RSS

SİNOP’TA KESTANELİ İÇ PİLAV

14.02.2021-BİLKE

Kestaneli İç Pilav-SİNOP’UN KÜLTÜR COĞRAFYASI- Seyfullah GÜL

foto: sinopkulturturizmi.wordpress.com/kestaneli‐ic‐pilav/

Sinop’un yağış, sıcaklık ve toprak özellikleri ilin zengin bir bitki örtüsü varlığına sahip olmasında önemlidir. Bu bitki çeşitliliği içerisinde ise Sinop’un meşhur kestane ağaçları ayrı bir yere sahiptir.

Erfelek (Karasu) ve Ayancık ilçelerinde yoğunlukta olmak üzere Sinop, Türkiye kestane üretimi için önemli bir ildir. Zira Sinop TÜİK verilerine göre Türkiye’nin toplam kestane üretiminde 4. sırada yer almaktadır.

Özellikle bu ilde yetiştirilen Anadolu kestanesi (Castanea sativa Mill.) lezzetiyle kuzu kestanesi olarak adlandırılmıştır (Topçu vd., 2007:165).


Yöredeki kestane ağaçlarının varlığı, yöre için bir geçim kaynağı olma yanında beslenme kültürünün şekillenmesini de etkilemiştir. Zira kestane, yöre yemek kültüründe daha çok haşlama, kebap gibi çerezlik çeşitleriyle bilinse
de Sinop mutfağında hem katkı maddesi hem de ana malzeme olarak yerini almıştır.

Sinop’a özgü kestanenin ana malzeme olarak kullanıldığı yemelerden biri de kestaneli iç pilavdır. Malzemelerini kestane, kuşbaşı et, pirinç, soğan, nohut, kavrulmuş fıstık, kuş üzümü, badem, kekik, karabiber ve tuzun oluşturduğu bu yemeğin yapılışı kuşbaşı etin yıkandıktan sonra bir tavada yağsız olarak kavrulmasıyla başlar. Et suyunu çekince kekik, karabiber gibi baharatlar ile bir miktar tereyağı da tavaya eklenir ve et bir müddet daha kavrulmaya devam eder. Et pişince tuz eklenir ve tava ateşten alınır. Ayrı bir tencerede iki baş soğan tereyağı ile sararana dek kavrulur. Önceden suda bekletilip kabukları çıkarılan bademlerde, soğanların üstüne ilave edilir ve kavurma işlemi bademler kızarana kadar devam eder.

Pirinç sıcak suyla haşlanıp, soğuk suda yıkanır ve bademlerin üzerine eklenir. Bademle karışan pirinç tencere
içerisinde sürekli karıştırılarak kavrulur. Sırayla önce kuş üzümleri, sonra haşlanmış nohut ve kavrulmuş fıstık eklenir. Tencereye et, tuz ve karabiber de ilave edilir ve malzemeler pembeleşene dek kısık ateşte kavrulmaya devam
edilir. Sonra malzemeyi bir parmak geçecek kadar su eklenip pilavın pişmesi beklenir. Piştikten sonra demlenmeye alınan pilava haşlanmış ya da kavrulmuş kestaneler eklenip tencerenin kapağı kapatılır (Sinop İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü,
2018) (Foto 31‐32).

 
 

Etiketler: , , , , , ,

SİNOP İÇ KALE

12.05.2021-BİLKE

SİNOP’TA SELÇUKLU MİRASI-SELJUKS HERITAGE IN SİNOP-Zekiye TUNÇ & Arzu ÖZBEK

İçkale:

Fotoğraf. İçkalenin güneydoğudan hava fotoğrafı. Fotoğraf Türk Hava Kurumu tarafından çekilmiştir. (Sinop Arkeoloji Müzesi; Redford, 2014, s. 22)

Sinop Kalesi’nin ilk inşasının ne zaman başladığı hakkında kesin bilgi yoktur. Sinop şehrinin Miletler tarafından kurulması ile bu kalenin yapıldığı fikri ileri sürülmüştür (Ülkütaşır, 1949, s. 116-117). MÖ III. yüzyıl başlarında Pont Kralı Büyük Mihridates Sinop’ta mabet, tiyatro, darphane, saray vs. yaptırtarak buraya şehir havası katmış ve çevresine de kale yaptırmıştır (Ülkütaşır, 1949, s. 116; Gökoğlu, 1952, s. 151; Ünal, 2014, s. 298).

Sinop’ta art arda hüküm süren siyasi güçler yani Romalılar, Bizanslılar ve Türkler döneminde de kalede imar yapılmıştır (Ülkütaşır, 1949, s. 151).
Selçuklular, Sinop’u fethettikten sonra kalenin batı tarafında içkale inşa etmişlerdir. Kalenin surlarının yapımında eski dönem eserlerinden kalan sütunlar kullanılmıştır. Sinop’un fethi 1214 yılında olmasına rağmen şehrin alınmasında etkili olan komutanlar kalenin imarını bir yıl sonra bitirdiklerinde kendilerinin yaptırdıkları sahalara isimlerini, şehirlerini ve Sultan I. İzzeddîn Keykâvus’un ismini yazmışlardır (Ülkütaşır, 1949, s. 119).

İçkalenin tanımı ve şehirdeki konumu ile ilgili Ali Boran’ın eserinde şöyle bahsedilmektedir:

“Surlarla çevrili bir kentin en yüksek yerinde hükümdarın, beyin ya da komutanın oturmasına ayrılmış, en son savunma yeri olan kale bölümü; bâlâ hisar ve erek de denir. Surlarla muhat bir şehir veya kasabaların içinde hâkim bir noktaya ayrıca yapılan ve hükümdar veya kumandanın oturmasına ve düşmanın surları halinde veya şehirde bir isyan zuhurunda çekilip müdafaa etmeye mahsus olarak yapılan ikinci kale. Buna öz Türkçede erk denir. Genellikle iç kaleler; şehrin en iç kesiminde ve en yüksek yerinde yer almaktadır. Surlarla çevrili iç kalede, yönetici sarayı, beylerin konutları, darphane, tutukevi ve ibadethane (cami-kilise) gibi yapılar yer almaktadır” (Boran, 2001, s. 8).


Sinop’taki içkale iki bölümden oluşmaktadır. Güney kısmında tersane, kuzeyinde ise askeri depo ve sultan tarafından yaptırıldığı düşünülen Kale Camii vardır (Kuru, 2001, s. 164; Esemenli, 1990, s. 50). İçkalede I. Alâeddîn Keykûbâd’ın emri ile bugünkü cezaevinin olduğu yerde tersanenin yapıldığı ileri sürülmektedir. Kırım’ı ele geçirmek için gemilere olan ihtiyaçtan dolayı gemilerin yapımı ve onarımının sağlandığı Sinop Tersanesi’nin (Redford, 2014, s. 91) 1220-1224 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir (Kuru, 2001, s. 165).

İçkalenin güneyinde bulunan tersane alanında 1885 yılında Sinop Mutasarrıfı Vasil/Veysel Paşa’nın yaptırdığı cezaevi vardır (Esemenli, 1990, s. 50-51; Kuru, 2001, s. 164). Yine bir görüşe göre I. Alâeddîn Keykûbâd, Kale Camisi’nin olduğu alana bir silah deposu yaptırmıştır (Kuru, 2001, s. 166).

Sinop İçkale Kitabeleri üzerine araştırma yapan S. Redford, 1215 yılında beş aylık bir sürede bitirilen 166 kitabenin (2014, s. 17) çoğunun asıl yerinde olmadığını tespit etmiştir. Sinop’un fethini takip eden 1215 yılının bahar ve yaz aylarında içkalenin onarımının yapılması sonrasında kitabeler yerleştirilmiştir.

