
Günün ışığı aydınlatırken doğayı, aklın kapılarından da içeri girsin. Gönüller aydınlansın, yanlış ile doğru, ak ile kara, iyi ile kötü seçilsin aydınlıkta. Kavgadan, düşmanlıktan, savaştan uzak UYGARLIĞA DOĞRU….
27. 04.2021-A.Yaşar SARIKAYA
6 yaşında küçük bir kız çocuğuydu. Kimsesi yoktu, uzak akrabalarından biri getirdi yuvaya ve nöbetçi öğretmene teslim etti. Sevimli yavrucuğun ayağında çiçekli Boyabat şalvarı, başında da yazması vardı. Yırtık şalvar, el teyeli ile dikilmiş yama üstüne yama doluydu. Üstünde ise bayağı eskimiş bir kazak.
Elinden hiç bırakmadığı küçük bez torba içinde, salkımlarından ayrılmış, gelene kadar da epeyce ezilmiş üzüm taneleri, birkaç tane ceviz ve bir parça da ekmek vardı.

40 yıl önce, yurt öğretmenliği, biz öğretmenlere unutamayacağımız deneyimler yaşatmıştı. Küçük kızın o sahnesi ne zaman aklıma gelse, küçüklüğün içindeki büyüklüğün gücünde kayboluyordum.
Akrabası bıraktı gitti, nöbetçi öğretmen de çok yakından ilgilendi.
“Yeni giysiler giyelim mi kızım” dedi.
“Giymem” dedi kız.
Öğretmen mümkün değil ikna edemedi. Küçük kız yuvasının, anasının, babasının kokusunu, anılarını taşıyan giysilerini çıkartmak istemiyordu. 6 yaşında bir çocuk, trafik kazasında anasını babasını kaybetmiş, hayatta kimsesi kalmamıştı. Bildiği sevgiler tümüyle yitmiş, yabancı hiç bilmediği bir yere getirilmişti. Tüm sevgiler yüreğinde koskocaman olmuş, onları küçücük bedeninde taşıyor, dışarıya da yansıtıyordu.
Banyo gününde, arkadaşları ile birlikte banyoya girince giysileri çıkarmak zorunda kalmıştı. Artık giysiler de yıkanacaktı. Banyodan çıkınca hemen giysilerini aradı. Banyo annesi,
“yıkadım kızım, kuruyunca buradan alırsın” dedi.
Yeni giysilerini giydirdi banyo annesi şefkatle, sevgiyle. Artık eski giysilerini unutur diye düşünüyorduk. Hiç de öyle olmadı.
Yuvada yıkanan ve kuruyan çamaşırlar giysi odasına gelir, oradaki görevli anne onları tasnif eder, ütüler, katlar, raflara koyardı. Bizim kız o odaya girip, günlerce kendi eski giysilerini aradı. Katlanmış, raflara konmuş çamaşırları da dağıtarak. Anneler, öğretmenler hepimiz, onun yüreğindeki kocaman sevgiyi eşleştirdiği küçük giysilerine veda edeceği günü saygıyla bekledik.
26.04.2021-BİLKE

1- İÇ HUZUR
En iyi terapistlerden, yaşam koçlarından eğitim alabilirsiniz. Ama iç huzur asla bunlarla ilgili değildir. O kendinizi keşfetmek ile ilgilidir.
2- BİLGİ
Para kitap satın alabilir. Ama gerçek bilgi onu yaşamak ve deneyimlemek ile olur.
3- SAYGI
Çoğu lider, bilim adamı, sanatçı parasızdı ama saygındılar.
4- HAYALLER
Herkes hayallerini gerçekleştirecek şeyin para olduğunu düşünüyor. Ama para hayallerinizi gerçekleştirdikten sonra gelecek olan şeydir.
5- SAĞLIK
En iyi hastanelerde el üstünde tutulsanız bile yine de şifa bulamayabilirsiniz.
7- DOST
Para dalkavuklukta profesyonelleşmiş insanlar satın alır. Gerçek bir dost ise paranın alabileceği bir şey değildir.
8- AŞK
Aşk; bambaşka bir şeydir.
9- ZAMAN Para ile satın alınamayacak kadar kıymetlidir.
10- MUTLULUK
Eğlenceyi satın alabilirsin. Ama mutluluk ise gerçekte sizinle ilgilidir.
Netten Alıntı
23.04.2021- BİLKE
Evet sevgili okurlar; biz dernek çalışmalarımıza çocuklarla başladık. Atölye çalışmalarımıza katılan çocuklar gitar, bağlama, org ve şan derslerinden faydalandılar. Kursa katılan iki çocuk, YBO öğrencilerinden bir kişiye burs kaynağı oldu.
Atölye çalışmaları sonunda mutlaka etkinlik düzenledik. Etkinlikler, projelerimizin tanıtımı oldu. Biz ders verdik, çocuklar kursa katıldı, veliler de köy öğrencilerini desteklediler. Çalışmak, üretmek ve paylaşmak ilkemiz oldu.
O günlerden bu günlere üniversitelerden 3- 4 mezun verdik. Derneğimizin EĞİTİM PROJESİ temelini atan çocuklar ve ailelerine minnettarız.
23 NİSAN çocuklara armağan edilen ilk ve tek bayram. Egemenlik ve çocuk bayramı olması, her kesimden insanın yüreğinde çocuk saflığı ve masumiyetini anımsatıyor. 12 yaşında askere giden ve dönmeyen masum yavrularımızı düşündürüyor.
100. yıl için hazırladığımız videoda, atölye çalışmalarımızdan kareler yer alıyor. TRT Çocuk Korosu eşliğinde, BİZİM
ÇOCUKLAR ATÖLYE ÇALIŞMALARINDA:


Milli bayramlarımızın değerini bilmek ve hep yaşatmak dileğiyle. BİLKE** BİLKE** BİLKE
22.04.2021-BİLKE
ŞAMANİZM VE GÜNÜMÜZDEKİ KALINTILARI
Uygur Toplumundaki Tabular Üzerine -Samire MÖMİN 1
ÖZET
Çağlar içerisinde zengin bir tarih ve kültürü kendinde barındırmakta olan Türk toplumlarında
karşılaştığımız olgular çok yönlü gözükmektedir. Sosyal hayatımızda da eski Türk yaşantılarının izlerine
rastlanmaktadır. Özellikle eski inanç yapılarının etkileri üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Ancak
Şamanizmin bir din mi, yoksa kökü tarihin derinliklerine kadar inen bir kültür mirası mı olduğuna henüz
kesin bir karar verilmemiştir.
Bu çalışmada Şamanizmle ilgili farklı düşünceler ve tabular üzerinde durularak Şamanizm’in
günümüze ne gibi kalıntılar bıraktığı, toplumda yaygın yaşamakta olan İslam dini çerçevesinde nasıl
değişiklere uğradığı betimsel bir yöntemle anlaşılmaya çalışılacaktır.
GİRİŞ
Orta Asya Toplulukları (Eski Türkler) doğada bazı gizli kuvvetlerin varlığına inanmışlardır. Tabiat güçlerine itikad, hemen hemen bütün halk dinlerinde mevcuttur. Fiziki çevrede bulunan dağ, deniz, ırmak, ateş, fırtına, gök gürültüsü, ay, güneş, yıldızlar gibi tabiat şekillerine ve olaylarına karşı hayret ve korkuyla karışık bir saygı hissi eskiden
beri olmuştur(2)
Bunların içinde gök’e en kutsal tanrı olarak bakmışlardır. Orta Asya topluluklarının doğa inancında Tanrı olarak “doğaüstü güçler”e baktıkları bilinmektedir. İnsan hayatına hem mutluluk getirebilir hem de zarara uğratabilir
diye inanılmıştır.
Bundan dolayı tabiattaki bazı nesneler, tabiat hadiseleri dokunulmaz, saygı duyulması gereken kutsal nesne haline dönmüş ve toplumdakiler de onun güçlerine inanarak kafalarında canlandırmış, tanrılara ilişkili tabuları meydana çıkarmış ve onu inandıkları farklı dinlerin kurallarına göre uygulamaya, geliştirmeye çalışmışlardır.
Günümüzde Şamanizmin izlerini ortaya çıkarmayı hedefleyen bu çalışmada tabular
üzerinden örnekler verilerek kalıntılar ve tabular arasındaki ilişkiler analiz edilmeye çalışılacaktır.

1
Yüksek Lisans Öğrencisi, Kırgızistan Türkiye Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İletişim Bilimleri Ana Bilim
Dal
2
Abdülkadir İnan. (1976). Eski Türk Dini Tarihi. Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, ss.16-17. 3
Saadettin Gömeç. (2011). Şamanizm ve Eski Türk Dini. 2. baskı.(Akt). Berikan Yayınevi, Ankara, s.19.
Çalışmanın tamamı:
21.04.2021-Şafak Gündüz SARIKAYA
Evet, bu bir tavuk hikayesi. Oturduğumuz evin üçüncü katının inşaatı bitmiş, camları takılmamış, henüz oturmamıştık. Babam pencereleri ağlarla kaplamıştı. Tam ortaya da oynamak için bir masa tenisi kurmuştu. Ağ, masa tenisi oynarken topun kaçmasını engellemek içindi. Ben genelde kardeşlerime yenilirdim. Sokaktan geçenler topun masadaki sesini duyup gayriihtiyari yukarı bakarlardı. Ama ilginç olan sadece bu değildi. O masadan önce yine aynı katta tel örgü ile ayrılan köşede, taze yumurta için babamın baktığı birkaç tavuk vardı. Zeminden yukarıda tam üçüncü katta düşünebiliyor musunuz? Babamın böyle değişik uğraşıları olurdu. Elektronik cihaz parçaları ile yeni icatlar yapmak gibi.
Gelelim tavuklara. Civciv olmalarından büyümelerine kadarki süreci izlemek ayrı bir keyifti. Küçük horozların birbirleri ile anlaşamamalarını gördükçe horozlanmak deyiminin ne kadar doğru olduğu net görülüyordu. Zamanla tavuklar ve hatta horozlar büyüyor, alan onlara küçük gelmeye başlıyordu.
Bir gün tavuklardan biri, ağın kenarından bir açık bulup sanki kanatlanmışçasına kaçtı. Kuruçeşme Sokağı’nın arka bahçelerinde tavuk arama faaliyetimizi bugün bile unutamam.

Annem:
“koş tavuğu yakala “deyince
“yahu nasıl yapacağım” demiştim içimden.
Diğer taraftan bir Cyborg ya da yapay zeka ürünü bir robot gibi,
“evet bugün görevin tavuk yakalamak, görev anlaşıldı, yerine getirilecek, hedef İlyas Amca’nın bahçesinde, bugün görevin Jim, kaçan tavuğu yakalamak” gibi cümleleri de tekrar ediyordum. Annem:
“yakala oğlum tavuğu, bu beceriksiz ya”sözleri arasında zavallı tavukçağız, Kuruçeşme Sokağı gezintisine başladı.
Önde tavuk arkada ben, benim arkamda annem, mancarlar arasında o bahçe senin bu bahçe senin fellik fellik tavuk arıyorduk. Tavuk hızını alamayıp diğer bahçeye geçmişti bile. (Tavşan kaç tazı tut misali)
Cyborg görevini yerine getirme sorumluluğunda hedefine hızla ilerliyordu. Bahçelerde tavuk ararken,
“a bahçeye giren kim, hırsız mı o”, sözlerine muhatap olunca durumu da izah etmek güçtü. Neyse “tavuk kaçtı da yakalamaya çalışıyorum”
“ Niye kaçırıyorsunuz tavuğunuzu, sahip çıkın tavuğunuzu, bak ezdin mancarları”
“ yok teyze ezmiyorum, dikkat ediyorum, annem de arkadan geliyor zaten.”
(Bir de o tavuğun üçüncü katta bakıldığını bilseydiniz boş ver Cyborg, görevini tamamla) Sanıyorum üçüncü bahçede tavuğu köşeye sıkıştırdım ve bir kaleci planjonuyla yakaladım ve tavukcağız ise çok korkmuştu.
Bir yandan da düşünüyordum. Kimsenin tavuğuna kışt dememiştim, kendi tavuğumuza ise çok eziyet çektirmiştim. Anneme götürüp tavuğu teslim ettim. Görev tamamdı.
Gerçi oradaki tavuklar yerinde yine rahat durmayacaktı. Komşu da kaçan tavuğumuzun yerine kendi tavuğunu tanımamış, alın bu tavuk sizin bu diyerek bize vermez mi? Tavuklar karışmıştı ama bize yanlış tavuk gelmiş, bu bizim tavuk değil desek te, komşu kabul etmemişti. Bizim tavuk tekrar yerine geliyor, onların tavuğu da tekrar evine dönüyordu. Sonunda tavukların ve bizim dediğimiz oldu. Babam bu alemden göçse de konuşulacak çok anı biriktirmiştik. çoğu da Aziz Nesin hikayelerine benziyordu.
Yani işin özeti hayvan besleyecekseniz, bahçeli bir alanda besleyin, ona ya da onlara uygun bir alanınız olsun, maazallah kaçabilir.
Sağlıcakla kalın!
ŞGS
20.04.2021-BİLKE
Müzik, toplumun kültür değerlerinden biridir. Doğu Karadeniz Bölgesinde yaşayan müzik kültürüne değinelim bu gün. Bir yüksek lisans tezini okuyalım:
İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ ´ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDEKİ ÇEPNİLER VE ÇEPNİ MÜZİĞİ
YÜKSEK LİSANS TEZİ
Abdullah AKAT
2006
Tez Danışmanı: Doç. Songül KARAHASANOĞLU ATA
ÖZET
“Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki Çepniler ve Çepni Müziği” adlı çalışmamız dört ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın ilk bölümünde tarih araştırmamıza yer verilmiştir. Buna göre sırasıyla Doğu Karadeniz Bölgesi’nde insan varlığının tespit edildiği ilk günden Çepniler’in bölgede gözüktüğü döneme kadar olan kısım ilk bölümde incelenmiştir.
Bölgede yaşayan yerli halklardan, Pont Satraplığının ve bağlı olarak Pontus’un gerçekte ne anlama geldiği konusundan, kolonileşme çağındaki, Büyük İskender dönemindeki, Romalılar dönemindeki Trabzon şehrinden, Türklerin Anadolu’yla ve Doğu Karadeniz Bölgesi’yle kurdukları münasebetlerden, Çepniler bölgede gözükmeden önce bölgede kurulan Trabzon Rum İmparatorluğu ve çevresinde oluşan Türk topluluklarından ve bu arada Gürcülerin paralı askerleri
olarak Trabzon Rum İmparatorluğu’nun kurulmasında ve devamlılığında askeri güç olarak bölgeye yerleşen Kıpçak Türkleri’nden bahsedilmiştir. Kıpçaklara ayrılan bölümde bölgeye kattıkları düşünülen kültürel birikimlerden ve bunların Gagauzlar gibi diğer Türk topluluklarıyla olan bağlantılarından söz edilmiştir.
Ayrıca Kıpçakların Karadenizin kuzey bozkırlarından doğuya ve batıya doğru yaptığı göç hareketinin Balkanlar ve Doğu Karadeniz Bölgesi arasında bir akrabalık bağı kurduğu düşünülen özelliklerine yer verilmiştir.
Çalışmamızın sonraki bölümlerini Çepniler oluşturmaktadır. Çepnilerin kimlik analizi, Anadoludaki faaliyetleri, çevreyle etkileşimleri ve dinsel yapıları üzerinde durulan konulardır. Ardından Çepni müziği ile ilgili araştırmalarımızın
meyvası olan bölüm gelmektedir.
Çepnilerdeki yaylacılık geleneğinin müzikle olan bağlantısını kurduğumuz, kıyı ile yüksek kesimdeki Çepnileri böldüğümüz, kemençenin Çepnilerdeki önemine yer verdiğimiz bu bölümde önce bugüne kadar derlenmiş Çepni bölgesi müzikleri ardından da tarafımızca notaya alınmış yörede ezgiye verilen adıyla gaydeler ele alınarak analiz edilmiştir. Bu bölümün son kısmında da Çepnilerin müzik icrasında kullandığı çalgılar ve Çepnilerin en tanınmış kemençe sanatçıları hakkında bilgilere yer verilerek sonuç bölümüne varılmıştır.

19.04.2021- Şafak Gündüz SARIKAYA

Siyah beyaz bir fotoğraf, Eduardo’nun elindeydi.
Fotoğrafta bir kadın, kucağında küçük bir kız gülümsüyor. Yanında tedirgin, sakallı bir adam.
Kadın muhasebeci, adam mühendisti.
Onlarla hiç karşılaşmamış, hiç görüşmemişti.
Ama bu aileye sempati duyuyor ve bu fotoğrafı ne zaman görse gülümsüyordu.
Trinidad çoğu ormanla kaplı bir adaydı, Eduardo evine yürürken kahve kokusu buram buram burnuna geliyordu.
Eve geçince hemen Red Kit, Texas, Tommiksleri okumaya başladı. Bu çizgi romanlar o kirli sakallı mühendis adamındı. İlginç olan, bu çizgi romanları okuyan adamın aslında göründüğü gibi olmadığıydı.
Bu kitapları okuyorsa çocuksu bir ruhu olmalıydı. Eduardo çocuk hali ile bunu anlayabiliyordu. Ama mühendis çok eleştiriliyordu özellikle karısı tarafından. Sigara ve içki yüzünden karısı çok kızıyordu ama cezayı da çizgi romanlar çekiyordu.
Bu cezalı çizgi romanları ise Eduardo okuyordu. Yaşlı Roberto Amcası, özellikle Red Kit’i okumayı çok severdi. Yaşlı adam Red Kit’e, Dalton Kardeşlere ve özellikle hile yapan kumarbazlara uygulanan katran tüy uygulamasına bayılıyordu. Yaşlı adam ve küçük çocuk saatlerce gülüyorlardı. Ne zaman karısı kocasına kızsa, hırsını kitaplardan alıyor, onları toplayıp kapının önüne koyuyordu. Eduardo’nun annesi bu çizgi romanları oğluna getiriyordu. Annesi ve kadın aynı muhasebecide beraber çalışıyorlardı.
“Eduardo” , dedi amcası. “İnsanları görünüşleri ile yargılamamak lazım. Bu içki sigara müptelası adam, eşi beğenmese de bana göre iyi bir insan.” Eduardo, döndü ve gülümsedi amcasına, destekler gibi seslendi, “Bence de, amca. ”
Eduardo da, amcası gibi en fazla Red Kit’i seviyordu, Rin Tin Tin, Daltonlar, Dül Dül en sevdiği karakterlerdi. Aslında annesi getirmeden önce bu tarz kitapları çok az okurdu, bunları bir misyonmuş ve cezalı bir adamın cezasını yerine getiriyormuş gibi hissediyordu, böylelikle ruhu da hafifliyordu, vicdanı da rahatlıyordu bir nev’i.
Roberto Amca, “getir şu fotoğrafı bakayım” , dedi. Yavaş yavaş konuşuyordu:
Siyah beyaz fotoğraf.
Bir kadın, bir adam ve bir kız çocuğu.
Dağılan bir yuva. Alkolik bir adam.
Ne gördüm ne de karşılaştım onunla, ne Trinidad’da ne de Tobago’da.
Çiçekleri, ağaçları, hayvanları seviyormuş, bence o iyi bir insan.
Eduardo aradan geçen onca yıla rağmen garajlarındaki bu tozlu çizgi romanları görünce gülümsedi. Artık Roberto Amca da yoktu, çizgi romanlar tozlanmış, hatta örümcek ağları kaplıydı.
Sonra birden o siyah beyaz fotoğraf dikkatini çekti. Orada duruyordu. Karışık duygular içindeydi.
Mühendisi ve amcasını saygıyla andı.
Hafifçe tebessüm etti.
ŞGS
18.04.2021- BİLKE

Sinop hafızasında derin izler bırakan, unutulmaz acıların yaşandığı bir yapı, SİNOP CEZAEVİ. Prof. Dr. Cevdet YILMAZ çalışmasına yer veriyoruz bu gün:
Doç. Dr. Cevdet YILMAZ*
ÖZET
Eski çağlardan beri deniz ve ticaret kenti olarak bilinen Sinop Anadolu’nun en eski şehirlerinden biridir. Tunç çağından günümüze dek çeşitli uygarlıkların buluştuğu Sinop’u yüzyıllardır bu kadar vazgeçilmez kılan şey sahip
olduğu coğrafi konumudur. Sinop şehri anakara ile Boztepe yarımadasının birleştiği kıstak (yükselmiş tombolo) üzerinde kurulmuş ve tarih boyunca güçlü kalesi ve doğal limanı ile dikkat çekmiştir.
Sinop’ta Karadeniz’e hâkim olmak isteyen bütün uygarlıkların izlerini bulmak mümkündür. Şehir sırasıyla Romalıların, Bizanslıların, Selçukluların ve Osmanlıların hâkimiyetinde kalmıştır. Selçuklular döneminde şehre büyük önem
verilmiş, bu dönemde Sinop Kalesi güçlendirilerek bir bölümü dönemin en önemli
tersanelerinden biri haline getirilmiştir.
Osmanlılar döneminde de varlığını sürdüren tersane, 1887’den itibaren hapishane olarak kullanılmaya başlanmıştır. Sinop hapishanesi coğrafi konumu ve yüksek duvarlarla çevrili bir kaleden meydana gelmesi nedeniyle buradan
kaçmanın imkânsızlığı yüzünden mahkûmların korkulu rüyası olmuş, Sinop şehri de hapishanesi ile anılmaya başlamıştır. 1997’de mahkûmlar yeni cezaevine taşınmış, Tarihi Sinop hapishanesi günümüzde müze olarak kullanılmaya
başlanmıştır. Bu araştırmada Tarihi Sinop Kalesi Cezaevi coğrafi bakış açısıyla ele alınmış ve değerlendirilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Coğrafya, Sinop, Sinop Kalesi, Sinop Cezaevi
OMÜ, Fen-Edebiyat Fak., Coğrafya Bölümü, Samsun. cyilmaz@omu.edu.tr
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/26910