RSS

UCUZ AMA NE KADAR

25.12.2023- Şafak Gündüz SARIKAYA

Hava ne sıcak ne soğuktu. Komşudan bir müzik sesi yankılandı.” Mevsim rüzgarları ne zaman eserse, o zaman hatırlarım çocukluk anılarım.”

Birdenbire gözümün önüne bir portakal ağacının altında yere uzanmış çocuklar belirdi. Birbirlerine “Gözlerinizi kapatın ve hayal edin.”, diyorlardı. Onlardan biraz daha ileride küçük bir çocuk elindeki parayı düşürmemek için sıkı sıkıya tutuyor ve ilk alışverişini yapmanın heyecanını yaşıyordu, ayağına büyük gelen terliklerle kendinden emin olmayan adımlarla ilerliyor, acaba bana bakıyorlar mı diye geriye doğru tereddütle bakıyordu, pencereden ailesi onu izliyordu, çocuk “bu ne ya bir Münir Özkul, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Halit Akçatepe eksik” diye mırıldandı.

Müsamereye çıkmış gibi heyecanlıydı, kalbi güm güm atıyordu, içinden tekrar etti, parayı vereceğim, alacağım, o kadar basit, niye heyecanlanıyorum ki, geçtiği yerler buram buram tarih kokuyordu, önce harabeye dönmüş sadece merdivenleri sağlam kalmış eski bir evin onundan geçti, sonra bir bahçe içinde binanın duvarı ayakta kalmış eski bir Rum evinin önünden geçti, yine arkasına döndü, “yine bakıyorlar”, dedi. Bahçe içinde birkaç çocuk patlıcan inciri ağacının ilerisinde bir kulübenin yanında ekşi portakalları olan bir ağacın altında, gözlerini kapatıp, hayal etme oyunu oynuyorlardı. Çocuk elindeki parayı tekrar kontrol etti, düşürmemeliyim dedi kendi kendine. Sonra tek katlı bakkalın önünde durdu. Tezgahta sebze vardı, bıyıklı bakkal çocuğa şöyle bir baktı. “Ali Abi, ben bir şey alacağım da, ne kadar?”

“Dert etme, ucuz. “

Çocuğun beklemediği bir cevaptı, “iyi ucuz da, ne kadar ucuz, acaba parası yetecek mi?”

“Ali Abi, ne kadar, param yetecek mi?”

“Merak etme, ucuz”

Aslında pos bıyıklı bakkal, çocuğun heyecanını görmüş, eğlencesine soruyordu. Hiç gülmüyordu, ama çocuk içten içe güldüğünden emindi. Bundan sonra diyaloglar hep öyle olacaktı. “Ne kadar?” karşılık olarak “Ucuz”, sanki günaydın, merhaba gibi.

Bazı zamanlar Ali Abi’nin babası da dükkanda olurdu, o zaman çocuk daha rahattı, babası ciddiydi, oturduğu bir koltuk vardı, duvarda bir vesikalık resmi vardı, büyütülüp, çerçeveletilmişti, çocuk bakkalda bir resme bir de ona bakardı, tamam bu resimdeki adam. Resmin yanında o zamanların meşhur veresiye satan, peşin satan tablosu bulunuyordu. Adamın oturduğu koltukta yıllar sonra torunu oturacaktı.

Birden müzik sesi tekrar yükseldi, “akşama doğru azalırsa yağmur”, yağmur azalmıştı. Birden o eski günler daha mı iyiydi, biz büyüdük te, kirlendi mi dünya diye düşünmeden edemedi. O eski zamanlarda ne saçlarına dövizleri bigudi şeklinde saran insanlar vardı, ne de bankadaki parasına normal gelirinin kat be kat üstünde kazanç elde etmek isteyen insanlar. Her şey mükemmel değildi elbette. İnternet yoktu, cep telefonu yoktu, basit ve tekdüzeydi hayat bir nev’i, ama ekşi tadı olan portakal ağacının altındaki hayaller bile basitti. O zamanlar mahallede top oynarken bile takım sahadan çekilmezdi, hakem asla dövülmez, tekmelenmezdi. Belki de bir akademisyenin dediği gibi; toplumsal çöküş yaşıyoruz. Trafikte en ufak kazada silaha sarılıp birini vurmak gibi.

Geçmişin sadeliği, saygınlığı günümüzde aranıyor maalesef, zamanında abartılı eski Türk filmleri bu masumiyeti, normatif ahlakı yansıtıyormuş aslında.

Zamanla Ali Abi, babası ve hatta oğlu da ebediyete intikal ettiler. Şimdi tek katlı bakkal dükkanı sanıyorum depo olarak kullanılıyor. Portakal, incir ağaçlarının olduğu yerse şimdi bir otopark. Zeytinlikte olduğu gibi, ağaçlardan eser yok. Merdiveni olan eski binanın yerinde yeni bir apartman var.

Şimdi düşünüyorum da; Ali Abi, babası ve oğlu şimdi hayatta olsa, ben ne kadar desem, o da yine ucuz dese ve hep beraber gülsek ne iyi olurdu, değil mi?

Komşudan gelen şarkı da bitmiş zaten, yağmur da dinmiş İstanbul’da. İçimizdeki bitmeyen şarkı ise hep çalmakta…

ŞGS

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Aralık 2023 in ŞAFAK SARIKAYA ANILAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

ÖĞRENCİ BURSLARIMIZ

23.12.2023- BİLKE

Öğretim Yılının ortasındayız, 4 TIP öğrencimizden 3 tanesi çiftçi çocukları. KYK yurdunda 4- 5 kişilik odalarda kalıyorlar. Aile gelirleri yok. Hayvanını satsa, evinin ihtiyacını hayvan görüyor. Eğitime destek verenler sayesinde onlara ayda bin TL gönderiyoruz. Arada gönderenler de öğrencilere destek oluyorlar.

Derneğimizin denetleme kurulundan Şehnaz Tezcan ve arkadaş grubu her ay yardım ediyor. Bu ay için özel olarak organize oldular, Ş. TEZCAN ve arkadaşlarına yürekten teşekkür ediyoruz.

