RSS

Etiket arşivi: bilke

ayşe’ce

KONUK YAZARIMIZIN KALEMİNDEN

09.11.2021- Ayşe EKŞİ ELMACI

Aslında bu sabah birşey yazmayacaktım. Bir sayfada Almanya göçünün ve Almanya göç yasasının 60.yılıymış oradan yola çıkarak çocukluğumun anılarından biri geldi aklıma.(ananemin köyünde isimleri ve cisimlerini bile unuttuğum, yaşananların komikliğinden midir bilmem aklımda kalmış)

Anımsayabildiğime göre 66-67 yılları olsa gerek. Evleri şehrimize giden anayolun üzerindeydi. Her köy evi gibi ağaçtan yapılmış eski bir köy eviydi. Kendi yağlarında kavrulmaya çalışan(ananemin anlatmasına göre)insanlardı. O zaman bir Almanya furyası vardı ki herkesin dilinde, müracaat eden edene…

Derken yazıma konu olan ailenin gelini de yazılır. Bekleyiş içerisindeyken muhtar yazılı bir evrakla müjdeyi verir. Şehir merkezinde Almanya’dan gelen heyet sağlığından eğitimine kendini ifade edişine kadar ince eleyip sık dokur. Neyse bizim gelin heyetin karşısına geçer sağlık kontrolleri falan önceden yapıldığı için en son mülakata alınır.

Alman soruyor tercüman çeviriyor. Adı sanı eğitimi yapabileceği işler falan filan, artık son sorular. Alman soruyor:

-Müzik bilir misiniz(düğünlerde def çalarmış ananemin anlatımı ve aklımda kalanla)

-evet bilirim.

-Söyler misiniz?

Bizimki bir elini def diğer eliyle de tempolu bir şekilde vurarak başlıyor söylemeye

-Zeytin yağlı yiyemem ammannn / basmada fistan giyemem Amman/ Senin gibi zalime / ben yarimsin diyemem ammann…

Derin bir sessizlik adamlar konçerto mu opera mı bekliyorlardı bilemem ama bizim gelin odadan çıkıyor. Ve ilk Almanya’ya gidenlerden oluyor. Çok uzun yıllar bu olay gece oturmalarında kahkahalarla anlatıldı. En son duyduğumda (9-10 yaşlarında olmalıyım)eşini çocuklarını da almış yanına, bir iki sene içerisinde köyün yarısını almış diyorlardı . O evin yerinde sanırım iki tane villa gibi ev kondurdu.

Sonra da Almanya hikayeleri dilden dile dolandı. Almanya çok yuvayı da yıktı dendi . Türküler ağıtlar yakıldı. “Almanya acı vatan” oldu çoğuna . Filmlere konu oldu. Aslında iki kültür arasında sıkışıp kaldılar. Orada yabancı , memleketlerinde ise Almancı //ayşe’ce//

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Kasım 2021 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , ,

DEĞER KAVRAMI VE DEĞERLER

19.09.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Bir çocuk, elindeki yalama şekerini sevdiği kişiye verirken gördünüz mü hiç? Şekeri yalarken, ondan vaz geçer ve tertemiz duygularla sevdiğine uzatır. Değer verdiği şeyi, değer verdiği birine uzattığı o an duygularını ölçmek mümkün olsaydı.

Her birimizin, değerli saydığı kişisel kabulleri vardır. Kimi acısız yemek yemez, kimi de acılı yemez. Kimi kitap okumayı çok sever, kimi de eğlenmeyi kitap okumaya tercih eder.

Para kazanmak ve mal üstüne mal yığmak çok değerlidir kimine. Kimine de insanca düşünmek ve uygulamak. Bu açıdan baktığımızda insanların değer verdiği şeyler, yaşamındaki öncelikleri belirler.

Evrensel boyutta bakarsak, dünyanın neresinde olursak olalım, değişmeyen insani değerler vardır. Doğru dürüst olmak, kişisel kazanç için her şeyi, herkesi harcamamak, doğaya zarar vermemek gibi. Bilimsel çalışmaların zamanı aşarak, insanlığa ışık tutması gibi. Tesla ve Edison’un insanlık tarihinden silinemeyen değer olduğu gibi.

Eğitim sistemi, değerler derslerini programlarına almalı mı? Ezberci çocuklar yetiştirmek yerine, değerleri ölçebilen, aklını kullanan çocuklar yetişmeli. Başlığı, aşağıdaki akademik çalışmadan aldım:

Değer ve değerler; hem felsefede hem de başta sosyoloji, psikoloji ve antropoloji olmak üzere diğer sosyal bilimler literatüründe sıkça tartışılan konulardan biridir. Değerler, üzerinde çok durulan bir konu olmasına rağmen henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir (Anar, 1983:8; Dilmaç, 2002). Değerlerle ilgili tartışmalar; değerlerin tanımı, kaynağı, relativ mi yoksa mutlak mı oldukları, önem sırası, kim tarafından ve nasıl korunması gerektiği, birey ve toplum yaşamı için önemi ve nihayetinde bireylere değerlerin öğretilmesi, benimsetilmesi ve içselleştirmeleri amacıyla izlenecek doğru metodun hangisi olduğu vb. konularda devam etmektedir. Buna rağmen, yapılan bir araştırmaya göre Milli Eğitim Sistemimizde tarihsel süreç içerisinde değerlerin öğretim programlarında yeterince yer almadığı sonucuna varılmıştır (Yaşaroğlu, 2013).Mehmet YAZICI-Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler DergisiFırat University Journal of Social Science Cilt: 24, Sayı: 1, Sayfa: 209-223, ELAZIĞ-2014

Sosyal değişimde, değerleri yaşamsal olarak gözleyebiliriz. Tarihe imzasını atan kahramanların, değerleri gözetenlerini, gözetmeyenlerini kolaylıkla anlarız. Hitit yazıtlarında bile bu örnekleri görmekteyiz.

Toplumsal bilincin oluşması için değerler konusunu göz ardı edemeyiz. Yoksa, sayı çokluğunu elde eden, gücü elinde bulunduran kendi yarattığı değerleri dayatacaktır. Oysa değerler, padişah olsan da aynı, hamal olsan da aynıdır. Kazandığımız ve yaşatabildiğimiz değerler kadar varız.

 

Etiketler: , , , ,

YENİ ZELANDALI VE SİNOP

08.09.2021- Şafak Gündüz SARIKAYA

Yıllar yıllar önceydi. Turizm Danışma Bürosu’na bir Yeni Zelandalı gelmişti. Heyecanla gezdiği yerleri anlatıyor, anlatımını elleri, kolları ve hareketleri ile zenginleştiriyordu. Çankırı yakınlarında yolda kalmış, otostop çekmiş, köylüler ona çay ikram etmişler, Türkçe arkadaş demeyi öğrenmiş. Gözlerinin içi gülüyor, mutluluğunu belli ediyordu.

O zaman, “ Türkiye dünyanın bir ucu, ama bak aramış bulmuş gelmiş ve üstelik geldiğine de hiç pişman olmamış”, diye düşünmüştüm.

Aradan siz deyin 4 ben diyeyim 5 yıl geçmiş bu sefer müzenin karşısında aile kuruyemişçimiz ÖZBİL’ e bir müşteri gelmişti. Onun yorumu dikkate değerdi. Sinop için:

“çok ufak bir yer, burada çok fazla şey yok galiba” diyerek küçümseyici ifadeler kulandı.

Ben de:

“ne aradığınıza bağlı” dedim.

Sonra da:

“eğer metropoller gibi uzun katlı taş bloklar arıyorsanız bulamazsınız, ama yine de eskiye göre betonlaşmış olmasına rağmen Sinop, doğası, tarihi ve denizi ile eşsiz bir yer” diye cevap verdim.

İki farklı portre, iki farklı yorum. Biri dünyanın bir ucundan, diğeri ise Sinop’a yakın bir yerden gelmiş. Ne kadar farklı pencerelerden bakıyorlar, mutlulukları da farklı, arayışları da…

Ama Yeni Zelandalılı’ yı görmeliydiniz esprili, basit şeylerden mutlu olan biriydi. Dünyanın bir ucunda da olsa, güzelliklere aynı bakacak insanlar vardı.

Mutlu ve sağlıcakla kalın!

ŞGS

 
 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP MUTFAĞI HAKKINDA

02.08.2021-BİLKE

MUTFAK KÜLTÜRÜNÜN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ BAKIMINDAN YÖRESEL YİYECEKLERİN MENÜLERDE YER ALMA DÜZEYİ: SİNOP ÖLÇEĞİNDE BİR ARAŞTIRMA- Öğr. Gör. Şaban KARGİGLİOĞLU -Sinop Üniversitesi, Aşçılık Programı- Öğr. Gör. Sibel AYYILDIZ- Karabük Üniversitesi, Aşçılık Programı


Öz
Yöresel yemekler, o bölgede gelenek haline gelmiş, kültüre yerleşmiş ve halk tarafından diğer yemeklerden üstün tutulan yiyeceklerdir. Bunların oluşumunda coğrafi konum, üretim şekli, tarihsel gelişim, ekonomik ve kültürel ilişkiler, inanç ve etnik durum gibi faktörler etkili olabilmektedir.

Bu çalışmada, Sinop ilinin mutfak kültürünün sürdürülebilirliği bakımından bölgeye özgü yiyeceklerin yiyecek içecek işletmelerinin menülerinde ne ölçüde yer aldığını ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini, Sinop ilindeki yiyecek içecek işletmeleri oluşturmaktadır. Çalışmada yöresel yiyeceklerin envanteri için yerel halktan konu ile bilgisi olan birkaç kişi ile görüşülmüş ve yiyecek içecek işletmelerinin menüleri içerik analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre Sinop’a özgü yöresel yiyeceklerin Sinop Merkez’deki yiyecek içecek işletmelerinin menülerinde yer aldığı ve özellikle “Mantı”nın ön planda olduğu ortaya çıkarılmıştır. Araştırmanın sonucunda; turizm planlayıcılarına ve yiyecek içecek işletmelerine bir takım önerilerde bulunulmuştur.

Çalışmanın tamamı:

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Ağustos 2021 in Uncategorized

 

Etiketler: , , , ,

TEYZEM

01.07.2021- Şafak Gündüz SARIKAYA

Pencereden bakıyor, gözlerinin içi gülüyordu. “Guguş”, dedi. Guguş, teyzemin güvercinlere ve kumrulara verdiği bir isimdi. Kedileri de PAMUK, YUMAK kedi diyerek severdi. Günün ilk ışıklarıyla uyanırken; özellikle güneş doğduktan sonra, havada tatlı bir serinlik varken hepimizin duyduğu sestir guk-guk. Kumrular çıkartırlar, ve insana huzur verirler.

Teyzem Cemile Demir’in, iç dünyasının kahramanları güvercinler ve kedilerdi. Kendimi bildim bileli teyzem hep bizim yanımızdaydı. Annem onu yalnız bırakmak istemezdi, o yüzden ablamın ilk tayin olduğu Ordu’nun Aybastı ilçesinin Belen Köyü’nden tutun, üniversite yıllarım ve hatta hayata gözlerini yumduğu İstanbul günlerine kadar hep beraberdik.

Teyzem otistikti. Biz ona içe kapanık, kendi halinde derken, Yağmur Adam filmi ile bu kelimenin anlamı hafızamıza iyice yerleşmişti. Teyzemin dünyası çıkarcı, pragmatik ve paraya endeksli, kirli dünyamızın çok çok uzağındaydı. Belki de teyzemin bu yüzden kahramanları kediler ve güvercinlerdi. Hayattan çok bir beklentisi yoktu, karnı doysun, kendisine iyi davranılsın yeterdi.