Sinop İçkale inşasını yapanlar Türkiye Selçuklularına bağlı emir ve ileri gelen kimselerdir (Redford, 2014, s. 68-70). Sinop İçkale Kitabelerinde hiyerarşik bir düzenin olduğu gözlemlenmektedir. İçkalenin en itibarlı yeri olan kente bakan ve doğu kısmında sultan ile iki askeri valinin kitabeleri sergilenmektedir. Hiyerarşi, sultan üstte, sonrasında askeri vali, emirler ve küçük kentlerin askeri olmayan valilerine ait olan kitabeler şeklindedir. Bu emirler aynı zamanda kale burç ve duvarlarını onardıklarından varlık sahibi kimseler oldukları da gözden kaçmamaktadır (Redford, 2014, s. 73-75). Sinop’un fethi anısına yapılan içkale kitabeleri, aynı zamanda Türklerin cihat anlayışını anımsatan eserlerdir (Rogers, 1976, p. 83).
Sinop İçkale Kitabelerinde Selçukluların dünya görüşü hakkında bilgiler edinmemiz mümkündür. Selçuklular Türk cihan hâkimiyeti düşüncesini kitabelere nakşetmekle birlikte, kara ve denizlerde hâkimiyet kuran Orta Çağ’ın güçlü bir devleti olduklarını da belirtmişlerdir. Selçuklu sultanının İslamiyet’e olan bağlılığı da kitabelerde açıkça ifade edilmektedir (Redford, 2014, s. 149 vd.).

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Mayıs 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , ,

1200 YILLARINDA SİNOP

08.05.2021-BİLKE

SİNOP’TA SELÇUKLU MİRASI

ESKİ TÜRKİYE FOTOĞRAFLARI ARŞİVİ

“Zekiye TUNÇ-Dr. Öğr. Üyesi, Sinop Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü Öğretim Üyesi, ztunc@sinop.edu.tr, ORCID: 0000-0002-4308-0704”

“Arzu ÖZBEK-Öğretmen, Özel Öncü Çağdaş Özel Öğretim Kurumu, arzukaraahmetoglu@hotmail.com, ORCID: 000-0003-0348-9908”

Sa’deddin Mesʻud: Selçuklu döneminde yaşamış âlim, şair ve tabiptir (Turan, 1988, s. 156; Hasan b. Abdülmü’min el-Hôyî, 2018, s. 20). Hakkındaki bilgileri mektuplarından tespit edebiliyoruz. Sa’deddin Mesʻudʼun özel mektuplarının olduğu kitabında, dostlarıyla mektuplaştığı görülmektedir. Kitabındaki mektuplar Selçuklu devlet yönetimine dair bilgiler içermekle birlikte, dönemin sosyo-kültürel ve edebi hayatını da yansıtırlar (Turan, 1988, s. 156).
Sa’deddin Mesʻudʼun Sinop ile ilgili yazıları (Peacock, 2010, p. 115) Selçuklular zamanında şehrin durumu hakkında bilgi verdiğinden önemlidir. Eski Çağ yazarlarından Strabon’un doğa ve insanlar bakımından güzel olarak tasvir ettiği Sinop (Strabon, 2009, s. 23) için Sa’deddin Mesʻudʼ da benzer ifadeler kullanmıştır ve şehir ile ilgili yazdığı metinler şöyledir:

