RSS

SİNOP’TA SALEP ÜRETİMİ BAŞLADI

10.06.2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

2020 sonlarıydı, derneğimize email gönderildi. Sitenizdeki “20 eylül 2018″ tarihli söyleşiyi okudum. Lavanta, kekik, salep üretimi konusuna detaylı biçimde yer vermişsiniz. Bu konuda bize yardımcı olacak adreslere ulaşma konusunda sizden yardım alabilir miyiz” dedi, istekli bir girişimci.

Sevindim ve hemen cevapladım. Çünkü derneğimizin kuruluş amacı tam da buydu zaten. “Geleceğe Üretelim” ki toprağımız, havamız, suyumuz bozulmasın. Doğanın ekolojik dengesine bozucu değil, yapıcı katkılarda bulunalım.

Üretim konusundaki hassasiyetimiz sebebiyle akademisyenler, yerel üreticiler ve araştırmacılarla hep iletişim halinde olduk. Sitemizde de akademik çalışmalara sürekli yer veriyoruz. Girişimcilere ışık tutsun ve Sinop faydalansın diye.

Telefonlaştık, ilgili kurumlarla iletişime geçtik. Konu hakkında detaylı bilgiler öğrendik ve paylaştık. Serap GÖKGÖZ ve Serpil GÖKGÖZ, topraklarını değerlendirmek, çevrede model oluşturmak amacıyla kolları sıvayan iki kız kardeş. Kendileri ilgili kurumlarla ve işin uzmanlarıyla da görüştüler. 20 Mayıs 2021 tarihinde Gerze’de kendi tarlalarına salep ekmeyi başardılar. 50 metrekare alana, devletten %50 teşvik alarak işe başladılar.

Bu gün derneğimizde iki kardeş ile birlikte bir toplantı gerçekleştirdik. Yerel ürünler ve yerel gıda konusunda fikir alış verişinde bulunduk.

Türkiye’de ve Sinop’ta bu işleri yapan işletmelerin ve kuruluşların çalışmalarını masaya yatırdık. Sinoplu üreticiler ve girişimcilerle görüşmelerini sağladık.

Gökgöz kardeşlerin salep ektiği alan

İki kardeşe, girişimlerinde başarılar diliyoruz. Çalışan, üreten insanlarımız artsın. Toprağımızın kıymeti bilinsin. Teşekkürler Serap ve Serpil GÖKGÖZ…

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Haziran 2021 in Haberler, sinop tarım

 

Etiketler: , , , , , , ,

SİNOP KÖYLERİNDE KOVAN SAYILARI-1487

08.06.2021-BİLKE

Bundan tam 550 yıl önce, köylerde yaşayan tüm vatandaşlar, kazandığı her ürün için vergi ödemiş. Koyunu, keçisi, buğdayı, arpası ektiği, biçtiği ne varsa devlete kuruşu kuruşuna vergi vermekle mükellefmiş. Bu toprağın efendileri sözü bu değeri bilen tarafından söylendi biliyorsunuz. Toprağa değer verene, toprak da her zaman karşılığını vermiştir. Hayvancılık, tarım gereği gibi yapılınca, doğa da insana verir.

Eskiden arıcılık da köylerimizde yaygınmış. Hangi köylerimizde kaç kovan varmış bakalım:

KAYNAK: Prof. Dr. Mehmet Ali ÜNAL-Osmanlı Devrinde Sinop

Köylerimizin adı ve arı kovan sayıları tabloları devam ediyor. Şimdi aynı kitaptaki bilgilere yer verelim, devamında köylerimizin adı ve kovan sayıları tablosunu verelim.

 
Yorum yapın

Yazan: 08 Haziran 2021 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP’TA BAŞINI KAYBEDEN KAHRAMAN

03.06.2021- BİLKE

Seyyid Bilal’in İstanbul kuşatmasına destek olmak için Orta Asya’dan topladığı Türklerle yardıma giderken Sinop’a uğradığı ve başı kesilerek şehit edildiği rivayet edilmektedir.


Yine savaş esnasında başını kaybeden kahraman efsanelerinin yer aldığı birçok anlatı Türk halk edebiyatında yer alır. Ayrıca Anadolu’da birçok şehir de başı kesilerek şehit edilmiş kahraman türbesi yer almaktadır. Örneğin, IV. Murad’ın Bağdat Seferi esnasında cereyan eden ve bir takım olayların yer aldığı Genç Osman destanında da başı kesilmiş kahraman motifine rastlanır. Yine:

Abdurrahman Gazi (Erzurum),

Sultan Seydi (Erzincan),

Seyyid Bilâl Dede (Sinop),

Habîb en-N eccâr (Antakya),

Karaçomak (Antep),

her ikisine de Hıdırlık Sultan adı verilen Suûb-i Rûmî
(Suheyb-i Rûmî)

Ubûdü Gazi (Çorum),

Abdülvehhâb Gazi (İznik),

Hüseyin Gazi (Ankara, Divriği) efsanelerinde de savaş sırasında başı kesildiği halde savaşa devam eden veya düşmana
teslim olmayan kesik başlı kahramanlardan söz edilmektedir.

Hz. Hüseyin’in başı kesilerek şehit edilmesinin toplumda açtığı yara, benzer özellik taşıyan anlatılara ve bu anlatıların kahramanlarına karşı bir bağlılık tesis edilmiş olmasına ön ayak olmuş olmalıdır.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir mevzu Anadolu’nun birçok yerinde değişik, efsanevi din büyüklerinin olması ve bunlara gösterilen tazimdir. Bu durum, Türklerin, din değiştirseler de İslam öncesi anane ve geleneklerini yeni dine aktarmalarının etkisiyle izah edilebilir. İslam’dan sonra da Türk ananeleri İslami formlarla yaşatılmaya devam edilmiş görünmektedir.
Eski Türklerde var olan Kam-Ozanların Türkmen Babası olarak İslamlaşmış olduğuna şahit olmaktayız.

………..

Ülkemizde bulunan veya bulunduğu varsayılan evliyalar içerisinde Peygamber Efendimize (s.a.v.) akrabalık bakımından en yakın dereceye sahip olması yönüyle Seyyid Bilal’in manevi yönü hem Sinop için hem de Türkiye için büyük bir önem arz etmektedir.

Bu öneme binaen Seyyid Bilal’in Türkiye’de üç farklı yerde türbesi mevcuttur. Bu türbelerden iki tanesi makam türbesi olup bunlardan birisi Batman’da diğeri de Siirt’te bulunmaktadır. Manevi yönü güçlü olan bu tarihi şahsiyetin esas metfun olduğu yer Sinop-Merkez Ada mahallesinde yer alan türbededir.

…….

Pervane oğullarından Süleyman’ın oğlu İbrahim Bey döneminde şehri ziyaret eden İbn Battuta, “dağın eteklerinde ise Peygamberimizin mübarek arkadaşlarından Bilal-i Habeşî’nin kabri mevcuttur. Oracıkta kurulu tekkede misafirlere ve gelen geçene yemek verilir.” 15 şeklinde bir bilgi verir.

Onun bu naklinden 13. Asırda da burada bir veli, salih zat/seyyid metfun olduğu bilgisine ulaşıyoruz. Ancak o, Seyyid Bilal’i, Bilal-i Habeşî ile karıştırmış olmalıdır.

Seyyid Bilal’in Sinop/Gerze Sarnıç köyünün Şıhlar mahallesinde bir kardeşi metfundur. Erleli’nin naklettiği
hadisede zaten kardeşi Ali Ekber’i yerine vekil bırakarak karaya çıktığı bilgisi yer almaktadır. Buna göre o, gece yapılan baskından bir şekilde kaçarak metfun olduğu mevkie gelmiş olmalıdır. Onun da kabri Seyyid Bilal’in kabri gibi ziyaretgâh haline gelmiştir.

KAYNAK: Uluslararası Geçmişten Günümüze Sinop’ta Türk-İslam Kültürü Sempozyumu / 5-7 Ekim 2018

SİNOP’TA BİR PEYGAMBER TORUNU: SEYYİD İBRAHİM BİLAL Coşkun BABA *Muhammet KARAAĞAÇ

BİİLDİRİLER KİTABI SAYFA:650- 655

BİLDİRİNİN TAMAMI:

2018_BABAC_KARAAGACM.pdf erişimi için tıklayın

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Haziran 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , ,

ALAADDİN CAMİİ MİNBERİ TOPKAPI MÜZESİNDE

01.06.2021- BİLKE

Alâeddin Camisi’nin üstten görüntüsü. (Sinop Arkeoloji Müzesi Arşivi)

“Osmanlılar döneminde Sinop’a seyahat eden Evliya Çelebi, caminin minberindeki sanatı övgü ile anlatmaktadır (Derviş Mehmet Zillî, 2011, s. 90).

