RSS

Etiket arşivi: bilke

GERÇEK BİR BAŞARI HİKAYESİ

16.02.2021-BİLKE

Renkler ve zevkler, belki de dünyadaki insan sayısı kadar çoktur. Bir bardak çay içme konusunda bile yüzlerce seçeneğin karşımıza çıktığını görürüz. Alışkanlıklar, zevkler, renkler ve sayamadığımız daha nice dünya çoklukları arasında, ÇALIŞMAK ve ÜRETMEK eylemini tam anlamıyla gerçekleştiren örnek insanlarla söyleşi gerçekleştiriyoruz.

Köy Enstitüsü mezunu MÜDÜR BABA ile 30 Mayıs 2012 tarihinde söyleşi gerçekleştirmiştik. O, yüzlerce kız çocuğunun meslek sahibi olmasına vesile oldu.

Aydın Ortaklar Köy Enstitüsü öğrencileri 1952
D.Ali Çevik, Turgut Köz ve Fehmi Aydın Arşiv: Tevfik Fikret Çevik

SÖYLEŞİ-1. BÖLÜM-30 Mayıs 2012

Konuğumuz FEHMİ AYDIN 

Çağımızda tüm değerler çok hızlı değişiyor, dünya küreselleşiyor. Yaşamı güzelliklerle dolu örnek insanlar, tahtadan yazı siler gibi siliniveriyor. Başarı, saygı, sevgi, çalışkanlık, güç, üretim gibi kavramlar, yerini içi boş anlamsız olanlara bırakıyor. Bu hızlı değişim sahnesinde, unutulan farklı yaşam örneklerine yer vereceğiz. Zaman, zengin halk kültürlerimizi yok etse de belleklerde yaşatmaya, korumaya, taze tutmaya çalışacağız.

BİLKE- A.Y.SARIKAYA- 1976-1978 yıları arasında Sinop Kız Yetiştirme Yurdunda öğretmen olarak çalışırken, konuğumuz Fehmi AYDIN çocukların, öğretmenlerin hepimizin müdür babasıydı. Müdür Babayı hepinize tanıtmak istiyorum. Bize kendinizi tanıtır mısınız?

Fehmi AYDIN: Göller Köyü’nün Şerbetli Mahallesinde 1935 yılında dünyaya geldim. Köyümüz, Sinop merkeze bağlı en uzak köydür. Babamın iki hanımı, 15 çocuğu vardı. Ben 15 çocuk arasında 5.çocuktum.

Şerbetli mahallesi 6 hanedir. İçinden yol geçer. Yolun bir tarafı 2 hanedir, Gerze Türkmen köyü sınırları içinde, diğer 4 hane de Sinop Göller köyü sınırları içindedir. Böylelikle biz, Sinop ve Gerze kültürü arasında büyüyüp, beslendik.

6 kardeşim öğretmen, 1kardeşim imam, 1 kardeşim ebe, diğer kardeşlerim de rençperdir.  Evliyim 5 çocuğum var; muhasebeci, hemşire, Fizik Doçenti, Doktor-Kadın doğum uzmanı ve biyolog olarak çalışıyorlar. İsimleri; Ceyhan, Seyhan, Reyhan, Feyhan, Beyhan.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Çocukluk yılarınızda sizde iz bırakan olaylara yer vermek isterim. Bu günün anlayışı ile eski günlerin yaşamı arasındaki farkı görmemize yardımcı olur.

Fehmi AYDIN:  Köyümüz tamamen orman içinde bir köydü. Babam köyde eğitmendi.  1941’de okula başladım. 3. Sınıfta şahadetname aldım.  Bizim köyde 5 sınıflı ilkokul yoktu. Sinop’un Dizdaroğlu köyüne geldim,  5. Sınıf diplomamı oradan aldım.

Babam, eğitmenlik yaparken deste çubuklarını kullanırdı. Sayıları ve alfabe harflerini onları kullanarak öğretirdi.  O zaman derslerde kullanılacak materyal yoktu. Çubuklar çok işe yarıyordu.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Bu çubukları babanızın yaptığını tahmin etmek zor değil. Bu gün ise her şey renkli, albenili ve fabrika yapımı; kar amaçlanarak üretiliyor. Sizin unutmadığınız o baba yapımı çubuklar ise yalnızca öğrenme- öğretme amaçlı.

Çocukluk ve köy size neler hatırlatıyor:

Fehmi AYDIN:  Tatillerde kuzu çobanlığı yapardım. Sonraları koyun çobanlığı yaptım. Çobanlık yaparken kurt görürdüm. Kurt görmek bana heyecan verirdi.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Hayatı hayatta öğrenmek ne güzel. Çobanlık yaparken, yaparak- yaşayarak hayatı öğrendiniz. Mukayese yapma, sorumluluk alma, küçük yaşta karar vermeyi deneyimlediniz.    Günümüz çocuklarının durumu düşündürücü!

Eğitiminize nasıl devam ettiniz?

Fehmi AYDIN:  5. Sınıf diplomamı alınca 1947 yılında Kastamonu Göl Köy Enstitüsüne girdim. Bir yıl hazırlık okudum. 1-2-3. Sınıfları Kastamonu’da okudum. Sonra bir yıl prevantoryumda tedavi gördüm. “Daha mutedil bir iklimde tahsiline devam edebilir” gerekçesi ile raporla Aydın Ortaklar Köy Enstitüsüne naklim yapıldı. 4-5-6. Sınıfları Aydın’da okudum. Sonra köy enstitüleri kapatıldı, yerine öğretmen okulları açıldı. Öğretmen Okullarının ilk mezunlarındanım.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Yetiştirme Yurdunda çalışırken yönetim anlayışınız, çocuklara yaklaşımınız ile köy enstitüsü eğitimi aldığınız çok belliydi. Bu eğitimi hepimize verdiniz, biz de bu görevi taşıyabildikse ne mutlu.

Babanızın öğretmenlik birikiminden size neler yansıdı?

Fehmi AYDIN:1955’te mezun oldum. İlk görev yerim kendi köyümdü. Babam Şakir AYDIN’ın yanında Başöğretmen olarak göreve başladım. 1957 yılında evlendim.

Babam derdi ki: öncelikle okuma- yazma ve zihinden hesap yapmayı öğretelim. Bu çocuklar çok uzaklardan geliyorlar,  onları boş koymayalım; resim- yazı, müzik, beden eğitimi derslerini de teneffüslerde yaparız, eğlenceli olur derdi.

Bir gün müfettiş geldi. Okulda amir kim dedi? Babam okulla evin arasında bulunan yaşlı bir meşe ağacını göstererek:” Okul tarafı Fehmi’ye ait, ev tarafı benden sorulur” dedi. Babam benden izinsiz okuldan ayrılamaz, gecikince gerekçesini açıklar, çocuk- veli tartışmalarımızı dinler, müdahale etmezdi.  Ben yöneticiliği babamdan öğrendim.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Köy Enstitüsü anılarınızdan bahseder misiniz?

Fehmi AYDIN: Bize devamlı vatan ve millet sevgisi anlatıldı, hizmet öğretildi. Her vesile ile bu duygular perçinlenirdi. Sabah- akşam, merasim yerlerine milli marşlarla toplanırdık.  Yiyecek ve giyeceklerimizi devlet verirdi ama lüks- konfor bilmezdik. Şendik, toktuk, mutluyduk. Ufukta her şeyi mutlaka zaferde görürdük.

Hepimiz, gideceğimiz köyde okulu ilk açan öğretmen olmayı hayal ediyorduk.  Öyle güzel yetiştirilmiştik ki. Köyde okulu açan ilk öğretmen olmak düşüncesi ile doluyduk.

Enstitüde öğretmenlerimiz nöbetçi olduklarında, sabahlara kadar dolaşırlar ve akıllarından fazla mesai geçmezdi.  Hala hayranlıkla hatırlarım.

Üç karne alırdık. Marangozhanede, demirhanede, inşaatta çalışır üçünden ayrı karne alırdık. Mezun olurken gideceğimiz okullar için ders araçlarımızı marangozhanede yaptık.

Kültür derslerimiz, fizik- kimya laboratuarlarımız dolu dolu geçerdi. Resim atölyemiz, müzik salonumuz devamlı açıktı. Tarım derlerimizin farklılığını okul değiştirince anladım.

Türkiye o zaman 63 ildi. Her üç ile bir tane olmak üzere 21 köy enstitüsü kurulmuştu.

Kastamonu çevresi:   Elmacılık- Meyvecilik

Antalya- Adana çevresi: Pamukçuluk

Aydın- Balıkesir çevresi: Üzüm- şarapçılık

Erzurum- Kars çevresi: Hayvancılık

Tarım öğretileri uygulaması yapılırdı.

Enstitü yıllarımdan unutamadığım bir anı: Kastamonu Göl Köy enstitüsündeyim.  Bir akşam, yarın sabah kahvaltıda çay var dediler.  O zamana kadar kahvaltıda hep şehriye çorbası çıkardı. Gece düşündüm, o gün başçavuş mevcudu 1315 kişi olarak tekmil vermişti. Okulda görevli olan öğrenciye başçavuş denirdi.  Acaba bu kadar bardağı nereden bulacaklardı? Gece bu konu beni meşgul etmişti.

Sabah kahvaltıda merakımı yendim. Her birimize bakır kupada çay verildi.

söyleşimizin devamı var……..

2. BÖLÜM

Uzun bir aradan sonra konuğumuz Fehmi AYDIN ile söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Yetiştirme yurtlarında çalışırken ilginç olaylar yaşadığınızı biliyorum. Müdür Baba bu anılar içinden sizi en çok etkileyen hatıraları bizimle paylaşır mısınız? Biliyorum anıları deşifre etmeden önce, şöyle bir süzgeçten geçireceksiniz.

Fehmi AYDIN: Yetiştirme yurtlarında geçirdiğim 14 yıl, inanın 14 ciltlik kitabı doldurur. Yaşadıklarımızın bazıları çocuklara ve ailelerine özel hatıralardır. Hepsini açıkça anlatmak mümkün değil. Beni etkileyen bir olayı hatırladım şimdi, onu paylaşayım.

Erkek yetiştirme yurdunda çalışırken, bir akşam sınıfa girdim. Çocuklar beni fark etmediler, hepsi pencerelerden dışarıya bakıyorlardı. Çok merak ettim, ben de baktım ama dikkat çekecek bir şey göremedim. Beni görünce herkes yerine geçti. Durumu anlamak için ısrarla ne var diye sordum. Sonunda birisi açıkladı. Hocam orada ev var dedi.

Baktım, akşam vakti 33 evler mahallesinde bir evin ışıkları yanmıştı. Perdeler açık olduğundan evin içi görünüyordu. Baba dışarıdan gelmiş eş ve çocuklar babayı karşılamışlardı, normal bir aile görüntüsüydü bu…

Bu aile görüntüsü çocuklarımızın özlemiydi. Bazılarının hiç tatmadığı bir hayattı. Şunu anladım ki, limon yememiş bir kişiye limonu anlatamadığımız gibi biz bu çocuklara aile hayatını anlatamayız.

Hele doğumdan önce babayı, doğum anında anneyi kaybeden, çocukluğu yuvalarda gençliği yurtlarda geçmiş çocuklara aile ne ifade eder acaba?. Bu konu beni bir hayli düşündürdü.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Müdür Baba, biliyorsunuz mesleğimin 3.ve 4. yıllarında kız yetiştirme yurdunda birlikte çalıştık. Bildiklerim, yaşadıklarım yurt ortamında çalışmaya başlayınca hafızamdan sıfırlanıvermişti. Hayatın bilinmeyen çok yüzünü görmüştüm. Siz ise 9 yıl yurt ortamında ne çok olaylara şahit oldunuz, ne çok problemi çözdünüz, ne çok deneyimler yaşadınız. Bize bir anı daha anlatabilir misiniz?

Fehmi AYDIN: Bir gün Sinop Kız Yetiştirme Yurduna, Yozgat Çocuk Yuvası Müdürü Şahin Bey gelmişti. Yanında bazı çocuklar da vardı. Onları Samsun’a götürüyordu. Bizim kızlarımızdan Perihan YAVUZ yanımıza geldi ve Yozgat yurt müdürüne “siz Yozgat’ın babası mısınız dedi? Benim orada kardeşim var, ona mektup yazdım verebilir misiniz diye sordu. Müdür bey olur kızım, kardeşinin adı ne dedi. Kardeşimin adı Orhan dedi Perihan. Onların şoförü de yanımızda idi. Arabadaki çocuklardan birinin adı Orhan dedi şoför.

Çocuklar bahçede oynuyorlardı. Biz merakla dosyaları getirdik, inceledik ve o anda ikisinin kardeş olduğunu öğrendik. Çocukları getirdik ama o kadar etkilenmiştik ki, hiç birimiz siz kardeşsiniz diyemedik. Öyle etkili bir duygu yoğunluğu yaşamıştık ki, odadan dışarı çıktık. İçeride Şahin Bey’in hanımı kalmıştı. O çocuklara kardeş olduğunu nasıl söyledi görmedik ama geri döndüğümüzde ablanın küçük kardeşin ellerini öptüğünü gördük. Kardeşini nasıl seveceğini bilmeden, hasretle ellerini öpüyordu. Bu tabloyu hiç unutamıyorum.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Müdür Baba söyleşimizi takip edenler için şu açıklamayı yapmam iyi olacak. Perihan benim grubumun öğrencisiydi. O, yazları da hep yurtta kalırdı. Gidecek kimsesi yoktu çünkü. İki kardeş bebekken yuvaya verilmişler, ilkokul çağında Perihan Sinop’a yerleştirilmişti. Kardeşi de ilkokul çağına gelince Yozgat yurduna gönderilmiş demek ki. Ne tesadüf, kardeşi Yozgat’a giderken ablasının yurduna uğramış ve karşılaşmışlar. Perihan da kardeşinin Yozgat’a gideceği bilgisine ulaşmış, konuyu sorup araştırdığı anlaşılıyor. Sizin sayenizde bu bilgiye ulaşmıştır mutlaka.. Ben çalışırken Perihan 5. Sınıf öğrencisiydi ve kardeşi ile yazışıyorlardı………………

Aradan çok zaman geçti….Hayatta çok şey değişti. Şimdi yıl 2012.

O günlerden bu günlere 30- 35 yıl geçti. Görüştüğümüz çocuklarımız var. Hepimiz onlarla gurur duyuyoruz. Birçoğu öğretmen, memur, yönetici, hemşire. Hepsinin hafızasına BABA olarak kazındınız, Sinop’a geldiklerinde hemen sizi buluyorlar. Bizlerle de görüşüyorlar. O günleri bu günlere bağlayan köprü nasıl oluştu?

Fehmi AYDIN: Kız yetiştirme yurdunda 9 yıl çalıştım. Mesleğinde başarılı olmak için mücadele eden öğretmen arkadaşlarım, canla başla çalıştılar, yurtta çocuklara aile havası yaşattılar. Birbirlerine güveniyorlar, çocuklara şefkatli yaklaşıyorlardı. Öğretmen arkadaşlarımız iyi çocuklar yetiştirdiler, her şeyi birlikte başardık. Onlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Onlarla karşılaştığım zaman, kendimi minnet borçlu hissederim. Hayattakilere sağlıklı uzun ömürler diliyor, kaybettiğimiz arkadaşları da rahmetle anıyorum.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Arkadaşlarım ve kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Yoğun çalışma temponuzdan sonra emekli oldunuz, emeklilikte neler yapıyorsunuz?

Fehmi AYDIN: Bana göre hayat üç perdelik bir tiyatrodur:

  1. Perde çocukluk ve gençlik: hazırlık dönemi
  2. Perde yetişkinlik: iş- meslek- çalışma- başarma dönemi
  3. Perde emeklilik:  inziva dönemi.

Çocuklarımın hepsi tahsil yaptı. Eşim ev hanımı olduğu için tek benim kazancım aileye yetmedi. Hayatımın 3. Perdesinde yeni bir çalışma ortamına adım attım. Kendimi tekrar çalışma ortamında, 2. Perdede buluverdim. 20 yıl esnaflık yaptım. Çocuklar yetişip iş-meslek sahibi olunca esnaflık hayatım sona erdi. Şimdi emekliliği yaşıyorum. Kitap okuyorum, bilgisayarda oyalanıyorum.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Bugün yetiştirme yurdunda müdür olsanız neler yapmak istersiniz?

Fehmi AYDIN:  Geçmişe baktığımda noksanlarımı görüyorum. Keşke şimdi yurtta olsam da şunu şöyle, bunu böyle yapsam diyorum. Zaten çoğu kez rüyalarıma giriyor.

Yatılı okulda okumam, yetiştirme yurdunda rahat görev yapmama yardımcı oldu. Yatılı okulda tatilden dönerken annem çantama 2 takım yedek çamaşır koyardı. Onun bir takımını uzun zaman giymez yastığımın altında saklardım Geceleri koynuma alır, annem yıkadı diye koklayarak uyurdum. Bu nedenle annelerinden ayrılan çocukların geceleri nasıl uyuduklarını iyi bilirim.

Yatma saatlerinde hiçbir şekilde çocukları kırmazdım. Aynı titizliği yemek saatlerinde de gösterirdim. Kırgın bir çocuğun karnını doyuramayacağını bilirdim.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Her sabah kahvaltınızı çocuklarla yapardınız. Onların yemek masalarını sırası ile dolaşır hepsinin gönlünü alırdınız.

Fehmi AYDIN:  Bunu severek yaptım. Yurtlarda çocukların problemleri ile karşılaştığımda, hep kendimi onların yerine koydum. Kendi çocuk hallerimi hatırlayıp, onları anladım. Bu yöntem, çözümü kolaylaştırdı. Olayları daha anlayışla, tebessümle karşılama vesile oldu. Bu gün mesleğime geri dönsem, daha da anlayışlı olmaya çalışırdım diyebilirim.

Burada hatırladığım bir anıyı anlatmak isterim. Bir müfettişin teftiş raporumda benim için “öğretmeni RAÇİNSKİ’ye benzetmem isabetli olur demişti. RAÇİNSKİ, bir eğitim kahramanı Rus profesörmüş.

BİLKE-A.Y.SARIKAYA: Benzetme isabetli olmuş. Sizin anlayışınızdaki insanların çoğalmasını istiyoruz. Bu söyleşinin amacı da tam buydu:

“Çalışan, üreten, başaran bireylerin süreklilik kazandığı, özgür ve uygar bir Türkiye Cumhuriyeti”..

Söyleşimize katıldığınız için derneğimiz adına size çok teşekkür ediyorum.

 
2 Yorum

Yazan: 16 Şubat 2021 in KÖY ENSTİTÜLERİ

 

Etiketler: , , , , , ,

ABD RADAR ÜSSÜ ANILARI

Cafer SARIKAYA ANILAR 1959 24.10.2020

Hasan ağabeyin iyiliğini hiç unutamam. Ona vefa borcumu nasıl öderim diye fırsat kolluyordum. Hala radarda çalışıyorum, işim iyi ve radarda güvenilir isim yaptım. Bu sayede Amerikalıların önem verdiği yüksek rütbeli bir subay yanıma gelip kiralık ev sordu. Komisyon alanlar, fahiş fiyat verenler çoktu. Bu anlamda bana güveniyorlardı. Hasan ağabey bir ara kiralık evim var demişti.  Ben subaydan önce gittim ve eve baktım. Çok güzeldi. Kira için subayı önerdim o da kabul etti. Subay da evi beğendi. Hanımı gelecekmiş, onun için çok inceliyordu. Hanımına denize nazır tam beğeneceğin ev tuttum, önünde iskele var diye anlatıyor, beğenecek diye yerinde duramıyordu. Hanımı gelmeden evi dekore etmeye başladı.

Odanın birinin tabanına oda büyüklüğünde bir küvet koydurdu. 8- 10 tane yataklı divan koydu. Bu divanlar çok değil mi deyince, hanımı Mary’nin öğretmen olduğunu söyledi ve “Mary gelince bunların üzerinde sevişeceğiz” dedi. Amerikalıların konuşma tarzları, tavır ve davranışları hakkında her gün yeni şeyler öğreniyordum. Evin her tarafını çok güzel dekore ettirdi. Ve hanımı geldi. Hakiaten hanım batılı bir kadın değil de, sanki bildiğimiz bir aile hanım efendisi idi. Ahlak sahibi, olgun, terbiyeli bir hanımdı.

Biz onlara onlar da bize gelirler, ailece görüşürdük. Hasan ağabeyin kızı evleniyordu. Onları Osmaniye köyüne düğüne götürdüm. Her şeyi beğendiler ama silah atılmasını hiç hoş görmediler. Subayın görev süresi doldu ve gitti. Hasan abi hem onların insanlığına hem de benim gösterdiğim davranışa nerede ise ağlayacaktı. Önceden kira için bir başkası aracı olmuş, Amerikalı birini oturtmuş ama Hasan ağabey bu işten çok pişman olmuştu. Benim bulduğum subaydan memnun kaldı ve bana da fazlası ile vefa borcumu ödediğimi söyledi.

Osmaniye köyünde düğün Mary kütük üzerinde oturuyor eşi Herald fotoğraf çekiyor

Daha önceki konumuza geri dönelim. Sanırım 1958- 59 idi, çamaşır işinde eşim çok yoruyor. Ailece tanıdığımız güçlü kuvvetli bir kadın, bu işi ben de yaparım diyor. Fakat bizim hatun o kadının hareketlerini tasvip etmiyor. Kadının eşi ile araları yok, boşanmayı planlıyorlar. Sohbetlerimiz sürerken kadın tabi biraz ileri gidiyor. Haline bak halıya sarıl derler ya. O cinsten değil.  Haline göre biraz hızlı yani, sözü sohbeti çok iyi, bunun yanında bir de sigara içiyor. O zaman ben de sigara içiyorum. İçerken kadına da uzatıyorum, onun sigarasını da yakıyorum.

Geceleri bize oturmaya geliyor sohbet ediyoruz. Benim hanım onun sigarasını yaktığımı görünce sinirlenip çakmağı elimden kaptığı gibi atıp fırlatmaz mı. Aslında benim davranışlarım kadına çamaşır işini yaptırmak içindi. Galiba Emine hanımı biraz şımartmış oldum. Ama amacım işimizi büyütmekti. Emine hanım eşimin tepkilerine hiç aldırmıyordu. Bu sefer bir de hem iş yaparım hem de bu evde yatıya kalırım düşüncesindeydi.

“Muhtacım, biliyorsunuz ki kocamla aram yok, çocuklarımın da bana faydalı olacak durumları yok. Onlar da bana muhtaç”. Ne olursunuz gibilerinden açıkça merhamet dileniyordu. Benim de yüreğim yufka hiç garibanları reddedemiyorum. Ama öbür yanda hanım bir türlü eve gelmesini istemiyor. İşi nerede isterse orada yapsın, ama eve gelmesin diyor. Komşularımız da aynısını diyor. Sakın kadını eve alma diyorlar.

Çadırda “hause boy” görevim sürüyor.   Bu sefer ev sahibimin ve arkadaşlarının işine son verdiler.  Hemen akabinde ev sahibim işten çıkışına bozularak bana evden  çıkacaksın demez mi? Olurdu olmazdı derken epeyce gün aldık. Ev sahibinin hanımı benim hanımı rahatsız ediyor. Ya askıdaki çamaşırları topluyor, ya yere atıyor, veyahut da yok ediyor. Güya kocası radardan çıkmış, ben neden müdahale etmemişim? Elimden gelse yapmaz mıyım?

Aslı hiç de öyle değil. Onların işi de benim işim de askerlerin kalmalarına bağlı. Askerler zaten senelik kalıyorlar, yerlerine gelen olmayınca onların da işleri bitmiş oldu. Ama anlatamadım, tekrar işe al o zaman diye sitem ediyordu. Benim hiç kimsem yok, 27 yaşlarında ailemi geçindirme derdindeyim.

Bir gün ev sahibime “beni ve hanımı da rahatsız ediyorsunuz bak Mehmet ağabey ben sana kolaylık gösteriyorum. Hemen ev bulamıyorum, sen bul çıkayım veya bizi rahatsız edip durma. Böyle devam edersen sabrımı taşırıyorsun. Ya da mahkemeye ver bu işi mahkemede çözelim” dedim.

O zaman da insanlar eski evleri, kullanılmadık bodrumları ev yapmaya çalışıyorlar. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Bizi ev sahibi mahkemeye verdi. Ev sahibi evi kendim kullanacağım diye açmış davayı. Git gel mahkemeye, hakim bana “ bu adamla uğraşmaya değmez sen akıllı birisin 3 ay mühlet veriyorum, dedi. Ben de peki deyip imza verdim. Meğer büyük hata etmişim. 3 ay bitti, ama ben gene ev bulamadım. Çamaşır işi, radardaki iş hiç boş zaman yok ki. Ne zaman ev arayayım. Bu sefer kanun bana evi boşalt demez mi. Ben gittim hakime hakim “imza vermeseydin, sokağa taşınacaksın” dedi.

Derken bu sıkıntıda bir tanıdık, bir ev var dedi. “Sana yetmez ama iyi bir yer bulana kadar buraya taşın” dedi. Hemen taşındık. Ev sahibi Mehmet ağabey benden sonra evi hemen kiraya verdi. Ben o kadar zor durumda kalmıştım ki, çok canım yandı. Madem kiraya verecektin beni neden çıkardın diye üzüldüm. Avukata danıştım ve ev sahibini sulh cezaya verdim. 3-4 celsede adam 6 ay hapis ve ağır para cezası ile hüküm giydi. Bu sefer o düştü telaşeye.

Bizi dağ başından gelmiş köylü diye hor görüyor, bir menfaat varsa ben faydalanayım istiyordu. Parayı nereden bulup ödesin. Kendisi emekli gardiyan. Mahkumlar duymuşlar hüküm giydiğini “emin billah buraya gelirse ölüsü çıkar” diyorlar. Çünkü kendisi ceza evinde gardiyan iken hükümlüleri falakaya yatırıp da dövdürürmüş. Onlar da onun içeriye geleceğini duyunca şimdi sıra bizde, kızılcık sopa ile falakada adam dövmek neymiş nasıl oluyormuş gelince gösteririz diyorlar. İşte korkudan 6 aylık hapis cezasını Boyabat’a aldırmış. Zaman ona yardım etti de 1960’ta ihtilal olunca 2 ay ile çıktı. Bu başımdan geçen olaylar işimin dışında oluşan olaylar. Ben geçim derdindeyim, başımızdan da ekstra bela eksik olmuyor.

İşimde daha fazla kazanmanın yolunu bulabilmem için daha çok askerin işine bakmam lazımdı. Daha çok insan, daha çok para demekti. Çamaşır işine devam ediyoruz, lisanım da hayli ilerledi. Çünkü asker çok olduğu için konular konuşmalar da fazla oluyordu. Hem kazancım hem de lisanım artıyordu. İşim okul gibiydi. Hem çalışıyor hem de dil öğreniyordum.

Kocaman uzun tek katlı tahta barakaların içinde 30-35 asker yatıyor dinleniyordu. Bunların yanında bir sürü eşyaları, müzik aletleri vardı. Askerlerin hepsi birden işlerine gitmiyorlar, vardiyalı çalışıyorlardı. Sabah işe geldiğimde önce boş olan bölümlerin temizliğini yapıyorum, sonra masa, komedinler ve müzik aletlerinin tozunu alıyordum.

Böyle belki de 1-2 sene geçti. Bir gün gene iş yapıyorum, müzik dinledikleri güzel bir pikap var. Telaştan o büyük pikabı düşürdüm. Oda aksi gibi ters bir askerin değil mi. Tuttu bana yenisini alacaksın demez mi? Sinop’ta ne arasın o zaman pikap, nereden bulurum. Ben anlatıyorum, o yenisi diye tutturuyor. Başkaları araya girip işi halletti. Zaten aksi birisi dedim ya. Hem eski pikabı vermiyor, hem de yenisini alacaksın diyor.

Bu sorunu subayların sayesinde çözdük. Subaylar benim canla başla çalışmamı görüyorlar ve beni seviyorlardı. Subay gazinosunda çalışmamı istediler. Buradaki işim de aynıydı. Gazinonun tüm sorumluluğu benim üzerimdeydi. Lisanım da hayli ilerledi.

devamı var

 
2 Yorum

Yazan: 24 Ekim 2020 in Cafer Sarıkaya ANILAR

 

Etiketler: , , , , , ,

SİNOP BURNU SEKİZ YÜZ ADIM

27.07.2020-BİLKE

Yaşar SARIKAYA

Sinop BOZTEPE yarım adasının ucunun, sekiz yüz adım genişliğinde bir dil olduğunu biliyor musunuz? Eski araştırmacılar ve bilim insanları bu günlere bıraktıkları belgeler, günümüze ışık tutmaktadır. Bu gün hala o belgelerden yararlanıyoruz.

Kaynak: KARADENİZ KIYILARI TARİH VE COĞRAFYASI- MİNAS BIJIKYAN- 1817-19-İKİNCİ BÖLÜM

“Sinop’un Boztepe(Grekçesi Karapi) denilen yarımadası ucu sekiz yüz adım genişliğinde bir dildir. Denildiğine göre bu dil, vaktiyle açık olduğundan kaleye gitmek için karadan bir köprü yapılmış. Kayıklar da bir koydan diğerine geçerlermiş. Dilin çevresi onsekiz mil olarak hesaplanıyorsa da kale üzerinden ölçüldüğü takdirde o kadar tutmaz. Dilin üzerinde Seyit Bilal Tekkesi denilen meşhur bir ziyaretgah ve mezarlık gördük. Orada iyi bir su dahi vardır. Yakınında bir köşesi Ağliman’a, biri kaleye, diğeri de  limana bakan üçgen şeklinde bir harabe vardır ki bunun bir şapel’e ait olması muhtemeldir. Romalılara ait mezarlar  aynen kalmış olup buradan çok defa eski taş ve sikkeler çıkarılır.”

Vaktiyle açık olduğu anlatılan ve üstüne köprü kurulan oluşumun hangi tarihte olduğu konusunda bilgi yoktur. Strabon kitabında Sinop’un 2 burnunun, bu günkü gibi olduğundan bahseder açıklıktan söz etmez. Strabon’un doğum tarihi M.Ö. 63, ölüm tarihi M.S. 23 yılıdır. O tarihlerde bu oluşumun olmadığı açıktır. Yüksek köylerde araştırma yaparken, görenler dağ kayalarının içinde gemi zincirlerinin bağlandığı demir halkalar olduğunu anlattı. BIJIKYAN ‘IN “mışlı geçmiş” zamanla naklettiği bilgi, eski zamanlarla ilgili olabilir.

Sinop çevresine vuran rüzgar ve dalgalarla bir çok mağaranın varlığını kaynaklardan öğreniyoruz. Güçlü dalgaların, burunun en dar yerini doldurduğu ve akıntının kum kapıdan girip ceza evi altına doğru yol bulup aktığını anlamak mümkün. Doğal olan mevsimsel olay mı yapay yapılmış kanal mı konusunda bilim insanlarının bilgisine ihtiyaç vardır. Jeolojik zamanlara göre, karalar ve suların oluşumları ile ilgili bu gerçekler, jeoloji uzmanlarınca değerlendirilir.

Kumkapı’da, kale surlarının denizle birleştiği yerde, taşla örülerek kapatılan duvarın, yukarıda anlatılan “dilin açık olan yeri” olabilir mi düşüncesi akla gelebilir. Sinoplu olarak kalelere zarar verilmemesi, doğal yapının bozulmaması hepimizi ilgilendirir.

PALA kültürü konusuna dikkat çektiğim araştırmalarımı 2010 yılında yayınladım. Yüksek köylerde karşılaştığım tarihi doku  ve bulgular ne yazık ki define arayıcıları tarafından tahrip edildi. Bakanlık başvuruma hemen cevap gelmesine karşın, Sinop’ta iş çok yavaş ilerledi. O zamana kadar da kalıntılar tahrip edildi.

Strabon, Sinop’u Karadeniz’in cenup sahillerindeki en meşhur ve en ehemmiyetlisi sayar. Mela  da Sinop’u, Amissus ile beraber bu havalinin en meşhur iki şehri olarak gösterilir.

Sinop yine güzelliklerine  kavuşsun, yine önemli bir il olsun. BİLKE

 

 
Yorum yapın

Yazan: 27 Temmuz 2020 in Bilinmeyenler

 

Etiketler: , , , , , ,

CAFER SARIKAYA-ANILAR

01.07.2020-BİLKE

BABAMIN NOTLARI

4 sene önce

Daha sonraları babamın ve Gübük dayımın dostlukları ilerledikçe ebemin rızası olmadan Hatibin Kör Yusuf’a  zorla veriyorlar. Bu zorlu evlilik  ne kadar sürdü bilmiyorum, biz gelelim eski meşe evine. Babam Gübüge diyor ki “meşe evini alıp sökeceğim, ben burada senden fazla hakka sahibim.” Sendin bendim derken iş nerelere açılıyor. Bir ara, ikisi yukarı oluktan aşağı doğru bizim eve gelirlerken Gübük belinden bıçağını çekti babamın sırtına sapladı.  Sonra Gübük dayı sapladığı bıçağı çekip çıkardı. O ayrı bir taraftan gitti,  babam eve geldi. Yaralarını birilerine sardırdı. Ben onların yanında neden ve nasıl bulunduğumu hatırlamıyorum. Hiç bir şeyle meşgul olduğumu bilmiyorum. Oynuyordum desem köy çocukları zaman bulup oyun bilmezler. Hele benim gibi hiç çocukluğunu yaşamayanlar nereden bilsin oyunu. Çatı metti kaç etti diye bir oyun vardı, şehirde uzun eşek diyorlar, işte o oyunu küçükken oynardık.  eğer boş bir anım olur da babamın yanında olsam, hemen bana “git yüzünü yıka” derdi. Yani sen burada boş boşuna durma der gibi. Yengeme( üvey annem) gelince o da her işi benden bekler beni postalardı. Unutamadığım ve çok ağladığım taraflar, küçük kardeşlerimin bakımı, temizliği bana kalırdı.

Ben ne işler yapmazdım ki,  Bulaşık  yıkardım, evi silip süpürür, aş ve çorba pişirirdim. Evimizde su yok, çeşmeden su çeker hayvanların yiyeceklerini samanlıktan çekerdim. Damları temizler, hayvanları kaşır tımarlarını yapardım. Tavukların inlerini rahat etsinler diye ustalıkla temizler, kışın soğuktan korunmaları için onlara sıcacık yerler hazırlardım. Kürt sepetine yumurtaları toplar merakla onları istif ederdim. Kürt sepeti dediğimizi, elekçiler satardı. Onlar 3-5 kuruş kazanmak için sulak yerlerde bulunan sazlıkları toplayıp sepet yaparlardı, o zamanlar plastik yoktu. Sepetler çamaşır koyma meyve toplama bir çok ihtiyaçlar için kullanılırdı. Biz bu günün teknoloji nimetlerini köyde hiç görmedik. Çocukluğumuz çok sefalet içinde geçti. Üstte yok, başta yok. Ya yalın ayak ya da çarık, onlar da öyle bol bolamaç değil. Biz yeni bir çift çarık bulursak, çarık süslü olsun diye bağına dikişine çok önem verirdik. Giydiğimiz bazı şeyler erkek kız diye far etmezdi. Bazen tepesini delip ayak bileklerine kadar uzun gömlek giyerdik. Kış günü banyo zordu, dolap hamamlarımız vardı soğukta ayda bir yıkanılırdı. Yaz gelince de göl ve derelerde yıkanırdık. Köye okul ve öğretmen gelmesi bazı yeniliklerin   gelmesine sebep oldu. Okulda el ayak ve tırnak temizliği gibi yeni temizlik alışkanlığı getirdi. Bizler okula yaşımızda gitmedik. 10-11 yaşlarında falan okuldaydık.  1942 yılı köyümüzde okul açıldı. Öğretmenimiz Rasim ALCAN köyümüzün insanıydı, kendi köyümde okul açmak istiyorum demiş ve köyümüzde okul açılmıştı. Okul, bizim tarlamıza yapıldı.

Babamın köyde olmadığı bir zaman komşu köyden birisi 3-5 tane okul çantası getirmiş. Evinin nazlı çocuğu olan arkadaşlarım çantaları kapıştılar. Ben imrenerek bakıyorum, adam ” baban beni ben babanı iyi tanırım sana kızmaz al bu çantayı”  dedi. Ben de kaptığım gibi doğru eve koştum. Neredeyse sevincimden çıldıracağım. Çantayı, kapıdan girenlerin görecekleri  bir yere çivi bulup çaktım, çantayı da çiviye astım. Üzeri kirlenmesin diye bir şey bulup örttüm, her tarafını değil canım. Herkes görsün diye sevincimi paylaşmak istiyorum. Yengem başladı homurdanmaya, masraf etmiş diye söylenip durdu. Fiyatı da pek öyle büyük ücret değildi. Sanırım 2 lira falan, belki de babam ona az bir para verdi, ya da hiç vermedi. Daha sonra adamdan 2 tane sandalye satın aldı. O zamanlar sandalyeyi kim tanır. Herksin evinde 30-40 cm uzunluğunda 25-30 cm genişliğinde bir tahta parçasını 2 ayak üzerine çiviledin mi oldu sana sandalye. Sonraları sana bana bir oturak çoğu evlerde ise odaya keşikleri kullanılırdı. Bu güzel yıllarıma çantam güzellik katmadı.değil. çünkü artık epeyce sivrildik, etrafa hava atmaya başlıyoruz.okulda kızlar var. Kızlardan göz kırpan, yanaşmak isteyenler gençlik işte. Ben geleceğimin peşindeyim. Ama gözümün az çok takılmadığı yok değildi.

Okulda bir müsamere oynadık, çok da güzel olmuştu. Veli dayı isimli bir piyesti. Ben köy ağası olmuştum. Başımda kalpak, belimde kuşak, üstüne yelek, köstekli saat, duvarda mavizer ve gaz lambası asılı. Döşenmiş odada Veli dayıyı temsil ediyorum. Mustafa Kuş da Ayten Öğretmen oldu. Üzerinde uzunca bir entari vardı. İsmail çolak ve daha çok arkadaşlar sahnede birlikteydik. Piyes 3 perde idi. Köylüler büyük ilgi göstermişti. Çok hoş oldular ve gelecek için de hoş dileklerde bulundular. Tabi köylülerin hoş olmasıyla hem öğretmenimiz  hem de bizler hoş olmuştuk.

Cafer SARIKAYA-ANILAR

 

 
 

Etiketler: , , , ,

SINAVDA BAŞARILAR GENÇLER

26 HAZİRAN 2020-BİLKE

2020 yılı dünya için sıkıntılı bir yıl oldu. Şubat ayında başlayan “covid19” tehlikesi ile tüm eğitim öğretim aksadı. Okurlarımız,BİLKE’nin kırsal bölgelerde yaşayan çocuklarımıza eğitim desteği vermek için yaptığı çalışmaları biliyorlar.  Ailenin bir dediğini iki etmediği, ne yersin ne içersin aman moralin bozulmasın yavrum dediği, dershane takviyesi ve özel ders aldırdığı çocuklarımızın yanı sıra, kendi irade gücü ve çalışma azmi ile ayakta duran çocuklarımız da var. Aynı sınavda, aynı koşullarda eşit olarak yarışacaklar.

Gönül ister ki herkes istediği bölümü tuttursun. Bir sene kaybetme lüksü olmayanlar için bu sınav sonucu sevindirici olsun.

Dernek üyelerimiz, bu yıl bilgisayarı olmayan 2 kızımıza bilgisayar hediye etmek istediler. Sınav tüm öğrencilerimize hayırlı olsun. Bilgisayarlarımız, kızlarımıza uygun zamanda teslim edilecektir.BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Haziran 2020 in Eğitim

 

Etiketler: , , ,

BİLKE EĞİTİM BURSU KRİTERLERİ

01.06.2020 BİLKE

2008 Ağustos kuruluş tarihimizden  bu güne, burslarımızla bir çok öğrenciye ulaştık. Eğitim bursları ile temel hedefimiz, Sinop ve köylerinde elverişsiz koşullarda, eğitimini sürdürmeye çabalayan çocuklar ve gençlerimizin meslek sahibi olmalarını sağlamaktı.

Hayvan güderken test çözen, il ve ilçe pazarına ailesiyle gelip köy ürünlerini pazarda satan, yazın tarlada çalışan çalışkan öğrencilerimizle tanıştık. Bildiğimizi sandığımız çok şeyi yeniden öğrettiler bize. Onlar okumak için nelerden vazgeçiyorlardı. Her sene yeni örnekler, her sene yeni yaşam hikayeleri ile karşılaşıyorduk. Onlar sayesinde çok şey öğrendik ve kriterlerimizi onlar belirlediler.

Kentte gördüğümüz naz niyaz, şımarıklık örneklerinin onların dünyalarında yeri yoktu. Anne babadan para almak yerine ailenin  geçimini düşünüyordu onlar. Sınavdan çıkıyor hastasını hastanede beklemeye koşuyor, yol parasını  küçük işlerde çalışarak kazanıyor, artan parayı da ailesine veriyordu onlar.

2 aylıkken babası terk ediyor,annesi bebek ile yalnız kalınca  baba evine gidiyor. Köyde gelir yok, ne yapsın baba, kuma olarak başka bir adama veriyor. Kadınların eli kolu bağlı, hayatını kazanmak için mücadele etmesine de izin yok. Dram ve çaba dolu yaşamlar o kadar çok ki. Çocuk okumak için hangi koşullarla boğuşuyor. Dershane, özel ders mümkün mü? Yılmadan çalışıyor ve başarıyor, iyi bir okul kazanıyor ve iyi bir meslek sahibi oluyor.

Sinop kırsallarında bu örneklerin o kadar farklı versiyonları   yaşanıyor ki. Büyük şehre yapılan göçler ve oradaki eğitim koşulları başka sorunlar yaratıyor. Her yıl değişen eğitim sistemine uymak, kent ve köy kültürü arasındaki farklılıklara uyum sağlamak arasında sıkışıp kalıyorlar. Sonra zaman geçiyor, bir bakıyorlar ki elde sadece çıraklık ve  niteliksiz işler kalmış.

Her yaşam örneğini anlatmaya satırlar yetmeyecek. Bu örneklerle kriterlerimizin neler olduğunu anlatmak istedik. Hakim, savcı, öğretmen, bilgisayar mühendisi, hemşire, doktor olan gençlerimiz, sizinle gurur duyuyoruz. Kriterlerimizi siz belirlediniz. Çalışan, kendi kendini yetiştiren, her zaman ileri bakan, dezavantajını olumluya çeviren örnekler oldunuz.

Türkiye Cumhuriyetinin çalışkan, üreten memleketini seven özgür gençlere ihtiyacı var. Önce kendi hayatını kurtaranlar, daha sonra ülke için katkıda bulunacaktır. Dünya değişiyor, küresel ısınma mevsim koşullarını değiştirdi. Virüs dünya gündeminde. Dünya gerçeklerini ve dünya güçlerinin senaryolarını gören, ülkesini seven insanlara ihtiyacımız var.

Burs ve eğitim yardımı konusunda bize ulaşmak isteyenler sinopbilke@hotmail.com adresine ileti gönderebilir. BİLKE

 

 

 
Yorum yapın

Yazan: 01 Haziran 2020 in Burs Başvuruları

 

Etiketler: , , , ,

GERZE’DE YUNUS EMRE DERLEMESİ

16.05.2020-BİLKE

1960-1961 de GERZE’de Kırşehirli taş ustalarından  derlediğim Yunus Emre Şiiri -İsmail ERSOY

 

Kalmam yolda ilim ile

Gitmem kula zulüm ile

Bir bezilik unum olsa

Biçer saçda ilim ile

 

Sap vurdum elim ile

Gönül verdim dilim ile

Bir çitinlik tuzum vardı

Dirlik kurdum dilim ile

 

Miskinmisin bile bile

Haram yeme güle güle

Kesmik gitmez yelin ile

İmansız evde ilim olsa

 

Yunus’um dolandım savak

Gün eğilmiş gölgesiz avak

Kösengin’de karadut kurursa

Eşiğinde ezan okusan ilim ile

      Derleyen: İsmail ERSOY

***   ***   ***   ***  ***

1979 yılı Maden aramaları sırasında ;Kırşehir ve Aksaray Çevre köylerinde Yaşlılardan dinlediğim  Yunus Emre şiiri derlemiştim.

Bu şiiri Yunus Emre anma yılında yazıyorum.    Yunus Emre’nin kitaplarda şimdiye kadar yayımlanmamış şiiridir. İLKE ile paylaşıyorum. İsmail Ersoy  iersoy377@gmail.com  5433617285

Kalmam yolda İlim ile,

Gitmem kula zulüm ile,

Bir bezilik unum olsa,

Biçer saçda ilim ile.

 

Sap vurdum elim ile,

Gönül verdim dilim ile,

Bir çitinlik tuzum varsa,

Dirlik kurdum ilim ile.

 

Miskinmisin bile bile,

Haram yeme güle güle,

Kesmük gitmez yelin ile,

İmansız evde ilim olsa.

 

Yunusum Emrem savak,

Dervişim deme sen avak,

İki dut Kösengin dutluysa,

Bülbülüsün ilim dilin ile.

 

Bu şiirin son dörtlüsü Kesikköprü ve çevresindede söyleniyordu.

Yunusum dolandım avak avak,

Gün eğilmiş gölgesiz kavak,

Kösenginde karadut kurursa,

Eşiğinde ezanı okursun ilim ile  YUNUS EMRE——————–Derleyen : İsmail Ersoy

***************

Sodyum bi Karbonatın Evsel Kullanımı -İsmail ERSOY 

1-Mide ekşimelerinde ; Bir bardak soğuk suya bir çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözdükten sonra yavaş
yavaş içiniz.

2-Ağız içi bakteri leri için ve Ağız içi temizliği için ;1 bardak ılık suya,yarım çay kaşığı Sodyum bi karbonatı çözün ve
bir kaç defa ağızınızda çalkalayın.( Yutmayın)

3-Ağızdaki ülser benzeri yaraların ağrılarını azaltır yatıştırır. Bir bardak ılık suya yarım çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözün ve günde bir kaç kez ağızınızda çalkalayın günde bir kaç kez tekrarlayın.

4-Deodorat olarak;Özellikle Koltuk altı kokularınız için toz veya sulanmış olarak kullanabilirsiniz. Ardındanda bir kaç
dakika sonra temizlemeyi unutmayın.

5-Diş beyazlatmalarında kullanabilirsiniz;Diş plaklarını ve bakterileri temizlemede diş macunlarına ilave ederek de
kullanabilir,özellikle diş plaklarının giderilmesinde faydalı olduğu görülmüştür.

6-Kaşıntılı cilt ve güneş yanıklarını rahatlatmak için;Özellikle mısır nişastası sodyum bikarbonat karışımlarıyla yapılan krem ve çözeltilerile rahatlamalar olduğu görülmüştür.Küvetteki banyo suyuna 1-2 bardak sodyum bi karbonat çözerek de kullanabilirsiniz.

7-KBH’li 136 yetişkin için yapılan çalışmada, sodyum bikarbonat kullananların, böbrek yetmezliği takviyeleri almayan insanlardan % 35 daha az olduğu bulunmuştur.

8-Nasırların tedavisinde Kullanımı;Sodyum bi karkonatlı banyoların nasırları ve cildi yumuşattığı görülmüştür.

9-, Sodyum bikarbonattümörler için ortamı daha az asidik hale getirebilir ve bu da kemoterapi tedavilerine faydalı olabilir. Hayvanlar üzerinde denenmesine rağmen henüz insanlar üzerinde denenmemiştir.

10-Buzdolabınızdaki Kötü kokuları yok etmek için;Bir tabak içine sodyum bi karbonat koyarak ,buz dolabınızın arka
taraflarına yerleştirebilir ,kokuları tazeleyebilirsiniz

11-Egzersiz performansını artırabilir,vucut egzersizlerinizde laktik asit üretir bu asitliği sodyum bikarbonat ,egsersizlerinizin uzamasını sağlayabilir

12-Oda parfümü olarak;Küçük bir kavanoz 1/3 bardak kabartma tozu. En sevdiğiniz uçucu yağların 10–15 damla bir parça bez veya kağıt kabartma tozu ve esansiyel yağları kavanoza ekleyin.  Bezle veya kağıtla örtün ve ardından tel ile yerine sabitleyin. Koku azalmaya başladığında, kavanoz

13-Çamaşırlarınızı Beyazlatmada ,en kolay yoludur.Kir ve lekelerin çıkartılmasın da en iyi yoldur. Makinanızın deterjan bölümüne deterjanla birlikte yarım bardak ilave ediniz ,çamaşır yıkama suyunu yumuşatır sistemin kireç tutmasını da önlersiniz

14-Çöp Kokusunu Giderilmesinde;,bilim adamları sodyum bikarbonatın atık kutularının dibinde yayılmasıyla çöp kokusunun% 70 oranında nötralize edilmesine yardımcı olduğunu bulmuşlardır.

15- Mutfak temizliğindeki yardımcınız;Mutfağınızda sodyum bikarbonatı az miktarda suyla karıştırarak bir hamur yapın. Macunu sünger veya bezle istenen yüzeye uygulayın.
Fırın
Lekeli kahve fincanları
Lekeli mermer
Yağ lekeleri
Mutfak fayansları
Tıkalı tahliye
Kararmış gümüş
Mikrodalgalar da

16- Çok Amaçlı Banyo Temizleyici;İşte kabartma tozu ile temizleyebileceğiniz birkaç yüzey:

Banyo karoları
Tuvaletler
duş
Küvetler
Banyo lavabo
Kabartma tozu ve biraz su kullanarak bir hamur yapın. Bir sünger veya bez kullanarak, karışımı temizlemek istediğiniz yüzeye iyice sürün. Yüzeyi 15–20 dakika sonra nemli bir bezle silin.

17- Halı lekelerini Sodyum bikarbonat ve sirke ile
giderebilirsiniz: İlk önce halı lekesini ince bir kabartma tozu tabakası ile kaplayın. Sonra, boş bir sprey şişesini 1: 1 sirke ve su karışımı ile doldurun ve lekeli alana püskürtün. Yüzey kuruyana kadar bir saat kadar bekleyin.Kabartma tozu bir fırçayla gevşetin ve artıkları elektrikli süpürgeyle temizleyin. Leke şimdi tamamen kaldırılmalıdır. Halının üzerinde kabartma tozu kalıntısı varsa, nemli bir havluyla silin.

18-Meyve( kabuğunu soymadan) ve sebzelerde en  güvenli kimyasal ve pepdisitlerin temizliğidir.

12–15 dakika sodyum bikarbonat ve su ile yapılan çözeltisine bekletilip yıkanması pestisitlerin neredeyse tamamını çıkardığını tespit edilmiştir.

19-Gümüş eşyaları oksitinin temizlenmesi;Bunun için
Bir alüminyum tencere veya tencere içine konulmuş
alüminyum folyo içine;
1 su bardağı kaynar su
1 çorba kaşığı kabartma tozu
1/2 fincan beyaz sirke
Kabartma tozu alüminyum kabına ekleyin ve yavaşça sirke içine dökün. Sonra, kaynar suya dökün ve gümüşü tepsiye yerleştirin,3-5 dakika sonra veya biraz fazla bekledikten sonra ,gümüşlerinizi durulayıp kurulayın.

20-Yanmış tencerelerinin dibinin temizlenmesi; Tencerenin dibine bol miktarda sodyum bikarbonat serpin ve yanmış alanları örtecek kadar su ekleyin. Karışımı kaynatın ve tencereyi her zamanki gibi boşaltın. İnatçı lekeler kalırsa, bir ovalayıcıyı alın, az miktarda sıvı deterjan ekleyin ve kalan yanmış lekeleri yavaşça çıkarın.

21-Küçük yağ ve yağ yangınlarını söndürmek ;yağ tavalarında sodyum bi karbonat serpiştirerek Karbon dioksit oluşacağında yangın söner.

22-Ayakkabılarınızın koku gidericisi; iki yemek kaşığı Sodyum bikarbonatı iki tülbent veya kumaş parçalarına dökün. Bezleri bir lastik bant veya ip  ile sabitleyin ve her bir ayakkabının içine yerleştirin. Ayakkabılarınızı giymek istediğinizde kabartma tozu
torbalarını çıkarın.Kokularının kalmadığını göreceksiniz.

23-İstenmiyen yerlerdeki bitki ve yosunlardan sodyum bikarbonatı üzerine serpiştirerek de kurtulabilirsiniz

24-Çocuk suluk ve mama kaplarını sodyum bi karbonatlı sularda 3-5 dakika bekletip yıkandıktan sonra koku ve
bakterilerden arındığını görebilirsiniz.

İsmail ERSOY

**********************

GERZE ve KÖYLERİ BATIL İNANÇLARI

1970 ve 1980 yıllarında Gerze ve köylerinde topladıklarımdan elde kalanlar,İleride notlarımı bulursan devamını da yazacağım.

İsmail ERSOY

***Gök gürlediği zaman,Kalbur (elek) yuvarlandığında;ters dönerse kıtlık,düz dönerse bolluk olacak denir.

***Yumurtayı biçakla kesersek,tavuk yumurlamayı bırakırmış.

***Taş kaldığımızda;taşın altında karıncalar varsa bolluk,çıkmayacaksa kıtlık olacağına inanılır.

***Gök gürlediğinde;tavuk pini karıştırılıp ”civil civil”sözleri söylenirse,pin içi tavukla dolarmış.

***Gök gürlediğinde;Tahıl anbarı taşlanırsa,içindeki mahsül çoğalırmış.

***Hamursuz ( yufka) ekmeği yaparken ,hamursuz kabarırsa o yılki mahsul bol olurmuş.

***Ocakta yapılan ilk ekmeği yiyen erkeğin karısı ölürmüş.

***Gök kuşağının altından geçen kızlar erkek ,erkeklerde kadın olurmuş.

***Fazla yağmur yağması;gök yüzünün delindiğine inanırılmış.

***Yeni evlenenlerde;kız, kapı üstüne çıkarılıp erkek kapıdan geçirilirse kız evde onun sözü geçecek olacak,erkek kapı üstüne çıkarılıp kız kapıdan geçirilirse erkek evde erkeğin sözünün geçeceğine inanılırmış.

***Gelin alma törenlerinde;buğday serpilirse bolluk olacak denir.

***Gelin alma törenlerinde;pirinç serpilirse ,evlenenlerin evlerinin huzurlu olacağına inanılır.

***Yolcunun peşinden su serpilirse;su gibi gidip geleceğine inanırıl.

***Üzerinde dişi kurt tüyü taşıyan erkeğin peşine,tüm kızlar o erkeğe aşık olur peşine düşermiş.

***Hoca,karayazı muskası yazarsa;İstediğin kızı kendine bağlarsın.

***Sabuna iğne batırılıp hocaya okutulursa;okuttuğunuz insanı deliye cevirirmişsiniz.

***Başınız ağrıyorsa;hocaya muska yazdırıp ,suyunu içerseniz başağrınız bitermiş.

***Evde,incir dalı yakılırsa;evin içinde yılanlar ürermiş.

***Soğan kabuğu yakmak,günahtır.

***Makası,boş olarak açıp kapatmak;evlerinizdeki dirliğin biteceğine inanılır.

***Evde ıslık çalınması,şeytanları eve çağımakmış,

***Soğan tarlasında,soğan yaprağından düdük yapıp öttürülürse ,tarladaki soğanlar kurtlanırmış.

***Ellerini koltuğunun altında tutarsan;babanın öleceğine işaretmiş.

***Ayakta yenilen yemekler,şeytanın yedikleriymiş.

***Ateş yakıldığında; pır pır ederse,düşmanın zengin olacakmış.

***Erkekler ayak üstü küçük abdestini yaparsa,şeytan süpürgesini ıslatırmış.

***Kurban kanını alnına sürersen,dileğin yerine gelirmiş.

***Evin önüne kül dökülürse,gece şeytanlar gelirmiş.

***Gece küülük içine girilirse veya küçük andes yapılırsa şeytan çarparmış.

***Gece tavuk pinine girilmez,uğursuzluk getirirmiş.

***Gece dışarıya su serpilmez,şeytan çarparmış.

***Geceleri,bir kibritle beş lamba yakarsan;şeytanlar çatlarmiş.

***Gece 24 den sonra davul çalmak,şeytanın düğününü yapmakmış.

***Diş ağrısında;mezarlık toprağını yüzüne sürdüğünde diş ağrın geçermiş.

***Güvercin yumurtası ,yeni evlilerin evinde bulundurulursa;o evde daimi huzur olurmuş.

***Cuma akşamları,dikiş dikersen:ölen çocuğunun etlerini dikermişsin.

***Cuma günleri,evsüpürmek,çamaşır yıkamak günahmış.

***Tereyağının biçakla kesilmesi,ineğin süt vermesini durduracağına inanılırmış.

***Dertlerini ve isteklerini bir mektuba yazıp denize atarsan isteklerin kabul olurmuş.

***Geyik boynuzu evinizin kapısı üstüne takılırsa ,soyunun devam edeceğine inanılırmış.

***Puhu kuşunun,evin bacasında veya kiremitliğinde öttüğünü duyarsan;bir uğursuzluğun geleceğine inanırılmış.

***Evin kapısı üzerine nal çakmak ;bereketli ve huzurlu evinin olacağına inanılımış.

***Deniz yengecinin ( bavurya) boynuzu üzerinde taşınırsa düşmanlarınız sizi alt edemezmiş.

***Okunmuş pirinçle dolaşmak ,her işte başarılı olacağına inanılırmış.

***insanın üzerinde mavi renk veya boncuk taşımak ,nazar değmeyeceğine inanılır.

***Ay veya güneş tutulduğunda,teneke çalıp gürültü yapmak ayın veya güneşin hemen geleceğine inanılırmış.

***Dünya tepsi gibi düzmüş,tepsinin altındaki öküz boynuzunu salladığında deprem olurmuş.

***Gece tırnak kesmek ,büyük günahmış.

İsmal Ersoy

***********************

BİLMECELER

1972 1973 yıllarında Gerze ve Dikmen köylerinde derlediğim bilmecelerdir.İSMAİL ERSOY  

 BÖLÜM 2

1

Yengen içeride,

Başı dışarıda

***

2

Yengen içeride,

Etekleri dışarıda

***

3

Kırmızı pinden

Beyaz tavuk bakar

***

4

Bizim köyde Dudu var

Eğri büyrü budu var

Yazın gelir görürsün

Güle güle ölürsün

***

5

Kurt kuyuya düştü

Kuyruğu dışarıda kaldı

***

6

Kapı dibine saç koydum

Çümle alemi aç koydum

***

7

Yer altında bir gelin gider.

***

8

Gökten bir elma düşmüş

Onikiye bölünmüş

Onbirini yemişler

Birine sabır demişler

***

9

Kapı dibine yoğurt döküldü

Sildim sildim çıkmadı

***

10

Benim bir oğlum var

Senede bir traş olur

***

11

Uzaktan baktım, ışılar

Yanına gittim, mışılar.

***

12

Gök köpek

Kütüğe Hırlar

***

13

Benim bir kuyum var

Kuyumun içinde suyum var

Suyumun içinde yılanım var

Yılanımın ağzında,

Mercanım var.

***

14

Çıktım tepeye,

Yular bağladım sıpaya

***

15

Altı kemer, üstü semer

İçinde bir kara ömer

***

16

Altı tahta, üstü tahta

İçinde bir kara soyta.

***

17

Bir küçücük miltaşı

Dolaşır dağı taşı

***

18

İki ayak üstünde ambar

Onun üstünde ışıldayan

Işıldayanın üstünde, mışıldayan

Mışıldayanın üstünde, karadağ

***

19

Şu kayada, sap asılı

***

20

Bağlarsın gezer,

Çözersin durur

***

21

Tek kıçlı,  papak başlı

***

22

Fadimem pat pat

Donları kat kat

***

23

Gündüzleri gebedir

Geceleri doğurur

***

24

Uzun kuyu, günbürer suyu

***

25

Dört köşe, beş değil

Başı sudan hoş değil

***

26

Elemez melemez

Ocak başına gelemez

Ocak başına gelirse

Bir daha geri dönemez

***

27

Gündüz et yer

Gece yıldız sayar

****

28

Gündüz gider, izi yok

Gece gider gözü yok

***

29

Benim bir oğlum var

Yongasız ev yapar

***

30

İstanbul da süt pişti

Kokusu yanıma düştü

***

31

Benden yüksek,

Tavuktan alçak

***

32

Ezan okur namaz kılmaz

Karı alır nikah kıymaz

***

33

Mini mini, küçük sini

***

34

Sarı çamın damarı

Akşam sabah vurur samanı

***

2. BÖLÜM BİLMECE CEVAPLARI

1- Çivi

2-Şeker pancarı

3-Sümük

4-Kurbağa

5-Çakı

5-Çakı

7- Saban

8-Oruç

9-Güneş

10-Harman

11-Denizde ayın  gölgesi

12-Balta

13-Gaz lambası

14-Dikiş iğnesi

15-Kaplumbağa

16- Kaplumbağa

17-Göz

18-  İnsan

19- Öküzün kuyruğu

20-Çarık

21- Lahana

22-Lahana

23-Yatak

24-yayık

25-Sabun

26-Tereyağı

27-Öküz öğendiresi

28-Deniz motoru

29-Dantel tığı

30 -Mektup

31-Şapka

32-Horoz

33-Mercimek

34-Mısır kırtılı- Mısır ekmeği

******************************************************************************************************************

BİLMECELER 1. BÖLÜM

“Sinop toprağı, Sinop kili, köylerdeki arkeolojik değerler, yerel fiiller gibi bir çok alanda çalışmaları olan Sayın İsmail Ersoy ile BİLKE iyi ki tanıştı. Lavanta, kekik tarımı ve ihracatı ile ilgili söyleşimiz okurlarımızın çok ilgisini çekti. Bu uygulamaların Sinop köylerinde yapılması için, Tarım İl müdürlüğü ve diğer ilgili kurumların dikkatini çekmek istedik. Faydalı olmasını umuyoruz.

Yeni yazımız, İsmail Ersoy’un Sinop köylerinde mesleki çalışmalar yaparken derlediği bilmeceler. Okurlarımız için önce bilmeceleri yazdık. Cevabını, yazının sonunda CEVAPLAR bölümünde bulabilirsiniz.

Bilke, kaybolan kültürlerle ilgili, ZAMAN VE BİLİNÇ konusuna dikkat çekiyor. Bu gün, toplumun eskiye göre daha kaliteli ve insanca yaşayıp yaşamadığını kültürlerin zaman yolculuğunu izleyerek anlayabiliriz. BİLKE, bu nedenle konuyu HİKAYE etmek yerine, bu hikayedelerdeki BİLİNÇ yolculuğunun anlaşılmasını önemli buluyor. Kendini tekrar eden siyaset anlayışının, toplumsal bilince etkisinin neler olduğunu görmemizi istiyor. Eğitim- ekonomi- sağlık- kültür ve daha bir çok alanda, toplum için doğru aşamalar kaydedecek projeler ve sonuç odaklı çalışmalar yapılmasını sağlıklı buluyor. Köydeki kazanımlarımız da değerli, kentteki de. BİZ HEP BİRLİKTE BİZİZ.

” BİLKE İsmail ERSOY’UN derlediği bilmeceler için teşekkür ediyor.

İŞTE BİLMECELER:

1-

Gidiyorum heyimden

İzin aldım beyimden

Bu kuşlar ne kuşudur

Yem yiyor göbeğinden.

2-

Bizim evde Ali var

Tepesinde gülü var.

3-

Kadayıf ,kadayıf

Bizin hanım çok zayıf

Zayıflığına yanmıyorum

Gözünün teki kayıp.

4-

Alçacık dallı

Yemesi ballı

5-

Dağdan gelir tatarina

Ben onu tutarina

Ayakları lisa lisa

Kendisi tombalisa.

6-

Altı mermer,üstü mermer

İçinde bir gelin oynar.

7-

O yanı kaya,

Bu yanı kaya

İçinde ,sarı maya

8-

Şu kayada kıvrım bağcık yuvası.

9-

Otuziki gözlü,

Miskin yüzlü.

10-

Ak leylek,kara leylek

Tek ayak üstünde duran leylek.

11

O yana pat,

Bu yana pat

Git ,

Kapı dibine yat.

12-

Gece harman gibi

Gündüz orman gibi

13-

Dağa gider uzalır

Eve gelir büzelir.

14-

Dağdan gelir,dak gibi

Kolları,Budak gibi

Eğilir su içmeye

Bağırır Oğalak gibi

15-

Buradan attım hızınan

Yedibin yıldızınan.

16-

Benim bir oglum var

Biri bana bakar

İkisi biribirine

17

Bahçede biter,makina büker

Akşam sabah ,el yüz öper

18-

Bizim eve kadın geldi

Siz kimsiniz dedi

Beni bilmeyen

İçinden çıkanı yesin dedi.

19-

Çıt çıtan ağacı

Çıta pıtan ağacı

Kırmızı değnek

Trabuzon ağacı

20-

Benim bir atım var

Her şeye konar

CEVAPLARI:

1- DEĞİRMEN

2-KANDİL-LAMBA

3-DİKİŞ İĞİNESİ

4-ÇİLEK

5-KAPLUMBAĞA

6-DİL

7-YUMURTA

8-KULAK

9-ÇARIK

10-KAPI

11-SÜPÜRGE

12-YATAK

13-ZİNCİR

14-GEYİK

15-TÜFEK

16-OCAK

17-HAVLU

18-TENCERE

19-KİBRİT

20-İSİM

**************************************************************************************************************

Sodyum bi Karbonatın Evsel Kullanımı -İsmail ERSOY 

1-Mide ekşimelerinde ; Bir bardak soğuk suya bir çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözdükten sonra yavaş
yavaş içiniz.

2-Ağız içi bakteri leri için ve Ağız içi temizliği için ;1 bardak ılık suya,yarım çay kaşığı Sodyum bi karbonatı çözün ve
bir kaç defa ağızınızda çalkalayın.( Yutmayın)

3-Ağızdaki ülser benzeri yaraların ağrılarını azaltır yatıştırır. Bir bardak ılık suya yarım çay kaşığı Sodyum bikarbonatı çözün ve günde bir kaç kez ağızınızda çalkalayın günde bir kaç kez tekrarlayın.

4-Deodorat olarak;Özellikle Koltuk altı kokularınız için toz veya sulanmış olarak kullanabilirsiniz. Ardındanda bir kaç
dakika sonra temizlemeyi unutmayın.

5-Diş beyazlatmalarında kullanabilirsiniz;Diş plaklarını ve bakterileri temizlemede diş macunlarına ilave ederek de
kullanabilir,özellikle diş plaklarının giderilmesinde faydalı olduğu görülmüştür.

6-Kaşıntılı cilt ve güneş yanıklarını rahatlatmak için;Özellikle mısır nişastası sodyum bikarbonat karışımlarıyla yapılan krem ve çözeltilerile rahatlamalar olduğu görülmüştür.Küvetteki banyo suyuna 1-2 bardak sodyum bi karbonat çözerek de kullanabilirsiniz.

7-KBH’li 136 yetişkin için yapılan çalışmada, sodyum bikarbonat kullananların, böbrek yetmezliği takviyeleri almayan insanlardan % 35 daha az olduğu bulunmuştur.

8-Nasırların tedavisinde Kullanımı;Sodyum bi karkonatlı banyoların nasırları ve cildi yumuşattığı görülmüştür.

9-, Sodyum bikarbonattümörler için ortamı daha az asidik hale getirebilir ve bu da kemoterapi tedavilerine faydalı olabilir. Hayvanlar üzerinde denenmesine rağmen henüz insanlar üzerinde denenmemiştir.

10-Buzdolabınızdaki Kötü kokuları yok etmek için;Bir tabak içine sodyum bi karbonat koyarak ,buz dolabınızın arka
taraflarına yerleştirebilir ,kokuları tazeleyebilirsiniz

11-Egzersiz performansını artırabilir,vucut egzersizlerinizde laktik asit üretir bu asitliği sodyum bikarbonat ,egsersizlerinizin uzamasını sağlayabilir

12-Oda parfümü olarak;Küçük bir kavanoz 1/3 bardak kabartma tozu. En sevdiğiniz uçucu yağların 10–15 damla bir parça bez veya kağıt kabartma tozu ve esansiyel yağları kavanoza ekleyin.  Bezle veya kağıtla örtün ve ardından tel ile yerine sabitleyin. Koku azalmaya başladığında, kavanoz

13-Çamaşırlarınızı Beyazlatmada ,en kolay yoludur.Kir ve lekelerin çıkartılmasın da en iyi yoldur. Makinanızın deterjan bölümüne deterjanla birlikte yarım bardak ilave ediniz ,çamaşır yıkama suyunu yumuşatır sistemin kireç tutmasını da önlersiniz

14-Çöp Kokusunu Giderilmesinde;,bilim adamları sodyum bikarbonatın atık kutularının dibinde yayılmasıyla çöp kokusunun% 70 oranında nötralize edilmesine yardımcı olduğunu bulmuşlardır.

15- Mutfak temizliğindeki yardımcınız;Mutfağınızda sodyum bikarbonatı az miktarda suyla karıştırarak bir hamur yapın. Macunu sünger veya bezle istenen yüzeye uygulayın.
Fırın
Lekeli kahve fincanları
Lekeli mermer
Yağ lekeleri
Mutfak fayansları
Tıkalı tahliye
Kararmış gümüş
Mikrodalgalar da

16- Çok Amaçlı Banyo Temizleyici;İşte kabartma tozu ile temizleyebileceğiniz birkaç yüzey:

Banyo karoları
Tuvaletler
duş
Küvetler
Banyo lavabo
Kabartma tozu ve biraz su kullanarak bir hamur yapın. Bir sünger veya bez kullanarak, karışımı temizlemek istediğiniz yüzeye iyice sürün. Yüzeyi 15–20 dakika sonra nemli bir bezle silin.

17- Halı lekelerini Sodyum bikarbonat ve sirke ile
giderebilirsiniz: İlk önce halı lekesini ince bir kabartma tozu tabakası ile kaplayın. Sonra, boş bir sprey şişesini 1: 1 sirke ve su karışımı ile doldurun ve lekeli alana püskürtün. Yüzey kuruyana kadar bir saat kadar bekleyin.Kabartma tozu bir fırçayla gevşetin ve artıkları elektrikli süpürgeyle temizleyin. Leke şimdi tamamen kaldırılmalıdır. Halının üzerinde kabartma tozu kalıntısı varsa, nemli bir havluyla silin.

18-Meyve( kabuğunu soymadan) ve sebzelerde en  güvenli kimyasal ve pepdisitlerin temizliğidir.

12–15 dakika sodyum bikarbonat ve su ile yapılan çözeltisine bekletilip yıkanması pestisitlerin neredeyse tamamını çıkardığını tespit edilmiştir.

19-Gümüş eşyaları oksitinin temizlenmesi;Bunun için
Bir alüminyum tencere veya tencere içine konulmuş
alüminyum folyo içine;
1 su bardağı kaynar su
1 çorba kaşığı kabartma tozu
1/2 fincan beyaz sirke
Kabartma tozu alüminyum kabına ekleyin ve yavaşça sirke içine dökün. Sonra, kaynar suya dökün ve gümüşü tepsiye yerleştirin,3-5 dakika sonra veya biraz fazla bekledikten sonra ,gümüşlerinizi durulayıp kurulayın.

20-Yanmış tencerelerinin dibinin temizlenmesi; Tencerenin dibine bol miktarda sodyum bikarbonat serpin ve yanmış alanları örtecek kadar su ekleyin. Karışımı kaynatın ve tencereyi her zamanki gibi boşaltın. İnatçı lekeler kalırsa, bir ovalayıcıyı alın, az miktarda sıvı deterjan ekleyin ve kalan yanmış lekeleri yavaşça çıkarın.

21-Küçük yağ ve yağ yangınlarını söndürmek ;yağ tavalarında sodyum bi karbonat serpiştirerek Karbon dioksit oluşacağında yangın söner.

22-Ayakkabılarınızın koku gidericisi; iki yemek kaşığı Sodyum bikarbonatı iki tülbent veya kumaş parçalarına dökün. Bezleri bir lastik bant veya ip  ile sabitleyin ve her bir ayakkabının içine yerleştirin. Ayakkabılarınızı giymek istediğinizde kabartma tozu
torbalarını çıkarın.Kokularının kalmadığını göreceksiniz.

23-İstenmiyen yerlerdeki bitki ve yosunlardan sodyum bikarbonatı üzerine serpiştirerek de kurtulabilirsiniz

24-Çocuk suluk ve mama kaplarını sodyum bi karbonatlı sularda 3-5 dakika bekletip yıkandıktan sonra koku ve
bakterilerden arındığını görebilirsiniz.

İsmail ERSOY

 

Etiketler: , , ,

ZEYTİN ÇELİKLERİ FİLİZLENİYOR

SİNOP ZEYTİNİ YÜZYILLAR ÖNCESİNDEN YÜZYILLAR SONRASINA – 11.04.2020-BİLKE

Proje takvimi planlandığı gibi devam ediyor. Çelikler toprakla buluştu ve filizlenmesi için süreye  ihtiyaç var. Bu projede, akademik bilgi zamana tohum ekti. Şimdi toprak, iklim, zaman tohumun nüvesi koordinatlarında buluşacak. Ne güzel toprağa, havaya, suya ve güneşe dost olmak.

Toprak, yüzlerce yıllık çelikler için özel hazırlandı. Belediye Park ve Bahçeler Müdürlüğü bu aşamada özenle çalışıyor ve Emriye TEKİN süreci takip ediyor.

Korona virüs, yaşamımızı olumsuz etkilese de, projenin  doğal süreci aksamadan devam ediyor.

Yüzyılların izlerini, anılarını taşıyan bu ağaçlardan alınan çeliklerin,  Mayıs ayı başında filizlenmesini bekliyoruz. Doğaya hizmet, misli ile geriye dönecek, asırlarca geriden gelen hatıralar, asırlar sonrasına taşınacak. Gelecek için, insanlık için, doğa için HAYIRLI OLSUN. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Nisan 2020 in sinop zeytini

 

Etiketler: , , , , , , , ,

BİLKE “HALK ANKETİ” SONUCU

BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ  HALK ANKETİ” SONUCU BELİRLENDİ 06.04.2020

Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile Samsun’dan önce Sinop’a geldiği tarihi unutmuyoruz. Bu nedenle  “18 MAYIS 1919 ANISINA” her iki yılda bir halkbilim ödülleri veriyoruz. Ödül törenine ilk defa 2012 yılında başladık, her iki yılda bir devam ettik bu yıl da  beşincisini gerçekleştiriyoruz.

Halkbilim ödülleri yanı sıra, mesleki başarısı, halka yakınlığı,  halkın gönlünde iz bırakan kişileri de halk anketi ile belirlemek istedik.   İlk defa 2016 yılında halk anketi kategorisi açtık; anket sonucunda Sinoplular, Dahiliye uzmanı Sayın Dr. Burhan ŞENDİL’i seçtiler.

2020 yılında da aynı kategoride halk anketi gerçekleştirdik. Anket sonucunda Sinoplular iki isime karar verdiler:

“Yardım Sevenler Derneği Sinop Şubesi Başkanı Sayın Sevim ÜNALDI”

 

Sevim ÜNALDI

Ortopedi ve Travmatoloji Omurga Cerrahisi “Sayın Prof. Dr. Azmi HAMZAOĞLU”

 

Prof.Dr. Azmi HAMZAOĞLU

Sinop ve Sinopluya hizmetleri konusunda Sinoplunun sevgisini kazanan  iki değerli insanı kutluyoruz. Mesleki başarıları  ve yardımsever kişiliği ile tüm Sinopluların ve özellikle İstanbul’daki Sinopluların gönüllerine taht kuran Sayın Azmi HAMZAOĞLU’na ve STK çalışmaları ile tüm Sinopluların gönüllerini fetheden Sevim Ünaldı’ya başarılar diliyoruz.

Telefon, mesaj ve anket formu ile anketimize katılan değerli Sinoplulara teşekkür ederiz. Mayıs ayında yapılması düşünülen ödül törenimizi virüs tedbirleri kapsamında planlayamıyoruz. Halkbilim ödülleri alanlar da siteden duyurulacaktır.

BİLKE

 

 
1 Yorum

Yazan: 06 Nisan 2020 in HALKBİLİM ÖDÜLLERİ

 

Etiketler: , , , , , ,

SİNOP’TA SALGIN HASTALIKLAR

Prof.Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU- KİTAP TANITIMI

24 MART 2020-BİLKE

Covid -19 Corona Virüsü tüm dünyanın gündemini meşgul ederken, Sinop’ta yaşanmış eski salgın hastalıklarla ilgili bir kitabı size tanıtmak istiyoruz. Hepimizin bildiği gibi salgın hastalıklar ne ülke dinliyor, ne de sınır tanıyor. Toplum olarak ne kadar duyarlı ve kurallara uyumlu davranırsak bu tehlikeyi atlatmayı umut ediyoruz. Bizim bilinçsel belleğimizde İMECE KÜLTÜRÜ kayıtlıdır. Zorluklarda hemen organize olma ve problemi aşma yeteneğimizi bu olayda da mutlaka göstereceğiz. El ele hep birlikte, kısa sürede aşalım istiyoruz.

Sinop eski tarihlerde salgın hastalıklarla nasıl mücadele etmiş? Bu sorunun cevabını, “Sinop  Zeytin  Projesi ” ekibinin başkanı Sayın Prof.Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU’nun kitabında buluyoruz. Fotoğrafta Sinop Frengi Hastanesini görüyoruz.

Kitapta önemli bilgilere ulaşacağınıza eminim, bizimle paylaştığı için hocamıza çok teşekkür ediyoruz. Kitabın bazı sayfalarına birlikte göz atalım:

 

 

 

 

KİTAP KAPAĞI

Yaşar SARIKAYA-BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 24 Mart 2020 in Haberler

 

Etiketler: , , , , ,