RSS

“IRIP” SÖZCÜĞÜ HAKKINDA

26.12.2021-A.Yaşar SARIKAYA

İlk insandan bu güne kullanılan sesli harfler aklıma geldikçe, ne evrelerden geçtiğimiz gözümün önüne geliverir. Kök heceler, uygarlıklarla birlikte iletişim ihtiyacını karşılamış; kabul görmüş yerleşmiştir. Kök heceler, yerleşik hayata geçişle zenginleşmiş, coğrafyalara taşınmış, yapısına eklentiler alarak, yeni anlamlar da kazanmıştır.

Gezgin ezgiler gibi, sözcükler de coğrafyaları aşarlar. Brother-birader, balcon-balkon, anni-anne, papa- baba gibi.

Annemin kullandığı, ırıp kelimesini Orhan Veli’nin şiirinde gördüm. Şair, “IRIPLARIN ÇALKANTISINDA” dizesi ile dalgalar arasındaki balık ağının deniz etkisi ile nasıl çalkalandığını anlatıyor. Annem de, “NE IRIP NE IRIP” “IRIPÇI SENİ” “IRIP YAPMA” biçimlerinde kullanır. Örnekler, uyanıklık yaparak öne geçme, sadece kendini düşünme, düzen kurarak iş başarma anlamlarını taşır. Annemin köyü denizden uzaktır. Ağ olarak kullanılan “IĞRIP”; hile, tuzak, yalan anlamlarında kullanılan biçimi ise “IRIP” tır.

Giresun yöresi sözlükte ırıp kelimesini buldum: Tuzak anlamında kullanılmış. Kaynak:(https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/208458)

“Yöntem, tutulması gereken yol” anlamında kullanılışı bir çok il ve ilçede rastladım:

-Denizli -Aydın- Çırpıköy, Bayındır *Düzce, İğneciler *Mudurnu -Bolu- Aliköy *Çaycuma, *Safranbolu -Zonguldak- Kayı *Tosya -Kastamonu- *Ilgaz, *Kurşunlu -Çankırı–Sinop

Çakıralan *Havza -Samsun- Kuzköy *Akkuş -Ordu- *Silifke -İçel

KAYNAK: -Kırklarelihttps://sozce.com/nedir/

15 000 yıldır kullanılan kelimelerle ilgili bir çalışmayı paylaşmak istiyorum:

EN ÇOK KULLANILAN KELİME HAYATTA KALIYOR(https://www.ntv.com.tr/turkiye/15-bin-yildir-kullanilan-kelimeler)
Dilbilimciler, akraba kelimeleri tespit ettikten sonra kelimelerin kullanılma oranı ve yaygınlığını ölçmeye çalıştı.

En çok tekrar edilen kelimenin en yavaş kaybolduğu anlaşılırken, günde ortalama 16 kez tekrarlanan bir kelimenin en az üç dilde hayatta kaldığı anlaşıldı.

Hayatta kalan kelimelerle ortaya çıkan tuhaf cümle ise şöyle:

“Sen, beni duydun! Bu ateşi şu yaşlı adama ver. Siyah solucanı ağaç kabuğundan çıkar ve anneye ver. Ve küllere tükürmek yok!”

Pagel, hayatta kalan kelimelerle kurulan cümlede ‘ağaç kabuğunun’ açıklaması ise şöyle yaptı: “Bazı antropologlarla konuştum. Eski insanların ormanlarda yaşayan, avcı-toplayıcı kabileler olması, ağaçların hayatlarında önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor.”

Kelime Kökeni olarak araştırdım. “Yeni Yunanca grîpos γρῖπος  “balık ağı, bir tür balıkçı teknesi” sözcüğünden alıntıdır. Yunanca sözcük Eski Yunanca grîpos γρῖπος  “çubuklardan örülmüş balık avlama sepeti” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Hintavrupa Anadilinde yazılı örneği bulunmayan *ghrebh- “yakalamak, tutmak” fiilinden türetilmiş olabilir; ancak bu kesin değildir. ” https://www.etimolojiturkce.com/kelime/%C4%B1%C4%9Fr%C4%B1p

Kaynaklarda rastlamadım ama, riba kelimesi ile ilgisi olabileceğini de düşünüyorum. Riba, artırma, faiz, yalan, hile anlamında kullanılan Arapça kökenli bir kelimedir.

Araba ve IRIB kelimesi arasındaki sessiz benzeşmesi de ilgimi çekti. Araba tekerleri döner de döner. Dönmek ile hile arasında da çok yakın olmasa da anlam açısından benzerlik vardır.

“Hotan Saka dilinde rraha “at arabası” sözcüğü ile eş kökenlidir. Sakaca sözcük Avesta (Zend) dilinde aynı anlama gelen raθa- sözcüğü ile eş kökenlidir. Bu sözcük Sanskritçe rátha- रथ  “iki tekerlekli tören arabası” sözcüğü ile eş kökenlidir. ” https://www.etimolojiturkce.com/kelime/araba

Annemin kullandığı kelimelere, yeri geldikçe yer vermeye çalışıyorum. Herkesin MAMALİKA olarak bildiği yemeğe KÖLHAMUR dediği gibi. Sözcüğün köle hamuru olduğunu, araştırmalarım hatırlattı. 1500 yıllarında HALEP yaylalarında konaklayan göçerler, köle ticaretini gördükleri için onların yediği “UN LAPASI” köle yemeğini hatırlatmış olmalıydı. Yaptıkları tereyağlı kaşık kesmesine de KÖLEHAMURU ismini vermiş oldukları anlaşılıyordu.

Eskiler, üreten nesillerdi. Artık, sanayileşme ve teknolojinin aydınlığında(!) tüketen toplum olduk. Ya kuru kuru eleştiriyor, ya da hep hazırı tüketiyoruz. Yeni bir yazıda buluşmak dileğiyle.

 

Etiketler: , , , , , , , ,

1927 SİNOP SALNAMELERİ

23.12.2021-BİLKE

1927 SİNOP ViLAYETi EĞiTiM DURUMU VE DERNEKLER
Sinop Vilayetinde “73” talebeli bir orta mektep,

“16755” talebeli muhtelif “19” ilk Erkek ve Kız Mektebi vardı.
Vilayette Cumhuriyet Halk Fırkası, Türk Ocağı, Hilal-i Ahmer, Teyyara, Himaye-i Etfal Ģubeleriyle Muallimler Birliği, Ticaret Odası ve Asar-ı Atika-yı Muhibler Cemiyeti vardı.

Boyabat, Ayancık, Gerze Kazalarında Cumhuriyet Halk Fırkası, Himaye-i Etfal, Türk Ocağı ve Teyyare Cemiyetlerinin Şubeleri de vardı. (15)

VİLAYETİN SAĞLIK DURUMU
Vilayette malarya (sıtma), frengi, zatürre gibi hastalıklar görülmektedir. Ayrıca 40 yataklı bir “Memleket Hastanesi” mevcuttur. Gerze, Ayancık, Boyabat kazalarında muvazene-i umumiyeden idare olunan onar yataklı birer “Muayene ve Tedavi Evi” vardı. Bunların muamelat-ı sıhhiye ve idariyeleri mahalli hükümet etıbbasının (doktorlar) mesuliyeti altındaydı.(16)
Sinop’un sağlık açısından en önemli sorunu yerleşim merkezlerinin birbirinden uzak ve küçük birimlere bölünmüş olmasıydı. Ayrıca yerleşim merkezleri arasındaki ulaşım güçlüğü sağlık merkezine ulaşmayı da geciktirmekteydi. Altyapı olanaklarının yaygınlaşmamış olması ve yerleşim birimlerinin dağınıklığı sağlık hizmetlerinin istenilen düzeye ulaşmasında en büyük engel olarak görülebilir.

VİLAYETİN EKONOMİK DURUMU
Hayvancılık

Sinop Vilayetinin dağlık ve ormanlık olması hayvancılığa elverişli bir ortam hazırlamıştı. Bunun yanında yüksek kesimlerde sert ve soğuk geçen kışlar hayvan yetiştiriciliğinde önemli yem sorunları yaratmıştı.
Vilayette bargir, kısrak, merkep, katır, inek, öküz, manda, koyun ve keçi gibi hayvanlar beslenmekteydi. Hayvanlardan elde edilen ürünleri ise süt, yün, yapağı kılı ve keçi kılı oluşturmaktaydı.(17)


Sinop Vilayetinin genel olarak hayvancılık faaliyetlerine baktığımızda en çok keçi beslendiğini görmekteyiz. Keçinin küçükbaş hayvan olması ve hareket olanağının daha kolay olması, sütünün ve keçi kılının bir gelir kaynağı olması bunda etkili olmuş olabilir. İkinci sırada en çok yetiştirilen koyun için de aynı durum söz konusudur diyebiliriz. Dikkati çeken bir nokta da Sinop merkezde inek sayısının diğer kazalara nazaran az olmasına rağmen süt üretiminin fazla olmasıdır.
Tabloda dikkati çeken bir durum da hayvansal ürünlerin üretiminin olmayışıdır. Buna sebep vilayette bu dönemde hayvansal ürünleri değerlendirecek kuruluşların henüz olmayışı olabilir. Ayrıca tabloda et üretimiyle ilgili bir bilgi de verilmemiştir.
Karadeniz’e oldukça uzun bir kıyısı olan Sinop Vilayetinin su ürünleri ile ilgili bilgi de bu salnamede verilmemişken 1925-1926 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesinde tuzlu balık üretiminin yapıldığı görülmüştür.(18)

Bunun sebebi mübadele sonucu Rum nüfusun göç etmiş olması ve büyük olasılıkla onların iş sahaları olan tütün işleme ve tuzlu balık üretiminin de yavaşlamasıdır. Bir başka ihtimal ise veriler aynı olduğu için belirtilmemiş olabilir.

Madenler

Sinop yeraltı kaynakları açısından oldukça fakirdir. Bundan dolayı madencilikle uğraşan insan sayısı da çok azdır. Boyabat ve Durağan’da linyit damarları mevcuttur.(22)

Salnamede de madenlerden Ģu şekilde bahsedilmektedir; Boyabat Kazasının Durağan mevkiinde Haziran 314 tarihinde Musa Ağa namında birisi tarafından imtiyazı alınan ve elyevm gayr-i faal bulunan arsenik madeni ile yine Boyabat Kazasının Ekinviran mevkiinde petrol madeni vardı.(23)

15 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1927-1928, 941.

16 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1927-1928, 941.
17 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1927-1928, 937.

18 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1925-1926, İstanbul.

22 Yurt Ansiklopedisi, “Sinop”, C. 9, 6747-6829, İstanbul.
23 Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi 1927-1928, 938.

KAYNAK: Hürü SAĞLAM TEKİR-

Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Kafkas University Journal of the Institute of Social Sciences
Sayı Number 13, Bahar Spring 2014, 133-145
(DOI:10.9775/kausbed.2014.009)

PDF tamamı:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/116204

 
Yorum yapın

Yazan: 23 Aralık 2021 in eski sinop

 

Etiketler: , , , , , , , , , ,

SİNOP KÖY EVLERİ(2)

18.12.2021-BİLKE

Sinop köylerinde, yerleşimler dağınıktır. 1071’den sonra Anadolu’nun her tarafından Sinop’a yapılan göçler dağınık gruplar halinde olmuştur. 2-3 ev bir mahalle, bir sülale bir mahalle oluşturmuş, bu yüzden evler dağınıktır. Sahilden yükseklere çıkıldıkça, evlerin ve ambarların mimarisi değişir, detay azalır, kullanım amacı öne çıkar ve işlev kazanır.

Gerze- Tilkilik Köyü Ambar
FOTO: Vitrin Haber-Sinop’un Erfelek ilçesi Kaldırayak köyü Kuz Mahallesi. Karadeniz’in mühendislik harikası serender yapıları her geçen gün çürümeye ve yıkılmaya yüz tutuyor. Vitrin Haber
FOTO:Gerze- Tilkilik Köyü- Doğal Temel Taşları-Yaşar SARIKAYA
Foto – Eğimli alanlarda her zaman minazların arasına taş örülmez. Burada ev sahibinin bu
alanı kullanmak istemesi ya da taşa ulaşamama gibi etkenler minazların arasının boş bırakılmasına
neden olabilir ( Ayancık Kızılcakaya Köyü)-Prof.Dr. Cevdet YILMAZ-Mutlu KAYA

Sinop’ta ahşap konaklar, kent merkezinde olduğu gibi köylerde de vardır. Konaklar sülale adı veya sülalenin ileri gelen kişisinin adı ile anılırlar. Sinop Merkez Avdan Köyü Sarıdüz Mahallesi 1 numarada yer alan Tercümanoğlu Konağı akademik bir çalışmaya konu olmuş.

FOTO: HAYRUNNİSA TURAN-Sinop’ta Geleneksel Bir Türk Evi: Tercümanoğlu Konağı

Çalışmanın detayını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/609435

Yakup Ağa Konağı- Gerze- Eski ve yeni hali

Ne emeklerle yapılmış bu yapılar. Ustaları bu dünyadan göçüp gitseler de tahtaların her zerresine sinen izleri bu gün de gelecekte de yaşayacak. Köylerde saklı olan ahşap ev ve ambar kültürümüzü, kentin karmaşası sevdasına yitirmeyelim, fotoğraflayalım.

 
Yorum yapın

Yazan: 18 Aralık 2021 in eski sinop köyleri

 

Etiketler: , , , , , , ,

SİNOP KÖY EVLERİ

13.12.2021-BİLKE

“Yerleşmelerin çekirdeğini oluşturan en temel unsur meskendir. Meskenler, yapı malzemesi ve düzenleniş şekilleriyle bulundukları coğrafi koşulların etkisini taşıdıkları ve bu etkiyi yansıtabildikleri oranda coğrafi önem taşırlar. Bu etkiyi yansıtanlar da daha çok kırsal meskenlerdir (Tolun-Denker, 1977:60).”

Akçaçam Köyü Evi- FOTO: Geleneksel Kır Meskenlerinde Mimari Degradasyon: Sinop İli Örneği-MUTLU KAYA
Ayancık Kurtköy Evi- foto-Geleneksel Kır Meskenlerinde Mimari Degradasyon: Sinop İli Örneği-MUTLU KAYA
Ayancık Köy Evi Tuvalet-FOTO:Geleneksel Kır Meskenlerinde Mimari Degradasyon: Sinop İli Örneği-MUTLU KAYA


“Kültüre sahip çıkmak gerek. Bu evlerin her köşesinde, her bir miliminde ne anılar, ne izler saklı. Hormonlu gıdalar, doğal gıdaları solladı geçti ya, ahşap evler de yerini taş ve demir yığını binalara bıraktı. Kıymet bilmeyen topluma dönüştük. Üretmiyor, hep tüketiyor ve buna alışıyoruz.

Gençler, köyünüzdeki doğal yapıları, doğal olan kültür mirasını koruyun, arşivleyin. Buğday kayıp, tohumlar kayıp, topraklar boş. Fotoğraflamayı olsun ihmal etmeyelim.” BİLKE

Yazımızın girişinde yer alan paragraf kaynak:

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/696991

 

Etiketler: , , , , , , , , ,

C.SÜREYA’NIN “BULGUCU ADAM”I S.KARAKOÇ

10.12.2021- BİLKE

Cemal SÜREYA’nın kaleminden Sezai KARAKOÇ:

Bulgucu adam. Belki de ülkemizdeki tek bulgucu. Çok daha yetenekli Mehmet Akif’in tinsel görüntüsüyle, adam akıllı dürüst bir Necip Fazıl’ınkini iç içe geçirin, yaklaşık bir Sezai KARAKOÇ fotoğrafı elde edebilirsiniz. Öyle bir Müslüman ki, Marks da bilir, Nietzsche de bilir. Rimbaud da bilir, Salvador DALİ de sever, Nazım da okur.

Alçak gönülle katı yüksek uçuyor… Şemsiyesi yok.

Düşün insanının şiiri:

SÜRGÜN ÜLKEDEN BAŞKENTLER BAŞKENTİNE
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome´nin Belkis´in
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın sen bellisin.
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Yıllar geçti sapan ölümsüz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgelendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca´da Emirgân´da
Kandilli´nin kurşunî şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yâr vardır
Yoktan da vardan da öte bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır

Sevgili 
En sevgili
Ey sevgili

Sezai KARAKOÇ


		
 
Yorum yapın

Yazan: 10 Aralık 2021 in Eğitim

 

Etiketler: , , , , , , , ,

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK YİTMESİN

07.12.2021- Şafak Gündüz SARIKAYA

foto-tipitip

Eskiden cep telefonu, internet olmadığı zamanlardı.

Hayat basit ancak rafineydi sanki, kim bilir o zamanlar daha mutluyduk belki de.

Şimdi dijital ve global dünyada insanlar daha kopuk, bireyci ve pragmatik olmaya başladılar gibi.

Çocukken, oyun oynamak için gelen arkadaşlarım eve seslenirlerdi. Ya balkondan ya da mutfak camından bakardım.

Yine bir gün bir arkadaşım gelmişti, evin önünde başı önüne eğik duran kavak ağacının hışırdayan yaprakları arasından gördüm arkadaşımı. O kavak ağacının başı önüne hep eğikti, saygılıydı ama bir o kadar da mutluydu. Bu gün yerinde olmasa da, hışırdayan yapraklarının melodik sesi hala kulaklarımda.

Neyse arkadaşımı unutmayalım, bana “N’apisin, tipitip oynilim mi?”, diye sordu. Bu konuşma tarzı Sinop merkezde olup, bir tür n’apiyon, n’örüyon gibi bir ağız diyebiliriz. Ayrıca tipitip de, 1970’li yıllardan günümüze kadar uzun burunlu, büyük gözlüklü, papyonlu, yuvarlak şapkalı bir çizgi kahramanı. Sakızın ambalajında tipitipin ayrı maceraları olurdu o günlerde.

Hala var mı, inanın bilmiyorum. Ama bakın burası çok önemli, alt tarafta da bir sıra numarası olurdu. Biz oyunumuzu bu numaraya göre oynardık. Arkadaşım:

“n’apisin, geli misin?”, dedi. Ben de doğal olarak:

“gelim” (anlamı geliyorum) diye karşılık verdim.

Cebime tipitipleri doldurup aşağı inip, alt 10, üst 15 diye oynuyorduk. Alt 10 yani alttaki rakam üsttekinden büyükse kaybeden karşı taraf kazanana 10 adet veriyordu. Gel zaman git zaman ben bu oyunu çok iyi oynar oldum, hatta namımı duyan Sinop’un çok farklı yerlerinden çocuklar benle tipitip oynamaya gelirlerdi. Hani batının hızlı silahşörleri gibi(!), neyse onun sonu iyi olmuyordu galiba. Yani havam o biçimdi tipitipte.

Ben de bir gün, iyi oyunculardan birini İstiklal İlkokuluna davet etmiştim. Okulun dik yokuşu evimizin de olduğu Kuruçeşme Sokağa çıkıyordu, sokağın sonundan kıvrılan yol Tarzan Kemal’in evinin önünden Balatlar Kilisesi’ne dönüyordu. Tarzan Kemal’in evinin önünden devam eden yol ise Ada Mahallesi’ne ve Zeytinliğe devam ediyordu. Okuldaki çocuklar terleyince musluktan kana kana su içiyorlardı, yani su bile o zaman daha berrak ve temizdi.

Tipitip işinde ilerleyince, ablamın öğretmen okulunda yaptığı güzel mukavva kutuya tipitipler koymak için kullanmaya başladım. Oynadığım kişiler karton kutunun içindeki tipitip kağıtlarını görünce, özenime çok şaşırıyorlardı.

Daha ilkokulda olmama rağmen, benden büyük kardeşlerimle birlikte evde öğrenmediğim iskambil oyunu kalmamıştı. Sayı tamamlamak için oyuna ablamı da davet ederdik. Biz 3 erkek kardeş oyunda tecrübeliyiz, ablamın sorularını da gülerek hatırlıyorum.

” Koz hangisi? ” Sonunda, aramızda o da tecrübe kazandı.

Tavlayı da çok iyi öğrenmiştim. (Rahmetli Selçuk Bıçakçı hatta çok şaşırıyordu bu halime, toprağı bol olsun.) Bu becerilerim, daha sonraki yıllarda beni kahve köşelerine çekmeyi başaramadı. Düşünüyorum da, o gidişle kumarbaz bile olabilirdim.

Bu tür oyunlar ve kazanma hırsı aslında insan egosunu, bilinç altına sürülmüş kırılganlıklarından dışa vuruş yansıması bir nev’i. Yani geliri iyi olanlar da olmayanlar da yapıyor. Belki başka faktörler de olabilir, kısa ve çabuk yoldan zengin olma, topluma kendini ispat etme v.s.

Günümüzde cep telefonları, sosyal medya, arama motorları ile dolu dünyamızda, teknoloji hayatı rahatlatmasına rağmen eskiye daha mutlu olduğumuz geçmişimize özlem duymuyor değil miyiz?

Bakın, Tuncel Kurtiz şunları söylemiş:

“Yastık değil, kafa rahat olacak,

Döşek değil, vicdan rahat olacak,

Ve insan yorgana değil,

Huzura sarılıp uyuyacak.”

ŞGS

 
Yorum yapın

Yazan: 07 Aralık 2021 in ŞAFAK SARIKAYA ANILAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

//ayşe’ce//

30.11.2021- Ayşe Ekşi ELMACI

GEÇMİŞE YOLCULUK

Kasımda geldi gidiyor. Soğuk bir kasım sabahından geçmişe bir yolculuk yapalım . Memleket sevdalısı yazar , araştırmacı, köşe yazarı Tufan Bilgili’nin de yazdığı gibi Altmışlarda çocuk olmak muhteşem bir şeydi. Yaz vazgeçilmezimdi , köyde ananemin yanında.

Ananem yalnız bir kadındı rahmetli dayım yapardı bütün dışarı işlerini. İple çektiğim orak ayı en eğlenceli yanıydı . Biçilip destelenen ekinler öküz arabalarıyla harmana taşınırdı. O zamanlar henüz biçer döğerler köye gelmemişti . Harman yeri denilen yerde desteler yığın yapılır, bütün buğdaylar toplanana kadar o yığınlar dururdu .

Biz çocuklar için en güzel yanı öküz arabasına binmekti. Sonrasında o yığınlar bozulur desteler harman yerine serilir, öküzlerin çektiği düvende buğdaylar saplarından ayrılırdı. Düvene binmek en güzel eğlenceydi. Dön baba dönelim hesabı geniş alanda döner dururduk. Bu işlem olurken harmanlarda türküler sesler birbirine karışırdı. Günlerce sürerdi düven işi, sonra yabayla rüzgara karşı savrulur samandan buğdaylar ayrılır, ambarlara taşınırdı ambarlar devasa olurdu bölüm bölüm.

Senelik un için ayrı bölüm, tohumluk ayrı bölüm, cinsine göre ayrı bölüm . Fazlası köye gelen al yazmalımın kırmızı kamyonu gibi kamyon gelir , her evden topladığı koca çuvalları kantarla tartar geride koca bir toz yığını bırakarak giderdi. Bize oyun, emek verene ayların yorgunluğu teri ve bir çoğunu borca vereceği para olurdu…

Yağmurlu rüzgârlı Beykoz sabahından herkese , GÜNAYDINNNN…!! //ayşe’ce/

 
3 Yorum

Yazan: 30 Kasım 2021 in KONUK YAZARLAR

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , ,

SANA NE BE MORUK DEMEZ Mİ!

24.11.2021- A. Yaşar SARIKAYA- Yaşamdan Kesitler

Bora fırınının önünden geçerken, herkes o güzelim gevrek simitlerden alırdı. Birkaç yıl önceydi, simit aldım eve dönüyordum. Gördüm ki, mahallenin çocukları birbirine girmiş, kavga ediyorlar. İçlerinden biri, sanırım grubun reisiydi. Ortalarına kendilerinden küçük bir çocuğu almışlar, yer misin yemez misin misali kıyasıya pataklıyorlardı. Diğer çocuklar da, olayı film seyreder gibi zevkle seyrediyorlardı. Güçlü olanın gözüne girme modası var ya toplumda; çocuklar da büyüklerinden gördüğü gibi çete reisinin gözüne girmek için arada birkaç yumruk, bilemedin tekme kaptırıyorlardı. Ne güçlü, ne cesaretli, ne korkusuz insanız sanıları; belli ki gururlarını okşuyordu.

Yaklaştım ve yüksek sesle

“ne yapıyorsunuz çocuklar, ayrılın” diyerek daldım aralarına. Sopa yiyen çocuğu çekip aldım almasına da, arada olduğum için bir iki de şaplak yedim. Yine de, serde eğitimcilik var ya, aklım sıra öğüt vereceğim;

“Oğlum neden kavga ediyorsunuz, gün gelir senden güçlü olan da seni döver. Lütfen yapmayın, bu çocuk sizden hem küçük hem de tek başına. Bir araya gelip onu dövmekten utanmıyor musunuz?” dedim.

Önder olan, delikanlılığın kitabını ben yazdım havalarında;

“bize küfür etti, sopayı da hak etti” dedi.

“Oğlum, çare dayak atmak mı; hem de bire karşı beş kişi” .Reis çocuk, lafı gediğine oturttu;

Sana ne be MORUK” diyerek.

Söylediğine güleceğim, ama ciddiyeti bozmamam lazım ki etkili olayım. Evde annem:“siz daha dünkü çocuksunuz yaşınız genç” derken; çocuk gelmiş bana MORUK diyor. Gel de gülme şimdi bu duruma. Çocukluğumdan beri zayıfın ezilmediği, kavgasız bir dünya umudu içimi kuşatmıştı. Bana söylediğine takılmaktan çok, doğru mesajı vermek beni ilgilendiriyordu. Araya girdiğimde, sopa yiyen çocuk kaçtı kurtuldu. Lider çocuk “moruk karışma” dese de, kaba kuvvet yerine anlaşmaya ikna etmeliydim.

“Hangi okula gidiyorsunuz” dedim. Reis olan:

“Sana ne, İstiklal’e gidiyoruz, nolmuş yani” diye cevap verdi.

“Yarın okula geliyorum, müdürle öğretmenle görüşeceğim” dedim.

“Selam söyle” demez mi?

Arsızlık- hırsızlık- yalancılık- hilekarlık- rant gibi alanlarda, özgürlük almış başını giderken; sosyal yaşam hep kötü örneklerle doldu. Akıl özgür olmalı, hukuk özgür olmalıydı. Telefonlar, sosyal medya, birincil eğitim araçları oldu. Siyaset de kişileri öne çıkaran, zengin eden kurumlar.

Oysa devlet büyümeli, devletin kasası dolmalı, BEKA da anlamını bulmalı, insanlar mutlu olmalıydı. Simitler elimde, annem evdeydi, bana “nerede kaldın kızım” diyecekti. Kafamda “ bozulan eğitim sistemi, küreselleşen dünya, toplumdaki olumsuz değişim dönüp duruyordu. Bu gün, Bora fırınının yerinde yeller eserken, umutlarımıza yeller esmesin düşünü kuruyordum. A. Yaşar SARIKAYA

not: Sinop’a gelirseniz, bir simit alın ve Yalı kahvesine gidin, bir bardak çay- simit eşliğinde denizi seyredin.

 

Etiketler: , , , , , , , , , , ,

VEDAT OKYAR VE “KESKİN BIÇAK”

21.11.2021-BİLKE

Sezen Aksu’nun hit şarkısı İbrahim Tatlıses tarafından da yorumlanan “Keskin Bıçak” adlı şarkının söz yazarının aslında sanıldığı gibi Sezen Aksu ‘nun değil Beşiktaşlı eski futbolcu ve spor yazarı Vedat Okyar’a ait olduğu ortaya çıktı. Vedat Okyar bu şarkının şiirini 35 yıl sonra ilk kez kavga ettiği eşi için 15 dakikada yazmış.Okyar bu şiiri yakın dostu Sezen Aksu’ya okuyunca Minik Serçe bunu hemen şarkıya dönüştürmüş.Okyar şiirinin sanatçıya verirken ünlü sanatçıya bir ricada bulunmuş : “Sakın benim size verdiğimi kimse bilmesin” Okyar’ın Aksu’nun şarkıyı çok iyi bestelediğini söylerken tek şikayetinin ilk satırda geçen “Odam rakı kokuyor” mısraının “Odam hasret kokuyor” şeklinde değiştirilmesiymiş.(1)

KESKİN BIÇAK SÖZLERİ

“Geldim yarım, kaldım yarım

Neydi, ne oldu şu tez canım,

Ertelendim hayattan, sevdim yarım,

Derken bugün olmazsa, olur yarın

Kendimden kaçak/Yarim keskin bıçak

Nerde bende o yürek/Yardan cayacak

Kendimden kaçak /Yarim keskin bıçak

Nerde bende o yürek/Yardan cayacak

Hep köşe bucak

Geldim yarım, kaldım yarım

Neydi, ne oldu şu tez canım

Ertelendim hayattan, sevdim yarım

Derken bugün olmazsa, olur yarın

Kendimden kaçak/Yarim keskin bıçak

Nerde bende o yürek/Yardan cayacak

Kendimden kaçak/Yarim keskin bıçak

Nerde bende o yürek/Yardan cayacak

Hep köşe bucak

Ben bu dünyayı anlayamadım

Niyetlendim de altından kalkamadım

Kendimden kaçak/Yarim keskin bıçak

Nerde bende o yürek/Yardan cayacak

Kendimden kaçak /Yarim keskin bıçak

Nerde bende o yürek /Yardan cayacak

Hep köşe bucak’’’

40 yıl ”yürek arkadaşlığı” yaptığı eşiyle bir tartışma sonucu evi terk etmiş, gece eve dondüğünde uyku tutmamış, bu şiiri de yazmış, ilk ve son göz ağrısı Asuman Hanım’a…

Samimidir…Duygudur Vedat Kaptan!..

Bursaspor yıldızıyken Beşiktaşlı olmuştur. Teknik kapasitesi ve oyun kuruculuktaki zekasıyla dikkati çeken Okyar, Siyah-Beyaz’ın simge ismi “çArşı’’nın gönlü olmuştur. Beşiktaş’ta 253 maçta forma kuşanmış,  futbol yaşamında 43 penaltı atmış, yalnızca bir tanesini kaçırmıştır. 33 kez de Ay-Yıldız’ı taşımıştır göğsünde. Brezilyalı sambacılarınkine benzer tekniğiyle zarif futbolunu birleştirmiştir. Dobracılığı müthistir..

Bir anekdot, Bursaspor’da yan yana oynadığı, ardından Beşiktaş’ta top koşturduğu santrfor Tezcan Ozan’dan: ‘’İnönü’deydi maç. Rakip oyuncu öyle sıkı bir tekme attı ki Vedat’a, o kibar adamdan nasılsa küfür çıktı! Rakip de hakeme koştu. Hakem de o günlerin efsanesi; Doğan Babacan. (2 ay önce kabettiğimiz, hani 1974 Dünya  Kupası’nda düdük çalan, B.Almanya-Şili maçında

Şilili Cazzely’e kırmızı kartı çakan hakem) Vedat’ın küfür edeceğine ihtimal vermiyor ama yine de yanına gidip sordu. Vedat, ‘Evet, ettim’ dedi.

Babacan’ın kırmızı kartı havada! Tekmeyi yiyen “Beyefendi Vedat” oyundan atıldı(!)

Olayın birebir tanığıyım. Vedat’a, ‘Niye ettim’ diyorsun. ‘Etmedim’ deseydin ya’ dedim.

Yanıtı hiç aklımdan çıkmıyor:

‘’Üstümde Beşiktaş forması varken yalan mı söyleyecektim!’

Böyle de sözünün eridir ‘’Babadan BJKli’’ Kaptan!” (Babası Rahmi Okyar, Beşiktaş 2.başkanıydı)

Ayrıca; Kartal’dan transfer ücreti, prim, maaş almayan tek futbolcudur da…

Yasemin Boran, 16 yıl önce çok net tanımlamış Kaptan’ı: ‘’Vedat Okyar için ‘Yaşamak’ keyif almak demek.

Şimdiye kadar keyif almadığı hiçbir şeyi yapmadığını herkese söyleyen ve söylediği gibi yaşayan biri o.

Yani; felsefesini yaşayan biri. Hayatında bildiği tek şey futbol.’’ Biz de ekleyelim;

ülkemizin ‘’Spor Kültürü” Beşiktaş’’ın ‘’Keskin Bıçak’’ıydı Vedat Kaptan…

Dokuz yıl önce bugün yitirdik ‘’Bir türkünün/şiirin derin ağaçlığında!..’’ (2)

KAYNAK:

1:https://www.muzikhabercisi.com/379/muzik/keskin-bicak-adli-sarkinin-sirri-ortaya-cikti.html

2:https://halktv.com.tr/makale/futbolun-keskin-bicakiydi-vedat-okyar-326418

 
Yorum yapın

Yazan: 21 Kasım 2021 in GÜNÜN ANLATISI

 

Etiketler: , , , , , , , ,

NORMLAR SAVAŞI

18.11.2021-A.Yaşar SARIKAYA

DOLMUŞ DOLMUŞTU YANİ!

Dolmuşa, üniversite durağından bindiler. Gülme, şakalaşma ve espriler gırla gidiyordu. Dolmuştakiler, öğrencilere bakıp belleklerinde saklı anılarda gençliklerini buluyordu.

-Kaptan, üç öğrenci alır mısın?

– Beş öğrenci uzatabilir misiniz lütfen?

Diyerek, yol parasını elden ele uzatıyorlardı. Hiçbir yere tutunmadan cesaretle ayakta duran delikanlı da, arada bir kızların üstüne savruluyordu. Ah gençlik, her biri cıvıl, cıvıl hayat doluydu.

Aralarından biri, taş bebek gibi güzel, top model kadar alımlı bir kızdı. Düz fönlü, kızıl uzun saçları, başını sağa sola çevirdikçe, etrafa mis gibi şampuan kokusu yayılıyordu. Savrulan saçlarının mavi renkli perçemi de gözden kaçmıyordu hani. Savurduğu saçlar, arkadaşlarının yüzünü yalıyor sonra tekrar geri dönüyordu.

Her durakta yeni yolcular biniyor, “ilerleyelim lütfen” diyorlardı. Öğrenciler boşalan yerleri dolduruyor böylece dolmuş da, isminin tam anlamını alıyordu. Dolmuş dolmuştu yani.

Dolmuş durakta sert bir duruş yaptı, erkek çocuklardan biri can havliyle kız arkadaşına tutunuverdi. Kızın yanakları al al oldu. Yüzü, büyük bir suç işlemenin mahcubiyetini taşıyordu. Utancından başını yerden kaldırmıyor, ürkek tavrı da gözden kaçmıyordu; ilkbaharda don yemiş çiçekler gibi.

İklim ve coğrafya etkisinde kalan, bitkiler gibi değil midir insanlar. Ailesinin, toplumun ve coğrafyanın normları arasında büyürler. Normlar, ülkeler arasında, kentte- köyde, mahallelerde bile farklıdır. Ailesinde, karides ve havyar kültürü olanlardan, bilmeyeni küçümseyenler bile vardır. “Sen ne anlarsın karidesten, havyardan” diyerek. Kimi zaman da giysilerle yarışır insanlar.

Bu farklılıklar hep olmuştur, olacaktır da. Farklılıkların sisteme kazanç malzemesi oluşu, insanın canını yakıyor. Siyasetin de bu alanlardan beslenmesi çok acı.  Her şey, neden “Normlar Arasında Savaş” temeline oturur ki? Modern binalar yapılır, devasa köprüler kurulur da; insanlar arasında gönül köprüsü, akıl köprüsü, sevgi köprüsü kurulmaz.

Yaratılış insanı, akıl- duygu- mantık- vicdan- ruh ile donatmıştır. Finlandiya gibi, küçük yaşta kendini tanıma temelli eğitim politikası güden ülkeler arasında olmalıyız. Topluma kendi donanımını kullanma becerisini kazandırmalıyız. A.Yaşar SARIKAYA

 

Etiketler: , , , , , , , , ,