Çocuklarımız için yardım eden eski mankenlerden Nilüfer BİLLURCU’ya, dernek komşumuz Filiz SÖNMEZ ve akrabalarına, Antalya’dan Sema DOĞU ve ailesine, Ankara’dan Mine YILDIZ’a, Meltem KARAGÜL ve arkadaş gurubuna, Yücel DEMİRHAN ve kızlarına, Güliz- Sulhi CABACI eşi ve kızlarına, Dr. Gülgün AYDIN ve annesi Müşerref AYDIN’a, Türkmen DE WEET’e, Sarıkaya ailesinin her ferdine periyodik katkıları için teşekkürü borç biliyoruz. İYİ Kİ VARSINIZ.

14 öğrenci her ay otomatik talimatlı, 10 öğrenci dönem dönem, 10 da aile yardımı olarak sayenizde ulaşabildiğimiz kadar ulaşmaya çalışıyoruz. Dernek adına teşekkürlerimizle. MİNNETTARIZ…

 
3 Yorum

Yazan: 23 Aralık 2023 in Burs Başvuruları, Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP ÜNİVERSİTESİ TURİZM DEKANI ZİYARETİ VE “BİLKE TİRİT” ÖYKÜSÜ

21.12.2023- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu “Sinop Üniversitesi “Turizm Dekanlığı” oldu. Bir yıl önce proje için ziyaret ettiğimizde, Müdür olan Sayın Cem Cüneyt ERSANLI ile verimli görüşme yapmıştık. Şimdi Turizm Bölümü Dekanı olan C.C. ERSANLI’YI 18 Aralık Pazartesi günü dernek olarak ziyaret ettik. Hayırlı olsun dileklerimizi sunduk. Nazik konuk severliği için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

Bölüm dekan yardımcıları Doç. Dr. Gül ERKOL BAYRAM, Doç. Dr. Olca SEZEN DOĞANCILI ve Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hasibe Yazıt da toplantımıza katıldılar. Dernek Başkanı ve Saymanımız ile birlikte projemiz hakkında bilgi verdik.

Uzun bir geçmişi olan SİNOP TİRİT PROJESİ öykümüz 2010 yılında başladı. 2012- 2014- 2016 senelerinde farklı kurum ve kuruluşlara sunumunu yaptık. Bu aşamada hedeflerimiz:

PROJENİN  AMACI: Sinop’un, kaybolmaya yüz tutan “tirit” kültürünü yaşatmak ve günün koşullarında değerlendirerek, turizm işletmeleri sektörü sunumları arasına yeni ve kaliteli bir porsiyon hazırlamak. Geleneksel kullanımda var olan ve bu gün unutulan vejetaryen, vegan seçeneklerini gündeme taşımak.

Yerel basına, Sinop halkına, yerel mutfak işletmelerine, Sinop Üniversitesi Gastronomi Ve Mutfak Sanatı öğrencilerine projeyi tanıtmak, yaratıcı düşünceleri harekete geçirmek, tirit projesine yeni sunumlar kazandırmak. Yarışma düzenleyerek, en kaliteli ve mutfak sektöründeki çeşitlerle rekabet edebilecek sunumları değerlendirmek, ilimize yeni ve zengin bir yemek sunumu kazandırmak. 

Sinop köylerindeki göçer kültürü ve bu kültürün tirit yemeğine yansıyan özelliklerini tanıtmak. Tirit için kullanılan doğal ürünlerin, sağlıklı beslenmede önemini vurgulamak ve yöre insanının doğal beslenmedeki ustalığını günümüze taşımak, turizm yemek kültüründe yer edinmesini sağlamak. İlimizin kültürel değerlerine sahip çıkmak, yöre kaynaklarını korumak ve turizm alanında, yöre insanına yeni bir geçim kapısı yaratmaktır.

PROJE HEDEFLERİ:

Projenin tanıtımı ve sunumu ile kaybolan tirit kültürü yaşayacak, yemek listeleri arasına tirit çeşidi de eklenecektir. Tepside ve sinilerde geleneksel olarak sunulan tirit çeşidi, tabakta porsiyon olarak sunulacaktır.  Bu proje ile turizm işletmelerine sunum kolaylığı getirilecek, turistlere ilimizi tanıtacak ve yeni bir yemek türü kazandırılacaktır. Turizm cenneti olan Sinop, Türkiye ve yurt dışında tirit yemeğini porsiyon olarak tanıtacak, yöre halkına yeni bir gelir kapısı açılacaktır. Projenin tanıtımı, ilde üretim ve istihdam döngüsü oluşturacak ve süreklilik sağlayarak yayılacaktır.

PROJE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI:

Proje üretim döngüsü oluşturacaktır. Ana malzemeleri önceden hazırlanabilen tirit, kısa sürede servis edilebilir yapıdadır. Proje, bireyleri üretime teşvik edecektir. Üretime geçen bireyler, aile fertlerini de üretime katacak, yeni iş alanları oluşacaktır. TİRİT SALONU, TİRİT EVİ, SİNOP TİRİTİ GİBİ mekânlar açılacaktır. Önce yurt içi sonra yurt dışında, SİNOP TİRİT tanıtılacaktır. Proje hammaddesi olan un, tereyağı, ceviz, tavuk, büyükbaş hayvan üretimi yeniden canlanacak, bu alanda Pazar oluşacaktır. Uzun vadede, proje faaliyetleri yayılma ve toplu kalkınma hamlesine dönüşecektir.

PROJENİN ÇARPAN ETKİLERİ:

Köyden şehre göçen aileler yufka kültürünü bildiği için bu alanda iş kuracak veya işçi olarak çalışacaktır. Köyden şehre göçen ailelerin çocuklarının okuması kolaylaşacak, ailelerin gelir düzeyi artınca yaşam kalitesi yükselecek refah artacaktır.

Mantı satışı yapan işletmeler, tirit imalatını da çeşitlerine ekleyecekler mantı satışları da olumlu etkilenecektir. Tirit yaygınlaşınca, “Tirit yufkası“ paketleme sektörü oluşacaktır.  Restoran, lokanta gibi ticari işletmeler çeşitlerine tirit ekleyerek, müşterileri artacaktır.

