RSS

Kategori arşivi: Eğitim

MERHAMETSİZ YÜREKLERE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM

02.10.2023-Hakan ARABUL- Kültür Merak Grubu

Annem, evi, babamı ve bizi terk ettiğinde ben altı yaşında, abim sekiz yaşındaydı. Annemin babamı terk etmesini o yaşta bile anlamıştım da, bizi terk etmesini anlamamıştım. Anne çocuklarını terk eder miydi?

Babam, annemi döverdi. Babam beni, abimi döverdi. Ben o yaşlarda babalar döver diye biliyordum. Babalar döver…

Anneler olmayınca, evlerin yalnız dört duvardan ibaret olacağını da, annem gidince öğrenmiştim. Sabahları Elinizi, yüzünüzü yıkayın, kahvaltı hazır” diyen olmadığı gibi, günlerce aç kalsan, “Aç mısın?” diye soranında olmadığını öğrendim.Öğrendiklerim içinde canımı en çok yakan şey ise, anne kokusu olmayınca, çocuklar kaç yaşında olursa olsun, büyüdüğüydü.

Ben altı yaşında büyüdüm.

Annem evi terk ettiğinden sanırım on gün sonra evimize polisler geldi. Söylediklerine göre, annem intihar etmiş. Elinde sıkı sıkı tuttuğu bir zarf varmış.

Zarfın üzerinde, kızım ve oğluma verilsin, yazıyormuş.

Ben o zamanlar okumayı bilmiyorum, nasıl okuyacağım? Abim okudu, mektubu dinlerken, ağladım. Abim de ağladı. Biliyor musunuz, ben en son o gün ağlamıştım ve şimdi bunları yazarken. Elimde o mektup, yeni bir mektup yazmama gerek yok. Annemin yazdıkları ile benim hayatım arasında fark yok. O genç yaşta intihar etmekten başka çare bırakılmayan kadın, ben yaşarken ölüme mahkûm kadın.

Annem, bizi terk edince, baba evine gitmiş. Babası sinirlenmiş. Kadın dediğin evinde otururmuş. Kadın dediğin, ağzı dolu kan olsa, kızılcık şerbeti içtim, demeliymiş. Ona o evde yer yokmuş. Annem dedeme yalvarmış. “Bir ay kadar kalayım, sonra bir çare bulurum, çocuklarımı yanıma alır, yeni bir hayata başlarım” demiş.

Vay! Vay! Vay! Kadın tek başına yaşayacakmış. Dedemin namusunu beş paralık edecekmiş, kahveye bile gidemez edecekmiş, ölsün daha iyiymiş.

Annem o akşam, çamaşır ipini hiç düşünmeden boynuna geçirmiş. Bunları yıllar sonra anneannem ölüm döşeğinde, ben on dokuz yaşında iken anlattı. Babam, annemin ölüm haberini alınca, hiç üzülmedi. Bizi yetiştirme yurduna vereceğini söyledi. Abim sekiz yaşındaydı ama her şeyi biliyordu. Biz artık orada yaşayacakmışız. Orası bizim evimiz olacakmış. Birbirimizden ayrılabilirmişiz, Kardeşler birbirini unutuyormuş. Biz unutmazmışız ama çok yıllar sonra birbirimizi tanımayabilirmişiz, onun için ikimizde annemin mektubunu saklamalıymışız.

Saklarız da tek mektup var, nasıl ikimizde saklayacağız, diye sormama gerek kalmadan, abim makasla mektubu boyundan tam ortadan kesti. Cümlelerin baş tarafı olan kısmını bana verdi. Cümlelerin baş kısmı bende olunca, ben okumayı öğrenince devamını tahmin edermişim. O zaten ezberlemiş.

Halam bizim yurda gönderileceğimizi öğrenince, bize geldi. Babama “Kız çocuğu yurda verilmez. ”Ben alayım hayatı” dedi. Kız çocuğunun yurda neden verilmeyeceğini de, halamla yaşamaya başladığımda anladım. Kız çocuğu demek, evde iş yaptırılacak bedava hizmetçi demekti. Halam, bir gün olsun ismimi söylemedi. İsmim, Uyuşuk olmuştu. Uyuşuk su getir… Uyuşuk şu tabakları yıka… Uyuşuk şu çoraplarımı bir güzel sabunla…

Abim ayda bir kez halama beni ziyarete geliyordu. Yurtta rahat olduğunu söylüyordu. Bende rahat olduğumu söylüyordum. Abim üzülsün istemiyordum. Acaba abim de, ben üzülmeyeyim diye mi, rahatım diyordu? Bunu sormaya hiç cesaret edemedim.

Okula başlamıştım. Sınıfta okumayı ilk öğrenen bendim. Nasıl öğrenmeyeyim, annemin mektubunu okuyacaktım. Mektupta, “Hayat güzel kızım, ben seni…” yazan cümlenin bu kısmından kesilmişti. Ben her gece yatağımda, o cümleyi farklı tamamlıyordum.

“Hayat kızım ben seni ÇOK SEVİYORUM.”

“Hayat kızım ben seni ÇOK ÖZLEDİM.”

“Hayat kızım ben seni BEKLİYORUM.” Cümleye eklediğim sözcüğe göre hayal kuruyordum. Hayallerimde hep mutluydum. İnsan mutsuz hayal kurar mı?

Ortaokulu bitirdiğimde, halam artık okula gitmeyeceğimi söyledi. Oysa ben okumak istiyordum. Okuyup, ayaklarımın üzerinde durabilmek ve abimle bir evde yaşamak…

O yaz mahalle bakkalı üç çocuklu Hasan Amca’nın karısı kanserden öldü. Çok üzüldüm. Üç çocuk ne yapacaktı, annelerinin kokusunu ne çok özleyeceklerdi. Anneler neden ölüyordu? O üç çocukta benim gibi isimlerini unutacak, uyuşuk mu olacaklardı?

Ben Hasan amcanın çocuklarına üzülürken, meğerse Hasan amcanın sözlüsü olmuşum. Sekiz bileziğe, üç bin liraya satılmışım. Yaşım resmi nikâh için küçük olduğundan, kırk gün sonra, imam nikâhı ile Hasan Amcanın karısı oldum.

On beş yaşındaydım. Hasan amcanın karısıydım. İki, beş, altı yaşında üç çocuğum vardı. Birde bir çocuğum olmasını öğütleyen halam… Benimde bir çocuğum olmalıymış ki, yerim sağlam olsun. Hasan amca başka kadınlara gitmesin.

Hasan amcadan ilk tokadı, Hasan amca dediğim için yedim. Bir kadın kocasına, “amca” der miymiş… Ben altı yaşında annem gittiğinde susmayı öğrenmiştim. Hiç der miydim, İnsan on beş yaşında bir kıza karım der mi, diye…

Hasan amca bana tokat attığında, üç çocuk babasının ayaklarına sarıldı. “Hayat ablamı dövme, o bizimle oyun oynuyor. Masal anlatıyor” diye yalvardılar. Ben, o çocukların ablasıydım. Masal diye anlattıklarım ise hayallerimdi.

Hasan amca evden gidince, aynanın karşısına geçtim. Hasan demeyi öğrenecektim. Her Hasan, deyişimde aynada, Hasan amcanın, tepeden saçları dökülmüş başı, burnunun üzerine düşmüş gözlüğü, göbeğiyle görüntüsü belirliyordu. Ben her Hasan dediğimde suç işlemiş gibi utanıyordum. Hasan amcaya, Hasan diyemiyordum.

Aynanın karşısında deneme yaparken, Hasan amcanın altı yaşındaki oğlu yanıma geldi. “Hayat abla” dedi “Annem, babama bey derdi. Sende bey de.”

Bey, evet, evet bey iyiydi. Eğilip kara gözlü, hayallerimi masal diye dinleyen, Sami’yi öptüm. Beş yaşındaki Elif’i, iki yaşındaki Zehra’yı da çağırıp, onlara masal anlatmaya başladım. O gün masalıma; Tatlımı tatlı, güzel mi güzel altı yaşında, ismi Masal olan bir kız çocuğu varmış. Masal annesini kaybetmiş. Her yerde annesini aramış, bulamayınca hayaller ülkesine gitmiş. Masal, hayaller ülkesinde o kadar mutluymuş ki, bir daha gerçek dünyaya gelmemiş, diye başladım.

Masal, masalımda hep mutluydu. Hep gülümsüyordu. Her gün çocuklara Masal’ın masalını anlatıyordum. Çok mutluyduk.

Hasan amcada iyiydi. Artık, Bey diyordum. Zaman zaman öfkeleniyordu ama ben onun neden öfkelendiğini anlıyordum. O sekiz bilezik ile üç bin liraya bir masal abla satın almıştı. Oysa o, bir kadın almak istemişti.

Abim ziyaretime geliyordu. Her geldiğinde, annemin mektubunun yarısını vermek istediğini söylüyordu. Kabul etmiyordum. Mektubun diğer yarısını okursam, Masal hayal ülkesinden, acımasız dünyaya dönecek, mutsuz olacak gibime geliyordu. Benim tüm hayalim, mektubun diğer yarısı üzerine kurulmuştu.

Kırk yaşına geldiğimde, masalımı dinleyen çocuklarım büyümüştü. Sami doktor olmuş, tayini bir başka şehre çıkmıştı. Ne zaman mutsuz olsa, beni telefonla arayıp, “Hayat abla” diyordu “Bana masal anlat” Ben hemen Masal’ın hayaller ülkesindeki serüvenlerini anlatmaya başlıyordum.

Elif öğretmen olmuş, evlenmişti. Bir kız torunum olmuştu. İsmini Hayat koymayı çok istemişlerdi. İzin vermedim. Elif, “O zaman torunun ismi Masal, olacak” dedi. Torunumun ismi, Masal.

Zehra’m benim küçük kızım, veteriner olmuştu. “Hayat abla, hangi hayvan huzursuzluk yapsa, masal anlatıyorum, sakinleşiyor” diyordu. Zehra da evlenmişti. Bir erkek torunum olmuştu. Torunuma masallarımda ki, Masal’ın arkadaşının ismini koymuştu. Kahraman.

Kırk beş yaşımda iken, Hasan Amca yani Bey’im öldüğünde çok üzüldüm. Son sözü, “Hakkını helal et” olmuştu. “Hakkını helal et”

Tüm içtenliğimle hakkımı helal ettim. O iyi bir insandı.

Hakkımı, on beş yaşında kız çocuklarının evlenmesinde bir beis görmeyen zihniyete ve bu zihniyeti destekleyenlere helal etmiyorum.

Hakkımı her gün şiddete maruz kaldığını bildikleri kızlarının boşanmasını namussuzluk sayan, kör zihniyete ve bunu destekleyenlere helal etmiyorum.

Hakkımı yaralı bir kuş gibi, çaresizce umutlarına düşmüş çocuklara merhametsiz davranan yüreklere helal etmiyorum..

ALINTI

BİLKE YORUM: Yaşanmış bu olay, bir filmde konu edilmişti. Film senaryosu ya, bizden uzaklarda birileri yaşamış yazık, biraz hüzün ve sonra yine yaşama devam değil mi?

Kalbur üstü mü, bilgi sahibi mi, halktan biri mi, sokaktaki kişi mi diyelim; bu konu üstüne her kademede insanın söyleyecek bir sözü olacak mutlaka. Kapitalizm, liberalizm, neoliberalizm, emperyalizmin sonuçları diyen olacak. Kız kısmı dizini kırıp oturacak diyen olacak. Müslümanız, kadınlar evden dışarı çıkmaz, dinimizin gereği tabii ki diyen de. Çözüm bekliyorsak, adım gerekli, sorun çözücüler gerekli. Doğru seçmek gerekli.

Yaşananlar, beş yüz yıl önce de vardı, bu gün de var. Afganistan’da da, Arap ülkelerinde de, Türkiye’de de, Sinop çevresinde de var. Bu toplumun her ferdinin sesini duyurmaya ihtiyacı var. İnsan gibi yaşamaya hakkı var. Toplumun sesini duyan ve çözüm üretenlere ihtiyacı var. Okuyalım, okutalım, sesimizi duyuralım.

 
Yorum yapın

Yazan: 02 Ekim 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

İŞTE VEFA BUDUR! AZ KURU

29.09.2023-Ferhat CANİKLİ

Vefa nedir diyenlere bu hikayeyi anlatın.

GERÇEKTEN YAŞANMIŞ BİR OLAY

AZ KURU!…

Üniversite’ye yeni başlamıştı.

Ekonomik durumu iyi değildi.

Ailesi yeteri kadar para gönderemiyordu.

Mühendislik okuyordu.

Çarşıda bir lokantaya girdi;

– “Az kuru alabilir miyim? “ dedi.

– Lokantacı hali anladı.

Ağzına kadar dolu bir tabak kuru,

bir de pilav getirdi.

Para ise, sadece az kuru parası aldı.

Öğrenci her gün “az” dedi; lokantacı

çoook verdi.

Yıllar geçti, okul bitti.

Yıllar daha da geçti.

Öğrenci zengin bir mühendis oldu.

Aklına “az kuru” geldi. Atladı okuduğu

şehre gitti.

Çarşıda lokantanın olduğu yere gitti.

Baktı ki lokanta yok.

Hemen esnafa sordu:

– “Buradaki lokanta nerede, sahibi nerede? “

Esnaf,

– Lokanta kapandı, amca da az aşağıda oturuyor.

Tarif ettiler. gitti evi buldu.

Kapıyı çaldı.

Amca kapıyı açtı.

-” Buyurun dedi”

– Amca ben yıllar evvel burada okudum.

Hep az istedim,

sen çook verdin.

Amca öğrenciyi hatırlamadı.

O her öğrenciye öyle yapardı.

– “Hatırlamadım oğlum, yıllar oldu.” dedi.

Öğrenci

– “Burada oturuyorsun galiba, ev senin mi amca dedi?”

Amca,

– “Yok oğlum kiradayiz, hanımla ben idare ediyoruz.” dedi.

Öğrenci

– Peki dedi. Gitti ev sahibini buldu.

Evi satın alıp amcaya verdi. Üstüne hatırı sayılır bir paket para da bıraktı.

Amca,

– Aman oğlum ne yaptın? Ne gerek vardı? dedi.

Öğrenci;

– Amca, senin az kurun olmasaydı

ben aç yatar, aç kalkardım.

İhtimalle okulu bile bitiremezdim.

Şimdi öyle zenginim ki!

İnan benim sana verdiğim, senin bana verdiğinden daha değersiz.

Sen hakkını helal et o bana yeter.

Sarıldılar, ağladılar.

Ahh insanlık.

Cömertlere selam olsun.. 🥰

BİLKE YORUM: İller, mahalleler, sokaklar görevliler tarafından her gün taranıyor. Açlar, yoksullar her an tespit ediliyor. Neye ihtiyaçları varsa, istemeden temin ediliyor. İnsanları mutlu olan ülkelerde suç işlenmez, suçlu olmaz, hapishaneler dolmaz.

İŞTE, kurumlar bunun için var. Bu hayalimizi gerçekleştirecek duruma geldiğimizde NE MUTLU BİZE diyebileceğiz.

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Eylül 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

İĞNECİLER SINIFI

16.09.2023- bilgi seli-flood

Sait Faik arkadaşları ile

Türkiye’nin en önemli liselerinden olan İstanbul Erkek Lisesi, 1925 yılında enteresan bir olaya sahne oldu. Öğretmene şaka yapmak isteyen bir öğrenci tüm sınıfın kaderini değiştirdi. İstanbul Lisesi’nin onuncu sınıf öğretmeni Salih Hoca ile öğrenciler arasında garip bir olay gerçekleşir.

İstanbul Lisesinin onuncu sınıfı öğretmen sandalyesine bir iğne yerleştiren öğrenciler, pusuya yatıp Salih Hoca ’nın iğnenin üstüne oturmasını izleyeceklerini düşünürler. Öğretmen zili çalınca o sınıfta dersi bulunan Arapca öğretmeni (Salih Hoca) sınıfa giriyor. Sandalyeye oturacağı zaman cübbesini iki eliyle düzeltirken eli bir iğneye değen Salih Hoca ise oturduğu yere bir iğnenin yerleştirildiğini hisseder, sandalyeye oturmaz ve Deftere imzasını attıktan sonra ;

“Ben bu muameleye layık değildim, sizlere çok teessüf ederim” diyerek dershaneyi terk eder.

Meseleyi Müdür Besim beye bildiriyor ve istifasını veriyor. Ondan sonra hızlıca araştırmaya geçen disiplin kurulu işin failini bir türlü bulamaz. O sınıfın dersleri durdurulur ve araştırmalar devam eder. Fakat hiçbir öğrenci itirafta bulunmaz. Sonrasında 1925 yılının öğretmenler toplantısı düzenlendiği gün öğretmenler odasında çaylar içilirken odaya birden Müdür ile lisenin güvenliği içeri girer ve müjdeyi verir… Muhterem hocamız Salih efendinin sandalyesine iğneyi koyan iğneci sınıfın tamamen ihracına karar verdik. Çünkü failini ele vermiyorlar…”

Sonrasında ise sınıftaki 41 öğrenci İstanbul Erkek Lisesi ’nden Bursa Lisesi ’ne sürgüne gönderilir. Olaydan seneler sonra ise Salih Hoca nin sandalyesine iğneyi koyan kişinin başka sınıftan olduğu anlaşılır. Ama İğneciler olarak adlandırılan ve Bursa ’ya sürgüne gönderilen sınıf ise çoktan mezun olmuştur bile 1925 yılının 10’uncu sınıfı, yani “iğneciler” arasından kimler çıktı:

228 Sait Efendi: Arkadaşları arasındaki lakabıyla H2O, yani sulu Sait. Ünlü hikayeci Sait Faik Abasıyanık.

697 Rahmi Efendi: Ünlü hekim, politikacı, şair ve akıl hastalıkları uzmanı Dr. Rahmi Duman.

748 Saffet Efendi: Ünlü hukukçu Saffet Nezihi Bölükbaşı.

725 Feridun Efendi: Ünlü gazeteci ve yazar Hikmet Feridun Es. Sabri Efendi:

Türk politika ve diplomasi hayatının unutulmaz isimlerinden, eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil. Sıtkı Efendi: Demokrat parti döneminin ünlü bakanlarından Sıtkı Yırcalı. Hikmet Feridun ES’in şu sözü çok meşhurdur. “Biz 43 iğneci idik. Fakat sonradan o kadar çok kişi iğneci sınıftan olduğunu iftiharla iddia etti ki, hayret etmemek mümkün değil …”

“Koca sınıf Bursa’ya sürülüyor, veliler müdürün odasını basıp tehdit etmiyor. Disiplin kurulunda ki hocalar tehdit edilmiyor. Kalitenin tesadüf olmadığı, ahlaklı olmanın kişiye ve topluma ne kadar büyük bir etkisi olduğunu tekrardan anlamış olduk.”

flood alıntı

BİLKE YORUM: Kararlılığın insan için önemini vurgulayan bu gerçek, geçmişin dostluğunun ne kadar HAS olduğunu gösteriyor bize. İnsan ayaklarını ne kadar sağlam basarsa o kadar yalpalamaz. Elektronların halkalara yerleşirken karar sayısını bilmeleri ve diğer halkaya otomatik olarak geçmeleri gibi. İnsan iradesi doğru kullanıldıkça otomasyona geçer ve doğal sisteme uyumlu davranır, kimsenin gölgesi, esiri olma durumuna düşmez. Sınıfın birlikte hareket edişi bize ders oldu, herkesin ders çıkarılması dileğiyle.

 
Yorum yapın

Yazan: 16 Eylül 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

ADALET ÖLDÜ

19.08.2023- BİLKE

Çok eski yıllarda İngiltere’de bir gelenek varmış.

Sıradan bir vatandaş öldüğünde kilisenin çanı bir kez çalınıp herkese duyurulurmuş.

Bir asil öldüğünde iki kez, Kralın bir yakını öldüğünde üç kez, Kral öldüğü takdirde ise dört kez çalınırmış.

Günün birinde, herkesin hak aramak için sığındığı mahkeme, bir vatandaşı haksız yere mahkum etmiş…

Ve kilisenin çanı tam beş kez çalmış.

Ahali merak içinde kalıp papaza koşmuş:

“ey papaz efendi, kraldan daha önemli biri mi var ki o ölünce çan beş kez çalınsın…”

Papaz yanıt vermiş:

“kraldan daha önemli bir şey var;. adalet öldü..🙏🙏💖💖Alıntı

 
Yorum yapın

Yazan: 19 Ağustos 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

ÖĞRETMENLİK BÖYLE YAPILIR

18.08.2023- Sezai AKIL

Ben Samsun’da bir lisede coğrafya öğretmenliği yapıyorum. Yaklaşık 7 yıldır buradayım. Ve her yıl 10. Sınıflarda bitki coğrafyası konusunu işlerken öğrencilerime bir meyve ağacı fidanı dikme ödevi veriyorum. Öğrenci fidanını dikerken çektiği videoyu gösteriyor ve notunu alıyor.

İnternette hazırlanan birçok ödeve göre daha yararlı bir çalışma olduğunu düşünüyorum. Ve bu uygulamayı sürdürmeye devam edeceğim inşallah. Şimdiye kadar yaklaşık 80 fidan kendim diktim, 400 civarinda öğrencilerimin dikmesine vesile oldum.

)

Bu tür uygulamalar birçok farklı branşlarda uygulanabilir ve Türkiye geneline yayılabilirse çok daha güzel sonuçlar ortaya çıkarır diye düşünüyorum. Sevgi ve saygılarımı. sunuyorum🙏🙏💖💖.

Sezai AKIL

Kaynak: Sosyal Bilgiler Bilgi ve Görsel Arşivi

GÜLÜMSE BLOG ‘TAN ALINTI

BİLKE YORUM: Yaratıcı ve çalışkan insanlara ihtiyacımız var. Durum, konum, koşul ne olursa olsun, ne kadar engelle karşılaşırsak karşılaşalım yılmamalıyız. Durağan değil, hareket halinde olan, kendini tekrar etmeyen, çıkarcılara karşı gardını alan insanlar olmalıyız. Karşı durmak pasif söylem, pasif eleştiri de kalmamalı. Çalışmak ve üretmek örneklerini artıralım. Bu öğretmenimiz gibi, bireye ve topluma kazandıracak çok şey var. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Ağustos 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

EĞİTİM BURSLARIMIZA YENİ KONTENJAN

06.08.2023-A. Yaşar SARIKAYA

Eğitim Projemizden karelerMEZUN ÖĞRENCİLER LE

Derneğimizin kuruluş günlerinde yaşadığım duygu yoğunluğu, toplumun ihtiyaçlarına cevap bulmak heyecanı, bizi bu günlere getirdi. BİLKE adı bile, şiir gibi ilhamla gelmişti. Sinop ve çevresinde yaşanan problemleri çözmeyi hedefleyerek kurmuştuk derneği.

4K KÖY KENT KÜLTÜR KÖPRÜSÜ PROJESİ KÖY ATÖLYESİ

Araştırmalarla geçen zamanlarım, öğretmenlik yıllarım toplumun CIZ noktalarını önüme serivermişti. Yurdumun, boyutları dağları aşan problemlerinin bir ucundan da biz tutmalıydık.

80-90’lar sonrası, AB uyum yasalarına göre köylerin boşalmasıyla, bu sorunlar kapanmayacak yaralar açtı. Kente göçen, iki kuruş ekmek parası için toprağını bıraktı. Kadınlar kızlar tarlada çalışmak yerine evde oturmayı tercih etti. AVM’ler, ZİNCİR MARKETLER oh ne güzeldi. Güneş altında çalışmak yok, para az olsa da tarlada, ahırda terlemeden yaşamanın keyfini çıkarıyorlardı.

Ne yapsalardı, toprak gübre istiyor, traktör, döver- biçer istiyor, para yetmiyordu. Ormanlar kesildiği için domuzlar köylere, tarlalara saldırıyor, ekilen tarlaları talan ediyordu. Tarlalara, çelik tel örgüler yapsan para, araç alsan para, mazot alsan para, gübre alsan para. Ne olacak bu işin sonu dediler ve göçtüler köylerden.

Büyük şehirlerde nüfus patlaması yaşandı, eğitim seviyesi düştü. Özel okullar rağbet görmeye başladı. Çocukların kaliteli eğitim alması zorlaştı. Bir de köyden göçemeyenler vardı. Çocukları YBO’na gidenler, taşımalı eğitim görenler.

ÖĞRENCİLERİMİZE BİLGİSAYAR DAĞITIMI

BİLKE, okuma isteği olan çalışmaktan yılmayan başarılı çocuklara ulaştı. Her hikaye birbirinden etkileyici idi ve bizi kamçıladı. Onlar da eşit koşullarda eğitim almayı hak ediyor. Çobanlık yaparken üniversite sınavlarına hazırlanan ve derece yapan gençler yalnız bırakılmamalı dedik ve onlara ulaştık. Eğitim seviyesi Türkiye genelinde düştü. Yine de çocuklarımız, gençlerimiz için meslek sahibi olma yolunda elimizden geleni yapacağız.

Olumsuzluklara karşı alternatif yaratmak konusunda destekçilerimiz artıyor. Şeffaf dernek anlayışımızla, işletme defterimiz, dekontlarımız, belgelerimiz açıktır. Yüreğimizde yurt ve insan sevgisi ile yürümeye devam ediyoruz. Burs öğrencilerimiz için koşullara, BURS BAŞVURULARI kategorimiz ve sayfamızdan ulaşabilirsiniz. Gönlü zengin olanların desteklediği bir dernek olarak, bir kuruşumuzu hibe etmeden, hesabını vererek yolumuza devam ediyoruz.

NOT: 2019 yılında toprağa verdiğimiz canım babam, Sinop’un dağ köyü TİLKİLİK’ten 13 yaşında okumak için 1944 yılında SİNOP’A kaçmış. Valiye gidip okumak istiyorum demek için. Cafer SARIKAYA ANILAR kategorimizde el yazısı ile yazdığı yaşamını okuyabilirsiniz. 4 çocuğunu okutan, üniversite mezunu ve meslek sahibi yapan babama minnettarız. O nesil Türkiye Cumhuriyeti için çok duyarlıydı, Projeyi, Atatürk ve silah arkadaşlarının kanları ile suladığı bu coğrafyada kurduğu Cumhuriyete duyarlı nesle adıyoruz. A. Yaşar SARIKAYA

 
Yorum yapın

Yazan: 06 Ağustos 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , ,

KİMSESİZLİĞİZ

29.05.2023- Nejat GÜMÜŞ

KİMSESİZLİK…

Kimsesizliğimi buldum bir köşe başında, duvar dibinde.

Yanına gittim, diz çöktüm onun gibi… Yanakları ıslaktı. “Nerelerdesin?” diye sordum, sitem dolu. “Birbirimizden başka kimsemiz olmadığını bilmiyor musun?” dedim.

Başını kaldırdı, elinin tersiyle gözlerini sildi.“Biz birbirimizin kimsesi değiliz, kimsesizliğiyiz,” dedi…

Öksüz olmak, yetim olmak zordur. Kapı önünde saçlarını okşayan bir el yoktur… Yok olanlarla var olmaya çalışmak zordur. Zordur, ama yaşama isteği daha ağır basar; acıyan yerlere tuz basılır, yüreğin sesini kısarak hayata tutunulur.

Büyümek dedikleri, azalarak yola devam etmektir bir bakıma…

Her parçanı bir yerde bırakarak; yüreğini nasırlaştırarak asılmaktır küreklere.

Belki daha güzel olmayacak ama bir şeyler değişecek. Değişen ne olur bilinmez. Mekan mı, hissettikleriniz mi, yoksa tamamen benliğiniz mi, ama bir şeyler değişmelidir.

Sıkılırsınız bu kimsesizlik halinden. Konuşamamak, dertleşememek, kafanızı koyacak bir omuz aradığınızda her daim boşluğa düşmek… Zordur bunlar… Planlarına kimseyi dahil edememek, keyif aldığınız şeylere katılacak birini bulamamak… “Çok mu zor bunlar” ya da “hak etmiyor muyum” diye düşünürsünüz.

Kilitli bir kütüphanede durmadan tozlanan, hiç okunmamış bir kitap gibi merak da edilmemektir kimsesizlik…

Yaşınız beş ya da elli beş; baba ya da çocuk, artık her kimseniz… Kimseyi kimsesiz bırakmayın, kimsesiz kalmayın!.

Saygılarımla…Nejat GÜMÜŞ 16 Aralık 2020

HAYAT KÜTÜPHANESİNDEN ALINTI

 
Yorum yapın

Yazan: 29 Mayıs 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

BURUK ACI DOLU MAYISIN İKİNCİ PAZARI

09.05.2023- YAZAR- HAYAT KÜTÜPANESİ

MAYISIN İKİNCİ PAZARI…

Emekli olsa bile, böylesi öğretmen anaların kapısı hep çalar Mayısın ikinci pazarı.

Daha birinci sınıfa giderken çantasına doldurmuştu yalnızlığını, sırf okusun diye babası onu yurda yerleştirdiğinde yeni bir anne getirmişti küçük kardeşlerine baksın niyetiyle. Düğmelerini dikecek, akan burnunu silecek, terledikçe giysilerini değiştirecek, beslenme çantasına taze kurabiyeler koyacak bir anne hayal ederdi.

Bir gün okulun koridorlarında koşarken ayağı kaydı ve düştü. Başını kaldırdığında yanı başında bir kocaman gülümseme ile kalktı ayağa.

-Bir yerin acımadı ya evladım.

Tüm öğretmenlerin tanıdık kelimeleriydi ağzından dökülen genç kadının. Kendi çocuğundan gayrı bu mesleğe gönül vermiş tüm öğretmenler gibi ana gibi çıkardı evladım, çocuğum sözü ağzından. Hiç bir yerini incitmeden ana kalbiyle kaldırdı düşen mendilsiz çocuğu yerden.

-Aaa bak düğmen de kopmuş, gel eve gidip annen dikinceye kadar böyle açık durmasın yakan.

-Yurttaki ablalar dikerler dedi çocuk, koşup çocukça terlemek için acelesi vardı.

-Hangi yurtta kalıyorsun?

-Yetiştirme yurdunda.

İşte böyle başladı anasız çocukla, düğmelerini diken öğretmenin öyküsü.

O günden sonra çocuk ne zaman güzel bir söz duymak, gülümseyen bir yüz görmek istese düğmelerini kopartıp bir alt sınıftaki öğretmenine koşuyordu. Daha da fazlası belki çocukça bir kurnazlıktan belki de gerçekten tembellikten ertesi sene bir seneyi tekrar etme pahasına o öğretmenin sınıfında en uzun boylu oğlan çocuklarının arasına katıldı. Geri sıralarda oturtmaya kıyamadı öğretmeni onu, diğerlerinden ayrı tutamazdı. Zaman zaman en çalışkanın yanına oturttu, baka baka öğrenir diye. Zaman zaman yaramazların sırasına, içlerinde en uslusu olup çıktı. Tembellik yaptıkça yaz okuluna bırakırdı, biraz daha öğrensin, biraz daha ev kurabiyesi yesin diye.

Bazen bir mendil koydu cebine, bazen kütüphanenin anahtarını taktı beline sorumluluk öğrensin diye. Başkaları ile kavga ettikçe konuşarak yatıştırdı ortamı. Bazen yalana sığınan çocukluğunu incitmeden sesini yükseltir, hayatı öğrensin isterdi. Sonraları evine götürdü, kendi kızını ablası yaptı. Bu sefer kurabiyeleri sıcak sıcak yemeye alıştı çocuk. İstediği yemeği söylerdi.Yaparlar beraber yerlerdi. Evin çocuğu oldu hafta sonları beklenen. Yurttan izni oldukça, babası gelmedikçe hep yolunu düşürdü öğretmenin evine.

Hep ilk günkü gülümsemesi vardı öğretmenin yüzünde. Tüm öğretmenlerin en çok da anne olanların sıcak gülümsemesi. Beş yıl böyle geçti. Çocuk son zamanlarda ders çalışmaz, ödevlerini unutur, sınavlarda boş kağıt verir oldu.

-Böyle giderse seni sınıfta bırakmak zorunda kalacağım, ortaokula gidemeyeceksin dedi öğretmeni.

-Ben de zaten kalmak istiyorum dedi.

Niyet anlaşıldı.

-Sen nereye gidersen git sen istediğin sürece yanında olacağım sözünü verdi öğretmeni.

-Yemin et dedi çocuk.

Gözlerim yeminim dedi kadın ve çocuk orta okula başladı. Sonra çocuk ne zaman isterse geldi. Bazen sökük gömlekler getirdi, bazen harçlıklarından biriktirip aldığı bir çiçeği sundu. Büyüdükçe değişiyordu. Öğretmenin her zaman onun peşinden koşacak zamanı da yoktu. Ama hep bir gözü üzerindeydi.

Hastayım der gelirdi, seni özledim der gelirdi.

Bir gün geldi

-Ben okumayacağım artık, karar verdim otobüste muavin olacağım dedi.

Çok ısrar etmedi oku diye, zaten çocuğun kapasitesini biliyordu öğretmen. Bugün olmazsa yarın tökezleyecekti. En azından işsiz güçsüz kalıp,serseri olmazdı. Yanına alacağına söz veren şoför de eski öğrencisiydi. Tamam dedi, senin istediğin olsun.

O günden sonra küçük şehrin küçük otogarında çalışmaya başlayan çocuk, ilk defa öğretmenini misafir ettiğinde muavini olduğu otobüse, gözlerindeki pırıltıyı anladı diğer yolcular.

Yine bir gün askere gidiyorum elini öpeceğim, hakkını helal et, diye geldi çocuk.

Her gelişinde cebine bir şeyler koyardı öğretmeni bazen şeker, bazen kurabiye, bazen para, bazen temiz bir mendil. Ama her seferinde eksiksiz sevgisini koyardı gözleriyle, incitmeden öğütlerini verirdi bazen kızıp sesini yükseltse de. Bu sefer de askere giden çocukların analarının dualarını koydu cebine.

Askerden döndü yine geldi. Zaman olur kayıplara karışır gelirdi, bazen telefon eder, bazen kapıdan uğrardı. Belki şu sıralar yine gelmiştir. Evlendim ilk kız çocuğuma senin adını koyacağım müjdesini veriyordur.

Emekli olsa bile,bile böylesi öğretmen anaların kapısı hep çalar Mayısın ikinci pazarı. Belki aklına eser yine o çocuk gelir. Belki analı anasız yüreğini açtığı diğer çocukları da gelir diye, hep sıcak kurabiyeler olur fırında.

FOTO VE YAZI HAYAT KÜTÜPHANESİ’NDEN ALINTI

 
Yorum yapın

Yazan: 09 Mayıs 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

HAY’DAN GELEN HUYA GİDER

26.04.2023- Turan COŞKUN

Ermenicede (hay) kelimesi Ermeni demek (huyn) kelimesi de Rum demektir.

Yüz yıllar evvelinden yeniçeriliğin makbul olduğu devirlerde kapalı çarşı esnafı 4.500 civarında ticaret yapan ermeni esnaf

kuyumcusu, antikacısı manifaturacısı ayakkabıcısı akla gelen hepsinin bir korucu meleği bir yeniçeri ağası bulunuyor.

Hafta sonu cuma günü saat 5 gibi yeniçeri ağası mağazaya gelir hüsnü kabul görür kahvesini yudumlar çubuğunu tüttürür, haracını

alır kapıya kadar yol edilir ta ki öbür cuma akşamına kadar. o mağazaya başka bir yeniçeri ağası kesinlikle uğrayamaz.

Diğer tarafta istanbul’u bütün eğlence yerlerini rumlar çalıştırır gazinolar meyhaneler, barlar, pastaneler lokantalar çorbacılar

aklınıza ne gelirse yeniçeri ağaları Ermenilere den aldıklarını Rumların eğlence yerlerinde harcarlarmış.

Onları görenler bu değirmenin suyu nereden geliyor diyenlere

(hay) dan gelen (huyn) a gider derlermiş.

BİLKE NOT: Bu gün de kullanılan söz, hala anlamını yitirmemiş. Hay, hayat anlamında canlı ve diri demektir. Hayat, hayvan aynı kökten kelimelerdir.

Anlam kolay “İYİ İNSAN OLMAK” “HAK YEMEMEK” gibi seçkin değerlere yerini bıraksa. Güç, TOPLUMDA DENGE SAĞLAMAK için kullanılsa. Meydan çıkarcılara kalmasa. HALK SEÇİM YAPMA BİLİNCİNE ERİŞSE…

KONU HAKKINDA Sinan ONUŞ SPUTNİK TÜRKİYE’DE neler yazıyor:

“Bir rivayete göre ‘hay’ Ermeni, ‘huy’ da Ermenicede Rum mânasında imiş ve söz Ermeni’nin kazandığını Rum alır, Türk’e nasip olmaz demesine gelirmiş. Büyük bir ihtimalle ‘hay’ gibi ‘huy’ da ‘elfaz-ı savtiye’dendir veya ‘nida’dır.”

“Bir asla bağlamak da mümkündür: Lügatlarımızın Farsça olarak gösterdikleri ‘haya huy’un çalgıcı şamatası, ‘haya hay’ın ise matem feryadı demesine geldiğine bakılınca atasözü kelimelerde değişiklik yaparak ‘çalgı çağanak içinde kazanılan hayırsız para, matem iniltisine gider’ anlamını belirtmek istemiştir.”

“Nitekim çocukluğumda o darbımeseli daha ziyade sonunu getiremeyip perişan hale düşen hafifmeşrep kadınlarla muhtekirler, mürtekipler, kumarbazlar, hovardalar hakkında söylenirdi.”

“Türkçemizde nedense lügatlere geçmemiş ‘hayhuy’ kelimesi de vardır; ‘bir hayhuydur gidiyor’ şeklinde kullanılır ki gürültülü patırtılı, düzensiz, karmakarışık ve hesapsız kitapsız bir yaşama tarzına işarettir. ”

 
Yorum yapın

Yazan: 26 Nisan 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , ,

HAN VE YOLCU

18.04.2023-Aktif felsefe ANKARA (onedio)

Günlerden bir gün, zamanın ünlü bir bilgesi hükümdarın sarayının kapısına geldi. Muhafızların hiçbirisi saygıları nedeniyle onu

durdurmaya çalışmadı. Bilge, sonunda hükümdarın tahtında oturduğu odaya girdi. Ziyaretçisini hemen tanıyan kral saygıyla ayağa

kalkıp sordu:

“Ne istiyorsun? Sana nasıl yardım edebilirim?” 

“Bu handa uyuyacak bir yer istiyorum” cevabını verdi bilge. 

“Ama burası han değil ki” dedi kral hafif kızgınlıkla, “Benim sarayım.” 

“Sorabilir miyim: Senden önce bu sarayda kim yaşıyordu?” 

“Babam. O öldü ama.” 

“Ondan önce kim yaşıyordu?”

“Büyükbabam. O da öldü.” 

“O zaman burası insanların kısa bir süreliğine gelip kaldığı, sonra da terk edip gittiği bir yer demek ki. Neden ona han

demeyeyim?

alıntı

İki kapılı bir han diye boşa dememiş VEYSEL. Kimler geldi kimler geçti, bu sözler şairlere ilham oldu. Bilse de insan, doymazlıkta yine ısrar etti. BİLKE

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Nisan 2023 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,