Eski tarihlerde, insan eşitliği üzerine oturan yönetim şeklinin varlığını öğrenmek çok sevindirici. Çağımızda ise bilişim teknolojileri, sanayileşme ve maddesel yapı hızlı değişim ve gelişmeler gösteriyor. Bu gelişmelerin paralelinde, daha uygar bir yönetim şekline ulaştık mı sorusu da düşündürüyor.
İnsanlık, nemalanma ve kazanç endeksli bir dünya yaratıyor ve de bu yaptığına tapıyor. Ne romantik yaklaşım, ne umursamazlık, ne de taraftarlık siyaseti gidişi etkileyemiyor. İNSANLIK VE DOĞA İÇİN BİLİM alanında yapılan çalışmalara saygıyla…BİLKE
İslamiyet Öncesi Dönemde Türk Halk Müziği “Türkler İslam dinini kabul etmeden önce çok sade bir hayat yaşıyorlardı. Pek kuvvetli devlet gelenekleri olduğu, devlet asalet üzerine dayandığı halde hükümdarla çoban arasında yaşayış, duyuş ayrılışları çok değildi.
Bunun neticesi olarak da sınıf ve zümre farkına bakmaksızın bütün millete birden hitap eden bir edebiyat teşekkül etmişti.”(Atsız 1992, 81). Bütün bir millete hitabeden bu edebiyat içinde oluşan ezgili eserler de, doğal olarak her şeyiyle yine bu millete aitti.
Çok eski manzum eserlerin ezgileriyle ilgili belgelere sahip değiliz ama her tür manzum eseri, mutlaka ezgi eşliğinde söylenmiş (Oğuz 2001, 14; U. Reinhard 1990, 12) kabul etmekteyiz. Bu eserlerin bir ezgi eşliğinde okunduğunun en önemli belgeleri halkın sözlü geleneğidir.
Sözlü gelenekte bugün bile manzum türdeki eserlerin hemen hemen hepsinin ezgi eşliğinde okunduğuna şahit olunmaktadır. Bu sebepledir ki, halk şiirlerinin her örneğini Türk halk türküsünün çeşitli türleri/biçimleri olarak değerlendirmekteyiz.
KAYNAK:
Merdan GÜVEN- TÜRKİYE SAHASINDAKİ HİKÂYELİ TÜRKÜLER ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA DOKTORA TEZİ
Sessiz çığlıklara duyarlı olmakla başladı BİLKE yolculuğumuz. Kalemin yazamadığı, insanın içine dokunan gerçekleri hissederek. Toplumun sorunlarını algılamamız, tıpkı ikizlerin birbirinin halini hissetmesi gibiydi . 2008 yılında başlayan BİLKE hikayemiz, bizi çaresizliğin derin ve karmaşık girdaplarının içinde kendi yağı ile kavrulanlarla tanıştırdı. Kimseden yardım istemeyen, sadece yılmadan çalışan onurlu insanlarla. Onlardan çok şey öğrendik.
BİLKE olarak duyarlılığımızın gücünden ve gerçeklerden başka hiçbir güce dayanmadık. Köy- kent demeden, çağın gelişmelerinden uzak olanlara yakın olduk. Ellerimizi birleştirdik, üretme ve çalışma paydasında buluştuk.
Yolda eşini bıçaklayan görüp de elini kıpırdatmadan umarsızca fotoğraflayan ve onu basına para ile satan; sorunları listeler halinde sıralayarak her gün defalarca konuşan olmak yerine, biz birbirimizle dost ve can olduk.
2020-21 Eğitim Öğretim Yılı ONUR öğrencilerimizle gurur duyuyoruz. 4 üzerinden, Koç Üniversitesi tam burslu öğrencimiz 3;50, Ankara Üniversitesi Hukuk öğrencimiz 3;80, Psikoloji öğrencimiz 3, 82, tıp öğrencilerimiz 3,00 ortalamaları ile hepimizi sevindirdi. Bizleri takip eden, destekleyenlerle sevincimizi paylaşmak istedik. BİLKE
İsimler, eşyalar ve coğrafya bizimle o kadar çok şey konuşur ki. Kendilerine dokunan kişilerin duygularını, gezip dolaştıkları yerleri, sevdaları ve acıları içinde taşır ve yansıtırlar.
Köylerimiz ve isimleri ezgiler, nakışlar, yemekler gibi gezgindirler. Cevdet TÜRKAY, Osmanlı Arşivinde yıllarca çalışmış ve oradan emekli olmuştur. Bilgiler ve belgeler ışığında yazdığı kitaptan sadece iki köy adına dikkat çekmek istiyoruz. Boyabat’a bağlı OSMAN KÖYÜ:
“Osmanköy Osman-bükü, Osman Sofu Zaviyesi: Hürrem-şah Tekkesine bağlı bir yerleşim yeridir.“(kaynak:VİKİPEDİ)
Sinop Erfelek ilçesine bağlı HÜRREMŞAH köyü vardır. Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde DİVAN başlığı altında anılan köyler olduğunu biliyoruz. Divan isimleri sürekli değişiklik göstermektedir. Osman köyün Hürremşah’a bağlı yerleşim yeri olduğu belirtilmiştir. Kaynaklar incelenecek ve konuya tekrar değinilecektir.
MELİKŞAH KÖYÜ:
Aynı ismin, Siirt ve Van bölgelerinde olması bize tarih konusunda ip ucu vermektedir. Selçuklu dönemi hatırasını taşımaktadır.
Kentler ve köyler, ücra köşeler hepsinin dilini konuşmak için başka bir araştırmada buluşmak ümidiyle.
Bir İnci Memleketim- A.Yaşar SARIKAYA- 2010– sayfa: 27,30.
Efsaneleri, söylenceleri, tarihi ve arkeolojik bulguları gerçekçi olarak değerlendiren akademik araştırmalar, öncelikli kaynaklarım oldu. Adnan PEKMAN yaptığı araştırmanın sonucunda, Sinope’de üç kademeli yerleşimin olduğunu vurguluyor.[1]
“Birincisi tamamen efsanevi çağlarda meydana gelmiştir. Bu devrede Sinope’nin yerli bir halk tarafından kurulduğu kabul edilebilir.
İkincisi, içinde tarihi bir gerçeğin de pırıltıları bulunan ARGONAUT’ların burada bir şehir kurduğunu anlatan efsanenin meydana geldiği dönemde olmuştur.
Üçüncüsü ise tarihi bir gerçek olan Sinope’nin Miletos tarafından kolonize edildiği zamana rastlamaktadır.”
Bu konuda PAFLAGONYA adlı kitapta ise, şehrin kurucuları hakkında şu ilave bilgiler yer alıyor.
Sinop’un kurucularının Egede Miken medeniyetini kuran Akalar olduğunu söyleyenler vardır. Eski Samsun’da Miken çanak çömleğinin bulunması bunu kuvvetlendirmektedir. Sinop adının Sinope denilen bir Amazondan çıktığını kabul edenler, ilk kurucularının da Akalar olduğunu kaydederler.[2]
Efsanevi çağların üstünden ne medeniyetler geldi geçti, ne olaylar yaşandı. Hepsinin içinden, günümüze kadar taşınan çarpıcı özellikler olduğunu görüyoruz. Bu önemli ayrıntıların insanı hayrete düşüren bölümlerini sırasıyla paylaşmak istiyorum.
SİNOP TERSANE KAPISI YAZITI
Kaynak araştırırken, Sinop tarihinin bilinenden çok eski olduğunu belgeleyen kaya yazıtı bilgisini okudum. Sinop’ta kaya yazıtları olduğu hakkında bir kaynağa rastlamadığım için, konu ilgimi çekti. Kitabın kaya yazıtları ile ilgili bölümde Sinop hakkında şu bilgiler yer alıyordu:
Anadolu Kaya Resimleri ve Yazıtları
– Kuzey Anadolu(176)
– Oy-önul (oy-ongul) Trabzon mağara yazıtları -2 bin 2 yazıt.
– Sinop Tersane Kapı Üstü Yazıtı, ( – 2 bin belki daha da eski)[1]
Bu kitapta anlatılan kaya resimleri ve yazıtları, henüz resmi araştırması yapılmamış tarihi belgelerdi. Kitapta, Sinop ile ilgili yazı sadece bir cümleydi. Yazıyı okuduktan sonra hemen Tersane Kapısına gittim ve bu kaya yazıtını buldum. Senelerdir geçtiğim yerde bu yazıtı nasıl görmemiştim, hayretler içindeydim. Yazıt, Tersane Kapısı üstüne kiriş olarak yerleştirilen, siyah taş üzerine ustalıkla kazınmıştı. Kaya üzerindeki figürler mükemmeldi. Yıpranmadan günümüze kadar gelmişti. Yazıdaki figürler yatık ve sanki kiriş altına doğru devam ediyordu. Figürler çok net ve pürüzsüzdü. İnce uçlu metal ile mi kazınmış, yoksa damga olarak mı basılmıştı? Hitit hiyerogliflerine benzemiyordu. Net olarak ayırt edilebilen iki insan figürüydü. Konu, uzmanlarca incelendiğinde cevapları bulabilecektik. Kim bilir, belki de çok eski tarihlerde sadece Sinop’a özgü olan bir amblemdi.
Bu konuda internette araştırma yaptım ve yeni bir kaynağa ulaştım. Yeni kitabı aldım. Sinop’taki bu eski yazıtı bulan kişinin, kimyacı bilim adamı Kazım MİRŞAN olduğunu öğrendim.
Kazım Mirşan, dünyadaki kaya yazıtları hakkında araştırmalar yapan, Asya Türk dillerini bilen bir bilim adamıdır. Onu TV programlarında, Hulki Cevizoğlu’nun konuğu olarak izlemiştim. Kitapta bulduğum Sinop ile ilgili bölüm:
“Sinop Kalesi Tersane Kapısı Yazıtı( KM)
Bizzat Kazım MİRŞAN bulmuştur. Tersane kapısının, lento taşı olarak kullanılmıştır. ONUY ERAT, (onguy erat) başarısı nedeniyle takdir ediliş.
Yazının şekli, onun 2 binlerden daha eski ve Ön-Türkçe yazının henüz petroglif dönemine ait olduğunu göstermektedir. Bu konuda düşünülebilecek en üst çizgi, yani zamanımıza en yakın tarih 6 binler olacaktır. Yeni bulguları bekleyeceğiz.
Sinop Karadeniz’in en büyük ticaret merkezidir ve Karadeniz’in Venedik’i sayılır(Archeo. 308). Kentin Yunanlılar tarafından kurulduğu ön fikriyle hareket edilir, bu yöredeki amforaların yazısının Grekçe olduğu iddia edilir.
NERİK; Sinop yöresinde M.Ö 2000’lerde bu adda bir siyasal kuruluşun varlığını – önünde bir soru işareti ile – Anadolu Uygarlıkları ansiklopedisinin 19. sahifesindeki haritada gördük. (Dç. Ali Dinçol, Görsel y. 1982)
Bu ad ON- ERİK olmalıdır. Erik, ermiş, O’na ermiş, On olmuş, ON’LAR anlamını verebilir.
Kendilerini ON (hun) diye adlandırılan bir Ön-Türk krallığı olmalıdır.
Sinop yazıtları ve Erzurum’da CUNNİ mağarasında bulunan ONLAR, bu konudaki şüphelerimizde haklı olduğumuzu göstermektedir.[2]”
Tersaneye gittiğinizde, tersane kapısı üstündeki kemer taşına bakmalısınız. Eminim oradaki figürler her geçişinizde sizleri de bir hayli düşündürecektir.
Kim ya da kimler yazdı ise, zaman bu günlere taşımış. Yağmur, kar, fırtınalar geçirmiş ama yine de sapasağlam…
Ulaştığım son bilgi:
Tersane kapısı-sütun üzerine K, N, P, A, I, O ve Y harflerin birleştirilmesiyle oluşan taşçı işaretleridir bilgisi Mimar Sinan Üniversitesi Tarihçileri tarafından paylaşılmıştır.
sayfa:2
[1]Ali Tayyar Önder, Türkiye’nin etnik yapısı, sayfa:72
[2] Ön- Türk Uygarlığı -1B- Haluk TARCAN. CAFT EDITIONS PARİS
sayfa:1
[1] Adnan PEKMAN- Eskiçağda Bazı Anadolu Şehirlerinin Tanrı ve Kahraman Ktistesleri
Annem, çocukluk ve gençlik yıllarının tatlarını hiç unutmaz. Hangimiz unuturuz ki dediğinizi duyar gibiyim. Benim de çocukluk yıllarında yediğim balıkların tadı hiç aklımdan çıkmaz. Babamın eve getirdiği uskumruların, kalkanların, toriklerin tadını asla unutamam. Bu gün, deniz değişti, hava değişti, su değişti, yediğimiz içtiğimiz tatlar değişti. Bizim saçlar ağardı, yüzde kıvrımlar arttı. Zaman, artık yolun son dilimlerinde bize eşlik ediyor.
Lezzetler, özlem duyduğumuz yılların anılarını taşıdığı için de bize daha farklı ve daha özel geliyorlar. Annem, hiç anlatmadığı bir anıyı yeni paylaştı benimle. “Et ve tavuk kullanılmadan yapılan TİRİT”.
Benden malzemeleri istedi, ben de onu izledim. Tereyağı tavada köpürene kadar kızdırıldı. Yufkalar hazırlandı, yeşil mercimek pişirildi ve annem mercimekli tirit yaptı.
Sinop mutfak kültürüne VEGAN- VEJETARYEN olarak yeni bir çeşit kazandırdık. İlgilenenler, detaylı bilgi için sinopbilke@hotmail adresinden bize ulaşabilirler. İşte modern sunum tabağı:
Hiç arpa kavurmasından yemek yapıldığını duydunuz mu? İşte bu gün tarifini vereceğimiz yemek, arpa kavurmasından yapılıyor. Annem Kezban SARIKAYA 90 yaşını aştı. Eski günlerden konuşurken ondan hep yeni kültürler öğreniyorum.
Bu gün, ondan ilk defa duyduğum ismine ARPA TARHANASI dediği tarifin kaybolmaması için video kaydı gerçekleştirdik. Tüketmiyor üretiyordu onlar. Tarlaya ekilen arpa biçiliyor, gerekli adımlar izleniyor ve sofralara lezzetli yemek oluyor. Yabancı gübre, yabancı katkı olmadan, yüzde yüz YERLİ olarak.
Videoyu izlemeden önce, Sinop yöresinde yapılan mısır tarhanası yemeğini anlatmakta yarar var. Kaynar suya mısır ununu salıyor ve koyulaşana kadar karıştırıyorsunuz. Sonra yayvan bir tencereye tereyağı koyup hazırlanan koyu kıvamlı hamursu karışımı yağda güzelce kavuruyorsunuz. Mısır unları hemen hemen tane tene dağılma kıvamına gelince mısır tarhanası yemeye hazır oluyor. Yanında arzuya göre yoğurt veya ayran ile sofraları süslüyor.
Arpa tarhanası olarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde üretilip pazarlanan ÇORBA yapılmak üzere hazırlanmış ürünü internette bulabilirsiniz. Videoda izlediğiniz ise, çok daha farklı bir yemek. Sinop’un Gerze ilçesine bağlı TİLKİLİK KÖYÜ kültürünü tanıttık. Yeni kültürlerde buluşmak üzere. A.Yaşar SARIKAYA
Bir çocuk, elindeki yalama şekerini sevdiği kişiye verirken gördünüz mü hiç? Şekeri yalarken, ondan vaz geçer ve tertemiz duygularla sevdiğine uzatır. Değer verdiği şeyi, değer verdiği birine uzattığı o an duygularını ölçmek mümkün olsaydı.
Her birimizin, değerli saydığı kişisel kabulleri vardır. Kimi acısız yemek yemez, kimi de acılı yemez. Kimi kitap okumayı çok sever, kimi de eğlenmeyi kitap okumaya tercih eder.
Para kazanmak ve mal üstüne mal yığmak çok değerlidir kimine. Kimine de insanca düşünmek ve uygulamak. Bu açıdan baktığımızda insanların değer verdiği şeyler, yaşamındaki öncelikleri belirler.
Evrensel boyutta bakarsak, dünyanın neresinde olursak olalım, değişmeyen insani değerler vardır. Doğru dürüst olmak, kişisel kazanç için her şeyi, herkesi harcamamak, doğaya zarar vermemek gibi. Bilimsel çalışmaların zamanı aşarak, insanlığa ışık tutması gibi. Tesla ve Edison’un insanlık tarihinden silinemeyen değer olduğu gibi.
Eğitim sistemi, değerler derslerini programlarına almalı mı? Ezberci çocuklar yetiştirmek yerine, değerleri ölçebilen, aklını kullanan çocuklar yetişmeli. Başlığı, aşağıdaki akademik çalışmadan aldım:
“Değer ve değerler; hem felsefede hem de başta sosyoloji, psikoloji ve antropoloji olmak üzere diğer sosyal bilimler literatüründe sıkça tartışılan konulardan biridir. Değerler, üzerinde çok durulan bir konu olmasına rağmen henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir (Anar, 1983:8; Dilmaç, 2002). Değerlerle ilgili tartışmalar; değerlerin tanımı, kaynağı, relativ mi yoksa mutlak mı oldukları, önem sırası, kim tarafından ve nasıl korunması gerektiği, birey ve toplum yaşamı için önemi ve nihayetinde bireylere değerlerin öğretilmesi, benimsetilmesi ve içselleştirmeleri amacıyla izlenecek doğru metodun hangisi olduğu vb. konularda devam etmektedir. Buna rağmen, yapılan bir araştırmaya göre Milli Eğitim Sistemimizde tarihsel süreç içerisinde değerlerin öğretim programlarında yeterince yer almadığı sonucuna varılmıştır (Yaşaroğlu, 2013).“Mehmet YAZICI-Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler DergisiFırat University Journal of Social Science Cilt: 24, Sayı: 1, Sayfa: 209-223, ELAZIĞ-2014
Sosyal değişimde, değerleri yaşamsal olarak gözleyebiliriz. Tarihe imzasını atan kahramanların, değerleri gözetenlerini, gözetmeyenlerini kolaylıkla anlarız. Hitit yazıtlarında bile bu örnekleri görmekteyiz.
Toplumsal bilincin oluşması için değerler konusunu göz ardı edemeyiz. Yoksa, sayı çokluğunu elde eden, gücü elinde bulunduran kendi yarattığı değerleri dayatacaktır. Oysa değerler, padişah olsan da aynı, hamal olsan da aynıdır. Kazandığımız ve yaşatabildiğimiz değerler kadar varız.
İnsana değer vermek, hayatta öğrenebileceğimiz en temel kazanımlardan biri. Her insan, AKIL sahibi olduğunun bilincinde olsa da, başkalarına tabi olmak yerine aklını çalıştırıp ona uysa.
Akıl sahibi olmanın bilincinde olma erdemine sahip olan insanlar, çalışır, okur, kendini geliştirir ve toplumun sorunları için neler yapabilirim endişesi taşırlar.
Aziz NESİN eserlerini okumayanlar okumalı. Onun hikayelerinde, herkes kendi yaşamından izler bulacaktır. Devlet çarkının hantal işleyişini, toplumun, ailelerin, bireylerin sorunlarını gerçek bir dille ve korkusuzca kaleme alan Aziz NESİN’İN babasına yazdığı şiir:
BABAM
Dünyaların en iyi babası benim babamdır Düşmandır düşüncelerimiz Dosttur ellerimiz Dünyada tek elini öptüğüm Babamdır Kırkını geçtin adam olmadın der Başım önümde dinlerim Önünde tek baş eğdiğim babamdır Sabahlara dek Kuran okur Anamın ruhuna İnanır ona kavuşacağına Bana gâvur der Diş bilemeden Dünyada tek bağışladığı ben Tek bağışladığım odur Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden Çocuklar ortada kalacak Ölemez kahrımdan benim Yaşamak zorunda benim yüzümden Gözlerindeki ateş bakışlarında söner Tuttuğun altın olsun der Çocukluğumu tek anlayan odur Dünyaların en iyi babası benim babamdır
Annemin hiç fotoğrafı yok. Çünkü o dönemde kadınların resim çektirmeleri günah sayılıyordu. Babam da çok az resim çektirmiştir. 83 yaşında ölen babamın, şimdiki benim yaşımdayken (75 yaş) çekilmiş resmi.
Yıllar yıllar önceydi. Turizm Danışma Bürosu’na bir Yeni Zelandalı gelmişti. Heyecanla gezdiği yerleri anlatıyor, anlatımını elleri, kolları ve hareketleri ile zenginleştiriyordu. Çankırı yakınlarında yolda kalmış, otostop çekmiş, köylüler ona çay ikram etmişler, Türkçe arkadaş demeyi öğrenmiş. Gözlerinin içi gülüyor, mutluluğunu belli ediyordu.
O zaman, “ Türkiye dünyanın bir ucu, ama bak aramış bulmuş gelmiş ve üstelik geldiğine de hiç pişman olmamış”, diye düşünmüştüm.
Aradan siz deyin 4 ben diyeyim 5 yıl geçmiş bu sefer müzenin karşısında aile kuruyemişçimiz ÖZBİL’ e bir müşteri gelmişti. Onun yorumu dikkate değerdi. Sinop için:
“çok ufak bir yer, burada çok fazla şey yok galiba” diyerek küçümseyici ifadeler kulandı.
Ben de:
“ne aradığınıza bağlı” dedim.
Sonra da:
“eğer metropoller gibi uzun katlı taş bloklar arıyorsanız bulamazsınız, ama yine de eskiye göre betonlaşmış olmasına rağmen Sinop, doğası, tarihi ve denizi ile eşsiz bir yer” diye cevap verdim.
İki farklı portre, iki farklı yorum. Biri dünyanın bir ucundan, diğeri ise Sinop’a yakın bir yerden gelmiş. Ne kadar farklı pencerelerden bakıyorlar, mutlulukları da farklı, arayışları da…
Ama Yeni Zelandalılı’ yı görmeliydiniz esprili, basit şeylerden mutlu olan biriydi. Dünyanın bir ucunda da olsa, güzelliklere aynı bakacak insanlar vardı.
Doğal güzelliğin kenti SİNOP, bu güzelliğinin korunmasıdır derdimiz. Doğanın sunduğu değerlerin, insan eliyle yok edilmemesidir hedefimiz.
Bilimsel çalışmalar, resmi kurumlarca takip edildiğinde, ilimiz artı değerler kazanacaktır. Bürokratik otorite, yetkileri kullanırken, veri tabanına ne kadar özen gösterir, dikkate alırsa, o kadar olumlu sonuç alır.
“NE KADAR BİLİRSEN, BİR BİLENE DANIŞ” demiş Pir Sulan Abdal.
Kaynaklardan faydalanmak, bilgi ve deneyimlerden faydalanmak insanlık için değerlidir. Bilgi, kullanıldıkça yenilenir ve büyür. Bilimsel makale ve araştırmalara bu nedenle yer veriyor ve ilimizin değerlerinin korunmasını istiyoruz.
Sinop’ta bulunan tabiat parklarında ekoturizm ve rekreasyon aktivitelerinin sürdürülebilirliği araştırmasını paylaşmak istiyoruz sizlerle:
FOTO: İl Kültür Ve Turizm Arşivinden
TABİAT PARKLARINDA EKOTURİZM VE REKREASYON FAALİYETLERİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ: SİNOP ÖRNEĞİ
Öz: Ülkemizde özellikle sanayileşmenin olmadığı veya düşük düzeyde gerçekleştiği bölgelerin kalkınmasında turizm sektörü önemli bir gelişim aracı haline gelmiştir. Bununla birlikte, turizmin planlı bir şekilde gelişim göstermediği destinasyonlarda, turizm faaliyetleri ve rekreasyonel aktiviteler, bölgenin sahip olduğu doğal ve kültürel değerler üzerinde yıkıcı etkiye neden olan olumsuzluklara sebep olabilmektedir. Bu nedenle, sürdürülebilir turizm anlayışının, bir bölgede turizmin gelişiminde ve çevrenin korunmasında önemli bir etkiye sahip olduğu öne sürülebilir.
Bu çalışmada, Sinop’ta bulunan tabiat parklarında ekoturizm ve rekreasyon aktivitelerinin sürdürülebilirliği araştırılmıştır. Araştırma verisi çalışma alanıyla ilgili kaynak taraması, önemli aktörlerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşme ve gözlem yoluyla toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini Sinop’ta yer alan korunan alanlardan en fazla ziyaret edilen Hamsilos Tabiat Parkı ve Tatlıca Tabiat Parkı oluşturmaktadır.
Çalışma sonucunda, Sinop’ta yer alan tabiat parklarının ekoturizm ve rekreasyonel aktiviteler için önemli doğal ve kültürel değerlere sahip olduğu belirlenmiştir. Korunan alanlarda, kaynakların verimli kullanımı ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik, başta Doğa Koruma ve Milli Parklar Bölge Müdürlüğü olmak üzere, paydaşlar tarafından çeşitli çalışmaların yürütüldüğü tespit edilmiştir. Bunun yanında, sürdürülebilir turizmin temel ilkelerinden birisi olan yerel refahın artmasına yönelik daha fazla çaba gösterilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda yerel istihdamı arttırmaya yönelik düzenlemelerle birlikte, özellikle yerel halkın ziyaretçilere yöresel ürünlerini satarak gelir elde etmeleri için uygun olanakların sağlanmasının yararlı olacağı söylenebilir.
Mehmet KESKİN- 1 Sinop Üniversitesi, Gerze MYO, Turizm ve Otel İşletmeciliği Programı, Sinop / Türkiye
Orhan AKOVA- 2 İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, Turizm İşletmeciliği Bölümü, İstanbul / Türkiye
Suna MUĞAN ERTUĞRAL -3 İstanbul Üniversitesi, İktisat Fakültesi, İktisat Bölümü, İstanbul / Türkiye
Geniş bir kadro tarafından hazırlanan kitap, okumaya değer. Emeği geçen akademisyenlere teşekkür ediyoruz. Bu veriler yetkili makamlarca değerlendirilmelidir.