RSS

Etiket arşivi: bilke sanat

SİNOP DİKMEN YÖRESİ KADIN KÜLTÜRÜ KAYBOLMASIN

08.11.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Dikmen ilçe ve köylerinde yaptığım çalışmaları arşivlemiş olsam da, yöre insanının kültüre sahip çıkmasına ihtiyacımız var. Her emekli gibi, sohbet muhabbet, gezme, okey yerine yılarca kaybolan kültürlerimizin ardına düştüm. Araştırmalarım sayesinde de, yöre insanını tanıma şansına sahip oldum.

Dikmen yöresi kadınlarımız, yün kilimlerini düz çizgili dokumuşlar; ama elbise ve bel kuşaklarına çok güzel el nakışı motif ler işlemişlerdir. Bu işlemelerin tek, tek isimleri vardır. Resmi kurumlarla işbirliği çalışması için çok zaman harcadığımı takip edenler bilirler. İşkur Müdürü Lokman Ceylan’ı, kaybolan kültüre hassasiyetimle o kadar çok rahatsız ettim ki Dikmen’de bu nakışlar yaşasın diye kurs açıldı. Kursun açılması ile ilgili ısrarım, sandıklarda gizli saklı tavan aralarında atıl durumda olan bu ürünlerin toplanması, fotoğraflanması, özelliklerinin kayda geçirilmesiydi.

2012 yılı BİLKE-İŞKUR- DİKMEN HEM işbirliğinde açılan DİKMEN kaybolmaya yüz yutan el sanatları kursundan:

Dikmen Göllü Köyünde köy müzesi açıldığını sosyal medyadan gördüm ve çok sevindim. Aynı yerde kadın el sanatları bölümünün olmasını da isterim. Dikmenliler, ninelerinin renklerle ve desenlerle nasıl dost olduğunu bilmeliler ve gelecek kuşaklara kendilerine has el sanatları hafızasını oluşturmalılar. Bu müzenin açılmasına vesile olan Köy muhtarı ve Alaaddin DOLMA’ya örnek çalışmaları için teşekkür ediyor, tüm özverili çalışmalarında başarılar diliyorum. Yörenin internet fenomeni genci Hilmi İNCE’ye de müzenin tanıtımını yaptığı için kültüre katkısından ötürü teşekkür ediyorum. Hepiniz var olun, sağ olun emekleriniz çok değerli.

Yıllardır Kültür Müdürü, Halk Eğitimi Müdürleri, Valilik, Kuzka, İl Proje Ofisi ile çok görüşmelerim olmuştur. Bu hafta, başladığım ve sonuca ulaşmasını istediğim Dikmen kaybolan el sanatları ve Tilkilik köy kültür evi ile ilgili yine vali yardımcımız ile görüştüm. Çalışmalarımı zaten önceden beri biliyorlardı, gündemim konu hakkında kurumlar destek olabilir mi başlığıydı.

Mekan açılabilirdi ama orayı bekleyen bir sorumlu olmasında konu düğümlendi. Dikmen için, belediye başkanlığı bu konularda önder olabilir dediler. Yine omuzlarımda koruyamadığımız kültürümüzüm ağırlığı ile valilikten çıktım. Kadınlarımızın koyun güderken elindeki işine, gece tezgah başında yüreğini açıp kilime, dokuma bezine döktüğü duyguları hiç olmazsa görsel olarak saklayabilmeliyiz. Gelecek kuşaklar, yöremizin köyümüzün hafızası kaybolmadı desinler.

Dikmen bölgesinde kadınlarımızın işlediği ve kaybolan el sanatlarından 2012’de fotoğrafladığım görsellerden bazıları:

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

ÖZE DÖNÜŞ- TÜLİN DİZDAROĞLU

13.04.2022- Tülin DİZDAROĞLU

Sanatçımız, fotoğrafçılık alanında yaptığı bilimsel çalışma ve uygulamalarla öne çıkıyor. Derneğimizin “5. BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ ” kapsamında BİLİMSEL FOTOĞRAFÇILIK ödülü alan DİZDAROĞLU, farklı ve yaratıcı çalışmalar yapan kadınlarımızdan. Dernek olarak, halka değen özgün çalışmaları ödüllendirmeye devam edeceğiz. BİLKE

Ödül töreninden

ÖZE DÖNÜŞTülin DİZDAROĞLU

Fotoğrafta kompozisyon kadar, mesaj kadar, baskınında önemli olduğuna inanmaktayım.

Fotoğraflarımı “Özgün Baskı” şeklinde sunabilmek hep idealim olmuştur. Baskı, fotoğrafa sanatsal

anlamda bir değer katmakta. Bu nedenle siyah- beyaz sergilerimi kendim, agrandizör baskısı olarak

hazırlamıştım. Dijital ortamdaki son gelişmelerin fotoğrafın özüne dönmesine neden olacağına

inanmaktayım. Nasıl fotoğraf icat edildiğinde, artık resim öldü diyenler, televizyon icat edildiğinde

sinema öldü diyenler yanıldılarsa, sayısal fotoğraflar üretilmeye başlandığında, artık kimyasal fotoğraf

öldü diyenler yanılmakta.

Sanatsal olarak fotoğraf daha bir özüne dönerek varlığını sürdürmekte,

gümüş jelatin baskının yanı sıra, eski fotografik baskı tekniklerini uygulayan sanatçıların sayısının

dünyamızda giderek arttığı gözlenmekte. Bu sanatçılar sergiler açmakta,ülkemizde bu sergilere zaman

zaman ev sahipliği yapmaktadır.2000 yılında PAMUKBANK SANAT GALERİSİ’nde açılan

“KARMASİMYA” isimli sergi beni çok etkilemişti. 4 kadın fotoğrafçının, 4 farklı teknikte ürettiği

fotoğraflardan oluşan bu sergide, Imogen Cunnigham’ın Platinyum ve Siyah- Beyaz baskıları,

MariMahr’ın Siyah-Beyaz baskıları, Mick Lindberg’in Fotogravürleri ve Sarah Moon’un Pigment

Transfer baskıları yer almaktaydı.

Bu fotoğraflara benzer çalışmalar yapmalıyım diye düşündüm.

Başka sergilerde benzer tekniklerin farklı yüzeylerde uygulandığını görünce bu konuda akademik bir

çalışma yapmaya karar verdim.2003 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Ana Sanat

Dalında Yüksek Lisans eğitimine başladım. Tez konumu “ESKİ FOTOGRAFİK BASKI YÖNTEMLERİNİN

FARKLI YÜZEYLERDEKİ ETKİLERİ” olarak belirledim. Sanırım kimyacı olmam nedeniyle, bu konudaki

çalışmalarım jüri tarafından çok başarılı bulundu. Geleneksel CYANOTYPE, KALLİTYPE, ALBÜMİN

BASKI, GUM BİKROMAT BASKI VE KARBON TRANSFER BASKI yöntemlerinin kağıt, kumaş ve ahşap

yüzeylerde uygulamalarını yaptım.2012 yılında tez konumu genişleterek “ALTERNATİF FOTOĞRAF”

adı ile bir kitap hazırladım.2 sendedir ise bu tekniklerde bir sergi hazırlığı içindeyim.

Eski fotoğraf çalışmalarım ise genellikle kırsal kesimi ve emekçi kadınları kapsamakta. Bunun nedenini çocukluğumun tatillerini Sinop’un kırsal kesimlerinde geçirmeme bağlıyorum. O insanların

çalışkanlıkları, üretkenlikleri, konukseverlikleri, içtenlikleri ve de yoksullukları beni derinden etkilemiş

olmalı. Bu ekonomik sistemde zaten ezilmekte olan kırsal kesim insanında bir de kadın olmak iki kez

ezilmeyi getirmekte. Eğer ressam olsaydım (ki küçüklük hayalim buydu)onların resimlerini yapardım,

yazar olsaydım romanını yazardım. Bende objektifimle, bu kadınlarımızın yaşamlarını belgeledim,

sergiler açtım, kitaplar hazırladım, dia gösterileri yaptım, ödüller aldım. 2015 yılında ”ANADOLU

KADINI GÜNCESİ” adlı bir kitap hazırladım. Kitapta, bu fotoğrafları çekerken yaşadığım kısa öykülerde

de yer verdim. Kırsal kesimde, artık bitmekte olan kağnı kültürünü de fotoğrafladım.

Şimdilerde “SON KAĞNILAR” adı altında bir kitap hazırlığı içindeyim.

Doğal ve kültürel zenginliklerimizin yanı sıra, çalışkan Anadolu insanının yaşamını belgelemek,

soframıza gelen bir dilim ekmeğin öyküsünü, değer yargılarını yitiren dünyamıza anlatmak ve emeğin

değerini sanatsal bir dille vurgulamak amacındayım…

Tülin DİZDAROĞLU

26 Mart 2022, Sinop

 

Etiketler: , , , , , , , ,

Aman Bre Deryalar

16.02.2022- Melahat KONUK BOYACI

1970 li yılların başlarıydı. o yıllarda İstanbul Zeytinburnu’nda oturuyoruz. Komşularımız çoğunlukla Arnavutlar. Benim köyümde de mübadele ile Yunanistan’dan gelen komşularımız çok olduğundan Balkan Göçmenlerine karşı hep sempati duymuşuzdur. Burada da komşularımızla çok güzel ilişkilerimiz vardı.

O zamanlar evlerde su olayı yok. Genellikle mahalle çeşmelerinden alınırdı su. Ama Arnavutların oturdukları semtlerde evler genellikle bahçe içinde olurdu ve her bahçede ya kuyu ya tulumba bulunurdu. Çok çalışkan ve temiz insanlardı komşularımız. Mahallemizin berberiydi Arif Şentürk. Zaten iki tane berber dükkanı vardı rahmetli babamın gittiği. Birisi memleketlimiz Berber Hamit. geçen yıl kaybettiğimiz rahmetli Hamit Özkan amca. O biraz daha uzaktı bize. Diğeri de hemen bitişik komşumuz Arif abi, kızı İnci ile aynı okula giderdik. O benden bir iki yaş daha küçüktü.

Bu Arif abi çok güzel saz çalardı boş zamanlarında. Sazı dükkanının bir parçası gibiydi. Ya elinde ya da duvarda asılı olurdu. Televizyon adını yeni duyduğumuz zamanlardı. Görenler anlatıyordu biz de çok merak ediyorduk açıkçası. Bir gün okul dönüşü çocukların Arif abinin dükkanının önünde biriktiğini gördüm bende yanaştım. Dükkanın camında bir televizyon ekranda yüzme yarışları vardı. Olimpiyatlardı sanırım. İlk televizyonu orada gördüm. Aslında o yıllarda TRT nin gündüz yayınları yoktu büyük ihtimal yabancı yayınları gösteriyordu. Sonraları imkanı olanlar tek tük evlerine almaya başladılar. Telesafir dediğimiz televizyon misafirliği de böylece başlamış oldu. Arif abi bir müddet dükkanın camında biz mahallenin çocuklarına izlettirdi bu televizyonu. Konuşma özürlü bir kalfası vardı arada bizi kovalardı yalandan. Çok güzel günlerdi. Artık herkesin hayali evine bir televizyon alabilmekti. Tabi bizim de. Bir gün yine okuldan geldim, Annemde bir muzip gülümseme. Ne oldu dedim. Hiç bir şey dedi. Sonra üzerimi değiştirip oturma odasına geçtiğimde büyük sürprizle karşılaştım. Annemle babam bir televizyon almışlar. Allahım o gün akşam olmak bilmedi. Bir an önce açılsın istedim.

Aradan bir zaman geçti. Bu arada biz başka semte taşındık. Bizim yaş gurubu bilir Cumartesi akşamları müzik programları olurdu. O kuşakta “Bizden Size” diye bir müzik programı vardı. Zamanın ünlü sanatçıları çıkar arada amatörlere de yer verilirdi. Programları pür dikkat izliyoruz malum. Pat diye karşımıza Arif abi çıktı. Çok büyük heyecan ve şaşkınlık yaşadık. O gece ilk kez Aman Bre Deryalar diyerek tüm Türkiye’ye seslendi. Ve ondan sonra Rumeli’nin sesi oldu Arif abi. Ne zaman izlesem çocukluğumun o güzel yıllarını ve Arif abinin berber dükkanının camına adeta yapışarak televizyon izlediğimiz gelir aklıma. Umarım sağlığı iyidir. Daha çok türküler estirir Rumeli’den.

İki yıl önce yazmışım bu yazıyı.

Hakkın rahmetine kavuşmuş Arif Şentürk. Çok üzüldüm. Rumeli Türküleri öksüz kaldı. Mekanı cennet olsun. Sevenlerinin başı sağ olsun.

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Şubat 2022 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , ,