RSS

Etiket arşivi: yaşar sarıkaya

SİNOP LAVANTA KOKULARI DOLACAK

25.07.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Aşkların, aşıkların kenti Sinop. Ceziretül Uşşaki, Suyun Sinesi Sinop. Zeus’un aşkını, Sinope ile birlikte getirip kentin belleğine bıraktığı SİNOP.

Güzel kentimin güzellikleri artsın istiyor yüreğim. Yolara düşmem, çalıp söylemem, yazıp çizmem işte bu yüzden. Toprağının sesini duyar, boş toprakların göz yaşlarını içime akıtırım. Bizimle konuşur havası, suyu yani doğası; yok olmak istemiyor, hayat bulmak istiyorlar. Canlanmak, canlara can olmak istiyorlar.

17. Temmuz, yine yollara düştüm. Lavanta kokuları yayıldı içime, gidiyorum Lala Köyü Tavukçu Mahallesine. Nursel EKİCİ ve eşi Ergün EKİCİ beni Lala’da karşıladılar. Lavanta tarlasını göreceğim için heyecanlıydım. Sinop’ta Lavanta Tarımı neden olmasın diye sitemizde bir söyleşimiz olmuştu. EKİCİ ailesi de bu yazıyı okumuş ve bizimle irtibata geçmişlerdi.

Yıllar önce gündeme taşıdığımız konu tohum olmuş, o tohum filizlenmiş ve sonunda lavanta tarlasına dönüşmüştü. Nasıl heyecanlanmazdım. Birlikte köye geldik ve ilk işim hemen tarlaya gitmek oldu.

Anne, baba ve torunu lavantalar arasında gördüm. Lavantalar, beklediğimden daha çok, daha gür ve düzenliydi. Ergün EKİCİ’YE, bu sürecin nasıl başladığını ve hikayesini sordum:

Ergün EKİCİ”

Arı yetiştirmek istiyorduk. Arıcılık için araştırma yaparken arıların  sevdiği çiçeklerin en başında gelen bitkinin Lavanta olduğunu okuduk ve konu dikkatimizi çekti. Hem tarlalarımızı değerlendirmek, hem de arı yetiştiriciliği ile tarım arasında eko zincir oluşturmak fikri aklımıza geldi. Bilgi almak için internette gezinirken, Lavanta yetiştiriciliği konusunda “SİNOP BİLKE” sitesinde detaylı bir yazı gördük. Lavantanın Karadeniz ikliminde de yapılabileceğini, lavantanın sadece arıcılıkta değil birçok alanda değerlendirildiğini öğrendik. Bu şekilde lavanta yetiştiriciliği yapmaya karar verdik” dedi.

Biz konuşurken, lavanta kokusu etrafa yayılıyor, toprağın neşesi, havanın sevinci içimize işliyordu. Bu hikayenin en başında yer almak, BİLKE olarak mutluluk verdi açıkçası. Ergün Bey’e lavanta tarımına ne zaman başladıklarını sordum.

Ergün EKİCİ “Lavanta yetiştiriciliğine Mart 2021 de 1000 kökle başladık. Lavantalarımız bir buçuk yılda şimdiki görselliğinin yarısına ulaştı” dedi.

Lavantalar şu anda çok güzel büyümüşler, elinize emeğinize sağlık. Anne, baba, oğul, gelin, torunlar hep birlikte iyi iş çıkarmışsınız. Bu kadar emek boşa gitmemeli, bundan sonraki hedefleriniz nedir diye sordum.

Ergün EKİCİ “Bundan sonraki planlarımızın içinde Lavanta  fidesi yetiştiriciliğini sürdürme ve  arıcılığı artırma var.  Lavanta yetiştiriciliği yapmak isteyenler için de fide temininde  yardımcı olarak  Sinop ilinde Lavanta üretiminin artırılmasını planlıyoruz. Lavantadan katma değer elde etmek için distilasyon ünitesi  kuracağız. Lavanta yetiştiriciliğinin artırılması ile boş araziler  değerlendirilir, yetiştirmek isteyenlerin gelir elde etmesi sağlanabilir” diye cevap verdi.

Ne kadar iyi olur, lise torna tesviye bölümünü bitirmişsiniz. El beceriniz de var, bahçedeki kamelya, sera ve diğer güzellikler dikkatimizi çekti. Size başarılar diliyorum. Şimdi sizleri tarlaya alalım ve lavanta görüntüleri arasında bilgilerinizden faydalanalım.

İşte video görüntümüz:

Çalışmalarımız halk için, insanlık için olmaya devam edecek. Tarım İl Müdürlüğümüzün de konuya dikkatini çekmek istiyoruz. Mutlaka bu güzellikleri değerlendirecek, bir ucundan tutacak belki de hibe desteği vereceklerdir. SELAM memleketime, SELAM memleket severlere. A. Yaşar SARIKAYA

 
Yorum yapın

Yazan: 25 Temmuz 2022 in sinop tarım

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

YOK SAYILAN HİKAYELER

20.07.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Suyu metre ile, ağırlığı litre ile ölçme alışkanlığımız var mı nedir, ölçemiyoruz bir türlü. Ölçü şaşıyor, tartı tartmıyor. Şöyle bir düşünüyorum da, güneş milyarca yıldır hiç ölçüsünü şaşmadan döngüsünü sürdürüyor.

İnsanoğlu, hep üstün varlık olarak övünür de, bu ölçme işini bir türlü beceremez, ne dersiniz. Üniversite sınavında iyi koşullarda yetişen ve özel ders alan öğrenciyi, çobanlık yaparak sınavlara hazırlananla aynı kefeye koyarız. Sınav sorularını çalanla, çalışarak başaranı da. Böylelikle başarıyı ölçmek şöyle dursun, sistemi üst sınıflara fırsat sunmak için kullanırız.

Nedense, yurdumun göz ardı edilen yaşam kesitleri, gazete sütunlarının kıyısında köşesinde kalmış haberlere benzer. Bürokratın, dizi dizi konvoylarla açılışlara katılması her zaman flaş haber olurken, yanlış uygulamalara kurban edilen insan haberleri unutulur.

Siyasi partilerin, varlıklarını korumak için kıran kırana yaptığı yarışlar da aynı. Gereksiz kavgalar, münazara benzeri tartışmalar ülkeye ve halka bir şey kazandırmadığı halde gündemden düşmez. Ana temadan ayrılmak gibi bir alışkanlığımız var. İşin özü, halkın refah düzeyinin artması olmalıydı. Ana öge HALK, ana tema HALKIN RAFAHI olmalıydı, baskın lider siyaseti yerine.

2016 baskılı kitabımdan bir bölüm sunmak istiyorum. Kahramanı babamın anneden kardeşi olan amcam. O çocukluğumuzda evimize geldiğinde hepimiz bayram ederdik. Alnının teri ile kazanılan bir başarı öyküsüdür hayatı. Yıl 1969, evimizin bahçesi, fotoğrafta amcam ve kardeşlerim. En küçük kardeş henüz dünyaya gelmeden önce.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

PROBLEM ÇÖZMEK VE EİNSTEİN GİBİ KARŞI DURMAK

12.07.2022-BİLKE

“Sosyal çevrenin önyargılarına aykırı fikirleri çok az kimse ılımlı bir şekilde ifade edebilir.
Çoğu insan bu tür fikirleri’ üretmekten bile acizdir. “ALBERT EINSTEIN

Bu gün değerli bilim adamı EİNSTEİN’in sözü ile başladık yazımıza. Neden biliyor musunuz, problem çözmek mi, problem yaratmak mı konusunu gündeme taşıyalım istedik. Toplumda tartışmalar, kavgalar, kadına şiddet, eşitsizlik git gide daha da artıyor. Eğitim problemleri, KPSS engeli, sözlü sınavlardaki torpiller aileleri ve öğrencileri keskin bir kıskacın içine almış durumda. Hayat pahalılığının boyutları artık her kesimin boyunu aşıyor. Problem çözme aşamasına kadar her şey mükemmel, fakat çözüme sıra geldiğinde ise sonuç alamıyoruz.

Aynı problemleri, her gün yüzlerce belki de binlerce kez yazıyor çiziyor, konuşuyor, tartışıyor, itiraz ediyor, eleştiriyoruz. Siyaset arenası, çözüm yerine inatçı tartışmalar, karalamalar, aklamalar, yalan dolanla işgal edilmiş durumda. Toplum ve bireye ÇÖZÜM adımlarını atma yolunda, EİNSTEİN’ın tavsiyelerini sayfamıza taşımayı düşündük.

Kavga değil barış, karalama değil yapıcı eleştiri, inanç sömürüsü değil, bilinçli iman. Doğayı egolara kurban eden değil, kendi varlığını eko sisteme kurban eden siyasetçi, zengini zengin eden değil, dengeli ekonomi uygulayan iktidar beklentimizle bilim adamımızın yöntemlerini birlikte okuyalım diyoruz.

A.Yaşar SARIKAYA

Einstein Gibi DüşünmekScott Thorpe
Kitabın Özgün Adı: How to Think Like Einstein © 2000 Scott Thorpe

Einstein ‘ın Sırrı

Einstein dünyanın kurallarını gayet sakin bir şekilde çiğneyen insanlardan biriydi. James Dean’in sinemada
yaptığı şeyin aynısını bilimde yapmıştı. Sadece fizik yasalarına meydan okumakla kalmadı; gelenekleri yıktı,
hükümetleri çileden çıkardı. Kuralları çiğnemek başını devamlı olarak derde soktu, fakat Einstein’ın kurallara karşı çıkma yürekliliği dehasının özüydü. Einstein büyük bir problem çözücüydü, çünkü kuralları hiç oralı olmadan çiğneyiveriyordu. Bu, dahilerin ortak bir niteliği ve becerisidir; öğrenilip geliştirilebilir. Hepimizin Einstein gibi düşünebilmesi için sadece kuralları çiğnemeyi öğrenmesi yeterlidir.

KURALLARIN İZİ
“Sosyal çevrenin önyargılarına aykırı fikirleri çok az kimse ılımlı bir şekilde ifade edebilir.
Çoğu insan bu tür fikirlert’ üretmekten bile acizdir. ” ALBERT EINSTEIN
Eğer bir problemi çözemediyseniz, büyük bir ihtimalle bir kuralın tekerlek izine takılmışsınızdır. Hepimiz belli kurallara uyarız. Kurallar, gerçeği bulmamızı engelleyen kemikleşmiş düşünce kalıplarıdır. Kurallarımız doğal olarak şekillenir. Fikirler tekrarlanarak kural haline gelir. Bir kural izi oluştuğunda, bununla çatışan bütün fikirler görmezden gelinir.
Kurallar her zaman kötü değildir. Bunlar tren rayları gibidir. Eğer rayın götürmek istediği yere gitmek istiyorsanız mükemmeldirler. Ama ıaylar sizin gideceğiniz yere gitmiyorsa, kurallara uyarak bazı çözümlere ulaşmazsınız. Oraya ulaşabilmenin biricik yolu, raydan çıkmak olur.
Kurallar çok doğru göründükleri için yenilikçi düşüncenin gelişmesini önlerler. Bizim uyduğumuz kuralların
dışında kalan çok sayıda önemli çözümü gizlerler. Bu büyük çözümler sadece kuralları çiğneyerek bulunabilir. Hiç kimse kuralların izlerine karşı bağışık değildir.

Kitabın pdf okumak isteyenler için:

https://docplayer.biz.tr/57974193-Einstein-gibi-dusunmek.html

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Temmuz 2022 in Bilim

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

DEĞERLER VE TOPLUMSAL YAPIDA SOSYAL DEĞERLERİNYERİ

05.07.2022- Doç. Dr. Mehmet YAZICI

DEĞER KAVRAMI VE DEĞERLER
Değer ve değerler; hem felsefede hem de başta sosyoloji, psikoloji ve antropoloji olmak üzere
diğer sosyal bilimler literatüründe sıkça tartışılan konulardan biridir. Değerler, üzerinde çok
durulan bir konu olmasına rağmen henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş
değildir (Anar, 1983:8; Dilmaç, 2002). Değerlerle ilgili tartışmalar; değerlerin tanımı, kaynağı, relativ mi yoksa mutlak mı oldukları, önem sırası, kim tarafından ve nasıl korunması gerektiği, birey ve toplum yaşamı için önemi ve nihayetinde bireylere değerlerin öğretilmesi, benimsetilmesi
ve içselleştirmeleri amacıyla izlenecek doğru metodun hangisi olduğu vb. konularda devam
etmektedir.

Buna rağmen, yapılan bir araştırmaya göre Milli Eğitim Sistemimizde tarihsel süreç
içerisinde değerlerin öğretim programlarında yeterince yer almadığı sonucuna varılmıştır
(Yaşaroğlu, 2013).
Sosyal bilimlerin sosyal değerlere ilgisi, “birçok sosyal bilimcinin değerlerin insan davranışını
açıklamada temel bir öneme sahip olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, değerlerin,
araştırmacılara hem birey, hem de grup düzeyinde bilgi sağlayabilen bir kavram olması da söz
konusu ilginin nedenleri arasında sayılabilir (Feather, 1975; Zavalloni, 1980). Değerler konusu
kuramsal yönden olduğu kadar hızla değişen dünya içinde yerini arayan toplumumuzu yakından
ilgilendirmesi açısından da önem taşımaktadır.

Sosyo-ekonomik gelişmelerin kaçınılmaz sonucu (ve, kimi zaman da, aracı) olarak ortaya çıkan yeni toplumsal düzenlemelerin bu türden düzenlemelerle uyumlu olmasıyla yakından ilişkilidir. Bu uygunluk sorunu, toplumsal siyasaların başarı için toplumun iyi tanınmasını, dolayısıyla da değerlerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesini gerekli kılmaktadır.” (Kuşdil ve Kağıtçıbaşı, 2000: 60). Bu gerekliliğin bir sonucu olarak “değerler, bireylere olduğu kadar, toplumsal sisteme de mal edilmiştir. Değerler, bireysel değerler,
tutumlar, tercihler ve inançlar çerçevesinde ele alındığı kadar, toplumsal değerler, toplumsal
normlar çerçevesinde de ele alınmıştır.” (Anar, 1983: 9).
Sosyoloji ise, bir taraftan ilgilendiği olguları (sosyal ilişki, norm, kurum, grup vb.) tanımlamada ve açıklamada değerleri de kullanırken, diğer taraftan değerlerin betimlenmesini, meydana
geliş biçimlerini, toplumsal olgu, kuram ve süreçlerle olan etkileşimlerini, tipolojilerini ve bu
tiplerin teşkil ettikleri çeşitli sistemleri, belirli somut durumlarda rastlanan değer çatışmalarını
incelemeyi kendine görev haline getirmiştir (Anar, 1983: 8)

Makalenin tamamını okumak isteyenler için:

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/157368

foto-indigo dergisi

NOT: Toplumu tanımak, sadece hakkında bilgi toplamak olmamalı. Bilgi hafızası, hiç bir zaman turşu küpü değildir. Bilgi kullanıldıkça yenilenir. Felç geçiren bir yaşlının nöron hücreleri bile egzersizle yenileniyor, buna tanık olan ve uygulayan biri olarak, deneysel çalışmanın doğru yöntem olduğunu vurgulamak istiyorum. Denenmiş ve yarar sağlamamış yöntemleri tekrar kullanma inadında olmak sonuçsuzluğu doğurur. Yaşar SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

ESKİ SİNOP FOTOĞRAFLARI

03.07.2022-SİNOP BİLKE

KAYNAK: Ç etin KOŞAR, Sait BEYDEŞ VE Y. SARIKAYA ALBÜMÜ

 
Yorum yapın

Yazan: 03 Temmuz 2022 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

BİR YANIM DAĞLARIN KIZI BİR YANIM AMAZON SAVAŞÇISI

29.06.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop’un denizini, rüzgarını, güneşinin doğuşunu ve batışını bitimsizce yaşamak özel bir duygudur. Kentin kurulduğu dar boğaz, gece yakamozlar arasında inci bir gerdanlık gibi parlamaktadır. Binlerce yıl süregelen SİN adının gizemine, ay tanıktır gökyüzünde. Bir elim, suyun sinesinde SİNOPE’Yİ duyumsarken, diğer elim bilmem kaçıncı zamanda deniz dalgalarının yaladığı dağların sesini duyar. Bir yanım dağların kızı, bir yanım da Amazon savaşçısıdır.

Gezginliğin en derini, doğanın hafızasında toprakla konuşmak, dağla söyleşmek, su ile fısıldaşmaktır. Adada iyodu, yaylada çayır ve çimen kokusunu içine çekmektir.

 Aklım ve duygularımın bilişsel gezintisinde, doğa hafızasının gizemini deşifre ediyor;  yazılarımı de geleceğin kumaşına dokuyorum.  

Yüz yıllar öncesinde, belgelerde nüfus yerleşiminin olmadığı zamanda, HASANYERİ adını taşıyan bir yer vardı. Bu gün de aynı adı taşıdığını öğrendiğimde, doğanın hafızasının gücünü duydum içimde. İnsanımızın, ad konusundaki hassasiyetini de. Muhtarı aradım, yaşlılarla görüştüm, bilgileri karşılaştırdım. Evet, isim aynıydı yöre insanı, benim kadar etkilendi mi bilmiyorum ama kalıcı olması için kitaplaştırdım. Okur severlere saygılarımla…

İşte bu şelale, kervanları kendisine çeken, nüfus yerleşimi olmadan kervanlara konak yeri olan.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , ,

TAYYİP SANDALCI’NIN SON EMANETLERİ

24.06.2022- BİLKE

Paylaşacağım 05. Nisan 2022 tarihli bir fotoğraf, sonlu dünyanın acı gerçekliği ile yüzleştirecek hepimizi. Neden derseniz, hayatının son evrelerini yaşayan bir kişinin, dünyadan göçeceğinin farkındalığıyla, bilinçli bir selfi çekip yazıları ile birlikte bana göndermesi ve “uygun yerlerde kullanırsın” notunu düşmesi. Ailesinin bu fotoğraftan haberi var mı bilmiyorum ama bana yüklediği sorumluluğun, sırtımda kat kat arttığının farkındayım. Yaptığım çalışmaların özünü kavraması, araştırmasına sahip çıkacağımdan emin olması da ayrıca hüzünlendirdi beni.

Gönderdiği 7 dosyanın hepsini açmamıştım, tarih sırasına göre yayınlıyordum. Dünyaya veda etmeden önce yazılarının 3 bölümünü kendisi de okumuştu. Bu gün postanın içindeki son dosyadan çıkan fotoğrafı sanki ” işte gidiyorum kalanlara selam olsun” diyordu sevenlerine. Son 4 postadan biri foto, diğeri kitabe, üçüncüsü kitabenin çevirisi, dördüncüsü de biyografidir. Bu alemden göçse de sözü kendisine bırakıyorum: Ayşe Yaşar SARIKAYA

Tayyip SANDALCI-

Selam sevgi saygılarımla –TAYYIP SANDALCI – 12/01/2022

Cami girişindeki hitabenin okuyamadığım bir iki kelime dışında tercümesini yapamaya çalıştım, küçük eksikler olabilir ama kitabenin özü anlaşılmaktadır .

“Ayasofya hatibi Ebu Bekir Lütfü efendiniğ ulvi himmeti kıldı bu camii inşa

Vekili Azam’ı ecmein Abdülhamit Hana 

Düa ihvan eyledi mü’e minler

Ol amiri minel ilah

Didiler…….ser askeri muhbaresi

Yapıldı cami Lailaheillallh…….

1317 (1901)”

Dudaş Köyü Camii Hitabesi-foto-Tayyip SANDALCI

    BİYOGRAFİSİ            

1947 yılında Dikmen Dudaş köyünde doğdu. 16 yaşına kadar eski Türkçe okuma yazma ve kuran okumayı öğrendi, çobanlık ,çiftçilik, Ramazan imamlığı yaptı. Bu arada yeni Türkçe okuma yazmayı öğrenerek dışardan ilkokul diploması aldı(Dudaş köyünde ilköğretim 1970 den sonra başladı).
16 yaşında köyden ayrılıp Sinop’a geldi. Halk Eğitim Merkezinin düzenlediği, Amerikalı Barış Gönüllüsü , Robert Dankoff’un ingilizce kurslarına katılarak ingilizce öğrendi, gündüzleri iş seçmeden her tür amelelik yaparak harçlığını kazandı.
1965 yılında, Mülkiyeti Sosyal Sigortalar kurumuna ait olan, Türkiye Otel Lokanta ve  Eğlence yerleri işçileri (TOLEYİS) Sendikasının uygulama oteli olarak açtığı , daha sonra el değiştirerek  özel kişiler tarafından işletilen,  halk arasında Turist otel olarak bilinen otelde resepsiyonist olarak işe başladı.
1966 yılında Amerikan üssünde(RADAR) Araç Sevk ve Harekat memuru olarak çalışmaya başladı.
1967-69 yıllarında İzmir ve Ankarada hava muhabere , Mors Operatörü olarak 2 yıllık askerlik görevini yaptı.
Askerlik dönüşü Amerikan üssündeki işine döndü. 1973 yılında Amerikan Üssünde İstihkam mühendisliği bölümüne transfer olarak, Demirbaş malzeme memurluğu, iş programlayıcılığı (scheduler), maliyet muhasebeciliği, plan bütçe yapım ve uygulaması, ve nihayet Üretim Kontrol şefliği (Chief Production Control) yaptı.

Bu arada hiç okula gitmeden (o yıllarda açık öğretim de yoktu), ilk ,orta, lise ve Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsüne bağlı Sevk ve İdare Yüksek okulunu (TODAİE-SİYO)dışardan bitirdi.
1993 yılında Üssün kapanmasıyla Sinop’ta yaşamaya devam etti. 14 Mar 2022- Tayyip SANDALCI

NOT: TAMAMI

https://sinopbilke.com/category/tayyip-sandalci-anilar/

Tayyip SANDALCI ANILAR “KATEGORİSİNDE bulabilirsiniz

 
2 Yorum

Yazan: 24 Haziran 2022 in Tayyip Sandalcı anılar

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SİNOP’TA “YORTANLI” SÖZCÜĞÜ NEDEN YÜRÜK ANLAMINDA KULLANILIYOR?

11.06.2022-BİLKE

Annemin “yortamlı yortamlı konuşmak” deyimini gündeme getirdiğimde, YORTANLI sözcüğü karşıma çıkıverdi. Sinop merkez ve yakın köylerinde yaşayanlar, yüksek köylerden gelen yürüklere kaba- görgüsüz anlamında “YORTANLI “derlermiş. İki sözcüğün aynı anlamda olacağını düşünenler oldu.

Yine kolları sıvamalı ve yortamlı- yortanlı sözcüğünü araştırmalıydım. Vatikan’ın “Dede Korkut Destanı” nüshası sözlüğünde YORTAMLI: işsiz güçsüz dolaşan; durmadan koşan anlamını taşıyor olduğunu buldum.(https://acikerisim.sakarya.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12619/91408/T06039.pdf?sequence=1&isAllowed=ydede)

Vatikan, bizim kültürümüze bizden daha çok mu sahip çıkıyor ne? Kültürümüzle ilgili en eski belgeleri sakladığını görünce gerçekten şaşırdım.

Gelelim YORTANLI sözcüğüne. 1223 tarihinden sonra, SİNOP’A yapılan KIPÇAK(Yortan Boyu) göçü karşıma çıktı. Bildiğimiz gibi, o yıllarda Sinop ve çevresinde fazlaca RUM halkı yaşamakta idi. Sayısını net olarak belgelendiremesek de, 1487 tahrir defterlerinde hane sayısı olarak (M.Ali ÜNAL- Osmanlı Devrinde Sinop) belgelemiştir. (https://sinopbilke.com/2022/01/24/sinop-koylerinde-1487-1600-tarihli-nufus/)

KIPÇAK göçü yapıldığında, Sinop beylikler dönemini yaşamaktadır. O zamanın şehir yaşamı ve görgüsü, göçer yaşama alışmış YORTAN (Kıpçak) boyunu beğenmemiş olmalı ki, boy adını baz alarak YORTANLI ifadesi yakıştırması yapılmıştır. 1223 yıllarından beri bu gelenek bu gün de sürdürülmektedir. Her yüksekten göç edene Yortanlı diyerek.

Aynı topraklarda yaşıyor, aynı havayı soluyor, her birimiz vergimizi ödüyoruz. Toplumda geride kalanlar oldukça, her sorumluluk sahibinin duyarlı olması gerekiyor. Ekonomide, kültürde, görgüde, eğitim ve öğretimde eksikleri gidermek; EŞİTLİK İLKESİNİ yaşatmak iktidarların ve sorumluluk bilinci kazanan tüm bireylerindir. Her basamak atlayan, geride kalanı hor görme geleneğini sürdüreceğine, halkla bağını koparmadan, kent burjuvazisi yaratılmadan, duyarlı olmak düşer bize. Yaşar SARIKAYA

Akademik çalışmadan bölümler ve tamamının linki:

FOTO: Nuray BİLGİLİ -Kıpçak kadın giysisi

KAYNAK:

KIPÇAKLARIN ÇORTAN/ÇORTON/CURTAN/CORDAN/YORTAN/YORDAN BOYU HAKKINDA
Mehmet KILDIROĞLU*

…………… Kıpçak Terakimesi olduğu yönündeki rivayeti daha çok Kırım-Karadeniz-Sinop arasında belli dönemlerde kuzeyden güneye yapılan Kıpçak göçlerini ifade ediyor olmalıdır. Esasen Moğolların Kırım bölgesini istilaya başlamaları ve Kıpçak-Rus ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmalarından sonra(1223) Kıpçakların bir kısmı Kırım’a sığınmışlar ancak takip edildiklerini anlayınca Suğdak limanı üzerinden deniz yoluyla Sinop’a çıkarak Karadeniz kıyılarına yayılmaya başlamışlardır.

İkinci göç Kastamonu ve çevresini hâkimiyeti altında bulunduran Çobanoğlu beyi Hüsamettin Çoban’ın Sinop üzerinden Kırım’a geçerek gerçekleştirdiği Suğdak Seferi’nden sonra gerçekleşmiştir. Bu sefer Kıpçak ve Ruslar üzeri ne yapılmıştır. Hüsamettin Çoban Ruslar ve Kıpçakların ordusunu yenmiş, dönüşte azımsanmayacak miktarda Kıpçak boy, oymak ve kabilesini Sinop’a nakletmiş ve sahiller başta olmak üzere bunların yörede iskân edilmelerini sağlamıştır. Sinop-Bartın arasına yerleştirilmiş olan bu Kıpçaklar yakın zamana kadar ağız yapılarını korumuşlardır.

……….

Çortan(yortan) boyu bugün bile Gürcistan’da Cordaniya/Jordaniya denilen bölgede varlığını sürdürmektedir. Ancak bugünkü Gürcistan’da topraklarında kalan Çortan veya Jordan boyunun mensupları Gürcüleşmiştir.

Yortan Köyü Sinop Kazası,

Yortan Köyü Boy-abad nahiyesi,

Yortan-i aluc köyü Boy-abad nahiyesi,

Çalışmanın tamamını okumak isteyenler için:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/495352

 
Yorum yapın

Yazan: 11 Haziran 2022 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

ANADOLU KÜLTÜRÜNDEN DÜNYA KÜLTÜRÜNE AMBARLAR-Doç. Dr. Mutlu KAYA

05.06.2022-BİLKE

Doç.Dr. Sayın Mutlu Kaya’nın çalışmasına geçmeden önce, Sinop köylerinde kaybolmaya yüz tutan ambarlarımız hakkında bir kaç cümle yazmak istiyorum. Dikmen Kadı köyünde, derleme çalışmaları yaparken görüntülediğim ambar, yörenin yüzünü ağartan özellik taşıyordu.

Ağaç ambarları da diğer kaybolan kültürlerimiz gibi koruyamadık. Sinop ambarları başlığında fotoğraflanıp sergilenmeliydi. İstanbul’da o kadar çok sayıda köy dernekleri olmasına rağmen, kültür alanında çok az çalışma yapıldığını görmek gerçekten üzücü. Kulağa kar suyu kaçırıp, dikkat çekme çalışmalarımdan hiç vaz geçmeyeceğim. Yaptıkları toplantılar, birliktelikler arasında köylerinin değerleri korumak da olmalı. Elindeki değerleri koruyanlar, yurdunu, milletini, doğasını, insanını, canlı cansız her şeyini koruma hassasiyetine sahiptirler.

Parmak ucuna baksa da insan, dünyada ne kadar özel olduğunu fark etse. Köyünün kentinin hafızasına sahip çıksa ve değerlerini korusa.

Mutlu KAYA, Sinop konulu bir çok çalışmaya imza atmış akademisyenlerimizden. Şimdi sunacağımız çalışmayı bana gönderdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. Dünya üzerinde ambarlar konusunu bilimsel olarak mercek altına almış, okumanızı tavsiye ediyorum.

Her zaman söylediğim gibi, insan hangi coğrafyada olursa olsun, hangi koşullarda yaşarsa yaşasın iradesi hep aynı adımları izliyor. Yaşar SARIKAYA-BİLKE

İşte çalışmanın GİRİŞ bölümü, tamamının linki de aşağıdadır:

Mutlu KAYA -Ege Coğrafya Dergisi 29 (2), 2020, 321-344, İzmir-TÜRKİYE
Aegean Geographical Journal, 29 (2), 2020, 321-344, İzmir-TURKEY

Foto 11- İspanya’da çatı örtüsü olarak taş malzeme kullanılan bir ambar (Caxigalinas, 2020).

GİRİŞ

Amerikan coğrafyasının önemli isimlerinden Ellen Semple, “Influences of Geographical
Environment” isimli eserinde insanı yeryüzünün sunduğu bir ürün olarak görmektedir. Bu, insanın
yeryüzünün sadece bir çocuğu olduğu anlamında değil aynı zamanda yerin ona bir annelik yaptığı, onu beslediği, ona görevler verdiği, düşüncelerini yönlendirdiği, ona vücudunu ve aklını güçlendirecek zorluklar verdiği, ona denizlerde seyahat ve yeryüzünde sulama gibi problemleri ve zaman zaman da bunların çözümü için ipuçları verdiği anlamındadır. (Holt-Jensen, 2017).

Nitekim insan, doğada birçok zorlukla mücadele etmiş ve bunlara çözümler üretmiştir. Bu sorunlardan biri ve belki de en önemlisi yiyeceklerin daha sonra kullanabilmek için depolanması ve korunmasıdır. Bu çözümler, saklanacak ürüne göre değişiklik gösterirken saklanacak bölgenin doğal özellikleri de yöntem
üzerinde belirleyici olmuştur.
İnsanlar yiyeceklerini saklamak üzere salamura, turşu, tuzlama, kurutma gibi yöntemleri
kullanırken bunların yanında kuyular kazarak, varsa çevrelerindeki mağaraların serin havasından
yararlanarak gıda ürünlerini depolamaya çalışmışlardır. Tarım ürünlerini saklama araçlarından
birini de ambarlar oluşturmaktadır. Bahsi geçen bu ambarların küçük olanları evlerin içlerinde
bulunurken bunların daha fazla ürün saklama kapasitesine sahip olanları evlerin dışında ayrı bir
birim olarak kendilerine yer bulmuşlardır. Evler ve ekili alanlar arasında ara konumda yapı olan
ambarlar, farklı dönemlerdeki geleneksel yaşam tarzlarının ve insanlar ile üretim araçları arasındaki
ilişkilerin bir yansımasıdır.
Ambarların şekli ve kullanılan malzemeler, depolanacak tahıllara (pirinç, buğday, arpa, mısır,
vb.), bölgenin iklimine, tahıl miktarına, inşaatçının fantezisine ve ekonomik araçlara göre değişkenlik
göstermektedir. Pirinç, buğday, arpa, darı, vb. ürünlerin depolandığı ambarlar (Foto 1), Amerika
kıtasının keşfi ile mısır bitkisinin dünyaya yayılması sonucu mısır ekim alanlarında şekil değiştirmiştir.
Kuzey Amerika kökenli bir tahıl çeşidi olan mısır, klimatik şartların yetişmesine izin verdiği bölgelerde
temel gıda maddesi haline gelmiş ve ambarların ona özel sakama koşullarına uygun hale getirilmesini
sağlamıştır (Ozcan, 1970).

Her ülke ya da bölgede farklı isim kullanılan tahıl depolama yapıları için çalışmada hepsini kapsayacak şekilde ambar kelimesi kullanılacaktır.

İnsanoğlu nerede yaşarsa yaşasın, ihtiyaçları benzerdir. Yıl boyunca beslenmeye ihtiyacı vardır ve
bu nedenle yılın belirli zamanlarında daha fazla miktarda üretmeyi başardığı yiyecekleri saklayarak
yıl içine dağıtmaktadır. İşte bu koruma güdüsü tüm dünyada benzer yapıları ortaya çıkarmıştır (Ribeiro,
2016).

Temel gıda maddesi olan tahılların saklanabilmesi için yerden yükseltilerek nemden ve
kemirgenlerden uzaklaştırılan ambarlar bunun en güzel örneklerindendir. Türkiye’de, Karadeniz
Bölgesi’nde rastlanan serender, seren, serenti, sergen, nalya, tekir gibi isimlerle anılan yapının benzerlerine
İspanya’da horreo, Portekiz’de espigueiros, Slovenya’da Cabazo, Norveç’te loft, İngiltere’de
staddle, Yeni Zelanda’da Pataka gibi isimlerle rastlanmaktadır.

Bu çalışmada dünyanın farklı bölgelerinde dağılış gösteren bu ambarların özellikleri ortaya konularak benzer coğrafi şartlarda insanların birbiriyle iletişim içinde ya da olmadan
buldukları benzer çözümler açıklanmaya çalışılacaktır. Konunun daha iyi ortaya konulabilmesi
için sadece direkler üzerinde yerden yükseltilerek inşa edilen ambarlar çalışmaya dahil edilmiştir.

Çalışmanın tamamını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz, dünya üzerindeki ambar fotoları ile birlikte:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1251483

Sinop- Dikmen Kadı Köyü ambarı izlemek isteyenler için:

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

İÇİ ETLİ HAMUR MU MANTI MI?

28.05.2022- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Sinop’ta, mis gibi tereyağı kokan cevizli ve yoğurtlu içi etli hamur yenir. Aman yoğurdu ekşi olmasın, hamurun sıcaklığı da etkileyince tadı kaçar sonra. Parmaklıklar Arkasında dizisi çekilirken, dizi oyuncularını her gün mantı yerken görürdük. Özellikle cevizlisine bayılıyorlardı.

Bu gün mantı adı kullanılıyor olsa da, gerçekte halk ya etli hamur, ya kulak aşı, ya içi etli hamur, ya da kulak hamuru der. Yaygın olan katlama biçimi de, muska şeklindedir. Yıllar önce, Somut Olmayan Kültürel Miras İl Tespit Kurulunda, arkadaşlarla bu konuyu gündeme getirmiştik.  MANTI yerine, Sinop halkının kullandığı biçimde kayda geçirilmesi işin doğrusuydu. Folklor araştırmacımız, öğretim görevlilerimiz, öğretmenlerimiz ve yerel araştırmacılar olarak, tüm çalışmalarımızda bu özeni gösterdik.

muska mantı

Mantı sözcüğünün kökenine bakalım birlikte:

“Tarihte en eski kaynak olarak Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde (1680 yılından önce) görülmüştür. Bu kaynak kayıtlara geçmiş ve bu kelimenin kullanıldığı yazılı ilk kaynaktır. Kullanımı daha öncesinde sözlü olarak veya günlük hayatta yaygın olabilir.

  Moğolca, mantu bohça biçiminde hamur parçalarıyla yapılan yemektir. Çince mántou, Korece mandu (aynı anlamda), 13. yy”dan itibaren İç Asya”dan komşu kültürlere yayılan adın kaynağı açık değildir.  https://www.etimolojiturkce.com/kelime/mant%C4%B1

ukrayna mantısı

“A. Caferoğlu, sözcüğün Türkistan ve Rusya’dan göçen Tatarlarca Türkiye’ye getirildiğini belirtir.

Tarihte En eski Türkçe Kaynak ve diğer örnekler

[Meninski, Thesaurus, 1680] mantı: Artocreas [etli ekmek]. Pasticcio, pastello.

[Ahmed Vefik Paşa, Lehce-ı Osmani, 1876] mantı: Kıymalı yufka taamı. Etli hamur. Farisîde mantû. https://www.nisanyansozluk.com/kelime/mant%C4%B1

Türkmen mantısı

“Bu yemeğin Türkler ve Moğollar tarafından Orta Asya’dan Anadolu’ya İpek Yolu boyunca taşındığı genel olarak kabul görmektedir. Holly Chase’e göre, Türk ve Moğol atlıları göçleri sırasında yanlarında donmuş veya kurutulmuş mantı taşımıştır. Türk ve Moğol birlikleri, mantıyı kamp ateşinde kolaylıkla yenebilecek duruma getirebiliyordu. Ermeni bir araştırmacıya göre, 13. yüzyılda Ermeniler ve Moğollar arasındaki kültürel etkileşim sonucunda mantı Kilikya Ermeni Krallığı’nda tüketilmeye başlamıştır. Türkçe konuşan halklar, kendileriyle beraber bu yemeği de Anadolu’ya getirmiştir. Anadolu’da yemeği adı mantıya dönüşmüştür. Tatarlar Kayseri şehrine yerleştiğinde, bölge mantısıyla ünlenmiştir. https://tr.wikipedia.org/wiki/Mant%C4%B1

Sinop’ta, yufkadan, çok börek çeşitleri yapılır. Biz yöre otlarımızı değerlendiremedik. Mantı olarak epeyce yol aldık, sıra sac böreklerimize geldi. sac böreklerimizi de gün yüzüne çıkarmak dileğiyle.

.

 
 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,