Yöresel işaret taşıdığı için MARKA alma yoluna gidilecektir, Sinop ticari olarak yeni bir ürün kazanacaktır.”

Sayın Dekan, “çalışmayı birlikte yürütebiliriz. Dernek ve Üniversite işbirliğinde projeyi Sinop’a kazandırabiliriz” dedi.

Birlikte çalışma takvimi belirlendi. Belirlenen tarihte yapılacak toplantılarda görev dağılımı yapılması kararlaştırıldı. Sinop’a kazandırılması dileğiyle, ev sahipliği için kendilerine tekrar teşekkür ediyoruz.

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Aralık 2023 in Eğitim, PROJELER

 

Etiketler: , , , , , ,

KARŞI EVİN ANNESİ 2019 yılı Avrupa en iyi Türk Şiiri ödülü

19.12.2023-Deniz İNAN- ŞAİR

Sen iki ters bir düz kırgınlıklar örerken beş numara şişle

Yumuşacık kakaolu kekler yapardı karşı evin annesi

İmrenirdim

Mutfağındaki eksik malzemeden bihaber

Tepeleme dolu kızgınlıklar yüklerdim dişlerimin arasına

Bilmezdim anne

Karşı evin babasında bitermiş iş

Bunu görmezdim

Hep başın ağrırdı

Başın, hep ağrırdı

Sırf bu yüzden bile bazı zamanlar

Seni sevmezdim

Küçüktüm anne

Bilseydim evinde su faturası ödenmemiş

Çeşmeden akmayan suya

İsyan etmezdim

Sen iki kere ikinin dört ettiğini ekmek hesabından bilirken

Mis kokulu çamaşırlar asardı karşı evin annesi

Özenirdim

Ellerindeki çamaşır suyu kokusundan rahatsız

Çocukça bir küskünlük eklerdim gecelerime

Oysa ellerin ruhuma akarmış saçlarımdan

Ömrümü tararmış titreyen parmakların

Bilmezdim anne

Büyümek denen illet dayanıncaya dek kapıma

Ellerinin ne muhteşem olduğunu bilmezdim

Küçüktüm anne

Yoksa

Gün aşırı patlayan sarı ampulü

Mumla yamayacak yüce gönlünü

Ezecek kadar ezilmezdim

Sen çalı süpürgesiyle süpürürken dış kapının ağzını

Taze boyalı saçlarını savurarak süzülürdü karşı evin annesi

Ayağında yüksek topuklu bir isyan

Düşündüm de şimdi

Ne iğreti dururdu o topukların üstünde dursan

Senin çatlamış ayakların vardı anne

Hacı şakir kokardın en beyazından

İncecik bir yemeniyle gizlerdin

Ölünce her bir teli yılan olacak sandığın sırma saçlarını

Çok yeni anladım anne

Ağaran her saç telinden üstüme düşen payımı

Çocuktum anne

Bir bisikletim olsa bütün mutluluklar benimdi

Babam eve sarhoş gelmiş geç gelmiş

Hepsi sabah sokağa çıktığımda biterdi

Bilmezdim anne

Karşı evden arta kalan çantalar dolusu giysi

Üstümüze cuk otururken

Ruhuna azap olur akarmış

Bilmezdim benim annem gözünün yaşıyla her bayram

arifesi

Vitrinlere bakarmış

Sen ilkokul fişlerimi kardeşimle hecelerken

Telefonu keşfetmiş karşı evin annesi

Bilsen ne cahildin ne görgüsüzdün gözümde

Yak deseler yakacağım o dakika dünyayı

Yık deseler

Ne şu eski divan kalacak

Ne çiçekli perdeler

Şimdiki aklımla ah bir sorsalar bana

Desem

O tertemiz günlerim

Hani şimdi neredeler

Ben ay sonunu nasıl getireceğim diye

Hesaplar yaparken bir gün

Oğlum nefes nefese yararak ortalığı girdi içeri

Yumuşacık kakaolu kekler yapmış dedi karşı evin annesi

Çok geç anlıyor insan anne

İlle de kendi annesi

İlle de kendi annesi

DENİZ İNAN

 
 