Rusların Sinop baskını sırasında top atışları sebebiyle minberin parçalandığı ve kalan süslü parçalarının Topkapı Saray Müzesi, Çinili Köşk’e götürüldüğü bilinmektedir (Aydın, 2017, s. 473).

Mihrabın Sinop baskını sırasında zarar gördüğü belirtilmişse de, keşif defterinde bundan 3 yıl önce tahrip olduğu ve muhtemelen kubbenin çökmesiyle parçalandığı tahmin edilmektedir (Aydın, 2017, s. 487).

Mihrabın batısındaki mevcut ahşap minber ise Sultan Abdülmecid döneminde yapılan onarım sırasında ilave edilmiştir (Aydın, 2017, s. 473). Mihrap onarıldığında bir kitabe de ilave edilmiş ve burada “La İlahe İllallah, Muhammedün Resulullah”, üst kısmında “Maşallah”, köşelerinde “Ebubekir, Ömer, Osman, Ali”, yanlarında “Hasan, Hüseyin” altında ise “sene 1267” yazılıdır.

Bu kitabeden mihrap üzerindeki onarımın 1850-1851 yıllarında yapıldığını öğrenmekteyiz. Minber giriş açıklığının üçgen alınlığı içerisinde Arapça olarak “Mahşerde halkın şefaatçisi minberin sahibi Muhammed’dir” ibaresi yazılıdır (Aydın, 2017, s. 486-487).”

KAYNAK:SİNOP’TA SELÇUKLU MİRASI- SELJUKS HERITAGE IN SİNOP-Zekiye TUNÇ-Arzu ÖZBEK

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Haziran 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , ,

BABAMI AĞLATAN FİLİSTİN ESİRİ

30.05.2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Filistin Cephesinde 3 yıl İngilizlere esir düşen babamın halasının eşi; köyde GOFGOF ALİ lakabı ile anılırmış. Babam çocukken, o kahramanın ağzından dinlediklerini bize ağlayarak anlattı. O nesil, Atatürk’e, şehitlere, Türkiye Cumhuriyetine ne kadar çok duyarlıydılar.

Babam gözyaşları içinde:

“Gofgof Ali eniştem, savaş anılarını anlatırken ağlardı. Bir gün gelir de bu millet Atatürk’ün kıymetini anlamaz, arkasından konuşursa bizim emeklerimize yazık olur, kemiklerimiz sızlar oğul derdi. O ağladığı için ben de dayanamaz ağlardım.” dedi.

NE OLDU BU GÜN

NE OLDU DA

KENDİNİ BİLMEZLER

ŞEHİTLERİN KEMİKLERİNİ SIZLATIYOR

İBLİS BOŞ DURMUYOR

İŞ BAŞINDA……

Köyde bilinen en eski tarihte askere gidenler arasında,  İmam dedenin oğlu Mustafa Çavuş vardır. Annemin dedesidir. Annem annesinin “ babam Kafkas Cephesinde savaşa gidip dönmedi” dediğini anlatır. Bu savaş 93 harbi olmalıdır. 1880- 1922 yılları arasında,  köydeki tüm erkeklerin devam etmekte olan savaşlara katıldığını görüyoruz. Önce 20 yaşında askerlik yapıyorlar, sonra tekrar askere çağırılıp yıllarca savaşa katılıyorlar.