Latif, neşeli ve güzel bir yer olan Sinop beldesi hakkında ne denilebilir! İki deniz arasında bulunan bu şehrin toprağı amber ve havası misktir. Bağ bağ üzerine, dal dal üstüne, sofa sofa üzerinde, köşk köşk üstündedir. İnsanları zarif, tabiatları hoştur. Gönül bağlarlar ve âşina yüzlüdürler. Zemini cennet gibidir, orada âhû gözlü inciler vardır. Çocukları nar tanesine benzer; öpmek ve sarılmak için çok parlak, dudakları şeker ve yanakları naziktir. Pervin yıldızı onların incilerinden çok sönük bir hale gelir. Orada bulunan kızlar bedr-i tam gibidir ve her ne arzun var ise hâsıl olur. Her biri Tatar âhusûna benzer; zülüfleri misk gibi kokar; dudakları kırmızı gül çiçeğidir. Memeleri fildişi hokkasına benzer. Bunlar Rus, Alan, Rum; Kıpçak, Karluk (Ḫalluḫ) ve Keşmir dilberleri olup hepsi kendi güzelliğinde sultandır ve her birine can müştaktır. Boy ve bosları nârvan ağacı gibi olup gül yanaklı ve gümüş tenlidirler; endâmları mevzun, yüzleri güzel, bakışlarından da ne kadar lütufkârdırlar. Onlardan bir tane ele geçirirsen o anda bahtiyar olursun. Hoş şehirler vardır, ama Allah’ım böyle bir şehir nerede bulunur!” (Turan, 1988, s. 159-160).
Sa’deddin Mesʻudʼ Sinop için yine şöyle demektedir:

Burası şehir değil, meğer cennet imiş; toprağı amber, suyu baldır. Sağa sola koşan çocukları meleklere eş, âhû gözlüdür. Bunlar Rum, Kıpçak veya Uygur güzeli midir? Meğer burası Çin yolu üzerinde bir put-hâne imiş. Leylâ olur, mecnun gibi söyler: O hoş Husrev, o güzel Şîrîn budur!. Bu şehirde ne din kalır, ne dünya; dünya yoksa dinin yeri nedir?” (Turan, 1988, s. 160-161).
Sa’deddin Mesʻud’un şiirlerinde kozmopololotik bir şehir olarak gördüğümüz Sinop’ta yaşayan milletler şunlardır: “Rus, Alan, Rum, Kıpçak, Karluk (Ḫalluḫ) ve Keşmir” (Peacock, 2010, p. 115; Turan, 1988, s. 159-160). Orta Çağ kaynaklarında “Âşıklar Adası” manasına gelen Cezîret ül-ʿuşşak lakabının Sinop için kullanılması Sa’deddin Mesʻud’un şiirlerindeki temaya uygun görülmektedir (Turan, 1988, s. 161).

 
2 Yorum

Yazan: 08 Mayıs 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , ,

YAKUPAĞA KONAĞI GERZE

06.05.2021- Dr. Seyfullah GÜL SİNOP’UN KÜLTÜR COĞRAFYASI


Sinop ili Gerze ilçesi Çarşı mahallesinde bulunan ve 20. yüzyıl başlarına tarihlenen Yakupağa Konağı, iç planı, iç mekânlarında görülen renkli kalem işi bezemeli süslemeleri, tavan eteklerindeki manzara resimleri ile Anadolu genelinde eşine az rastlanılan sivil mimari örneklerinden birisidir.

YAKUPAĞA KONAĞI- restorasyondan önce

Konağın sahibinin tomruk kereste ticareti ile uğraşan bir tüccar olmasından dolayı konağın yapımında kullanılan fırınlanmış keresteler Romanya’dan Gerze’ye ulaştırılmıştır. Zira ticari anlamda Yakup Ağa’nın, Rusya ve Romanya bağlantıları söz konusudur. Bu bağlantının konağın yapımına ve mimarisine etki ettiği bir gerçektir.
Ayrıca konağın görkemli hali, Gerze’nin 20. yy. başlarında iktisadi durumu hakkında önemli ipuçları vermektedir (Sinop Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü,2018).