Etiketler: , , , , , , , ,

TÜRKÇE’Yİ BÖYLE BİRİNDEN ÖĞRENDİM

17.12.2023-SİFİN İSİMLİ SAYFADAN ALINTI

“Ak benizli bir kadındı. “Yakağan” sineği çok olduğundan “cibindirik”te yatardı. Er yatar, er kalkardı. “Daha üstüne gün doğmamıştı.” Ramazanda “er ekmeğini” yedi mi yatmazdı. Sümerbank bezinden diktiği “dolama”sını giyer, sabahın serinliğinde “delme”sini sırtından eksik etmezdi. İçinde “göynek” olurdu. “Ak yağlığını” “yağlınır”, gök “çekisini” alnına çekerdi. Bir yere giderken “bürgü”sünü bürünürdü. Delinen örgü çorabını “gözerdi”. Naylon ayakkabıları “yoraklıydı”. Bir de “şibidik”i vardı. “Örtme”deki kuzuları salar, koşuştuklarını görünce “çenikmişler bunlar” diye severdi. “Kuzuluğun kapısalığını” sağlam bağlardı; yoksa kuzular anaları dağdan gelince emişirler, buğdaylığa dalarlarsa “tenelerlerdi”. İneğini nahıra sürerdi. Yaz günü inekleri “gövelek” tutardı. Buzağısının “örmesi” kendi ellerinin ürünüydü. Dere kenarında yün yur, çul tokuçlardı. Yunak”ta çocuklarını çimdirir, yunak taşında “sırtlarını” “sırkıtırdı”. Evlatları iyiyse dirlik bulurdu, kötüyse “dirliği dışlığı kalmazdı”. Çocuklarını ağlatmazdı, “uğundurmazdı”. Kötü haberlerini alsa “yayan yapıldak” yollara düşerdi. Anasını anımsadıkça ağıt yakar ağlardı. Köyde biri ölse “ölgü” evine giderdi. Yüklükte kefen bezinin yanında “sümük sargılığı”, onların üstünde yatakları olurdu. Odayı havalandırmak için kapıyı “govşaltır”, pencerenin bir “çenedini” “kıynatırdı” (gıynatırdı). “Gurk tavuğu gurka yatar”, “cibi” çıkarırdı. Akşam “pinnik”e tünerlerdi. Zaman olur “ölet” gelir tavukları kırılırdı. “Gene dama “ötüğünler” konan “guggulumavık”ın uğursuzluğu bu” derdi. Duvara gök boncuk asardı, “göz değmezdi”. Cesura “karagözlü”, korkağa “akgözlü”, durmadan şaşırana “gökgözlü” derdi. Ona göre insanlar durumlarına göre gözlerini karartır, ağartır, göğertirdi. Ona göre, gözler kararır, ağarır ve göğerirdi. Çok renkliye “ala”, desensize “yoz”, açık toprak rengine “boz” derdi. Halı ve kilim için “çezgi çezerdi”. Çezgisi “yönet” olurdu. Kirmen ile yün eğirir, ip “koşardı”. İplerini kazanlarda kaynatıp kendi boyardı. Saçları hep bağlı iki tane “belik” olurdu. Kışın atkı atılır, ele elcek geçirilirdi. Üşüdü mü “boynu, çiyni, döşü” ağrır, “böğrü”ne sancı girerdi. Göbeği düşenin göbeğini kaldırır, kuyruğu batanın kuyruğunu doğrulturdu. Teyzesinden el almıştı. Göçebe olmayan herkese Köylü derdi, çünkü kendisi Yörüktü. Ağırın karşıtı “yeyni”, yakının karşıtı “ırak”, kalının karşıtı “yuka (yufka)” idi. Ağırbaşlı olmayan “yeynicek” idi. Yeni ev kurana “yeni yaka” denirdi. Renk değiştiren giysi “göynürdü”. Sevdiği akıllı oğlan çocuğa “lök”, güçlü toparlak çocuğa “tosun”, “toklu”, zayıf kıza “çebiç”, güzel kıza “beserek”, “celfin” ve “şişek” derdi. Yaramazlar, hareketliler “yılkı” idi. Ayrana “çalkama”, “çalkamaç”, cacığa “çintme”, kompostoya “sulamaç” derdi. Yemek “haranı”da pişer, “çanak”ta yenirdi. “Ölemeç (övelemeç), bulamaç, ovmaç (oğmaç)” pişirir, ayrana “yufka ekmek” doğrar “doğramaç” olurdu. “Kaçamak” yemeğini, toğga çorbasını iyi yapardı. Süt “taşırır”, “ağız döndürür”, ayran yayar, peynir basardı. Bazen “dolaz” yapardı. Bulgurdan taş “ürtlerdi”. “Vergili” kıza düğür gidilmez derdi. Düğün için gönderilen çağrıya “okuntu” der, düğün evine “okuntuluk” götürürdü. Okuma yazmaya “oku” derdi. Kendisinin ise “okusu yoktu”. Kocası “yörev” bir adamdı, “yörev yörev” konuşurdu, kızdı mı gözleri “pertlerdi”. Kendisi kimseye “çelermezdi”, yüzünü “çelertmezdi”. Yaşamında çok “ezgiler çekmişti”. “İki çift laf etmeyi severdi”, ama “kovu”dan hoşlanmazdı. “İlenmeyi” sevmezdi ama bazen de ilenirdi; en kötü “ilenci” “odun ocağın sönsün”, “ciğerinin sapından bul” olurdu. Çerçiden “arpayına, buğdayına barabara “kırıntı” alırdı”. Fazla para aldığını düşünürse “üttü beni çerçi” derdi. Çerci de ütücü çerçi olurdu. Balta duvarın “kırağında” durur, keser “yamacına” konurdu.Yerleri belli olurdu, dolay dolay aramak zorunda kalmazdı. Orak ile arpa “orardı”. “Aşanesinde” un çuvalları, en başında yük çuvalı olurdu. Yük çuvalında “deve boncuğu” işliydi. Hamur yoğurur, “ekmek atardı”. “İtesi” dokuma kilimdi. Ekmeğini kocası çevirirdi. Ekmekleri üst üste yığar, ekmek yapma işi bitince ekmekleri teklerlerdi…Görsel: Geçen yıl kaybettiğim bir yörük kızı olan Annem.

 
 

Etiketler: , , , , , , , ,

KILIÇLI KÖYÜNDE ABD VİRGİNİA ÜNİVERSİTESİ MEZUNU KOOPERATİF KURDU

12.12.2023- A. Yaşa SARIKAYA

Büyük emeklerle var edilen Kılıçlı Köyü SİNABELİ KOOPERATİFİ atölyesini, 11. 12. 2023 günü ziyaret ettik. Denetleme Kurulu Başkanı Günsel DİRİ, Yönetim Kurulu Başkanı Y. SARIKAYA ve üyesi Ayfer SALCIER derneğimizin ödüllerini sunmak üzere atölyeye geldik.

Açılış konuşmam : Köylerde KADIN HAREKETİ ve İSTİHDAMI konusunda bu güzel proje model olmalıdır. Kadınlarımız, anaçtır, üretendir, atalar sözünün dediği gibi, ” yuvayı kuran dişi kuştur”. Tüketim toplumu olmak yerine, üretim toplumu olmamız için atılan her adım kıymetlidir. Halk kültürümüzün aynası olan bu projeyi başından beri destekliyoruz. İlk aşamalardan beri karşılaşılan zorluklara, engellere, nasıl göğüs gerdiklerine dernek olarak tanığız.

Ödeneksiz, desteksiz, katkısız bu atölyeyi kuran ve kotaran köy kadınlarımızı yürekten kutluyoruz. Onlara öncülük eden Aylin ve Yücel DEMİRHAN’ın diğer köylerimizdeki kadınlara öncü olmasını diliyoruz” .

Ödül töreninde, her dokumacıya derneğimizin teşekkür belgelerini sunduk. Önce kurucu olarak çok emek veren Y. DEMİRHAN ve ABD Virginia Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı, Ekonomi çift ana dal mezunu olan ve Kılıclı Köyü Sinabeli Kooperatifi Baskanlığını yürüten Aylin Demirhan’a belgesini takdim ettik.

2023 Bilke Halk Kültürü Ödülünü sunduk. Ayrica İspanya Madrid Complutense Üniversitesi, İspanyolca ögretmenliği master programıni da tamamlayan Aylin Demirhan’ı, bu birikimi ile gençlere örnek olduğu ve Köyde Kadın Üretim Hareketini başlattığı için kutluyoruz.

Kurucu Başkan Yücel Demirhan Konuştu:

Yürekli, yılmayan, azimli kadınlara ihtiyacımız var. Dokuma tezgahlarında ritim tutarak Sinop türküsü söyledik birlikte. Türkü dinletisi ardından, her tezgahta dokunan örnekleri inceledik ve kendilerine başarılar diledik.

PROJENİN HİKAYESİ:

PROJE 1. AŞAMA: Aylin DEMİRHAN kolej öğrenci velileri, öğretmenleri ve köylü halk ile birlikte eski okul binası restore edildi.  Kütüphane kuruldu, bilgisayar alındı. SEV Koleji öğretmen ve öğrencileri köyde kamp yaptı köy yaşamını gördü.  Kamp boyunca öğrenciler, öğretmenleri Aylin Demirhan, Rachel Litwak, Mehmet Cemil ve James Farley liderliğinde etkinliklere katıldı.

Grup tarlada çalıştı, inek sağdı, ormanda yürüyüş yaptı. Köy çocuklarıyla tanışıldı oyunlar oynandı, sohbet edildi, okul binasının restorasyonunda çalışıldı. Tarladan sebze toplandı, yemekler pişirildi; armut toplayıp pekmez yapıldı, hamur açıldı mantı yapıldı, kümesten yumurta alıp haşlandı, sofralar kuruldu, toplandı, bulaşıklar yıkandı. Bazı öğrenciler toprağı sürdü, diğerleri doğal tarım amaçlandığı için ilaçlama yapılmadığından otları temizledi, kimisi karık açtı, kimi ekti, kimi de fidelere can suyu verdi.

Tarla aletleri kullanıldı, çiftlik hayvanları tanındı, köydeki börtü böcekle yaşama deneyimlendi. Organik atıklar toprağa geri kazandırıldı.  Yıldızların yoğunluğu, gecelerin sessizliği yaşandı. Güneşin doğuşuyla kalkıldı, batışıyla tavuklar kümese kondu, öğrenciler Karadeniz’in yeşiline, Sinop şivesine ayak uydurdu.

PROJE 2. AŞAMA: Yücel DEMİRHAN, Kılıçlı Köyü Kültür Merkezine dokuma atölyesi kurdu. Köylüden geleneksel dokuma tezgahı buldu, Halk Eğitimi Merkezi ile işbirliği yapıldı. Köydeki genç ev hanımlarına el dokuma kurs açıldı. Kurs belgesi alanların, öğrendikleri sanat ve dokuma kurs belgesi ile istihdamları hedeflendi.

Kursiyerler kursta dokuma eğitimi alırken, çocukların başıboş olmaması için, merkezde Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu işbirliği ile ana sınıfı açıldı. Kültür Merkezine Ana sınıfı öğretmeni ve geleneksel dokuma öğretmeni atandı.

PROJE 3. AŞAMA: KOOPERATİF kuruldu, adı SİNABELİ oldu ve başkan Aylin DEMİRHAN ile birlikte, üretim ve pazarlama adımlarına geçtiler.

KOOPERATİF Sinop LAVERDA FESTİVALİNDE

Dokumacı kadınlar ödül aldılar:

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Aralık 2023 in Etkinlik, Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

YABAN MERSİNLİ YOĞURT

02.12.2023-Şafak SARIKAYA

Yoğurdu ağzına aldığında şöyle derin bir oh çekti. “Yaban mersini koymak aklıma geldi, gerçekten harika oldu. Kendimi Moda’da dondurma yiyormuş gibi hissettim. Orada meşhur bir dondurmacı var, biliyor musun? Gözlerini kapadı, tekrar tattı ve işte Moda’dayım.”

Bu kadar ilaç, ağrı, sızı içerisinde yoğurttan dondurma tadı almak ilginçti. Ama ne yapsın insan belki tutunacak bir dal, bir ümit arar ve böyle basit şeyler basit gözükse de bazen çok önemli ve kıymetli olabiliyorlardı. Bir şeyin önemini anlamak ve kavramak onun yokluğu ile çok daha iyi anlaşılır olabiliyordu.

Yoğurt tatlı bir rehavet verdi ve düşünmeye başladı ya da düşündüğünü mü sanıyordu yoksa hayal mi görüyordu emin değildi. Bulutların üstünde gibiydi, üç çocuk Zeytinlik’te çelik çomak oynuyordu. Aslında ikisi oynuyor, üçüncüsü izliyordu. “Çocuklar, buraya gelin.”, dedi. Artık dördü bulutun üstünde birlikte oturuyor ve aşağısını izliyorlardı.

Şöyle bir düşündü: “Bu bahçede asılı çamaşırlar var kokusunu alıyorum”, dedi. Birden bir kadın ve yanında 5-6 yaşlarında küçük bir kız belirdi. Kadın çok sinirliydi ve bağırıyordu. “Bana bak sen! Oraya gelirsem ağzını carrrrt diye ikiye ayırırım.”

Yeri gelmişken cart kelimesini açmak istiyorum, hani öyle kağıdı keser gibi değil, carrrrrt diye yani r harfine vurgu yaparak, anlatımı kuvvetlendiren el hareketleri ile, elini beline koyup, kafasını da hafif sallayıp, kaşlarını ve gözlerini de oynatarak karşısındaki kadına gözdağı veriyordu. Jest ve mimik de tamamdı, büyük oynuyordu. Peşinden o ile başlayıp u ile biten malum ve masum olmayan kelime ile anlatım iyice kuvvetleniyordu. (Efendim sosyal medyada zılgıt yemeyelim siz anladınız ne olduğunu.) Ufak kızcağız da annesinin dedikleri aynen tekrar ediyor ve bazen koro halinde karşısındaki kadına baskın çıkmaya çalışıyorlardı. Aradan geçen zamanda bu ufak kız büyümüş çok başarılı bir öğrenci akabinde hatırı sayılır bir mesleği olmuştu. Ama zihinlere kazınan bu hali ise insanı gülümsetmeden edemiyordu. Bulutun üstündeki 4 kişi de, kah gülüyor kah “bak gördün mü, ne dedi”, diye birbirlerini iterek şakalaşıyorlardı.

Adam çamaşır kokusunu tekrar içine çekti, “yumuşatıcı kokusunu çok iyi duyuyorum, ne güzel”, diye aklından geçirdi. Çamaşır içine dolan rüzgarla dalgalanıyordu. “İşte bu sese de bayılırım.”, dedi.

O esnada “hadi kalk amca, damar yolunu bulacağım, ilaç zamanı”, diye bir sesle irkildi, gelen hemşireydi. O zaman nerede olduğunu fark etti. Acıları, ümitsizliği, çaresizliği aklına geldi.

İyi ki yoğurt var dedi, ama süzme olacak, iyi ki akıl ettim bu yaban mersinlerini üstüne koymayı. Aslında çare ve ümit ne yaban mersininde ne de yoğurttaydı. Ama kimi zaman bir çareye bir ümide bu basit gözüken şeyler vesile olur. Basit gözüken şeyler işte o an inanılmaz olur. Bir çare olur, bir ümit olur.

Hemşire doktor hanım gelecek birazdan dedi. Doktor geldi tetkiklerini yaptı.

“Yahu bu bizim ufak kız değil miydi biraz önce gelen, ağzını cart diye ikiye ayıracağım diyen, nereden nereye. Biraz önce bulutların üstündeydim, çocuklar da gitmiş. Ama olsun yoğurt var, hem de yaban mersinli. Bir oh demek varmış, çok şükür, şimdi bu odada değil de; Moda’da olmak varmış.”

ŞGS

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Aralık 2023 in ŞAFAK SARIKAYA ANILAR

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP GÜZELLEMESİ

21.11.2023- Seyfullah ÇALIŞKAN

Sinop güzel bir kadındır. Deli dolu, sokaklarda çınlayan kahkaha… Sicim gibi gözyaşı… Deli bir öfke, eli maşalı… Herkesin bir Sinop’u var. Gelincik sırtından limana akan rüzgarlar orman kokar. Menekşe ve yaz çiçekleri… Bayır gülü ve kestane buhur buhur… Benim Sinop’um da Eylül yağmurla başlar. Akasya yaprakları uçuşur. Dişbudaklar sararır. At kestaneleri pırıl pırıl kaldırımlarda. Eğilip almadan duramazsanız. Bıldırcın sürülerinin sesi yağmuru deler, çığlık çığlık. Bulutları yırtılır, gece bölünür. Gün batımı turuncudan leylağa dönerken benim Sinop(um sarsık masada rakı ve balık. Deniris kehribar, çıtır çıtır… Borani aşında nane… Tepside tereyağı cızırtısı… Herkesin Sinop’u başka. Benimki sessiz, sakin ama esintili. Dalgalar gelip kütüphane duvarında patlar. Köpük köpük, kar gibi beyaz… Hüzne meyilli, zır desen ağlayacak…

Parayla saadet olmaz diyen eski şarkılar vardı. Şimdi artık onların modası çoktan geçti. Sözleri unutuldu. Artık parasız pulsuz aşk meşk olmuyor. İki çıplak olsa olsa ancak bir hamama yaraşır. Sinop da artık eski yoksul aşklar kasabası değil. Haziran başından Eylül sonuna kadar çatır çatır para konuşuyor. İnsanları da bir hayli cevval… Atik ve girişimci… Su akarken kazanlarını doldurmaya çalışıyor. Neredeyse uçan kuştan göğü işgal parası alacağız. Eskiden homosinopluyduk. Şimdi homoekonomikus olduk. Para gündemin ilk sırasına yerleşince futbol sohbetlerinin de o eski tadı kalmadı. Araba muhabbetlerinin de… Karı kız sohbetleri zaten bizi hep aşmıştır. Falanca yerden bir iki sene önce tarla alsaydık. On yıl önce feşmekan araziyi kapatsaydık köşeyi şöyle dönmüştük. Hadi bunları akıl edemedik. Keşke bir iki daire alsaydık. Aşıklarda dükkan kiralayabilseydik örneğin. Tersanede bir balıkçı açabilseydik bizi kim tutabilirdi. Benim çevremdeki dinozorlar hariç konuşmaların dönüp dolaşıp gelip takıldığı çengel budur.

Sinop Esnaf ve Sanatkarlar Odası başkanı açıklamış. Bu yaz biz de ülke genelindeki krizden etkilendik. Beklediğimiz kadar kazançlı bir turizm mevsimi geçiremedik, demiş. İki milyon kişi bu yaz Sinop’u ziyaret etmiş. Kriz o kadar etkilese ziyaretçi sayımız düşerdi. Bence Sinop’ta sunulan mal ve hizmet kar marjları çok yüksek. Bu nedenle insanlar para harcayamamıştır. Sadece peynirli sandviçin seksen lira olduğu bir yaz geçirdik. İki parça incecik kaşar, yüz gramlık bir ekmek. Bahanemiz de var. Yaz kısa, turizm sezonu kısacık. O zaman diliminde çarpabildiğimiz kar.

Sinop güzel bir kadındır. Örgülü saçları omuzlarından kürek kemiklerine uzanmış. Sabah kadar taze, sabah kadar yaşam yüklü. Küreklerinde bir sandalın, ufka uzanmış… Ağlardan güneşi çekiyor. Yumuşacık, uyandırmadan çarşaf gibi bir denizin yüzüne. Balık, yosun, yengeç ve istiridye kokuyor elleri. İpek mavisi gözleri, yosun yeşili, midye menevişi, midye sedefi… Büyük aşklar, yürek yangınları ve ayrılıklar… Bütün şiirler ona yazılmıştır, bütün hikâyeler, bütün şarkılar. Ona Sinop’lu derler. Kereviz yemez… Sevgilisinden ayıramaz padişah.

Para pul umurumda bile değil. Yazın insanların birbirine ayıracak zamanı yok. Bu ticaret ve kazanç hevesi arkadaşlarımızı azalttı. Aylak adam bulacaksın ki oturup iki lafın belini kırabilesin. Eskiden akşam olunca çay bahçelerine inerdik. Dostlarla oturup gece yarılarına kadar gönül eylerdik. Şimdi çay da para, kahve de… Üstelik sahiller deli gibi kalabalık. O güzelim yaz akşamları göçmen kuş misali başka kasabalara göçtü herhalde. Kalabalık nedeniyle sokağa çıkmayan tanıdıklarım var. Kalabalıktan kaçmak için denize inmeyen. Eve kapanmak da olmaz ki. Sabah inin, erkenden… Sokaklar serin. Sabah tazeyken.

Herkesin kendince bir Sinop’u vardır. Adanın kuzey eteklerinde alıcı kuşlar uçar. Kuzgunlar ve atmacalar rüzgar toplar kanatlarında. Asmakaya yetim ve hüzünlü mavi ufka bakar. İstif dikenleri öbek öbek, böğürtlenler yolu tırmanarak ada fenerine çıkar. Bir çeşme var? İçki dikişçiler gidince sabaha kadar yıldızlarla konuşur. Gün boyu yanı başındaki söğütle… Neden bilmem? Burada hep arabalar yıkanır. Arabasını yıkamadan geçeni çeşme başında dövüyorlardır belki.

2023 Kasım-İzmir -Seyfullah

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Kasım 2023 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

Tarihin Akışını Değiştiren Kadın 

11.11.2023- Anadolu Tarihi/anadoluyugeziyorum

Tarihte kadınların dünyayı nasıl şekillendirdiğiyle ilgili pekçok örnek verilebilir. Tarih kitaplarında yer yer kadınların yeri ve önemi üzerinde durulmuştur. Kadınlar, dün, bugün ve yarın ailenin ve toplumun şekillenmesinde çok  büyük etkiye sahip olmarına karşın ne yazık ki,  tarihin altın sayfalarında yeterince yer alamamışlardır. İşte tarihin akışını değiştiren, şekillendiren sıradışı kadınlardan biri: Hatice Hüma Hatun!

Hüma Hatun; çağ açıp çağ kapatabilecek bir kahraman olarak Fatih Sultan Mehmet’i doğurup, başarıyla yetiştirmiştir.  21 yaşında İstanbul’u fetheden Sultan Mehmet’in yetişmesinde en çok emek verenlerin başında eşi Sultan Murat’la birlikte Hatice Hüma Hatun gelmektedir.

Büyük cihan hükümdarı, İstanbul’un fatihi, Sultan Mehmet’in annesi hakkında neler biliyoruz? Edirne Sarayı’nda 1432 yılında doğan şehzade Mehmet’i büyük bir özenle  yetiştirdi. Özellikle Anadolu’nun büyük evliyalarından birisi olan Hacı Bayram Veli’nin Sultan II. Murat’a verdiği  “Bu şehri ve fethini sen de ben de göremeyeceğiz,  ama beşikteki  çocuk “Mehmet” görecek …” müjdesi annesi Hüma Hatun’un gayretini bir kat daha arttırır. Annesi  geleceğin Fatih’inin  üstüne titrer, tahsil ve terbiyesini  aşkla nakış nakış işler.

Cihan hükümdarı Fatih Sultan Mehmet’in  annesi, Fatih’in ilk terbiyecisi, ilk hocasıdır. 

Şehzade Mehmet’in eğitiminin en üstün şekilde olması için, devrin en büyük alimlerinin onun yetiştirilmesinde rol almasını sağlar. Mehmet’ini, başta Akşemseddin olmak üzere Molla GüraniMolla Fenari ve Şeyh Sinan gibi mümtaz alimlere emanet eder. Hocalarından, disiplinin elden bırakılmamasını, onu cesaretli ve fetih ruhuyla yetiştirmelerini ister. Ahlaki açıdan da  en güçlü, en değerli  olarak hazırlanmasında titizlik gösterir.

Hüma Hatun; Osmanlı padişahlarından II. Murat’ın eşi ve Fatih Sultan Mehmet’in annesidir. Kastamonu’nun Devrekani ilçesinde yaşayan Hüma Hatun, Candaroğlu  Beyliği’nin en güçlü hükümdarlarından İbrahim Bey’in kızı, İsfendiyar Bey’in torunudur.

Tarihi kaynaklara göre, II. Murat, tahta geçtikten sonra  Kuzey Anadolu topraklarını fethetmek amacıyla 1424 yılında Bolu yakınlarında Candaroğulları beyliği ile bir mücadeleye girişir. Savaşı kaybeden  Candaroğlu İsfendiyar Bey,  yaralanır ve Sinop kalesine sığınır.

İsfendiyar Bey, küçük oğlunu Sultan II. Murat’a elçi olarak göndererek affını ister ve torunu Hatice Âlime Hüma Hatun’u nikahla Sultan Murat’la  evlendirmek istediğini belirtir. II. Murat bu teklifi kabul eder ve düğün hazırlıkları başlar. Düğün vasıtasıyla oluşan  barış  ortamında 1424 yılında bir heyet Osmanlı başkenti Bursa sarayından  hediyelerle birlikte Kastamonu’ya gelir. Kastamonu’nun Devrekani ilçesinin Çayırcık Köyü’nde Sultan Murad ile Hüma Hatun’un düğünü yapılır. 1432 yılında bu evlilikten Fatih Sultan Mehmet dünyaya gelir.

Hüma Hatun’un kabri, Bursa Muradiye Külliyesinde yer almaktadır. Huma Hatun’un eşi  Sultan 2. Murat ve pekçok Osmanlı şehzedesinin yattığı Muradiye Külliyesi Bursa’nın en önemli  dini tarihi mekanları arasında yer almaktadır. Hüma Hatun ya da Hatuniye Kümbeti adıyla anılmaktadır.

Hüma Hatun’un 1449 yıliında vefat ettiğinde çok sevgili oğlu şehzade Mehmet, şehzadeler şehri Manisa’da valilik yapmaktadır.  Bu sırada annesi İstanbul’un fethini göremeden Osmanlı başkenti Bursa’da vefat etmiştir.

Günümüzde Hatice Hüma Hatun’un ismi memleketi, Kastamonu’da yaşatılıyor. Adına açılmış okullar, yurtların yanında her sene mayıs ayında Devrekani ilçesinde geleneksel olarak şenlikler organize ediliyor.

***Farklı görüşlere yer verelim:

Yazar:Ahmet ŞİMŞİRGİL, Aslında Fatih’in annesinin kim olduğu meselesi türbesindeki bilgilerde gizlidir. Zira o¸ 1449 yılında vefat etmiş ve Bursa’da defnedilmiştir.

Buradan hareketle II. İbrahim Bey’in kızının olması mümkün değildir. Zira Hatice Halime Hatun’un II. Bayezid Han devrine kadar yaşadığı ve 1500 tarihinden sonra vefat ettiği bilinmektedir. Bu durumda Fatih’in annesi olması imkân dışıdır.

Diğer taraftan Sırp kralının kızı olan Mara Hatun’un da Fatih’in annesi olma ihtimali yoktur. Çünkü II. Murad Han’ın¸ Mara Hatun ile evliliği 1435 veya 1437 yılında olmuştur. Bu durumda 1432 doğumlu olan Fatih’in bu hanımdan doğmuş olması düşünülemez. Hatta Fatih babasının vefatından sonra ana diye hitap ettiği Mara Hatun’u devlet adamlarından biri ile evlendirmek istemiş ancak o Serez’de bir manastıra çekilmeyi tercih etmiştir. Şayet öz annesi olsa Fatih¸ böyle bir teşebbüse girişmezdi. Keza Mara Hatun da İstanbul’dan ayrılmazdı.

Bu durumda gerek Bursa mahkeme sicillerinden gerekse Peçevi Tarihi gibi kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında Fatih’in annesinin Hüma Hatun olduğu anlaşılır. Babasının adının Abdullah olarak kaydedilmesinden Hüma Hatun’un cariyelikten gelme olup muhtemelen Kafkas asıllı olduğu tahmin edilmektedir.

BİLKE YORUM: Hüma Hatun, Candaroğlu  İbrahim Bey’in kızı, İsfendiyar Bey’in torunudur. Baba ve dedesinin mezarları Sinop’tadır. Fatih’in annesi Hüma Hatun’un Sinop’a ziyarete geldiği anlatılmaktadır. Kastamonu Devrekhaneli olan Hatun, Sinop’a mezar ziyareti için gelmiş olmalı fikri mezarların Sinop’ta oluşundan olmalıdır.

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Kasım 2023 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , ,

78 NUMARALI SİNOP ŞERİYE SİCİL’İNDE KULLANILAN LAKAPLAR

21.10.2023- İbrahim ÖZDEMİR

Sinop’ta Şahıs İsimleri ve Kullanılan Lakaplar
Arapça’dan gelen lakap kelimesi o kimsenin asıl adından başka bir ad takılması
anlamına gelmesiyle oluşmaktadır.(16)

Bugün soyadı işlevini yerine getiren lakaplardan, kişiye ait aile yakınlarının kimler olduğu, mesleki durumları, sosyal statü, köken, fiziki yapı gibi birtakım özellikleri mevcuttur. 78 numaralı Sinop Şeriye Sicil’inde geçen lakap, unvan, soy belirten isimler bir hayli çeşitlilik göstermektedir. Şahısların özel durumunu gösteren topal, çolak, deli, fiziksel yapısını ifade eden uzun, küçük, şişman, kel, yanık tabirlerinin kullanımı sık sık görülmektedir. Bunun yanı sıra Arap, Nogay, Tatar, Laz, Çerkes, Mısırlı, Kırımlı, Kıbrısî, Zenci gibi millet, ırk ya da göç ettikleri memleketlerinin isimlerine de rastlamak mümkündür. Canikli, Samsunlu, Karasulu, Kengırılı gibi kasaba ve şehir ifade eden özel isimlerde kullanılmıştır. Yöresel anlamlar taşıyan Ketebeden, Conbur, Edel, Telkaç gibi lakaplar da vardır.
Kullanılan lakap ve soy isimlerinde çeşitlilik fazla olsa da içlerinden birkaçı diğerlerine oranla fazla kullanılmıştır. Hacıoğlu (7), İmamoğlu (5), Gözümağaoğlu (6), Bektaş Ağazâde (5), Akmehmedoğlu (4), Ahmedoğlu (3), Köseoğlu (6), Dizdaroğlu (4), Kadıoğlu (4), Kâvîzâde (3), Kalafatoğlu (4), Memişoğlu (5), Bezircioğlu (4), Kantarcızâde (5) kullanılan aile isimlerinden en sık rastlanılanlardır. Taşçıoğlu (5), Çavuşoğlu (4), Topçuoğlu (2), Darıcıoğlu (4) isimleri hem Müslüman hem gayrimüslim ahali arasında kullanılmaktadır. Bunların dışında bazı toplumsal statü göstergesi olan şeyh, seyyid, hacı, derviş gibi unvanlara da kayıtlarda rastlanmaktadır.


16 Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 1988. s.541.

YÜKSEK LİSANS TEZİ-İbrahim ÖZDEMİR- SİNOP ÜNİVERSİTESİ-SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ-TARİH ANABİLİM DALI

 

Etiketler: , , , , , , , , ,