere mecbur kalıyor bu insanlar.

Matematikte paydalar eşitlenirken, iki değer aynı sayı ile çarpılır. Bu sorunlar karşısında neden paydayı eşitlemek yerine konuyu siyasi malzeme haline getiriyoruz. Köylü kentli, işçi memur, patron çalışan arasındaki paydayı eşitleyen siyasilere ihtiyacımız var. Ne kent saltanatı ne de siyasilerin saltanatı. Ülkemizde misafir değiliz, bu vatanın sahibi olarak bilinçlenmek zorundayız.

 
 

Etiketler: , , , , , , ,

YOK SAYILAN HİKAYELER

20.07.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Suyu metre ile, ağırlığı litre ile ölçme alışkanlığımız var mı nedir, ölçemiyoruz bir türlü. Ölçü şaşıyor, tartı tartmıyor. Şöyle bir düşünüyorum da, güneş milyarca yıldır hiç ölçüsünü şaşmadan döngüsünü sürdürüyor.

İnsanoğlu, hep üstün varlık olarak övünür de, bu ölçme işini bir türlü beceremez, ne dersiniz. Üniversite sınavında iyi koşullarda yetişen ve özel ders alan öğrenciyi, çobanlık yaparak sınavlara hazırlananla aynı kefeye koyarız. Sınav sorularını çalanla, çalışarak başaranı da. Böylelikle başarıyı ölçmek şöyle dursun, sistemi üst sınıflara fırsat sunmak için kullanırız.

Nedense, yurdumun göz ardı edilen yaşam kesitleri, gazete sütunlarının kıyısında köşesinde kalmış haberlere benzer. Bürokratın, dizi dizi konvoylarla açılışlara katılması her zaman flaş haber olurken, yanlış uygulamalara kurban edilen insan haberleri unutulur.

Siyasi partilerin, varlıklarını korumak için kıran kırana yaptığı yarışlar da aynı. Gereksiz kavgalar, münazara benzeri tartışmalar ülkeye ve halka bir şey kazandırmadığı halde gündemden düşmez. Ana temadan ayrılmak gibi bir alışkanlığımız var. İşin özü, halkın refah düzeyinin artması olmalıydı. Ana öge HALK, ana tema HALKIN RAFAHI olmalıydı, baskın lider siyaseti yerine.

2016 baskılı kitabımdan bir bölüm sunmak istiyorum. Kahramanı babamın anneden kardeşi olan amcam. O çocukluğumuzda evimize geldiğinde hepimiz bayram ederdik. Alnının teri ile kazanılan bir başarı öyküsüdür hayatı. Yıl 1969, evimizin bahçesi, fotoğrafta amcam ve kardeşlerim. En küçük kardeş henüz dünyaya gelmeden önce.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

BİR YANIM DAĞLARIN KIZI BİR YANIM AMAZON SAVAŞÇISI

29.06.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop’un denizini, rüzgarını, güneşinin doğuşunu ve batışını bitimsizce yaşamak özel bir duygudur. Kentin kurulduğu dar boğaz, gece yakamozlar arasında inci bir gerdanlık gibi parlamaktadır. Binlerce yıl süregelen SİN adının gizemine, ay tanıktır gökyüzünde. Bir elim, suyun sinesinde SİNOPE’Yİ duyumsarken, diğer elim bilmem kaçıncı zamanda deniz dalgalarının yaladığı dağların sesini duyar. Bir yanım dağların kızı, bir yanım da Amazon savaşçısıdır.

Gezginliğin en derini, doğanın hafızasında toprakla konuşmak, dağla söyleşmek, su ile fısıldaşmaktır. Adada iyodu, yaylada çayır ve çimen kokusunu içine çekmektir.

 Aklım ve duygularımın bilişsel gezintisinde, doğa hafızasının gizemini deşifre ediyor;  yazılarımı de geleceğin kumaşına dokuyorum.  

Yüz yıllar öncesinde, belgelerde nüfus yerleşiminin olmadığı zamanda, HASANYERİ adını taşıyan bir yer vardı. Bu gün de aynı adı taşıdığını öğrendiğimde, doğanın hafızasının gücünü duydum içimde. İnsanımızın, ad konusundaki hassasiyetini de. Muhtarı aradım, yaşlılarla görüştüm, bilgileri karşılaştırdım. Evet, isim aynıydı yöre insanı, benim kadar etkilendi mi bilmiyorum ama kalıcı olması için kitaplaştırdım. Okur severlere saygılarımla…

İşte bu şelale, kervanları kendisine çeken, nüfus yerleşimi olmadan kervanlara konak yeri olan.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , ,