21.09.2022- Ayhan IŞIK- Dr. Öğr. Üyesi, Karabük Üniversitesi
Adanın tepesinde tek başına Seyyid Bilal Türbesi ve camii. En tepedeki de zaviye. Makalenin girişi ile konu hakkında öz bilgi veriyoruz. Sinop’a atanan NAKİB ÜL EŞRAF isimleri makalenin sayfalarından kopyalanmıştır. Tamamına yazının sonundaki link ile ulaşılabilir. (BİLKE)
ÖZ Sinop Sancağı seyyid ve şeriflerin rağbet ettiği bölgelerden biridir. Ayrıca Sinop Sancağı’nda medfûn Hz. Peygamber’in soyuna mensup Seyyid Bilâl ve Çeçe Sultan bölgenin manevî mimarlarıdır. Zamanla Alevî ve sünnî toplumun adeta ortak paydası olmuştur. Makalemizde “Sinop Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamlarının Görev ve Etkileri”, “Sinop Ulemâsı: Sinop’ta Görev Yapan Nakîbü’l-eşrâf Kaymakamları ve Müftüler”, “Sinop’un Meşhûr Seyyid Aileleri: Hz. Peygamber Soyuna Mensup Seyyid Bilâl”, “Sinop’ta Medfûn Seyyid Bilâl Neslinden Seyyid Mehmed Sâbit Efendi’nin Hayatı ve İlmi Serüveni”, “Sinop-Gerze’deMedf ûn Seyyid Mehmed Çeçe Sultan” ve “Sinop Seyyidlerinin Hüccetleri” başlıkları Meşîhat Arşivi’ndeki Nakîbü’l-eşrâf defterleri, Sicill-i Ahvâl Dosyaları ve Sinop Şeriyye Sicilleri ekseninde ayrıntılı bir şekilde izah edilecektir. Böylelikle Seyyid İbrahim Bilâl ve Çeçe Sultan’ın seyyidlikleri ile Sinop’taki diğer seyyidler hakkında önemli bilgiler sunulacaktır.
Makale geliş tarihi: 02.08.2018, Makale kabul tarihi: 26.11.2018 1 Dr. Öğr. Üyesi, Karabük Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Kelam ve İslam Mezhepleri Anabilim Dalı, ORCID ID: https://orcid.org/0000-0002-7017-2583.
Aşkların, aşıkların kenti Sinop. Ceziretül Uşşaki, Suyun Sinesi Sinop. Zeus’un aşkını, Sinope ile birlikte getirip kentin belleğine bıraktığı SİNOP.
Güzel kentimin güzellikleri artsın istiyor yüreğim. Yolara düşmem, çalıp söylemem, yazıp çizmem işte bu yüzden. Toprağının sesini duyar, boş toprakların göz yaşlarını içime akıtırım. Bizimle konuşur havası, suyu yani doğası; yok olmak istemiyor, hayat bulmak istiyorlar. Canlanmak, canlara can olmak istiyorlar.
17. Temmuz, yine yollara düştüm. Lavanta kokuları yayıldı içime, gidiyorum Lala Köyü Tavukçu Mahallesine. Nursel EKİCİ ve eşi Ergün EKİCİ beni Lala’da karşıladılar. Lavanta tarlasını göreceğim için heyecanlıydım. Sinop’ta Lavanta Tarımı neden olmasın diye sitemizde bir söyleşimiz olmuştu. EKİCİ ailesi de bu yazıyı okumuş ve bizimle irtibata geçmişlerdi.
Yıllar önce gündeme taşıdığımız konu tohum olmuş, o tohum filizlenmiş ve sonunda lavanta tarlasına dönüşmüştü. Nasıl heyecanlanmazdım. Birlikte köye geldik ve ilk işim hemen tarlaya gitmek oldu.
Anne, baba ve torunu lavantalar arasında gördüm. Lavantalar, beklediğimden daha çok, daha gür ve düzenliydi. Ergün EKİCİ’YE, bu sürecin nasıl başladığını ve hikayesini sordum:
Ergün EKİCİ”
“Arı yetiştirmek istiyorduk. Arıcılık için araştırma yaparken arıların sevdiği çiçeklerin en başında gelen bitkinin Lavanta olduğunu okuduk ve konu dikkatimizi çekti. Hem tarlalarımızı değerlendirmek, hem de arı yetiştiriciliği ile tarım arasında eko zincir oluşturmak fikri aklımıza geldi. Bilgi almak için internette gezinirken, Lavanta yetiştiriciliği konusunda “SİNOP BİLKE” sitesinde detaylı bir yazı gördük. Lavantanın Karadeniz ikliminde de yapılabileceğini, lavantanın sadece arıcılıkta değil birçok alanda değerlendirildiğini öğrendik. Bu şekilde lavanta yetiştiriciliği yapmaya karar verdik” dedi.
Biz konuşurken, lavanta kokusu etrafa yayılıyor, toprağın neşesi, havanın sevinci içimize işliyordu. Bu hikayenin en başında yer almak, BİLKE olarak mutluluk verdi açıkçası. Ergün Bey’e lavanta tarımına ne zaman başladıklarını sordum.
Ergün EKİCİ “Lavanta yetiştiriciliğine Mart 2021 de 1000 kökle başladık. Lavantalarımız bir buçuk yılda şimdiki görselliğinin yarısına ulaştı” dedi.
Lavantalar şu anda çok güzel büyümüşler, elinize emeğinize sağlık. Anne, baba, oğul, gelin, torunlar hep birlikte iyi iş çıkarmışsınız. Bu kadar emek boşa gitmemeli, bundan sonraki hedefleriniz nedir diye sordum.
Ergün EKİCİ “Bundan sonraki planlarımızın içinde Lavanta fidesi yetiştiriciliğini sürdürme ve arıcılığı artırma var. Lavanta yetiştiriciliği yapmak isteyenler için de fide temininde yardımcı olarak Sinop ilinde Lavanta üretiminin artırılmasını planlıyoruz. Lavantadan katma değer elde etmek için distilasyon ünitesi kuracağız. Lavanta yetiştiriciliğinin artırılması ile boş araziler değerlendirilir, yetiştirmek isteyenlerin gelir elde etmesi sağlanabilir” diye cevap verdi.
Ne kadar iyi olur, lise torna tesviye bölümünü bitirmişsiniz. El beceriniz de var, bahçedeki kamelya, sera ve diğer güzellikler dikkatimizi çekti. Size başarılar diliyorum. Şimdi sizleri tarlaya alalım ve lavanta görüntüleri arasında bilgilerinizden faydalanalım.
İşte video görüntümüz:
Çalışmalarımız halk için, insanlık için olmaya devam edecek. Tarım İl Müdürlüğümüzün de konuya dikkatini çekmek istiyoruz. Mutlaka bu güzellikleri değerlendirecek, bir ucundan tutacak belki de hibe desteği vereceklerdir. SELAM memleketime, SELAM memleket severlere. A. Yaşar SARIKAYA
Suyu metre ile, ağırlığı litre ile ölçme alışkanlığımız var mı nedir, ölçemiyoruz bir türlü. Ölçü şaşıyor, tartı tartmıyor. Şöyle bir düşünüyorum da, güneş milyarca yıldır hiç ölçüsünü şaşmadan döngüsünü sürdürüyor.
İnsanoğlu, hep üstün varlık olarak övünür de, bu ölçme işini bir türlü beceremez, ne dersiniz. Üniversite sınavında iyi koşullarda yetişen ve özel ders alan öğrenciyi, çobanlık yaparak sınavlara hazırlananla aynı kefeye koyarız. Sınav sorularını çalanla, çalışarak başaranı da. Böylelikle başarıyı ölçmek şöyle dursun, sistemi üst sınıflara fırsat sunmak için kullanırız.
Nedense, yurdumun göz ardı edilen yaşam kesitleri, gazete sütunlarının kıyısında köşesinde kalmış haberlere benzer. Bürokratın, dizi dizi konvoylarla açılışlara katılması her zaman flaş haber olurken, yanlış uygulamalara kurban edilen insan haberleri unutulur.
Siyasi partilerin, varlıklarını korumak için kıran kırana yaptığı yarışlar da aynı. Gereksiz kavgalar, münazara benzeri tartışmalar ülkeye ve halka bir şey kazandırmadığı halde gündemden düşmez. Ana temadan ayrılmak gibi bir alışkanlığımız var. İşin özü, halkın refah düzeyinin artması olmalıydı. Ana öge HALK, ana tema HALKIN RAFAHI olmalıydı, baskın lider siyaseti yerine.
2016 baskılı kitabımdan bir bölüm sunmak istiyorum. Kahramanı babamın anneden kardeşi olan amcam. O çocukluğumuzda evimize geldiğinde hepimiz bayram ederdik. Alnının teri ile kazanılan bir başarı öyküsüdür hayatı. Yıl 1969, evimizin bahçesi, fotoğrafta amcam ve kardeşlerim. En küçük kardeş henüz dünyaya gelmeden önce.
“Sosyal çevrenin önyargılarına aykırı fikirleri çok az kimse ılımlı bir şekilde ifade edebilir. Çoğu insan bu tür fikirleri’ üretmekten bile acizdir. “ALBERT EINSTEIN
Bu gün değerli bilim adamı EİNSTEİN’in sözü ile başladık yazımıza. Neden biliyor musunuz, problem çözmek mi, problem yaratmak mı konusunu gündeme taşıyalım istedik. Toplumda tartışmalar, kavgalar, kadına şiddet, eşitsizlik git gide daha da artıyor. Eğitim problemleri, KPSS engeli, sözlü sınavlardaki torpiller aileleri ve öğrencileri keskin bir kıskacın içine almış durumda. Hayat pahalılığının boyutları artık her kesimin boyunu aşıyor. Problem çözme aşamasına kadar her şey mükemmel, fakat çözüme sıra geldiğinde ise sonuç alamıyoruz.
Aynı problemleri, her gün yüzlerce belki de binlerce kez yazıyor çiziyor, konuşuyor, tartışıyor, itiraz ediyor, eleştiriyoruz. Siyaset arenası, çözüm yerine inatçı tartışmalar, karalamalar, aklamalar, yalan dolanla işgal edilmiş durumda. Toplum ve bireye ÇÖZÜM adımlarını atma yolunda, EİNSTEİN’ın tavsiyelerini sayfamıza taşımayı düşündük.
Kavga değil barış, karalama değil yapıcı eleştiri, inanç sömürüsü değil, bilinçli iman. Doğayı egolara kurban eden değil, kendi varlığını eko sisteme kurban eden siyasetçi, zengini zengin eden değil, dengeli ekonomi uygulayan iktidar beklentimizle bilim adamımızın yöntemlerini birlikte okuyalım diyoruz.
Einstein dünyanın kurallarını gayet sakin bir şekilde çiğneyen insanlardan biriydi. James Dean’in sinemada yaptığı şeyin aynısını bilimde yapmıştı. Sadece fizik yasalarına meydan okumakla kalmadı; gelenekleri yıktı, hükümetleri çileden çıkardı. Kuralları çiğnemek başını devamlı olarak derde soktu, fakat Einstein’ın kurallara karşı çıkma yürekliliği dehasının özüydü. Einstein büyük bir problem çözücüydü, çünkü kuralları hiç oralı olmadan çiğneyiveriyordu. Bu, dahilerin ortak bir niteliği ve becerisidir; öğrenilip geliştirilebilir. Hepimizin Einstein gibi düşünebilmesi için sadece kuralları çiğnemeyi öğrenmesi yeterlidir.
KURALLARIN İZİ “Sosyal çevrenin önyargılarına aykırı fikirleri çok az kimse ılımlı bir şekilde ifade edebilir. Çoğu insan bu tür fikirlert’ üretmekten bile acizdir. ” ALBERT EINSTEIN Eğer bir problemi çözemediyseniz, büyük bir ihtimalle bir kuralın tekerlek izine takılmışsınızdır. Hepimiz belli kurallara uyarız. Kurallar, gerçeği bulmamızı engelleyen kemikleşmiş düşünce kalıplarıdır. Kurallarımız doğal olarak şekillenir. Fikirler tekrarlanarak kural haline gelir. Bir kural izi oluştuğunda, bununla çatışan bütün fikirler görmezden gelinir. Kurallar her zaman kötü değildir. Bunlar tren rayları gibidir. Eğer rayın götürmek istediği yere gitmek istiyorsanız mükemmeldirler. Ama ıaylar sizin gideceğiniz yere gitmiyorsa, kurallara uyarak bazı çözümlere ulaşmazsınız. Oraya ulaşabilmenin biricik yolu, raydan çıkmak olur. Kurallar çok doğru göründükleri için yenilikçi düşüncenin gelişmesini önlerler. Bizim uyduğumuz kuralların dışında kalan çok sayıda önemli çözümü gizlerler. Bu büyük çözümler sadece kuralları çiğneyerek bulunabilir. Hiç kimse kuralların izlerine karşı bağışık değildir.
DEĞER KAVRAMI VE DEĞERLER Değer ve değerler; hem felsefede hem de başta sosyoloji, psikoloji ve antropoloji olmak üzere diğer sosyal bilimler literatüründe sıkça tartışılan konulardan biridir. Değerler, üzerinde çok durulan bir konu olmasına rağmen henüz kavramsal olarak yeterince açıklığa kavuşturulmuş değildir (Anar, 1983:8; Dilmaç, 2002). Değerlerle ilgili tartışmalar; değerlerin tanımı, kaynağı, relativ mi yoksa mutlak mı oldukları, önem sırası, kim tarafından ve nasıl korunması gerektiği, birey ve toplum yaşamı için önemi ve nihayetinde bireylere değerlerin öğretilmesi, benimsetilmesi ve içselleştirmeleri amacıyla izlenecek doğru metodun hangisi olduğu vb. konularda devam etmektedir.
Buna rağmen, yapılan bir araştırmaya göre Milli Eğitim Sistemimizde tarihsel süreç içerisinde değerlerin öğretim programlarında yeterince yer almadığı sonucuna varılmıştır (Yaşaroğlu, 2013). Sosyal bilimlerin sosyal değerlere ilgisi, “birçok sosyal bilimcinin değerlerin insan davranışını açıklamada temel bir öneme sahip olarak görmelerinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, değerlerin, araştırmacılara hem birey, hem de grup düzeyinde bilgi sağlayabilen bir kavram olması da söz konusu ilginin nedenleri arasında sayılabilir (Feather, 1975; Zavalloni, 1980). Değerler konusu kuramsal yönden olduğu kadar hızla değişen dünya içinde yerini arayan toplumumuzu yakından ilgilendirmesi açısından da önem taşımaktadır.
Sosyo-ekonomik gelişmelerin kaçınılmaz sonucu (ve, kimi zaman da, aracı) olarak ortaya çıkan yeni toplumsal düzenlemelerin bu türden düzenlemelerle uyumlu olmasıyla yakından ilişkilidir. Bu uygunluk sorunu, toplumsal siyasaların başarı için toplumun iyi tanınmasını, dolayısıyla da değerlerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesini gerekli kılmaktadır.” (Kuşdil ve Kağıtçıbaşı, 2000: 60). Bu gerekliliğin bir sonucu olarak “değerler, bireylere olduğu kadar, toplumsal sisteme de mal edilmiştir. Değerler, bireysel değerler, tutumlar, tercihler ve inançlar çerçevesinde ele alındığı kadar, toplumsal değerler, toplumsal normlar çerçevesinde de ele alınmıştır.” (Anar, 1983: 9). Sosyoloji ise, bir taraftan ilgilendiği olguları (sosyal ilişki, norm, kurum, grup vb.) tanımlamada ve açıklamada değerleri de kullanırken, diğer taraftan değerlerin betimlenmesini, meydana geliş biçimlerini, toplumsal olgu, kuram ve süreçlerle olan etkileşimlerini, tipolojilerini ve bu tiplerin teşkil ettikleri çeşitli sistemleri, belirli somut durumlarda rastlanan değer çatışmalarını incelemeyi kendine görev haline getirmiştir (Anar, 1983: 8)
NOT: Toplumu tanımak, sadece hakkında bilgi toplamak olmamalı. Bilgi hafızası, hiç bir zaman turşu küpü değildir. Bilgi kullanıldıkça yenilenir. Felç geçiren bir yaşlının nöron hücreleri bile egzersizle yenileniyor, buna tanık olan ve uygulayan biri olarak, deneysel çalışmanın doğru yöntem olduğunu vurgulamak istiyorum. Denenmiş ve yarar sağlamamış yöntemleri tekrar kullanma inadında olmak sonuçsuzluğu doğurur. Yaşar SARIKAYA
Sinop’un denizini, rüzgarını, güneşinin doğuşunu ve batışını bitimsizce yaşamak özel bir duygudur. Kentin kurulduğu dar boğaz, gece yakamozlar arasında inci bir gerdanlık gibi parlamaktadır. Binlerce yıl süregelen SİN adının gizemine, ay tanıktır gökyüzünde. Bir elim, suyun sinesinde SİNOPE’Yİ duyumsarken, diğer elim bilmem kaçıncı zamanda deniz dalgalarının yaladığı dağların sesini duyar. Bir yanım dağların kızı, bir yanım da Amazon savaşçısıdır.
Gezginliğin en derini, doğanın hafızasında toprakla konuşmak, dağla söyleşmek, su ile fısıldaşmaktır. Adada iyodu, yaylada çayır ve çimen kokusunu içine çekmektir.
Aklım ve duygularımın bilişsel gezintisinde, doğa hafızasının gizemini deşifre ediyor; yazılarımı de geleceğin kumaşına dokuyorum.
Yüz yıllar öncesinde, belgelerde nüfus yerleşiminin olmadığı zamanda, HASANYERİ adını taşıyan bir yer vardı. Bu gün de aynı adı taşıdığını öğrendiğimde, doğanın hafızasının gücünü duydum içimde. İnsanımızın, ad konusundaki hassasiyetini de. Muhtarı aradım, yaşlılarla görüştüm, bilgileri karşılaştırdım. Evet, isim aynıydı yöre insanı, benim kadar etkilendi mi bilmiyorum ama kalıcı olması için kitaplaştırdım. Okur severlere saygılarımla…
İşte bu şelale, kervanları kendisine çeken, nüfus yerleşimi olmadan kervanlara konak yeri olan.
Paylaşacağım 05. Nisan 2022 tarihli bir fotoğraf, sonlu dünyanın acı gerçekliği ile yüzleştirecek hepimizi. Neden derseniz, hayatının son evrelerini yaşayan bir kişinin, dünyadan göçeceğinin farkındalığıyla, bilinçli bir selfi çekip yazıları ile birlikte bana göndermesi ve “uygun yerlerde kullanırsın” notunu düşmesi. Ailesinin bu fotoğraftan haberi var mı bilmiyorum ama bana yüklediği sorumluluğun, sırtımda kat kat arttığının farkındayım. Yaptığım çalışmaların özünü kavraması, araştırmasına sahip çıkacağımdan emin olması da ayrıca hüzünlendirdi beni.
Gönderdiği 7 dosyanın hepsini açmamıştım, tarih sırasına göre yayınlıyordum. Dünyaya veda etmeden önce yazılarının 3 bölümünü kendisi de okumuştu. Bu gün postanın içindeki son dosyadan çıkan fotoğrafı sanki ” işte gidiyorum kalanlara selam olsun” diyordu sevenlerine. Son 4 postadan biri foto, diğeri kitabe, üçüncüsü kitabenin çevirisi, dördüncüsü de biyografidir. Bu alemden göçse de sözü kendisine bırakıyorum: Ayşe Yaşar SARIKAYA
Tayyip SANDALCI-
Selam sevgi saygılarımla –TAYYIP SANDALCI – 12/01/2022
Cami girişindeki hitabenin okuyamadığım bir iki kelime dışında tercümesini yapamaya çalıştım, küçük eksikler olabilir ama kitabenin özü anlaşılmaktadır .
“Ayasofya hatibi Ebu Bekir Lütfü efendiniğ ulvi himmeti kıldı bu camii inşa
Vekili Azam’ı ecmein Abdülhamit Hana
Düa ihvan eyledi mü’e minler
Ol amiri minel ilah
Didiler…….ser askeri muhbaresi
Yapıldı cami Lailaheillallh…….
1317 (1901)”
Dudaş Köyü Camii Hitabesi-foto-Tayyip SANDALCI
BİYOGRAFİSİ
1947 yılında Dikmen Dudaş köyünde doğdu. 16 yaşına kadar eski Türkçe okuma yazma ve kuran okumayı öğrendi, çobanlık ,çiftçilik, Ramazan imamlığı yaptı. Bu arada yeni Türkçe okuma yazmayı öğrenerek dışardan ilkokul diploması aldı(Dudaş köyünde ilköğretim 1970 den sonra başladı). 16 yaşında köyden ayrılıp Sinop’a geldi. Halk Eğitim Merkezinin düzenlediği, Amerikalı Barış Gönüllüsü , Robert Dankoff’un ingilizce kurslarına katılarak ingilizce öğrendi, gündüzleri iş seçmeden her tür amelelik yaparak harçlığını kazandı. 1965 yılında, Mülkiyeti Sosyal Sigortalar kurumuna ait olan, Türkiye Otel Lokanta ve Eğlence yerleri işçileri (TOLEYİS) Sendikasının uygulama oteli olarak açtığı , daha sonra el değiştirerek özel kişiler tarafından işletilen, halk arasında Turist otel olarak bilinen otelde resepsiyonist olarak işe başladı. 1966 yılında Amerikan üssünde(RADAR) Araç Sevk ve Harekat memuru olarak çalışmaya başladı. 1967-69 yıllarında İzmir ve Ankarada hava muhabere , Mors Operatörü olarak 2 yıllık askerlik görevini yaptı. Askerlik dönüşü Amerikan üssündeki işine döndü. 1973 yılında Amerikan Üssünde İstihkam mühendisliği bölümüne transfer olarak, Demirbaş malzeme memurluğu, iş programlayıcılığı (scheduler), maliyet muhasebeciliği, plan bütçe yapım ve uygulaması, ve nihayet Üretim Kontrol şefliği (Chief Production Control) yaptı.
Bu arada hiç okula gitmeden (o yıllarda açık öğretim de yoktu), ilk ,orta, lise ve Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsüne bağlı Sevk ve İdare Yüksek okulunu (TODAİE-SİYO)dışardan bitirdi. 1993 yılında Üssün kapanmasıyla Sinop’ta yaşamaya devam etti. 14 Mar 2022- Tayyip SANDALCI
Annemin “yortamlı yortamlı konuşmak” deyimini gündeme getirdiğimde, YORTANLI sözcüğü karşıma çıkıverdi. Sinop merkez ve yakın köylerinde yaşayanlar, yüksek köylerden gelen yürüklere kaba- görgüsüz anlamında “YORTANLI “derlermiş. İki sözcüğün aynı anlamda olacağını düşünenler oldu.
Vatikan, bizim kültürümüze bizden daha çok mu sahip çıkıyor ne? Kültürümüzle ilgili en eski belgeleri sakladığını görünce gerçekten şaşırdım.
Gelelim YORTANLI sözcüğüne. 1223 tarihinden sonra, SİNOP’A yapılan KIPÇAK(Yortan Boyu) göçü karşıma çıktı. Bildiğimiz gibi, o yıllarda Sinop ve çevresinde fazlaca RUM halkı yaşamakta idi. Sayısını net olarak belgelendiremesek de, 1487 tahrir defterlerinde hane sayısı olarak (M.Ali ÜNAL- Osmanlı Devrinde Sinop) belgelemiştir. (https://sinopbilke.com/2022/01/24/sinop-koylerinde-1487-1600-tarihli-nufus/)
KIPÇAK göçü yapıldığında, Sinop beylikler dönemini yaşamaktadır. O zamanın şehir yaşamı ve görgüsü, göçer yaşama alışmış YORTAN (Kıpçak) boyunu beğenmemiş olmalı ki, boy adını baz alarak YORTANLI ifadesi yakıştırması yapılmıştır. 1223 yıllarından beri bu gelenek bu gün de sürdürülmektedir. Her yüksekten göç edene Yortanlı diyerek.
Aynı topraklarda yaşıyor, aynı havayı soluyor, her birimiz vergimizi ödüyoruz. Toplumda geride kalanlar oldukça, her sorumluluk sahibinin duyarlı olması gerekiyor. Ekonomide, kültürde, görgüde, eğitim ve öğretimde eksikleri gidermek; EŞİTLİK İLKESİNİ yaşatmak iktidarların ve sorumluluk bilinci kazanan tüm bireylerindir. Her basamak atlayan, geride kalanı hor görme geleneğini sürdüreceğine, halkla bağını koparmadan, kent burjuvazisi yaratılmadan, duyarlı olmak düşer bize. Yaşar SARIKAYA
Akademik çalışmadan bölümler ve tamamının linki:
FOTO: Nuray BİLGİLİ -Kıpçak kadın giysisi
KAYNAK:
KIPÇAKLARIN ÇORTAN/ÇORTON/CURTAN/CORDAN/YORTAN/YORDAN BOYU HAKKINDA Mehmet KILDIROĞLU*
…………… Kıpçak Terakimesi olduğu yönündeki rivayeti daha çok Kırım-Karadeniz-Sinop arasında belli dönemlerde kuzeyden güneye yapılan Kıpçak göçlerini ifade ediyor olmalıdır. Esasen Moğolların Kırım bölgesini istilaya başlamaları ve Kıpçak-Rus ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmalarından sonra(1223) Kıpçakların bir kısmı Kırım’a sığınmışlar ancak takip edildiklerini anlayınca Suğdak limanı üzerinden deniz yoluyla Sinop’a çıkarak Karadeniz kıyılarına yayılmaya başlamışlardır.
İkinci göç Kastamonu ve çevresini hâkimiyeti altında bulunduran Çobanoğlu beyi Hüsamettin Çoban’ın Sinop üzerinden Kırım’a geçerek gerçekleştirdiği Suğdak Seferi’nden sonra gerçekleşmiştir. Bu sefer Kıpçak ve Ruslar üzeri ne yapılmıştır. Hüsamettin Çoban Ruslar ve Kıpçakların ordusunu yenmiş, dönüşte azımsanmayacak miktarda Kıpçak boy, oymak ve kabilesini Sinop’a nakletmiş ve sahiller başta olmak üzere bunların yörede iskân edilmelerini sağlamıştır. Sinop-Bartın arasına yerleştirilmiş olan bu Kıpçaklar yakın zamana kadar ağız yapılarını korumuşlardır.
……….
Çortan(yortan) boyu bugün bile Gürcistan’da Cordaniya/Jordaniya denilen bölgede varlığını sürdürmektedir. Ancak bugünkü Gürcistan’da topraklarında kalan Çortan veya Jordan boyunun mensupları Gürcüleşmiştir.
Doç.Dr. Sayın Mutlu Kaya’nın çalışmasına geçmeden önce, Sinop köylerinde kaybolmaya yüz tutan ambarlarımız hakkında bir kaç cümle yazmak istiyorum. Dikmen Kadı köyünde, derleme çalışmaları yaparken görüntülediğim ambar, yörenin yüzünü ağartan özellik taşıyordu.
Ağaç ambarları da diğer kaybolan kültürlerimiz gibi koruyamadık. Sinop ambarları başlığında fotoğraflanıp sergilenmeliydi. İstanbul’da o kadar çok sayıda köy dernekleri olmasına rağmen, kültür alanında çok az çalışma yapıldığını görmek gerçekten üzücü. Kulağa kar suyu kaçırıp, dikkat çekme çalışmalarımdan hiç vaz geçmeyeceğim. Yaptıkları toplantılar, birliktelikler arasında köylerinin değerleri korumak da olmalı. Elindeki değerleri koruyanlar, yurdunu, milletini, doğasını, insanını, canlı cansız her şeyini koruma hassasiyetine sahiptirler.
Parmak ucuna baksa da insan, dünyada ne kadar özel olduğunu fark etse. Köyünün kentinin hafızasına sahip çıksa ve değerlerini korusa.
Mutlu KAYA, Sinop konulu bir çok çalışmaya imza atmış akademisyenlerimizden. Şimdi sunacağımız çalışmayı bana gönderdiği için kendisine çok teşekkür ediyorum. Dünya üzerinde ambarlar konusunu bilimsel olarak mercek altına almış, okumanızı tavsiye ediyorum.
Her zaman söylediğim gibi, insan hangi coğrafyada olursa olsun, hangi koşullarda yaşarsa yaşasın iradesi hep aynı adımları izliyor. Yaşar SARIKAYA-BİLKE
İşte çalışmanın GİRİŞ bölümü, tamamının linki de aşağıdadır:
Mutlu KAYA -Ege Coğrafya Dergisi 29 (2), 2020, 321-344, İzmir-TÜRKİYE Aegean Geographical Journal, 29 (2), 2020, 321-344, İzmir-TURKEY
Foto 11- İspanya’da çatı örtüsü olarak taş malzeme kullanılan bir ambar (Caxigalinas, 2020).
GİRİŞ
Amerikan coğrafyasının önemli isimlerinden Ellen Semple, “Influences of Geographical Environment” isimli eserinde insanı yeryüzünün sunduğu bir ürün olarak görmektedir. Bu, insanın yeryüzünün sadece bir çocuğu olduğu anlamında değil aynı zamanda yerin ona bir annelik yaptığı, onu beslediği, ona görevler verdiği, düşüncelerini yönlendirdiği, ona vücudunu ve aklını güçlendirecek zorluklar verdiği, ona denizlerde seyahat ve yeryüzünde sulama gibi problemleri ve zaman zaman da bunların çözümü için ipuçları verdiği anlamındadır. (Holt-Jensen, 2017).
Nitekim insan, doğada birçok zorlukla mücadele etmiş ve bunlara çözümler üretmiştir. Bu sorunlardan biri ve belki de en önemlisi yiyeceklerin daha sonra kullanabilmek için depolanması ve korunmasıdır. Bu çözümler, saklanacak ürüne göre değişiklik gösterirken saklanacak bölgenin doğal özellikleri de yöntem üzerinde belirleyici olmuştur. İnsanlar yiyeceklerini saklamak üzere salamura, turşu, tuzlama, kurutma gibi yöntemleri kullanırken bunların yanında kuyular kazarak, varsa çevrelerindeki mağaraların serin havasından yararlanarak gıda ürünlerini depolamaya çalışmışlardır. Tarım ürünlerini saklama araçlarından birini de ambarlar oluşturmaktadır. Bahsi geçen bu ambarların küçük olanları evlerin içlerinde bulunurken bunların daha fazla ürün saklama kapasitesine sahip olanları evlerin dışında ayrı bir birim olarak kendilerine yer bulmuşlardır. Evler ve ekili alanlar arasında ara konumda yapı olan ambarlar, farklı dönemlerdeki geleneksel yaşam tarzlarının ve insanlar ile üretim araçları arasındaki ilişkilerin bir yansımasıdır. Ambarların şekli ve kullanılan malzemeler, depolanacak tahıllara (pirinç, buğday, arpa, mısır, vb.), bölgenin iklimine, tahıl miktarına, inşaatçının fantezisine ve ekonomik araçlara göre değişkenlik göstermektedir. Pirinç, buğday, arpa, darı, vb. ürünlerin depolandığı ambarlar (Foto 1), Amerika kıtasının keşfi ile mısır bitkisinin dünyaya yayılması sonucu mısır ekim alanlarında şekil değiştirmiştir. Kuzey Amerika kökenli bir tahıl çeşidi olan mısır, klimatik şartların yetişmesine izin verdiği bölgelerde temel gıda maddesi haline gelmiş ve ambarların ona özel sakama koşullarına uygun hale getirilmesini sağlamıştır (Ozcan, 1970).
Her ülke ya da bölgede farklı isim kullanılan tahıl depolama yapıları için çalışmada hepsini kapsayacak şekilde ambar kelimesi kullanılacaktır.
İnsanoğlu nerede yaşarsa yaşasın, ihtiyaçları benzerdir. Yıl boyunca beslenmeye ihtiyacı vardır ve bu nedenle yılın belirli zamanlarında daha fazla miktarda üretmeyi başardığı yiyecekleri saklayarak yıl içine dağıtmaktadır. İşte bu koruma güdüsü tüm dünyada benzer yapıları ortaya çıkarmıştır (Ribeiro, 2016).
Temel gıda maddesi olan tahılların saklanabilmesi için yerden yükseltilerek nemden ve kemirgenlerden uzaklaştırılan ambarlar bunun en güzel örneklerindendir. Türkiye’de, Karadeniz Bölgesi’nde rastlanan serender, seren, serenti, sergen, nalya, tekir gibi isimlerle anılan yapının benzerlerine İspanya’da horreo, Portekiz’de espigueiros, Slovenya’da Cabazo, Norveç’te loft, İngiltere’de staddle, Yeni Zelanda’da Pataka gibi isimlerle rastlanmaktadır.
Bu çalışmada dünyanın farklı bölgelerinde dağılış gösteren bu ambarların özellikleri ortaya konularak benzer coğrafi şartlarda insanların birbiriyle iletişim içinde ya da olmadan buldukları benzer çözümler açıklanmaya çalışılacaktır. Konunun daha iyi ortaya konulabilmesi için sadece direkler üzerinde yerden yükseltilerek inşa edilen ambarlar çalışmaya dahil edilmiştir.
Çalışmanın tamamını aşağıdaki linkte bulabilirsiniz, dünya üzerindeki ambar fotoları ile birlikte: