RSS

Etiket arşivi: bilke

1500 YILLARI BOYABAT ÇEVRESİNE İSKAN EDİLEN GÖÇERLER

06.01.2024-A. Yaşar SARIKAYA- ARAŞTIRMA

Belgelemede, en çok sıkıntı çektiğimiz, GÖÇERLERİN İSKANI VE YERLEŞİMLERİ konusudur. Yüzlerce yıl önce, elverişsiz koşullarda, dağlarda, yaylalarda yaşam kavgası verenler; türküsüne, el sanatlarına, değerlerine sahip çıkmışlardı. Ezberlerden uzak, yaparak yaşayarak, doğa ile iç içe ve doğa dostu olarak.

İşlemeli ağaç kapıların güzelliği, oymalardaki detaylar gibi diğer yadsınamaz sanat eserleri, onların emeklerini günümüze taşımıştır. Korunanların yanında, kaybolanlar için üzülmemek elde değildir. Yılların göç yorgunluğunu taşıyanlar, modern çağda tekrar göç yaşamaktadırlar. Bu göç, aile geçimini sağlamak temelindedir, kültürlerini unutmaya kapı aralamıştır. Hayatının planını kendileri yapanlar; artık planlanmış, kurgulanmış, başı ve sonu ölçülüp biçilmiş yaşam alanında kurgunun bir parçası olmuştur. Dikkat çekmek ve farkındalık yaratmak için çabalıyoruz.

Yeri geldikçe, unutulmasın diye belgeleri paylaşıyoruz. Y.HALAÇOĞLU’ nun kitabından 1500 yıllarında Boyabat çevresine iskan edilen göçerlerin kayıtları:

 

Etiketler: , , , , , , ,

18 MAYIS 1919 İÇİN DAVUL ÇALIYORUZ DUYUN!

03.01.2024- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Elimizde Emin ve Kemal Amca’nın çaldığı davul yok. Evet, yok ama on yıldır biz bir davul çalıyoruz, 18 MAYIS 1919 diye. Tellal olduk söyleye söyleye, çok yorulduk yaza, yaza. Duyan duydu, duymayanlar da duysun diye çalıp duruyoruz aynı davulu. Duysun herkes, bu özel bir gündür. Anısına, Sinop’a KURTULUŞ ANITI dikelim. Nerede şehit oldu bilinmeyen, mezarları bile olmayanlar anısına. Sarıkamış’ta donanlar,  Çanakkale’de, Kafkaslarda, Balkanlarda, Trablusgarp’ta, Yemen’de ve diğer cephelerde kahramanca ölen isimsizler anısına.

Sinop, nüfus oranına göre Türkiye’de en fazla şehit veren iller arasındadır.  İnebolu sahilinden başlayıp, Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan, Kurtuluş Savaşı boyunca İnebolu’ya deniz yoluyla gelen cephanelerin kağnılarla cepheye ulaştırılmasında kullanılan yol İSTİKLAL YOLU’ dur. Sinop’tan İnebolu’ya akın, akın asker sevk edildiği zamanlardır.

Bilindiği gibi, o zamanlar, nüfus yoğunluğu köylerdedir. Köylerde, saban sürülür, ekinler ekilir, orakla biçilir, buğday değirmende öğütülür.  Atatürk’ün tanımıyla “KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR”. Yıl 1835,  BOA Sinop ve köyleri nüfus kayıtlarını araştırdığımda, Sinop köylerinden, 12- 13- 15 yaşında askere giden çok çocuk olduğunu gördüm. Bu çocuklar ve bu çocukları özlemle bekleyen analar, hepsi yüreklerinde hasret ateşiyle ebediyete göçüp gittiler. O analar için, ölene kadar asker babasının yolunu gözleyen anneannem gibi özlemle gözü açık gidenler için, değer bilmeliyiz.  Birlik olmalı ve KURTULUŞ ANITI dikmeliyiz Sinop’a.  

Fenerbahçe ve Galatasaray kupa finalinde tek yürek olduğumuz gibi, yine tek yürek olalım.  Ayrı gayrı demeden hep birlikte el ele. Değer bilmeliyiz, unutturanlara, unutanlara hatırlatmalıyız. Çocuklarımıza, torunlarımıza, gençlerimize kanıt bırakmalıyız. Bürnük’ten, Sakarabaşı’na, Samsun sınırından, Kastamonu sınırına; en yüksek köyden kent merkezine, yaşayan herkes dedeleri anısına anıtı görmeye gelsinler.

Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’İN Han duvarında gördüğü dörtlük gibi, onlar da dedelerinin isimlerini bulsunlar anıtta. Ne yazıyordu şair, HAN DUVARLARI şiirinde;

………….

Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;   

    “On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan   

      Baba ocağından yar kucağından   

      Bir çiçek dermeden sevgi bağından   

      Huduttan hududa atılmışım ben”   

    Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi…

    Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.   

    Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!

    Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;   

    Araya gitti diye içlenme baharına,   

    Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!…F.N. ÇAMLIBEL

Şiir de kanıtlıyor, yıllarca hudutta askerlik yapanları. Nice kahramanlar can verdi bu yurt için, özgürlük için; Çünkü KAYITSIZ ŞARTSIZ EGEMENLİK MİLLETİN. 

Sinoplular, hep birlikte 18 MAYIS 1919’a sahip çıkmalı; Valilik, Belediye ve tüm halk bunu birlikte başarmalıyız. 

O gün ile ilgili kaynakları eklediğimiz dilekçeyi Belediye Başkanımıza yıllar öncesinde sunmuştuk. Başkan Yardımcısı Sayın Bülent OKTAY, son iki başkan dönemindeki çabalarımızın en yakın gözlemcisidir. BİLKE Sitemizde yazı olarak tekrarlarla yayınladık. Dernek olarak, 18 MAYIS 1919 ANISINA BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ düzenleyerek farkındalık yaratmak istedik. 

Anlatamadığımızı, kaynaklar ışığında okurlarla tekrar paylaşalım ve bu sessiz davulu yeniden çalalım diyoruz. Belgelerle 18 MAYIS 1919 günü: 

” Ergun HİÇYILMAZ-İsyan Adımdır Benim” kitabında diyor ki”;

 “Bandırma Vapuru’nun hareket halinde olduğu tarihte İngilizler 100 kadar asker ve harp malzemesini Samsun’a çıkarmıştı (17 Mayıs 1919). Bandırma Vapuru önce Sinop’a gelmiş ve Samsun’a karayolu ile geçilmesinin imkanı aranmıştı (18 Mayıs). Ancak güvenlik sebebiyle tekrar vapura dönülecek ve Bandırma, Samsun’a müteveccihen demir atacaktı.”

M.Şakir ÜLKÜTAŞIR, Türk Kültürü 5. cilt , sayfa: 30’da diyor ki;

“17 Mayıs 1919 Cumartesi sabahı İnebolu’ya varıldı. Fakat Mustafa Kemal kasabaya çıkmadı. 18 Mayıs Pazar günü öğle vakti Sinop limanına giren gemi, alelusul pratika verdikten biraz sonra, Mustafa Kemal şehre çıktı ve burada Sinop’un ileri gelenleriyle görüştü. Sinop’ta Pontus Cemiyetinin bir şubesi vardı. Başlarında Eczacı Vasil bulunuyordu. Paşa bunların faaliyeti hakkında malumat aldı. Konuşmalar sırasında müstakbel bir mukavemet için,  huzurundakileri uyarıcı bazı sözler de söyledi. Çok heyecanlı idi. Bir an evvel Samsun’a varmak istiyordu. Akşam saat 20 den sonra Sinop limanından demir alan, yani kalkan Bandırma vapuru, Gerze ve Bafra sahilleri boyunca Samsun’a doğru ağır ağır ilerlemeye başladı. Bütün gece seyrine devam etti. Mustafa Kemal, gemide iki gece hiç uyumamıştı. Üstelik pek az şey yemiş ve mutadı veçhile mütemadiyen sigara içmişti.”

 F.Rıfkı ATAY-ATATÜRK’ÜN BANA ANLATTIKLARI 1914-1919 kitabı sayfa, 141-142 diyor ki;

…………….Beynimden bir şimşek geçti: Tutabilirler, sürebilirler, fakat öldürmek! Bunun için beni Karadeniz’in coşkun dalgalan arasında yakalamak lazımdır. Bu ihtimal mantıki idi. Ancak artık benim için yakalanmak, hapsolmak, nefyolma, (sürülmek) düşündüklerimi yapmaktan menedilmek, hepsi ölmekle müsavi idi. Hemen karar verdim, otomobile atlayarak Galata rıhtımına geldim. Baktım ki rıhtıma yanaşmış olacağını sandığım vapur, uzaklardadır. Sandallarla vapura gittik. Kaptana yola çıkmak için emir verdimse de Kızkulesi açıklarında muayeneye tabi tutulduk. Birkaç ecnebi zabit ve askeri bizi yoklayacaklardı. Muayene uzayıp gitti. Gelip gidildiğine göre acaba bunlarla şehirdekiler arasında bir muhabere mi vardı? Maksat beni tevkif etmekse, bütün bu şeylere lüzum yoktu, sıkılıyordum. Bir kararsızlık da olabilir, diye düşündüm. Bundan istifade edebilmek için kaptana hareket hazırlıklarını çabuklaştırmasını söyledim. “Yirmi yedi yıllık ihtiyar kaptan demir aldırmaya başladı. Ben kaptan yerinde idim. Zabit ve askerler dışarı çıktılar. Hareket ettik. Karadeniz boğazından çıkarken, kaptana tehlikeli ihtimalleri anlattım. Cevap verdi:

“- Ne aksi, dedi, bu denizi pek iyi tanımam, pusu!amız da biraz bozuk… “

Mümkün olduğu kadar kıyılan takip etmesini tavsiye ettim. Çünkü bundan sonra benim tek istediğim, Anadolu’nun bir kara parçasına ayak basmaktan ibaretti. “Sahili takip ede ede evvela Sinop’a geldik. Kasabaya çıktım. Oradakilerle görüşerek, Samsun’a kolaylıkla gidilebilecek yol olup olmadığını soruşturdum. Maatteessüf yokmuş! Çok zorluk çekecek ve günlerce yollarda kalacaktık. Bilmem neden, Samsun’ a bir an evvel ayak basmak için o kadar acele ediyordum ki zaman kaybetmektense tehlikeye göğüs germeyi tercih ettim. “Tekrar Bandırma vapuruna bindik. Aynı tertipte seyahat ederek, nihayet Samsun Limanı’na vardık! “

Atatürk’ün F. Rıfkı ATAY’A yazdırdığı notlar, bu güne kaynak olsun, geleceğe kaynak olsun ve değer bilinsin umuduyla tekrar yayınlıyoruz. Bir İnci Memleketim kitabımda konu yer almaktadır. O günlerin kıymetini herkes bilsin diye; duymazdan gelenlere, popüler siyasetin etkisinde kalanlara anlatmak amacıyla yazıyoruz. CUMHURİYET bize Atatürk ve silah arkadaşlarının, isimleri unutulmuş, kuytularda, köşelerde vatanı için can verenlerin emanetidir, sahip çıkalım.

Sevilen dahiliye doktorumuz Sayın Burhan ŞENDİL, Atatürk’ün 18 Mayıs günü Sinop’a geldiğinde yaşananları kaynak kişilerden dinleyenlerden. BİLKE HALK ANKETİ ödülünü 18 MAYIS 1919 anısına veriyoruz.

Sinop yerel gazetecilerimizden Sayın Mustafa GENÇ 18 MAYIS 1918 günü Atatürk’ün Sinop anılarını youtube kanalımızda anlatıyor:

 

Etiketler: , , , , , ,

UCUZ AMA NE KADAR

25.12.2023- Şafak Gündüz SARIKAYA

Hava ne sıcak ne soğuktu. Komşudan bir müzik sesi yankılandı.” Mevsim rüzgarları ne zaman eserse, o zaman hatırlarım çocukluk anılarım.”

Birdenbire gözümün önüne bir portakal ağacının altında yere uzanmış çocuklar belirdi. Birbirlerine “Gözlerinizi kapatın ve hayal edin.”, diyorlardı. Onlardan biraz daha ileride küçük bir çocuk elindeki parayı düşürmemek için sıkı sıkıya tutuyor ve ilk alışverişini yapmanın heyecanını yaşıyordu, ayağına büyük gelen terliklerle kendinden emin olmayan adımlarla ilerliyor, acaba bana bakıyorlar mı diye geriye doğru tereddütle bakıyordu, pencereden ailesi onu izliyordu, çocuk “bu ne ya bir Münir Özkul, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Halit Akçatepe eksik” diye mırıldandı.

Müsamereye çıkmış gibi heyecanlıydı, kalbi güm güm atıyordu, içinden tekrar etti, parayı vereceğim, alacağım, o kadar basit, niye heyecanlanıyorum ki, geçtiği yerler buram buram tarih kokuyordu, önce harabeye dönmüş sadece merdivenleri sağlam kalmış eski bir evin onundan geçti, sonra bir bahçe içinde binanın duvarı ayakta kalmış eski bir Rum evinin önünden geçti, yine arkasına döndü, “yine bakıyorlar”, dedi. Bahçe içinde birkaç çocuk patlıcan inciri ağacının ilerisinde bir kulübenin yanında ekşi portakalları olan bir ağacın altında, gözlerini kapatıp, hayal etme oyunu oynuyorlardı. Çocuk elindeki parayı tekrar kontrol etti, düşürmemeliyim dedi kendi kendine. Sonra tek katlı bakkalın önünde durdu. Tezgahta sebze vardı, bıyıklı bakkal çocuğa şöyle bir baktı. “Ali Abi, ben bir şey alacağım da, ne kadar?”

“Dert etme, ucuz. “

Çocuğun beklemediği bir cevaptı, “iyi ucuz da, ne kadar ucuz, acaba parası yetecek mi?”

“Ali Abi, ne kadar, param yetecek mi?”

“Merak etme, ucuz”

Aslında pos bıyıklı bakkal, çocuğun heyecanını görmüş, eğlencesine soruyordu. Hiç gülmüyordu, ama çocuk içten içe güldüğünden emindi. Bundan sonra diyaloglar hep öyle olacaktı. “Ne kadar?” karşılık olarak “Ucuz”, sanki günaydın, merhaba gibi.

Bazı zamanlar Ali Abi’nin babası da dükkanda olurdu, o zaman çocuk daha rahattı, babası ciddiydi, oturduğu bir koltuk vardı, duvarda bir vesikalık resmi vardı, büyütülüp, çerçeveletilmişti, çocuk bakkalda bir resme bir de ona bakardı, tamam bu resimdeki adam. Resmin yanında o zamanların meşhur veresiye satan, peşin satan tablosu bulunuyordu. Adamın oturduğu koltukta yıllar sonra torunu oturacaktı.

Birden müzik sesi tekrar yükseldi, “akşama doğru azalırsa yağmur”, yağmur azalmıştı. Birden o eski günler daha mı iyiydi, biz büyüdük te, kirlendi mi dünya diye düşünmeden edemedi. O eski zamanlarda ne saçlarına dövizleri bigudi şeklinde saran insanlar vardı, ne de bankadaki parasına normal gelirinin kat be kat üstünde kazanç elde etmek isteyen insanlar. Her şey mükemmel değildi elbette. İnternet yoktu, cep telefonu yoktu, basit ve tekdüzeydi hayat bir nev’i, ama ekşi tadı olan portakal ağacının altındaki hayaller bile basitti. O zamanlar mahallede top oynarken bile takım sahadan çekilmezdi, hakem asla dövülmez, tekmelenmezdi. Belki de bir akademisyenin dediği gibi; toplumsal çöküş yaşıyoruz. Trafikte en ufak kazada silaha sarılıp birini vurmak gibi.

Geçmişin sadeliği, saygınlığı günümüzde aranıyor maalesef, zamanında abartılı eski Türk filmleri bu masumiyeti, normatif ahlakı yansıtıyormuş aslında.

Zamanla Ali Abi, babası ve hatta oğlu da ebediyete intikal ettiler. Şimdi tek katlı bakkal dükkanı sanıyorum depo olarak kullanılıyor. Portakal, incir ağaçlarının olduğu yerse şimdi bir otopark. Zeytinlikte olduğu gibi, ağaçlardan eser yok. Merdiveni olan eski binanın yerinde yeni bir apartman var.

Şimdi düşünüyorum da; Ali Abi, babası ve oğlu şimdi hayatta olsa, ben ne kadar desem, o da yine ucuz dese ve hep beraber gülsek ne iyi olurdu, değil mi?

Komşudan gelen şarkı da bitmiş zaten, yağmur da dinmiş İstanbul’da. İçimizdeki bitmeyen şarkı ise hep çalmakta…

ŞGS

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Aralık 2023 in ŞAFAK SARIKAYA ANILAR

 

Etiketler: , , , , , , ,

SİNOP ÜNİVERSİTESİ TURİZM DEKANI ZİYARETİ VE “BİLKE TİRİT” ÖYKÜSÜ

21.12.2023- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop Üniversitesi Turizm ve Otelcilik Yüksek Okulu “Sinop Üniversitesi “Turizm Dekanlığı” oldu. Bir yıl önce proje için ziyaret ettiğimizde, Müdür olan Sayın Cem Cüneyt ERSANLI ile verimli görüşme yapmıştık. Şimdi Turizm Bölümü Dekanı olan C.C. ERSANLI’YI 18 Aralık Pazartesi günü dernek olarak ziyaret ettik. Hayırlı olsun dileklerimizi sunduk. Nazik konuk severliği için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

Bölüm dekan yardımcıları Doç. Dr. Gül ERKOL BAYRAM, Doç. Dr. Olca SEZEN DOĞANCILI ve Gastronomi ve Mutfak Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Hasibe Yazıt da toplantımıza katıldılar. Dernek Başkanı ve Saymanımız ile birlikte projemiz hakkında bilgi verdik.

Uzun bir geçmişi olan SİNOP TİRİT PROJESİ öykümüz 2010 yılında başladı. 2012- 2014- 2016 senelerinde farklı kurum ve kuruluşlara sunumunu yaptık. Bu aşamada hedeflerimiz:

PROJENİN  AMACI: Sinop’un, kaybolmaya yüz tutan “tirit” kültürünü yaşatmak ve günün koşullarında değerlendirerek, turizm işletmeleri sektörü sunumları arasına yeni ve kaliteli bir porsiyon hazırlamak. Geleneksel kullanımda var olan ve bu gün unutulan vejetaryen, vegan seçeneklerini gündeme taşımak.

Yerel basına, Sinop halkına, yerel mutfak işletmelerine, Sinop Üniversitesi Gastronomi Ve Mutfak Sanatı öğrencilerine projeyi tanıtmak, yaratıcı düşünceleri harekete geçirmek, tirit projesine yeni sunumlar kazandırmak. Yarışma düzenleyerek, en kaliteli ve mutfak sektöründeki çeşitlerle rekabet edebilecek sunumları değerlendirmek, ilimize yeni ve zengin bir yemek sunumu kazandırmak. 

Sinop köylerindeki göçer kültürü ve bu kültürün tirit yemeğine yansıyan özelliklerini tanıtmak. Tirit için kullanılan doğal ürünlerin, sağlıklı beslenmede önemini vurgulamak ve yöre insanının doğal beslenmedeki ustalığını günümüze taşımak, turizm yemek kültüründe yer edinmesini sağlamak. İlimizin kültürel değerlerine sahip çıkmak, yöre kaynaklarını korumak ve turizm alanında, yöre insanına yeni bir geçim kapısı yaratmaktır.

PROJE HEDEFLERİ:

Projenin tanıtımı ve sunumu ile kaybolan tirit kültürü yaşayacak, yemek listeleri arasına tirit çeşidi de eklenecektir. Tepside ve sinilerde geleneksel olarak sunulan tirit çeşidi, tabakta porsiyon olarak sunulacaktır.  Bu proje ile turizm işletmelerine sunum kolaylığı getirilecek, turistlere ilimizi tanıtacak ve yeni bir yemek türü kazandırılacaktır. Turizm cenneti olan Sinop, Türkiye ve yurt dışında tirit yemeğini porsiyon olarak tanıtacak, yöre halkına yeni bir gelir kapısı açılacaktır. Projenin tanıtımı, ilde üretim ve istihdam döngüsü oluşturacak ve süreklilik sağlayarak yayılacaktır.

PROJE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÇALIŞMALARI:

Proje üretim döngüsü oluşturacaktır. Ana malzemeleri önceden hazırlanabilen tirit, kısa sürede servis edilebilir yapıdadır. Proje, bireyleri üretime teşvik edecektir. Üretime geçen bireyler, aile fertlerini de üretime katacak, yeni iş alanları oluşacaktır. TİRİT SALONU, TİRİT EVİ, SİNOP TİRİTİ GİBİ mekânlar açılacaktır. Önce yurt içi sonra yurt dışında, SİNOP TİRİT tanıtılacaktır. Proje hammaddesi olan un, tereyağı, ceviz, tavuk, büyükbaş hayvan üretimi yeniden canlanacak, bu alanda Pazar oluşacaktır. Uzun vadede, proje faaliyetleri yayılma ve toplu kalkınma hamlesine dönüşecektir.

PROJENİN ÇARPAN ETKİLERİ:

Köyden şehre göçen aileler yufka kültürünü bildiği için bu alanda iş kuracak veya işçi olarak çalışacaktır. Köyden şehre göçen ailelerin çocuklarının okuması kolaylaşacak, ailelerin gelir düzeyi artınca yaşam kalitesi yükselecek refah artacaktır.

Mantı satışı yapan işletmeler, tirit imalatını da çeşitlerine ekleyecekler mantı satışları da olumlu etkilenecektir. Tirit yaygınlaşınca, “Tirit yufkası“ paketleme sektörü oluşacaktır.  Restoran, lokanta gibi ticari işletmeler çeşitlerine tirit ekleyerek, müşterileri artacaktır.

Yöresel işaret taşıdığı için MARKA alma yoluna gidilecektir, Sinop ticari olarak yeni bir ürün kazanacaktır.”

Sayın Dekan, “çalışmayı birlikte yürütebiliriz. Dernek ve Üniversite işbirliğinde projeyi Sinop’a kazandırabiliriz” dedi.

Birlikte çalışma takvimi belirlendi. Belirlenen tarihte yapılacak toplantılarda görev dağılımı yapılması kararlaştırıldı. Sinop’a kazandırılması dileğiyle, ev sahipliği için kendilerine tekrar teşekkür ediyoruz.

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Aralık 2023 in Eğitim, PROJELER

 

Etiketler: , , , , , ,

KILIÇLI KÖYÜNDE ABD VİRGİNİA ÜNİVERSİTESİ MEZUNU KOOPERATİF KURDU

12.12.2023- A. Yaşa SARIKAYA

Büyük emeklerle var edilen Kılıçlı Köyü SİNABELİ KOOPERATİFİ atölyesini, 11. 12. 2023 günü ziyaret ettik. Denetleme Kurulu Başkanı Günsel DİRİ, Yönetim Kurulu Başkanı Y. SARIKAYA ve üyesi Ayfer SALCIER derneğimizin ödüllerini sunmak üzere atölyeye geldik.

Açılış konuşmam : Köylerde KADIN HAREKETİ ve İSTİHDAMI konusunda bu güzel proje model olmalıdır. Kadınlarımız, anaçtır, üretendir, atalar sözünün dediği gibi, ” yuvayı kuran dişi kuştur”. Tüketim toplumu olmak yerine, üretim toplumu olmamız için atılan her adım kıymetlidir. Halk kültürümüzün aynası olan bu projeyi başından beri destekliyoruz. İlk aşamalardan beri karşılaşılan zorluklara, engellere, nasıl göğüs gerdiklerine dernek olarak tanığız.

Ödeneksiz, desteksiz, katkısız bu atölyeyi kuran ve kotaran köy kadınlarımızı yürekten kutluyoruz. Onlara öncülük eden Aylin ve Yücel DEMİRHAN’ın diğer köylerimizdeki kadınlara öncü olmasını diliyoruz” .

Ödül töreninde, her dokumacıya derneğimizin teşekkür belgelerini sunduk. Önce kurucu olarak çok emek veren Y. DEMİRHAN ve ABD Virginia Üniversitesi İspanyol Dili ve Edebiyatı, Ekonomi çift ana dal mezunu olan ve Kılıclı Köyü Sinabeli Kooperatifi Baskanlığını yürüten Aylin Demirhan’a belgesini takdim ettik.

2023 Bilke Halk Kültürü Ödülünü sunduk. Ayrica İspanya Madrid Complutense Üniversitesi, İspanyolca ögretmenliği master programıni da tamamlayan Aylin Demirhan’ı, bu birikimi ile gençlere örnek olduğu ve Köyde Kadın Üretim Hareketini başlattığı için kutluyoruz.

Kurucu Başkan Yücel Demirhan Konuştu:

Yürekli, yılmayan, azimli kadınlara ihtiyacımız var. Dokuma tezgahlarında ritim tutarak Sinop türküsü söyledik birlikte. Türkü dinletisi ardından, her tezgahta dokunan örnekleri inceledik ve kendilerine başarılar diledik.

PROJENİN HİKAYESİ:

PROJE 1. AŞAMA: Aylin DEMİRHAN kolej öğrenci velileri, öğretmenleri ve köylü halk ile birlikte eski okul binası restore edildi.  Kütüphane kuruldu, bilgisayar alındı. SEV Koleji öğretmen ve öğrencileri köyde kamp yaptı köy yaşamını gördü.  Kamp boyunca öğrenciler, öğretmenleri Aylin Demirhan, Rachel Litwak, Mehmet Cemil ve James Farley liderliğinde etkinliklere katıldı.

Grup tarlada çalıştı, inek sağdı, ormanda yürüyüş yaptı. Köy çocuklarıyla tanışıldı oyunlar oynandı, sohbet edildi, okul binasının restorasyonunda çalışıldı. Tarladan sebze toplandı, yemekler pişirildi; armut toplayıp pekmez yapıldı, hamur açıldı mantı yapıldı, kümesten yumurta alıp haşlandı, sofralar kuruldu, toplandı, bulaşıklar yıkandı. Bazı öğrenciler toprağı sürdü, diğerleri doğal tarım amaçlandığı için ilaçlama yapılmadığından otları temizledi, kimisi karık açtı, kimi ekti, kimi de fidelere can suyu verdi.

Tarla aletleri kullanıldı, çiftlik hayvanları tanındı, köydeki börtü böcekle yaşama deneyimlendi. Organik atıklar toprağa geri kazandırıldı.  Yıldızların yoğunluğu, gecelerin sessizliği yaşandı. Güneşin doğuşuyla kalkıldı, batışıyla tavuklar kümese kondu, öğrenciler Karadeniz’in yeşiline, Sinop şivesine ayak uydurdu.

PROJE 2. AŞAMA: Yücel DEMİRHAN, Kılıçlı Köyü Kültür Merkezine dokuma atölyesi kurdu. Köylüden geleneksel dokuma tezgahı buldu, Halk Eğitimi Merkezi ile işbirliği yapıldı. Köydeki genç ev hanımlarına el dokuma kurs açıldı. Kurs belgesi alanların, öğrendikleri sanat ve dokuma kurs belgesi ile istihdamları hedeflendi.

Kursiyerler kursta dokuma eğitimi alırken, çocukların başıboş olmaması için, merkezde Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu işbirliği ile ana sınıfı açıldı. Kültür Merkezine Ana sınıfı öğretmeni ve geleneksel dokuma öğretmeni atandı.

PROJE 3. AŞAMA: KOOPERATİF kuruldu, adı SİNABELİ oldu ve başkan Aylin DEMİRHAN ile birlikte, üretim ve pazarlama adımlarına geçtiler.

KOOPERATİF Sinop LAVERDA FESTİVALİNDE

Dokumacı kadınlar ödül aldılar:

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Aralık 2023 in Etkinlik, Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

78 NUMARALI SİNOP ŞERİYE SİCİL’İNDE KULLANILAN LAKAPLAR

21.10.2023- İbrahim ÖZDEMİR

Sinop’ta Şahıs İsimleri ve Kullanılan Lakaplar
Arapça’dan gelen lakap kelimesi o kimsenin asıl adından başka bir ad takılması
anlamına gelmesiyle oluşmaktadır.(16)

Bugün soyadı işlevini yerine getiren lakaplardan, kişiye ait aile yakınlarının kimler olduğu, mesleki durumları, sosyal statü, köken, fiziki yapı gibi birtakım özellikleri mevcuttur. 78 numaralı Sinop Şeriye Sicil’inde geçen lakap, unvan, soy belirten isimler bir hayli çeşitlilik göstermektedir. Şahısların özel durumunu gösteren topal, çolak, deli, fiziksel yapısını ifade eden uzun, küçük, şişman, kel, yanık tabirlerinin kullanımı sık sık görülmektedir. Bunun yanı sıra Arap, Nogay, Tatar, Laz, Çerkes, Mısırlı, Kırımlı, Kıbrısî, Zenci gibi millet, ırk ya da göç ettikleri memleketlerinin isimlerine de rastlamak mümkündür. Canikli, Samsunlu, Karasulu, Kengırılı gibi kasaba ve şehir ifade eden özel isimlerde kullanılmıştır. Yöresel anlamlar taşıyan Ketebeden, Conbur, Edel, Telkaç gibi lakaplar da vardır.
Kullanılan lakap ve soy isimlerinde çeşitlilik fazla olsa da içlerinden birkaçı diğerlerine oranla fazla kullanılmıştır. Hacıoğlu (7), İmamoğlu (5), Gözümağaoğlu (6), Bektaş Ağazâde (5), Akmehmedoğlu (4), Ahmedoğlu (3), Köseoğlu (6), Dizdaroğlu (4), Kadıoğlu (4), Kâvîzâde (3), Kalafatoğlu (4), Memişoğlu (5), Bezircioğlu (4), Kantarcızâde (5) kullanılan aile isimlerinden en sık rastlanılanlardır. Taşçıoğlu (5), Çavuşoğlu (4), Topçuoğlu (2), Darıcıoğlu (4) isimleri hem Müslüman hem gayrimüslim ahali arasında kullanılmaktadır. Bunların dışında bazı toplumsal statü göstergesi olan şeyh, seyyid, hacı, derviş gibi unvanlara da kayıtlarda rastlanmaktadır.


16 Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 1988. s.541.

YÜKSEK LİSANS TEZİ-İbrahim ÖZDEMİR- SİNOP ÜNİVERSİTESİ-SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ-TARİH ANABİLİM DALI

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

78 NUMARALI SİNOP ŞER’İYYE SİCİLİ

15.10.2023-İbrahim ÖZDEMİR-YÜKSEK LİSANS TEZİ

78 NUMARALI SİNOP ŞERİYE SİCİLİNE GÖRE SİNOP’TA SOSYAL HAYAT

1. 78 Numaralı Sinop Şeriye Sicilinin Tanıtımı

İncelmesini yaptığımız 78 numaralı Sinop Şeriye Sicili H.1 Safer 1286-25 Zilhicce 1287 (M.13 Nisan 1869-18 Mart 1871) yılları arasını kapsamaktadır. Siciller 1941 yılından başlanarak mevcut oldukları şehir kütüphanelerinden ve şehir müzelerinden toplanarak 1991’de Millî Kütüphane’ye nakledilmiştir. 2005’te ise 8934 sicil Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne devredilmiştir. Bu sicillerin Ankara’daki Millî Kütüphane dışında Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi’nde (İstanbul) kopyaları yer almaktadır.(9)

İslam Araştırmaları Merkezi’nden temin edilen sicil burada 78 numara ile kayıtlıdır. Defter Devlet Arşivi’nde MŞH.ŞSC.d.7676 sıra numarası ile kayıtlıdır. 78 numaralı Sinop Şeriye Sicili 143 sayfadan oluşmaktadır. Eksik sayfası olmamakla birlikte son sayfası boş bırakılmıştır. Defterin sayfaları ve hükümler latin rakamlar verilmek suretiyle numaralındırılmıştır. Defterin sonunda ayrıca bir de mürur tezkiresi eklenmiş ve “Ek: 138/1” şeklinde belirtilmiştir. Deftere daha sonra eklendiği anlaşılan mürur tezkiresi H. 9 Zilhicce 1289 (M. 7 şubat 1873) tarihlidir.

1.1 Sinop Nüfusu, Mahalleler, Kasabalar ve Köyler

Şehrin nüfusu ve fiziki yapısıyla ilgili en erken tarihli kayıtlar 1487 yılına kadar iner. Buna göre şehirde 783 kayıtlı erkek nüfus vardı ve bunun 604’ü (492 hane, altmış bekâr, elli iki muaf) Müslüman, 179’u (159 hane, 20 bekâr) Hıristiyan ahaliden oluşmaktaydı. Ayrıca 117 kişi “cemaat-i nöbetçiyan” olarak kalede görev yapmaktaydı. Bu dönemde, nüfus on üç Müslüman ve altı Hıristiyan mahallede sakindi. Bu dönemde şehrin 2500’ü aşan bir nüfusa sahip olduğu anlaşılmaktadır. 1530 tarihli kayıtlarda iki Cuma Cami’si, bir medresesi ve yirmi bir mahalleden oluşan Sinop’ta 378 Müslüman, 233 Hıristiyan olmak üzere toplam 611 hane vardır. Bunun dışında kayıtlı 327 bekar erkek nüfusun 236’sı Müslüman, 91’i Hıristiyan’dı. Tahmini nüfus bir önceki tarihe göre artarak 3000-3500 dolayına ulaşmıştı. 17. yüzyılın ortalarında ise Sinop’un kale içinde ve dışında 24 mahallesi vardı. Genellikle deniz kıyısında Hıristiyan mahalleleri yer almaktaydı. Bu mahallelerdeki nüfusun bir kısmı kale onarımıyla görevli olduklarından haraç vermezdi. 1582’de 3000-5000 arasında olduğu tahmin edilen kent nüfusu, 1783’de 15000’e kadar yükselmişti.(10)

19. yüzyıla gelindiğinde mahallelerin sayılarında bir takım değişiklikler olduğu görülmektedir. 78 No’lu Sinop Şeri’ye Sicili’nde Sinop mahallelerinden 17’sinin ismi geçmektedir. Bu 17 mahalleden ikisinde gayrimüslimlerin yaşadıkları görülmektedir. Ayrıca Sinop merkeze bağlı 25 köy, 3 nahiye, 3 kasaba ve bunlara bağlı mahalle ve köylere kayıtlar vesilesiyle ulaşılmaktadır (bkz. Tablo 1).

Tablo 1: Sinop Merkez Mahalleleri

Müslüman

1-Arasta

2-Arslan

3-Balat

4-Cami-i Kebir

5-Demirli Mescit

6-Kaleyazısı

7-Kapan(-ı Dakik)

8-Kefevi

9-Meydan Kapı

10-Saray

11-Sarımsak

12-Şekerhane

13-Şeyh

14-Tayboğan

15-Ulubey

Gayrimüslim

1-Arap

2-Meryem Ana

17 mahalleden Meryem Ana ve Arap Mahalleleri Sinop’ta yaşayan gayrimüslim ahalinin meskun olduğu mahallelerdir. Tespit edilen bu 17 mahalle dışında 16. ve 17. yüzyıllarda, Sofu Bayezid, Akdoğan, Serameddin/Siraceddin Mahalleleri(11) Müslümanların ikamet ettiği mahallelerdi.

Tanzimat dönemi Sinop hakkında temettuat defterlerine göre yapılan çalışmada Müslümanların ikamet ettiği 14 mahalle tespit edilmiştir.(12)

Bu 14 mahalle dışında incelediğimiz sicilde Sarımsak Mahallesi’ne rastlanmaktadır.

Defterde gayrimüslim mahallelerinin azlığı dikkat çekmektedir. Çünkü 17. yüzyılda Arap, Aya Nikola, Ayaklıca, Aya Konstantin, Meryem Ana, Balatlar, Kumbaşı

gibi mahalleler varken13 Tanzimat döneminde bunlardan yalnızca Arap, Ayaklı, Aya Nikola, Balatip, Kalafat ve Meryem Ana Mahalleleri kalmıştır.14 1840/1841 yılında yapılan nüfus sayımı verilerine göre Sinop’ta altı gayrimüslim mahallesi olduğunu görmekteyiz. Nüfus defterlerine göre Sinop gayrimüslimlerin meskun olduğu mahalleler Arap, Ayaklı, Aya Nikola, Balatya, Kalafat ve Meryem Ana’dır.( 15) İncelenen defterde ise bu mahallelerden yalnız Arap ve Meryem Ana mahallelerine rastlanmıştır.

Defterde ismi geçen merkeze bağlı köylerin tamamına yakını Müslüman ahaliden oluşmaktadır. 25 köy içerisinde yalnızca Koyluç Köyü’nde Ermeniler sakindi. Çiftlik ve Gölyan köylerinde ise Rum ve Müslümanlar’ın birlikte yaşadıkları görülmektedir. Bunun yanı sıra 19. yüzyıl boyunca Anadolu’ya göç eden Kafkasyalı göçmenlerin bir kısmının da Sinop merkez köylerinde iskan edildikleri görülmektedir. Çerkezlerin Acurkoy, Şapsığ, Mahoş, Abuzeh, Kabartay gibi bazı kabilelerine mensup aileler Karagöl, Bağcı, İncipınar, Karacakilise, Soğucak ve Mergüz gibi köylerde sakindiler.

——————————–

9 Yunus Uğur, “Şer’iyye Sicilleri”, TDV İslâm Ansiklopedisi C.XXXIX, TDV Yay., İstanbul, 2010, s.9

10 Öz, s.253.

11 Öz, s.253.

12 Özcan, s.36.

13 Öz, s.254.
14 Özcan, s.37.
15 Kara, s.6-7

BİLKE YORUM: Tarihin her aşaması, kültürümüze yansıyor. Sinop kültür yelpazesi çok geniş illerimizden biridir. Bizi geçmişe götüren bu değerli çalışma için İbrahim ÖZDEMİR’İ( SİNOP ÜNİVERSİTESİ- SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ-TARİH ANABİLİM DALI)kutluyoruz. Danışman hocamıza, emeği geçen herkese katkıları için teşekkürler.

 
Yorum yapın

Yazan: 15 Ekim 2023 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , ,

TASI TARAĞI TOPLAMAK DEYİMİNİN ANLAMI

10.10.2023- BİLKE-ALINTI

İlk efsanemiz şöyle. Vaktiyle seyyar berberlerin yasak edildiği bir dönem varmış…

Bu dönemlerde belediye zabıtasını gören berberler sürekli kaçış halindedir. O yasak döneminde berberlerin tek ekipmanı olan tas ve tarağı toplayıp kaçışı bugüne ‘tası tarağı toplama’ olarak geçmiş.

Bağdat’ta Abbas Oş adında meşhur bir dilenci varmış. Mevsimine göre ya cerre çıkmak (yardım toplamak) yahut dilencilik yapmak suretiyle zengin olmuş. Bütün Bağdat’ın tanıdığı bu adamın şöhretinden istifade etmek isteyen bir sefil, Abbas’ı kollamaya başlamış.

Nihayet bir Ramazan gecesinde hamama girdiğini görüp, ardınca içeri dalmış ve kurna başında yanına yaklaşıp şöyle demiş:

Efendim! Bendeniz dilenciliğe başlamaya karar verdim.

Umarım ki bu asil sanatın inceliklerini bu kulunuzdan esirgemezsiniz. Ne türlü usul ve kaidesi var ise bilcümle öğrenmek isterim. Şu mübarek geceler hürmetine lütfediniz.

Bir, her nerede olursa olsun istemeli.

İki, her kimden olursa olsun istemeli.

Üç, her ne olursa olsun istemeli. 

Yeni dilencimiz bu kuralları duyunca hemen Abbas’ın elini öpmüş ve ‘Ben fakirim, bir şeyler ver bana?’ demiş.

Abbas şaşırmış, kendisinin de onun kadar fakir bir dilenci olduğunu hatırlatmış.

Yeni dilenci ikinci kuralı hatırlatmış, herkesten dilenebileceğini söylemiş. Abbas artık diyecek bir şey bulamamış ve ‘Bu kurna başında ben şimdi sana ne verebilirim be adam? Elbisem dışarıda, paralarım evde. İşte ortada bir tasım, bir tarağım var!’

Dilencimiz üçüncü kuralı hatırlatmış, “Her ne olursa olsun istemeli, ben tasa tarağa da razıyım.”

Abbas’ın dili tutulmuş, tasını tarağını alıp hamamdan çıkıp gitmiş. O günden sonra dilenciliğe tövbe eden Abbas neden bu yoldan ayrıldığını soranlara ‘Tası tarağı toplattık, bu işler bizden geçmiş…’ dermiş.onedio.com

Mehmet Kadir KOCABAŞ: Osmanlı İstanbul’unda elit kesimin gittiği meyhanelere “Gedikli” denirdi. Bunlar loncaya bağlı legal yerlerdi. Orta sınıfın müdavim olduğu illegal meyhaneler ise “Koltuklu” idi.

19. Asrın ortalarında sadece Istanbulda 80 gedikli vardı. Koltuklularla birlikte sayının 1000 olduğu tahmin ediliyor. Alt gelir gruptakilerine hizmet eden seyyar meyhaneciler ise “Ayaklı” diye anılırdı.

Sayıları 800’ü geçen ayaklılar, başlarında şerbetiye denen bir başlık ve omuzlarında peşkir ile gezinirlerdi. Bu onların tanınma alametleriydi. Bellerinde koyun bağırsağına doldurulmuş rakı ve kaftanlarının içinde ise kadehler bulunurdu. Bu kadehlere rakı tası anlamında “tas-ı arak” adı verilirdi. Zabıta baskını söz konusu olunca tas-ı arağını gizleyerek kaçmaları gerekiyordu. Bugün kullandığımız “tası tarağı toplamak” deyimindeki tarak, bilindiğiniz saç tarağından değil rakı anlamındaki “arak” tan gelmektedir.(Taner Iriz’den alıntı).

 
Yorum yapın

Yazan: 10 Ekim 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

BAKLAVANIN TARİHİ

28.09.2023- Hazırlayan Bilhan AKKAYA- Araştırmacı

İlk baklavayı kim yaptı, kim yedi veya bu tatlı ilk nasıl bulundu, nasıl yenmeye başladı kimse bilmiyor. Fakat gelişimi konusunda çeşitli iddialar bulunmakta. Baklavanın kökeni sayılabilecek ilk yiyecek; Asurlular’da tüketilmiş. Asurlular; MÖ. 8. yüzyılda, mayasız yassı ekmeği, doğranmış kuru yemişlerle tabakalayıp, ilkel odun fırınlarda pişirerek ve daha sonra bala bulayarak tüketmiş. Bildiğimiz kadarıyla; baklavaya en çok benzeyen ilk yiyecek buymuş.

Baklava günümüz formuna gelirken özellikle; Orta Doğu, Doğu Akdeniz, Balkanlar ve Kafkasya’da şekil değişikliği yaşayarak gelişti. 15. yüzyıl Osmanlı İstanbul’unda en mükemmel halini almaya başladı. Özellikle Fatih Sultan dönemi Topkapı Sarayı mutfak defterlerinde; baklavaya ait çok fazla kayıt bulunmaktadır. 1408488606 tasnif numarası ile kaydedilen bir rapora göre; Saray’da 1473 yılında baklava pişirilmiştir. Baklavanın tam kökenleri bilinemese de; Ortadoğu ve Yakın Doğu’da her değişim rüzgarında (yönetimsel) baklavanın zenginleştiği yadsınamaz bir kesinliktir.

Bölge, dünyanın en eski kültürlerinin ve medeniyetlerinin çoğunun merkezidir ve her gelen kültür; baklavayı kendi tercihlerine göre değiştirmiştir. Mezopotamya’ya seyahat eden Yunan denizciler ve tüccarlar kısa süre sonra Baklava’nın lezzetlerini keşfetti ve ülkelerine döndüklerinde bu tatlı bilgisini beraberlerinde getirdi. Yunanlılar; bu tatlının hamurunu Asurlular’dan biraz daha ince taptı. Aslında “Phyllo” adı, Yunancada “yaprak” anlamına gelen Yunanlar tarafından icat edilmiştir.

Baklava, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğu sınırında Baharat ve İpek Yolları üzerinde bulunan Ermeni tüccarlar tarafından keşfedildiğinde; onlar da bir katkı sağladı. Baklava dokusuna tarçın ve karanfil kattılar. Daha da doğuda Araplar; gül suyu ve portakal çiçeği suyunu, baklavada kullanmaya başladı. Ana yöntem ve tarif değişmiyordu fakat eklenen veya çıkarılan aromalar ile tad değişiyordu. Tarif sınırları geçmeye başlayınca tadı ince nüanslarla değişti. Orta Doğu’daki ülkeleri arasında Lübnan; baklavaya en çok katkı sağlayan ülkedir. Antik çağlardan itibaren İran’da; pastacılar, yasemin kokulu bir fındık dolgusu içeren baklavalar üretmiştir. Altıncı yüzyılda bu tatlı; Konstantinopolis’teki Bizans, I. Justinianus sarayına tanıtılmıştır. Osmanlılar; Konstantinopolis’i ve batıdaki geniş toprakları alınca, tüm bölgelerde yapılan baklava bileşimlerine vakıf oldu.

Osmanlı saraylarında çalışan aşçılar ve pasta şefleri, geniş bir bölgeyi kaplayan bir imparatorluğun yemek pişirme ve pastacılık sanatının etkileşimine ve gelişmesine büyük katkı sağladı. 19. yüzyılın sonlarına doğru, İstanbul ve büyük taşra başkentlerinde orta sınıfa hitap eden küçük pastaneler açıldı. Baklavanın kökeni konusunda fikir ayrılığı olduğu gibi baklava kelimesinin kaynağı da tartışmalıdır. Baklava kelimesi, 1650 yılında Osmanlı Türkçesi’nden ödünç alınarak İngilizceye girmiştir. Türk etimologlar bunun Türk kökenli olduğunu belirtmektedir (baklağı veya baklağu); bazıları ise “baklava”nın Moğol kökünden ba comela- ‘bağlamak, sarmak, yığmak’ için gelebileceğini söylemektedir. Bayla’nın kendisi Moğolca bir Türkçe alıntıdır. –Va son eki Farsça kökenini öne sürse de; ancak ‘bakla’ kelimesi Farsça değil, Arapça kökenli fasulye anlamına gelir ancak Arapça ismi olan baklava, kuşkusuz Türkçeden bir alıntıdır. Bu konuyla ilgili başka iddialar da bulunmaktadır. Baklava adı; pek çok dilde, küçük fonetik ve yazım farklılıkları ile değişse de genel olarak ‘baklava’ olarak ifade edilmektedir.

BİLKE YORUM: Kültür, kanatlı kuşlar gibi mekandan mekana gezmektedir. Her coğrafyaya taşınır, yeni ekler alır ve okyanuslar, kıtalar aşarak yayılır.

İnsan iradesi, hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarını karşılamak için hangi coğrafyada olursa olsun hep aynı adımları izlemiştir. Sanatsal derinlik kazanma ve kaliteli yaşam sergileme boyutu ise bilimsel gelişmelerin ışığında kentleşme kültürünü kazanmasıyla zenginleşir.

 
Yorum yapın

Yazan: 28 Eylül 2023 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

HALA SEVMEYE VAKİT VAR

25.09.2023-Dilaver KARAGÖZ

Öyle ki !

Vaktim yok mu sanırsın..,

Dönüp o günleri anmaya….

Ve masum çocukluğu anlamaya.

Tahtadan, çatısı kiremitli evlerden koşarak çıkıp, çimen kokularını içine çekerek sırt üstü yatıyor çocuklar,

İncir akması yanakları, üzüm şırası dudaklarıyla, günün tokluğu ile mavi göve bakıyorlar.

Kimi gidenler oldu , az ötede, lale yapraklı gül dallı mezarlar, ağıt dillerinde türkü…..

Bu yıl nereye gittin ah anam ah babam….

Şehrim, üç tarafı mavi deniz , beyaz köpüğüne kırmızımsı, çocuk göz yaşı karışmış….

Irmak akışları, biraz hüzünlü yokluğumdan.

Kenarları, çam kokulu, gövdeleri , küçük bir çakı çiziği, büyük aşkların ağır yaralısı….

Ah o baba ocağı….

İlk ayak basılan toprağı, hayal etmek, belli ki ömrüre ömür katıyor ..!

Bu taştan evlerde bedenin titremesi….

Tükeniyoruz para peşinde…

Can almak istiyorum bu cansız şehir ışıklarından kaçıp….

Gaz lambasında seyrrttiğim ela gözleri hatırlarım hep….

Aşk bu kadar güzel o şehir de , o günlerde….

Palmiyelere emanet ettiğim duygularımı geri alıyorum, mendirekdeki ayak izlerini de….

Ve iskeledeki balık kokusunu….

Sen de gel derim hep içimde sevgilime, sen de gel o berbat şehirden, yoksa eksik solurum şehrimi, gülüşlerim acı hasrete dönüşür…

Tut elimi, biz birlikte ayak basalım aşıklara Karakum bizi öpsün….

Geçmiş yılların hasreti bitiversin, bak ve gör güzelliği, gözlerimde özlemi..!

Unuttuğumuz, küstüğümüz ne varsa bulalım , barışalım bu şehirde….

BİLKE YORUM: Şairimizin duygu yüklü şiiri, şiir gibi SİNOP’U yudum yudum içirdi bize. Her şairin dizelerinde, sözcüklere hapsolan soyut duygular, yüreğinden yansıyan haykırışlar, somut olarak canlanır ve belleğimizde karşılığını buluverir. Teşekkürler Dilaver, iyi ki yollarımız kesişti sizlerle.

Bireylerin sesleri, toplumun aynasıdır. Toplumun yaralarını görmek isteyen TOPLUM SİYASETİ ile ilgilenen ve bu işi meslek olarak yapanlar, toplumun sesini dinlemek istiyorsa, karikatürlere, türkülere, şarkılara, şiirlere, makalelere kulak vermeli.

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Eylül 2023 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,