Konut, girişle birlikte üç katlıdır. Giriş duvarları moloz taşla örülü olup üst kat cephe duvarları bağdadi tekniğinde yapılmış ve üzeri sıvalıdır. Yapının tüm pencereleri giyotin çerçevelidir. Üzeri kırma çatılı olup alaturka kiremitle
örtülüdür. Yapının ön cephede giriş katının üstünden başlamak üzere ahşap destekler üzerine oturtulmuş cephe boyunca çıkma mevcuttur. Aynı zamanda ön cephede üst kata ait üçgen alınlıklı bir balkon vardır. Yine cephede simetrik olarak iki giriş kapsı bulunmaktadır. Bina iç kısmı sonradan ikiye bölünmüştür.
Girişte dana önceleri ahır, odunluk, kömürlük ve kiler olarak kullanılan bölümler bugün ticari amaçlı kullanılmaktadır .

Bu dükkânların üstünde her iki tarafta da bir sofa, 2 oda, tuvalet, lavabo ve ocak yer almaktadır. Buradan yan taraflarda bulunan ahşap merdivenlerle ikinci kata çıkılmaktadır. Her iki tarafta da bir sofa, 2’şer oda vardır. Odalar genel olarak oturma, yatma, yıkanma ve yeme‐içme ihtiyacına cevap vermek üzere tasarlandığı için, dolaplara ve ocaklara da sahiptir.

Sol taraftaki bölümde merdivenin solunda küçük bir oda daha vardır. Ayrıca salon kısmında lavabo, tuvalet, gusülhane kısımları mevcuttur. Üst kat da plan olarak aynıdır. Sonradan ikiye bölünen yapının birbirlerine geçiş kapıları vardır. Yapının iç kısmında Sinop ilinde tescillenen ve koruma altına alınan konutların hiçbirinde olmayan zengin bir süsleme sanatı vardır.

Odaların tavanı, tekne tavan tekniğinde yapılmış olup, çeşitli renkte geometrik şekiller ve çiçek motifleri ile süslenmiştir. Ayrıca odalarda bulunan dolap kapaklarında geleneksel Türk mimarisini yansıtan süslemeler bulunur.

Seyfullah GÜL- Dr. Öğr. Üyesi, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, Turizm Fakültesi, Turizm Rehberliği Bölümü.

 

Etiketler: , , , , ,

YANGIN VAAAAAAAAR!

04.05.2021-A. Yaşar SARIKAYA

MAHALLENİN DELİSİ

İki katlı evin alt katı tutuşmuş yanıyor. Herkes panik içinde, yangın gittikçe büyüyor. Mahalleli ayakta, itfaiye aranmış merakla bekleniyor. Bağıran, çağıran, dedikodu yapan, üzülen, her çeşitten var.

Anne temizlik işine gitmiş, 3 çocuğunu evde bırakmış. Başlarında12 yaşında abla varmış. Çocuklar birlikte oynarken sobaya odun atmış. Sobanın üstünde çamaşır asılıymış. Sonra balkona geçmişler orada kalmışlar bir süre. Sobanın üstündeki çamaşırlar aniden tutuşmuş, yere düşmüş önce halı derken bütün eşyalar alev almış. Dışarı çıkmak için alevlerden geçmek gerekiyormuş. Abla, bir yol bulup kardeşlerini kurtarıp alevlerden çıkarmış, ama kendisi içeride kalmış.

Yangın gittikçe büyüyor, üst katta oturan evime sıçrayacak diye korku içinde, feryat figan yangını seyrediyor. İtfaiye sesi geldi, ama itfaiye ortada yok. Neyse birazdan göründü. Ama o da ne, itfaiye park eden özel araçlardan geçemiyor. Yangın aldı başını gidiyor. Herkes tedirgin. Kalabalık gittikçe arttı. Elinde çekirdek çıt çıt çitleyip,  bir taraftan da yangını sinema seyreder gibi izleyen de var, slogan atan da.

yan- gın bu-ra-da dev- let- ne-re- de

Yangın burada devlet nerede” diye bağırıyorlar.

12 yaşındaki kız içeride, yahu hiç mi vicdanlı biri yok. Etmeyin eylemeyin. Çekirdek çitleyenler, elinde telefonla videoya alanlar, bağıranlar, 3 çocuk evde bırakılır mı yuh kadına diyenler var. Var da var yani, ama bir tek yardım eden yok.

Neyse mahallenin delisi dedikleri biri var. Aslında adamda, mahallelinin toplam aklından  fazlası var eksiği yok. Adam baktı seyreden seyredene, komşulardan battaniye istedi. Yalvar yakar buldu, bir kova da su istedi. Isladı battaniyeyi kafasından başlayarak doladı vücuduna. Daldı içeri, herkes heyecan içinde. İtfaiye acı acı siren çalıyor, araç sahipleri yok meydanda. Artık itfaiyeciler uzaktan seslendi kalabalığa

“ yahu yok mu yardım eden, gelin şu arabaları kaldırıma alalım”.

3 araba, az da değil. Ha gayret, tuttular arabayı zar zor çektiler kaldırımın üstüne. Yol açıldı, itfaiye arabası geçti. Su sıkmaya başladı, o sırada mahallenin delisi dedikleri var ya, abla kucağında çıktı alevler arasından.

İtfaiye yangını söndürdü. Çocuklar ambulansla hastaneye gitti. Vizyondaki sinemanın seyircileri dağıldı. Yerde çekirdek kabukları kaldı…

 
 

Etiketler: , , , , ,

GÜNÜN ANLATISI

02.05.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Anlatalım birbirimize, küçük de olsa değerli şeyleri anlatalım. Yazarak, çizerek, fotoğraflayarak, konuşarak anlatalım. Yeni kuşaklar, sanal dünyada kaybolurlarken belki bir küçük deneyimimiz de onlara ulaşabilir. Bilişim teknolojilerini kullanırken, onların bilgisinin bize ulaştığı gibi.  

Televizyon programlarında, insanların kendini ifade etme biçimi ve seviyesi düştükçe düşüyor. Öldürülen, kaçırılan, satılan, dövülen kadınlar ve insanlar, bu programların reyting kapısı. Sistem öyle acımasız işliyor ki, insanları kendi çarkının içinde keyfince döndürüyor, rant için.

Sorunların temeline inme görevi yetkili ve ilgili kurumların. Bu insan manzaralarını görmezden gelen sistemin, daha büyük sorunlara yol açacak korkusunu taşıyor ve üzülüyoruz. İster doğuda, ister batıda, ya da kuzeyde ve güneyde, ülkemizde yaşayan bütün insanların refah içinde yaşaması beklentimiz.

 Gelir dağılımındaki dengesizlik canlar yakmasın desek de yakıyor. Okuma fırsatı olmayanlar, temizlik, çöp, hamallık, hurdacılık ve diğer ağır işlerde ömür boyu çalışıyor. Hatta bu işlere bir sınıf mahkum ediliyor. 12 yaşında dağa kaçırılan çocuk teröre kurban oluyor.

Çocuk eğitimi, çocuk gelişimi çok ihmal edildi çok. Çocuğa aklını kullanmayı, kendini tanımayı öğreten sisteme ihtiyacımız var.  Çocuklar ülkemizin geleceği; kısa vadeli siyasi hesapların kurbanı olmasınlar. Siyaset, insanların zevk için, inat için, dediğim dedik için kullandıkları alan olma yolunda. Ortak paydada buluşalım ki toplumun ihtiyaçları karşılanabilsin. BİLKE

 

Etiketler: , , , ,

RAMAZAN YARDIMLARINIZA TEŞEKKÜRLER

01.05.2021-BİLKE

Köylerde öğrencilerimizi ve ailelerini ziyaret ediyor, koşulları yerinde görüyoruz

13 yıldır çiftçi, inşaatçı, temizlik işlerinde çalışan ve öğrenci okutanlarla birlikte yol alıyoruz. Yatılı Bölge okullarından Sinop Anadolu Öğretmen (yeni adı Sarı Saltuk) Lisesi, Sinop Anadolu Lisesi, Sinop Fen Lisesini kazanan ve kriterlerimize uyan öğrencilerle BİLKE buluşmasını okul idarecileri ve öğretmenleri sağlıyor. Liseden alıyor ve üniversite bitene kadar destek oluyoruz.

Kuruluşumuzdan bu güne sürdürdüğümüz EĞİTİME DESTEK mücadelemizde derneğimizi destekleyen emeği geçen herkese teşekkür ederiz.

İşsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik gün geçtikçe artıyor. Öğrencilerimiz ve ailelerinin durumlarına çok yakından tanık oluyoruz. Hedefleri çalışmak, çalışmak, yalnızca çalışmak oluyor ve durmadan çalışıyorlar. Gençlerimizin Cumhuriyetin bekçisi olacak sağlıklı bireyler olmaları için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.

Dernek binası ve tüm dernek harcamalarını finanse eden 90 yaşındaki Kezban SARIKAYA’ya da teşekkür etmeden geçemeyiz. Ramazan için teslim edilen emanetlerinizi yerli yerine ulaştırdık. Hepinize teşekkürlerimizi sunuyoruz.

BİLKE-BİLKE-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Mayıs 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , ,

EŞEK KAPI YER Mİ? YEDİ VALLAHA

30.04.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Dışarıda lapa lapa kar yağıyor, ben de ahşap köy evinden dışarıyı seyrediyordum. Yukarıdan aşağıya inen kar taneleri değil de sanki notalardı. Portenin, arştan yeryüzüne kadar inen beşlisi üzerinde notalar yerleşiyor, melodileri de yüreğime iniyordu. Beni benden alıyor, senfoni orkestrasının konserine götürüyordu.

      “Ayşe Hoca, gız Ayşe Hoca”

Birden bu sesle irkildim, Ümmehan’ın sesiydi bu. Okula en yakın evin bir odasında kalıyordum. Ümmehan evin en büyük kızı idi, Hacer Teyze’nin ineği doğum yapmış ne olur beni de oraya götür demiştim.

“Efendim” dedim.

      “Babam çığır açtı, Hacer Yenge’ye gidiyon, geliyon mu?

       “Biraz bekle, geliyorum” dedim.

Hazırlandım, çıktık. Siyah lastik çizmelerimi giydim. Eğer çığır açılmasa, kar kesinlikle çizmeden içeri dolardı. Neyse ki komşu yakındı ama kar bizi bir hayli oyaladı. 15 dakika sonra eve geldik.

Ümmehan mert yürekli bir kızdı. Açtı kapıyı, daldı içeri. Ben kapıda bekliyorum, Hacer Teyze,

       “ gel hocanım kızım” dedi.

Girdim, sevimli buzağı evin içinde değil mi? Ocak ateşi çıtır, çıtır yanıyor, buzağı da evin içinde dolaşıyordu, sevdim doyasıya. Teyze bu soğukta buzağı üşümesin diye eve getirmişti. Buzağı büyüyecek, inek olacak süt verecek, teyze yoğurt yapacaktı. Ayran yayıp ondan da yağ çıkaracaktı. Köy yerinde kıymetliydi buzağı.

Bizim köy kadınlarımız taşı sıksa suyunu çıkarırlardı. Ne kadar çalışkan, ne kadar dayanıklıydı kadınlarımız.

Ümmehan,

“Hacer Yenge odunu ne ettin” dedi.

“Kızım oduna gidemedik, mısır köklerini edivedim, unları yakıyon” dedi.

Her taraf çam ormanıydı ama çam ağacı kesmek yasaktı. Diğer ağaçlar da her yıl odun ihtiyacı için kesildiğinden, kalın değildi. Köylü dağdan odun diye çalı çırpı getiriyordu. Odunlarını sonbaharda hazırlayanlar, kışın rahat ediyorlardu. Hazırlamayanlar da işte Hacer Teyze gibi mısır köklerin yakıyordu.

Ben buzağıyı seviyordum, birden Ümmehan’ın kahkahası yükseldi.

“Ne diyon Hacer Yenge doğrumu”

Ben anlamadım, kulak kabarttım.

“ Doğru kızım doğru, kar doldurunca eşeğe iki gün yal vemedim. O da acıkmış damın kapısını yemiş” dedi Hacer Teyze.

Eşeğin kapıyı kemire kemire karnını doyurmasına çok üzülmüştüm. Ümmehan bu olayı daha sonra konuşup konuşup gülecekti. O konuştukça gülecek, benim de yüreğime bıçak saplanacaktı.

 

Etiketler: , , ,

SAVAŞTAN UZAK

Günün ışığı aydınlatırken doğayı, aklın kapılarından da içeri girsin. Gönüller aydınlansın, yanlış ile doğru, ak ile kara, iyi ile kötü seçilsin aydınlıkta. Kavgadan, düşmanlıktan, savaştan uzak UYGARLIĞA DOĞRU….

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Nisan 2021 in GÜNÜN ANLATISI

 

Etiketler: , ,

6 YAŞINDA KÜÇÜK BİR KIZDI

27. 04.2021-A.Yaşar SARIKAYA

6 yaşında küçük bir kız çocuğuydu. Kimsesi yoktu, uzak akrabalarından biri getirdi yuvaya ve nöbetçi öğretmene teslim etti. Sevimli yavrucuğun ayağında çiçekli Boyabat şalvarı, başında da yazması vardı. Yırtık şalvar, el teyeli ile dikilmiş yama üstüne yama doluydu. Üstünde ise bayağı eskimiş bir kazak.

Elinden hiç bırakmadığı küçük bez torba içinde, salkımlarından ayrılmış, gelene kadar da epeyce ezilmiş üzüm taneleri, birkaç tane ceviz ve bir parça da ekmek vardı.

40 yıl önce, yurt öğretmenliği, biz öğretmenlere unutamayacağımız deneyimler yaşatmıştı. Küçük kızın o sahnesi ne zaman aklıma gelse, küçüklüğün içindeki büyüklüğün gücünde kayboluyordum.

Akrabası bıraktı gitti, nöbetçi öğretmen de çok yakından ilgilendi.

“Yeni giysiler giyelim mi kızım” dedi.

“Giymem” dedi kız.

Öğretmen mümkün değil ikna edemedi. Küçük kız yuvasının, anasının, babasının kokusunu, anılarını taşıyan giysilerini çıkartmak istemiyordu. 6 yaşında bir çocuk, trafik kazasında anasını babasını kaybetmiş, hayatta kimsesi kalmamıştı. Bildiği sevgiler tümüyle yitmiş, yabancı hiç bilmediği bir yere getirilmişti. Tüm sevgiler yüreğinde koskocaman olmuş, onları küçücük bedeninde taşıyor, dışarıya da yansıtıyordu.

Banyo gününde, arkadaşları ile birlikte banyoya girince giysileri çıkarmak zorunda kalmıştı. Artık giysiler de yıkanacaktı. Banyodan çıkınca hemen giysilerini aradı. Banyo annesi,

“yıkadım kızım, kuruyunca buradan alırsın” dedi. 

Yeni giysilerini giydirdi banyo annesi şefkatle, sevgiyle. Artık eski giysilerini unutur diye düşünüyorduk. Hiç de öyle olmadı.

Yuvada yıkanan ve kuruyan çamaşırlar giysi odasına gelir, oradaki görevli anne onları tasnif eder, ütüler, katlar, raflara koyardı. Bizim kız o odaya girip, günlerce kendi eski giysilerini aradı. Katlanmış, raflara konmuş çamaşırları da dağıtarak. Anneler, öğretmenler hepimiz, onun yüreğindeki kocaman sevgiyi eşleştirdiği küçük giysilerine veda edeceği günü saygıyla bekledik.    

 

Etiketler: , , , , , ,