RSS

SİNOP TURİMZİNİN GELİŞMESİ İÇİN ÖNERİLER

30.10.2022- A. Yaşar SARIKAYA

Sinop turizminin geliştirilmesi amaçlı o kadar çok toplantıya katıldım ki. Yıllar geçti. Tavsiyeler, olasılıklar, çeşitli alanlara aralanan kapılar derken bir bakıyorum ki bu güne gelmişiz. Medresede satışa sunulan ürünler arasında Sinop ili dışından ürünler çok. Cezaevi restorasyonu hala devam ediyor. Kaleler heybetiyle sapasağlam “ben hep varım ” diyor. Hamsaroz, Sarıkum, Tatlıca Şelalelerini unutmamak gerek. Diğer köylerimizdeki şelaleler ise resmi makamların dikkatini çekmek için bekliyor.

Ahşap mimari ustalığı ile yapılmış evler, ambarlar, kapı- dolap işlemeleri yok olmadan değerlendirilmeyi bekliyor. Bu konuda akademik araştırma yapan öğretim görevlilerimizi kutluyorum. Restorasyonu gerçekleşmese bile, fotoğraflar ve makalelerle gelecek kuşaklara aktarılabilecek.

Sinop edebiyat turizmi konusunda da çok eksiklerimiz var. Bu konuda yapılan akademik bir çalışmanın ÖNERİLER başlıklı bölümünü paylaşmak istiyorum. Bir gün Sinop turizm alanında marka kent olarak Türkiye ve dünyaya kendini kanıtlayacaktır. Sinop MÖ. Dünya Ticaret Merkeziydi, neden turizm kenti olmasın. Y.SARIKAYA

SİNOP’UN EDEBİYAT TURİZMİ POTANSİYELİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER -Alpay TIRIL- Dr. Öğr. Üyesi, Sinop Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu, Rekreasyon Yönetimi Bölümü

Ahmet Muhip Dıranas’ın köyde bulunan ahşap evi, bahçesiyle birlikte aslına uygun olarak restore edilerek şairin adını taşıyan bir anı ve kültür evine dönüştürülmelidir.


• Ahmet Muhip Dıranas’ın Sinop’a dair tüm yazıları mekân ve bellek bağlamında kullanılarak bir kültür gezisi rotası oluşturulmalıdır.


• 1913 sürgünleri toplu olarak ele alınmalı, tarih-yazar-eser-mekân-bellek ekseninde gezi rotaları oluşturulmalıdır

Sinop cezaeviyle en çok özdeşleşen figür olan Sabahattin Ali özel olarak ele alınmalı, ceza evinde yazdığı şiirden bestelenen şarkının ötesine geçilerek Sinop’la ilişkili öyküleri, mektupları ve anıları değerlendirilmelidir.


• Restorasyonu süren cezaevinin edebi miras yönü vurgulanmalıdır.


• Sinop kent merkezinde bir edebiyat müze kütüphanesi kurularak Türk ve dünya edebiyatında Sinop’la ilgili tüm eserler bir araya getirilmelidir.


• Edebiyat, felsefe ile birlikte elle alınarak antik çağa kadar ötelenen bir tarihsel-kültürel süreklilik sağlanmalıdır.


• Edebiyat festivalleri başta olmak üzere edebiyat temalı etkinlikler kurgulanmalı ve kurumsallaştırılmalı, rutin anma toplantıları düzenlenmelidir.


• Sinop’ta bir örneği bulunan “edebiyat temalı otel” kavramı nitelik yönünden güçlendirilmeli
ve sayısının artması sağlanmalıdır.

• Ahmet Muhip Dıranas’ın adının, Sinop merkez, Erfelek ve Gerze’de birer sokağa verildiğibilin mektedir. Sinop Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu’na bağlı uygulama oteli de şairin adını taşımaktadır. Sabahattin Ali’nin adı ise cezaevinin yanındaki geçişe verilmiştir. Bunun dışında Sinop’la ilgili edebiyatçıların adlarının herhangi bir kamusal
mekâna verildiği görülmemiştir. Bu eksiklik ivedilikle giderilmelidir.


• Sinop’ta hiçbir edebiyatçının heykeli bulunmamaktadır. Sadece Diyojen heykelinin bulunduğu Sinop’ta belediye, Sabahattin Ali’nin ve Tarzan Kemal’in heykellerini dikme hazırlığındadır.
Sinop’la ilgili edebiyatçıların heykelleri kentin uygun yerlerinden sergilenmelidir.


• Edebiyat turizmi kapsamında yer alabilecek bilgilerle ilgili sürekli tekrarlanan hatalar düzeltilmelidir.

kaynak: Sinop Kültür ve Turizm Sempozyumu / 21-24 Ekim 2021 sayfa521- 522

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

SİNOP TURİZMİNE YÖNELİK LİSANSÜSTÜ TEZLERİN BİBLİYOMETRİK ANALİZİ

25.10.2022-BİLKE

Sinop Üniversitesi, Sinop turizmine yön vermek amacıyla kaç tane lisans üstü tez çalışması yayınlamış ve konu hakkında ne kadar çalışma yapılmıştır, ilgili bölümlerine bakalım mı? Tamamının yer aldığı bildiriler kitabı linki yazının sonundadır.

  1. YÖNTEM-Dr. Handan ÖZÇELİK BOZKURT
    Bu çalışmanın amacı bugüne kadar Sinop hakkında turizm alanında yapılmış lisansüstü tezlerin
    çeşitli parametrelere göre bibliyometrik analizinin yapılmasıdır. Bu sayede bundan sonra ilgili konu ve
    alanda yapılacak olan çalışmalar için genel bir veri çerçevesi çizilecek ve yapılmış olan çalışmaların
    nicelik olarak miktarının ortaya konulması sağlanacaktır. Ayrıca lisansüstü tezlerde kullanılan anahtar
    kelimelerin bir araya getirilmesi ve ön plana çıkan sözcüklerin belirlenmesi amacıyla “kelime bulutu”
    tekniğinden faydalanılmıştır. Kelime bulutu tekniğinde ortaya konan görseller araştırmayı inceleyenler
    için akılda kalıcı ve pratik bulgular sunmaktadır (Fronza vd., 2013).
    Araştırma kapsamında Ulusal Tez Merkezi veri tabanı üzerinde Sinop konulu ve turizm alanında
    yapılmış olan çalışmalar taranmıştır. Söz konusu konu ve alanda toplam 6 adet lisansüstü tez olduğu
    tespit edilmiştir. Sinop konulu turizm alanında yapılmış olan lisansüstü çalışmaların tümünün yüksek
    lisans tezi olduğu gözlenmiştir.

 

Etiketler: , , , , , ,

SİNOP’TA YAŞAYAN BİR “ÇOBAN OYUNU”NUN HALK KÜLTÜRÜ İÇERİSİNDEKİ YERİ VE BUGÜNE KATKISI

21.10.2022- Doç. Dr. Songül ÇEK

Songül ÇEK BİLKE 2016 HALKBİLİM ÖDÜLLERİ ÖDÜLÜNÜ ALIRKEN

Çalışmanın 149- 153 sayfaları:

a. Oyunun Malzemesi ve Alanı; Kaynak kişilerin verdiği bilgiye göre oyun, üç ya da altı
oyuncu ile oynanabilmektedir. Oyuncuların her birinin 1.5-2 m uzunluğunda ve 1-2 cm kalınlığında
sopaları (dayak) bulunur. Oyuncuların sopa ile hareket ettirebilecekleri 15-20 cm uzunluğunda “dana”
adı verilen irice bir kozalak kullanılır. Oyun daha çok temmuz –ağustos aylarında tarlalardan ürün kaldırıldıktan sonra, boşalan tarlalarda oynanır. Oyun alanı kare şeklinde olmalıdır. Karenin her bir kenar
uzunluğu yaklaşık 2,5 metre olarak düşünülür. Karenin dört köşesine “kuyu” adı verilen avuç büyüklüğünde
çukurlar açılır. Kare alanın ortasına ise iki avuç büyüklüğünde bir çukur daha açılır. Bu şekilde
oyun alanı hazır hale getirilir.

b. Oynanışı: Oyuncular yan yana sıralanır, ellerindeki sopaları ayaklarının ucunda, dik şekilde
tutup ileriye doğru fırlatırlar. Kimin sopası daha geriye düşerse o oyuncu ebe, yani “dana çobanı” olur.
Diğer oyuncular dört köşedeki kuyuların başına otururlar. Ortadaki çobandır. Oturanların kuyusuna sopasıyla sürüklediği dana adı verilen kozalağı atmaya çalışır. Oturan oyuncu sopasıyla çobanın attığı
kozalağı uzaklaştırmak için uğraşır. Eğer çoban, kozalağı kuyuya atarsa kuyunun üstüne basması gerekir.
Bu durumda oturan oyuncu oyundan çıkar eğer basmazsa ebelik devam eder. En son oyuncu kalıncaya
kadar kuyuya kozalak atma ve bunu engellemeye çalışma şeklinde oyun devam eder. Oyunun sonunda
kazanma- kaybetme yoktur (K.K.1-K.K.2-K.K.3-KK.5).
c. Oyunun kültürel işlevleri
Halk kültüründe oyundan söz edildiğinde çoğunlukla kast edilen özellikle köylerde geçmişten
beri oynanan oyunlardır ve bu çerçevede bunların nasıl tanımlanacağına ne gibi niteliklere sahip olduğuna
dair değerlendirmelerde bulunulur. Bunun temel gerekçesi geleneksel oyunların bugün de hâlâ
işlevsel olduğunu ortaya koymaktır. Daima kültür ile oyun arasında sıkı bir ilişki kurulur ve birbirinden
ayrılmaz parçalar olarak kabul edilir (Frazer, 2001- Huizinga 2010- Winnicot- 2007- And, 2012).
Huizinga, oyun kavramının işlevselliğini ele alırken onu kültürün başlangıç noktasına koyar. Ona göre

kültürün oyunu yaratmasından çok oyunun kültürü yaratmasından söz etmek daha yerindedir. Bu konuda
şöyle açıklama yapar:
Bütün büyük ortaklaşa hayat biçimlerinin ortaya çıkışında oyunsal bir faktörün çok faal ve verimli
mevcudiyetini göstermek kolay bir işti. Oyunsal rekabet, toplumsal hayat güdüsü olarak bizzat kültürden
de eskidir. Ve arkaik kültür biçimlerinin gelişmesinde bir maya gibi etki etmektedir. İbadet kutsal
oyun içinde serpilmektedir. Şiir oyundan doğmuştur. Ve oyunsal biçimler şeklinde yaşamaya devam
etmektedir. Müzik ve dans ortaya saf oyun olarak çıkmışlardır. Bilgelik ve bilim ifadelerini kutsal
yarışma oyunlarında bulmuştur. Hukuk, toplumsal oyundan sıyrılarak ortaya çıkmak zorunda kamıştır.
Silahlı çatışmaların kurala bağlanması aristokratik hayatın kuralları oyunsal biçimler üzerinde
temellenmiştir. Sonuç olarak, kültür ilkel aşamalarında oyun olarak oynanmıştır (Huizinga, 2010:
219-220).

Bugün de hem psikolojik hem de sosyo-kültürel yeni unsurlarla donanmış pek çok oyunun temelinde
geleneksel oyunlar ve roller bulunur. Ele alınan dana oyunu insanın gerçek hayatta karşılaştığı
ve onunla uyumlu olmak üzeri gösterdiği çabanın bir modelidir. İnsanın üretim- tüketim ilişkileri içinde
sahip olduklarını sergileme, bunları koruma ve bu çerçevede bazı taktikler geliştirme içeren bir oyun
olarak görünmektedir.

İlgilenenler için 147- 158 arasındaki tamamı:

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

GİT BAŞIMDAN SİNOP

12.10.2022- Seyfullah ÇALIŞKAN

Ne zaman her taraf evlerle doldu? Bostancılıdan Gelincik’e inen yolun etrafı tamamen kapandı? Ayırdına varamadım. Sinop’a vardığımın en güzel resmi Bostancılı üzerinden adayı, iç denizi görmekti. Yıllarca bu manzara ile yolu bitirmiş olmanın mutluluğunu hissetmişimdir. Son zamanlarda zaten yolculuk Bostanlı’da sona ermiyor. Gelincik’e inip araba bariyerini geçip Kaleyazısı’na inmek gerek. Dişini biraz daha sıkarsan Ada’ya bile geçebilirsin. Trafik son yıllarda Sinop’un en önemli sorunlarından biri haline geldi. Yine de kendi haline kalsa bu işin üstesinden gelebilir. Çünkü Sinop’lu gerçekten uyumlu insandır. Birbirine yol verir. Yayalara da… Yabancı araç sürücüleri yaşadıkları yerin alışkanlıkları o küçük kasabaya taşıyınca ortalık karışıyor. Tersanede tek şerit yolda dörtlüleri yakıp balık almayı kolaysa gel de bana anlat. Arkada elli araç birikmiş.

İnsan yaşadığı yeri niye sever? Bu soruyu Vizontele filminde belediye başkanı kendisi sorup kendisi cevaplıyordu. Herkesin farklı sebepleri vardır. Benimki hiç karmaşık değil. Sokaklarında anılarım var. Ayakkabılarımın izi… Duvarlarda, ağaçlarda elimin izleri. Kazıklandığım esnafa kızmayı severim örneğin. Birlikte yaşadığım insanları, yitirdiklerimizin arkalarında bıraktığı boşluğu seviyorum.

Sinop’lular misafir sevmez. “Hoş geldiniz. Ne zaman geldiniz? Ne zaman gidiysiniz?” Misafire ne zaman gideceği sorulur mu? Hiç şık değil. Hatta çok ayıp… Misafir kendi bereketiyle gelir. En azından genel kabul böyle bir klişe üzerinden yürür. Canı ne zaman isterse o zaman gider. Yörüğün karnı doyunca gözü çarıklarında olurmuş. Bu da başka bir yakıştırma. Söylenenler doğru değildir. Sinop’lu misafir sever. Hatta fazla sever. Kendi insanını, akrabasını hısımını bir kenara itercesine sever. Kasabaya gelen yabancılara yardımcı olur. Konuşukladır, sıcaktır. Sadece artık yazları eskisi kadar boş vakti yoktur. Bir yılda iki ay süren çok yoğun bir turizm sezonu koşturmacası başladı. On yılı aşkın bir süreden beri yazları kimse kimsenin yüzünü görmeye fırsat bulamıyor. Küçük kasabada yaşayan insanların sayısından daha çok otomobil geliyormuş. Arabaya binip kasabadan çıkmak bir dert, çarşıya, pazara gitmek, kasabaya girip çarşıyı geçmek bir başka bela. Yatacak yer lazım, ekmek, su, eğlence lazım… İlla ki balık… Tam da av yasağı olan mevsim üstelik. Kolaysa gel yabancılara bunu sen anlat. Sinop’a kadar gittik, balık yemedik mi desin yani. Çok ayıp çok…

Küçük kasabaların küçük keyifleri vardır. Bunları uç uca eklerseniz kocaman olur. İki bira alıp iskeleye inersiniz. Güneş Akliman sularında yıkanırken. Siz ne Akliman’ı görürsünüz ne de güneşi. Sapı uzun kancalı bir çinakop iğnesi salarsınız sulara. Azıcık ağırlık yapsın diye yaprak kurşun. Hadi rasgele… İlla olacak diyemem ama parmağınızın ucunda ince bir kıpırtı. Dudağınızda biranın ekşi tadı. Çabuk çek. Kaçmasın sakın. O kadar hızlı da değil. Ağzını yırtarsın. Yaşam sevinci ve eğlence köşe başındaki bakkalda satılmaz. Bunu sakın unutma. Kendin yaratacaksın…

Herkesin zevki, keyif aldığı işler, olaylar, olgular başka başka… Ben Sinop pazarını severim örneğin. Hangisini mi? Bafralıların açık olanını değil, kapalı olanını. Sinoplu köylüler (genelde kadınlar) bahçelerinde ne varsa alıp getirir. Mısır unu satılır örneğin ve çorbalık… Yanında tarhana ve kestane toprağı… Ne kadar alakasız değil mi? Bu pazarda herkesin süt, peynir, tereyağı aldığı bir kadın vardır. Ve bu satıcı alıcı ilişkisi onlarca yıl sürer. Kestaneyi mevsiminde birçok pazarda bulabilirsiniz. Ama kudret Narı satanı bulmanız imkânsızdır. Uvaz, yabani erikler, alıç ve zılbıt (Kaldırak- zıbıdık) Kasabanın sonbaharını sevdiğim gibi pazarın da sonbaharını da severim. Domateslerin, biberlerin sonunu… İncirlerin başladığı zamanları… Sütlek mısırın pazara geldiği zamanları. Kanlıca başlamıştı tam de Eylül ortasında. Ama en çok halı saçağı vardı. Kelter kelter küfeler dolusu kanlıca. Bazı toptancılar daha minibüsten iner inmez köylülerin getirdiği peynirleri toplar. Mantarları, kestaneleri…

Ekim 2021-İzmir-Seyfullah ÇALIŞKAN

 
Yorum yapın

Yazan: 12 Ekim 2022 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

SİNOP BALATLAR KİLİSESİNDE BULUNAN KETEN DOKUMA ÖRNEĞİ

08.10.2022- BİLKE

Sinop’ta Keten DokumacılığıEDİTÖR PROF. DR. HASAN ARAPGIRLIOĞLU


Sinop, Türkiye’nin en kuzey ucunda, Karadeniz Bölgesi’nin sınırları içinde yer almaktadır. Sinop Balatlar Kilisesi’nde yapılan kazılarda bulunan arkeolojik tekstil örneklerinde ketene rastlanmış olması yörede
keten dokumacılığının çok eski tarihlere dayandığını kanıtlar niteliktedir (Çelik Hekim, 2019: 151) (Bkz. Fotoğraf 5).

Fotoğraf 5: Balatlar Kilisesi’nde Bulunan Keten Dokuma Örneği (Şafak Akalın Arşivi, 21.07.2012)

Sinop’un özellikle Ayancık ilçesinde günümüzde az da olsa keten üretimi yapılmakta ve keten dokunmaktadır. Ayancık ilçesi, Sinop iline 60 kilometre uzaklıktadır ve adını Ayan Tepesi’nden almaktadır. İlçenin kendi adı ile bilinen Ayancık keten dokumaları, geçmişte yoğun olarak dokunarak hayatın her alanında kullanılmıştır (Görgün, 2010: 22).
Ayancık ve civarındaki yöresel giysilerin temelini keten dokumalar oluşturmaktadır. Ayancık keten dokumaları, hem atkısı hem de çözgüsü keten olan dokumalar, atkısı keten çözgüsü pamuk olan dokumalar, atkısı pamuk çözgüsü keten olan dokumalar olmak üzere üç farklı şekilde yapılırlar (Tüm Cebeci, 2019: 1191).
Yörede, keten lifleri iplik haline getirildikten sonra bezayağı tekniği ile dokunarak bez haline getirilir. Bezayağı tekniği ile birim alandaki bağlantıların sık olmasından dolayı sağlam yapılı dokumalar elde edilir
(Aksoy, 2016: 253). Yörede “düzen” adı verilen ahşaptan yapılmış dokuma tezgâhında dört çerçeve ve iki adet ayak vardır (Asuman Yılmaz, 12.08.2019 tarihli görüşme). Çözgü iplikleri her tarak aralığından çift
geçirilir. Kumaş genişlikleri 47, 48, 50, 52 cm arasında değişir. Bazı dokumaların çözgüsünde pamuk ipliği kullanılmaktadır ve kalınlığı 20/1, 16/1 nm. aralığındadır. Bazı dokumaların ise hem atkısında hem
de çözgüsünde keten iplik kullanılmaktadır. Atkıda ve çözgüde kullanılan keten ipliğinin kalınlığı 8, 10, 12, 14 nm. arasında değişir. Dokumalarda kullanılan ipliğin kalınlığına göre atkı tel sayısı 1 cm de 12, 14 veya
16’dır Dokumalarda kullanılan tarağın sıklık veya seyrekliğine göre çözgü tel sayısı 1 cm de 12, 16 veya 20 dir1 (https://www.ci.gov.tr/Files/GeographicalSigns/263.pdf, Erişim Tarihi: 18.10.2019).
Keten dokumalar yörede başörtüsü, iç çamaşırı, yatak örtüsü, divan örtüsü, minder yüzü, yastık yüzü, peştamal, cepken, bel için kuşak, peşkir (Bkz. Fotoğraf 5, 6, 7) ve üç etek olarak kullanılmıştır. Üç eteğin
içine yine ketenden dokunmuş yakası işlemeli göynek giyilmiştir (Bkz. Fotoğraf 8, 9). Yörede keten dokumalar bacağa giyilen ve ayak bileklerine gelen yerleri işlemeli olan “paçalı don” (Bkz. Fotoğraf 10, 11), hem süs olarak kullanılan hem de saçları tutmaya yarayan “nezgep” ve nezgebin çene altından geçen motifler ile süslü parçası olan “yengil” olarak da kullanılmıştır (Bkz. Fotoğraf 12, 13) (Asuman Yılmaz, 12.08.2019 tarihli görüşme).

Akademik çalışmanın tamamı:
https://www.gecekitapligi.com/Webkontrol/uploads/Fck/gsf_5.pdf

Anadolu’nun ve Sinop’un köylerinde keten, bu tarımına uygun yerlerde yetiştirilmiştir. Ayancık, yaka, nezgep, yengil işlemeleri ile Sinop yöresinde zenginliği ile dikkat çeker. Projelendirip değerlendirme fırsatlarını yakalayan ilçe olarak bu alanda öne geçmiştir. BİLKE

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

SİNOPLU OLMAK

01.10.2022- Ayşe Yaşar SARIKAYA

Ekimin ilk günü, zamanın en büyük ve en küçük dilimleri hep mutluluk dolsun dileğiyle. Sinop’un güzellikleri saymakla bitmez ya, insanları da sonsuz bir derya gibidir. Güler misin, ağlar mısın örneklerimiz o kadar çoktur ki.

Bir gün dolmuşa hastaneden gözü bantlı bir yolcu bindi. Ben oturduğum için gözünü gördüm, ama onun arkasında olanlar adamın gözünün pet ile kapalı olduğunu göremediler. Şoför kapıyı örtecek ” ilerleyin diyor”, gözü bantlı adam düşme korkusu ile koltuğa tutunmuş duruyor. Arkasındaki adam da ” KÖRMÜSÜN BE ADAM” demez mi. Dolmuştakiler birbirimize bakıştık, gülmekten de utandık. Sen baksana adamın gözüne, görmeyen kim acaba dedik.

Sinoplu’nun espritüel, nükteci yapısı vardır. Ceziret ül Uşşaki( aşıklar adası) ismi verilen dönem ve daha öncesinin izlerini taşıyan dönemlerden kalan aşıklık geleneğine, 2010 baskılı kitabımdan örnekler vererek değinmek istiyorum.

bu merdiven yok artık, en üstte ben ve yanımda abim-Sinop Kuruçeşme Sokak

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

ANADOLU’DA BAŞI KESİLEN VE EFSANELEŞEN KAHRAMANLAR

27.09.2022- Doç. Canser KARDAŞ-DOI: 10.7816/idil-06-39-09 idil, 2017, Cilt 6, Sayı 39, Volume 6,

Issue 39

KESİKBAŞ EFSANESİNİN DEĞİŞİMİ ÜZERİNE BİR
DEĞERLENDİRME: CİZRE ÖRNEĞİ

Kesik bir baş ya da başsız bir gövde şeklinde oluşan anlatılar, başta Anadolu
olmak üzere Ortadoğu, Balkanlar ve Orta Asya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyanın
türbeleri etrafında hayat bulmuşlardır. Hikâye konu itibari ile hem mesnevi hem de efsanelerde büyük oranda örtüşmektedir.

foto: efsane görselinden alıntıdır

İslamiyet değil Hristiyanlık dini ve daha eski kültürlerde olduğu tespit edilmiştir (Ocak, 2013). Anadolu’da doğrudan adı Kesikbaş olan efsanelerin yanında adı farklı olmasına rağmen Kesikbaş motifli çok sayıda türbeye bağlı efsane oluşmuştur. Bu tür efsanelerle Türkiye’nin hemen hemen her şehrinde
karşılaşmak mümkündür (Kalafat, 2017).

Türkiye’de Kesikbaş motifi, kentlerin İslam orduları tarafından fethini işleyen anlatılarda yoğun bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca Alevi-Şiilerce Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi/başının kesilmesi de anlatılarda yoğun olarak işlenmektedir.
Anadolu’da İslamiyet öncesi dönemde de bu motifin yoğun olarak bulunduğu Çayönü kazılarında bulunan kafatası odaları ile Harran’da sabiler döneminde kalma kafatası topluluklarından anlaşılmaktadır (Ocak, 2013: 76-78).
Aynı motifin Hıristiyanlar arasında da yoğun olarak işlendiği bilinmekte ve bunun temelinde de Hz. Yahya’nın başının kesilmesi bulunmaktadır. Bu efsanenin Hristiyanların yanında Müslümanlar arasında da kolay kabul görmesinin temelinde Hz. Yahya’nın Peygamber olarak kabul görmesidir. Aynı motif, Balkanlarda hem Müslümanlar arasında hem de Hıristiyanlar arasında yaygın olarak anlatılara konu
olduğu bilinmektedir (Demir, 2011: 79-81). Ancak Balkanlarda bu motife bağlı olarak
oluşan anlatıların nerdeyse tamamı Müslümanlığın bölgeye gelişi ve bu buna bağlı olarak yaşanılan çarpışmalarla ilgilidir.
Anadolu’da bulunan Kesikbaş hikâyelerinin büyük kısmı İslam adına savaşıp yavaş meydanında kellesinin uçmasına rağmen canını teslim etmeyip kellesini koltuğunun altına alarak savaş kazanılana kadar savaşmaya devam edilmesi şeklinde anlatılmaktadır. Ancak her dönemin ekonomik, sosyal ve kültürel koşullarına bağlı olarak anlatıların önemli oranda değişerek zenginleştiği bilinmektedir. Değişimin
fazla olduğu türler arasında efsaneler en başta yer almaktadır. Günümüzde efsane
türünün genel özellikleri tüm yönleriyle tespit edilmiştir. Efsane ile menkıbe arasındaki ayrım pek çok açıdan belirlenmiş ancak kimi metinlerde ise ayrım tam
anlamıyla yapılamamıştır (Sakaoğlu, 2013: 45).

makalenin tamamı:

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

YOK MU BİR ORTAK PAYDA?

25.09.2022-Ayşe Yaşar SARIKAYA

4K -KÖY KENT KÜLTÜR KÖPRÜSÜ PROJESİ – DİKMEN- KADI KÖYÜ-foto: Y.SARIKAYA

Cumhuriyet döneminin ilk nüfus sayımı 1927 tarihinde yapılmıştır. Nüfus tablosunda gördüğümüz gibi Sinop kent nüfusu 13. 440, köy nüfusu ise 157. 184′ tür. Orana vurduğumuzda, köy nüfusunun kent nüfusundan 11 kat daha fazla olduğunu görüyoruz. Sonra aradaki fark yavaş yavaş kapanıyor ve 2021 nüfus sayımına göre kent nüfusu 68, 012, ilçeler ve köylerin nüfusu da toplam 150. 396 olarak kaydediliyor.

Fabrikalaşma kentlere göçü artırınca, 11 kat fazla olan köy nüfusu yavaş yavaş kente kayıyor. Ardından düzensiz yapılaşma ve kültür karmaşası yaşanıyor. Kente göçen o kadar insan, hem kente uyum sağlayamıyor hem de kentli tarafından hor görülüyor. Veri tabanındaki bu gerçeği yok saydığımızda, günün problemlerini aşamıyor, üst üste katlanan sorunlar yumağı içinde çözümsüzlük girdabına yakalanıyoruz.

Tarım ülkesiydik, tahıl ambarıydık. Şimdi, köylerde domuz saldırısından ne buğday ne mısır hiç bir şey yapılamıyor. Sadece evlerin yanında kontrol edilen bahçeler dışında. Ya da tarlasını çelik tellerle çevirip domuzdan koruyup ekip biçebilenler dışında.

Kente göçmeyecek de ne yapacak bu insanlar. Tahsil yapanlar kendini kurtarıyor, tahsil yapamayanlar ise ülkenin düşük maaşlı işçisi olmak zorunda kalıyor. Bir iş, küçük bir maaş, bir ev alabilmek, tek gözlü bir odaya sığınabilmek için kimlere eğiliyor ve nelere mecbur kalıyor bu insanlar.

Matematikte paydalar eşitlenirken, iki değer aynı sayı ile çarpılır. Bu sorunlar karşısında neden paydayı eşitlemek yerine konuyu siyasi malzeme haline getiriyoruz. Köylü kentli, işçi memur, patron çalışan arasındaki paydayı eşitleyen siyasilere ihtiyacımız var. Ne kent saltanatı ne de siyasilerin saltanatı. Ülkemizde misafir değiliz, bu vatanın sahibi olarak bilinçlenmek zorundayız.

 
 

Etiketler: , , , , , , ,

SİNOP’UN MEŞHUR SEYYİD AİLELERİ

21.09.2022- Ayhan IŞIK- Dr. Öğr. Üyesi, Karabük Üniversitesi

Adanın tepesinde tek başına Seyyid Bilal Türbesi ve camii. En tepedeki de zaviye. Makalenin girişi ile konu hakkında öz bilgi veriyoruz. Sinop’a atanan NAKİB ÜL EŞRAF isimleri makalenin sayfalarından kopyalanmıştır. Tamamına yazının sonundaki link ile ulaşılabilir. (BİLKE)

ÖZ
Sinop Sancağı seyyid ve şeriflerin rağbet ettiği bölgelerden biridir. Ayrıca Sinop Sancağı’nda medfûn Hz. Peygamber’in soyuna mensup Seyyid Bilâl ve Çeçe Sultan bölgenin manevî mimarlarıdır. Zamanla
Alevî ve sünnî toplumun adeta ortak paydası olmuştur.
Makalemizde “Sinop Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının Görev ve Etkileri”, “Sinop Ulemâsı: Sinop’ta Görev Yapan Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları ve Müftüler”, “Sinop’un Meşhûr Seyyid Aileleri:
Hz. Peygamber Soyuna Mensup Seyyid Bilâl”, “Sinop’ta Medfûn Seyyid Bilâl Neslinden
Seyyid Mehmed Sâbit Efendi’nin Hayatı ve İlmi Serüveni”, “Sinop-Gerze’deMedf ûn Seyyid Mehmed Çeçe Sultan” ve “Sinop Seyyidlerinin Hüccetleri” başlıkları Meşîhat Arşivi’ndeki Nakîbü’l-eşrâf defterleri,
Sicill-i Ahvâl Dosyaları ve Sinop Şeriyye Sicilleri ekseninde ayrıntılı bir şekilde izah edilecektir. Böylelikle Seyyid İbrahim Bilâl ve Çeçe Sultan’ın seyyidlikleri ile Sinop’taki diğer seyyidler hakkında önemli
bilgiler sunulacaktır.

Makale geliş tarihi: 02.08.2018, Makale kabul tarihi: 26.11.2018
1 Dr. Öğr. Üyesi, Karabük Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi,
Kelam ve İslam Mezhepleri Anabilim Dalı,
ORCID ID: https://orcid.org/0000-0002-7017-2583.

Makalenin tamamı:
 

Etiketler: , , , , , , , ,

PSİKOCOĞRAFYA “monograf”

FOTO KAYNAK :İFSAK BLOG

16.09.2022- Sinem ŞAHİN YEŞİL

Psikocoğrafya ve Bir Şehir Gezgininin Anıları

Giriş
Kent, insanların üzerinde yaşadığı, her gün evlerinden okullarına, iş yerlerine ve oradan tekrar evlerine döndükleri rutin istikametlerle örülmüş, suskun bir mekân değildir. Modern, kapitalist yaşamın dayattığı rutinler, alışkanlıklar, düşünmeden, körcesine yapılan gelgitler kırılmalı, çevrenin farkına varılmalıdır.

Acaba kent bize neler anlatmakta, neleri göstermektedir ve onun içinde yaşayan “Ben”, sürekli soluduğum havanın farkına vardığımda neler hissetmekteyim? Psikocoğrafya işte bu soru ve itirazlardan yola çıkarak
oluşturulmuş bir inceleme alanıdır. Georg Simmel, Henri Lefebvre ya da Michel De Certeau gibi
önemli kent düşünürlerinin hemfikir oldukları bir konu vardır: Modern kent, insanların davranışlarını, alışkanlıklarını, ilişkilerini, giyinişlerini, zihinsel yapıları ve duygusal yönelimlerini güçlü bir şekilde
etkiler. Metropol insanı üzerinde duran Simmel’e göre (2004) bu etkiler, düşünce biçimimizden sosyal ilişkilerimize kadar pek çoko lguyu belirler güçtedir (s.13-19). Bir psikocoğrafyacı olarak kabul
edilen düşünür De Certeau (1984), kente, sakinleri tarafından yazılan bir “metin” olarak bakar ve onun semiotik açılımlarını okumaya çalışır. Ona göre kentin mekânları “yürüyen” insanların sayısız eylemleri
tarafından yaratılan retorik alanlardır (s.92-93).

Durumculara (Situasyonistler) bir zamanlar yakınlığıyla bilinen Henri Lefebvre (1991) ise uzamın zihinsel, fiziksel, sosyal olarak nasıl kurulduğu, tarihsel olarak nasıl koşullandığı ve bunların “gündelik hayat” üzerindeki etkilerini araştıran artsüremli bir uzam teorisi geliştirir.

Tüm bu düşünceler, modern psikocoğrafya için önemli verilerdir. Kentin insan, insanın kent üzerindeki etkisi pek çok araştırmanın, yazının hatta romanın konusu olsa da bunun “psikocoğrafya”
adı altında özel bir bilgi edinme pratiği olarak terimleştirilmesi, 1950’lerde gerçekleşir. İsim babası Guy Debord’un Les Lévres Nues adlı dergide sıkça belirttiği gibi, psikocoğrafya, coğrafya ve psikolojinin
karşılıklı etkileşimini araştırır.

Son zamanlarda duymaya başladığımız mekânın insan üzerindeki etkisini inceleyen bir çalışma ve düşünme yöntemi olan “psikocoğrafya”yı tanıtmak, bu yazının ilk basamağını oluşturuyor.
Bunun için terimin geçmişine, Batı’da modern kent yaşantısının başladığı zamanlara kadar uzanmak gerekmektedir. Nitekim modernleşen kentin sorunlarını, yerlerin, bölgelerin insanlara hissettirdiklerini,
düşündürdüklerini fark etmek ve bunları anlatıya dönüştürmek, psikocoğrafyanın temel meselelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle ilk kısımda yöntemin düşünsel ve tarihsel olarak
beslendiği damarları, günümüzde ve geçmişte ilgilendiği konuları, terimin değişen şartlar altında kendi içinde geçirdiği dönüşümü ve kendilerini “psikocoğrafyacı” olarak nitelendiren kişilerin kimler olduğunu,
savundukları ilkeleri kısaca anlatmaya çalışacağım.
Yazının öncelikli amacı ise psikocoğrafya ile edebiyat arasında bir ilişki kurmaktır. Bu amaçla psikocoğrafi bir okuma denemesinde bulunacağım. Ancak psikocoğrafya, henüz edebi metinlere yönelik bir
eleştirel okuma yöntemi olarak geliştirilmiş değil. Kenti okumaktan ve onu anlatmaktan söz edebilir ya da anlatı mekânlarının karakterler ve okuyucular üzerindeki etkilerini inceleyebiliriz. Ancak yine de psikocoğrafi bir okuma gerçekleştirmiş olur muyuz? Öyleyse bu yöntem doğrultusunda bir okumanın kriterleri neler olmalıdır ki onu diğer kent anlatılarından, anlatılardaki mekân analizlerinden ayırt edebilelim.
Bir başka deyişle psikocoğrafi bir anlatının belirleyici özellikleri neler olmalıdır? Öte yandan metinlere bu doğrultuda bakmak ne işimize yarayacak? Psikocoğrafya, edebiyat metni hakkında bize farklı
olarak ne söyleyebilir? Yazımda bu soruları elimden geldiğince göstermeye çalışacak, örnek metin üzerinden değerlendirmelerde bulunacağım.
Ancak bu yazı, psikocoğrafi okuma üzerine bir ilk denemedir ve elbette yöntem sorunları daha derinlikli incelenmelidir.-Sinem Şahin YeşilMonograf-Edebiyat Eleştirisi Dergisi ISSN 2148-3442 …

YAZININ TAMAMININA AŞAĞIDAKİ LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