Karahasanoğullarından Gofgof Ali, Filistin Cephesinde savaşmış ve 3 yıl İngilizlerin elinde esir kalmıştır. Zeybeklerden Cıvan Ali Trablusgarp Cephesinde savaşarak esir olmuş, kurtulmuş ve gazi madalyası almıştır. Kuşluoğullarından Kara Hasan İstiklal Savaşı gazisidir, gazi madalyası vardır. Gocon Hüseyin, Balkan, Çanakkale ve İstiklal savaşlarına katılmıştır ve onun da İstiklal madalyası vardır. Kabakçı Mustafa da savaş yıllarında Şam’da 3 yıl esir kalmıştır.“(1)

1: MEMLEKETİM TİLKİLİK, s, 72, Y. SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , ,

GELENEKSEL SİNOP EVLERİNİN ÖZELLİKLERİ

28.05.2021-BİLKE

Fatih ORHAN- Dr. Öğr. Üyesi, Erzincan B. Y. Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bölümü, forhan@erzincan.edu.tr

KÜLTÜREL COĞRAFYA ÖZELLİKLERİ AÇISINDAN GELENEKSEL SİNOP EVLERİ

Geleneksel Sinop Evlerinin Başlıca Özellikleri:
Yapı malzemesi, geleneksel mimariyi etkileyen en önemli unsurların başında gelir (Eruzun,1972). Geleneksel kırsal meskenlerin en önemli özelliklerinin başında da, mesken yapımında kullanılacak malzemenin en kolay ve en ucuz şekilde temin edilebilir olması gelir.

Bu kapsamda yapı malzemesinin yakın çevreden seçilmesi esastır. Daha önce de ifade edildiği üzere Sinop ili
Karadeniz Bölgesi sınırları içerisinde yer almakta olup zengin bir orman varlığına sahiptir. Nitekim TC. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre il arazisinin yaklaşık %64’ünün ormanlarla kaplı olduğu görülmektedir.

Bu kapsamda il sınırları içerisindeki geleneksel mimaride ahşap kullanımının ilk sırada yer aldığı görülmektedir. Ahşabın kolaylıkla işlenmesi ve istenen şekle sokulabilmesi, sıcaklık ve nemi geçirmeyen mükemmel bir yapı malzemesi olması (Tanoğlu, 1969) ile çok katlı binaların yapımına olanak sağlaması (Doğanay ve Orhan, 2014) gibi avantajları yöredeki
kullanım yoğunluğunu artırmıştır. İl sınırları içerisindeki kırsal meskenlerde kullanılan diğer yapı gereçleri ise taş, eski tuğla ve kerpiçtir.

Ahşap yöre mimarisinde kullanılan temel taşıyıcı sistem elemanıdır. Ancak ahşap kullanımı bununla sınırlı değildir. Zira yörede ahşap iç yapı elemanlarının yapımında ve duvarlarda dolgu ve kaplama malzemesi olarak yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Sinop ilinde ahşap ile özdeşleşmiş üç grup yapı sistemi ve tekniğinden bahsetmek mümkündür.

Bunlar; ahşap yığma, ahşap çatma (ahşap iskelet=ahşap karkas) ve karma yapı sistemleridir (Sözen, 2001).
Ahşap yığma sisteminde yapı bütünüyle ahşaptan yapılmaktadır. Bu yapı tekniği, ahşap malzemenin üst üste yığılması ve köşelerinden birbirine geçirilmesi esasına dayalıdır. Burada en önemli faktör de köşelerinin nasıl tutturulacağıdır ki, burada genellikle ahşap malzemeyi açılan çentiklerle birbirine geçirme usulü tercih edilir. Nitekim bu yapım tekniğine boğaz geçme adı verilmektedir. Kullanılan ahşap malzemenin türüne göre de farklı isimlendirmeleri karşımıza çıkmaktadır.

Örneğin ahşap çok fazla işleme tabi tutulmadan tomruk şeklinde kullanılmışsa buna karaboğaz geçme adı verilirken; eğer işlenmiş bir kereste şeklinde kullanılmışsa bu da kurtboğazı geçme olarak isimlendirilmektedir. Kalın bir dikme içerisinde açılan kanallara düzgün biçilmiş kerestelerin dizilmesi şeklindeki bir yapım tekniğine de çalma boğaz geçme adı verilmektedir

Sinop ilinde bütünüyle ahşaptan inşa edilen geleneksel mesken sayısı oldukça fazla olup, yukarıda söz konuş edilen bütün yöntemleri görmek mümkündür. Bununla birlikte karaboğaz geçme yöntemi daha çok hayvan barınağı ve samanlık gibi ev eklentilerinde daha yaygın kullanılıyor iken; yaşama katlarında ekseriyetle kurtboğazı ve çalma boğaz geçme yöntemlerini görebiliriz.

Akademik çalışma için teşekkür ederiz. Kaybolan değerlerimiz; emek, yürek, zaman harcanarak ortaya konmuş eserler. Bu gün kentin kamaşası içinde kaybolup, kendi değerlerine sırt dönenler; ileride bir kırıntı bilgi, foto, teknik için belki de yabancılara para ödeyecek.

İşin zor tarafı, bu gerçekleri anlatamamak. Üzerinde konuşalım diyen çok, ama sadece konuşalım. Biz de diyoruz ki, KORUYALIM, ARŞİVLEYELİM, FOTOĞRAFLAYALIM… BİLKE ”

ÇALIŞMANIN TAMAMI :

http://earsiv.erzincan.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12432/3250/K%c3%bclt%c3%bcrel%20Co%c4%9frafya%20%c3%96zellikleri%20A%c3%a7%c4%b1s%c4%b1ndan%20Geleneksel%20Sinop%20Evleri.pdf?sequence=1&isAllowed=y

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Mayıs 2021 in Bilim

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

BİR ZAMANLAR SİNOP’TA PAMUK ÜRETİMİ

25.05.2021-BİLKE

Sinop, antik dönemlerde dünyaca önemli merkezlerden biriydi. İnsanlar mı yoksa iklim koşuları mı değişti, veya başka etkenler mi neden oldu, var olan zenginlikleri kullanamadığımız görülüyor.

Kullanmadığımız topraklar, yabancı sermaye ve yabancı ortakla değil yurdum insanı tarafından kullanılsın ve işletilsin istiyoruz.

Bu günkü yazımızda 1487 yılında Sinop’ta pamuk yetişen köylerimizi sıralıyoruz:

SİNOP’TA PAMUK YETİŞEN KÖYLER

1-Aydoğmuş Divanı- Kızılcaelma Köyü

2-Elbarin Divanı- Yaykıl Köyü

3-Fakralu

4-Gerze t. Sinop

5-Gürzüfat Divanı- Geleme

6- Yaykıl

7- Yellüce Divanı- Yaykıl

KAYNAK: Osmanlı Devrinde Sinop- Prof.Dr. Mehmet Ali ÜNAL
 
Yorum yapın

Yazan: 25 Mayıs 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , ,

Sinop İlinin Kırsal Turizm Potansiyeli

23.05.2021-BİLKE

Mehmet Sedat İPAR– Sinop Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Turizm ve Otel İşletmeciliği Programı, Sinop

Alpay TIRIL- Sinop Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu, Sinop

Şekil 2. Kırsal Turizm Gelişiminde Öğeler ve İlişkiler Ağı [18]

Kırsal turizm alanlarının geliştirilmesi için oluşturulan altyapı çalışmaları ile ilgili stratejik planlar ve projelerde yer alabilecek farklı modeller bulunmaktadır. İlgili bölgenin coğrafi yapısı başta olmak üzere, sanayideki gelişmişliği, işgücü ihtiyacı ve altyapısal durumu gibi faktörler göz önüne alınarak aşağıdaki modeller kullanılarak kırsal turizmi geliştirme çalışmaları yapılabilir ;
Deniz Feneri Modeli
Bu modelde yeni iş olanakları oluşturma ve hizmet sunmak için geniş kapsamlı bir turizm projesi hazırlamak gerekir. Lider bir girişimci öncülüğünde gerçekleştirilmesi mümkün olan bu modelde, girişimci kırsal bölgedeki önde gelen aile bireylerinden olabileceği gibi dışarıdan bir yatırımcı da olabilir. Ekonomik olarak hedeflere ulaşılması için girişimcilerin işbirliği yetenekleri olmalıdır. Girişimcilerin, çiftçiler ve diğer tedarikçiler ile ürünleri entegre ederek kazan-kazan anlayışı içerisinde bir işletme planı oluşturmalıdırlar. Kısa vadede kâr elde etme amacından ziyade, bölgesel işbirliği ile uzun vadede başarı sağlanması, ekonomik ve sosyal refahın sürdürülebilir olmasını beraberinde getirir. Bütün bu unsurlar dikkate alınarak oluşturulan işletme adeta bir deniz feneri gibi diğer girişimcilere de yol göstererek bölgenin kırsal gelişiminde pay sahibi olacaktır.


Küçük Ölçekli Arazi Kullanım Modeli


Birçok çiftçi, işletmecisi veya sahibi olduğu çiftliğinde çeşitlendirmeye giderek ekonomik yararlar elde edebilir. Ancak öncelikle birtakım yapısal değişiklikler ile çiftliklerini, turizm hizmeti verecek şekilde dönüştürmeleri ve ziyaretçilerin kişisel güvenlikleri için konaklanacak mekânların tasarımlarını dikkatlice yapmaları gerekir. Bir taraftan tarım faaliyetleri ile uğraşan aile, diğer yandan turizm ile ilgili hizmetleri de eksiksiz biçimde yerine getirmelidir. Bunun için, girişimcinin hem tarımsal hem de turizm kaynaklı geniş bir bilgiye ve vizyona sahip olması gerekir. Oluşturulan turistik ürünlerde çeşitlilik sağlamak için bir ana girişimcinin yanı sıra bölgede birkaç çiftliğin daha bulunması ve birbiri ile iletişim halinde kırsal turizm faaliyetlerini yürütmesi gerekir.

Bölgeleme Modeli


Kırsal alanların sahip olduğu zengin doğal kaynakların turizm faaliyetlerine açılmadan önce gerekli koruma planları ve sertifikaları ile güvenliğinin sağlanması gerekir. Korunan alanlar (milli parklar veya doğal yaşam parklar vb.) gibi çeşitli kategorilere ayrılan bu alanlar ön plana çıkarılarak söz konusu kırsal turizm bölgesi marka haline getirilebilir. Korunan alanlarda hem ekolojik çeşitliliğin devamı hem de bu alanların toplum yararına ekonomik amaçlı kullanılması için sürdürülebilir arazi kullanımı esaslı bir model oluşturulması gerekmektedir. Çeşitli doğal parkurlar oluşturularak rehberli turlar düzenlenmesi, turizm girişimcileri arasında işbirliği toplantıları, ortak bir yöresel veya bölgesel marka ile logo oluşturma çalışmaları gibi pazarlama faaliyetleri bu kapsamda yapılması gereken başlıca çalışmalara birer örnek teşkil eder.

Tematik Model


Bu modelde, çoğunlukla mevcut yapılar, binalar, kültürel, dini ve geleneksel varlıklar kullanılır. Bu kaynaklara bağlı olarak geliştirilen turizm ürünü yeni bir turizm pazarı oluşturarak kırsal turizm faaliyetlerine çeşitlilik kazandırır. Örneğin; Kale Yolu, Peynir Yolu, Tarihi Demir Yolu, Şarap Yolu vb. tipik örnekler bu kapsamda yer alır. Bu temalar ile kırsal bölgenin daha arka planda kalmış ve kendine has özellikleri olan yönleri de ziyaretçilere sunulur. Tarihi bahçeler, dağ evleri, peynir yapımı, üzüm bağları gibi geleneksel kültür unsurlarına dayalı özellikler, bölgenin kısa sürede marka haline gelmesine katkı sağlayacaktır. Ayrıca bu modelde tüketici deneyimleri üst seviyeye çıktığı için ekonomik getiri daha fazla olacaktır.
Yukarıda anılan modellerden herhangi birinin uygulanmasındaki öğeler ve öğeler arasındaki ilişkiler şekil 2’de şematik olarak gösterilmektedir.

Kırsal turizm konaklamaları genelde bölgenin geleneksel mimari yapısına uygun ve doğal çevreye zarar vermeyen yapılarda gerçekleşmektedir. Bu yapılarda yaşamlarını sürdüren kırsal halk, bir yandan günlük tarımsal uğraşlarına devam ederken kırsal turizm hizmeti de verirler [5]. Kırsal halkın tarımdan tamamen vazgeçip sadece turizm hizmeti vermesi nadir görünen bir durumdur.
Kırsal turizm, turizm sektöründe ürün çeşitlendirme veya bölgesel turizm ürünlerinin farklılaştırılması için çok elverişli bir alandır. Ancak hizmet kalitesi standartları, pazarlama, ürün gelişimi ve ekonomik başarılar bölgesel ve ulusal anlamda önemli değişiklikler gösterebilir [17].

KAYNAK: Sinop İlinin Kırsal Turizm Potansiyeli ve Geliştirilmesine Yönelik Öneriler

Türk Bilimsel Derlemeler Dergisi 7 (2): 45-54, 2014
ISSN: 1308-0040, E-ISSN: 2146-0132, http://www.nobel.gen.tr

tamamını linkte bulabilirsiniz:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/417921

 

Etiketler: , , , , ,

EFLATUN’UN “KURBAĞA”SI SİNOPE’DEN SİNOP’A

20.05.2021- BİLKE

Fulya ÜSTÜN DEMİRKAYA, Ömer İskender TULUK

Eflatun, antik dönemdeki ismi Pontos Euxeinos olan Karadeniz’in kıyıları boyunca sıralanmış kolonileri bir havuzun etrafında oturan kurbağalara benzetir. Ona bu benzetmeyi yaptıran, Miletoslular’ın tüm Karadeniz kıyısı boyunca kurdukları doksan kadar kentin varlığıdır.

RESİM:William G. Alan’a göre Antik dönemde Sinop (Delaney, 1960).

Bunların çoğu emporion düzeyini aşamamışken, Sinope, Amisos, Kerasus ve Trapezus kentleri zamanla önemli birer yerleşim alanı olmuşlardır (Işık, 2001).

Hiç şüphe yok ki Sinop, yarımada ile ana karayı birbirine bağlayan bir berzahta yer alan konumu nedeniyle antik dönem insanı için olağanüstü bir yerleşim alanı olarak görülmüştür. Doğu’ya doğru uzanan yarımada, Güneydoğuya bakan derin ve demirlemeye olanaklı limanı, kuzeybatı, kuzey ve doğu rüzgarlarından koruyan bir yapıya dönüştürmüştür. Bu karakteristik oluşum kente, Karadeniz kıyısı boyunca var olan tek doğal liman olma özelliğini kazandırmıştır.

Bıjışkyan seyahatnamesinde bunun altını çizer: Karadeniz’de liman denilen pek çok yer bulunmasına karşın kışlık limanların çok az oluğunu, en büyük ve en iyisinin Sinop limanı olduğunu söyler. Kentin ikinci emin doğal limanı ise kuzeybatısındaki Ağlimanı’dır (Akliman); ancak yeterince geniş değildir (Bıjışkyan, 1998).

İşte bu nedenledir ki Sinop, ilk kolonist girişimlerle birlikte zamanla coğrafik ve stratejik konuma da sahip olmuş, iki doğal limanı ile Anadolu’nun kuzey bölgesinde bir liman şehri olarak tarihin hemen her döneminde önemini korumuştur. Dahası, Anadolu’dan Karadeniz’e belli başlı çıkış yerlerinden birisi olması, hemen karşısında yer alan Kırım Yarımadasıyla bağlantı noktası konumunda olması bu önemini daha da artırmıştır (Demir, 2001).

Bu, kentin ilk kolonist hareketlerden başlayarak sürekli yerleşim alanı olduğu ve sürekli imar edildiği anlamını

taşımaktadır ki, farklı dönem ve kültür katmanlarının izlerini bugün kentin fiziksel dokusu üzerinden kısmen de olsa okumak olasıdır. İşte bu çalışmada bir bakıma kentin fiziksel okumasının gerçekleştirildiği söylenebilir. Kentsel doku üzerinde gözlenen aşikar bu izlere ek olarak tarihsel yazılı kaynaklarda geçen bilgi ve bilgi kırıntıları, bu fiziksel

okumayı olanaklı kılan diğer önemli kaynaklar olmuşlardır.

ARAŞTIRMA: Fulya Üstün (2008) tarafından, Yrd. Doç. Dr. Ömer İskender Tuluk danışmanlığında hazırlanan “Tarihsel Kaynaklara Göre Sinop Şehrinin Fiziksel Gelişimi (Antik Dönemden 19. Yüzyıl Sonuna Kadar)” başlıklı yüksek lisans tezi temel alınarak hazırlanmıştır.

 
Yorum yapın

Yazan: 20 Mayıs 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , ,

YIL 1967 DIMDIMI YAPTIM

16.05.2021- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Kız çocukları hanım, hanım evde oturmalı, ailenin hizmetini görmeli anlayışının yaygın olduğu yıllardı. Kız kısmı, hiç sanat ve müzikle ilgilenir miydi, amannnn ne kadar ayıp bir şeydi bu. Oysa insanın içindeki potansiyelin gücünü kim durdurabilir, buna kimin gücü yeterdi.  

Musical instruments icons in the form of a circle over white background

 10- 12 yaşlarında idim. Rüyalarımda, kendimi hep keman ya da piyano çalarken bulurdum. Babam her hafta sonu ailece bizi sinemaya götürürdü. Yazlık, kışlık sinemalarda, her film değişiminde ailece yeni film izlerdik.

Enstrümanları, sinemada izlediğim filmlerde görmüştüm. Bir müzik aletini elime alıp çalmak, aşktan da öte bir şeydi benim için. Sokakta yürürken bir müzik sesi duysam, ayaklarım gayri ihtiyari yan piri yan piri sese doğru yönelirdi. Yanımda kim varsa,  bana “doğru yürüsene” derdi.

İçimdeki aşk susmuyor, dışarı çıkmak görünmek istiyordu. Bir gün bahçemizdeki tahtalar arasından 20 cm eninde bir metre boyunda tahta seçtim. Yaşım küçük, tahtayı temizlemeye çalışıyorum. Kimse bana karışmadan;

“gene ne icat çıkarıyorsun bırak” demeden tamamlamak için uğraşıyorum. Kalbim hızlı hızlı atıyor, aklımda tasarladığım müzik aleti, onu yapmaya çalışıyorum.

 Babamın zımparalarından alıp zımparaladım tahtayı. Parmaklarım acıdı ve yoruldum ama vazgeçmedim. Kimse engel olmadan, yarım kalmadan bitirmeliydim. Her an birisi gelmeden, bırak şu işi demeden bitirmeliydim. Annem,

“kızım ne yapıyorsun gel” diye seslendi, ama iç sesimden başka her şeye kapatmıştım kendimi. Konuşulanları duymadım, yapmaya çalıştığımı da anlatmadım.

Tahtayı zımparaladıktan sonra, yirmi santimetre karesini işaretledim. 20×20 gövde olacaktı. Sap olacak kısmını da çizdim. Sıra kesmeye gelmişti. Testere kullanmayı becerecek yaşta değildim. Ne babam verirdi, ne de ellerim kavrardı. Çaktırmadan mutfaktan bıçak aldım ve sırtına taş parçası ile vura vura tahtanın sap ve gövde kısmını çizdiğim yerlerden ayırmaya çalıştım. Kafamdaki sap ve gövde oluşmuştu.

Şimdi bu tahtaya ses vermeye gelmişti sıra. Babamın malzemeleri arasından cam çivileri buldum. Onları tahtanın üst ve alt ucuna belli aralıklarla çaktım. Ağabeyimin balık oltalarındaki misinaları, çaktığım çivilere bağlamaya çalıştım. Ellerim kesildi, misinaları gerdikçe kesilen yarıklardan içeri giriyor, yaralar daha da açılıyor ve kanıyordu. Acıya aldırmadan devam ettim. Fazla geremediğim için teller gevşekti. Çalmayı deneyeceğim için nasıl heyecanlanıyordum, kalbim öyle hızlı atıyordu ki, sanki yerinden fırlayacak gibiydi. Önce okul parçalarını çalmaya başladım, sonra günün sevilen şarkı ve türkülerini. Çalıyordum, çalıyordum hem de söyleyerek eşlik ediyordum.   

Annem gördü,

hiç arkadaşların arasında senin gibi birisi var mı, herkesin kızı hanım hanım el işi yapar, bizim kız DIM DIM peşinde; Deli kız Allah işini mi kurutttu” dedi.

Benim yaptığım sazın adı da o günden sonra DIM DIMI oldu. Ağabeyim de dım dımının gövdesine ses yayılsın diye o zamanın VİTA tenekesinden gövde yaptı. Artık çalıyor söylüyordum. canım babam, orta 2. sınıfa geçtiğimde, benim tutkumu görünce bir akşam eve CURA BAĞLAMA ile geldi. artık dünyalar benim olmuştu.

1500 yıllık mağarada bulunan saz, benim dımdımının şimdi fotoğrafı da yok kendisi de.

 

Etiketler: , , , , , , ,