RSS

Etiket arşivi: sinop bilke

BİLKE AKADEMİK HALKBİLİM ÖDÜLLERİ KİMLERE VERİLDİ

01.04.2022- A.Yaşar SARIKAYA

Halkbilim ödüllerine ara verme yazımızın sitede ilgi görmesi dernek olarak bizi sevindirdi. Bu gün de 2012’den 2020’ye kadar “BİLKE HALKBİLİM ÖDÜLLERİ” Akademik Kategoride Düzenleme Kurulu- Yönetim Kurulu ve Üst Kurulun kararı ile ödül alan bilimsel çalışmaları paylaşıyoruz.

2014 2. Bilke Halkbilim Ödülleri: Prof.Dr. Mehmet Ali ÜNAL- Ödül Törenine gelemediği için plaketi Pamukkale Üniversitesi adresine gönderildi.

1487 yılından başlayarak tüm Sinop ilçe ve köyleri için tutulan defterlerin çevirileri bulunan kitap, bizim aracılığımızla valiye tanıtıldı, vali kitap baskısı için yazar ile görüştü.

2016 3.Bilke Halkbilim Ödülleri: Prof. Dr. Melih GÖRGÜN- Uluslararası Sinop Tanıtım Ödülü

2016 3. Bilke Halkbilim Ödülleri- Sinop Su Altı Dünyası – Dr. Yakup Erdem- Sertaç Çelik

FOTOĞRAFLAR: Sualtı Fotoğrafçısı Sertaç ÇELİK,

Dr.Yakup Erdem:Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Avlama ve İşletme Teknolojisi Bölümü Avlama Teknolojisi

2016 3. bİlke Halkbilim Ödülleri- Dr. Alpay TIRIL-HALK KÜLTÜRÜ BAĞLAMINDA KIRSAL PEYZAJ OKUMALARI- SİNOP ÖRNEĞİ

2016- 3. Halkbilim Ödülleri: .Dr.Ergün ACAR-Sinop Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi-Sinop Yöresi Söz Varlığı Kitabı

2016 3. Halkbilim Ödülleri: Dr.Songül ÇEK-Sinop Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü – Bir Senkretizm Örneği Olarak Sinop’ta Helesa ve Mitik Nitelikleri

2018 4. Halkbilim Ödülleri: Prof.Dr. Serap USTAOĞLU TIRIL- Sinop Üniversitesi Rektör Yardımcısı- BİLKE AKADEMİK BAŞARI ÖDÜLÜ: Ulusal bilimsel toplantılarda sunum ve bildiri kitabında basılan birçok bildiri ve makale. Kaybolmaya yüz tutan deniz canlısı MERSİN balığının Türkiye denizlerinde yaşama ve çoğalma çalışmaları, bu alanda STK kuruculuğu ve başkanlığı

2018 4. Bilke Halkbilim Ödülleri- Prof. Dr. İbrahim BAŞAĞAOĞLU- Uluslararası Akademik Tanıtım Ödülü-Akademik alanda sayısız makale, basılı kitaplar, araştırmalar, uluslar arası yayınlar, danışmanlık, Nükleer Tıp, Tıp tarihi ve Tıp Hukuku alanlarında uluslararası çalışmalar, uluslararası tıp derneklerinde kuruculuk ve başkanlık
Sinop’a kazandırdığı eserler:
“Sinoplu Mümin Mukbil’in Göz Nurunun anahtarı ve Sevinç Hazineleri ( dünyadaki 8 nüshadan biri)
“Sinop’un Sıhhi İçtimai Coğrafyası”
Kendisi gelemediği  için ödülü isteği üzerine akrabası gazeteci Erkan TURAN’A verildi

2020 Bilke 5. Halkbilim Ödülleri:

Prof. Dr. Hülya TURAN yürütücülüğünde 118O109 nolu TUBİTAK-1002 projesi 

AKADEMİK ÖDÜL
*** “YEREL ÜRETİM VE İSTİHDAM” KATEGORİSİ
PROJE: “Modifiye atmosfer paketlenmiş MTGaz katkılı balık köftesi” 
“Patent” başvurusu yapılmış
Araştırma ekibi:
Prof. Dr. Hülya TURAN (Yürütücü)
Doç. Dr. Demet KOCATEPE
Dr. İrfan KESKİN
Arş. Gör. Can Okan ALTAN
Arş. Gör. Bayram KÖSTEKLİ
TÜBİTAK 1002 Projesi (Proje No: 118O109)

2020 5.Bilke Halkbilim Ödülleri HALK ANKETİ ÖDÜLÜ

Prof. Dr. Azmi HAMZAOĞLU- Sinop ve Sinoplu’ya hizmetleri konusunda Sinoplu’nun sevgisini kazanan  değerli insanı kutluyoruz. Mesleki başarıları  ve yardımsever kişiliği ile tüm Sinopluların ve özellikle İstanbul’daki Sinopluların gönüllerine taht kuran Sayın Azmi HAMZAOĞLU’ na başarılar diliyoruz. Plaketi, sekreteri aracılığı ile adresine gönderilmiştir. Telefon, mesaj ve anket formu ile anketimize katılan değerli Sinoplulara teşekkür ederiz.

Amacımız, Sinop için Akademik çalışmaların artmasıdır. Halkbilim Ödülleri Projesi derneğimize özgü bir çalışma olarak yaratıcı ve üretici eserler ortaya kondukça devam edecektir. Bize destek olan, yanımızda olan herkese teşekkür ediyoruz.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , ,

SİNOP’TA RÜZGARIN MESTİ OLMUŞUZ HEPİMİZ

14.03.2022-Ayşe Yaşar SARIKAYA

Sinoplu olup da Mamalika ya da kaşık kesmesi adını verdiğimiz yemek türünü bilmemek mümkün değil. Ne zengin bir coğrafyada yaşıyoruz. Sinop otlarından yapılan sac böreği çeşitlerini, yoğurtlu ve kavurma otlarımızı, yine bu otlardan yapılan tepsi ve çiğ börekleri değerlendiremedik. Her biri zengin soğuk ve sıcak meze, ara sıcak, ana yemek olabilecek özellik taşıdığı halde.

Sinop rüzgarı eser kuzeyden güneyden

Eksik kalmaz doğudan ve batıdan

Bir serin, bir sıcak, bazen de alabora

Rüzgarın mesti olmuşuz hepimiz

Esinti sersemliğinde.

Değerlendirilir bir gün diyelim ve gelelim mi kaşık kesmesine. Yazıyı yazmama sebep olan aşağıdaki 1893 yılı fotoğrafı. Alman gezgin Flottwell TİLKİLİK köyünde araştırma yaparken çekmiş. Flottwell gezgin ama, bu fotoğraftakiler de gezginliğin kitabını yazmışlar desem inanın kelime tam da anlamını bulacak. Kim bilir belki de içlerinde büyük büyük dedem vardır. Kostüm, yemek kapları, oturuş, duruş 120 yıl öncesi TİLKİLİK halk kültürü hakkında çok şey anlatıyor.

Fotonun sol kenarında bir kadın oturuyor. Hep derim ki, bizim kadınımız erkeğimiz misafirperverdir. Kadın, erkek birlikte iş yaparlar, kadın her alanda erkeğinin yanındadır. İşte fotoda yabancı araştırmacıların içinde köyün kadını ve erkeğini bir arada otururken görüyoruz. Foto için Sayın Bünyamin KIVRAK’A vesile olan Sayın Ahmet KÜÇÜKBAŞ’A teşekkür ediyorum.

İşte bu köyde kaşık kesmesinin adı, beni sözcüğün hafızası içine öyle bir sürükledi ki, zamanda geçirdiği evreler gözümün önümde açılıverdi. Ve doğru, bir çok doğru ile desteklendi.

2010 baskılı BİR İNCİ MEMLEKETİM kitabımın KÖLAMUR bölümünü bu foto eşliğinde paylaşmak istedim:

Kaşık Kesmesi
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

ÇALIŞAN VE ÜRETEN KADINLARIMIZ

07.03.2022-A.Yaşar SARIKAYA

Biz, olumsuzluklarla mücadele eden çalışkan kadınlarımızın yanında oluyor ve onlarla zamanımızı paylaşıyoruz. Bu gün yine dernekte onlarla beraberdik. Güzel bir gündü, yeni yaşamlar, yeni hikayeler öğrendik. Üreten kadınlarımızın kadınlar gününü kutladık. Tüm kadınlarımızın KADINLAR GÜNÜ KUTLU OLSUN.

İyi bir aile eğitimi almış, yokluk nedir bilmeyen, her şey istemeden önüne gelen bir arkadaşımın yorumunu yıllardır hafızamın bir köşesinde saklıyorum.

“Bir kadın nasıl kuma gider, aklı mı yok, bunlar insan değil” demişti. Çaresiz kalmayanların, masa başında çare üretmesine, “ekmek bulamazlarsa pasta yesinler” anlayışına tanık olmayı istemezdim.

Anadolu’da döve döve kuma verilenler, babasının borcu karşılığı satılanlar, elleri bağlı sürükleye sürükleye götürülenler var, daha neler neler var… Kadın ya, eksik etek, onun görüşü onun fikri mi olur diye düşünenlerin yediği bu haltları yazmaya devam edersem benim de içim kaldırmayacak eminim sizin de.

Köyde derleme yaparken yaşlı bir teyzenin dediği geldi aklıma:

A kızım ne edelim, uçam desem uçamıyon, kaçam desem kaçamıyon kaldık buralarda hapis gibi” diyerek tertemiz duygularını ifade etmişti.

Eşitlik ilkesi sisteme yerleşse ve bu örnekler yaşanmasa. Beklerken boş durmuyor, sistemin içinde ezilen kadınlarımızın yanında olmaya devam ediyoruz.

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Mart 2022 in Etkinlik, Uncategorized

 

Etiketler: , , , , , , , ,

1835 SİNOP- MERKEZ NÜFUS KAYITLARI

03.01.2022-A.Yaşar SARIKAYA

BALATLAR VE KEFEVİ MAHALLELERİ

2006 yılında 2. kitabım baskıya girdikten sonra, sıra ailemin ve köyümüzün Başbakanlık Osmanlı Arşivinde olan nüfus kayıtlarını bulmaya gelmişti. Söylerken çok kolay geldiğine bakmayın. Bulunduğumuz yere uzaktı, dolmuş, otobüs, taksi derken arşive ulaştım.

Kapıda kimlik kontrolünden sonra, araştırma yapabilmem için panoramik fotom çekildi, giriş kartı çıkarıldı ve sonunda arşive girebildim. Kayıtlar tamamen Osmanlıca. Sadece sancak, kaza ve köy isimlerini okuyabiliyorum. Sinop’un zaman zaman Kastamonu, Bolu ve Canik sancaklarına bağlı olduğunu gördüm. 2 gün çalıştım, okuyabildiğim köy ve divanların kaydını aldım.

Doğduğum köyün nüfus kayıtlarını, 2 sülale dışında çözümledim. BOA uzmanından ve Sinoplu çevirmenden yardım aldım. Sonra sitede yayımladım, ilgi gördüğünü söyleyemeyeceğim. Elimde olan kayıtlardan Sinop merkez mahallelerini sıra ile veriyorum. İlgi görürse diğer mahalleleri de vereceğim. Mutlaka çevirmene ihtiyaç olacak. 1835 yılında yapılan nüfus kaydı, BALATLAR MAHALLESİ ve KEFEVİ:

İlgi olursa, diğer mahalleleri de yayımlarım. hoşça kalın.

 
2 Yorum

Yazan: 03 Ocak 2022 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

SİNOPLU FİLOZOF DİOGENES VE ETİK ANLAYIŞI

27.10.2021-BİLKE

Geçmişten beri, Sinop çokça uygarlığa yurt olmuş, Hitit ile başlayan ve daha bir çok medeniyetin var olduğu bu güzel coğrafya, Mithridates, Diyojen gibi nice ünlüleri konuk etmiştir. Eserleri ve yaşamları ile iz bırakanlar, bu gün de aramızda yaşıyor gibidirler.

Sinop’ta mimari anlamda Osmanlı döneminden kalan eser yok desek yalan söylememiş oluruz. Yazılı eser olarak, Saltuk Gazi Destanı vardır. Selçuklu döneminde yaşanan olaylar Fatih döneminde el yazması olarak bu güne dek bu destanda korunmuştur. Selçuklu ve Beylikler döneminde ise çeşmeler, medreseler ve camiler yapılmış, günümüzde de turizm tanıtımlarında önemli yer tutmaktadır.

Bu gün Diyojen ve etik anlayışı konusunda bir akademik yazıyı sunuyoruz

SİNOPLU FİLOZOF DİOGENES’İN YAŞAMI-Dr. Alper Bilgehan YARDIMCI

Sinoplu Diogenes (Diogenes of Sinope) ya da Kinikli Diogenes’in, M.Ö.404 ya da 412 yılında Sinop’ta doğduğu, M.Ö. 323 yılında ise Corinth1’te öldüğ rivayet edilmektedir.

Sinop’ta doğması sebebi ile Dionegenes of Sinope2 olarak anılmaktadır. Diogenes hayatının ilk dönemlerini, Paphlagonia3 olarak bilinen bir bölgede, Euxine4 denizinin (Karadeniz) güney sahilinin orta noktasında gelişen bir Yunan kentinde, diğer bir deyişle Sinope’de ya da şu anki modern adıyla Sinop’ta geçirmiştir. M.Ö. 5. yüzyıla denk gelen bu dönemde Sinope en
zengin ve refah dönemlerini geçirmiş ve Karadeniz kıyılarındaki en önemli Yunan yerleşimlerinden biri olmuştur (Navia, 1998: 9).


Diogenes, Atina sokaklarında ve pazar yerinde (Agora) insanların yüzüne gündüz vakti fener tutarak dürüst bir insan aradığını söylemesi ile tanınan ve Platon’un “Sokrates’in çıldırmış hali olarak” tanımladığı Yunanlı bir Kinik (chreia) düşünürdür (Laertius, 1925: 6. kitap: bölüm 40).

Diogenes’in doğum yeri olan Sinope şehrinden kalpazanlık yapmasından dolayı sürüldüğü söylenmektedir.
Ancak bazı kaynaklarda, sahte para basan kişinin Diogenes’in kendisinin değil, banker olan babası Hicesias’ın olduğunu belirtilmektedir.
Diogenes’in ise sürülen babasını yalnızca takip ettiği ifade edilmektedir. Ancak, sonuç olarak hangi sebeple olursa olsun Diogenes, Sinoptan ayrılmış ve Antisthenes ile tanıştığı Atina’ya gitmiştir. Diogenes’in filozof Antisthenes’in öğrencisi olduğu söylenmektedir. Diogenes, Anthisthenes’in öğrencisi olmak istediğinde, Anthisthenes öğrenci almak gibi bir alışkanlığının olmadığını belirterek, Diogenes’in isteğini geri çevirmiş ve ondan kurtulmaya çalışmıştır. Ancak Diogenes, ısrarlı ve sabırlı bir şekilde talebini yenilemiş ve sonunda kendisini Antisthenes’in öğrencisi olmaya kabul ettirmiştir. Diogenes’in ısrarcı tavrına
yönelik hikaye, Diogenes Laertius’un “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri5” (Lives of Eminent Philosophers) adlı kitabında şu şekilde aktarılmaktadır:


Diogenes bir kere Antisthenes tarafından sopa ile tehdit edildikten sonra, ona başını uzatarak, “Hadi vur” demiş ve ardından Antisthenes’e dönerek “bana söyleyecek bir şeyin olduğunu düşündüğüm sürece beni senden uzaklaştıramaya
yetecek sertlikte bir sopanın var olmayacağını” (Laertius, 1925: 6. kitap: bölüm 20‐21) ifade etmiştir. Bu olayın ardından Diogenes onun öğrencisi olmayı başarmış, yalın ve sade bir sürgün hayatı yaşama yolunda ilk adımını atmıştır.

Diogenes’in uzun yıllar yaşadığı ve doksanlı yaşlarını gördüğü düşünülmektedir. Ancak, Diogenes’in ölümünün nedenine ilişkin, diğer birçok konuda olduğu gibi farklı görüşler vardır. Muhtemel ölüm nedenlerinden birisi kendi isteğiyle nefesini tutup hayatına son vermesidir.

Diğer bir yorum ise Kinik yaşam tarzına uygun olarak, Diogenes’in ahtapotu en doğal şekliyle pişirmeden
yemesi üzerine zehirlenip öldüğüdür. Ölüm nedenine ilişkin son görüş ise ahtapotu köpeğin önüne yem olarak koyarken köpeğin bacağını ısırması ve almış olduğu yara neticesinde ölmüş olmasıdır. Sonuç olarak, ölümüne ilişkin nedenler
farklılık gösterse de, Diogenes’in geç yaşında öldüğü bilinmektedir (Dobbin,2012: 69)

Makalenin tamamı: https://philpapers.org/archive/YARSFD.pdf

———
.

1 Peloponez Yarımadası’nın kuzey kıyısında yer alan Yunanistan’da bir şehir.
2 Sinop şehrinin eski adıdır.
3 Paphlagonia veya Paflagonya, Anadolu’nun, Karadeniz’in kıyısında, Pontus ve Bitinya arasında
kalan eski bir bölgedir.
4 Eski Yunancada Karadeniz’e verilen isimdir.

5 Laertius, D. (1925). Lives of Eminent Philosophers, translated by RD Hicks. Vol. 2. Loeb
Classical Library, no. 185.

 

Etiketler: , , , , , , , ,

SİNOP’TA MERCİMEKLİ TİRİT

26.09.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Annem, çocukluk ve gençlik yıllarının tatlarını hiç unutmaz. Hangimiz unuturuz ki dediğinizi duyar gibiyim. Benim de çocukluk yıllarında yediğim balıkların tadı hiç aklımdan çıkmaz. Babamın eve getirdiği uskumruların, kalkanların, toriklerin tadını asla unutamam. Bu gün, deniz değişti, hava değişti, su değişti, yediğimiz içtiğimiz tatlar değişti. Bizim saçlar ağardı, yüzde kıvrımlar arttı. Zaman, artık yolun son dilimlerinde bize eşlik ediyor.

Lezzetler, özlem duyduğumuz yılların anılarını taşıdığı için de bize daha farklı ve daha özel geliyorlar. Annem, hiç anlatmadığı bir anıyı yeni paylaştı benimle. “Et ve tavuk kullanılmadan yapılan TİRİT”.

Benden malzemeleri istedi, ben de onu izledim. Tereyağı tavada köpürene kadar kızdırıldı. Yufkalar hazırlandı, yeşil mercimek pişirildi ve annem mercimekli tirit yaptı.

Sinop mutfak kültürüne VEGAN- VEJETARYEN olarak yeni bir çeşit kazandırdık. İlgilenenler, detaylı bilgi için sinopbilke@hotmail adresinden bize ulaşabilirler. İşte modern sunum tabağı:

 

Etiketler: , , , , , , , ,

YENİ ZELANDALI VE SİNOP

08.09.2021- Şafak Gündüz SARIKAYA

Yıllar yıllar önceydi. Turizm Danışma Bürosu’na bir Yeni Zelandalı gelmişti. Heyecanla gezdiği yerleri anlatıyor, anlatımını elleri, kolları ve hareketleri ile zenginleştiriyordu. Çankırı yakınlarında yolda kalmış, otostop çekmiş, köylüler ona çay ikram etmişler, Türkçe arkadaş demeyi öğrenmiş. Gözlerinin içi gülüyor, mutluluğunu belli ediyordu.

O zaman, “ Türkiye dünyanın bir ucu, ama bak aramış bulmuş gelmiş ve üstelik geldiğine de hiç pişman olmamış”, diye düşünmüştüm.

Aradan siz deyin 4 ben diyeyim 5 yıl geçmiş bu sefer müzenin karşısında aile kuruyemişçimiz ÖZBİL’ e bir müşteri gelmişti. Onun yorumu dikkate değerdi. Sinop için:

“çok ufak bir yer, burada çok fazla şey yok galiba” diyerek küçümseyici ifadeler kulandı.

Ben de:

“ne aradığınıza bağlı” dedim.

Sonra da:

“eğer metropoller gibi uzun katlı taş bloklar arıyorsanız bulamazsınız, ama yine de eskiye göre betonlaşmış olmasına rağmen Sinop, doğası, tarihi ve denizi ile eşsiz bir yer” diye cevap verdim.

İki farklı portre, iki farklı yorum. Biri dünyanın bir ucundan, diğeri ise Sinop’a yakın bir yerden gelmiş. Ne kadar farklı pencerelerden bakıyorlar, mutlulukları da farklı, arayışları da…

Ama Yeni Zelandalılı’ yı görmeliydiniz esprili, basit şeylerden mutlu olan biriydi. Dünyanın bir ucunda da olsa, güzelliklere aynı bakacak insanlar vardı.

Mutlu ve sağlıcakla kalın!

ŞGS

 
 

Etiketler: , , , , , , , ,

ÇOCUKLUK KORKUM

21.08.2021-A.Yaşar SARIKAYA

Yıl 1959, üç buçuk yaşındayım. Annemin başında yumurta kadar ur oluşmuş. Amerikan Radarının doktoru ve babamın da arkadaşı olan Orhan Bey, duruma müdahale etmiş ama tedavi işe yaramamış.

Annemin yanağında, sırtında, kafasında aynı türden urlar çoğalmış ve akıntılı yaralara dönüşmüş. Yüzünde gözünde şişmeler meydana gelmiş.

Durum tehlikeli olmaya başlayınca, doktor annemin hemen İstanbul’a götürülmesini istemiş. Annem daha Sinop’a geleli üç sene olmuş. Annesini erken kaybetmiş, tanıdık yok, akraba yok, köyü ise çok uzakta. Zaten Sinop’a sorunlardan kaçarak gelmişler. Karı koca el birliği ile yuva kurmaya ve ev geçindirmeye çalışıyorlarmış.

 Zorunlu olarak sağlık beklemez demiş ve gitmişler İstanbul’a. Ağabeyim altı, ben üç buçuk, beşikteki küçük kardeşim 1,5 yaşında toplam 3 çocuk İstiklal okulunun yanındaki evde yaşlı Mehmet Dedeme emanet edilmişiz.

Yalı köyünde annemin köyünden Hamdiye Teyze varmış. Annem ona çocuklar yalnız, arada gidip bakar mısın demiş. Sinop’a pazara ürün satmak için gelen Hamdiye Teyze, dedemi ve bizi görmeye gelmiş. Bakmış durum hiç iyi değil, yaşlı adamın haline acımış.  

“Üç çocukla işin zor Mehmet Abi, kızı bana kat annesi gelene kadar bizimle köyde dursun” demiş.

Ben bu olayları hiç hatırlamıyorum.  Ama hafızama kazınan bir kesiti, korku ile öyle net hatırlıyorum ki. Bu gün bile, hala içimi acıtıyor.

Bir hafta kadar Yalı köyünde kalmışım, bilmiyorum belki de daha fazladır. Annem Çapa’da başarılı bir operasyon geçirmiş, Doktor Orhan Bey’de işlemleri takip etmiş. Annemin yanında refakatçi olarak babam kalmış. Annem ameliyat sonrası narkozun etkisinde gördüğü rüyayı bize şöyle anlatır hep:

“ Kızım rüyamda sen göle düşüyorsun, seni kurtarmak için kolumu uzatıyorum ama sana ulaşamıyorum. Ameliyatlı olduğum için neredeyse yataktan düşecekmişim. Ağlayarak uyandım rüyadan”.

Tedavi bitmiş, bizimkiler Yalı köyüne Sinop’a döndük diye haber göndermişler. Bir kamyonun kasasına bindiğimizi net hatırlıyorum. Köylülerin küfelerinde pazara satmaya getirdikleri ürünleri de. Geldik Sinop’a, Hamdiye Teyze, küfelerini ve beni Kaleyazısı camiinin olduğu yerde indirdi. Bana dedi ki:

“Kızım, bu yoldan hiç ayrılma dümdüz git”. Kendisi de küfelerini aldı o zamanın HAL YERİ’ ne gitti.

Haydi, bakalım şimdi yalnız başıma kaldım mı? İçimden “ bu yoldan hiç ayrılma dümdüz git” sözünü tekrarlaya tekrarlaya gidiyorum. Sakarya Caddesi boyunca kıyıdan hiç ayrılmadan dümdüz gittim. Sonunda tanıdığım Dispanser binası önüme çıkıverdi. İşte bildiğim yerdi burası, nasıl sevindim anlatamam. Buraya abimle oynamaya gelirdik. Oradan evi rahatça bulurdum artık.

Ama iş hiç de öyle olmadı. İşte Bora Fırını orayı görünce daha çok rahatladım. Artık buradan sonrası kolaydı. Ahşap evlerin olduğu sokakta, iki katlı evimizi tanıdım nasıl sevinçle kapıyı çaldım, kalbim pır pır ederek.

O da ne, ikinci katın penceresi açıldı, ev sahibi camdan:

“yörükler, gidin köyünüze” diyerek başımdan aşağı su dökmez mi.

Kafamdan aşağı suyu yiyince aklım başıma geldi. Eyvah, biz bu evden İstiklal Okulunun yanına taşınmıştık. Ağlaya ağlaya, korka korka nasıl koştum anlatamam. Kadın arkamdan geliyor zannediyordum. Yakalanmamak için koşuyor koşuyorum, nefes nefese kaldım. Hafızamdan çıkmayan kısmı burasıydı işte.

Babamın ölümünden sonra yazdığı hatıraları bulduğumda olayın sebebini daha iyi anladım. Ev sahibinin kocasını babam radarda işe yerleştirmiş. Yerleştiği işin süresi dolmuş ve şirket adama çıkış vermiş. Adam babama beni tekrar işe koy, yoksa evden çıkarsın demiş. Babam avukata danışmış, evden çıkarım ama benden sonra kiracı oturtamazsın demiş. Adam da oğlum oturacak demiş. Annem babam, çok sıkıntılı günler yaşamışlar. İş yoğunluğundan kiralık ev arayacak fırsatları bile olmamış.

Bir arkadaş aracılığı ile ev bulup çıkınca adam sözünü tutmamış. Evini kiraya vermiş.  Babam, sıkıntımızın içinde bizi evden çıkardın, hastalık da vardı, nasıl insansın diyerek adamı mahkemeye vermiş. Adam da ceza yemiş mi?

İşte üç buçuk yaşımda, hafızama kazınan bu olay aklıma geldikçe yıllar öncesinin korkusunu bu gün yine aynen yaşıyorum…   

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

SİNOP KÖYLERİNDE ÜZÜM ÜRETİMİ 1487

29.06.2021-BİLKE

Köylerimiz ve eski tarihli üretimler hakkındaki yazılarımız yoğun ilgi görüyor. İlgi gördükçe de biz araştırmaya devam ediyor ve sizlerle beraber biz de bilgileniyoruz.

Üretim konusunda eski belgelerle günümüzü karşılaştırdığımızda, gerçek apaçıktır. Üretme konusu ihmal edildikçe halk zorunlu alıcı olma mecburiyetinde kalmaktadır. Üretime ağırlık verme yerine, gökdelenler dikmeyi tercih edenler, toprağın ve doğanın AHI ile karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorlar mı diye düşünmeden edemiyoruz. Sorunları temelinden çözme neden tercih edilmez ki?

Sinop bağ üzümü, Sinop köy üzümleri konusunda yıllardır yazıyor, akademik bulguları paylaşıyoruz. Dernek Yönetim Kurulu, yetkililerle bu konuda çok görüşmeler yaptı. Sinop’ta kesinlikle canlanması gereken bir üretim. Görüşmelerimizden sonuç alamadık, ama biliyoruz ki doğanın gücü cehaleti yenecek. Eski üzüm bağları kökleri ile direnecek ve geleceğe taşınacak. İbn_i Batuta, Evliya Çelebi ve diğer yabancı seyyahlar, eski tarihlerde Sinop’ta üzüm bağlarının varlığını anlatmaktadırlar.

SİNOP KOKULU ÜZÜM

1487 SİNOP’TA ÜZÜM ŞIRASI ÜRETİMİ VE ALINAN VERGİLER:

Kaynak: Prof. Dr. M. Ali Ünal-Osmanlı Devrinde Sinop

İmparatorluk ve Beylikler döneminde köylü ürettiği her mahsulün vergisini devletine misli ile ödemiştir. Günümüzde artık o topraklar boş, üretim yok denecek seviyededir. Halk AVM, dış ticaret ve ithalat bağımlısı durumundadır. Yerli üretim için canla başla çalışacak samimi, yurdu için kendisini feda eden insanlara özlem duymaktayız.

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Haziran 2021 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

SİNOP TİCARİ PAZARI HAK EDİYOR

16.06.2021-BİLKE

Önceliğimiz, sürdürülebilir olması ve bu işten halkın faydalanmasıdır. Yazılarımızın da temel dayanağı budur. Konu, Sinop el sanatları ürünlerinin kamu ve sektörel alanlarda tanıtımının sağlanması için özellikle ele alınmaktadır. Kastamonu, Çorum, Çankırı, Sinop Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı kapsamındadır. Bu iller arasında biz neredeyiz?

Sinop el sanatları bakımından gereken donanıma sahiptir. Sadece Safranbolu, Denizli, Kastamonu gibi bu değerleri üst aşamaya taşıyacak kurumsal adımlar gerekmektedir.

tasarım: Y. SARIKAYA- 2004- dikiş: Hamdiye ŞAHİN- Manken: Bengül ÖZKARA

Gelin bu gün Boyabat ve Durağan çemberi hakkında yapılan bir çalışmayı okuyalım:

Seyfullah GÜL -SİNOP’UN KÜLTÜR COĞRAFYASI

Boyabat- Durağan Çember Dokuma
Çember, yörede çok eskiden beri dokunan ve başörtüsü olarak kullanılan kenarları renkli şeritlerle çevrili ortası renkli ipliklerle işlenmiş motiflerle bezeli Boyabat, Durağan ve Saraydüzü ilçelerinde sıklıkla görülen bir dokuma
türüdür.

Çember, Orta Asya kültürü kökenli olmakla birlikte kültür aktarımı ve kültürel yayılma ile yöreye gelmiş, yöreye has bir biçim kazanmış kültür ürünüdür. Halen yörenin kırsal kesimine ait köylerde yüzlerce çember tezgâhı
bulunmaktadır.

FOTO-S.GÜL

Günümüzde Vezirköprü, Durağan, Boyabat ve Saraydüzü gibi yerleşim yerlerinde başörtüsü olarak kullanılmaya devam eden çember, bu işlevinin yanı sıra masa, sehpa gibi yüzeylerde örtü olarak, ayrıca gömlek, bluz gibi elbiselerde model veya aksesuar olarak da kullanılmaya başlanmıştır.

baygın isimli çember deseni-S.GÜL

Önceleri sadece pamuk ipliğiyle dokunan çember, günümüzde sentetik ipliklerle de dokunur olmuştur. Doğal beyaz ya da ağaç külüyle ağartılmış pamuk ipliklerle dokunan çemberin kenarları makam ipi denilen kök boyasıyla elde edilmiş
bordo renkli pamuk ipliğiyle oluşturulmaktadır.

büyük demirkırat isimli çember deseni-S. GÜL

Çözgü dolabında çözme işlemi yapıldıktan sonra bezayağı dokuma örgüsüyle yörede düzen ya da işlik denilen dokuma tezgâhlarında dokunmaktadır. Tarak boyuna göre genellikle
50‐60 cm eninde ve 100‐120 cm boyunda dokunur. Kenarları şerit halinde orta kısmı bütün olarak desenlidir. Çemberin üzerine dokuma yapılırken demir kırat, kibrit kabı, baygın gibi nakışlar atılır.

SİNOP’UN KÜLTÜR COĞRAFYASI-Seyfullah GÜL

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Haziran 2021 in Genel Kültür

 

Etiketler: , , , , , , , ,