1992- yeğenlerimden biri teyzemin kucağında

Annem, aslında onun için bir abladan ziyade bir ebeveyn yani bir anne-baba gibiydi. Aslında yalnız yaşayabilirdi ama yalnız yaşamaktan çok, kendisini anlayamayanlara ifade etmek durumunda olmaya katlanamıyordu. Sadece kendi ekseninde dönen insanların, otistik birisine acıyan, küçük gören bakışları, kaçınılmaz olabiliyordu. (Sanki bir ömür insanın sağlıklı olma garantisi varmış gibi!) Anlamaları ise, ileri bir tekamül gösterme süreciydi doğal olarak.

Kendisi ile konuşmaya çalışsanız ağzından 6-7 kelime alabilirseniz, ayrıcalıklısınız demektir. Diğer otistikler gibi göz teması kısıtlıydı ve kesinlikle dokunma, sarılma ve öpme gibi fiziksel temastan asla hoşlanmazdı. Asla!

Bir ambulans geçse ve siren sesi duysa Sinop’taki Yeni Mahalledeki evimizin penceresinden kim geçiyor diye ısrarla ve heyecanla bakardı. Çevresinde olan biten her şeye hakimdi. Hafızasına kaydederdi.

Şimdi düşünüyorum da, annem ona karşı şefkatliydi. İnsan olarak bir çoğumuzda eksik olan bir hasletti bu. Eğer canlılara şefkatiniz yoksa, hatta bırakın canlıları, doğayı görmezden geliyorsanız, umursamıyorsanız, bir insan olarak gelişiminizi tamamlamamışsınız demektir. (Sorun da burada değil mi?)

Teyzem de şefkati bulduğu yerde, korunaklı olduğu ortamda kendini huzurlu hissediyordu. Annem sert görünüşü altında teyzemden şefkatini hiç esirgemedi.

Ölümünden önce de birkaç hastalık tanısı konulmuştu. Vasisi olan ablamla ben bir ambulansta yanındaydık, hemşire “kim o, anneniz mi”, dedi, “hayır teyzemiz”, dedik. Aslında bir ömür süren birliktelikti bizimki. Bizim için teyze ya da başka bir kelime yetersizdi. Onun özel durumu, bizim içimizde çok özel bir sevgiye dönüşmüş ve o sevgiyi büyütmüştü. Gel de bunu hemşireye anlat.

Teyzemin durumu çok ağırdı. Ambulans sirenini duyunca kafasını kaldırdı, işte o zaman boşuna arama teyze, hasta sensin diyesim geldi. (Bunun farkında değildi.)

1998’de vefat eden teyzem, şimdi İstanbul’da Sanayi Mahallesinde bir mezarlıkta, sen, hep bizim kalbimizdesin teyzem. Aile olarak onu her ziyaretimiz, bizi derinliklere sürükleyip götürür. Bu bayram da ziyaretine gideceğim.

O yüzden otistik denince şöyle bir dururum, teyzemin hayatı bir film şeridi gibi akar gözümün önünden. Siyah beyaz bir fotoğrafta dut ağacı önünde gülümseyen bir yüz. Teyzemin kelimeleri dökülür dilimden belli belirsiz, guguş, pamuk kedi. Anlarım ki mutlu ve yüzü güler.

Sabahları bir kumru uyandırır beni, kanat çırpar, “ guguş geldi”, diyesim gelir ve gökyüzüne bakar hafif tebessüm ederim.

Huzur içinde uyu!

ŞGS

 
3 Yorum

Yazan: 01 Temmuz 2021 in ŞAFAK SARIKAYA ANILAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

SİNOP KÖYLERİNDE ÜZÜM ÜRETİMİ 1487

29.06.2021-BİLKE

Köylerimiz ve eski tarihli üretimler hakkındaki yazılarımız yoğun ilgi görüyor. İlgi gördükçe de biz araştırmaya devam ediyor ve sizlerle beraber biz de bilgileniyoruz.

Üretim konusunda eski belgelerle günümüzü karşılaştırdığımızda, gerçek apaçıktır. Üretme konusu ihmal edildikçe halk zorunlu alıcı olma mecburiyetinde kalmaktadır. Üretime ağırlık verme yerine, gökdelenler dikmeyi tercih edenler, toprağın ve doğanın AHI ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorlar mı diye düşünmeden edemiyoruz. Sorunları temelinden çözme neden tercih edilmez ki?

Sinop bağ üzümü, Sinop köy üzümleri konusunda yıllardır yazıyor, akademik bulguları paylaşıyoruz. Dernek Yönetim Kurulu, yetkililerle bu konuda çok görüşmeler yaptı. Sinop’ta kesinlikle canlanması gereken bir üretim. Görüşmelerimizden sonuç alamadık, ama biliyoruz ki doğanın gücü cehaleti yenecek. Eski üzüm bağları kökleri ile direnecek ve geleceğe taşınacak. İbn_i Batuta, Evliya Çelebi ve diğer yabancı seyyahlar, eski tarihlerde Sinop’ta üzüm bağlarının varlığını anlatmaktadırlar.

SİNOP KOKULU ÜZÜM

1487 SİNOP’TA ÜZÜM ŞIRASI ÜRETİMİ VE ALINAN VERGİLER:

Kaynak: Prof. Dr. M. Ali Ünal-Osmanlı Devrinde Sinop

İmparatorluk ve Beylikler döneminde köylü ürettiği her mahsulün vergisini devletine misli ile ödemiştir. Günümüzde artık o topraklar boş, üretim yok denecek seviyededir. Halk AVM, dış ticaret ve ithalat bağımlısı durumundadır. Yerli üretim için canla başla çalışacak samimi, yurdu için kendisini feda eden insanlara özlem duymaktayız.

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Haziran 2021 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

KONUK YAZAR ŞEBNEMCE

22.06.2021

İnsan sorgulamaya kendinden başlayınca, yazıları, anlatımları daha etkili oluyor. Dikkatle okunası bir yazı. Kalemine güç, yüreğine sağlık ŞEBNEMCE…

RUH HÜR OLUNCA BEDEN SALTANAT SÜRERŞEBNEMCE

Ruhumun en derinlerinden sirayet eden seyreltilmiş bir hüznü taşıyorum bedenimde. Gitmek istemek gibi de değil, kalmak gibi hiç değil. Bir tufandı yaşananlar, bir küçük kıyamet. Derdin arşı aştığı bir yerde kendimi soluyorum. Aradığım kendimin şimdiki bana hiç benzemediği gerçeğini bilip karşılaşmaktan korkmak kadar keskin bir hüzün.

Yürüdükçe yol uzar, uzadıkça bilirsin varmak istediğin bir yer olmadıkça bitmeyecek bu yol. Bitmesini istediğin zaman yorulduğun andır. Bir karar vermiş olsaydın yol başlayacak olurdu. Bilinmezlik silsilesinin bitmeyen o yoluna adanmış yorgun bir hüzündür belki kastım. Öfkem şimdiki banadır belki, karşılaşmak istemediğim özüme belki çok yaklaştığımdandır. Acabası çok bir sancı bu, bu bir benlik savaşı, bu ne isteğini bilmezlik cahilliği, bu korkaklık, bu denge sorunu, bu yaşamı kavrayamamışlık.

Ruhumu alıkoyan bedenime, bedenime sadık ruhuma ve kendini korumaya çalışan aklıma minnettar kalmak çaresizliğidir belki de benim ki. Asla bana ait olmayanı benim zannetmem egosudur. Arzu ve isteklerimin sonsuzluğudur, ulaşamadığıma kızgınlığımdır. Neyin benim olması gerektiğine karar verme yetkim olduğunu sanmamdır.

Her şeyin bir suret ve yanılsama olduğunu, yaşarken asla bilmeyecek olmamdır. Aslolanı asılsız ve kıymetsiz saymamdır. Aradığımı bulma telaşımdır, bulmak istediğimden emin olmadan. Çiğ bir benliği taşıyor olmak bilincidir belki de.  Bencilliğimdir o hüzün.

Temelde tek başınalı yaşanası dünyayı, tek başıma çok hissetme aptallığımdır. Yalnızlığın ölümle ilintisi olduğu gerçeğini kanıtsayamamdır. Kimi seversen sev, ne kadar sevilirsen sevil biletinin hep tek kişilik kesildiği bir platformda olduğumu bu renkli dünyaya konduramamdır. Hiç kimseye ait olmayan çulun çaputun hesabıyla kaçırdığım koca bir yaşamdır. Gelecek kaygımdır, yarın telaşımdır, bir saat sonra içmeyi planladığım kahveyi neden şimdi içmediğim saçmalığıdır. Kenara ayırdığım her şeyin, yıpranmasın diye kullanmadığım her şeyin hezimetidir belki de o hüzün.

Ucuz yemeklerin, ucuz kitapların, ucuz giysilerin sırf başına ucuz getirildi diye içimde beliren tiksinti halidir o hüzün. Pahalı dendiğinde asıl ucuz olan şeyin ne olduğunu anlayamamaktır belki de. Amacın ne olduğunu bilmemek, hedefin neyi gösterdiğini bilerek üstelik tüm bu rezilliği sindire dindire yaşamak iğrençliğidir. Mesele ne gitmek ne de kalmak meselesidir. Mesele ne küçük bir sahil kasabasına yerleşmek meselesi ne de butik bir kafe açmak meselesidir. Mesele ruhun derinliklerine sirayet eden seyreltilmiş o hüznü görüp önce orayı öpüp iyileştirmek meselesidir.  O hüznü hissetmek meseledir. Mesele iyileşmek fakat önce ruhen gerçekten iyileşmek meselesidir.

kaynak: http://www.sebnemceweb.com

 
Yorum yapın

Yazan: 22 Haziran 2021 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

SİNOP’UN DEĞERLERİNDEN FEHMİ AYDIN

19.06.2021-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Yarın babalar günü. Sokağa çıkma yasağı olduğu için babalar gününü dernek olarak bu gün kutladık. Babalar günü denilince Sinop’ta herkesin aklına Sayın Fehmi AYDIN gelir. Gerçekten gelmelidir de. Neden biliyor musunuz? 1976- 77 öğretim yılında, ben 20 yaşında iken Sinop Kız Yetiştirme Yurduna öğretmen olarak atandım. Öğretmen arkadaşlar arasında benden üç beş yaş büyükler ve akran olanlar vardı.

Müdür baba, kurumu hepimize ailemiz gibi hissettirdi. Hem biz genç öğretmenlere, hem personele hem de çocuklara çok emeği geçti. O, köy enstitüsü mezunu değerli öğretmendi. Ondan hepimiz çok şey öğrendik.

Çocuklarımızın hepsi ayrı ayrı değerliydi. Aralarında hiç birimizin unutmadığı, özel bir kız vardı. Dikmen köyü nüfusuna kayıtlı hem konuşma hem zeka engeli olan kızımızdı. O yöreye sorduğumda, annenin de aynı engeli olduğunu, tecavüze uğradığını ve çocuğun da doğduğunda Çanakkale yuvasına teslim edildiğini öğrenmiştim. Çocuk 6 yaşına girdiğinde Sinop Yetiştirme Yurduna getirilmişti. Benim çalıştığımda ise Ayşe 16 yaşında bir genç kızdı. Mutfakta annelere işlerde çok güzel yardım ederdi ve yurdun tüm işleyişine de hakimdi. Konuşmuyordu ama algısı ve sezgisi çok yüksekti.

Bir gün çocuklarla NESİ VAR oynuyoruz. Ayşe konuşamıyor ama, e, e diyerek kendini işaret ediyordu. Çocuklar sen oynama deseler de o oyuna katıldı. Salonun dışına çıktı Ayşe. Çocuklar da içerde bir nesneyi sakladılar. Ayşe gel dediler. Canım Ayşem güle güle, seke seke girdi içeri. Sesli harflerin üstüne basarak kendini ifade etmeye çalışırdı. Nesneyi arıyordu, ama kıkır kıkır da gülümsüyordu. Hepimiz ne olacak diye bekliyorduk. Eski tip uzun camları vardı yurdun. Camların önünde de büyük çiçekler. Ayşe gitti, kocaman çiçeğin yaprakları ile örtülü dibindeki nesneyi buluverdi. Odada hep birlikte”aaaaaaaa” nidası duyuldu. Ayşe beli bükülen kadar eğiliyor gülüyor, sonra doğruluyor ve o da herkese gülüyordu. Benim bulamayacağımı mı sandınız dercesine. Kızlar inanmadı Ayşe’ye, çık dışarı anahtar deliğinden bakmışsındır dediler. Ayşe çıktı, bu sefer daha zor bir yere saklandı nesne. Ayşe içeri alındı, herkesi tek tek süzüyor, arada gülüyor, sonra aranıyordu. A a o da ne, Ayşe yine nesneyi buldu.

Yurt çocukları kanuni olarak 18 yaşını doldurana kadar yurtta kalıyorlardı. Ayşe18 yaşını doldurunca Fehmi AYDIN: ” 5 çocuğum olmasa bu çocuğu evime alır, Bakırköy’e göndermezdim” dedi. Ayşe için hepimiz çok üzgündük. Hele Müdür Baba Fehmi Aydın, evladıma bakamadım diye derin düşüncelere dalıyordu. Bir gün nöbetçiydim, hemşiremiz Nurten Abla, Müdür Baba ile beraber Ayşe’yi bir polise evrakla teslim ettik. O günü, Ayşe’nin gezmeye gidiyorum diye sevinmesini, içimizin kan ağlayışını hiç unutamıyorum. Ayşe Bakırköy Hastanesine yerleşti, müdür baba onu orada da görmeye gitti. İşte Fehmi AYDIN böyle bir eğitimciydi. Türkiye’nin dört bir yanında olan evlatları, toplanıp onun ziyaretine geliyorlardı.

Bilke olarak, babalar gününde değerli Fehmi AYDIN BABAYA plaket verdik. Günümüze katılan Eski Kız Yetiştirme Yurdu Müdür Yardımcısı Hümeyra KILIÇ, hemşire Nurten ÇINAR, öğretmen Kadriye SAYIN ve genç katılımcılara dernek yönetim kurulu adına çok teşekkür ediyorum.

Sinop ve evlatları Fehmi AYDIN’I unutmayacak. TÜM BBALARIN BABALAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Haziran 2021 in fehmi aydın

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP TİCARİ PAZARI HAK EDİYOR

16.06.2021-BİLKE

Önceliğimiz, sürdürülebilir olması ve bu işten halkın faydalanmasıdır. Yazılarımızın da temel dayanağı budur. Konu, Sinop el sanatları ürünlerinin kamu ve sektörel alanlarda tanıtımının sağlanması için özellikle ele alınmaktadır. Kastamonu, Çorum, Çankırı, Sinop Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı kapsamındadır. Bu iller arasında biz neredeyiz?

Sinop el sanatları bakımından gereken donanıma sahiptir. Sadece Safranbolu, Denizli, Kastamonu gibi bu değerleri üst aşamaya taşıyacak kurumsal adımlar gerekmektedir.

tasarım: Y. SARIKAYA- 2004- dikiş: Hamdiye ŞAHİN- Manken: Bengül ÖZKARA

Gelin bu gün Boyabat ve Durağan çemberi hakkında yapılan bir çalışmayı okuyalım:

Seyfullah GÜL -SİNOP’UN KÜLTÜR COĞRAFYASI

Boyabat- Durağan Çember Dokuma
Çember, yörede çok eskiden beri dokunan ve başörtüsü olarak kullanılan kenarları renkli şeritlerle çevrili ortası renkli ipliklerle işlenmiş motiflerle bezeli Boyabat, Durağan ve Saraydüzü ilçelerinde sıklıkla görülen bir dokuma
türüdür.

Çember, Orta Asya kültürü kökenli olmakla birlikte kültür aktarımı ve kültürel yayılma ile yöreye gelmiş, yöreye has bir biçim kazanmış kültür ürünüdür. Halen yörenin kırsal kesimine ait köylerde yüzlerce çember tezgâhı
bulunmaktadır.

FOTO-S.GÜL

Günümüzde Vezirköprü, Durağan, Boyabat ve Saraydüzü gibi yerleşim yerlerinde başörtüsü olarak kullanılmaya devam eden çember, bu işlevinin yanı sıra masa, sehpa gibi yüzeylerde örtü olarak, ayrıca gömlek, bluz gibi elbiselerde model veya aksesuar olarak da kullanılmaya başlanmıştır.

baygın isimli çember deseni-S.GÜL

Önceleri sadece pamuk ipliğiyle dokunan çember, günümüzde sentetik ipliklerle de dokunur olmuştur. Doğal beyaz ya da ağaç külüyle ağartılmış pamuk ipliklerle dokunan çemberin kenarları makam ipi denilen kök boyasıyla elde edilmiş
bordo renkli pamuk ipliğiyle oluşturulmaktadır.

büyük demirkırat isimli çember deseni-S. GÜL

Çözgü dolabında çözme işlemi yapıldıktan sonra bezayağı dokuma örgüsüyle yörede düzen ya da işlik denilen dokuma tezgâhlarında dokunmaktadır. Tarak boyuna göre genellikle
50‐60 cm eninde ve 100‐120 cm boyunda dokunur. Kenarları şerit halinde orta kısmı bütün olarak desenlidir. Çemberin üzerine dokuma yapılırken demir kırat, kibrit kabı, baygın gibi nakışlar atılır.

SİNOP’UN KÜLTÜR COĞRAFYASI-Seyfullah GÜL

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Haziran 2021 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , ,

GÜNÜN ANLATISI

02.05.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Anlatalım birbirimize, küçük de olsa değerli şeyleri anlatalım. Yazarak, çizerek, fotoğraflayarak, konuşarak anlatalım. Yeni kuşaklar, sanal dünyada kaybolurlarken belki bir küçük deneyimimiz de onlara ulaşabilir. Bilişim teknolojilerini kullanırken, onların bilgisinin bize ulaştığı gibi.  

Televizyon programlarında, insanların kendini ifade etme biçimi ve seviyesi düştükçe düşüyor. Öldürülen, kaçırılan, satılan, dövülen kadınlar ve insanlar, bu programların reyting kapısı. Sistem öyle acımasız işliyor ki, insanları kendi çarkının içinde keyfince döndürüyor, rant için.

Sorunların temeline inme görevi yetkili ve ilgili kurumların. Bu insan manzaralarını görmezden gelen sistemin, daha büyük sorunlara yol açacak korkusunu taşıyor ve üzülüyoruz. İster doğuda, ister batıda, ya da kuzeyde ve güneyde, ülkemizde yaşayan bütün insanların refah içinde yaşaması beklentimiz.

 Gelir dağılımındaki dengesizlik canlar yakmasın desek de yakıyor. Okuma fırsatı olmayanlar, temizlik, çöp, hamallık, hurdacılık ve diğer ağır işlerde ömür boyu çalışıyor. Hatta bu işlere bir sınıf mahkum ediliyor. 12 yaşında dağa kaçırılan çocuk teröre kurban oluyor.

Çocuk eğitimi, çocuk gelişimi çok ihmal edildi çok. Çocuğa aklını kullanmayı, kendini tanımayı öğreten sisteme ihtiyacımız var.  Çocuklar ülkemizin geleceği; kısa vadeli siyasi hesapların kurbanı olmasınlar. Siyaset, insanların zevk için, inat için, dediğim dedik için kullandıkları alan olma yolunda. Ortak paydada buluşalım ki toplumun ihtiyaçları karşılanabilsin. BİLKE

 

Etiketler: , , , ,